💬

💬
🎧: Kahraman Deniz, Seni tanımasan
💬
Çoğu insan için saçmalık olsa da benim de içinde olduğum bir azınlık tarafından inanılan gerçek şuydu: Evrene gönderilen enerjiler.
💬
Hayatım boyunca kötü enerji yayan eşyalardan da insanlardan da uzak durdum. Bazen kendimde de o enerjiyi hissettiğim anlar olurdu ve o enerjiyi atabilmek için çıplak ayakla toprakta gezer, yaktığım güzel tütsülerin kokusu etrafımı sararken meditasyon yapar ya da başka yollar arardım. Kötü enerjiye inanıyordum. Kötü bir enerji sizi ölümle burun buruna bile getirebilirdi.
💬
Evrenle iletişimim de bu şekildeydi. Kötü enerjiyi istemediğim gibi kötü düşünceleri de istemiyordum. Evet, bu bazen beni oldukça zorluyordu çünkü duygulara hükmetmek, insanlara hükmetmekten daha zordu.
💬
Donuk gözlerle karşımda duran adama bakarken de zihnime dolan kötü düşünceleri engelleyemiyordum. Onun yüzünde de benimkine benzer bir ifade vardı ama ben onu zaten hiç gülerken görmemiştim, buna alışıktım. Ağırlığımı bir ayağıma verip öfkelenmemek, ona duygularımın gerçek yüzünü göstermemek için büyük bir çaba sarf ettim.
💬
“Sana bakmak için gelmiştim,” dedi benim konuşmayacağımı anladığında. “Annem tek olduğunu söyledi, annenle kardeşin de gitmiş.”
💬
“Evet,” dedim sakin olmasına özen gösterdiğim sesimle.
💬
Kaşları havalanırken, “Sen neden gitmedin?” diye sordu.
💬
Omuz silkip, “Çünkü evde kalmak istedim,” dedikten sonra çantamdaki anahtarlığı çıkardım. Ben anahtarı deliğe sokup kapıyı açarken beni izliyordu, hissedebiliyordum.
💬
Ben kapıyı açtığım sırada, “Ben dönerken istersen benimle gelebilirsin,” dediğinde, gözlerim karanlık holde takıldı, gözlerimi kıstım.
💬
Ona bakmadan, “Evde olmak benim için daha iyi, halledilecek işlerim var,” dedim. İçeri girip ayakkabılarımı çıkardıktan sonra ona doğru döndüm. “Hemen bakıp geri dönmek için gelmedin herhalde amca? İçeri gelsene.”
💬
Aynı mimiksiz yüzle bana bakarken başını salladı. Ben ışıkları açtığım sırada o da içeri girip ayakkabılarını çıkarmıştı. Ben salona doğru ilerlerken beni takip etti, aramızda ölüm sessizliği vardı fakat bu sessizliğin nedeninin babamın ölümünün olduğunu sanmıyordum. Çıkardığım kabanımı ve çantamı koltuğun kenarına bıraktım. Amcam yanımdan geçerek diğer koltuğun ucuna oturdu, üzerindeki siyah montunu çıkarıp yanına koydu.
💬
“Bir şey içmek ister misin?” diye sorarken dişlerim ağzıma dökülecek gibi sızlıyordu. Onun varlığı, bir kara bulut gibi tüm eve yayılmıştı.
💬
Kolunu koltuğun kolçağına koyarken, “Su alabilirim,” dedi sadece. Delici bakışları yüzümdeyken bedenimin kasılmasına engel olamıyordum.
💬
Başımı sallayıp koltuğa bıraktığım kabanımı ve çantamı aldım. Telefonumu almak istiyordum ama direkt telefonu alıp gitmem dikkatini çekebilirdi. Salondan çıkıp kabanımı ve çantamı portmantoya bırakırken kasıtlı birkaç gürültü çıkardım, sonra telefonumu alıp mutfağa geçtim. Mutfak dolabından aldığım bardağı tezgâha bırakırken bir yandan da telefonumun ekranını açıyordum. Bardağa suyu dökmeden önce mesaj bölümüne girdim.
💬
Tibet Suavi: Amcam burada.
💬
Mesajı yolladıktan sonra telefonu eteğimin kenarına sıkıştırıp tezgâha bıraktığım bardağı suyla doldurdum. Ben geri döndüğümde amcam hâlâ aynı şekilde oturuyor, halıyı izliyordu. İçeri girdiğimi fark edince başını kaldırıp bana baktı, gözlerinde gördüğüm ifade konusunda yanılıyor olamazdım. Bana bakarken gözlerinde gizlediği bir kuşku vardı.
💬
Ona uzattığım suyu alırken, “Teşekkürler,” diye mırıldandı. Bir şey söylemeden başımı sallayıp koltuğun kenarına oturdum. Suyundan bir yudum alıp bakışlarını tekrar bana çevirdi. “Seni en son iki sene önce mi görmüştüm? Büyümüşsün.”
💬
Bir an alayla güleceğimi, hatta kahkaha atacağımı sandım. “En sonra cenazedeyken gördün.”
💬
Söylediğim şey onu duraksattı, avucundaki bardağı daha sıkı kavradığını fark ettim. “Zorlanıyor olmalısın,” diye mırıldandı. Anlayışlı mı olmaya çalışıyordu? Öfkelenmemeliydim.
💬
“Evet,” dedim sakince. “Sen de zorlanıyor olmalısın, kardeşini kaybettin.”
💬
Başını yavaşça sallarken bana bakmadı. “Her ne kadar birbirimize bıçak çekip dursak da evet, o benim kardeşimdi.”
💬
Midem bulanıyordu. Sanki elimle ağzımı kapatmasam içimdeki organları bile kusacaktım. Parmaklarımı dudaklarıma sürterken burnumdan sert bir nefes verdim. Onunla burada oturup normal bir şekilde konuşuyor olmak bile kanıma dokunuyordu. Direkt olarak olmasa da bu durumda onun da parmağı vardı ve kardeşine bunu nasıl yaptığını sormamak için dilimi ısırıp duruyordum.
💬
Derin bir nefes alıp, “Her neyse,” dediğinde parmaklarımı koltuğun sert kumaşına bastırdım. Gözleri üzerimdeki kıyafetlerde gezdi. “Bir yere mi gitmiştin? Ben otoparktan çıkarken senin biriyle arabada olduğunu gördüm.”
💬
Bunun bende paniği yaratmaması gerekirdi ama yutkunmadan edemedim. “Bir arkadaşımın kuzeninin restoran açılışı vardı,” dedim istemeye istemeye ona açıklama yaparak. “Israr edince kıramadım.”
💬
“Anladım,” dedi iğneleyici bakışlarını yüzümden ayırmadan. “Normal hayata dönüyor olmak da zor olsa gerek.”
💬
Kurduğu cümle öyle bir yere parmağını bastırdı ki, burnumdan verdiğim nefes, ateş olup bizimle birlikte evi yakacaktı. Öfke, bir el gibi boynumu kavrayıp beni konuşmam için zorlarken dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. “Elbet her şey normale dönecek, olması gerektiği şekli alacak amca.”
💬
Yüzündeki ifade tuzla buz olurken bakışları yüzümde derinleşti. Sonra bir anda yüzündeki ifadeyi toplamaya çalışırken, “Ben kalkayım, sen de dinlen,” dedi ve ayaklandı. “Her ne kadar çok sıkı fıkı olmasak da ben senin amcanım, bir şeye ihtiyacın olduğunda bana ulaşmakta çekinme.”
💬
Onunla olan iletişimimi ilerletmek istemediğimden ayaklanıp, “Tamam,” dedim sadece. Belki onun ağzından laf alabilirim, onu izleyebilirim diye düşünmüştüm ama buna daha fazla dayanamayacaktım. Onun sesini duymak, beni delirmenin eşiğine getirmişti.
💬
Çıkardığı montu giyip kapıya yöneldi, o evden çıkıp giderken de aramızda hiçbir konuşma geçmedi. Babaannemin söylemesi üzerine buraya geldiğini düşünmüyordum. Onun yüzüne bakarken kafamda daha farklı düşünceler uyanmıştı. Otoparkta beni gördüğünü söylemişti. O halde Tibet’i de görmüştü. Nedense Tibet’i tanıdığını düşünüyordum.
💬
O gittikten sonra kapıyı kapatıp adımlarımı merdivenlere yönlendirirken elimi eteğimin kenarına attım, eteğin kenarına sıkıştırdığım telefonu elime aldım. Tibet’in attığı mesajı okudum, ne konuştuğumuzu sormuştu. Mesajına cevap vermek yerine onu ararken merdivenleri çıkıp odama doğru ilerledim.
💬
Telefonu, “Gitti mi?” diye sorarak açtı.
💬
Odaya girip kapıyı kapatırken, “Evet,” dedim, gözlerimi öfkeyle yumarken sırtımı kapattığım kapıya yasladım. “Otoparkta bizi görmüş.”
💬
Tibet’in güldüğünü duyunca kaşlarım çatıldı. “Panik mi yapmış?”
💬
“Panik yapmış gibi görünmüyordu.” Sırtımı kapıdan ayırıp yatağıma ilerledim. Telefonu hoparlöre alıp üzerimdeki ceketi çıkardım. “Seni tanıyordur değil mi?”
💬
“Tanıyordur,” dedi, derin bir nefes aldığını duydum. “Çok fazla korkak insan tanıma şansım oldu. Amcanın da onlardan biri olduğuna eminim. Yarın benimkini arar.”
💬
Ayakta dikilirken gözlerimi yatağın üzerindeki telefonun ekranına indirdim. “Ve sen çok rahatsın?”
💬
Bir kez daha alayla güldü. “Şimdi görmeseydi bile elbet haberi olacaktı, Niran,” dedi sakin bir sesle. “Endişelenme. Senin amcanın bu konuda hiçbir önemi yok. Önemli olan benimkileri inandırmak.”
💬
“Öyle diyorsan,” diye mırıldandım ama onun kadar sakin değildim. Aslında amcamın görmüş olması benim de umurumda değildi, bedenimin gerilmesine neden olan benim onu görmüş olmamdı.
💬
“Öyle diyorum,” diye mırıldandı benim gibi. “Saat geç oldu, sen de uyuyup dinlen. Bu akşamın nasıl bir etki yarattığına baktıktan sonra devam edeceğiz.”
💬
“Tamam,” dedikten sonra, “İyi geceler,” diye devam ettim cümleme.
💬
“İyi geceler, Niran.”
💬
🌪️
💬
Parmaklarımı ritmik bir şekilde direksiyona vururken gözlerim yanan kırmızı ışıktaydı. Yapmam gereken şeyler olduğunu hatırlayınca sabah erkenden kalkıp evden çıkmıştım. Yeni bir kimlik başvurusundan sonra banka kartlarım için de başvuru yapmıştım. Sonrasında mezarlığa uğramış, toprağın üzerindeki solmuş çiçekleri temizlemiş, toprağı tazeleriyle süslemiştim. Artık mezarını çevreleyen siyah bir mermer vardı. Bir gün onu içine alan siyah mermerlerin yerine beyaz mermerler alacaktı ama bunun için ilk önce onun huzurla uyuduğuna emin olmam gerekiyordu.
💬
Yeşil ışık yanında aracı hareketlendirdim. Telefonum sesi aracın içinde çınlamaya başladığında elimi deri ceketimin cebine atıp telefonu çıkardım. Arayan babaannemdi. Sabah annemle konuşmuştum ama onunla konuşmamıştım. Aramayı cevapladığımda, telefon araca bağlı olduğu için karşı taraftan gelen hışırtılar araca doldu. “Efendim babaanne?”
💬
“Nasılsın, güzel torunum?” dedi nahif sesiyle. “Dışarıda mısın? Araç sesleri geliyor.”
💬
“Evet, kimlik ve banka kartlarının yenilenmesi için dışarı çıkmam gerekti,” dedim gözlerimi akıp giden yola dikerek. “İyiyim, sen nasılsın?”
💬
“İyiyim iyiyim,” dedi hafifçe gülüp. “Terasta oturuyorum. Annen mutfağa geçti, bize kahve yapacakmış.”
💬
Gülümsedim. “O da iyi mi?”
💬
“İyi diyelim de çabucak iyi olsun,” diye mırıldandı. “Arkadaşının da bizimle gelmesi iyi oldu, yalnız bırakmıyor onu. Kardeşin de iyi, Burcu geldi sabah, onunla birlikte odadalar.”
💬
“Sevindim babaanne,” dedim rahat bir nefes verip.
💬
“Ben şey için aradım,” deyince dikkatimi ona verdim. “Sabah bir adam aradı beni, polisti galiba.” Kaşlarım çatılırken gözlerim titreyen telefona indi. Başak arıyordu. Ama biriyle konuştuğumu fark etmiş olmalı ki arama kapanmıştı. “Senin bahsettiğin adamla ilgili bir gelişme olmamış henüz, onu haber vermek için aramışlar.”
💬
“Bir gelişme olacağını da sanmıyorum,” diye mırıldandığımda babaannem bir yorum yapmadı. “Kapatırlar o konuyu da yakında.”
💬
Babaannem bu konuyu daha fazla telefonda konuşmak istemiyor gibi konuyu değiştirerek, “Amcan gelmiş akşam yanına,” dedi.
💬
Bakışlarım donuklaşırken, “Evet,” dedim sadece. Babaannem bu konuda da konuşmak istemediğimi anlayıp başka bir şey söylemedi.
💬
Onunla olan konuşmam bittikten sonra Başak’ı aradım. Hanzade’yle birlikte olduğunu ve beni görmek istediğini söylediğinde, evde olmadığımı söyledim. Bunun üzerine beni kahve içmek için bir mekâna çağırdığında onu kırmak istemediğimden kabul ettim. O bana mekânın konumunu atınca aracın yönünü değiştirmek zorunda kaldım, attığı konumdaki kafeye daha önce gittiğimi hatırlamıyordum.
💬
Gönderdiği konuma yaklaştığımda aracı başka yere park etmek zorunda kaldım çünkü bulunduğu sokağa araç girmiyordu. Arabamı park edip çantamı alarak araçtan indim. Kafenin bulunduğu sokağa girdiğimde daha önce buraya geldiğimi hatırlamıştım. Karaköy’ü seviyordum, sürekli gittiğimiz belli kafeler, mekanlar vardı. Bu sokaktaki bir kafeye de daha önce gelmiştik ama şu an gideceğim kafeye önünden geçmiş olsam da daha önce gitmemiştim.
💬
Ellerimi deri ceketimin ceplerine sokup yürümeye devam ettiğim sırada gözlerim sokaktaki insanlardaydı. Hepsinin yüzünde mutlu bir ifade vardı. Bugün onlar için iyi bir gün müydü yoksa hepsi birer maske mi takmıştı bilmiyordum. Buna karar vermek zordu, bazı insanlar ruh hallerini çok iyi gizleyebiliyordu. Yine de maske takmamış olmalarını, mutlu olmalarını diledim. Yüzümdeki mutsuz ifadeyle onların gülüştüğü sokağa bir karabasan gibi çökmek istemedim.
💬
Kafenin önüne geldiğimde ellerimi ceketimin cebinden çıkardım. Elimi kafenin eski görünümlü kapısına bastırıp kapıyı ittiğimde hoş bir rüzgâr çanı kulaklarıma doldu. Mekân nostaljik görünse de elit bir yerdi. Mekânın camlarının etrafını saran sarmaşıkların bir benzerinin içeride de olduğunu fark ettim. Masaların çoğu doluydu, yüksek sesle konuşan olmasa da insanların sesi birleşip bir uğultu oluşturuyordu. Başımı sola doğru çevirdiğimde Hanzade’nin elini kaldırıp salladığını gördüm. Ona hafifçe gülümserken adımlarımı oturdukları, cam kenarında olan masaya doğru attım.
💬
Ben masaya yaklaştığımda Başak hızla sandalyesinden kalkıp bana doğru atıldı. Kolları omuzlarımın etrafını sararken, “Seni çok özledim,” dedi buruk bir sesle. Elimi arkadaşımın kızıl, kıvırcık saçlarına bastırıp çenemi omzuna sürttüm. Gözlerim bize bakan Hanzade’deydi.
💬
“Ben de seni özledim,” diye mırıldandım o benden yavaşça ayrılırken.
💬
Elini yanağıma bastırıp yüzümü inceledikten sonra, “İyi görünüyorsun,” diye fısıldadı. Öylece ona baktım. Bunu iyi hissetmem için söylüyorsa bile hiçbir etkisi olmayacağını biliyor da olmalıydı. “Gel otur hadi, tenin buz gibi olmuş.”
💬
Başımı sallayıp onların karşısındaki sandalyeyi çektim, sandalyeye oturmadan önce çantamı yanımdaki boş sandalyeye bıraktım. Başak, bana ve Hanzade’ye oranla daha deli doluydu, daha sıcak kanlıydı. Kızıla boyadığı kıvırcık saçları onu son gördüğüm zamankinden daha uzundu. Bana bakan yeşil gözlerinde büyük bir endişe ve mahcupluk vardı.
💬
“Seni görmeye daha önce gelmeliydim,” dedi elini masanın üzerindeki elime uzatıp. “İstanbul’a dönerken biraz sorun yaşadım.”
💬
Başımı sallarken, “Hanzade bahsetti,” diye mırıldandım. “Dert etme, iyiyim ben.” Hanzade’nin yoğun bakışlarının yüzümde olduğunu hissediyordum. “Ailenle olan durumunu çözebilmişsindir umarım.”
💬
Başak elini havada sallayıp, “Şu an bir önemi yok, bir şekilde hallederim ben,” dedi umursamaz bir sesle. “Buraya benimle ilgili konuşmak için değil arkadaşım için geldim. Kahve söyleyelim mi sana?”
💬
“Olur,” diye mırıldandım. Bunaldığımı hissedince üzerimdeki deri ceketi çıkarıp yan çantamın üzerine attım. İçerisi biraz sıcaktı. Başak garsonu çağırdığında ve garson masamıza geldiğinde, sade bir Türk kahvesi siparişi verdim. Ayılmam, kendime gelmem gerekiyormuş gibi hissediyordum.
💬
“Okulu dondurmakla en iyisini yaptın,” dedi Başak ortamdaki sessizliği kırma isteğiyle. Melani abla ve Melin nasıllar?”
💬
Ellerimi masanın üzerinde birleştirirken, “Ne kadar iyi olabilirlerse,” dediğimde Başak üzgün bakışlarını yüzümde gezdirdi. “Babaannem dönerken onları da yanında götürdü. Artvin’de kalacaklar bir süre.”
💬
Başak’ın malum soruyu soracağını anlayan Hanzade, “Sen neden gitmedin diye sorma, ters tepiyor,” deyip yavaşça güldü. Başak dudaklarını bükerken tebessüm ettim.
💬
Siparişim geldiğinde fincandaki kahveden küçük bir yudum alıp, “Ee, seninkiyle durumlar nasıl?” diye sordum Başak’a. İlk başta sorumu yadırgadı, nasıl bir cevap vermesi gerektiğini bilmiyormuş gibi bir süre yüzüme baktı. Ama sonra benimle ilgili olan konulardan uzaklaşmak istediğimi fark etmiş olacak ki gülümseyerek anlatmaya başladı.
💬
Başak en son görüşmemizdeki gibi platonik aşkından bahsetti, Hanzade sürekli gözlerini devirip bu işten vazgeçmesi gerektiğini ona bininci kez söyledi. Her zamanki gibi aralarında tatlı bir sürtüşme başladı ve ben onları tebessümle izledim.
💬
Dünyam bir akşam vakti başıma yıkılmıştı, bir enkazın değil, bir okyanusun altında kalmış, boğulmak üzereyken kurtulmuştum. Nefes aldığımı fark ettiğimde, nefes almamayı dilemiştim. Yanımda kimsenin olmasını istememiş, insanların beni bir ölüymüş gibi görmesini, yanıma yaklaşmamasını istemiştim. hâlâ istiyor muydum? Evet. Bir süre daha etrafımda insanların olmasını istemiyor, tek başıma kalmak istiyordum. Ama şimdi burada olmak, onların karşımdaki tatlı atışmalarını izlemek bile bir nebze normal ve iyi hissettirmişti. Bu küçücük şey bile bana vicdan azabı çektirirken, ben nasıl normal hayatıma dönebilirdim?
💬
Biliyordum, zaman gerekiyordu.
💬
Onların gülüşleriyle, benim tebessümümle renklenen masada bir saatten fazla zaman geçirdik. Saat öğlen ikiye gelirken Başak işleri olduğu için yanımızdan ayrılmak zorunda kalmıştı. Hanzade kalkmak isteyip istemediğimi sorduğunda da kalkmak istememiştim. Nedense içimdeki bu tüy hafifliğinin biraz daha sürmesini istiyordum.
💬
Elim çenemde bir şekilde dışarıyı izlerken gözlerim karşı taraftaki bir kafenin camına kilitlendi, gözlerim kısıldı. Kafenin sokağa bakan kısmı açıktı ve açık alandaki masalardan birinde oturan adamı tanıyordum. Hiç beklemediğim bir anda Tibet’i görmek, şaşkınca ona bakakalmama neden oldu. Onu yan profilden görüyordum, karşısında oturan kadınla koyu bir sohbetin içindeymişler gibi görünüyordu.
💬
Elimin üstündeki baskıyla irkilerek önüme döndüğümde, Hanzade’nin endişeli bakışlarıyla karşılaştım. “İyi misin?” diye sorunca başımı yavaşça salladım.
💬
İçimde aniden yükselen hisle, “Seninle konuşmam gereken bir şey var,” dediğimde, Hanzade kaşlarını çattı.
💬
Yüzümdeki ciddi ifade onun da ciddileşmesine, dikleşip masaya doğru eğilmesine neden oldu. “Benimle istediğini konuşabilirsin.”
💬
Sertçe yutkunup, “Sana o günden ve sonraki günlerden bahsedeceğim,” dedim, arkadaşımın bakışlarındaki endişe büyüdü.
💬
Belki bu konuşmayı ertelemeliydim ama nedense bugün onlarla vakit geçirince, hiç değilse ne durumda olmam gerektiğini birisinin bilmesi gerektiğine karar verdim. Başak’a da güveniyordum fakat onu böyle bir konuya çekmek istemiyordum, onun özel hayatındaki sorunların da farkındaydım. Hanzade ona nazaran daha çok hayatımın içinde olmuştu ve bu onunla daha rahat konuşabileceğim bir şeydi.
💬
“O gün gemiye bir adam bindi,” diyerek konuya girdiğimde ellerini masaya koyup tüm dikkatini bana verdi. “Gemiden biri değildi. Onu gemiden indirmeye çalıştım. Sonra bir şeyler oldu ve gemiden atlarken beni de beraberinde götürdü. Bu sayede patlama anında gemide değildim.”
💬
“Bir adam seni mi kurtardı?” diye sordu şaşkınca. “Geminin patlayacağını biliyor muymuş?”
💬
Derin bir nefes alıp, “Bilmiyormuş,” dediğimde, “Bilmediğini nereden biliyorsun?” diye sordu, sonra gözleri büyüdü. “Yoksa peşine mi düştü?”
💬
Elimi kaldırarak, “Hayır, öyle değil,” dedim. “Yani biraz öyle. Neyse.” Elimi boynuma atıp boynumu yavaşça ovarken göz ucuyla karşı taraftaki kafeye baktım. hâlâ oradaydılar. Gözlerimi tekrar arkadaşıma çevirip konuşmaya devam ettim. “Polise ifade verdikten sonra yanıma geldi. Polise ondan bahsetmiştim, onu görünce ihbar etmek istedim ama söylediği bazı şeyler kafamı karıştırdı.”
💬
Şimdi gözlerinde sadece endişe değil korku da vardı. “Sana ne söyledi bebeğim?”
💬
“Geminin patlatılacağını o da son anda öğrenmiş, yani gemideyken. Bu doğru çünkü gemideyken telefonla konuştu ve bunu ona telefondaki kişi söyledi,” deyip sıkıntılı bir nefes verdim. “Gemide olmaması gereken değerli tarihi eserler varmış. O zaman bana babamın da işin içinde olduğunu söyleyince panikledim, susmak zorunda kaldım.”
💬
“Bir dakika bir dakika,” dedi bana doğru eğilerek. “Diğer konuya sonra geleceğiz ama patlamayı telefonda öğrendi dedin. Gemide patlayıcı olduğunu mu sonradan öğrenmiş yoksa onun gemide olmasıyla o patlayıcıları aktifleştireceklerini mi sonradan öğrenmiş?” Hanzade’nin sorusuyla duraksadım. “Ona inanmış olamazsın.”
💬
“Ben…” Ne diyeceğimi bilemeyerek öylece yüzüne baktım. Bunu Tibet’e sormamıştım. Peki fark eder miydi? Fark ederdi. Öfkelenmemek için parmaklarımı sıktım. “Bu işe giren onun amcasıymış.” Hanzade dehşetle bana baktı. “Ve amcası onun da babasının ölümüne sebep olmuş.”
💬
Hanzade elini kaldırdı, bedenini geriye doğru bırakarak sırtını sertçe sandalyenin sırtına çarptı. Yüzündeki şok olmuş ifadeyle yüzüme bakakalmıştı. “Ne diyorsun sen?”
💬
“Bak,” dedim kendimi ona daha iyi açıklama isteğiyle masaya doğru eğilirken. “Bazı şeyler çok karmaşık görünüyor biliyorum ama bana bir teklifle geldi ve ben de bunu kabul ettim. Etmek zorundaydım, Hanzade. Neler olduğunu öğrenmeliyim.” Parmaklarımı saçlarımın arasına daldırırken gözlerim kısıldı. “Bak ben on dakika önce gördüğüm babamın on dakika sonra ateşlerin içinde kaldığı anı gördüm ve onun denizden çıkan parçalanmış bedenini teşhis etmek zorunda bırakıldım, tamam mı? Ne olursa olsun yapmalıyım.”
💬
Yüzündeki dehşet silinmese de anlayışın da orada olduğunu görebiliyordum. “Peki sana ne teklif etti o adam?” Tekrar doğrulup bana doğru yaklaştı. “Şantaj gibi bir şey mi?”
💬
Başımı iki yana salladım. “O da amcasının peşindeymiş. Bir nevi babasının intikamını almak istiyor,” dedim saçlarımdaki parmaklarımı boynuma indirirken. “Sanırım bu olayda suçlu hissettiği için de bana yardım etmek istiyor. Onun ailesine yakın olmamı, beraber hareket etmeyi teklif etti.”
💬
“Ailesine nasıl yakın olacaksın?” diye sordu şüpheyle. “O tür insanlara yaklaşırsan sen de mahvolursun, Niran.”
💬
“Ben yeterince mahvoldum, Hanzade,” derken sesim sert çıkmıştı. “Bir süredir sanki berabermişiz gibi hareket ediyor, amcasının oğlunun dikkatini üzerimize çekmeye çalışıyoruz. Sevgili gibi yani.” Yüzümü buruşturdum. “O adamın ve ona yardım edenlerin hak ettiğini bulmasını istiyorum.” Amcam da bu işte diyemedim, midem kabul etmedi.
💬
“Sen ne yapabilirsin ki?” diye sızlandı. “Bu zamana kadar yakalanamamışlar belli ki, işlerini temiz yapıyor olmalılar. Sen buna nasıl müdahale edebilirsin ki?”
💬
Gözlerimi masanın cam yüzeyine indirdim. “Elimden ne geliyorsa yapacağım,” diye fısıldadım. “Bu kadar şeyden sonra öylece oturup geçmesini bekleyemem.”
💬
Elini elimin üzerine koyduğunda gözlerimi kaldırarak ona baktım. “Bana anlattığın için teşekkür ederim. Eğer hiçbir şeyden haberim olmasaydı yanında olamadığım için kendimi çok kötü hissederdim,” dedi gözlerimin içine bakarken. “Belli ki bazı şeyleri sen de tam olarak anlatamıyorsun, önemli değil. Yüzeysel de olsa konuyu öğrenmiş oldum. Tek istediğim dikkatli olman ve kendini daha boktan bir duruma sokmadan önce anneni ve kardeşini de düşünmen.” Kaşlarım çatıldığında başını iki yana salladı. “Sana hiçbir şey yapma demiyorum, ne yapmak istiyorsan onu yap elbette ama adımlarını dikkatli at. O adama da körü körüne güvenme.”
💬
Bir şey söylemeden başımı sallamakla yetinip gözlerimi dışarıya çevirdiğimde Tibet’in kafeden ayrıldığını, oturdukları masanın boş olduğunu gördüm. “Kalkalım mı?” diye sorup başımı arkadaşıma doğru çevirdim. Hanzade başını salladığında çantama yöneldim.
💬
Hanzade hesabı öderken çalan telefonumla dikkatim dağıldı. Deri ceketimi giyip elimi cebime attım. Telefonun ekranına baktığımda arayanın Tibet olduğunu görünce kaşlarım çatıldı. Neden arıyordu? Bir durum mu olmuştu? Çatık kaşlarla telefonu cevaplayıp, “Efendim?” dediğimde Hanzade’nin gözleri bana döndü.
💬
“Evde misin?” diye sorması kaşlarımı daha sert çatmama neden oldu.
💬
“Hayır,” deyip alt dudağımı yaladım. “Senin çıktığın kafenin karşısındaki kafede oturuyorum.”
💬
Bir an duraksadığını hissettim. “Bekle, geliyorum,” dedi ve ben Hanzade’nin yanımda olduğunu söyleyemeden telefonu kapattı.
💬
Çatık katlarla telefonun ekranına bakarken, “Ne oldu?” diye sordu Hanzade. Sandalyeden kalkmıştı ve oturmakla ayakta durmak arasında kalmış gibi görünüyordu.
💬
“Tibet geliyormuş,” dediğimde kaşlarını kaldırdı. “Yani az önce bahsettiğim adam.”
💬
“Neden geliyor?” Sesi öfkeli çıkmıştı. Omuz silktiğimde çantasını yanındaki boş sandalyeye bırakıp tekrar yerine oturdu. “Gerçi iyi oldu. Kimmiş bir de ben göreyim.”
💬
Tibet’ten hoşlanması için bir sebep yoktu, aksine öfkeli hissetmesi için birçok sebep vardı, bu yüzden tavrını yadırgamıyordum.
💬
Tibet’in oturduğumuz kafeye gelmesi çok uzun sürmedi, belli ki beni aradığında buradan çok uzaklaşmamış, kafeden yeni çıkmıştı. O içeri girip gözlerini etrafta gezdirerek bizi bulduğunda ben çoktan gözlerimi ona dikmiştim. Hanzade de ona bakışımı fark edip bakışlarını Tibet’e yönlendirmişti. Tibet, Hanzade’nin yanımda olduğunu görünce bir an duraksadı. Telefonu kapatmasaydı zaten bundan haberi olurdu.
💬
Yanımdaki sandalyeye koyduğum çantamı onun oturması için kucağıma alırken, “Merhaba,” dedi. Sandalyeyi çekip temkinli bir şekilde oturdu. Hanzade’nin varlığı onun için beklenmedikti.
💬
“Merhaba,” dedi Hanzade ona dik dik, düşmancıl bir ifadeyle bakarken.
💬
Tibet ona göz ucuyla baktıktan sonra gözlerini yüzüme çevirdi. “Arkadaşınla olduğunu bilseydim gelmezdim.”
💬
Ona sahte bir gülümsemeyle bakıp, “Telefonu direkt kapatmasaydın söyleyecektim,” dediğinde önce gözlerime, sonra da dudaklarımdaki sahte gülümseye baktı.
💬
Dikkatli bakışları benden ayrılıp arkadaşıma döndü. “Kusura bakma,” dedi Hanzade’ye.
💬
“Sorun yok, biz de senden bahsediyorduk,” dedi Hanzade yapmacık bir gülüşle.
💬
Tibet kaşlarını kaldırıp bana bakarak, “Arkadaşına sevgili olduğumuzu mu söylüyordun?” diye sorduğunda, Hanzade’nin, “Hayır, nasıl sahte sevgili olduğunuzu,” demesiyle Tibet’in bakışları yüzümde dondu.
💬
Tibet’in kaşları sertçe çatıldı. “Ona anlattın mı?”
💬
Hanzade, “Evet?” dediğinde, Tibet elini kaldırarak, “Niran’la konuşuyorum,” dedi, bu Hanzade’nin öfkeyle nefesini sesli bir şekilde vermesine neden oldu.
💬
“Evet, anlattım,” dedim Tibet’in gözlerinin içine bakarken. “O benim arkadaşım.”
💬
“Böyle bir konuyu arkadaşına da anlatmamalıydın, Niran,” dedi Tibet çatık kaşlarla yüzüme bakarken. “Bu öylesine sadece seni ilgilendiren bir konu değil, beni de deşifre etmiş oluyorsun.”
💬
Bir an küçük bir pişmanlık hissetsem de “İlkay da senin arkadaşın ama o da her şeyi biliyor. Bunda ne var?” diye sordum, benim de onun gibi kaşlarım çatılmıştı.
💬
“Çünkü İlkay başından beri benimle bu işte,” dedi dişlerinin arasından. Gözlerindeki öfkeyi gördüm. Bana karşı ilk kez öfkeyle bakması bir şey hissettirmese de duraksamama yetmişti.
💬
“Hey, deşifre olmak falan,” dedi Hanzade ama o cümlesini tamamlamadan, “Ben de yolun başındayım, bu durumda Hanzade de en başından benimle olmuş olur,” dedim inatla gözlerimi Tibet’e dikmişken.
💬
Bir süre sessizce gözlerime baktı, gözlerimi ondan ayırmadım. Çatık kaşları düzelirken, “Tamam,” diyerek masadaki uğursuz sessizliği bozdu. “Ama ondan başkasına anlatmamalısın. Ne kadar çok insan bilirse o kadar adım atacağımız yer sallantıda olur. İlkay’dan başka bilen yok.”
💬
Başımı yavaşça sallarken gözlerimi yüzünden ayırdım. “Hanzade’den başka bilen olmayacak.”
💬
Ona bakmasam da başını salladığını gördüm. Sonra az önce hiçbir şey olmamış gibi önüne dönerek elini Hanzade’ye uzattı. “Ben Tibet,” dedi Hanzade’ye dikkatle bakarken. “Tibet Suavi.”
💬
Hanzade ilk önce ona uzanan ele baktı, sonra da bana. Ben gözlerimi yavaşça açıp kapatınca elini ona uzatıp, “Hanzade,” dedi, çatık kaşlarla ona bakmaya devam ediyordu. “Zaten duydun.” Tibet tekrar başını sallayıp arkadaşımla el sıkıştıktan sonra geri çekildi. “Seni daha önce görmüş gibiyim.”
💬
Tibet kaşlarını kaldırıp, “Görme ihtimalin yüksek,” dediğinde gözlerimi devirdim.
💬
“Kendisi ünlü bir aileden geliyor,” derken sesim baygın çıkmıştı. “İnternette falan görmüşsündür.”
💬
“Olabilir,” dedi Hanzade ilgisizce. “Neyse. Belli ki konuşacak şeyleriniz var, ben kalkayım.” Çantasına uzanırken göz ucuyla Tibet’e baktı. “Tekrar karşılaşacağımıza eminim. Arkadaşımı beladan uzak tuttuğuna emin ol.”
💬
Tibet bir cevap vermedi. Hanzade çantasını alıp kalktıktan sonra ben de ayaklandım ve onunla vedalaştım. Yeterince şey öğrenmişti, şu an için daha fazlasına şahit olmasına da gerek yoktu. O da aynısını düşünüyor olmalı ki tehlikeli olduğunu düşündüğü ama şirin görünen bakışlarını Tibet’e yöneltip yanımızdan ayrılmıştı. O gittikten sonra Tibet yanımdan kalkıp karşımdaki sandalyeye oturdu. Genelde bir gelişme falan olduğunda benimle iletişim kuruyordu ve bu da şu anki merakımı arttırmıştı.
💬
Yine de onun söyleyecekleri, şu an kafamda dönüp duran düşünceden daha önemsiz geldiğinden, “Bir şey soracağım,” diyerek ellerimi masanın üzerinde birleştirdim. “Sormam gerekiyor.”
💬
Başını sallayıp, “Sor,” dedi.
💬
Dudaklarımı yalayıp ıslattıktan sonra, “Patlamadan haberim yok demiştin,” dediğimde, başını sallayarak devam etmemi bekledi. “Patlayıcı olduğundan mı haberin yoktu yoksa patlayıcı olduğunu biliyordun da o an patlatacaklarından mı haberin yoktu?”
💬
Sorum, yüzüme bakakalmasına neden oldu. Aniden bunu neden sorduğumu anlamamış gibi bakıyordu. Bunu sormam gerekiyordu çünkü vereceği cevap onunla ilgili olan düşüncelerimi etkilerdi. Patlayıcı olduğunu bilmesine rağmen bu riski alıp gemiye binmesi demek, gemidekilerin hayatını yok sayması demekti.
💬
“Patlayıcı olduğunu bilmiyordum,” dedi sonunda konuştuğunda. Benim gibi ellerini masanın üzerinde birleştirdi. “İlkay telefonları dinliyordu, adamların patlayıcıdan bahsettiğini ve patlatacaklarını duyduğunda direkt beni aradı.”
💬
İçimi kaplayan huzursuzluk, verdiği cevapla bir nefes gibi bedenimi terk etti. Aksi olsaydı, insanların hayatını hiçe sayan birine ne güvenirdim ne de onunla iş birliği yapardım. Hoş ona tam olarak da güveniyor değildim…
💬
“Anladım. Teşekkürler cevapladığın için,” dediğimde aynı dikkatli ifadeyle bana bakmaya devam etti. “Sen neden aramıştın? Bir şey mi oldu?”
💬
Konuyu birden değiştirmemi garip karşılasa ve bunu ifadelerine yansıtsa da o da üstelemedi. “Sabah kahvaltıda Görkem senden bahsetti,” deyince kaşlarım havalandı. “Yani benim bir sevgilim olduğundan. Bu da amcamın dikkatini çekti, seninle ilgili birkaç soru sordu.”
💬
“Kim olduğumu sordu mu?”
💬
“Hayır,” dedi bir eliyle diğer elinin üzerini ovalarken. “Bence direkt sorup beni sıkıştırmak istemedi ama Görkem’den öğrenir bunu.”
💬
“Desene Görkem, Irmak’tan daha dedikoducu çıktı,” dedim alayla gülerek.
💬
“Onunkisi dedikodudan ziyade beni ortaya atmak,” dedi gözleri kısılırken. “Bu aralar amcamın gözü onun üzerinde. İşle alakalı birkaç sorun olmuş. Odağı kendi üzerinden çekme niyetinde.”
💬
“Senin bir sevgilinin olması amcanın dikkatini dağıtacak kadar önemli bir konu mu?” diye sorduğumda başını salladı.
💬
“Babamdan sonra onda bir şeyler değişti,” derken yüzü gerilmişti. “O bana hep düşkündü ama babamdan sonra her konuda üzerime düşmeye başladı. Bunun bir suçluluk duygusu olmadığının farkındayım.”
💬
“Seni kafeste tutmak istiyor,” dediğimde gözlerimin içine baktı. “Kendi yarattığı kafesin içinde.”
💬
“Öyle,” dedi umursamazca. “Öyle olduğunu sanması işime gelir.”
💬
“Bunu bana telefonda da söyleyebilirdin,” dedim kaşlarımı kaldırarak. Bakışları gözlerimde dondu, bir yorum yapmadı. “Başka bir şey mi var?”
💬
“Bir şey yok da,” dedi tereddütle. “Bir konu hakkında kararsızım.”
💬
Derin bir nefes alıp, “Sorun ne, Tibet?” diye sordum, karmaşık şeylere artık tahammülüm yoktu.
💬
“Geçen gün abimi ziyarete gittim,” dediğimde anladığımı belirtmek için başımı salladım. “Yaşanılanları anlattım, senden de bahsettim.” Başımı omzuma doğru eğip ona bakmaya devam ettim. “Seni görmek istedi.”
💬
Duraksayıp, “Beni mi görmek istedi?” diye sordum şaşkınca.
💬
“Evet,” dedi omuz silkip. “Açıkçası yaptığımız plandan pek hoşlanmadı. Anlaşılan seni görüp sana güvenmesi gerek.”
💬
“Ne yani, abimin gözü beni tutmazsa, bana güvenmezse devam etmeyecek miyiz?” diye sorarken sesim öfkeli çıkmıştı.
💬
“Bu sonraki aşamada düşüneceğimiz bir şey, Niran.” Kaşlarımı çattım, bu durum bana saçma gelmişti. “İlerlerken ona ihtiyacımız var. Sorun, seni oraya öylece sokamam. Ben neyse, sonuçta oradaki benim abim ama seninle gitmem amcamın dikkatini çeker.”
💬
“Ee, ne yapacağız?”
💬
“Gizli bir görüşme ayarlatabilirim ama senin de kabul etmen gerek,” dedi gözlerime bakarken. “Sonuçta istemiyorsan seni zorla götüremem.”
💬
“Ona ihtiyacımız olduğunu söyledin. Eğer öyleyse başka şansım kalmıyor, geri adım atamam,” dediğimde burnundan sesli bir nefes verdi. Bu duruma hâlâ anlam veremesem de kabul etmeliydim. Bir yerde abisini de anlayabiliyordum. Onun için bu konu ailevi ve önemliydi, dışarıdan birine öylece güvenmemek istememesi normaldi.
💬
“Tamam öyleyse, ben bu konuyu halledip sana da haber veririm.”
💬
Başımı sallarken telefonumun ekranından saate baktım. Saat dörde geliyordu. Gözlerim hâlâ ekranda duran fotoğrafımızı es geçti. Onun bana her detayı anlattığını bildiğimden kafamdakileri onunla paylaşmak istedim. Telefonu kenara bırakıp ona döndüğümde beni izlediğini gördüm. “Orhan diye biri var,” diyerek konuya girdim. “Sana daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum. Babamla yakın arkadaşlardı, o da gemideydi.”
💬
“Onunla ilgili mi bir sorun var?” diye sorarken kaşları çatılmıştı.
💬
“Emin değilim ama içimde de bir kuşku var,” deyip yanaklarımın içini havayla doldurdum. Tuttuğum nefesi yavaşça verdim. “Eve gitmeden önce ailesini ziyaret edeceğim. Sonuçta arada sırada da olsa görüştüğüm insanlardı.”
💬
“Gelmem gerekiyor mu?”
💬
Başımı iki yana salladım. “Öylesi çok dikkat çeker, ben hallederim.”
💬
“Peki öyleyse,” deyip kolundaki saate baktı. “Ben de kalkayım, bir iş görüşmem daha var.”
💬
Gözlerimle karşıdaki kafeyi işaret edip, “O da mı iş görüşmesiydi?” diye sorduğumda alayla güldü.
💬
“Öyle de denebilir.”
💬
Hesap zaten ödendiği için bir işlem yapmadan birlikte kafeden ayrıldık. Arabama kadar sessizce birlikte yürüdük. Ben arabama bindiğimde başını sallayarak selam vermiş, sonra da kendi aracının olduğunu düşündüğüm yöne doğru yürümeye başlamıştı. Bir süre onun gidişini izledikten sonra aracı çalıştırıp yola koyuldum. Aslında bu düşünce aklıma yeni oturmamıştı. O gün babamın bilgisayarını karıştırdıktan sonra Orhan konusu benim için araştırılması gereken bir konu haline gelmişti.
💬
Evlerinin nerede olduğunu biliyordum, olduğum konumdan çok da uzak değillerdi ama akşam trafiğine yakalanacağım kesindi. Ailesinden bir şey çıkacağını düşünmesem de hiç değilse içim rahat ederdi. Bir oğlu vardı. Oğlu benden iki yaş büyüktü. Orhan amcanın yaşadığını düşünmesem de bir gelişme olup olmadığını da bilmiyordum. O kadar büyük bir patlamadan kimsenin sağ çıkamayacağının ailesi de farkında olmalıydı. Ekin, yani Orhan amcanın oğlu annesiyle bir başına kalmıştı. Evlerindeki sessiz, acıya ait olan o çığlıkları evlerine yaklaşmamış olsam da duyabiliyordum. Çünkü aynı çığlıkların olduğu evde günlerim geçiyordu.
💬
Yakalandığım yoğun trafik, onların evlerine bir saatte ulaşmama neden oldu. Normalde on dakikaya gidebileceğim yolu bir saatte gitmek de öfkelenmeme yetiyordu. Girdiğim sessiz sakin mahallede ilerlerken gözlerim etrafımı saran evlerdeydi. Yüksek binalara bakarken hangi blokta oturduklarını hatırlamaya çalışıyordum. Orhan amcanın iyi bir kazancı vardı, oturdukları sitenin kiralarının yüksek olduğu da belli oluyordu. Evin onlara ait olmadığını, kiracı olduklarını ve Ekin’in de henüz yeni mezun olduğunu biliyordum. Bir an yaşayacakları zorluğu düşünmek boğuluyormuşum gibi hissetti.
💬
Güvenliğe geldiğimde, adam birkaç tuşa bastı. Geldiğimi haber vermek için evi aramıştı. Çok sürmeden adam bana bakıp başını salladı ve aracın önündeki bariyer hareketlendi. Siteye girip aracı otoparka soktum. Park edecek alan bulmak biraz zor olsa da nasılsa çok fazla kalmayacağımı bildiğimden bulduğum ilk boş alana park etmiştim. Çantamı araçta bırakıp telefonumu alarak arabadan indim, ellerimi ceplerime sokarak otoparktaki kat asansörüne ilerledim.
💬
Altıncı katta oturduklarını hatırlıyordum ama en son ne zaman bu eve geldiğimi hatırlamıyordum. Asansöre binip altıncı kata çıktıktan sonra sola dönerek sondaki kapıya ilerledim. Kapının önünde durup sertçe yutkundum, onlar kimin geldiğini biliyordu fakat ben içeri girip ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum. Zile bastıktan sonra sessizce nefesimi bıraktım, kapının açılmasını bekledim.
💬
İçeriden gelen sesleri dinlerken kapı aniden açıldı ve gözlerimi kaldırarak karşımda duran adama baktım. Ekin, gözlerindeki şaşkınlığı gizlemeden bana bakıyordu. “Niran?”
💬
“Merhaba,” diye mırıldandım. Ne diyeceğimi bilemeden öylece dikilmeye devam ettiğimde Ekin üzerindeki şaşkınlığı atıp kapıyı tamamen açtı.
💬
“Gel içeri,” dedi kenara çekilerek. Başımı sallayıp ayakkabılarımı çıkardım, çekingen bir tavırla içeri girerken ellerimi birbirine sürttüm. “Annem markete gitmişti, gelir birazdan.”
💬
Tekrar başımı salladım. “Nasılsınız diye bakmak istedim.”
💬
Hareketlerim gibi sesim de çekingendi. Ekin içeri doğru ilerlerken onu takip ettim. Salona girdiği sırada, “Nasıl olunursa artık,” dedi, onu son gördüğümdeki neşesinden eser yoktu.
💬
O koltuklardan birine oturduğunda ben de karşısındaki koltuğa oturdum. Evde yemek kokusu vardı, yemek zamanı gelmiş olmalıydım. Bu da mahcup hissettirdi. “Kusura bakmayın habersiz geldim.”
💬
“Kusurluk bir durum yok,” dedi tebessüm ederek. Tebessüm etse de kahverengi gözleri donuk bakıyordu. “Cenazeye gelemedik, sen kusura bakma.”
💬
Sertçe yutkunup, “Orhan amca,” dedim ama cümleme devam edemedim.
💬
Ekin başını iki yana sallayarak, “Hala kayıp,” dediğinde parmaklarımı birbirine geçirerek sıktım. “Hiç bulunamayacakmış gibi geliyor artık.”
💬
“Umudunu kaybetme,” desem de bu bir anda ağzımdan çıkmıştı. Pişmanlıkla gözlerimi halıya indirdim. Böyle bir felakette umut edilecek küçücük bir şey bile yoktu. Ekin de bunu biliyordu, sert bir nefes vererek gülmek dışında tepki vermemişti.
💬
Biz sessizce otururken dış kapının sesini duydum. Ekin ayaklanırken annesi Ela teyze, “Kartı cebime sen mi koydun, Ekin?” diye seslendi. Ayak seslerini duydum. “O parayı kullanmak istemediğimi söylemiştim.”
💬
Söylediği şeye kaşlarımı çatmak istedim ama ifademi sabit tuttum. Ekin bir şey söyleyemeden annesi salona girdi, gözleri oğlundan ayrılıp beni bulduğunda şaşkınca bana bakakaldı. “Niran?”
💬
“Merhaba, Ela teyze,” diye mırıldandım gülümsemeye çalışarak.
💬
“Hoş geldin,” dedi üzerindeki şaşkınlığı atıp gülümseyerek. “Geleceğini bilseydim evden ayrılmazdım.”
💬
Aynı mahcubiyetle, “Kusura bakmayın, habersiz geldim,” diye mırıldandım. “Eve gitmeden önce bir uğrayıp ziyaret etmek istedim.”
💬
“Ne kusuru kızım?” Bana yaklaştığında ayaklandım. Beni kucaklayışı şefkatliydi. Benden ayrıldıktan sonra sanki ben yokmuşum gibi oğluna döndü. “Sana bir soru sormuştum genç adam?”
💬
Ekin göz ucuyla bana bakıp, “Anne,” dediğinde Ela teyze kaşlarını kaldırdı. “O para kullanman için orada.”
💬
“Yine de istemiyorum,” dedi Ela teyze inatla. Ne üzerine konuştuklarını tam olarak anlayamasam da bir tuhaflık olduğu kesindi.
💬
Ekin de benim varlığımı yok sayıp kaşlarını çatarak, “Babama ait bir parayı neden istemiyorsun? Zaten bizim paramız,” dediğinde gözlerimi halıya indirerek kaşlarımı kaldırdım.
💬
“Evet, gitmeden önce yolladığı para,” dedi Ela teyze iğneleyici bir tavırla. Sesinde biraz da sitem vardı.
💬
“O yokken herhangi bir zorluk çekmenizi istememiştir,” dediğimde onlara bakmasam da ikisinin de bakışları bana döndü.
💬
“Ben de bunu anneme anlatmaya çalışıyorum ama,” dedi Ekin bıkkın bir nefes verip.
💬
“Sorunun bize para bırakması olmadığını biliyorsun, Ekin,” dedi Ela teyze, sesi yumuşamıştı. “O sanki geri dönemeyecekmiş gibi hesabında biriktirdiğimiz bütün parayı sana yollamış.”
💬
İşte bu daha tuhaftı. Eşinin bile garipsediği bu konu, içimde bu şüphe varken beni bile tedirgin hissettirmişti. Yine de bunu onlara yansıtmayıp ya da şüphelerimden bahsetmeyip elimi Ela teyzenin omzuna koydum. Omzunu yavaşça okşarken, “Çıktıkları yol uzun ve tehlikeli oluyordu, Ela teyze,” diye mırıldandım. “O da benim babam gibi her ihtimali düşünüp sizi güvende tutmak istemiştir. Babam da her yolculuğa çıkacağında bana normalden daha fazla para bırakırdı.” Bu yalan değildi fakat Orhan amcanın durumuyla da aynı değildi. Normal gösterdiğim bu durumun aksine onunki şüpheliydi.
💬
Ela teyze bir süre gözlerime dikkatle baktıktan sonra gülümsedi. “Belki de öyledir,” diye fısıldadı. “Aç mısın? Biz de yemek yiyecektik.”
💬
Omzunu tekrar okşadıktan sonra elimi geri çekip gülümsedim. “Değilim, teşekkür ederim,” dedim. “Hem eve gitsem iyi olur, geç saate kalmayayım. Arabayı da öylesine bulduğum ilk yere park etmiştim.”
💬
Ela teyze dudak bükse de üstelemedi. Ela teyze benimle vedalaşıp mutfağa giderken Ekin benimle kapıya kadar geldi. Dışarı çıkıp ayakkabılarımı giydiğim sırada da sessizce beni izliyordu. Annesi bu durumu sorguluyordu ama o hiç mi sorgulamıyordu?
💬
Ayakkabımı giyip doğrulduğumda, “Teşekkür ederim,” dedi, gözlerimi yüzüne çevirdim. “Duygu durumu sürekli karışık. Bazen onu idare etmek zor oluyor.”
💬
“Yanında sen varsın, üstesinden gelecektir,” deyip tebessüm ettiğimde o da gülümsedi. Belki her şey altüst olmuştu, her şey değişmişti ama onun gözlerinde değişmeyen bir şey vardı. Bana hâlâ aynı şekilde, aynı ifadeyle bakıyor oluşu gözlerimi ondan çekmek istememe neden oldu.
💬
Ona bakmadan, “Kendinize dikkat edin, yine gelirim ya da siz gelirsiniz,” diye mırıldandım. “Bir haber alırsanız da bilmek, yanınızda olmak isterim.”
💬
“Bizi düşünme, Niran,” diye mırıldandı benim gibi. “Sen de farklı bir ateşten geçiyor değilsin. Kendine dikkat et.”
💬
Başımı sallarken, “Ederim,” dedim, hâlâ ona bakmıyordum. “Görüşürüz, Ekin.”
💬
“Görüşürüz, Niran.”
💬
Ona arkamı dönüp yürümeye başladığımda gözlerimi ileri diktim, gözlerini sırtımda hissediyordum. Asansöre doğru ilerlerken hafızamdaki o eski anı zihnimde tekrar canlandı. Ekin’in bana karşı bir ilgisi olduğunu biliyordum, bunu kendisi de daha önce dile getirmişti ama bunun üzerinden birkaç yıl geçmişti. Oysa ben geçtiğini sanmıştım, neden gözlerinde hâlâ aynı duygu parıldıyordu? Lisedeyken onunla aynı okuldaydık, o benden önce mezun olmuş, İstanbul’daki bir üniversiteye, tıp fakültesine yerleşmişti. O zamanlar başka bir evde yaşıyorlardı. Ailelerimiz yakın olsa da bizim o kadar da yakın olduğumuz söylenemezdi. Belki de o zamanlar ben öyle düşünüyordum. Bana karşı hissettiği şeyleri anlattığı gün aramıza görünmez bir duvar daha örülmüştü. Hem bir ilişkim vardı hem de onu sadece bir tanıdık olarak görüyordum.
💬
Arabama binip yola çıktığımda hava tamamen kararmıştı. Yine bomboş bir eve gidiyor olduğumu bilmek içimi sıkıyordu. Kafamı dağıtma amacıyla açtığım müzik arabanın içinde yankılanmaya başladığında, yolda olan gözlerim donuklaştı. Kahraman Deniz’in sesi beni o güne götürdü. Gemiden indiğim, heyecanla eve döndüğüm sırada arabada onun başka bir şarkısını dinlediğim âna. Sevdiğim bir sanatçıydı fakat artık ne zaman sesini duysam ben de çok daha farklı şeyler hissettirecekti.
💬
Dur, bir ben daha var sana göstermediğim.
Sende kalsın, ben gitmeliyim.
Yanlışları çok ama doğruları sana yakın.
Mümkünse onu uzaklardan sevmeliyim.
💬
Sertçe yutkunurken gözlerimi yan camdan dışarı çevirdim. Bir şarkı sizi her duyduğunuzda ağlatabilirdi ya da güldürebilirdi. Bir şarkı sizi daima etkileyebilir, içine çekebilirdi. Ama konu olan bir ses olduğunda, o sesten ne dinlerseniz dinleyin aynı şeyleri hissederdiniz. Şarkının duygusal ya da hareketli olması önemli olmazdı. Önemli olan sesti ve artık bir ses benim bütün hislerimi altüst edebilecek gücü kazanmıştı.
💬
Gözlerimin buğulandığını fark ettiğimde hızla elimi ileri atıp şarkıyı kapattım. Aracın içi yeniden sessizliğe gömüldü fakat kafamda aynı ses kendini duyurmaya devam etti. Dağılmayacağını sandığım dikkatim, telefonuma düşen bildirimle dağıldı. Kaşlarım çatılırken telefonu elime aldım, aracı kırmızı ışık yanınca durdurdum. Sosyal medya bildirimlerimi kapatmış olsam da panelime düşen bildirim beni şaşırtmıştı. Instagram üzerinden gelen isteklerden biriydi. O isteğe bakarken gelen diğer isteklere de baktım ve istek sayısı daha çok kaşlarımı çatmama neden oldu. Bir anda neden bu kadar çok istek gelmişti?
💬
Kullanıcı adları tanıdık olmasa da birkaçının fotoğrafını gördüğümde, çoğunun dün akşam mekandaki insanlardan olduğunu anlamıştım. Hiçbirine bir karşılık vermedim fakat aralarındaki biri direkt dikkatimi çekti. İstek gönderen kişinin profiline girdiğimde, Irmak’ın yüzlerce fotoğrafı ekranıma serildi. Beni araştırıp hesaplarıma bakacaklarını zaten biliyordum da bu kadar erken olmasını beklemiyordum. Irmak’ın isteğini kabul edip geri takip yaptığım sırada ışık yeşile dönünce aracı çalıştırdım, telefonu kenara bıraktım. Yakın olmak istiyorsa, olurdum.
💬
Çok sürmeden telefonuma bir bildirim daha geldi fakat bakmadım, kitlenmiş trafikte ilerlemeye çalışmak zaten yeterince canımı sıkıyordu. Yağmurun çiselenmeye başlamasıyla zaten düğüm olan trafik daha daz yavaş akmaya başlamıştı. Bir damla yağmur bile sürücülerin dengesini bozuyordu bu şehirde. Şerit değiştirdiğim sırada telefonuma yeniden bildirim geldi ve bu öfkemi arttırdı. Bir yandan yola bakarken bir yandan da hırsla telefonu elime aldım. Biri reklam bildirimiyken diğeri Instagram’dan gelen bir mesaja aitti. Mesaja tıklarken dişlerimi birbirine sürtüyordum.
💬
Mesajın Irmak’tan geldiğini görünce gözlerim kısıldı. Telefonun başında oturmuş benden gelecek olan geri dönüşü bekliyordu herhalde. Öfkeyle gözlerimi devirdikten sonra mesajına baktım. Tutarsızca gönderilen emoji yığını bir kez daha gözlerimi devirmeme neden oldu.
💬
Irmak Zaim: Selaaam
💬
Irmak Zaim: Öncelikle fotoğraftakilerden daha güzel olduğunu belirtmeliyim
💬
Irmak Zaim: Kesinlikle bu güzel kadınla bir kahve içmeliyim!
💬
İlk mesajını okuduğum sırada mesajı gördüğümü fark edip diğer iki mesajı da atmıştı. Benimle buluşmak istediği belliydi ama bana neden bu kadar merak duyduğunu anlamıyordum. Onun için Tibet’le sevgili olmam yeterli miydi? Normal şartlarda başka şekilde tanışsak bu kadar üstüme gelmeyeceğine emindim. Ne yazacağımı bilemeden mesajları tekrar tekrar okudum. Bir cevap vermem gerekiyordu çünkü her mesaja görüldü atmıştım. Ama Tibet’e söyleyip bir plan kurmadan da ilerlemek istemiyordum, sonuçta Irmak’ın beni ne şekilde karşılayacağını bilmiyordum.
💬
Niran Çiyiltepe: Teşekkür ederim
💬
Mesajı yollayıp donuk durmamak için onun gibi birkaç emoji yolladım. Yüzümü buruştururken bir yandan da yolu kontrol ediyordum.
💬
Niran Çiyiltepe: Ben de daha önce bu kadar güzel bir kadından kahve teklifi almamıştım.
💬
Attığım son mesaja kusma isteğiyle baktıktan sonra görüldü atmamak için hızla mesaj kısmından çıktım. Yağmur hızlanmaya başladığı için gözlerimi yoldan ayırmamaya çalışıyordum. Telefonun ekranına baktığım kısıtlı süre içerisinde Tibet’i arayıp telefonu kulağıma yasladım. Telefon bir süre çaldı fakat herhangi bir yanıt alamadım. İş görüşmesine gideceğini söylemişti, müsait değildi sanırım.
💬
Telefonu kulağımdan ayıracağım sırada, “Niran?” demesiyle durdum.
💬
“Bir şey soracaktım da müsait miydin?” diye sordum, yağmur sesi aracın içine doluyordu. Gözlerim yan camdan ayrıldı, önüme baktım.
💬
Attığı adım seslerini duydum, sanki boş bir yerdeydi, adımları yankı yapıyordu. “Evet, sorabilirsin.”
💬
“Irmak Instagram hesabıma istek atmış, ben de kabul ettim,” dediğimde susup devam etmemi bekledi. “Sonra bana mesaj attı ve kahve içmeyi teklif etti.”
💬
Tibet’in vereceği cevabı beklerken önümdeki siyah aracın yalpaladığını fark edip hızımı düşürdüm. “Hızlı davranıyor,” dedi Tibet ama dikkatimi ona veremedim, kısık gözlerle önümdeki araca bakıyordum. “Kabul et bakalım, arkadaş olma niyetinde.”
💬
Araç tekrar yalpaladı, bir tuhaflık var gibi görünüyordu. “Özel olarak yapmam gereken bir şey var mı?” diye sorarken bütün dikkatim araçtaydı. Sonra aracın bariyerlere doğru yöneldiğini fark edince panikleyip ani bir içgüdüyle hızı arttırdım. “Siktir.”
💬
“Ne?” Tibet’in sesini duysam da ona odaklanamadım.
💬
Ne yapacağımı ne düşüneceğimi kestiremedim ve her şey bir anda oldu. Hızla öndeki aracın sağına geçip yalpalayan ve bariyere doğru giden aracın yanına geçtiğimde, büyük bir gürültü koptu. Siyah araç aracımı bariyerle kendi arasında sıkıştırıp, aracıma çarparak durduğunda, gürültüye eklenen aniden frene basmamla tekerleklerin çıkardığı sesti. Bedenim öne doğru savruldu, başımın sertçe bir yere çarptığını hissettim ve telefon kulağımdan ayrılmadan önce Tibet’in bağırışını duydum.
💬
Her şey anlıktı. Kulaklarım çınlarken başımda hissettiğim keskin ağrıyla inledim. Göz kapağımın üstünde hissettiğim ıslaklıkla gözlerimi sıkıca yumdum, o ıslaklık yanağıma doğru yayıldı. Araç sesleri duyuyordum, insan sesleri çoğalıyordu ve yağmurun ön cama vuruşu kuvvetliydi. Bir ses daha duyuyordum, aracın içinden geliyordu ve Tibet’e ait olduğunu bilsem de ne dediğini algılayamıyordum. Elimi acıyla inleyip başıma götürdüğüm sırada kulaklarımdaki çınlama sesi arttı. Gözlerimi zorlukla açtım fakat görüntüm pusluydu.
💬
Aracımın etrafında dolanan gölgeler görüyordum, yağmurla birlikte gelen ruhlara aitmiş gibi duruyorlardı. Geriye doğru çekilmeye çalıştığım sırada kapımın zorlanarak açıldığını, birilerinin bağırdığını duydum ve sonrasında açılan kapıdan giren soğuk rüzgâr yüzüme, bedenime çarptı. Gözlerimin önündeki buğu yavaşça yok olurken biri koluma dokundu.
💬
“Hanımefendi, iyi misiniz?”
💬
“O iyi mi?”
💬
“Adam kalp krizi geçiriyor!”
💬
Sesler birbirine girdiğinde çığlık atmak üzereydim. Tekrar acıyla inleyip başımı dışarıya doğru çevirdiğimde, görüntüler beni ürküttü. Birçok araç durmuş, insanlar dışarı çıkmıştı. Yağmur şiddetle yağıyor, birileri bağırıyor, siren sesi gittikçe yaklaşıyordu. Ani çarpma yüzünden sarsılan başım dengemi altüst etmişti. hâlâ soru sormaya devam eden insanların baskısı beni boğarken elimi direksiyona bastırıp bir ayağımı dışarı doğru attım. Gözlerim elime kaydığında, elimdeki kanı görmek beni duraksattı.
💬
“Ambulans geliyor, hareket etmeyin, bekleyin,” dedi bir kadına ait ses.
💬
Diğer ayağımı da dışarı atarken, “İyiyim,” diye mırıldandım zorlukla. “O iyi mi?”
💬
Bunu neden yapmıştım bilmiyordum. Aracı kullanan kişiyle ilgili bir problem olduğu belliydi ve o anki yardım etme içgüdüsüyle harekete geçmiştim. Dengesi şaşan bedenimi araçtan çıkarırken biri kolumu tuttu, tutarken durmam konusunda ısrar etmeye devam ediyordu. Araçtan inmemle yağmur beni çevreledi. Başımın kanadığını, kanın boynuma doğru aktığını hissedebiliyordum. Yağmur suyu kanı bulandırarak, kanın göğüslerimin arasına kadar aktığının farkındaydım.
💬
Çevredeki insanların ürkek bakışlarından sıyrılıp yavaş adımlarla siyah araca doğru döndüm. Aracım bariyere yaslanmış, siyah araç da benim aracımın arka kısmına çarparak durmuştu. Ambulansın hızla geldiğini gördüm. O kadar yavaş ve dengesiz yürüyordum ki, ben siyah aracın açık kapısına geldiğim sırada ambulans durmuş, araçtaki adamı sedyeye koymaya çalışıyorlardı. Sağlık görevlilerinden biri bana doğru koştuğu sırada siyah aracın yanında durdum, odaksız gözlerimi sedyeye çevirdim.
💬
Sağlık görevlileri adamı sedyeye yatırdığında ve geri çekildiklerinde gözlerim onun yüzünü buldu. Az önce işittiğim gürültüden daha şiddetlisini zihnimin içinde hissettim. Yağmur ve kanla ıslanmış saçlarım yüzüme yapışmışken, karnım aldığım darbeden iki büklüm olmama yetecek kadar acırken bakışlarım donuklaştı. Tıpkı benim yüzüme olduğu gibi sedyedeki adamın yüzüne de yağmur düşüyordu. Görevliler sedyeyi hızla uzaklaştırırken geriye doğru yalpaladım. Yanıma gelen sağlık görevlisi kolumu tuttu fakat ben bedenimi daha fazla ayakta tutamadım. Bedenim geriye doğru düşerken gözlerim yağmur yağdıran bulutlara doğru çevrildi, hissettiğim ruhsal acıyla boğuk bir şekilde inledim.
💬
Ferhan Suavi.
💬
Ölümün pençesinden kendi canımı hiçe sayarak kurtardığım adam o muydu?
