💬

💬
🎧: Birkan Nasuhoğlu, Gitmesi Bile Güzel
💬
🎧: Ólafur Arnalds, Only The Winds
💬
Tibet Suavi’den…
💬
Siyah gömleğin yakasındaki düğmeyi tek elimle açmaya çalışırken gözlerim diğer elimde tuttuğum dosyadaydı. Kaçıp gitme isteğiyle burun buruna olsam da bunun fazla dikkat çekeceğinin farkındaydım. Ferhan Suavi bu işi bana devrettiğine göre kafasında belli planlar vardı. Bu yüzden üzerime yapışan bu rahatsız edici gömlekten kurtulup arabama atlayamıyor, yata gidemiyordum. Kaşlarımı çatıp dosyayı tutan elimi çevirerek bileğimdeki metal kordonlu saate baktım, iş görüşmesi sandığımdan kısa sürdüğü için şanslıydım.
💬
Niran da bahsettiği işi halletmiş olmalıydı. Kafasından geçenin tam olarak ne olduğunu bilmesem de zeki bir kadın olduğunun farkındaydım, hislerinin onu doğru noktaya ilerlettiğini düşünüyordum.
💬
O günün üzerinden iki hafta geçmiş miydi? Çoğu zaman yattaki rahatsız olduğunu kabul etmediğim koltukta, çoğu zaman da evdeki yatağımda başımı yastığa koyduğumda, yani geçen her gecede yaptığım hareketin doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna bir türlü karar veremiyordum. Birini kurtardığım için yanlış yapmadığımı bilsem de onu bu işe sokma konusu hâlâ benim için karmaşıktı.
💬
Cebimde titrediğini fark ettiğim telefonu elime aldığım sırada şirketteki odama doğru ilerlemeye devam ettim. Ekranda onun ismini görmek birkaç saniye öylece ekrana bakmama neden oldu. Beni sadece bir şey soracağı ya da söyleyeceği zaman arıyordu. Düzelttiğim kaşlarım tekrar çatıldı. Bu zaten normal değil miydi?
💬
Aramayı, “Niran?” diyerek cevapladım. Bu zamana kadar ona isminin anlamını hatırlatacak bir olay yaşamış mıydı bilmiyordum ama bu son yaşadığından sonra onun gözlerine bakan herkesin, tıpkı benim gibi bunu düşüneceğine emindim. Gözlerinde ateşler yanıyor, gözleri cehennemi tasvir eden bir tablo gibi duruyordu.
💬
O, “Bir şey soracaktım da müsait misin?” diye sorarken odamın kapısını açıp içeri girdim. Sesiyle birlikte yağmurun sesini de duyuyordum. Dışarıda yağmur mu yağıyordu?
💬
Dosyayı masaya bırakıp cama doğru ilerlerken, “Evet, sorabilirsin,” dedim, sesim boş odada yankılandı. Dışarıdaki yağmuru görebiliyordum ama sesi içeri pek de girmiyordu ama telefondan gelen yağmur sesi, önümdeki görüntüyü tamamlıyordu.
💬
“Irmak Instagram hesabıma istek atmış, ben de kabul ettim,” dediğinde sanki beni görebiliyormuş gibi başımı salladım. “Sonra bana mesaj attı ve kahve içmeyi teklif etti.”
💬
Dudaklarım iki yana gerilirken başımı da iki yana salladım. Irmak’ın atacağı hiçbir adım beni şaşırtamazmış gibi geliyordu. “Hızlı davranıyor,” dedim yağan yağmurun yüksek binaların arasından dökülüşünü izlerken. “Kabul et bakalım, arkadaş olma niyetinde.”
💬
“Özel olarak yapmam gereken bir şey var mı?” diye sorarken değişen ses tonuyla kaşlarımı çatıp gözlerimi kıstım.
💬
“Hayır,” dedim ama benim sesimin üzerine onun sesi yüklendi ve benimle aynı anda, “Siktir,” dedi. Yüzümdeki ifade de hareketlerim gibi dondu.
💬
“Ne?”
💬
Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp ekrana baktıktan sonra telefonu tekrar kulağıma yasladım. Araç sesleri duyuyordum, arabada olduğunu en başından zaten anlamıştım. Yağmurun gittikçe şiddetlenen sesine tekerlek sesleri eklendiğinde aracın motorunun sesi de gürleşti. Ondan herhangi bir yanıt alamadığımdan, “Niran?” diye seslendim ama yine sesini duyamadım. “Beni duyuyor musun? Ne oluyor?”
💬
Kumaş pantolonumun cebine soktuğum elimi çıkarırken sırtımı cama döndüm, gözlerimi odanın içine çevirdim. Dudaklarım tekrar ona seslenmek için aralandı fakat kulağımda çınlayan fren sesi ve gürültüyle öylece duvara bakakaldım. Aniden arkadan saldıran bir düşman gibi sandıran panikle, şokla gözlerim büyüdü. Kaza mı yapmıştı?
💬
“Niran!” Bağırışım odada yankılanıp kendi kulaklarıma çarparken panikle telefonu tekrar kulağımdan ayırdım, arama sonlanmamıştı. “İyi misin? Beni duyuyor musun?”
💬
Ne yapacağımı bilemeyerek odanın içine doğru ilerledim. Şahit olmayı beklemediğim bu durum mantığımı da altüst etmişti. Nereye gideceğimi bilmesem de hızlı adımlarla odanın kapısına ilerledim, kapıyı duvara çarparak açıp dışarı çıktım. Nerede olabilirdi? hâlâ açık olan telefondan gelen sesler vardı ama hiçbiri ona ait değildi. Korna sesleri duyuyordum, koşar adımlarla koridorda ilerlerken o korna seslerine insan sesleri de eklendi.
💬
“Sikeyim böyle iş!” Asansörün düğmesine art arda sertçe basarken asansörün önünde bekleyen iki çalışanın ürkerek bana baktığını hissettim. “Neredesin?” Bunun cevabını alamayacağımı bilerek sorduğum çaresiz bir soru olduğunu bilmek omuzlarımı anlık düşürdü.
💬
Asansörün kapıları açılınca direkt içeri girip diğerlerini beklemeden otopark tuşuna bastım, çalışanlar asansöre binmemiş, geri çekilerek beni izlemeye devam etmişlerdi. Asansör katları inmeye başladığında telefondan gelen diğer sesler de kesildi, aramayı kapatmak zorunda kaldım. Gözlerim hızla azalan, kat sayısının yazdığı panele yöneldi. Giriş katında durmasıyla bir küfür savurup hızla otopark tuşuna basmaya devam ettim fakat kapılar açıldı.
💬
Açılan kapıdan içeri panikle kendini atan adama gözlerim çevrildiğinde, Görkem’in gözleri de bana döndü. Onun varlığını önemsemeyip tuşa basmaya devam ettim ve kapılar sonunda kapandı. Nerede olabilirdi? Saat geç olmuştu, bu saatte evine dönüyor olmalıydı. Ama hangi yönden evine gidiyordu?
💬
“Haberi mi aldın sen de?” diye soran Görkem’in panikli sesi gözlerimi ona çevirmeme neden oldu.
💬
“Ne haberi?” Niran’dan haberi olamazdı. Haberi olsa dahi bu şekilde panik içinde olmazdı.
💬
“Babamın aracını takip eden korumalar aradı,” dedi Görkem öfkeyle. “Kaza yapmış, ambulansı bekliyorlardı!”
💬
Dakikalardır kulaklarımı rahat bırakmayan uğultu arttı. “Kaza mı?”
💬
“Kendi gitmek istemiş, direksiyon başındayken kalp krizi geçirmiş,” derken otoparka inen asansörün açılan kapısından kendini dışarı attı. “Kendi doktoruna götürürler onu, koş hadi!”
💬
Bir an ne yapacağımı bilemeyerek öylece asansörün içinde durup koşarak ilerleyen adama baktım. Amcam kaza geçirmişti. Niran’ın da kaza geçirdiğine duyduğum seslerden dolayı emindim. Aynı anda mı? Silkelenip asansönden çıktım, adımlarımı kendi aracıma yönlendirdim. Görkem kendi aracıma ilerlediğimi görünce arabasına binip otoparktan çıktı, ben de onun ardından hızla çıkmıştım.
💬
Ortak bir kazanın olma olasılığı yüksekken saçma olması da öyleydi. İkisinin olduğu bir kazaysa hastaneye gitmeliydim ama değilse Niran’a bakmak için yola çıkmalıydım. Seçenekler tutarsızca zihnimde çoğalırken ellerimi direksiyona vurarak aracın hızını arttırdım. Görkem’in aracı arkamda kalırken aynı hızla hastaneye doğru sürmeye devam ettim. Niran’ı tekrar aradım fakat açan olmamıştı. Onu bulmak için harcayacağım zaman içerisinde onu da bir hastaneye götürebilirlerdi. İlk önce amcamın götürüldüğü hastaneye gitmeli, duruma bakmalı, birbirinden bağımsız olaylar olduğunu öğrendiğimde de Niran’a ulaşmanın bir yolunu bulmalıydım.
💬
Şans ilk kez benden yanaymış gibi hiçbir kırmızı ışığa yakalanmadan hastaneye vardığımda, aracı hastanenin önünde gelişigüzel bırakıp araçtan indim. İnsanların üzerime dönen bakışlarının arasında hastanenin döner kapısına adım attığımda, Görkem’in aracının da kayarak durduğunu duymuştum. O kızın hayatını bir kez kurtarmıştım çünkü benim yüzümden ölmesini istememiştim. O gün sadece kurtarma ihtimalim olan kişi oydu. Onu amcamın bir diğer kurbanı olması için değil, yaşamaya devam etmesi için kurtarmıştım.
💬
Danışmanın önünde kayarak durup ellerimi masaya bastırdığım sırada Görkem’in, “Baba!” diye bağırdığını duydum. Başım hızla çevrildi ve omzumun üzerinden ona baktım. Dışarıda bir ambulansın durduğunu, ambulanstan bir sedyenin indirildiğini gördüğümde, bedenimi tamamen çevirip olanları izledim. Görevliler sedyeyi yerde gürültüyle kaydırarak içeri sokarken Görkem de sedyenin arkasından koşuyordu.
💬
Sedye yanımdan geçti, gözlerim sedyede yatan adamın yüzüne çevrildi. Sırılsıklamdı, sedyeden damlayan sular arkasında bir yol oluşturuyordu. Sedye çift kanatlı bir kapıdan içeri sokulurken biri Görkem’i durdurdu ve içeri başka bir ses daha doldu. Bu kez gözlerim panikle girişe döndüğünde, bir sedyenin daha hızla getirildiğini gördüm. Görkem’in de bakışları aynı yöne çevrildi.
💬
Görkem’in, “Niran?” deyişi beni kendime getirirken, endişenin içimde genişlediğini, kalın damarlarımın içinde lodos gibi ilerlediğini hissettim.
💬
Sedyede baygın bir şekilde yatıyordu, kıyafetleri sırılsıklamdı. Saçlarının kanla birbirine yapıştığını gördüm. Başını mı vurmuştu? Sedyeye doğru sarsak bir adım atacakken sağlık görevlileri sedyeyi koşar adımlarla ilerletti. Görkem, hastaneye giren korumalara bağırırken ve hastanedeki insanlar dehşetle bize bakarken gözlerim iki sedyenin de girdiği o çift kanatlı kapıdaydı. Bu nasıl olabilirdi?
💬
Amcam kalp krizi geçirdiyse ve kontrolünü kaybetmişse, Niran bu kazaya nasıl dahil olmuştu?
💬
Danışmadaki masanın kenarını sertçe tutarken dişlerimi sıktım. “Kadın durdurdu,” diyen korumanın sesini duyduğumda kaşlarım çatıldı, gözlerimi ona doğru çevirdim. Görkem karşılarında durmuş hesap sorarken adamlar ne yapacağını şaşırmıştı.
💬
Onlara doğru döndüm, onlara doğru ilerledim, adam bakışlarını bana yönlendirip tedirgince bana baktı. “Neyi durdurdu?” diye sorarken çıkan sesimi ben de uzun zamandır duymamıştım. Öfkenin bir dalga gibi büyüyüp bana yaklaştığını hissediyordum. Bu en son ne zaman olmuştu?
💬
“Ferhan Bey’i takip ediyorduk,” dedi adam tedirgin bir ifadeyle bir bana bir Görkem’e bakarken. Diğer iki adam da sessizce bekliyordu ama onların yüzünde de aynı ifade vardı. “Biz bir tuhaflık olduğunu fark ettik fakat bir anda oldu. Hanımefendi bizden önce müdahale etti.”
💬
“Ne müdahalesi?” Bağırışım hastanenin duvarlarında yankılandığında, adam bir adım geri çekildi. Görkem’in gözleri üzerimdeydi.
💬
“Ferhan Bey bariyerlere doğru ilerlerken o kadın bariyerlerle onun arasına girip aracı durdurmaya çalıştı,” dedi diğer adam. “Ferhan Bey’in aracı kadının arasına çarparak durdu, kadının aracı da bariyerlere çarptı.”
💬
Sinirden gülmek, benim de kendimden beklemediğim bir tepkiydi. Gülerek geri çekildiğim sırada, “Niran babamı fark edip mi kurtarmış?” diye sordu Görkem.
💬
Arkamı dönmüş sinirden gülerken bir anda yüz ifadem değişti ve omzumun üzerinden Görkem’e bakıp, “Niran’ın bunu yapması için babanı görmesine ya da tanımasına gerek yok,” dedim, öfkeli sesimi duyan Görkem duraksadı. “Bir anda canını bu şekilde tehlikeye atmasına gerek yoktu!”
💬
Korumalar gibi Görkem de şaşkınca bana baktı. “Kurtardığı kişi senin amcan, öylesine biri değil.” Aynı öfkeyle onun gözlerine bakmaya devam ettiğimde, şaşkınlıkla bir adım geri çekildi. “Onu gerçekten seviyorsun sen.”
💬
Güler gibi bir nefes verip, “Kapat o çeneni,” dediğimde Görkem başını iki yana salladı.
💬
“Aptalsın,” dedi kaşlarını çatıp. “Gidip önemli olan kişinin, babamın durumuna bakacağım.”
💬
Dilimi ağzımın içinde döndürürken ona sırtımı döndüm, o ise hızla yanımdan geçip gitti. Bazı anlar geliyordu, elimi kolumu bağladıkları için ne kendi isteğimle hareket edebiliyor ne de istediğim şeyleri söyleyebiliyordum. Böyle anlarda hissettiğim öfkeyi görebilselerdi, ben bir şey yapmadan önce onlar kendileri pes ederlerdi. Ama her şey gibi bunu da onlardan gizlemenin bir yolunu bulmuştum. Tek fark, öfke gizlendiğinde büyürdü, ben büyüyüp beni de yutma ihtimalini göze almıştım.
💬
Babasını kaybetmekten mi korkuyordu?
💬
Ben babamı, onun babası yüzünden kaybetmiştim. Bunu bilmiyor muydu? Bilmediğine beni tanrı bile inandıramazdı.
💬
Niran’da ilgimi çeken ilk şey de bu olmuştu. Ben her şeyi öğrendiğimde onun gibi kendimi dizginlemekte zorlanmıştım ama yanımda abim vardı, İlkay vardı, onlar her şeyden haberdardı. Niran ise tek başınaydı. Arkadaşına bile olanları yeni anlatmıştı. Yine de her şeye rağmen benden daha iyi bir başlangıç yaptığı gerçeğini göz ardı edemezdim.
💬
Su bile onu amcamın varlığından daha çok etkilemişti. Onu yata ilk bindirdiğimde, tetikleneceğini düşünmüş, böyle bir durumda onu oradan uzaklaştırmayı planlamıştım ama o, bunu bile çok iyi gizleyebilmişti, bana etkilenmediğini düşündürtmüş, buna inandırmıştı. O bir katille benim gibi aynı çatının altında değildi belki ama benim aksime babasının ölümüne şahit olmuştu. Denizdeki o hali tekrar gözlerimin önüne geldiğinde dişlerim gibi yumruklarımı da sıktım. Her gece düşünmem gereken bir ton şey yokmuş gibi bir de onunla ilgili şeyleri düşünmeye başlamıştım.
💬
Görkem’in söylediği şeye de takılmamıştım. O dışarıdan Niran’ı seviyormuşum, onun hayatını daha çok önemsiyormuşum gibi görüyor olabilirdi. Bilmediği şey, ben onun babasının hayatını hiç önemsemiyordum.
💬
Ayaklarım yine zorunda olduğu bir yola girdi ve doktorla konuşan Görkem’in yanına gittim. Amcam iyiydi, Niran sayesinde paçayı kurtarmıştı. Şu an bir odada uyutulduğunu söylemişti doktor. Bu bilgiler Görkem için yeterliydi, Niran’a ne olduğu umurunda olmadığından istediği bilgileri aldıktan sonra bana bakmadan yanımızdan ayrılmıştı. Onun aksine bir başkasının hayatını düşündüğüm için mi öfkeleniyordu? Varlığı gibi bu da gereksizdi.
💬
“Niran nasıl?” diye sordum doktorla yalnız kaldığımızda.
💬
Kadın ilk başta isimden kim olduğunu çıkaramasa da sonra kimden bahsettiğimi anlayıp gülümsedi. “O da gayet iyi,” dedi anlayışlı bir sesle. “Başını çarpmış, kaşının üstüne birkaç dikiş atmak zorunda kaldık. Bir de karnını çarpmış sanırım, morarma dışında bir şey yoktu. İlaç verildi, odasında uyuyor.”
💬
Başımı sallayıp, “Teşekkürler,” dediğimde doktor gülümseyip başını salladı ve benden uzaklaştı.
💬
Siyah gömleğin birkaç düğmesini daha açarken annemle amcamın eşinin de hastaneye geldiğini fark ettim, arkalarından gelen Irmak’ı görmem biraz zaman aldı. Annem beni fark edince endişeden sararmış bir yüzle hızlı adımlarını bana doğru attı, Görkem ve annesi birkaç metre ileride duruyorlardı. Yengemin ağlaması, sarsak hareketleri Görkem’in dikkatini tamamen dağıtmıştı. Irmak’la birlikte annesini bekleme salonuna doğru yürütmeye başlamıştı.
💬
“Tibet,” dedi annem koluma dokunup korkuyla bana bakarken. “Haberi alır almaz geldik, nasılmış?”
💬
Olan biten hiçbir şeyden haberi olmayan, amcam için endişelen anneme bakarken sesli bir nefes verdim. “İyi, merak etme. Uyutuluyor şu an,” dedim kolumdaki elinin üzerine elimi koyup.
💬
“Çok solgun görünüyorsun,” dedi eli bu kez yanağıma çıkarken. “İyiymiş işte, üzme sen de kendini.”
💬
Gülümsemeye çalışıp, “Üzülmüyorum,” dedim başımı sallarken. Annem de gülümsedi. Muhtemelen bu kelimenin gerçekliğinden de bihaberdi.
💬
Annemle birlikte amcamın olduğu kata çıktık. Görkem ve annesi içeri girmiş olsa da doktorun kısa süreli görüşe müsaade etmesi bahanesine sığınarak içeri girmedim. Annemi diğerlerinin yanında bırakıp Niran’ın nerede olduğunu öğrenmek için koridoru aştım. Danışmadan öğrendiğim bilgiyle onun odasına doğru ilerlerken kafam patlamak üzereymiş gibi ağrıyordu. Ona karşı bir sorumluluk hissediyor muydum? Evet. Bu işe girmeden önce de güvende olacağını ona söylemiştim. Her ne kadar bu olay bizimle alakalıymış gibi durmasa da güvende olması şarttı. Ailesine haber verilmiş miydi? Bu işleri onun için daha da karmaşık bir hale sokacaktı.
💬
Onun uyuduğu odayı buldum fakat içeride fazla kalmadım, baygın bir şekilde yatakta yatıyor olması aklımı tamamen bulandırmıştı. Saat gece yarısına gelmişti ve hemşire sabaha kadar uyanmayacağından bahsetmişti. Ona bakarken düşündüğüm tek şey, nasıl hissediyor oluşuydu. Kurtardığı kişinin amcam olduğunu biliyor muydu? Nedense bunu bilmediğini düşünüyordum. Onun için kimi kurtaracağının önemi olmadığını söylemiştim ama babasının katilini de öylece canını tehlikeye atıp kurtaracağını sanmıyordum. Bunu öğrendiğinde nasıl bir tepki vereceğini kestirmek zordu.
💬
Kalan zamanı diğerleri gibi bir sandalyede oturarak geçirdim. Irmak sürekli nişanlısıyla konuşuyor, ona teselli veriyordu. En ufak bir fısıltı bile tahammülümü zorlamaya başladığından sabaha karşı hastanenin bahçesine çıkmıştım. Yağmur azalmış olsa da tamamen durmamıştı. Dışarı çıkıp sigara içmek, saatlerdir sigara içmemiş olmamdan dolayı bedenimi ani bir şekilde gevşetmişti. Gerilen bütün damarlarımın gevşemesi de ilk başta bir baş dönmesi yaşamama neden olmuştu.
💬
Üst kısım kapalı olduğu için yağmurun etkisine yakalanmayan banka oturmuş, öne doğru eğilmiş şakağımı ovarken güneş doğmak üzereydi. Her ikisi de uyuduğu büyük bir sessizlik vardı ama onlar uyandıktan sonra kopacak olan gürültüyü tahmin edebiliyordum. En son bu kadar baş ağrısı çektiğim zaman, elimde bir bıçak vardı. Tuttuğum bıçakla birlikte karanlık koridorda, amcamın odasının tam karşısında dikiliyordum. O an istediğim tek şey her şeyin bitmesi, amcamın ölmesi ve benim de abimin yanına tıkılıp kalan ömrümü sessizce dört duvar arasında geçirmekti. Şu an istediğim şeyin de sadece bu olması gerekmez miydi?
💬
O gece beni durduran şey, annem olmuştu. Annemin odasından çıktığını duyup bıçağı saklamıştım.
💬
Şu an elimde ne bir bıçak vardı ne de annem yakınlardaydı. Beni ne durduracaktı?
💬
Güneş doğdu, binaların arasından yavaşça yükseldi. Güneş ışığı yüzüme vururken omzuma konan elle irkildim ama dokunan kişinin irkildiğimi fark ettiğini sanmıyordum. Elin omzumdaki nahif baskısı bile kim olduğunu anlamama yetiyordu. Elimi omzumun üzerindeki elinin üzerine koyduğumda, “Ne yapıyorsun saatlerdir burada?” diye sordu dokunuşu gibi nahif sesiyle. “Amcan uyandı.”
💬
Kapalı duran gözlerim aniden açıldı. O halde Niran da uyanmış olmalıydı. Şu an yanında onu bekleyecek kimse yoktu. Gözlerini açtığında kimseyi görememek kötü olmalıydı. Ellerimi kumaş pantolonuma sürtüp ayaklandım, anneme doğru döndüm. “Onu gördüysen eve dön sen artık, yorulma buralarda daha.”
💬
Annem başını sallarken, “Ferhan da istemedi zaten. Irmak ve Yasemin’i bekliyorum, birazdan gelirler,” dediğinde kolumu omuzlarına sarıp onu göğsüme doğru çektim. Annem ilk başta bu hareketimle duraksasa da sonrasında kollarını belime sarmıştı. Bu şahit olduğu olay küçüktü, planlarımıza göre daha büyük şeylere de şahit olacaktı ve onu tam anlamıyla korumanın bir yolunu bulmam gerekiyordu.
💬
Amcamın eşi Yasemin ve Irmak da gelince onları gelen araca bindirdim. Yasemin ablanın gitmek istemediği her hâlinden belli olsa da Ferhan Suavi’nin istekleri onun duygularından daha önemliydi. Onları bindirdiğim araç uzaklaşmaya başladığında ben de içeri girdim. Amcam uyandığına göre sorgu başlamıştı. Görkem’in her şeyi ona çoktan anlattığına emindim, hatta benimle olan konuşmasını bile beklemeden aktarmıştır. Bu fırsatı kaçıracağını sanmam.
💬
Odanın bulunduğu kata asansörle çıkıp koridorda yürürken odanın kapısında bekleyen iki adama baktım. Koridordan geçip giden diğer insanlar da onlara bakıyordu. Asıl kapıda durmalarının dikkat çektiğini fark etmeyen salaklardı. Kaşlarım çatılırken onlara doğru ilerledim, beni gördüklerinde dikleştiler. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor dizginledim.
💬
“Gidip koridorun başında falan bekleyin,” dedim onlara bakmadan. “Bu şekilde insanları da tedirgin ediyorsunuz.”
💬
Ben odaya girerken, “Tabii efendim,” dediğini duydum uzun olan adamın.
💬
Derin bir nefes alıp içeri girdikten sonra kapıyı kapattım. Kısa bir koridordan sonra oda genişliyordu. Gözlerim direkt hedefine kilitlendi. Benim içeri girmem ikisini de sustururken amcamın yorgun bakışları beni buldu, beni görünce kuru dudakları hareketlendi ve gülümsedi. Bana her zaman gülümserdi ve bu gülümseme çoğu zaman içtendi. Benim asıl midemi bulandıran da buydu.
💬
“Gel oğlum,” dedi elini yavaşça sallayıp. Görkem’in çatık kaşlarla bana baktığını bilsem de ona bir karşılık vermedim.
💬
“Nasılsın amca?” diye sordum zoraki bir gülümsemeyle. Ona içtenmiş gibi gülümsemek uzun süredir zor olmamıştı.
💬
“Oltamı alıp yarın balık tutmaya göle gidecek kadar iyi,” diyerek güldü, sonra yavaşça öksürerek elini göğsüne bastırdı.
💬
Gülerek, “Ayaklan da birlikte gideriz,” dediğimde bana göz kırpıp başını salladı.
💬
“Ben de babama Niran’dan bahsediyordum,” deyince Görkem, kaşlarımı kaldırıp, “Tahmin etmesi zor olmadı,” dedim alayla.
💬
“Kaderin cilvesi değil de ne?” dedi amcam manidar bir bakış atarken. Yatağın baş kısmını kaldırdıkları için yarı oturur pozisyondaydı. “Orada ölüp gideceğime emindim oysa. O nasıl? Baktınız mı kıza gidip?”
💬
Görkem’e göz ucuyla bakıp, “Kontrol ettim, durumu iyi onun da,” dediğimde, amcam rahatlamış gibi bir nefes verdi. Onun bu halini gören herkes ona inanabilirdi ama ruhuna yapışmış olan yırtıcıyı kimse göremezdi.
💬
“Kıza borçlandım,” dedi eli göğsünde, karşısındaki duvarı izlerken. “Onunla bu şekilde tanışmak istemezdim.” Gözlerini duvardan ayırıp bana çevirdi, mavi gözleri sanki hiçbir şey yaşamamış gibi canlılıkla parıldıyordu. “Gidip kızı kontrol et yine, bir şeye ihtiyaç var mıymış öğren. Onunla tanışmak istediğimi de söyle.”
💬
Başımı yavaşça sallarken, “Tamam amca,” dedim sakince. “Sen iyi olduğuna eminsin değil mi?”
💬
“İyiyim dedim ya oğlum,” dedi gür kaşlarını çatıp. Sonra elini kaldırıp salladı. “Hadi git, ailesi falan gelmiştir ayıp olmasın, kızın başına iş açıp kaçtık sanmasınlar.”
💬
Tekrar başımı sallayıp kısaca bana dik dik bakan Görkem’e alayla baktım, onlara arkamı döndüm. Arkamı döndüğüm an yüzümdeki o endişeli ve korkmuş ifade silindi. Kapıyı açıp dışarı çıktım fakat tuttuğum kolu bırakmadan kapıyı kapatarak ses çıkmasını sağladım. Birkaç saniye sonra kolu bırakmadığım için kilide oturmayan kapıyı çok hafif araladım. Gözlerim koridora çevrildi, korumalara koridorun başında beklemelerini söylemiştim ama görünürde yoklardı.
💬
“Bana tesadüf gibi gelmedi,” dediğini duyunca Görkem’in, dikkatimi içeriye verdim. “Kız bir anda ortaya çıktı.”
💬
“Bu konuyu fazla abartmadın mı, Görkem?” diye sorarken amcamın sesi sertti. “Kendin söyledin çok önceden tanıştıklarını. Üstelik benden önce kıza koştuğunu da söyledin.”
💬
“Öyle ama…” Dilimi dişlerimde gezdirirken gözlerim kısıldı. “Yine de bu kadar rastlantı fazla geliyor.”
💬
“Gencecik kızın o yağmurda, o karanlıkta beni takip edip üstüne beni koruyacağını sanmam,” dedi amcam, sesi düşünceli gibiydi. “Beni asıl şaşırtan Tibet’in ona bu denli önem verdiğini işitmek. Demek ki kıza gerçekten değer veriyor. Tanışalım bakalım şu küçük kızla.”
💬
Korumaların konuşarak koridorun başına geldiklerini fark edince aralık duran kapıyı sessizce kapattım, kolu çok yavaş hareketlerle kaldırdım. İçerideki konuşmaların boğuk sesi gelmeye devam ediyordu, bu da kapı sesi duymadıkları anlamına gelirdi. Üzerimdeki gömleği düzeltip kapıdan uzaklaştırdım. Demek ki istemeden de olsa doğru bir şey yapmıştım. Gerçekten dışarıdan bakılınca Niran’a daha çok önem veriyormuş gibi mi görünmüştüm?
💬
Niran Çiyiltepe’den…
💬
Kuvvetli bir ağrıyla gözlerimi araladığımda, yanımda birinin varlığını hissettim. Başımı yavaşça çevirdim, bu hareketim bile şakaklarıma ağrı sokmuştu. Bana gülümseyerek bakan hemşireyi görünce bir an nerede olduğumu algılayamadım. Hastanede miydim?
💬
“Geçmiş olsun. Nasıl hissediyorsunuz?” diye sonra genç hemşire. Burnuma dolan ilaç kokusu bile midemi bulandırıyordu. Buraya getirildiğim anı hatırlamıyordum. “Ben de serumunuzu yeniliyordum. Bu bittikten sonra taburcu olabileceksiniz.”
💬
“Teşekkürler,” dedim sadece, kendimi konuşabilecek durumda hissetmiyordum. Hemşire de bunu bildiğinden gülümsemek dışında bir şey yapmamıştı.
💬
Hemşire odadan çıkarken elimi kafama uzattım, parmaklarımın değdiği şişlikle gözlerim kısıldı. Saçlarımın arasındaki parmaklarımı kaşıma indirdim, kaşımın üstünde de dikiş bandı vardı. Dikiş bandına dokunurken gözlerimi yumdum, araçtayken elime kan bulaştığı anı hatırladım, yağmurun sesi kulaklarıma doldu. Karnımdaki ağrı da varlığını hatırlatınca burnumdan sert bir nefes verdim. Tam gözlerimi açtığım sırada odamın kapısı tıklatıldı, ardından kapı yavaşça aralandı.
💬
Kapıyı aralayan Tibet, bir süre kapıda durup bana baktı, sonra girdiği transtan çıkmış gibi silkelenerek içeri girdi. “Uyanmışsın,” derken uzandığım yatağa yaklaştı. “Ağrın var mı?”
💬
Kaşımda duran parmaklarımı indirirken, “Biraz,” diye mırıldandım. En son onunla telefonda konuştuğumu hatırlıyordum. Sonra olanlar, yeni hatırlıyormuşum gibi bir bir zihnime düştüğünde gözlerim irileşti.
💬
Yüzümü dikkatle inceleyen Tibet, “Sen ne yaptın?” diye sordu, sesi kısık çıkmıştı ve sesindeki tona bakılırsa her şeyi biliyordu. Gerçi söz konusu amcasıydı, elbette haberi olmuş olmuştur.
💬
“Bilmiyordum,” dedim öfkeyle kaşlarımı çatıp. Kaşlarımı çatınca kaşımdaki bant gerildi, sızlayan kaşımla yüzümü buruşturdum. Elimi karnıma indirip darbe alan, ağrıyan karnımı yavaşça okşadım. “İçgüdüsel olarak bir an onu yapmam gerekiyormuş gibi hissettim. Bilseydim…” Bakışlarımı ona çevirip gözlerinin içine baktım. “Bilseydim yapmazdım.”
💬
“Biliyorum,” deyip yatağın ucuna oturdu. “Bilmiyor bile olsan ilk önce kendini düşünmen gerekirdi.” Benim gibi o da kaşlarını çattı. “Amcam biliyor.”
💬
Duraksadım, dişlerimi sıkarken öylece ona baktım. Bu olanlar kabul edebileceğim bir şey değildi. O adamın en ağır şekilde ceza almasını istersek onun hayatını kurtarmış olmak kendimden nefret etmeme neden olmuştu. Kendime öfkeliydim ve bunun geçeceğini, bu yaptığım şeyi unutabileceğimi sanmıyordum.
💬
“Seni kurtarıcı olarak görüyor,” dedi Tibet alayla.
💬
“Bir bu eksikti,” deyip diğer elimi de karnıma attığımda, hareketim sert gelmiş olmalı ki karnıma bir ağrı daha saplandı. Acıyla yüzümü buruşturdum.
💬
“Ölmüş olsaydı, Niran,” dedi Tibet dikkatle tuttuğum karnıma bakarken. “Bu sence de bizim için daha adaletsiz olmaz mıydı?”
💬
“Amcanı kurtardığım için mutlu mu olmam gerekir?” diye sordum iğrenir gibi.
💬
“Mutlu olmanı beklemiyorum,” dedi karnımdan ayırdığı gözlerini gözlerime çevirip. “Olan oldu, bunu kendi lehimize çevirmemiz gerek. Ki fazla uğraşmamıza gerek yok, durum bizim lehimize.” Sessiz kaldığım için o da sessizce bana baktı, sonra az önce hemşirenin taktığı seruma ilişti gözleri. “Ağrı kesici de vermelerini söyleyeyim.”
💬
“Ne yaptıklarını biliyorlardır,” dedim umursamazca. Üzerimdeki örtüyü aşağı çektim, karnımı yavaşça açtığımda serin havanın karnıma çarpmasıyla ürperdim. Hafifçe doğrulup karnıma baktığımda, karnımın çürümüş gibi birkaç yerinden morarmış olduğunu gördüm. Bunu tam hangi arada olduğunu hatırlamıyordum.
💬
“Amcam seninle tanışmak istediğini söyledi,” dediğinde bakışlarım karnımın üzerinde dondu. Gözlerimi yavaşça ona çevirince onun da dikkatle karnıma baktığını gördüm. “Ben odadan çıktıktan sonra Görkem’le konuştular, onları dinledim. Görkem senden şüphelense de amcam onunla aynı fikirde değil gibi görünüyor.”
💬
Ona bakarken karnımı kapattım, gözleri bir süre daha kapattığım karnımda kaldı, ardından gözlerime çevrildi. “Oğluyla bile aynı ortamda durmanın benim için ne kadar zor olduğunu gördün,” dedim dişlerimin arasından. “O adamla nasıl karşı karşıya geleceğim?”
💬
“Bu zaten olacaktı,” dedi, gözlerine kan oturmuştu, hiç uyumamış olmalıydı. “Sadece beklemediğimiz bir zamana denk geldi.”
💬
Öfkeyi hissediyordum ama onun yüzüne bakarken ve yüzündeki yorgunluğu izlerken öfkem ilerleyemiyor, dışa vuramıyordum. Bir noktada haklıydı, zamanı geri alamaz ya da geri çekilemezdim, olan olmuştu. Ne kadar istemesem, kan kusacak gibi olsam da başka çaremin olmadığını da biliyordum. Evet, ondan faydalanmak, yani onu bir basamak olarak kullanıp amcasına ulaşmak istiyordum, ki o da bunun farkındaydı ama ona zorluk çıkarmak, onun kendine ait olan yola bir kaya yuvarlamak istemiyordum.
💬
“Tamam, elimden geleni yapacağım,” diyerek durumu kabullendiğimde, yorgun bakışları yüzümde tur attı. “Serum bitince eve gideceğim, ne yapacağımızı anlatırsın bana, planlamadıysan da düşünürüz bir şeyler.”
💬
“Ben bırakırım seni,” dediğinde bir şey söylemedim. Bir yandan işime gelirdi, arabam şu an ne haldeydi bilmiyordum. “Plan işini de sonraya bırakalım, birkaç gün dinlenmen gerek. Ben durumu idare ederim.”
💬
Tibet ayaklandığında odanın kapısı tıklatıldı, daha sonra içeri iki polis girdi. Yaşanan olayı benden dinleyip ifademi aldılar. Araçta kalan çantamı ve telefonumu getirmiş, aracımın durumu ve nerede olduğu hakkında bilgi vermişlerdi. Onlar çıkarken kapıda bir adamla göz göze gelmiş, adam içeri girip kendini tanıtınca da kim olduğunu öğrenmiştim. Babaannemin beni gözetlemesi için gönderdiği adamlardan biriydi ve yaşanılanları görmüş, babaanneme aktarmıştı. Duyduklarından sonra deliren babaannem, İstanbul’a gelmek istemiş, adamlar durumumun iyi olduğunu söyleyince uyanmamı beklemişti. Polislerin getirdiği telefonum sağlamdı, çarpma esnasında yan koltuğun ayak kısmına düşmüş olmalıydı.
💬
Babaannemi arayıp iyi olduğumu söyledim fakat onu ikna etmek biraz zor olmuştu. Anneme ya da Melin’e bir şey söylememiş olması benim açımdan iyiydi, babaannem gibi durup telefon beklemek yerine ilk uçakla geri dönerlerdi. Neyse ki babaannem yorgunluğumu fark edip daha fazla uzatmamıştı. Onunla konuşmam bitince Hanzade’yi aramış, bizim eve gelip gelemeyeceğini sormuştum. Aslında bunu yapmak istememiştim ama Tibet yanımda birinin olması konusunda ısrar etmiş, daha fazla başımı ağrıtmaması için de kabul etmek zorunda kalmıştım.
💬
Serum bittiğinde işlemleri halledip öğleden sonra hastaneden çıkmıştık. Çıkmadan önce Görkem’i görmüştüm ve onun gözlerine baktığımda bile Tibet’in ne demek istediğini anlamıştım. Gözlerindeki şüphe barizdi. Bu olayı bir rastlantı olarak görmüyordu, belli ki kafasında başka hikâyeler kurmuştu. Ama onunla tanışmam da dahil olmak üzere şimdiye kadar olan bütün şeyler arasında en gerçek olan bu olaydı, bir oyun yoktu.
💬
Tibet beni aracıyla evime bırakırken sessizdi, gözleri acıyormuş gibi sürekli kısık bakıyordu. Benim gibi o da olayın şokundaydı ve ben tüm gece uyurken onun neler yaptığını, neler yaşandığını merak ediyordum. İkimizin de şu anki durumu pek normal olmadığından bunu sormayı da sonraya bırakıyordum. Daha kendim üzerimdeki şoku atamamıştım.
💬
Bana eve kadar eşlik etti, her ne kadar gerek bulmasam, yürüyebileceğimi söylesem de kolumu tutup destek oldu. Ben eve girdiğimde onun gitmesinin hemen ardından Hanzade gelmişti. Beni bu şekilde görmenin onda yaratacağı dehşeti tahmin edebildiğimden hazırlıklıydım. Zira beni daha dün sapasağlam görmüşken şimdi bu halde görmesi arkadaşımın dehşete kapılması için haklı bir sebepti.
💬
“Yakında senin yanına taşınacağım,” dedi beni salona kadar takip ederken. “Arkamı ne zaman dönsem başına bir şey geliyor.” Omzumun üzerinden ona baktığımda durdu, söylediği şeyin farkına varmış gibi yüzünü buruşturdu. “Bakma bana sen. İlaç verdiler mi? Eczaneye gideyim mi?”
💬
“Gelirken yol üzerinden aldık,” dedim kendimi yavaşça koltuğa bırakırken. Kollarımda ya da bacaklarımda bir problem olmadığı için kendimi şanslı hissediyordum.
💬
“Aldık?”
💬
“Tibet’le işte,” dedim gözlerimi devirip. Koltuğa devrilip bacaklarımı uzattım, bacaklarımın ön kısmında da sızılar vardı ama darbeden kaynaklı küçük ezilmeler olduğunu düşünüyordum, herhangi bir müdahale yapılmamıştı. “Arabam hurdaya döndüğünden beni o bıraktı.”
💬
“Bu halde araba kullanamazdın zaten,” dedi ayakucuma oturup. Gözleri dikkatle bedenimin her yanında dolaşıyordu. “Şükür küçük sıyrıklarla atlattın. Normalde sen kontrollü araç kullanırdın, kesin sana çarpanda suç. Şikâyette bulundun mu?”
💬
İğrene iğrene, “Onun da elinde olan bir şey yoktu,” dedim, o adamı düşünmek midemi bulandırıyordu. “Rahatsızlanmış. Kaza işte, ne zaman olacağı belli olmuyor.”
💬
“Karnın aç mı? Bir şeyler hazırlayayım mı?” diye sordu konudan rahatsız olduğumu fark etmiş gibi. Ona diğer araçtaki kişinin Tibet’in amcası olduğunu söylememiştim. “Çorba falan içsen iyi gelirdi.”
💬
“Şu an istemiyor canım, sonra içeriz birlikte,” dediğimde usulca başını salladı. Parmakları ayak bileğimdeydi, bileğimi yavaşça okşuyordu. Beni rahatlatmak için yaptığı bu hareket gerçekten de az da olsa rahatlamamı sağlamıştı. Öyle ki bir süre sonra ilaçların etkisiyle de uyuşan bedenim iyice gevşemiş, göz kapaklarım kendiliğinden kapanmıştı.
💬
Tekrar gözlerimi açtığımda hava kararmıştı ve ev sıcaktı. Aldığım kokulara ve duyduğum seslere bakılırsa Hanzade de mutfaktaydı. Yavaş hareketlerle kalkıp lavaboya gittikten sonra mutfağa girdiğimde onun yemek hazırladığını görmüştüm. Birlikte yemek yemiş, ilaçlarımı içmiştim ve arkadaşımın benimle ilgilendiğini görmek, bunun bana iyi gelmesi, Tibet’in onu çağırmam konusundaki haklılığını görmemi sağlamıştı. Hanzade benimle kalacağını söylediğinde kabul etmiş, istersem birkaç gün kalabileceğini söylediğinde de reddetmiştim. Onun da kendi işleri vardı ve durup günlerini benimle geçirmesini istememiştim.
💬
Hanzade koltukta uzanırken sıkılmamam için atıştırmalık bir şeyler hazırlamış, bilgisayarımdan izleyebileceğimiz bir film açmıştı. Hiç sıkılmadan, eğlenerek benimle film izlemiş, beni yaşananlardan uzak tutmaya çalışmıştı. Aklım sürekli düne kaysa da kafamı toparlayabilmeme yardım etmişti. İzlediğimiz iki filmden sonra ben odama çekilince o da misafir odasına geçmişti. Uyumayacağını bildiğimden bilgisayarımın onda kalmasını, sıkılırsa bir şeyler yapabileceğini söylemiştim. Benim odaya girer girmez uykuya dalacağım belliydi. Ki öyle de olmuş, yatağıma girip Tibet’in nasıl olduğumla ilgili olan mesajına cevap vermem ve gelen bildirimlere bakmamın üzerinden on dakika geçmişti ki gözlerim yeniden kendiliğinden kapanmıştı. Evet, ilaçlar ve yorgunluğum da bunda etkiliydi ama bence zihnim de beni olanlardan uzak tutmak için elinden geleni yapıyordu.
💬
🌪️
💬
“Geldim geldim!”
💬
Merdivenlerden hızla inmeye çalışırken kasılan karnımla yüzlerimi buruşturdum. Üç gündür düzenli olarak ağrı kesici ve krem kullanıyordum, vücudumdaki morluklar daha iyi durumdaydı fakat ani ve hızlı hareketlerle kendilerini hatırlatmakta gecikmiyorlardı. Basamakları aşıp ısrarla çalan kapıya doğru ilerlerken kuş yuvasına dönmüş olan saçlarımı ellerimle düzeltmeye çalıştım ama bir faydası olacağını sanmıyordum. Normalde her gün duş alsam da iki gündür almamıştım, bedenimi çok fazla yorup hareket ettirmek istememiştim. Buna alışık olmayan saçlarım da düğüm düğüm olarak bana isyanını gösteriyordu.
💬
Kapıyı açtığımda beni genç bir adam karşıladı. Elindeki büyük buketi bana uzatırken gülümseyip, “Niran Hanım, değil mi?” diye sordu.
💬
Şaşkınca bir bukete bir de adama baktım. “Evet.”
💬
“Bunlar sizin,” dedi ellerime bıraktığı buketle. “İyi günler.”
💬
“Teşekkür ederim,” derken şaşkınlığım sesime de yansımıştı. Kapıyı ayağımla kapatıp kucağımdaki koca buketi salona doğru taşırken kaşlarım çatıldı. Ya arkadaşlarımdan biri yollamıştı ya da babaannem yüzümü güldürmek istemişti.
💬
Turuncu güllerin olduğu büyük buketi koltuğun üzerine bıraktım. Parmaklarım turuncu güllerde gezinirken elimde olmadan gülümsedim. Özellikle sevdiğim bir çiçek yoktu, genel olarak her çiçeği severdim ama bu turuncu güller gerçekten de eşsiz görünüyordu. Güllerin arasına iliştirilmiş olan küçük zarfı alıp çiçeklerin yanına oturdum. Zarfı açarken de yüzümdeki gülümseme daha da sıcak bir hal almıştı. Zarfı açarken derin bir nefes aldığımda, güllerin kokusu burnuma doldu.
💬
Sana teşekkür etme fırsatı bulamadım. Durumunun iyi olduğunu öğrendim, umarım daha iyisindir ve seninle yüz yüze tanışma fırsatını yakalarım. Canını tehlikeye atıp kurtarmana değecek kadar iyi bir insan mıyım bilmiyorum ama bunun kıymetini bilip, sana her fırsatta teşekkür edeceğim.
💬
Ferhan Suavi.
💬
Paragrafın başında solmaya başlayan gülümsemem, onun ismine geldiğinde yok oldu ve bedenim kaskatı kesildi. Bir de bana çiçek mi gönderiyordu? O günden beri kendimi suçlamadığım bir an bile olmamıştı. Ki ben, o patlama anından bu yana bunu zaten kendime yapıyordum. Benim kim olduğumun farkındayken, bir de bana nasıl çiçek yollayıp teşekkür edebiliyordu?
💬
“Ölmeni dilerdim!” Not kağıdını buruşturup fırlattıktan sonra hızla ayaklandı. “Yüzsüz herif!”
💬
Buketi sertçe kapıp kapıya ilerlerken birkaç gül yere dökülmüştü. Bunu fark edince ve ondan gelen en küçük şeyi bile kabullenmek istemediğimden düşen gülleri almak için eğildim. Gülleri alıp doğrulduğum sırada eşofmanımın cebindeki telefon çalmaya başladı. Hızla mutfağa girdim, buketi çarpar gibi masaya atıp cebimdeki telefonu çıkardım. Ekrandaki kayıtlı olmayan numarayı görünce kaşlarım çatıldı. Kimdi bu?
💬
Telefonu açıp kulağıma yasladım. “Efendim?”
💬
Sert çıkan sesimle karşı tarafın duraksadığını hissettim, bir süre sessizlik oldu.
💬
“Merhaba, Niran,” deyince bir adam, kaşlarım daha sert çatıldı. “Çiçekleri teslim aldığına dair bilgi aldım. Ben Ferhan.”
💬
Masaya yaslı duran elim boşluğa düştü, bomboş gözlerle karşımdaki duvara baktım. Bedenimin ısısı bir anda düşmüştü ve kanım çekilmiş gibi buz kesilmiştim. Çiçek yollama cüretinde bulunması yetmezmiş gibi bir de beni mi arıyordu? Numaramı nereden bulmuştu? Onlar için her şey bu kadar kolay mıydı? Dişlerimi gıcırdattım.
💬
“Merhaba, Ferhan Bey,” dedim bomboş bir sesle. Kafamdaki ses bana sakin olmamı, normal davranmamı fısıldayıp duruyordu ama odaklanamıyordum.
💬
“Rahatsız etmemişimdir umarım,” derkenki yumuşak sesiyle gözlerimi sıkıca yumdum.
💬
Dişlerimi sıka sıka gülümseyip, “Hayır, rahatsız etmediniz. Kusura bakmayın, kayıtlı bir numara arayınca afalladım,” dedim. “Nasılsınız?”
💬
Adamın hafifçe güldüğünü duydum. Dişlerini dökmek istiyordum ve bu istek kendi dişlerimi sızlatıyordu. “Sayende iyiyim,” demesi bir kez daha kendimden nefret ettirdi. “Sen nasılsın? Benim yüzümden başına gelenler için üzgünüm, kendimi suçlu hissediyorum.”
💬
Kardeşini öldürdüğün için suçlu hissetmiyorsun, babamı ve koca bir mürettebatı öldürdüğün için suçlu hissetmiyorsun, kim bilir kaç can daha almışsındır ve suçlu hissetmiyorsun da bunun için mi suçlu hissediyorsun?
💬
Cümleler dudaklarıma gelip gidip beni yokladı ama onların dışarı kaçmaması için büyük bir çaba verdim. Bunları söyleyeceğim günün erkenden gelmesi için şimdi beklemem gerekiyordu.
💬
“Böyle olacağını nereden bilebilirdiniz ki? Hiçbirimiz bilemezdik,” dedim sahte bir samimiyet takınarak. “Neyse ki iyiyiz, kendinizi suçlu hissetmeyin.
💬
Derin bir nefes aldığını duyunca bu kez nefesini kesme isteğiyle duydum. “Çok kibarsın,” dediğinde yumruğumu sıktım. “Seninle bu şekilde tanışmak istemezdim. Tibet’le olan yakınlığınızı da yeni öğrenme şansım oldu. Ben seni yemeğe davet etmek için aramıştım, hem bu sayede daha normal bir şekilde tanışabiliriz diye düşündüm.”
💬
“Yemek mi?” Bu soru ağzımdan istem dışı çıkmıştı ama o bunu bir şaşkınlık tepkisi olarak görüp güldü.
💬
“Evet, eğer kendini daha iyi hissediyorsan bu akşam, akşam yemeği için bize katılmanı isterim,” dedi kibar bir sesle. Şu an sadece telefonda konuşuyor olsak bile ondan yayılan yoğun bir manipülasyon kokusu vardı, bunu ses tonu bile ele veriyordu.
💬
Bu teklifi mesaj olarak ya da gönderdiği notta belirtmiş olsa Tibet’i arayabilir, durumu değerlendirebilirdim ama cevabımı şu an telefonun diğer ucunda bekliyorken kendim karar vermekten başka şansım yoktu. Reddedersem yanlış anlardı, hâlâ iyi olmadığımı bahane etmem belli ki üzerime daha çok düşmesine neden olacaktı. Sıkışmışlık hissi boğazıma dayandı.
💬
Başka çaremin olmadığını bilmenin öfkesini ona yansıtmamaya çalışarak, “Tabii ki,” diye mırıldandım. “Ben de sizinle tanışmak isterim.”
💬
Adam hoş bir gülüşle, “Buna çok sevindim,” dediğinde sinirden ağlamak üzereydim. “Tibet’e akşam seni almasını söyleyeceğim. Yemekte görüşürüz, Niran. Kendine iyi bak lütfen.”
💬
“Teşekkür ederim, efendim. Siz de kendinize iyi bakın,” deyip hızla telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Çok geçmeden aramayı sonlandırmıştı.
💬
Telefonu çiçeklerin üzerine fırlatıp öfkeyle çığlık attım. Nefeslerim bir anda düzensizleşmişti. Göğsüm hızla inip kalkarken ellerimi masaya bastırıp masaya abandım. Bilerek notta yemekten bahsetmemiş olmalıydı. O şekilde benden bir yanıt almanın, özellikle olumsuz bir yanıt almanın muhtemel olduğu biliyordu. Doğrulup ellerimle yüzümü sertçe sıvazladım, art arda çığlık atarak öfkemi kusmak istiyordum.
💬
Çiçeklerin üzerine fırlattığım telefonu tekrar elime aldım ve Tibet’i aradım. Telefon birkaç çalışta açıldığında onun cevap vermesine fırsat vermeden, “Delirmeme şu kadarcık kaldı,” dedim işaret ve başparmağımı o görmese bile birbirine yaklaştırarak.
💬
“Sana da merhaba, Niran,” dediğinde burnumdan sert, öfkeli bir nefes verdim. “Çiçekleri almışsın anlaşılan.”
💬
“Çiçek yolladığını biliyor muydun? Neden haber vermedin?”
💬
“İlk önce sakin olmayı dene,” deyip bir süre susarak bekledi. “Çiçekleri bana yollattırdı, saatlerdir yanımda dikiliyor, haber verme fırsatım olmadı. Az önce çıktı odadan.”
💬
“Evet, çıkınca da direkt beni aradı herhalde?” Diğer elimi belime yerleştirip hole doğru yürüdüm. “Numaramı da senden mi aldı?”
💬
“Hayır, benden numara almadı. Seni arayacağını bilmiyordum,” derken onun da sesi düşünceli geliyordu. Belli ki gerçekten haberi yoktu. “Ne söyledi sana?”
💬
Alayla gülüp, “Akşam size gelmemi, sizinle akşam yemeği yememi istedi,” dediğimde Tibet’in sakince verdiği nefesi duydum.
💬
“Günlerdir evdeydi, bugün şirkete geldi, keyfi yerinde gibiydi,” dediğinde, “Keyfi batsın,” dedim. Onun gibi bir adamın keyifli olması bile haksızlıktı.
💬
“Kabul mu ettin?”
💬
“Etmek zorunda kaldım!” diye yükseldiğimde sessizleşti. Dilimi dudaklarımda gezdirip sakin olmaya çalıştım. “Başka çarem yoktu.”
💬
“Sorun yok,” dedi sakince. “Sana o gün ne dediğimi hatırlıyor musun?” Neyden bahsettiğini anlamadığımdan sessiz kaldım. “Biz gitmeyeceğiz, o bizi içeri alacak. Şu an tam da bu oluyor. Seni kendisi içeri çağırıyor.”
💬
Baş ve işaret parmağımla gözlerimi ovarken, “Hazır mıyım bilmiyorum,” diye mırıldandım. “Daha başlamadan her şeyi berbat etmek istemiyorum.”
💬
“Henüz daha yolun başındayız. En azından sen öylesin,” derken sesi yatıştırıcıydı. “Şimdiye kadar berbat etmedin, bundan sonra da edeceğini sanmıyorum. Daha şimdiden kendine haksızlık edip bu düşüncelere kapılırsan, ileride karşılaşacağımız daha büyük bir sorunda tökezlersin.”
💬
Ona hak vermiyor değildim ama bazı hislere engel olmak zordu. Bu olaydan öncesine kadar onun başına bela olabileceğimi düşünmemiş olsam da şu an bu düşünce canımı sıkabilecek kadar içimde beslenmiş, büyümüştü. İlk baştaki o fevrilik hâlâ üzerimdeydi fakat artık uyum sağlamam gerektiğini daha iyi anlamıştım. O benim için hâlâ bir yabancı gibiydi, buna rağmen bizi bir takım olarak görme zamanı da gelmişti.
💬
Aramızda yaşanan sessizliğe, “Akşamüzeri gelip beni alırsın,” diyerek son verdim.
💬
“Gelmeden önce haber veririm,” dediğinde beni görmese de başımı salladım. Hararetli başlayan görüşmemiz, sessizce sonlandı.
💬
Kapanan telefonu kulağımdan uzaklaştırırken gözlerimi hırpalanmış olan güllere çevirdim. O adam değil de dolaylı yoldan Tibet göndermiş olduğu için onları atmama gerek yoktu. Yanaklarımın içini şişirip çiçekleri kucakladım. Balkondaki küçük dolapta birkaç vazo vardı, gelen hediye çiçekler solduğunda çiçekleri atsak da annem vazolarını saklardı. Balkona gidip o vazolardan birini aldıktan sonra mutfağa döndüm. Vazoyu temizlemem gerekmişti, dolapta olsa da toz içindeydi. Vazoyu temizleme işi de hallolduğunda turuncu gülleri su doldurduğum vazoya yerleştirdim.
💬
“Sizi atmak içimden gelmemişti zaten,” diye mırıldandım güllerden birine dokunup. Dalgın bir şekilde gülleri izlerken gözlerimin önünden geçen birçok an vardı ama hepsi o kadar yavaştı ki sanki o anları yeniden yaşıyormuşum hissini veriyordu.
💬
Rüzgârda değil, suyun içinde savruluyordum. Psikolojik olarak iyi bir durumda olmadığımın farkındaydım. Kafamın içindeki gelgitler büyüyor, bedenen değil de ruhen denizin dibine çekiliyordum. Sağlıklı düşünmek için çabalıyordum, başarılı olduğumu da düşünüyordum ama akıl sağlığımı kendi başıma ne zamana kadar koruyabileceğimi bilmiyordum. Destek almamı isteyen tarafıma, şu an girdiğim yolu nasıl anlatacağımı soran alaycı bir yanım da vardı. Karşı tarafa üzüntümü anlatabilirdim, yaşadığım buhrandan da bahsedebilirdim ama öfkemi açıklayamazdım. Öfkemi yenebilmem için önereceği hiçbir şey işe yaramazdı çünkü o adamı gördükçe öfkem katlanacaktı ve ben o adamla ne kadar bir süre karşı karşıya kalacağımı kestiremiyordum.
💬
Gülün üzerinde olan parmaklarım, kaşımın üzerindeki dikiş bandına uzandı. Kaşımın üzerine dokunurken gözlerimi güllerden ayırmadım. Sanki güllere bakarken dalga sesleri yok oluyor, hoş bir melodi kafamın içinde yankılanarak beni sakinleştiriyordu. Elimi tekrar güllere uzatıp bir tane gülü sapından tutup vazodan çıktım. Tuttuğum güle bakarken mutfaktan çıkarak merdivenlere yöneldim. Asıl savaşımı bu akşam verecekmişim gibi hissediyordum ve bu savaşa en iyi şekilde hazırlanmalıydım. Görkem’in mekân açılışındaki gibi küçük bir kontrol kaybının tekrarı yaşanmamalıydı. O adamın oğlundan daha dikkatli olacağı kesindi, tek odağı ben olacaktım.
💬
Odama girip elimdeki gülü komodinin üzerine bıraktım. Gülden kopardığım bir yaprağı kitaplığımdaki mitoloji kitaplarımdan birinin içine yerleştirip kitabın kapağı kapattım. Duşa girmem, sonra da bir şeyler atıştırmam gerekiyordu. Bugün biraz geç uyanmıştım ve şu an da saat üçü geçmişti. Bu da Tibet’in en geç üç saate burada olacağı anlamına geliyordu. O benden daha normal karşılamıştı.
💬
Kıyafetlerimi odada çıkarıp iç çamaşırlarımla banyoya doğru ilerledim. Nasıl bir ortama gireceğimi az çok tahmin ediyordum. Büyük ihtimalle Irmak da orada olacaktı, bu fırsatı kaçırmayacağını düşünüyordum. Kimler olurdu bilmiyordum ama bütün gözlerin üzerime çevrilecek olması beni daha da geriyordu. İyi bir izlenim bırakmam gerektiğinden iyi bir şekilde hazırlanmalıydım. Bir yanım gerilmememi, bu işi eğlenceye çevirip zevk almamı, gerilen kişilerin onların olması gerektiğini söylüyordu. Bu şekilde işleri daha kolay yürütebilirdim ama şu an o aşamaya gelmem biraz zordu.
💬
Duş alıp kişisel bakım işlerini hallettikten sonra parmaklarımla yüzüme sürdüğüm kremi tenime yedirirken odaya döndüm. Parmaklarım, sıcak suyun altından çıkmış olmalarına rağmen soğuklardı. Bunun sebebinin yüzüm olduğunu düşünüyordum. Aynadaki yansımamı görmüştüm, yüzüm buzdan bir duvar gibi görünüyordu. Aldığı nefesten bile rahatsız olan bedenim, metali buz tutmuş bir robot gibi hareket ediyordu. Ellerimde kalan kremi bileklerime doğru sürterken dolabın karşına geçip kıyafetlerimde göz gezdirdim. Bugün bembeyaz giyinmek istiyordum.
💬
Beyaz, uzun kolları olan, geniş yuvarlak yaka elbisemi askısıyla birlikte çıkardım. Bu elbiseyi daha önce Hanzade’nin doğum gününde giymiştim. Etek boyu diz seviyesindeydi fakat sol kısımda bir karış uzunluğunda yırtmacı vardı. Elbiseyi ve üzerine giyeceğim uzun, beyaz kabanı yatağın üzerine bıraktım. Esmer tenime beyaz rengini yakıştırıyordum, normalde böyle bir kombinle eğlenmeye, arkadaşlarımla vakit geçirmek için bir yerlere gidebilirdim ama şu anki zorunlu bir hazırlanıştı.
💬
Saçlarımı kuruttuktan sonra temiz iç çamaşırlarımı giyip makyaj masasına oflayarak yaklaştım. Aynada kısaca yüzüme baktım, geçen seferki gibi bir makyaj yeterli olurdu. Pufa oturup işe ten makyajımla başladım. Banyoda yenilediğim kaşımın üstündeki bandı kirletmemek uğraşmıştım. Ten makyajı bitince keskin kuyruklu bir eyerliner çekip kipriklerimi kıvırdım. Kıvırdığım kirpiklerimi rimelle sabitleyip dudak kalemini elime aldım, dudaklarımı çerçeveledim. Açılış yemeğine giderken sürdüğüm kırmızı rujun daha koyu bir tonunu dudaklarımda gezdirirken bir yandan da yüzümü inceliyordum. Sanırım bu kez saçlarımı farklı şekillendirmem gerekiyordu.
💬
Maşanın ısınmasını beklerken dolabımın duvar tarafındaki kapaklarını açıp ayakkabılarımı koyduğum raflarda göz gezdirdim. Bu kısma genelde arada sırada, özel zamanlarda giydiğim topuklu ayakkabılarımı, botlarımı bulunduruyordum. Elime aldığım beyaz stilettoları da yine bu elbisenin altına giymek için almıştım. O günkü kombinimdeki tek fark rujumun rengi ve siyah kabanımdı. Ayakkabıları da yatağın kenarına bırakıp saçlarımı şekillendir işine koyuldum. Koyu renk, uzun saçlarımın uçlarını kıvırırken gözlerim boy aynamdaydı. Beyaz iç çamaşırlarım temize zıt duruyordu ve karnımdaki morluk yayılmış gibiydi. Bacaklarımda ve kollarımda da küçük morluklar vardı ama karnımdaki kadar belirgin değillerdi. Karnım ise çürük bir iz vardı. Derin bir nefes alıp aldığım diğer tutamı maşaya sardım. Saçlarımdan yayılan duman odaya değil de kafamın içine giriyordu sanki.
💬
Saçlarım bitince maşanın fişini çektim. Parmaklarımla saçlarımı hafifçe dağıttım. Yatağın üzerine bıraktığım elbisenin askısını çıkarıp elbiseyi giydim. Aynanın karşısında vücuduma yapışan tok kumaşlı elbiseyi düzeltirken karnım yeniden ağrımaya başlamıştı. Düşünceleri durdurmak her zaman zor oluyordu. Aynadaki yüzüme dalıp gitmemek için hızlı hareket ettim. Ayakkabılarımı giymeden önce boş duran boynum için bir şeyler bulmalıydım. Parmaklarımı kumaşın üzerinden karnımda gezdirirken yeniden makyaj masasına yanaştım. Takılarımı koyduğum çekmeceyi açtım. Fazla düşünmeden elime aldığım inci kolyeyle geri döndüm. Tırnaklarım uzamıştı, bu yüzden kolyeyi yatmak biraz zor ve sinir bozucu olsa da uzun uğraşlar sonucu başarabilmiştim.
💬
Ayakkabılarımı giyeceğim sırada çalan telefonumla gözlerimi komodine çevirdim. Telefonu elime aldığımda Tibet’in aradığını görünce, “Efendim?” diyerek açtım telefonu.
💬
“Yarım saate geçmiş olurum,” dedi, arkadan korna sesleri geliyordu, yolda olmalıydı. “Hazır değilsen acele etme, otoparkta beklerim.”
💬
“Hazırım,” diye mırıldandım boştaki elimle ayakkabıyı ayağıma geçirirken. “Yarım saate inmiş olurum.”
💬
“Tamam,” dedi, tam telefonu kulağımdan uzaklaştıracakken, “Niran,” diye seslendi.
💬
“Efendim?” Kaşlarım çatılırken diğer ayakkabımı da ayağıma geçirdim.
💬
“Görkem’in mekanına giderken çok fazla parfüm sıkmamıştın,” dediğinde kaşlarım daha sert çatıldı. “Yine çok sıkmasan olur mu?”
💬
Sebebini sormak istesem de kaşlarımı kaldırmak dışında bir tepki vermedim. “Olur.”
💬
“Teşekkür ederim,” diye mırıldanıp telefonu kapattığında, bir süre şaşkınca telefonun ekranına baktım. Kokularla ilgili bir sıkıntısı mı vardı?
💬
Omuz silkip yataktan kalkarak topuklularımın üzerinde dik bir şekilde durdum. Aslında tamamen hazırdım, sadece kabanımı giyip çantamı alacak ve evden çıkacaktım. Yarım saat boyunca ne yapacağımı düşünürken gözlerim ellerime kaydı. En son ne zaman oje sürdüğümü hatırlamıyordum. Gemi seyahatine çıkmadan önceydi galiba. Gemiyi hatırlamamak için başımı hızla iki yana sallayıp makyaj masamın alt bölmesindeki ojelerin arasında bordo ojemi ve asetonumu aldım. Yatağın bu kez teras tarafındaki kenarına oturup tırnaklarıma bordo ojeyi dikkatlice sürmeye başladım.
💬
On dakikadan az süren oje sürme işimi, tırnaklarımın kenarlarını temizleyerek bitirdim. On beş dakikam da camdan dışarıyı, terasın zemini izleyerek ojenin biraz kurumasını beklerken geçti. Yataktan kalktığımda tam olarak oje sertleşmemiş olsa da bir yere bulaşmayacak kadar kurumuştu. Yine de beyaz kabanımı giyerken fazlasıyla dikkatli davrandım. Bembeyaz kıyafetlerimin aksine içine cüzdanımı ve telefonumu attığım siyah çantayla odadan çıktım. Çıkmadan önce parfümü sadece tenime iki kez fıslatmıştım.
💬
Evin anahtarlarını da çantama atıp evden çıkarak asansöre yöneldim. Asansörün gelmesini beklerken yerlerin ıslak olduğunu fark edip kaymamak için duvara tutundum. Bu saatte koridorları mı temizlemişlerdi? Islak zemini incelerken önünde durduğum asansörün kapıları açıldı, dikleşip asansöre bindim. Asansör katları hızla inerken çantamdaki telefonumu çıkardım, Tibet’le konuşmamın üzerinden otuz beş dakika geçmişti, gelmiş almalıydı.
💬
Asansörden inip otoparkta yürümeye başladığımda gözlerimi kendi aracıma çevirdim, aracımın yanı boştu, normalde kendi aracını da oraya park ediyordu, gelmemiş miydi? Boştaki elimle kabanımın iki ucunu göğsümde birleştirdim, kendi aracıma doğru yürürken karanlık otoparka bir ışık yayıldı. Başımı sola çevirdim, Tibet’in aracı görüş alanıma girdi. Dalgalandırdığım saçımı geriye doğru atarken gözlerim aracın ön camındaydı. Aracın içindeki oydu ama bu kez farklı, kırmızı bir spor arabayla gelmişti. Araba tam yanımda durunca kaşlarımı kaldırarak ön kapısı açtım.
💬
Arabaya binip kemerimi taktıktan sonra kabanımın iki yana açılan uçlarını birleştirerek yırtmacın ortaya serdiği bacağımı kapattım. “Sürekli araba mı değiştirirsin?” diye sorarken bakışlarımı ona çevirmiştim.
💬
“Değiştirmedim, iki arabam var,” deyip omuz silkerken aracı hareket ettirdi. “O an hangisini canım isterse.”
💬
“Diğeri daha güzel,” dedim gözlerimi ondan ayırıp.
💬
“Yanına gelirken onu alırım o halde,” derken sesinde alay vardı. “Reddetmediğin için sağ ol.”
💬
“Neyi?”
💬
Başını bana doğru çevirdiğini hissedince ben de ona baktım. “Çok parfüm sıkmamışsın.”
💬
O an her ne kadar sormamış olsam da “Rahatsız mı oluyorsun?” diye sorarken buldum kendimi.
💬
“Ağır, yoğun kokular beni rahatsız ediyor,” dedi başını sallayarak. “Parfümün güzel, sana da yakışıyor fakat biraz ağır. Ağır kokuları mı seversin?”
💬
“Evet,” dedim bordoya boyadığım tırnaklarımı siyah, deri çantamın yüzeyine sürterken. “Baharatlı, baskın kokuları taşımayı seviyorum. Parfüme bulanmayı da öyle.”
💬
“Ama yine de isteğimi geri çevirmedin?” dedi sorar gibi, kaşlarını kaldırıp gözlerime baktı.
💬
Omuz silkerek, “Saygı duyuyorum sadece,” dedim, gözlerim gözlerinden uzaklaştı.
💬
“Bir şeyler değişmiş gibi,” dediğinde neyden bahsettiğini anlamasam da ona bakmayıp yolu izlemeye devam ettim. “Daha kendinden emin bakıyorsun.”
💬
“Babamın katili bugün evime onun hayatını kurtardığım için çiçek gönderdi,” dedim duygu barındırmayan, bomboş bir sesle. “Dünya genelinde olan şey bu. Suçlu arsız, mağdur korkak.” Başımı çevirmeden göz ucuyla ona baktım. “Artık korkak olmaya niyetim yok.”
💬
Bana bakmadan, “Korkak değilsin,” dediğinde dilimi ağzımın içinde döndürdüm. “Ama evet, o fazlasıyla arsız.”
💬
“Bu kez ne yapacağız diye sormayacağım,” dedim onun gibi akıp giden yolu izlerken. “Ne yapacağımı biliyorum.”
💬
Alayla, “Korkmalı mıyım?” diye sordu, ona bir cevap vermedim.
💬
Akşamüzeri oluşan o kızıllık şehri sararken, içinde olduğumuz kırmızı spor araba bizi gideceğimiz yere resmen ışınlamıştı. Her ne kadar trafik olsa da Tibet’in sürekli şerit değiştirip bizi öne taşıması, gerektiği yerde yol değiştirmesiyle sıkıntısız bir şekilde yolu aşmıştık. Şahsen ben kendi aracımla şu an bu saatlerde yolda olsam, sinirden kafamı direksiyona vuruyor olurdum. Tibet gerçekten sakin miydi yoksa belli mi etmiyordu anlamamıştım.
💬
Araba siyah ferforje bir kapının önünde durdu, birkaç saniye sonra demir kapı iki yana açıldı ve Tibet aracı içeri soktu. İki yanı kısa ağaçlarla kaplı taş bir yoldan geçtikten sonra ilerideki bembeyaz yapıya baktım. Villa yetersizdi. Üç katlı, oldukça geniş bir malikaneydi. Bu malikanenin sağ tarafında da iki katlı, küçük bir yapı vardı. Malikane parlak merdivenlerinden yükselen kolonlar içinde olduğumuz araba kadar genişti. Burada kaç kişi yaşıyordu? Bütün pencerelerden ışık yayılıyordu ve bu yüzden malikane ışıl ışıl görünüyordu.
💬
“Bütün sülaleniz burada mı yaşıyor?” diye sorarken sesim şaşkındı.
💬
Tibet gülerek, “Hayır, sadece amcam ve ailesi. Annemle ben de burada yaşamıyoruz,” dediğinde kaşlarım havalandı. “Görkem haricinde iki çocuğu daha var.”
💬
Bu kez bu bilgiye şaşırdım. “Görkem tek çocuk değil mi? İnternette kardeşi olduğuyla ilgili bir şeye rastlamamıştım.”
💬
“Bir kız bir de erkek kardeşi var,” dedi arabayı devasa büyüklükteki süs havuzunun önünde, merdivenlerin tam karşısında durdururken. “Sadece onlar Görkem kadar göz önünde olma taraftarı değil. Ama yine de internette isimlerini görmüş olman gerekirdi, gözünden kaçmış olmalı.”
💬
“Galiba,” diye mırıldandım. Ama yine de baktığım sayfalarda onları görmemiş olmam garipti.
💬
“Hadi inelim,” dedi Tibet telefonunu cebine atıp kapısını açarken.
💬
Kemerimi çıkarıp kapıyı açtım. Bir bacağımı dışarı atıp dikkatlice araçtan indim. Topuklularla taşların üzerine yapışmayı istemiyordum. Arabadan indikten sonra üzerimi düzeltip kapıyı kapattım, çantamın ince sapını sıkıca tuttum. Tibet yanıma geldiğinde birkaç saniye ikimiz de öylece merdivenlerin önünde dikildik, sonra Tibet kolunu bana doğru uzattı. Üzerinde benimkinin aksine siyah bir kaban vardı. Koluna girdiğimde tırnaklarımı gergince kabanının sert kumaşına bastırdım.
💬
“Bizi erkenden dibe çekmeyecek şeyler dışında istediğini yapabilirsin,” diye fısıldadığı sırada mermer merdivenleri yavaşça çıkıyorduk. Merdivenlerin ortasına geldiğimizde, malikanenin büyük ve geniş kapısının bir kanadı aralandı. “Kurtarmam gereken bir konu olursa bacağıma masanın altından dokunman, bana işaret vermen yeterli.”
💬
“Tamam,” diye mırıldanırken gözlerim açılan kapıdaydı.
💬
Açılan kapının önünde dikilen bir kadın ve bir erkek vardı. Kadın gülümseyerek, “Hoş geldiniz efendim,” dediği sırada merdivenleri aşmış, kapıya yaklaşmıştık. Yanındaki adam da gülümseyerek başını sallayıp bize selam vermişti.
💬
“Sağ ol, Ayten,” dedi Tibet sakince başını sallayıp. “Amcamlar döndü mü?”
💬
“Herkes salonda, Tibet Bey,” dedi gülümseyerek bize bakan adam.
💬
Tibet’le birlikte içeri girerken kadının da adamın da dikkatli bakışları bendeydi, kim olduğumu anlamaya çalışıyor gibilerdi. Bizi karşılayan giriş de en az dışarısı kadar beyaz ve parlaktı. Koyu renk ahşaptan bir sürü kapı vardı. Gözlerim tavandan sarkan dev avizeden ayrılıp karşımızdaki merdivenlere çevrildi. Çift taraflı, beyaz tırabzanlı taş merdivenlerden inen adama baktım. Görkem ciddi bir yüz ifadesiyle basamakları inerken gözlerini bize dikmişti.
💬
“Merhaba,” dedi biz içeri doğru adımlarken. Gözleri Tibet’ten ayrılıp bana döndü. “Hoş geldin.”
💬
“Hoş buldum,” dedim kendimden emin bir şekilde, gülümsedim.
💬
Merdivenlerin son basamağını inip yanımıza gelirken dudaklarına bana samimi gelmeyen bir gülümseme yerleştirdi. “Bizimkiler masaya geçmişti, ben de ellerimi yıkamak için yukarı çıkmıştım.”
💬
“Bekletmeyelim o halde,” dedi Tibet ona bakmayıp solumuzda kalan büyük kapıya yönelirken. O yön değiştirince kolunda olduğum için bir an tökezleyecek gibi oldum ama hızlı toparlamıştım.
💬
Biz kapıdan içeri girerken arkamızdan gelen bir adım sesi yoktu, sanki aynı yerde durmuş bizi izliyordu. Salona girmemizle içerideki sesler kesildi ve gözlerim sesin geldiği yönü takip etti. Bizim evin alt katından daha büyük olan salonun sol köşesine yerleştirilmiş büyük, ahşap bir masa vardı. Masadaki insanların gözleri bize dönünce bedenim gerildi. Ferhan başköşedeydi, Irmak da tahmin ettiğim gibi buradaydı. Onlar haricinde Ferhan’ın iki tarafında da güzel iki kadın oturuyordu. Tibet durmadı, yürümeye devam etti, ben de onunla birlikte oturdum. Ferhan’ın sağındaki kadının yanında bir genç kız bir de genç bir adam oturuyordu. Görkem’in kardeşleri olabilirler miydi?
💬
“Biz de sizi bekliyorduk!” Ferhan gülerek ayaklanırken sesindeki coşkuya yüzümü buruşturmak istedim ama gülümsemek zorundaydım. O kalkınca diğerleri de ayaklanmıştı. “Hoş geldiniz.” Bunu daha çok bana söylemiş gibiydi.
💬
“İyi akşamlar,” dedim ona gülümseyerek bakarken. O tam karşımıza geçmişken diğer tanımadığım insanlar da yanımıza gelmişti ve hepsinin meraklı bakışları üstümdeydi. Bu berbattı.
💬
Ferhan elini bana doğru uzatıp, “Teklifimi geri çevirmeyip geldiğin için teşekkür ederim,” dedi, gözlerim anlık eline kaydı.
💬
Tekrar mavi gözlerine dikkatle bakıp gülümserken uzattığı elini tuttum. “Asıl davet etme nezaketini gösterdiğiniz için ben teşekkür ederim.”
💬
Ellerimiz ayrılırken yanında duran genç adam aniden elini uzatıp, “Merhaba, ben Çağın,” dedi, öne çıktı. “Tibet’in kuzeniyim, yani Görkem’in kardeşi. Adımı Tibet’inkine benzesin diye Çağın koymuş babam. Yani onun diğer adı Çağhan, en azından babam ona öyle seslenmeyi seviyor. Tabii amcam babamı dinleyip kimliğine eklettirmemiş.”
💬
Bir an durdum ve karşımdaki genç adama büyük bir şaşkınlıkla baktım. O kadar hızlı ve konudan konuya atlayarak konuşmuştu ki öylece ona bakakalmıştım. Salonda derin bir sessizlik oluştu. Çocuk gülüp elini savaşça sallayınca gözlerimi kırpıştırarak eline uzandım, elini sıktım.
💬
“Memnun oldum,” diye şaşkınca mırıldandığım sırada arkasında duran geç kız yavaşça onu itip, “Gelir gelmez kızın kafasını yaktın,” diye homurdandı. Çağın’a ters ters baktıktan sonra bana dönüp gülümsedi. “Ben de Çağla.”
💬
“Sen de diğer kardeşsin sanırım,” diye mırıldanıp gülümsediğimde kız başını salladı. Sonra Ferhan’ın eşiyle, Yasemin’le tokalaştım. Diğer kadınla, Tibet’in annesiyle tanıştım. Onun isminin Asya olduğunu internetten öğrenmiştim.
💬
Tanışma faslı bitince yeniden masaya ilerlediler. Ferhan, Tibet’in annesinin yanındaki sandalyeyi oturmam için çektiğinde çaktırmadan tırnaklarımı avucuma geçirip ona gülümsedim ve kabanımı çıkarıp sandalyeye oturdum, Tibet de benim yanıma oturmuştu. Diğer herkes karşı taraftaydı. İçimden bir ses bunun kasten olduğunu söylüyordu ve rahatsız edici gelmişti.
💬
Ferhan salonun kapısında dikilen çalışanlara bir el hareketi yaptıktan sonra bana baktı. “Herhangi bir ağrın sızın var mı? Hemen yeni bir doktorla görüşebiliriz.”
💬
Ellerim kucağımdaydı, tırnağımı açılan bacağıma sürtüyordum. “Teşekkür ederim ama bir sorunum yok,” dedim samimi bir ifade takınıp. “Sizin durumunuz benden daha kötüydü. Siz nasılsınız?”
💬
Ferhan elini yavaşça sallayıp, “İlk kez olmuyor, arada yokluyor,” dese de bunun onu da korkuttuğuna emindim.
💬
“O gün Çağla ve ben şehir dışındaydık,” diyen Çağın’a baktım. “Olanları öğrendik, geçmiş olsun.”
💬
“Teşekkür ederim,” dedim onun yüzünü izlerken. Görkem’in de babasıyla aynı pislikte yol aldığına emin olsam da karşımdaki bu iki genç konusunda emin olamıyordum. Onlara bakarken kötü bir enerji de almıyordum ama tedbirli olmalıydım.
💬
Servisler açıldığında ve masada çatal bıçak sesi yükselmeye başladığında, “Kaç yaşındasın? Bu şehir de mi okuyorsun?” diye sordu Ferhan.
💬
Onun imkanlarıyla alınan, onun evinde pişen bir yemeği boğazımdan geçirmek istemiyordum. İstemeye istemeye çatalı ve bıçağı elime alırken, “Evet, burada okuyorum. Yirmi üçe gireli bir ay olmadı,” diye yanıtladım onu. Sadece onun sorularına cevap vermek bir sohbet doğurmazdı ve konuşmayıp sadece sorulanı cevaplamam gerginliğimi de belli ederdi. “Babam Türk fakat annem değil. Ben de kız kardeşim de Hırvatistan’da doğduk.” Ferhan’ın kaşları havalanırken ilgiyle beni dinledi. “Ailem buraya yerleşme kararı aldığında on yaşında falandım.”
💬
“Bence havalı,” dedi Çağla gülerek. Görkem de Irmak da sessizdi. Görkem neyse de Irmak’ın sessiz olması beklemediğim bir şeydi. Göz göze geldiğimizde bana gülümsüyordu ama Görkem dışında konuştuğu biri olduğunu görmemiştim, sanki onun da üzerinde bir gerginlik vardı.
💬
Benim sohbet etmek istediğimi düşünmüş olmalı ki Ferhan sorularına devam etti. Hangi bölümde okuduğumdan bahsettiğimde yüz ifadesinde hiçbir değişim olmamış, aynı sevecen ifadeyle beni dinlemişti. Sohbet sırasında Çağın’ın 21, Çağla’nın 20 yaşında olduğunu öğrendim. Aslında yaşlarının daha küçük olduğunu düşünmüştüm. Özellikle Çağla on altı on yedi yaşında gibi görünüyordu. Ferhan’ın eşi Yasemin de bir iki cümle dışında konuşmamış, sohbeti sadece dinlemişti. Tibet’in annesinin bana olan bakışlarını arada yakalıyordum. Bana gülümsüyor, samimi, sıcak gözlerle bakıyordu. Sanırım bir tek ona gülümserken zorlanmamıştım.
💬
Tibet’in ne demek istediğini de bu sayede öğrenmiş oldum. Amcası onunla konuşurken gülüyor, kahkaha atıyor, ona düşkünlüğünü belli ediyordu. Tibet de ona aynı samimiyetle karşılık veriyordu ve bunu yaparken hiç zorlanıyormuş gibi görünmüyordu. Bir ara Tibet’le tanışmamızla ilgili de sorular sorulmuştu. Onlara kendi aramızda kurduğumuz sahte tanışmayı anlatmıştık. İtalya’ya arkadaşlarımla gittiğim sırada Tibet’i bir mekânda gördüğümü, sonra da birkaç yerde daha karşılaştığımızı, Tibet’in son karşılaşmamızda yanıma gelip tanışmak istediğini falan söylemiştim. Bunları anlatırken sık sık gülümsemeyi, Tibet’e bakmayı ve heyecanlı görünmeyi ihmal etmemiştim. Görkem dışında herkes beni güler yüzle izlemişti. Tibet de normalde bu konuyu onlarla ilişki oturduğunda, bir düzene girdiğinde konuşmak istediğini ama Görkem’le Irmak’a yakalanınca daha fazla gizleme gereği duymadığını söylemişti.
💬
Ferhan, Tibet’in bunu istemesini normal karşılamıştı. Hatta bir şeylerden emin olmadan onlarla konuşmadığı için Tibet’i takdir bile etmişti. Herkesin yüzüne tek tek bakınca herhangi bir şüpheli bakışla karşılaşmamıştık. Bir kişi hariç. Ama nedense artık Görkem’i dert etmiyordum. Büyük balık yemi afiyetle yutmuştu. En azından şu an öyle görünüyordu.
💬
“Aileni de merak etmedim desem yalan olur,” dedi Ferhan çatalını kenara bırakıp bardağına uzanırken. “Annen ve baban nasıllar? Yaptığın kaza onları da çok korkutmuştur. Onlardan da özür dilemem gerek.”
💬
Tabaktaki bakışlarım dondu. Bardağı tutan elim sıkılaşırken, “Kazadan haberleri yok,” diye mırıldandım. Tabaktaki gözlerim bir silah gibi Ferhan’ın gözlerini hedef aldı. “Kısa bir süre önce babamı kaybettik, annem de şu an burada değil, başka şehirde.”
💬
Ferhan anlık duraksadı. Duraksamasının sebebi neydi? Ona yalan söyleyeceğimi, bir hikâye daha uyduracağımı düşünmesi mi? Yoksa ona olan bakışlarım mı?
💬
“Başın sağ olsun,” diye mırıldandı durgun bir sesle, neden üzülmüş gibi bakıyordu? Diğerleri de tek tek başsağlığı dileyince başımı sallamakla yetindim. “Hasta mıydı?”
💬
Şimdi, Niran. Şimdi yapabilirsen, bundan sonra seni hiçbir sorusuyla yıkamaz.
💬
Sertçe yutkunup, “Hayır,” diye mırıldandım. Yüzümdeki ifadeyi değiştirip üzgün bir halde önüme döndüm. “Babam yük gemilerinde kaptanlık yapıyordu. Birkaç hafta önce içinde olduğu gemi patlatıldı.” Tabaktaki üzgün bakışlarım, birkaç saniyede değişti ve gerçekten gözlerimin yandığını hissettim. “Üstelik ben de o gemideydim ama o benim kadar şanslı değildi.”
💬
“Bu çok kötü,” dedi Tibet’in annesi. Ona baktım, gözlerimin içi yanmaya devam ediyordu. Elini ağzına örtmüş, irileşmiş gözlerle bana bakıyordu. Tekrar sertçe yutkunup gülümsemeye çalıştım.
💬
Tibet’in elini bacağımda hissettiğim sırada, “Gerçekten sizin için, özellikle senin için çok kötü,” dedi Ferhan. Yutkunduğunu gördüm, gözlerini tabağına indirdi. “Özel hayatını fazla didikledim, yaranı deşmek istemezdim, üzgünüm.”
💬
Elimi bacağımda duran Tibet’in elinin üzerine koyup, “Sorun değil,” diye mırıldandım. Maskemin düşmek üzere olduğunu hissediyordum ve bunun burada olması isteyeceğim en son şeydi. “İzninizle ben bir lavaboya gidip gelsem iyi olacak.”
💬
Ferhan telaşla, “Tabii tabii,” dediğinde Tibet’in elini sıktım, yavaşça ayaklandığımda eli bacağımdan kayıp boşluğa düştü. Annesinin eline baktığını gördüm.
💬
“Ben sana eşlik edeyim,” dedi Çağla hızla ayaklanırken. Masadaki herkesin üzerine bir bulut gibi çökmüştüm, hepsinin bakışları tabağındaydı, üzgün gibilerdi. Ferhan bile rolünü iyi oynuyordu fakat Görkem’in kaşları çatıktı, düşüncelerindeki karmaşıklık yüzüne yansımıştı.
💬
Çağla bana eşlik edip olduğumuz kattaki lavabonun yerini gösterdi. Lavaboya girip kapıyı yavaşça kapattım. Ellerim buz gibiydi fakat yüzüm yanıyordu. Suyu açıp ellerimi beyaz mermere yasladım ve büyük aynadaki yansımama baktım. Yüzümdeki her şey dağılmış, gözlerim kızarmıştı. Kaşlarımı çatarak bir süre kızarık gözlerimi izledim.
💬
“Bu ilk huzurunuzu kaçırdığım andı, asla son olmayacak,” diye fısıldadım yansımama bakarken. “Şimdi başlıyoruz.”
💬
Ellerimi buz gibi suyun altına sokarken de gözlerime bakmaya başladım. Yansımama öfkeyle bakıyordum çünkü yüzündeki acının silinmesi gerekiyordu. Belki onun, onların yüzüne bas bas bağıramamıştım ama bütün gerçekle önlerine çıkmış, kim olduğumu bilmelerine rağmen bir de benden duymalarını sağlamıştım.
💬
Benim kızaran gözlerim düzelecekti, vücudumdaki morluklar geçecekti, öfkemi evcilleştirecektim ve bir gölge gibi her gece, her sabah, günlerinin her dakikası onların üzerine çökecektim.
💬
Onlar için bir lodostum, bunu bilmiyorlardı, öğrenmeleri için kanımı dökmem gerekse bile bunu yapacaktım. Gerekirse kan da can da dökecek olan o lodos, onların oluşturduğu çemberden içeri ilk adımını atmıştı.
