8. TEK ATEŞ, İKİ CESET

💬

💬

🎧: Skapova, Neden Olmasın?

💬

🎧: Sena Şener, Affettim Herkesi

💬

🎧: Kendimden Hallice, Düştüm Esarete

💬

Ellerimizde su damlaları olduğunda ıslandı, kan damlaları olduğunda ise kirlendi derdik. Her insan, bedenine su harici değen her sıvıyı kir sayardı. Acaba benim gibi suyu da diğerleriyle bir tutan kaç insan vardı?

💬

Islak ellerimi kâğıt havluyla kuruladıktan sonra buruşturduğum kâğıt havluyu kenardaki çöp kovasına attım. Derin bir nefes alıp ellerimi hafifçe yanaklarıma vurduktan sonra kapıyı açıp dışarı çıktım. Çağla sırtını duvara yaslamış telefonuyla oynuyordu, kapı sesini duyunca başını kaldırıp bana baktı. “İyi misin?” diye sorarken sırtını duvardan ayırmıştı.

💬

Yanında durup gülümseyerek, “Sorun yok, iyiyim,” diye mırıldandım. “Hadi dönelim, merak etmişlerdir.”

💬

Başını sallayarak beni onayladığında birlikte diğerlerinin yanına döndük. Salona girdiğimizde Tibet haricinde herkesin gözleri bize dönmüştü. Yüzümdeki gülümseme sahteydi ama onu yüzümde tutmakta zorlanmadığımı fark ettim. Alışıyordum ve buna alışıyor olmak işime yarayacaktı.

💬

Sandalyeme geri otururken, “Kusura bakmayın,” diye mırıldandım mahcup çıkmasını sağladığım sesimle.

💬

“Ne kusuru?” Ferhan gülümsedi, parmağıyla doğru düzgün dokunmadığım tabağımı işaret etti. “Tabağına dokunmamışsın, devam et lütfen.”

💬

Başımı sallarken göz ucuyla Tibet’e baktım. Kaşları çatıktı, tuttuğu bardağın içindeki suya bakıyordu. Ben yokken bir şey olmuş gibiydi, bedeninden yayılan gerginliği hissedebiliyordum. Çağın’ın, “İtalya haricinde başka ülkelere de gittin mi, Niran?” diye sormasıyla dikkatim dağıldı.

💬

Elimi çeneme yaslayıp Çağın’a baktım. “Avusturya, İsveç, Güney Kore, Fransa, Belçika,” dedim düşünüyormuş gibi. “Bir de İngiltere ve Kanada.”

💬

Tibet’in bakışlarını yüzümde hissederken Çağla bir anda, “Ben de Güney Kore’ye gitmek istiyorum!” diye yükseldi. Sonra göz ucuyla babasına baktı. “Bu yaz tatilinde gidebilsem iyi olurdu aslında.”

💬

Ben de göz ucuyla Ferhan’a baktım, kaşlarını çatmıştı. Anlaşılan bu fikir hoşuna gitmemişti. Dikkatini çekme amacıyla Çağla’ya bakarak, “Bence oraya sonbaharda ya da kış aylarında gitmek daha iyi,” dediğimde Çağla ilgili bakışlarını yüzüme dikti. Yüzümü buruşturdum. “Emin ol yaz ayları hiç iyi bir fikir değil, ben bu hataya düştüm ve tatilimi sıcaktan bayılmış bir şekilde geçirdim.”

💬

Çağla dudaklarını bükerek tabağına baktı. Ferhan’ın gözleri yüzümdeydi, buna emindim. Ve içimden bir ses, bana memnun olmuş gözlerle baktığını söylüyordu.

💬

Yemeğin kalan kısmı daha sakın geçti. Herkesin üzerindeki o kasvetli hava dağılmış olsa da hepsinin akıllarını karıştırmış olmak şu an için bana yeterliydi. Yemekten sonra Ferhan bahçeye çıkmayı teklif edince herkes ona katıldı ama daha çok katılmak zorunda kalmışlar gibi duruyordu. Bahçe tam beklediğim gibiydi. Büyüktü, gösterişliydi. Dikdörtgen şeklindeki büyük havuzun ışıklandırması bile bahçeyi aydınlatmaya yeterdi. Çimlerde, renkli çiçeklerin arasında bir oturma alanı vardı. Üzerini tamamen kapalı değildi ama yağmur yağdığında tamamen kapatıyor olmalılardı.

💬

Oturduğumuz koltuklar dışarıdan fazla rahat görünmese de oturduğumda fikrim değişmişti. Yine Tibet’in yanında oturuyordum fakat bu kez en uçta olan bendim. Tibet’in diğer yanında da Çağla vardı. Bana olan bakışlarından anladığım kadarıyla beni sevmişti, bana karşı sıcaktı. Aslında Görkem haricinde herkes öyleydi. Ferhan bile iyi bir rol oynuyordu, oğlu kadar beceriksiz değildi.

💬

Çalışanların arasında gördüğüm genç bir adam yanımıza geldiğinde, “Sen ne içmek istersin, Nirancığım?” diye sordu Yasemin.

💬

Yanımızda dikilen genç adama dönüp, “Türk kahvesi alabilir miyim?” diye sorduğumda, adam gülümseyerek, “Nasıl olsun kahveniz?” diye sordu. Orta olmasını söylediğimde de gülümsemeye devam etmiş, başını sallayarak beni onaylamıştı. Görkem haricinde alkollü bir şey isteyen olmamıştı. Hatta Yasemin’in ve Tibet’in annesinin de kahve istemesi içimi rahatlatmıştı, alkollü ya da alkolsüz herhangi bir şey içmek istemiyordum.

💬

“Düğün işleri nasıl gidiyor?” diye sordu Ferhan bir bacağını diğerinin üzerine atıp Görkem’e doğru dönerek. Görkem ve Irmak da hemen yanımızdaki ikili koltukta oturuyorlardı.

💬

Irmak gözlerini kaldırıp Görkem’e baktığı sırada, “Daha bir ayımız var, her şey hallolmuş olur o zamana,” dedi Görkem, sesinde tuhaf bir gerginlik vardı.

💬

Gözlerimi Irmak’a diktim ve onu gördüğüm ilk andan beri olan hallerini düşündüm. Aşırı sessiz oluşu bir tek benim gözüme mi batıyordu? Belki de Görkem’in ailesinin yanındayken hep böyleydi. Görkem ve babası düğünle ilgili konuşmaya devam ederken yana doğru eğilip, “İyi misin?” diye sordum Irmak’a.

💬

Irmak ona seslenmemle irkilip bana baktı, yavaşça gülümsedi. “İyiyim tabii ki,” dedi, ona kuşkuyla baktığımda yutkunduğunu gördüm. “Seninle bir sonraki karşılaşmamız bir kafede olur sanıyordum ama hastanede oldu…”

💬

Konuyu başka yere çekmeye çalışması gözlerimi kısmama neden olsa da güldüm. “Ne olacağı hiç belli olmuyor… Ama teklifin hâlâ geçerliyse cevabım da aynı.”

💬

“Geçerli,” dedi kıkırdayarak. İşte şimdi benim her zamanki gördüğüm Irmak’tı.

💬

“Düğününüz bir ay sonra mı?”

💬

Irmak tamamen bana doğru döndü. O sırada ben de bana uzatılan kahveyi elime almıştım. “Evet, mayıs sonunda olacak,” dedi Irmak içinde meyve suyu olan uzun bardağını avuçlarının içine alırken. “Ben de balayı için Kanada’yı önermiştim fakat Görkem pek istekli olmadı. Daha önce gitmedim, merak ediyorum, kötü bir yer mi?”

💬

Kahvemden bir yudum alırken kaşlarım çatıldı. “Hayır, değil,” dediğim sırada Yasemin ve Asya’nın da bizi dinlediklerini fark ettim. “O nereye gitmeyi öneriyor?”

💬

Irmak yanaklarının içini şişirdi. “İngiltere,” dedi bıkkın bir sesle. “Ama oraya daha önce de gittik ki. Ben ilk kez göreceğimiz bir yer olsun istiyorum.”

💬

Boşta olan elimi yavaşça sallayıp, “O halde sen de ortak bir yer olması konusunda ısrar et,” dediğimde, “Bence de,” diyerek bana katıldı Tibet’in annesi. Sohbeti dinledikleri zaten belliydi.

💬

Yasemin, Irmak’a göz kırparak, “Ben sana destek olurum,” dediğinde Irmak ona içten bir gülümseme yolladı. Ki bence Görkem babasıyla konuşuyor olsa da bizim konuştuklarımızı da dinliyordu. Bilerek onu sinir etmek istiyordum.

💬

Ferhan’ın aniden ortaya attığı, “Bence siz de plan yapmaya başlayın, Tibet,” cümlesiyle bakışlarım Irmak’ın yüzünde döndü.

💬

Tibet, “Ne planı?” diye sordu.

💬

Başımı yavaşça Ferhan’a çevirdiğimde, “Evlilik tabii ki,” diyerek güldü Ferhan. “Kızı şimdiye kadar gizli tuttuğuna göre niyetin de ciddi.”

💬

Ben şok olmuş gözlerle Ferhan’a bakarken, “Amca,” dedi Tibet uyarıcı bir sesle. “Biliyordum ben bu akşam konunun buraya geleceğini.”

💬

Şok olmuş halimden sıyrılmam gerektiğini fark edip, “Çok çabuk reddettin sanki,” dedim Tibet’e. Bu kez şaşkınca bana bakan Tibet oldu.

💬

“Ne?” diye şaşkınca soludu Tibet.

💬

Diğerlerinin gülerken Tibet’e bakmaya devam ettim. Sanırım kasılmak yerine biraz doğal davranmam gerekiyordu. Elimi Tibet’in omzuna koyup yavaşça omzuna vurdum. “O kadar da korkulacak bir şey değil.”

💬

Tibet gözlerini devirdi. “Sanki daha önce evlendin.”

💬

“Yani korkunç bir şey olduğunu düşüyorsun?” dedim sorar gibi, kaşlarımı kaldırdım.

💬

Ferhan’ın bu konuşmadan keyif aldığı belliydi. Tibet’in bu hali diğerlerini de eğlendirmiş gibiydi ve bu şekilde davranarak daha rahat hareket edebileceğimi fark ettim. Tabii bu kez tökezleyen Tibet olmuştu.

💬

“Öyle demek istemedim,” dediğinde Tibet, dudak bükerek önüme dönüp parmaklarımın arasındaki fincanı dudaklarıma yaklaştırdım. “Of amca.”

💬

“Ben ne yaptım yahu?” Ferhan keyifle geriye yaslandı. Aldığım yudum bir zehir gibi boğazımı acıtarak ilerledi. Belki de benim şu anki halim, gülerek avının kafasını karıştıran, onunla eğlenen bir sırtlana benziyordu. Tek fark, ben onun leşinin başında güleceğimi sanmıyordum.

💬

İlerleyen saatlerde, “Ben artık Niran’ı eve bırakayım,” diyerek ayaklandı Tibet. O sırada ben de kadınlarla başka bir konuda konuşuyor, içten içe kaçmayı diliyordum. Sohbetten keyif alıyormuş gibi görünmeye çalışmak bile beni yormuştu.

💬

“Saat geç oldu, bu saatte çıkmayın yola. Kızın da ailesi burada değilmiş zaten, yalnız kalmasın,” dedi Ferhan kesin bir sesle. “Kalın bu gece burada. Hem sen de bir süredir bizimle kalmıyordun.”

💬

Tibet’in itiraz etmek için ağzını açtı fakat Görkem ondan önce davranıp, “Burada zaten bir odan var, Niran seninle kalırken yabancı da hissetmez,” dedi, gözlerimi ona çevirdiğimde muzipçe parıldayan mavi gözleriyle karşılaştım. Zorlamak mı istiyordu?

💬

“Benim için sorun değil,” dedim gülümseyerek Tibet’e dönüp. Tibet çatık kaşlarla Görkem’e bakıyordu. Benim cümlemi duyunca gözleri yavaş hareketlerle yüzüme indi. “Kalabiliriz.”

💬

Tibet gözlerimin içine bakarken, “Tamam öyleyse,” dedi, derin bir nefes aldığında gergin bedeninin gevşemeye başladığını gördüm. Görkem onu da geriyordu.

💬

Ferhan ellerini koltuğun kenarlarına bastırıp ayaklandı. “Ben de çekileyim artık, gençlerin enerjisine iyi bile dayandım.”

💬

Bu akşamki her anda olduğu gibi onun bir cümlesi yine herkesi aynı yola sokmuştu. Sanırım en garipsediğim olaylardan biri de buydu. Ferhan nasıl hareket ediyorsa diğerleri de ona uyuyor, bir robot gibi onu takip ediyordu. Bahçeden hep birlikte çıktık. İçeride bıraktığım çantamı ve kabanımı aldığımda Tibet yanıma geldi. Son kez diğerlerine gülümseyip iyi geceler dedim ve Tibet’le birlikte onların yanından ayrıldık. Onlardan uzaklaşmamızla etrafımı saran o sis de dağılmaya başladı. Sanki o sis eve yaklaştığım anda oluşmaya başlamış, onlarlayken etrafımda büyüyüp genişleyerek beni onlardan korumaya çalışmıştı.

💬

Çift taraflı merdivenlere yöneldik, bize yakın olan taraftan, sol merdivenlerden çıkmaya başladık. Biz merdivenleri sessizce çıkarken diğerleri de salondan çıkmıştı, seslerini duyuyordum. Bir üst kata çıktığımızda Tibet’in önden yürüyüp yolu göstermesini bekledim. Girdiğimiz uzun koridorda sadece iki kapı vardı. Bir sağ tarafımızda kalıyordu, diğeri ise koridorun en ucundaydı. Sağ kapıyı geçtiğimizde diğer kapıya ilerlediğimizi anladım. Acaba diğer kapı nereye açılıyordu?

💬

Tibet odasının kapısını açıp içeri girdi, geçmem için kenara çekildi. Ben içeri girdiğimde bir an kolumu tutunca duraksadım, ona doğru döndüm. Kapıyı kapatıp kilitlerken işaret parmağını dudaklarına götürdü. Susmamı mı istiyordu? Kolumu yavaşça bırakıp elini cebine attığı sırada hareketlerini izliyordum. Telefonu çıkardı, parmaklarını kızla ekranda gezdirdi. Telefonla işi bitince ekranı bana doğru çevirdi, çatık kaşlarla ekrana baktım.

💬

“Odadayken de role devam edelim, ne çıkacağı belli olmaz.”

💬

Notlarına yazıp gösterdiği cümleyi okuyunca kaşlarım daha sert çatıldı. Bizi dinleyecek olmalarından mı şüpheleniyordu? Belki de benim burada kalmamı istemeleri önceden düşünülmüş bir şeydi, her şey olabilirdi. Bu yüzden başımı sallayarak Tibet’e onay verdikten sonra ona sırtımı dönerek odaya doğru ilerledim. Kısa koridoru aşınca geniş oda gözlerimin önüne serildi.

💬

“Bir adının daha olduğunu bilmiyordum,” diye mırıldandım odayı incelerken. Geniş odanın ortasında benim çift kişilik yatağımın neredeyse iki katı genişliğinde bir yatak vardı. Lacivert yatak başlığının yaslı olduğu duvar mavi alt tonlu bir griye boyanmıştı, diğer duvarlar açık renkti. Yatağın bir tarafı geniş pencerelere doğruyken diğer tarafında lacivert, duvarı kaplayan bir gardırop vardı. Odada yatak, gardırop, komodin haricinde bir şey yoktu. Bir de yatağın karşında kalan kısımda, cama doğru dönük bir büyük bir de küçük koltuk vardı. Evin ihtişamına göre odası karanlık ve boş görünüyordu. Burayı önemsemediği belliydi.

💬

“Ben doğduğumda amcam adımın Çağhan olmasını çok istemiş,” dedi Tibet büyük olan koltuğa otururken. “Babam da Tibet olacağı konusunda diretmiş, kavga etmişler o zamanlar.” Güldü, gülüşü sahteydi. Bu konu onu eğlendirmese de öyleymiş gibi göstermesi için yeterli bir hareketti. “Çoğu zaman bana Çağhan diye seslenir.” Yüzünü buruşturdu. “Hoşuma gidiyor aslında, güzel isim.”

💬

Yatağın kenarına otururken bir an içime kuşku düştü. Ya dinlenmiyorsak da direkt görüntü alıyorlarsa? Sonuçta bu da bir seçenekti. O halde hareketlerimize de dikkat etmemiz gerekmez miydi? Bu düşünce beni panikletince kabanıma uzandım, cebinden telefonu çıkardım. Telefonu kucağıma indirip Tibet’e mesaj atarken onun gözleri de bendeydi.

💬

Niran Çiyiltepe: Ya görüntü de alıyorlarsa? Yüzünü nefretle buruşturdun az önce.

💬

Tibet’e baktığımda eli pantolonuna gitti, telefonu cebinden çıkardı. Ekrana bir süre baktıktan sonra kaşlarını çatıp cevap yazmaya başladı.

💬

Tibet Suavi: Amcamın o kadar ileri gideceğini sanmasam da Görkem işin içindeyse şüpheli.

💬

Tibet Suavi: O zaman ben koltukta da yatamam?

💬

Mesajını okurken kapının tıklatılmasıyla irkildim. Tibet ayaklanıp kapıya doğru ilerlerken ben hâlâ attığı mesaja bakıyordum. Sevgili olsak da ayrı yerlerde yatamaz mıydık? Bence yatardık. Belki ben normalde de böyle durumlarda utanıyordum? Yanaklarımın içini sıkıntıyla şişirdim. Ama adamların önünde evlilik konusunda ilgili davranmıştım. Kapının açılıp kapanma sesini duydum. Birkaç saniye sonra Tibet kucağındaki kumaş parçalarıyla koridordan çıktı.

💬

“Çağla senin için getirdi,” dedi kıyafetleri bana doğru uzatıp.

💬

Yanağımın içini ısırarak gülümserken, “Çağla’yı çok sevdim, çok tatlı bir kız,” deyip kıyafetleri aldım. “Düşünceli de.”

💬

“Öyledir Çağla.”

💬

Odadaki diğer kapıyı işaret edip, “Banyo mu?” diye sorduğumda Tibet başını salladı. “Elimi yüzümü yıkasam iyi olacak. Elbise beni boğdu, bundan da kurtulmuş olurum.”

💬

“Keyfine bak yavrum,” deyip gardırobuna yöneldi. Banyoya ilerlerken gözlerimi kaldırıp tavana baktım, üstesinden gelebilirdim.

💬

Banyoya girip elimi yüzümü yıkadım, makyajımı da temizlemek zorunda kalmıştım. Burada kalabileceğim aklıma gelmediğinden yanıma herhangi bir malzeme de almamıştım ama bu sorun değildi. Ellerimi ve yüzümü kurulama işlemi de bitince elbisemi çıkarım Çağla’nın gönderdiği pijama takımını giydim. Pijama takımı siyah satendendi, kaliteli olduğu belli oluyordu. Üst kısmı askılı olduğu için bir problem yaşamamıştım fakat alt kısımda küçük bir sıkıntı vardı, paçaları biraz kısa olmuştu, bir de kalça kısmı biraz dardı. Kalçalarımın Çağla’nınkinden bir tık geniş olduğunun farkındaydım ama boy olarak benimle aynı olduğunu düşünmüştüm. Demek ki boyu da benden biraz kısaydı.

💬

Paçalarıma bakarak odadan çıkarken, “Oldu sanırım,” diye mırıldandım. Başımı kaldırdığımda Tibet’in gömleğini çıkardığını gördüm, duraksadım.

💬

Gözleri paçalarıma indiğinde o da duraksadı, sonra güldü. Bu kez gülüşü bu akşamkiler gibi sahte değildi. “Olmuş mu sence bu?” Gülerek sorduğu soruya kaşlarımı çatıp ona dik dik baktım. “Rahat edemediysen benimkilerden vereyim. Biraz uzun olur ama çok sorun olacağını sanmam.”

💬

“Yok, iyiyim böyle,” dedim ona dik dik bakmaya devam ederken.

💬

Yatağa doğru ilerlerken kabanımı ve çantamı koltuklardan birinin üzerine bıraktığını fark ettim. O kısık sesle gülerken yatağın üzerine çıkıp oturdum, gözlerimi ona çevirdim. Altına gri bir eşofman giymişti. Üzerinden sıyırdığı gömleği kenara atıp beyaz bir tişörtü raflardan çekerek çıkardı. Gözlerimi ondan ayırdım, pencereye doğru çevirdim. İçim sıkılıyordu. Sevgililik rolünün bu aşamaya gelmiş olması bir yerde normal gelse de ilk başta hiç bu kısımları düşünmemiştim. Tahminimiz doğruysa ve izleniyorsak bu da aşırı rahatsız ediciydi. Bir yanım etrafı incelemek, kamera gibi bir şey varsa bulup hesap sormak istiyordu ama bu da benim açımdan fazla şüphe çekiciydi. Sonuçta neden böyle bir şeyden şüphe duyduğum ve araştırdığım da sorgulanabilirdi. Sesli bir nefes verip bedenimi geriye doğru atarak yatağa uzandım. Bu gecenin bir önce bitmesini ve eve dönmeyi istiyordum. Bir daha akşam yemeklerine davet ederlerse de kesinlikle bir bahane uyduracaktım.

💬

Tibet bir dizini yatağa bastırıp elini uzattığında ona baktım, sonra bana uzattığı telefona. Telefonumu ondan alırken gözlerim ondaydı. “Yarın dışarıda kahvaltı yapalım mı? Sonra seni eve bırakırım.”

💬

“Olur,” diye mırıldandım başımı yastığa bastırıp. İkimiz de birbirimize ne yapacağımızı bilmiyormuş gibi bakıyorduk. “Uykum geldi, uyusam sorun olur mu?”

💬

“Hayır,” dedi, düşünceli gözlerle yüzümü izledi. Yatağın üzerine çıkıp bana yaklaştığında duraksadım, sakince üzerime doğru eğildi.

💬

“Ne yapıyorsun?” diye sorarken yüz yüzeydik.

💬

“Bekle,” dedi, biraz daha eğildi, yüzüm yüzünün gölgesinde kaldı. “İyi geceler öpücüğü veriyorum.” Yanağı yanağıma sürtündüğünde gözlerim kısıldı, donup kalmış gibi hareketsizdim. “En azından öyle sanılsın.”

💬

Niyetini anladığımda bedenim gevşedi. Birkaç saniye yüzü yüzümün yanında, boynuma yakın durdu. Görüş alanımda saçları vardı. “Anladım,” dedim kısık bir sesle. Bana yakın olmasını sorun etmedim. Benim gibi o da hareket etmiyor, sadece öyle duruyordu. Ondan gelen hafif parfüm kokusunu alabiliyordum, ağır değildi ve bunun sebebini bugün öğrenmiştim. Bu sıcak koku bana ellerimi yanan bir sobaya yaklaştırmışım gibi hissettirdi, güneş olup tenimin üzerinden kayarak geçti. Kokular insanların içini ısıtabilir miydi? Bir süre sonra elim saçlarına uzandı, saçlarına dokundum ve parmak uçlarımı başına bastırdım. Bunun bir mesaj olduğunu anlayıp yavaşça geri çekildi, göz göze geldik. Bu bakışma uzun sürmedi ama tuhaf hissettirdi.

💬

Tibet tamamen geri çekilip örtüyü kaldırdığında bedenimi kaydırarak ona yardımcı oldum. Koca yatağın ortasında yan yana uzandık, örtü ikimizin de göğsüne uzanmıştı. “Kişisel algılama,” diye fısıldayıp ona doğru yan döndüm, başımı omzuna yasladım.

💬

“Sen de öyle,” dedi benim gibi fısıldayarak. Kolunu uzattığında başım koluna yaslandı.

💬

Başım kolundaydı ama örtünün altındaki bedenim ondan uzaktı, bir put gibi uzanıyordum. Eğer ipleri kendi elime alırsam ve onu da yönlendirirsem işler benim için de daha kolay olurdu. Yakınlık seviyesini ya da ölçüsünü belirlemeliydim, bu sayede o da ne yapacağını bilemez bir halde öylece durmazdı. Onun açısından sorun değilmiş gibi duruyor, daha çok benim tepkilerime bakıyordu. Dizlerimi yavaşça kırıp bacaklarımı kendime doğru çektiğimde, bacaklarım aramızda bir duvar oldu. Uykum gerçekten vardı ama bu konumdayken nasıl uyuyacağımı bilmiyordum. Onu tam anlamıyla tanımıyordum, her ne kadar şu anki yakınlığa izin veren ben olsam da bu zorunluluk gibiydi. Başta teklifini kabul etmişken şimdi sorun yaratan olmak da istemiyordum.

💬

Gözlerimi yumduğum sırada, “İstersen koltuğa geçebilirim,” diye fısıldadı. Fısıltısı benim kulağıma bile zor zar ulaşmıştı. “Ya da birazdan kalkarım ve koltuğa geçer tablette oyalanırım, iş yapıyormuş gibi görünürüm.”

💬

“Uyu, Tibet,” diye mırıldandım. “Eminim uyursak daha kolay ve çabuk atlatırız.”

💬

“Uykun geldiğinden değil mi yani?”

💬

Sorusuyla tek gözümü açıp ona baktım. Gözleri açıktı, tavana bakıyordu. “Uykum geldi derken ciddiydim.”

💬

Burnundan sert bir nefes vererek güldü, bir şey söylemedi. Ben de gözümü tekrar yumdum. Oda sıcaktı ama örtüyü kaldırmak istemiyordum, duvarın arkasında duruyormuşum gibi bir güven veriyordu. İpek kumaşı avucuma toplayıp sıktım. Uykunun gelmesini, beni bu durumdan ve düşüncelerden sıyırmasını bekledim. Tibet konuşmadı, beklediğim uyku da beni daha fazla uzaktan izlemeyip bedenimi sardı. Bir süredir doğmasını beklemediğim güneşin çabuk doğmasını diledim.

💬

Göz kapaklarım yüzüme vuran sıcak nefes ve parlak gün ışığıyla yavaşça aralandı. Birkaç kez gözlerimi kırpıştırdığımda odağım netleşti ve Tibet’in yüzüyle burun buruna geldim. İrkilerek başımı geri çekip kocaman açtığım gözlerimle ona baktım, gözlerim yavaşça üzerimizden sıyrılan örtüye kaydı. Beni daha çok şoka sokan, kendi bedenimin aldığı şekildi. Tibet’in yüzü bana yakın olsa da bedeni dümdüzdü, elleri bacaklarının arasındaydı. Benim ise bir bacağım onun bacaklarının üzerindeydi. Kendime söverek bedenimi geri çekip bir tur yatakta yuvarlandım ve ondan uzaklaştım. Hareketlerim yatağı da hareketlendirse de Tibet uyanma belirtileri göstermemişti.

💬

Üzerimdeki şaşkınlığı atmaya çalışırken yataktan bacaklarımı sarkıtıp sırtımı ona döndüm. Birkaç dakikam nerede olduğumu hatırlamakla geçti. Her sahne zihnimde tek tek yanıp söndükten sonra komodinin üzerine bıraktığım telefonu aldım. Saat henüz yediydi. Bir süredir bu saatlerde, hatta daha erken saatlerde uyanıyordum, bu yüzden şaşırmamıştım. Dağılan saçlarımı parmaklarımı düzeltmeye çalışırken ayağa kalktım, az önceki görüntüyü ve halimi kafamdan atmaya çalıştım.

💬

Saat erken olsa da annem çoktan uyanmış olmalıydı. O normalde de erkenden kalkardı ama olaylardan sonra uyku süresi çok daha düşmüştü. Telefon rehberime girerken koltukların olduğu kısımdaki kapıya yürüdüm, o kapının bir balkona açıldığını ardındaki açıklıktan anlamıştım. Balkon kapısını tutup yavaşça çevirdim ve yana kaydırarak açtım. Temiz hava yüzüme hızla çarptı, hava serindi, ürpermiştim. Annemi arayıp telefonu kulağıma yasladım, adımımı dışarı atıp kapıyı ardımdan ses çıkarmamasına özen göstererek kapattım.

💬

“Niran?” Duyduğum ses uykulu değildi, tahmin ettiğim gibiydi. “Bu saatte aramazdın, bir şey mi oldu?”

💬

“Günaydın mama,” diye mırıldandım elimi balkon demirine bastırıp. Oda havuzun olduğu tarafa bakıyordu. Bahçede biri vardı, çiçeklerle ilgileniyordu. “Erken uyandım. Senin de uyanık olabileceğini düşününce aramak, sesini duymak istedim.”

💬

Annemin rahat bir nefes verdiğini duydum. “Ben de erken uyandım,” dediğinde gözlerim kısıldı, bana hiç uyumamış gibi geliyordu. “Diğerleri uyuyor hala. Onlara kahvaltı hazırlarım diye düşündüm. Sen neler yapıyorsun, iyi misin?”

💬

“İyiyim ben,” diye mırıldandım gülümseyerek. Okul işlerini, yeni kimlik ve banka kartı işlerini hallettiğimi ona anlatmıştım. Onu her şeyin normal olduğuna, uğraştığım şeyler olduğuna inandırabilecek şeyler düşündüm. “Arkadaşımla kahvaltıya gideceğiz, hava da güzel hem.”

💬

“Gidin tabii,” derkenki gülümsemesini hayal edebildim. “Arkadaşlarınla vakit geçirmek iyi gelir sana da.”

💬

“Evet,” dedim dalgın bir sesle. Bahçedeki adama biri seslendiğinde adam kafasını kaldırıp gülümsedi. Buradaki insanlarım hepsi güler yüzlüydü, mutlu görünüyorlardı. “Sizi de özledim.”

💬

Annem sessizleşti. “Biz de seni özledik, sen gelmeyeceksin anlaşılan. Geleceğiz biz yakında,” dedi sonunda konuştuğunda.

💬

Cümlesi beni panikletse de bunu belli etmemeye çalışarak, “Beni düşündüğünü biliyorum ama ben iyiyim,” dedim. “Babaannem, Melin’in orada iyi olduğunu, Burcu’yla vakit geçirdiğini söyledi. Ben başımın çaresine bakarım, Melin biraz toparlansın.” Annem sessizce beni dinliyordu, arada yutkunduğunu duyuyordum. “Senin için de iyi olduğunu ama sırf ben buradayım diye dönmek istediğini biliyorum, mama. Ama beni düşünmek istiyorsan ilk önce işe kendini düşünmekle başla.”

💬

“Kolaymış gibi,” diye mırıldandı ama başka inkâr ya da ret içeren bir cümle kurmadı. Onunla biraz daha konuştuktan sonra vedalaşarak telefonu kapattık. Bu işin içinden nasıl çıkacağımı bilmiyordum fakat bir ara gerçekten gidip bir iki gün sonra bir bahaneyle geri dönmem gerekiyordu. Aksi taktirde onu orada daha fazla tutamazdım.

💬

Demir korkuluktaki elimi çekip boynuma koyduğumda, demirin elime sinen soğukluğu hissettim. Kapıyı açıp odaya geri döndüğümde Tibet’i uyanmış, telefonuyla ilgilenirken buldum. Ben içeri girip kapıyı kapatırken gözlerini kaldırarak bana baktı. Saçları dağılmış, gözlerinin altı şişmişti. Demek ki uyandığında tek gece boyu hırpalanmış gibi görünen ben değildim.

💬

“Günaydın,” dedi telefonunu kenara bırakıp. “Ne zaman uyandın?”

💬

Banyoya doğru ilerlerken, “Yarım saat olmuştur,” dedim, kollarımı yukarı kaldırıp esnettim. “Annemle konuşuyordum.”

💬

Banyoya girdim fakat kapıyı kapatmadım. Bu yüzden Tibet, “Sesi iyi geliyor muydu?” diye sorduğunda onu net bir şekilde duymuştum.

💬

Bunu merak ettiği için mi yoksa rol icabı mı sorduğunu bilmesem de umursamadım. “Sanki daha iyiydi,” dedim, suyu açmadan bekledim. “Aklı bende, dönmek istiyor.”

💬

Tibet’in bir cevap vermeyeceğini anlayınca suyu açıp elimi yüzümü yıkadım. Daha sonra üzerimi giyinmek için kapıyı kapattım. Dün çıkardığım elbiseyi katlayıp kenara bırakmıştım. Neyse ki çok fazla kırışmamıştı, giyilemeyecek durumda değildi. Elbiseyi giyip banyodaki işlerimi hallettikten sonra Çağla’nın verdiği pijamaları da katlayıp kenara bıraktım. Banyodan çıktığımda Tibet’i karşımda buldum, uykulu gözlerle yüzüme boş boş bakmıştı. Evet, uyandığında algı problemi yaşayan tek kişi de ben değildim.

💬

Bana kullanmam için açılmamış paketinde duran bir diş fırçasını ve kendi diş macununu vermişti. Dünden beri beni mutlu eden tek şey bu olmuştu çünkü yeni uyandığım için kendimi rahatsız hissediyordum. Ben banyoya dönüp dişlerimi fırçalarken o odada kalmıştı, geri döndüğümde omzunda havlusuyla beni beklediğini görmüştüm. Duş alacak olmalıydı ve her ne kadar ben de bunu istesem, o da bunu teklif etmiş olsa da onun banyosunda rahat edemezdim, bu yüzden içten içe sızlanarak onu reddetmiştim. Banyoya girmeden önce yanına kıyafet de almıştı. İçimde ona başparmağını kaldırıp onay veren bir yanım vardı. Gece yaşadığımız yakın temastan sonra bir de çıplaklığı kaldıramayacaktım.

💬

O duş alıp hazırlanırken ben de gardırobun aynasında saçlarımı elimden geldiğince düzeltmeye çalıştım. Göz altlarım biraz morarmıştı ama yapabileceğim bir şey yoktu. Çantamı karıştırdığımda bulabildiğim tek şey dudak nemlendiricisi olmuştu. Nemlendiriciyi dudaklarıma sürdüm, çok bir renk vermese de en azından ölü durmuyorlardı. Sıkıntılı bir nefes vererek aynada kendimi izlediğim sırada banyonun kapısı açıldı ve Tibet giyinik bir şekilde yavaş adımlarla banyodan çıktı. Siyah kot ve koyu yeşil bir gömlek giymişti.

💬

Gömleğin yakasını düzeltirken, “Seni bıraktıktan sonra şirkete gitmem gerek,” dedi, yüzünü buruşturdu. O yanıma yaklaşıp gardırobun kapağını açarken onu izliyordum. “Geç kalırsam Ferhan Suavi derimi yüzebilir.”

💬

Alayla kurduğu cümlenin altında yatan farklı bir anlam vardı sanki ve bu anlam onun ifadesini sertleştirmişti. Çekmeceden aldığı çorapla yatağın kenarına oturdu, o çoraplarını giyerken yanından geçip koltuğa ilerledim. “Amcan seni seviyor, böyle bir şey yapmaz.”

💬

“Biliyorum,” diye mırıldandığını duydum.

💬

Ben ayakkabılarımı giyerken o çoktan ayakkabılarını giymiş, telefonunu ve cüzdanını alıp bana yaklaşmıştı. Topuklularımı giyip doğrulduğumda göz göze geldik, dudağının kenarı yukarı kıvrılırken başını yavaşça salladı. Bir şekilde bu geceyi de sorunsuz atlatmıştık ve onun omuzlarında da tıpkı benim omuzlarımdaki gibi bir rahatlama vardı. Kabanımı ve çantamı da aldığımda birlikte odadan çıktık, koridora dönerken telefonumu çantamın içine attım.

💬

Koridor sessiz olsa da merdivenleri inmeye başladığımızda salondan gelen sesler de daha da netleşti. Sağ tarafımızda kalan büyük kapıda durduk, ikimizin de gözleri içeri çevrildi. Bize bakan aile fertlerini görünce Tibet’in elini belimde hissettim. İçeri girmemiz gerektiğini fark edince ilk adımı ben attım. Direkt kaçıp gidebileceğimizi düşünmek aptallık olurdu.

💬

“Günaydın,” dedim bize gülümseyerek bakan insanlara. Çağın, Çağla ve Irmak yoktu. Irmak dün gece kalmamış mıydı?

💬

“Günaydın, Niran,” dedi Ferhan gülümseyerek. Asya Hanım ve Yasemin Hanım da gülümseyerek aynı cevabı vermişti fakat Görkem bir şey söylememişti, kahvaltısını yapıyordu.

💬

“Günaydın,” dedi Tibet de benim gibi, eli belime yavaşça baskı yaptı. “Ben çoktan kahvaltınızı yapmışsınızdır diye düşünmüştüm. Biz de Niran’la dışarı çıkıp kahvaltı yapacaktık.”

💬

“Çalışanlardan gitmediğinizi öğrenince sizi bekledik,” dedi Yasemin nahif bir gülümsemeyle.

💬

Tibet, “Biz,” dedi fakat onun cümlesini bölerek, “Size katılmak isteriz,” dedim, Tibet’in bakışları bana döndü. Dudaklarımı bükerek ona bakıp, “Başka zaman artık,” dediğimde dudaklarını gergince yaladı ama gülümsemeyi ihmal etmedi. Benim gibi o da kaçıp gitmek istiyordu, farkındaydım. Onda dünden beri fark ettiğim birkaç dikkatsiz hareket olmuştu, aklı neredeydi? Benim de dikkatsiz davrandığım anlar olmuş olabilirdi ama o, onların varlığına benden daha alışıktı.

💬

Hiç değilse kahvaltı sandığımız kadar uzun ya da bunaltıcı geçmedi. Akşam yemeğindeki ortama oranla kahvaltıda çok fazla bir diyalog yaşanmamıştı. Zaten Görkem de biz oturduktan on dakika sonra kalkıp gitmişti. Ferhan’ın onun arkasından attığı bakışlar dikkatimi çekmişti. Ne sebeple olduğunu tahmin edemesem de Görkem’e karşı öfkeli görünmüştü gözüme. Yine de bu detayın çok üzerinde durmadım, kavga etmeleri, tartışmaları işime gelirdi. Benim için huzurlu olmalarından katbekat iyiydi.

💬

Kahvaltıdan sonra Asya Hanım kahve içmeyi teklif etse de arabamın burada olmadığını, başka bir zamana ertelemenin daha keyifli olacağını söyleyerek kibarca reddetmiş, aralarından sıyrılmıştım. Biz evden çıktığımızda Görkem çoktan gitmişti. Onun yüzünü bir süre daha görmeyeceğim için rahatlasam da bir diğer akbaba bizimleydi. Tibet önden araca doğru ilerlerken bunu bilerek yaptığını, Ferhan’la beni bilerek arkada bıraktığını anladım ve birkaç saniyeyi içimden ona söverek geçirdim.

💬

“Tibet için mutluyum,” dedi Ferhan basamakları inerken. Başımı çevirip ona sorgulayıcı bir bakış attım. Bu sabah keyfi daha da yerindeydi. “Beni kurtarmış olman benim gözümde seni değerli kıldı ama onu seninleyken gördüğümde ve seninle tanıştığımda, nasıl bir genç kadın olduğunu gördüğümde içim rahatladı.”

💬

“Ben de sizinle tanıştığım için memnunum, Tibet size sahip olduğu için çok şansı,” dedim nazik olmasına özen gösterdiğim sesimle. Aynen, Tibet çok şanslı…

💬

Ferhan keyifle gülüp, “Umarım o da öyle düşünüyordur,” diye mırıldandı. “Tam olarak sana kendini ne kadar açtı bilmiyorum, kapalı bir kutu gibidir o. Senin gibi onun da yaralandığı konular var.” Basamakların sonuna gelince durup bana doğru döndü, ben de ona doğru döndüm. “Bilmiyorsan da elbet sana anlatacaktır, sana güvendiğini onun gözlerinde gördüm.” Konunun nereye varacağını merak ettiğimden sessizce ona bakmayı sürdürdüm ama ona bakıyor olmak damarlarımın gerilmesine neden oluyordu. “Sana baktığımda, ona karşı nazik ve anlayışlı olacağını görüyorum, yanılmak istemem. Tibet’in benim için kendi çocuklarımdan hiçbir farkı yoktur.”

💬

Yavaşça başımı sallarken, “Ne demek istediğinizi anladım,” diye mırıldandım.

💬

Ferhan gülümsedi. “Senin zeki bir kız olduğunun farkındayım,” dedi bana sır verir gibi, mavi gözleri güneşim altında uğursuz deniz gibi parıldıyordum. Cümlesine sadece gülümseyerek karşılık verdim. Elini bana uzattı. “Tanıştığımıza gerçekten memnun oldum, Niran. Seninle tekrar ve daha sık görüşebilmeyi isterim. Bu sayede Tibet’in mutlu olduğunu da daha sık görmüş olacağım.”

💬

“Bunu ben de isterim.” Bana uzattığı elini yavaşça tutup sıktım, gözlerinin içine baktım. “Zaman, ikimizin de daha mutlu olacağı anları getirecektir.”

💬

“Buna şüphem yok,” deyip gülümsedi. Elimi geri çekerken hafifçe başımı sallayıp ben de gülümsedim.

💬

Ona sırtımı dönüp gözlerimi arabaya çevirdim, Tibet arabaya çoktan binmişti ama bizi gözetlediğine emindim. Aracın kapısını açtım, binmeden önce Ferhan’a baktım. Aynı yerde durmuş gülümseyerek bize bakıyordu. Ona gülümseyip arabaya bindikten sonra kapıyı kapattım. Tibet aracı çalıştırırken kemerimi takmakla uğraşıyor, bir yandan da “Çabuk uzaklaşalım şuradan,” diye sızlanıyordum.

💬

Araç malikanenin çıkışındaki ferforje kapıya yaklaşırken yüzümdeki sahte ifadeler yok oldu. Kapı açıldı ve biz boğuluyormuşum gibi hissettiğim o çukurun içinden kaçar gibi uzaklaştık. Derin bir nefes alıp başımı geriye atıp koltuğa bastırdım. Işıkta kalabilen vampirlere benziyor, resmen insanın ruhunu emiyorlardı. Tibet yıllardır buna nasıl katlanıyordu?

💬

“Seni bir kez daha taktir ettim,” diye mırıldandığımda lüks evlerin arasından geçiyorduk.

💬

Gözlerini bana çevirip, “Ne konuda?” diye sordu.

💬

Başımı hâlâ koltuğa yaslıyken ona doğru çevirdim. “Bu vampirler uzun süredir kanını emmelerine rağmen seni kurutamamışlar.”

💬

Tibet bir an gülecek gibi oldu. “Belki vampir olan onlar değildir ya da ben bilerek onlara kan veriyorumdur.”

💬

“Adam iki dakikada benim tansiyonumu düşürdü,” diye mırıldandım parmaklarımı alnıma bastırırken. “Gırtlağına sarılmamak için çabalarken beş kilo verdim.”

💬

“Sen gayet iyiydin, bir sorun olacak diye sürekli gerilen bendim,” diye homurdandı.

💬

Alayla, “Onu fark ettim, ben değil de bizi sen ele verecektin,” dediğimde yan yan bana baktı. Aklıma gelen şeyle anlık duraksadım. “Bu dinleme işini senin araçlarına falan da yapmamışlardır değil mi?”

💬

“Sık sık kontrol ettiriyorum,” deyip yan aynaya baktı. Trafiğe girmiştik ve trafiğin canımıza okuyacağı belliydi. “Her konuda tedbirli davranıyorum ben, merak etme.”

💬

Omuz silkip önüme döndüm. Bu kez başımı cama yasladım. Hava sıcaklıkları artıyordu, bu yüzden bugün bunaltıcı bir hava vardı ve benim de üzerimde kaban vardı. Trafik o kadar yavaş akıyordu ki bu havadan daha can sıkıcıydı. Biraz kestirmeye karar verip gözlerimi kapattığım sırada Tibet’in fısıltı şeklinde ettiği küfürleri duydum, bu beni güldürdü. Büyük ihtimalle ben gülünce bana bakmıştı ama ben gözlerimi açıp ona bakmadım. O da zaten birkaç saniye sonra trafiğe küfretmeye devam etti.

💬

Kulaklarıma dolan sus sesiyle kaşlarım çatıldı. Gözlerimi daha sıkı yumdum fakat yüzüme düşmeye başlayan su damlalarıyla gözlerim hızla aralandı, kapkaranlık gökyüzüyle burun buruna geldim. Bir an nerede olduğumu algılayamadığımdan üst bedenimi kaldırarak oturur pozisyona geçtim ve gördüğüm görüntü karşısında donup kaldım. Benim gemide ne işim vardı? Kuru yük gemisinin ambar kapağının üzerinde uzanıyordum, karanlık denizdeki dalgalar gemiyi şiddetle sallıyor, yağmur üzerimize yağıyordu. Korkuyla ellerimi ambar kapağının metal yüzeyine bastırdığımda tam üzerimizde gür bir şimşek çaktı.

💬

“Kimse yok mu?” diye çığlık attığımda, gök bir kez daha gürledi. Panikle kapağın üzerinden bedenimi kaydırdım. Gözlerim köprü üstüne çevrildi, oradan da hiçbir ışık yayılmıyordu, bu beni daha da korkuttu.

💬

Ambarın üzerinden güverteye atladım fakat yağmuru hesap etmediğim için ıslak zeminde kayarak sırtüstü metal zemine yapıştım. İnleyerek yan döndüm, yağmur öyle şiddetli yapıyordu ki önümü tam anlamıyla göremiyordum. Yağmurun metallere çarparak çıkardığı ses de en az dalga sesleri kadar ürkütücüydü. “Biri yardım etsin!” diye bağırırken kaymamaya çalışarak doğruldum. Gemi sarsılarak ilerlediği için puntellere tutamıyordum, dalgalanan deniz geminin güvertesine yayılıyor, deniz suyu ayaklarıma çarpıyordu.

💬

“Niran!”

💬

Duyduğum tanıdık sesle yerimde sıçradım. Ağlamak üzereydim. Korkuyla ambar kenarlarına tutunarak ilerlemeye çalıştım. “Baba!”

💬

“Seni almaya geliyoruz, bekle!” diye bağırdı bu kez. Yağmur suları ağzıma giriyordu, zorlukla ilerlemeye devam ediyordum. Zar zor duyduğum ayak sesleri birilerinin geldiğini işaret ediyordu.

💬

“Gelmeyin,” diye mırıldandım kendi kendime. Gemi düz konuma geçti, sular geminin zemininden ayrılıp geri çekildi fakat sallanmaya devam ediyordum. Gemi düzeldiği için daha hızlı adımlar atmaya çalıştım.

💬

Sislerin, karanlığın içinden gelen ışığa bakarken gördüğüm silüetle afalladım. Babam, üzerine yapışan ıslak üniformasıyla puntelle tutunarak bana doğru geliyordu. Ona bakarken acıyı hissettim, tenimdeki su damlaları bıçak gibi derimi yardı. Öylece durmuş ona bakıyordum, o da bana yüzündeki korkulu ifadeyle yaklaşıyordu. Arkasında birileri daha vardı ama yüzlerini göremiyordum.

💬

“Baba,” dedim acıyla inler gibi. Çakan şimşek gemiyi aydınlatınca onu daha net gördüm. Tam ona doğru koşacakken bir dalga gözlerimin önünde büyüdü ve saniyeler içinde geminin kıç tarafı havalandı. Gözlerim korkuyla irileşirken yanımdaki demir direklere asılarak kaymamaya çalıştım, gözlerim babamdaydı. Babam ve arkasındaki insanlar suyla birlikte savrulurken tiz bir çığlık attım. “Baba!”

💬

“Niran?”

💬

“Baba!”

💬

“Uyan, Niran.”

💬

Sıkıca yumduğum gözlerim bir anda açıldığında, bana doğru eğilmiş olan Tibet’le göz göze geldim ve korkuyla geri çekildim. Nefes nefese ona bakarken ensemden sırtıma doğru kayan teri hissedebiliyordum. Nerede olduğumu algılamaya çalışırken Tibet benden uzaklaştı. İçinde olduğumuz araba yol kenarında çalışır vaziyette duruyordu.

💬

“Kâbus görüyordun, uyandırmak zorunda kaldım.”

💬

Sertçe yutkunup elimi boynuma ettim, avucuma bulaşan yerle yüzümü buruştum. “Gözlerimi dinlendirecektim biraz.”

💬

Tibet tekrar bana yaklaştı, eğilip torpido gözünü açtı ve oradan aldığı su şişesini bana uzattı. Ben şişeyi alıp kapağını açarken sessizce arabayı hareketlendirmişti. “Bir saattir yoldayız.”

💬

Aldığım büyük yudum boğazımdan akıp giderken şaşkınca ona baktım. “O kadar oldu mu?”

💬

“Trafik yeni hafifledi, çok bir şey kalmadı evine,” dedi yolu izlerken. “Gece ben yanındayım diye kötü rüyalar görmedin sanmıştım ama pek işe yaramıyormuşum, hepsi efsaneymiş.”

💬

Gülerek kurduğu cümle daha çok benim kafamı dağıtmak için kurulmuş gibi görünse de pek işe yaradığını söyleyemezdim. “İki üç gündür onu görmüyordum,” diye mırıldandım. Sanki hâlâ yağmur yağıyor, şimşek çakıyormuş gibi ürperdim.

💬

Tibet bir şey söyleyecekken çalan telefonla durdu, kaşlarını çatıp cebinden telefonu çıkardı. Ekrana kısaca baktıktan sonra telefonu kulağına yasladı. “Efendim, İlkay?” Dikkatimi ona verdim, o da karşı tarafı dikkatle dinliyordu. “Ne sorunu?” Gergin bir ifadeyle dudaklarını yaladığı esnada dikkatim dağıldı ve gözlerim anlık dudaklarına kaydı. “Tamam, bir saate kalmaz gelmiş olurum.”

💬

Başka bir şey söylemeden telefonu kapattı. Aracı bizim sitenin girişinin olduğu sokağa soktu, yüz ifadelerinden hiçbir şey çözemedim. “Bir şey mi oldu?” diye sormadan edemedim.

💬

Başını iki yana sallarken, “Detay öğrendiğimde anlatırım,” dedi sert bir sesle. Kaşlarımı çattım. “Geçen gün sana söylediğim şeyi hatırlıyor musun? Abimi ziyaret etmekle ilgili olan şeyi.”

💬

“Evet?” dedim sorar gibi.

💬

“Cevabın hâlâ geçerliyse akşam yedi için gizli bir görüşme ayarlatabildim,” dediğinde bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Vazgeçtiysen de sorun değil, kendini zorunda hissetme.”

💬

“O adamla aynı masaya oturdum, onun evinde kaldım,” dedim alayla. “Abinle görüşmek neden zor olsun? Hem o da benimle aynı tarafta. O gün bunu söylediğinde her ne kadar garipsesem de onu da anlıyorum, bir anda ortaya çıkan birine güvenmemesi çok normal.”

💬

Başını yavaşça sallayıp, “O zaman beşte seni almaya gelirim, trafiği de hesaba katarsak oraya bir saatten fazla yolumuz var,” dedi, aracı sitenin otoparkında ilerletiyordu. Hava sanki bir saat önce beni terletecek kadar sıcak değilmiş gibi serinlemiş, gökyüzüne karabulutlar yayılmıştı. “Çok uzun kalma şansımız yok, yirmi dakika olmadan onun yanından ayrılmış olmamız gerekiyor.”

💬

“Umarım amcanın gözüne batmayız,” diye mırıldanırken çantamın içini karıştırdım, telefonumu çıkardım. Gördüğüm kâbusun etkisi hâlâ üzerimdeydi, bu yüzden gergin hissediyordum. “Saat bir olmuş bile. Eve gidip kendime gelebilmem için zamanım var.”

💬

Aracı park etmeden benim aracımın arkasında durdurdu.  Telefonu tekrar çantaya atarken bana baktığını hissedince başımı ona doğru çevirdim. Başımı ona çevirmemle avucunu başımın üstüne, saçlarıma bastırması aynı anda oldu. “Bu kez daha iyi bir iş çıkardın,” dedi, ben ise hareketi yüzünden duraksamış bir şekilde ona bakıyordum. “Öfkeni sakladığın için de teşekkürler.”

💬

Parmakları başımın üstünde yavaşça hareketlendiğinde yine aynı şeyi hissettim. Odadayken bana yaklaştığında kokusunun sıcaklığını hissettiğim andaki hisle aynıydı. Göğsüm bir süre önce donmuş, taşa dönmüş bir buz kütlesiydi ve bu hisle birlikte o buzun içinde bir kibrit yanmış, kibritin yaydığı cılız sıcaklık onu saran buzu içten içe eritmeye başlamıştı. Erirken içine akıttığı su damlalarından ateş etkilenmiyordu. Gözlerim yüzünde tur attığında duraksayıp elini yavaşça geri çekti. Sıcaklık yavaşça geri çekildi, kibritin ucundaki alev küçülse de sönmedi.

💬

“Bazı şeyleri daha iyi saklamayı öğreneceğim,” dedim gözlerinin içine bakarken. “Teşekkür ederim. Akşam görüşürüz.”

💬

Aracın kapısını açtığımda, “Görüşürüz, Niran,” dedi. Çantamı alıp araçtan indim, kapıyı yavaşça kapattım. Gözlerim aracın içine kaydı ama bedeni görünse de yüzü görünmüyordu. Ona sırtımı dönüp asansöre ilerlediğim sırada yine hareket etmeden bekledi. Ben asansöre binene kadar aracın hareket ettiğine dair hiçbir ses duymadım.

💬

Eve girerken bir an Eda’nın nerede olduğunu düşündüm. Onu en son iki gün önce görmüştüm, belki de sıkboğaz etmek istemiyordu. Kapıyı ardımdan kapatıp topukluları çıkardım. Ayaklarım yerle temas edince tatlı bir sızı hissettim, ayaklarım rahatlamıştı. Salona doğru ilerlerken üzerimdeki kabanı çıkardım. Aklımda bir anda kışlık kıyafetlerimi kaldırma düşünceleri canlandı ve bu düşüncelerin amacının zihnimi diğer konulardan uzak tutmak olduğunu biliyordum. Yorgundum.

💬

Kabanımı koltuğa bıraktım, bomboş odada göz gezdirdim. İlk defa etrafımda insan olmadığı için rahatsız hissettim. Bu belki beş dakika sonra umursamayacağım bir şey olacaktı ama bir anda bu boşluğa düşmek beni sarsmıştı. Sertçe yutkunup içine tam girmediğim salondan çıktım, ağır adımlarla merdivenlere ilerledim. hâlâ elimde olan çantadan telefonumu çıkarırken üst kata ulaşmıştım. İçim onu görme isteğiyle doldu fakat beni karşılayan bomboş bir fotoğraf galerisiydi. Onunla aynı karede olduğum yüzlerce fotoğrafı da beraberinde götürmüştü. Suyun içinde onu da, onunla olan çoğu hatıramı da kaybetmiştim.

💬

Odama girdiğimde, otoparka girmeden önce gördüğüm karabulutların hediyesi olan damlalar savrularak camıma vurmaya başladı, gözlerimi telefonun ekranına diktim. Daha önce yapmaya cesaret edemediğim şeyi yaparken yatağın teras tarafındaki kenarına oturdum. Yeni telefona eski hesabımla giriş yapmıştım ve yedeklenen fotoğrafların yüklenmesi adına gelen her bildirimi görmezden gelmiştim. Benim için sanki hepsi onunla birlikte gömülmüştü, bunu böyle kabul etmiştim. Ama içimi tırmalamaya devam eden o isteğe daha fazla dayanamadım.

💬

Gerekli ayarlamaya yaptığımda, birçoğu eksik de olsa fotoğraflarım ekrana düşmeye başladı. İşlem tamamlanana kadar bekledim, bu yaklaşık on dakika sürdü ama bana bir asır gibi gelmişti. Dudaklarımı ısırırken parmağımı ekranda kaydırarak yüklenen fotoğraflara baktım. En son çektiğim deniz fotoğrafları, gemiden çektiğim manzaralar da yedeklenmişti. Ekranı çok kaydırmama gerek kalmadan bir fotoğrafta durdum, parmağımı ekrana tekrar dokundurduğumda fotoğraf büyüdü. Acı bir yutkunuş boğazımı ağrıttı. Köprü üstündeydim, kadrajda ikimiz vardık. Ben ekrana bakarken kocaman gülümsüyordum, onun yan profili görünüyordu, elindeki dosyaya bakıyordu. Gülümsüyordu çünkü bu fotoğrafı çekmeden hemen önce ona gülümsemesini söylemiştim. Yanağımı ısırırken fotoğraftan çıktım, parmağımı hızla kaydırarak daha eski olan fotoğraflara ulaştım. Cama vuran yağmur damlaları hızlanırken büyüttüğüm, ekranı kaplayan fotoğraf beni içine çekti ve zihnim, fotoğrafın çekildiği âna sürüklendi.

💬

“Melin sakın göle girmeye çalışma!”

💬

Kıkırdayarak anneme bakarken elimdeki tabağı büyük, tahtadan bankın üzerine koydum. Annem ellerini beline koymuş bir şekilde, gölün kenarından ona sırıtarak bakan kardeşime bakıyordu. Buraya, yani Karagöl’e ilk kez geliyorduk ve annem bizim aksimize burayı biraz tehlikeli bulmuştu. Babam, halamın oğlu Burak ile mangalın başında bekliyordu. Burcu, Melin’e doğru koşarken halam da babaannemle sohbet ediyordu. Birkaç gün önce Melin on dört yaşına girmişti ve doğum gününde istediği şey de sahile gitmek, denize girmek ve pamuk şeker yemekti. Babam onun bu isteğini geri çevirmek, onu kırmak istemese de Karadeniz’in suyuna güvenmiyordu, suya girmemizi istememişti. Babaannem de Borçka’daki Karagöl’e gidip piknik yapabileceğimizi söylemiş, babam da bunu kabul etmişti. Melin ilk başlarda huzursuzluk çıkarsa da anne ve babamın kararını değiştirmeyeceğini anlayınca ısrarlarından vazgeçmişti. Benim için bunun bir önemi olmamıştı, yüzmeyi sevsem de bunu İstanbul’a dönünce de yapabilirdim.

💬

“Çok inatçı bu kız,” diye söylenerek bize yaklaştı annem. Babaannemin yanına oturup cebimdeki telefonu çıkarırken güldüm. “Asaf, beni dinlemiyor kızın, bir de sen konuş. Göle girmeye çalışacak kesin!”

💬

Babam gülerek, “Kendin gibi biriyle baş etmek zor geliyordur tabii,” dediğinde annem ona yan yan baktı. Babam ellerini dizlerine bastırıp doğruldu. Burak’ı ateşe çok fazla yaklaşmaması konusunda uyardıktan sonra göle doğru ilerledi.

💬

Yaz aylarında Artvin’e gelmek artık bizim için bir âdet haline gelmişti. Son iki üç yıldır babamın ailesiyle arasında olan buzlar da gözle görülür bir şekilde erimişti. Bir tek amcamla olan sorunları devam ediyordu. Ailesiyle ya da amcamla ilgili olan konu neydi bilmiyordum ama bunu önemsemiyordum, babamın kendini nasıl hissettiği benim için daha önemliydi. Ve şu an o da hâlinden memnun gibi duruyordu.

💬

Bakışlarım telefonun ekranındayken omuzlarıma aniden sarılan kolla irkildim. “Bak sana ne aldım,” dedi dedem muzip bir gülümsemeyle bana bakarken. Diğer elinde tuttuğu hediye paketini bana uzattı. “Kardeşine hediye alırken bunu da senin için aldım.”

💬

“Ne gerek vardı, dede?” diye mırıldandım mahcup bir sesle. Bana uzattığı paketi alırken heyecanlanmadım desem yalan olurdu. “Ne bu?”

💬

“Aç da bak bakalım,” dedi şiveli ses tonuyla. Babamın şivesi yoktu, amcamla halamın da Karadenizli oldukları pek belli olmuyordu. Babaannem şiveli konuştuğu anlar genelde öfkeli olduğu anlardı ama dedem normalde de bu şekilde konuşuyordu. Ama hepsi lazca biliyordu, bazen onları konuşurken duyuyordum. “Burak ve Burcu’nun hediyesini çoktan verdim.”

💬

“Evet dede,” diye seslendi Burak mangalın önünde yere çömelmiş bir şekilde otururken. “Hamsili anahtarlık.”

💬

“Sus bakayım sen,” dedi dedem sahte bir kızgınlıkla. “Anahtarlarını kaybedip duruyorsun, bir de habersiz çilingir çağırıyorsun. Kilitle o kadar oynadınız ki kapıyı değiştirmek zorunda kaldık ulan!” Biz gülerken dedem dik dik Burak’a bakıyordu. “Sanki normalde başka hediyeler almıyorum sana, hediye beğenmiyor sıpa.”

💬

“Tamam ya, demedim bir şey,” diye sızlandı Burak.

💬

Onların bu haline gülerken hediye paketini açtım. İçinden bir kutu çıkmıştı ama kutunun üzerindeki markayı gördüğümde zaten ne olduğunu anlamıştım. Gözlerim iri iri açılırken şaşkınca dedeme baktım. Birkaç ay önce kaplattırdığı bembeyaz dişleriyle bana sırıtırken kısa bir sevinç çığlığı atıp kollarımı onun boynuna doladım. Dedem fotoğraf çekmeyi seven bir adamdı, evinde de yıllanmış birkaç fotoğraf makinesi vardı. Onları ne zaman görsem ilgiliyle incelerdim, incelememe izin verirdi. Ben de fotoğraf çekmeyi seviyordum ama makinem olmadığı için bunu telefonumla yapmaya çalışıyordum. Hiçbiri de dedemin çektikleri kadar güzel olmuyordu, buna hep sinirleniyordum.

💬

“Babaannenle birlikte aldık,” dedi dedem bana sıkıca sarılırken. “Bir dahaki yaza kadar bir sürü fotoğraf çek, geldiğinde hepsine bakıp not vereceğim.”

💬

“Çok teşekkür ederim!” Yanağını sertçe öptüğümde genç bir delikanlı gibi neşeyle kıkırdadı. Dedemden ayrılıp arkamı döndüm ve bu kez kollarımı babaannemin boynuna doladım. Babaannem bu ani hareketimle şaşırsa da o da bana sarıldı. “Teşekkür ederim!”

💬

“Güle güle kullan, güzel torunum,” dedi babaannem elini saçlarıma bastırırken.

💬

Biz ne zaman gelsek Melin ve bana küçük hediyeler alırlardı. Diğer torunlarına da aynı şekilde hediye almayı seviyorlardı, sanırım bu da onlar için bir âdetti. Babaannemden ayrılıp sıkıca tuttuğum kutunun kapağını açtım. Fotoğraf makinesini heyecandan titreyen ellerimin arasına aldım, herkes bana gülümseyerek bakıyordu. Buraya gelirken yemek yer, sonra da göl kenarına gidip manzaranın tadını çıkararak bir şeyler okurum diye düşünmüştüm ama bugün, şimdiye kadar geçirdiğim en güzel günlerden biri haline gelmişti.

💬

Hevesle, “Kullanabilir miyim?” diye sordum.

💬

“Her şeyini ayarladım ben, kullanıma hazır, emrine amade,” dedi dedem omzumu okşayıp.

💬

Bir süre kameraya baktıktan sonra karşımızda oturan anneme dönüp, “Dedem ve babaannemle fotoğrafımızı çeker misin, mama?” diye sordum. “İlk fotoğrafım onlarla olsun.”

💬

Annem gülümseyerek, “Tabii ki bebeğim,” dedi ve ona uzattığım makineyi aldı.

💬

“Hadi gelin,” dedim dedem ve babaannemi kendime doğru çekerken. Dedem kolunu omuzlarıma atarken babaannem de bana yaklaşıp elini belime bastırdı.

💬

Üçümüz gülümseyerek kameraya doğru bakarken, babaannemle benim arama biri kafasını uzattı ve “Bensiz mi?” diye sitem etti. Babamın sorusuna gülerken kameraya bakmaya devam ediyordum. Annem art arda birkaç fotoğraf çektikten sonra kamerayı bana geri uzattı.

💬

Babaannem ve dedem geri çekilse de babamın çenesi hâlâ omzumdaydı, benimle birlikte çekilen fotoğraflara bakıyordu. Son fotoğrafa büyük bir gülümsemeyle baktım. Babam dişlerini yanağıma geçirmişti, benim yüzümde bu ani hareket yüzünden korkmuş bir ifade vardı. Bunu fark eden babaannem, babamın omzuna vuruyordu, eli hareket ettiği için bulanıktı. Dedem ise bunlardan habersiz kameraya bakarak genişçe gülümsüyordu.

💬

Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdığım sırada ekranın tam ortasına büyük bir damla gözyaşı düştü, o gözyaşı tam babamın yüzünde duruyordu. Gözyaşı bile olsa suyun ona dokunması beni korkuttuğundan hızla ekranı sildim. Beni seneler öncesine götüren bu anı duygularımı altüst ettiğinden diğer fotoğraflara bakmadan telefonu yatağa bıraktım. Ellerimle yüzümü örttüğümde, hıçkırıklarım avuçlarımla yüzüm arasında yankılandı. Çaresizlik ve özlem, el ele tutuşup bedenimi çevrelemişti.

💬

Dedemi kaybettiğimizi öğrendiğim günü hatırlıyordum. O gün, daha önce hiç öylesine bir acıyı tatmadığımı düşünmüştüm. Sonra babamı kaybettiğimde, acının ne olduğunu aslında bilmediğimi anlamıştım.

💬

Kendime duyguları yaşayabilmem için izin verdim, engel olmadım. Hıçkıra hıçkıra ağlamamın üzerinden bir saat bir saat geçtiğini yataktan kalkana dek fark etmedim. Akıtacak gözyaşım kalmamış gibi gelse de biliyordum ki fotoğrafı dahi olsa ona bakarak günlerce bile ağlayabilirdim. Odada çıkarken kolumun iç kısmına yüzümü sildim. Banyoya girip aldığım duş, beni kendime getirmek yerine daha da sersemletmişti. Sıcak suyun oluşturduğu buhar beni boğmaya başladığından duşumu hızlıca alıp kaçar gibi banyodan çıkmıştım.

💬

Üzerimde bornozla yatağa uzandım. Gelip geçici olan yağmur durmuş olsa da terasın zeminine su damlıyordu ve bu küçük ses bile kulaklarıma bir gürültü olarak dönüyordu. Kolumu kaldırıp gözlerimin üzerine örttüm, gözlerimi karanlığa gömdüm. Yapacak hiçbir şeyim olmadığından vaktimin kalanını aynı şekilde uzanarak geçirdim. Bir ara içim geçmişti ama ürpererek kendime gelmiştim. Telefonuma uzanıp saate baktığımda Tibet’in gelmesine bir saat kaldığını gördüm.

💬

Derin bir nefes alıp doğruldum, bornozum kuşağı gevşediği için üzerimde eğreti duruyordu. Acele etmeden sakince üzerimi giyinip kendiliğinden kuruyan saçlarımı taradım. Duştan sonra kuruyan cildime nemlendirici sürmek zorunda kalmıştım, derim tahriş olmuş gibi gergindi. İnce, uzun kollu kazağımın üzerine deri ceketimi geçirdikten sonra yatağın kenarına oturarak çoraplarımı giydim. Başımda oluşan ağrı saç diplerime yayılıyordu. Baş ağrısını hiç sevmiyordum. Her zaman baş ağrısındansa diğer ağrıları tercih ederdim.

💬

Küçük çantamı alıp odadan çıktım. Hareketlerim de zihnim gibi uyuşuktu. Ayaklarımı sürüye sürüye kapının önüne ilerledim. Ben ayakkabılarımı giyerken telefonum çalmıştı, arayan Tibet’ti ama aramayı reddetmiştim. Spor ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Asansörü beklerken Tibet’e mesaj atıp asansör beklediğimi söyledim. Büyük ihtimalle geldiğini bildirmek için aramıştı. Asansöre binip otoparka indim. Gözlerim etrafta gezindi ama Tibet’e ait aracı görememiştim. Acaba başka bir şey için mi aramıştı?

💬

Kaşlarımı çatıp onu aramak için telefona yöneldiğim sırada bir korna sesi otoparkta yankılandı. Gözlerim sesin geldiği yöne çevrildiğinde, çalışır vaziyette bekleyen siyah arabayı gördüm. Tibet’in içinde olduğu ama daha önce görmediğim siyah araca doğru yürüdüm. Kapıyı açıp arabaya bindiğimde, onun bakışlarının zaten bende olduğunu fark ettim, neden dikkatle baktığına anlam veremedim. Kapıyı kapatmamla aracı hareket ettirdi. Kıyafetlerini değiştirmişti, simsiyah giyinmişti. Siyah tişörtünün üzerine benim gibi deri ceket almıştı. Görüntüsü gibi kasvetli olan bir enerji yayıyordu.

💬

“İki aracının olduğunu söylemiştin,” diye mırıldandım gözlerimi yola çevirip. “Gergin görünüyorsun.”

💬

“Germek için hazırda bekleyen insan çok.” Başını yavaşça sağa sola yatırıp esnetti. “Oraya bana ait bir araçla özel görüşmeye gidemezdim.”

💬

Anladığımı belirtmek için başımı salladım. “Gerginliğinin sebebi abinin yanına gidiyor oluşumuzdan değil yani?”

💬

Kaşlarını çatıp güldü. “O da var tabii.”

💬

Başımı geriye yaslayıp, “Gerilmene gerek yok, alt tarafı birkaç cümle konuşup çıkacağız,” dedim sakin bir sesle. Evet, onun aksine ben sakindim. Üzerimdeki sakinliğin sebebi de her şeyi gözyaşı olarak akıtmamla ilgili olabilirdi.

💬

Gözlerini yan profilimde hissetsem de ona bakmadım. “Sakinleştirici falan mı içtin?”

💬

Sorusu beni keyifsizce güldürdü. “Uyku hapı içip birkaç gün yataktan kalkmasam iyi olur aslında,” dedim, bakışları hâlâ profilimdeydi, ben ise yolu izliyordum.

💬

“Pek konuşacak havanda da değil gibisin,” derken elini öne uzatmıştı. “Şarkı dinleriz o halde.”

💬

Omuz silktim. Arabanın içinde yankılanmaya başlayan İngilizce şarkı hareketli değildi, aksine sözleri depresifti ama kelimelere odaklanamadım. Söylediği şeyde haklıydı, konuşacak havamda değildim ve onun bunu görüp üstelememesi işime geliyordu. Başımı cama yaslayıp yolu izlemeye devam ettim. Dün akşamdan bu yana ağır bir ruh hâlindeydim, bu ruh halinin içinden sıyrılmam gerektiğinin farkındaydım ama şu an kendimi zorlamak istemiyordum. Arada bir içimi açmalı, kendimi görmeliydim ki birikmişlik beni hataya sürüklemesin.

💬

Şarkılar art arda çaldı, güneş şehri terk etmeye başladı. Dakikalardır dinlediğimiz yabancı müziklere kafa yormasam da Türkçe bir şarkı çalmaya başladığında ve kadının nahif sesini taşıyan cümleleri duyduğumda göz ucuyla şarkının adına baktım. Affettim Herkesi. Tibet’in bana dönen bakışlarını hissettim. Bir süre bana baktıktan sonra elini panele doğru uzattı. Aniden elimi elinin üzerine koyarak onu durduğumda irkildi. “Kalsın,” diye mırıldandım. Elimi geri çeksem de elinden tenime sinen sıcaklık, tenimde yaşamaya devam etti. Şarkı bitti, Tibet tekrar açtı. Sevdiğimi düşünmüş olmalıydı ama şarkıya dikkat kesilmemin nedeni bu değildi.

💬

Bir yerden sonra şehrin merkezinden uzaklaşmaya başlayınca trafik de hafiflemişti. Düşüncelere o kadar dalmıştım ki havanın karardığını, cezaevinin mavi metal kapısının önünde durduğumuzu fark etmem biraz uzun sürmüştü. Bakışlarım kapının önünde bekleyen üniformalı adama kaydı, o da dikkatli bakışlarla aracın içine bakıyordu. Gözlerim bir an adamın tuttuğu uzun namlulu silaha kayınca gerildim. Tibet camı indirdiğinde adam bize yaklaştı, eğilerek aracın içine baktı.

💬

Gözleri benden ayrılıp Tibet’e çevrildiğinde kaşları çatıldı. “Tibet Suavi?” dedi sorar gibi. Tibet bir şey söylemeden sadece başını salladı. “Geleceğinizi haber vermişlerdi. Kırk beş dakika sonra nöbet değişimim var. En geç yarım saate çıkmış olmanız gerekiyor.”

💬

“Tamam, sağ ol,” dedi Tibet. Adam geri çekildi, aralık duran metal kapıdan kafasını içeri uzattı, daha sonra kapı gıcırdayarak açılmaya başladı.

💬

Tibet aracı içeri sokarken tedirgin bakışlarım etrafta gezindi. İçeride daha fazla silahlı asker vardı. İçeri giren araca göz atsalar da bakışlar çok fazla üzerimizde kalmamıştı. Büyük ihtimalle içeri alındığımız için tehlike içermediğimizi düşünmüşlerdi. Boyası aşınmış binanın önünde ona yakın araç vardı. Tibet aracı sondaki boş alana fark etti, bilerek kapıya yakın park etmiş olmalıydı. Araba durunca kısaca etrafa göz atıp kapısını açtı, ben de onunla birlikte açtım. Seri olmamız gerektiğinin farkındaydım. Birlikte hızlı adımlarla binaya girdik, turnikelerden geçtik.

💬

Telefonunu çıkarıp birine geldiğini söyledikten iki dakika sonra koridorda takım elbiseli bir adam belirdi ve bize yaklaştı. Onlar kendi aralarında konuşurken benim gözlerim etraftaydı. Gizli saklı bir iş olması tedirgin ediyordu. Kaybedecek bir şeyim yoktu, sonuçta burada olduğumuz anlaşıldığı an kafamıza silah dayamayacaklardı ama yine de ürpertiyordu. Sanırım bunda olduğumuz yerin de etkisi vardı. Tibet koluma dokunduğunda bakışlarımı ona çevirdim. “Gidelim,” deyince başımı salladım. Adam önden yürüyerek bize yolu gösterirken onu takip ettik.

💬

Bizi binanın arka tarafında kalan bir odaya götürdü. Suçluların nerede kaldığını, bu binanın arkasında nasıl bir yer olduğunu merak etmeden edemedim. Girdiğimiz odada sarı bir ışık yanıyordu, içerisi boğucuydu. Odanın ortasında büyük bir metal masa, masanın etrafında da dört tane metal sandalye vardı. Masanın hemen karşısında kalan metal dolaba ve içindeki ciltli dosyalara bakarken masaya ilerledim. Tibet sessizce sandalyeyi çekip oturdu, gerginliği hâlâ sürüyordu. Onun yanındaki sandalyeyi çektiğim sırada kapı bir kez daha açıldı. Kapıdaki adamla göz göze geldim.

💬

Tibet’e olan benzerliğiyle zaten kim olduğunu belli ediyordu. Teni kardeşininkinden bir tık daha koyuydu, saç renkleri aynı olsa da abisinin saçları daha uzundu. Elleri arkasında sabitlenmiş bir şekilde dururken arkasındaki adam fısıltıyla, “On beş dakikanız var,” dedi. Turhan Suavi içeri doğru bir adım attı, arkasında kalan kapı kapandı. Tibet gözleri gibi ela olsa da kahverengisi daha baskın duran gözleri hâlâ bendeydi. Ben de tıpkı onun gibi gözlerimi ondan ayırmadan yavaşça sandalyeye oturdum.

💬

“Zamanımız az,” dedi Tibet, hâlâ ayakta dikilen abisine bakarken. Turhan gözlerini ona çevirdi, kaşlarını çattı.

💬

Yanımıza gelip elleri arkasında kelepçeli durduğu için ayağıyla sandalyeyi çekti. “Sağ ol kalkıp yardım ettiğin için,” dedi alayla kardeşine bakıp, daha sonra çektiği sandalyeye yığılır gibi oturdu. Tibet uzun bir adamdı ama karşımızdaki adamın ondan daha uzun olduğunu düşünüyordum, hem daha kalıplıydı.

💬

Ona dikkatle bakarken elimi uzatıp, “Ben Niran,” dedim. Gözlerini bana çevirdi, sonra elime baktı. Alayla güldüğünde ilk başta neden güldüğünü anlamasam da sonra ellerinin bağlı olduğunu hatırladım, bu uzattığım elimi kafama vurma isteği uyandırdı. Elimi hızla geri çektim. “Pardon, gerginim.”

💬

“Neden gerginsin?” diye sordu tek kaşını kaldırıp. “Hiç belli etmiyorsun.”

💬

“Tabii,” diye ağzımın içinde geveledim.

💬

“Baban için üzgünüm,” diyerek aniden konuya girdiğinde metal masaya inen gözlerimi hızla ona döndürdüm. “Şu an ne istediğini anlayabiliyorum ama bunu yapmak istediğine emin misin, Niran?”

💬

“Neden bu işe girmemem gerektiğini düşünüyorsun?” Ellerimi masanın üzerinde birleştirdim. “Tibet gibi tehlikeli olduğunu mu söyleyeceksin?”

💬

Geriye doğru yaslandı. “Seni tanımıyorum, üstelik bunu kabul eden sensin, senin kararın, neden tehlikede olup olmadığını umursayayım?” Tavrı duraksamama neden oldu. Bakışları o kadar dikkatliydi ki diken üzerinde hissediyordum. Göz ucuyla Tibet’e baktığımda, çatık kaşlarla abisine baktığını gördüm. “Benim başımı belaya sokmazsın, ben zaten buraya tıkıldım. Yapacağın hataların kardeşimin başını belaya sokmasını istemiyorum.”

💬

“Beni tanımadığın için hata yapıp yapmayacağımı da bilemezsin, Turhan,” dediğimde gözlerini kıstı. “Başıma buyruk hareket edecek olsaydım bunun için Tibet’e ihtiyaç duymaz, kendi başıma yapmaya çalışırdım. Ama görüyorsun ki kardeşinin yanındayım, bu da onunla hareket ettiğim anlamına geliyor.” Masada birleştirdiğim ellerimi sıktım. “Yani kardeşin bir hata yapmazsa ben de yapmamış olurum.”

💬

Tibet’in gözleri bana döndü, bense donuk bakışlarla abisine bakıyordum. Turhan sırtını sandalyeden ayırıp dikleştiğinde, yaklaşan yüzüne daha dikkatli baktım. İnternette fotoğrafını gördüğüm adamla aynı bakışlara sahip değildi. Şu an gözleri bir ölünün bakışlarını andırıyordu. “Bir gün kafanın arkasına bir silah dayandığında, kardeşimi göt gibi bırakıp kaçmayacağına nasıl emin olacağım?”

💬

“Turhan,” dedi Tibet sert bir sesle. Abisi ona bakmadı.

💬

“Evet, bu yaşanmadan emin olamazsın,” dedim boş bir ifadeyle ona bakarken. “Ölümden korktuğumu düşünüyorsan diye söylüyorum, amcanın patlattığı geminin yakınındaydım ve birkaç gün önce ölmek üzere olan amcanı ölmek pahasına kurtardım.”

💬

Son söylediğim şeyle duraksadı, gözlerini kardeşine çevirdi. “Ne kurtarmasından bahsediyor?”

💬

Tibet sesli bir nefes verip, “Ferhan trafikteyken kalp krizi geçirmiş. Şansa Niran da oradaydı, kaza yapmasını engellemiş,” dediğinde Turhan gülerek geriye yaslandı.

💬

“Ne şanslı adam ama,” dedi gülmeye devam ederken. Sonra gülüşü bir anda yüzünden silindi. “Sevgilicilik oyununuz hiçbir işe yaramaz, o herif bunu yutmaz.” Gözlerini tekrar bana dikti. “Ve seni tanıdığı için de canın tehlikede.”

💬

Omuz silkip, “Umurunda değilmiş zaten, o yüzden buna takılma,” dediğimde Ferhan gözlerini devirip kardeşine bakarak, “Bulmuşsun kendin gibi bir keçiyi,” dedi, dudaklarımı birbirine bastırdım.

💬

Tibet onun söylediklerine takılmayıp telefonuna baktı. “Beş dakikamız kaldı,” deyip abisine döndü. “Söylemen gereken bir şey var mı?”

💬

Turhan başını iki yana salladı. “Yok ama tek dikkat etmen gereken kişinin Ferhan olmadığını unutma. Gözün ailenin dışındaki insanlarda da olsun.”

💬

“Ediyorum abi,” dedi Tibet sandalyesini geriye itip ayaklanırken. “Niran’ın gelişi ortamı biraz hareketlendirdi, durulduğunda seninle ilgili konuyu çözmek için tekrar harekete geçeceğim.”

💬

“Bu sonraki aşama, önceliğini unutma,” dedi Turhan, bedenini öne itip dengesini korumaya çalışarak ayaklandı. Onlar kalkınca ben de kalktım. Bakışlarını bana çevirdi, bu kez bakışlarında on dakika öncesindeki kadar ön yargı yoktu. “Bazen kendi kararlarını kendin vermek zorundasındır. Tibet’le olman onun her dediğini yapmanı gerektirmez çünkü şu an ne kadar kararlısın bilmiyorum ama bazen sana yanlış gelecek şeyleri yapmak zorunda kalabilir. Böyle bir durumda ona sorgusuz güvenir, yanlış bulduğun halde ona ayak uydurursan onun kadar suçlu olur, sonrasında onu bunun için suçlayamazsın. Bunları aklında bulundur.”

💬

Aslında söylediği her şey açıktı, ne demek istediğini de anlamıştım. Beni Tibet konusunda değil, içine girdiğim karmaşa için uyarıyordu. Aynı zamanda hangi kararı verirsem vereyim hepsinden sorumlu olanın ben olduğumu söyleyerek kardeşini de olası bir suçlamadan kurtarmaya çalışıyordu. Başımı yavaşça sallayarak, “Unutmam,” dedim ve onun yüzünde ilk kez samimi bir gülümseme gördüm.

💬

Yüzündeki gülümseme uzun süre orada kalmamış, hızla yok olmuştu. Tibet onun yanına gidip elini omzuna koydu, abisinin omzunu sıktı. “Ben yine gelirim.”

💬

“Hadi defolun şuradan da biri görmesin,” dedi abisi omzuyla kardeşinin omzuna vururken. Kapının yavaşça tıklatılması, bize verilen bir mesajdı.

💬

Tibet kapıyı açtı, Turhan kapıda onu bekleyen adama doğru yürüdü. Dışarı çıktıktan sonra omzunun üzerinden kısaca bize bakmıştı. Bir an onun için üzüldüğümü hissettim. Resmen elini kolunu bağlamışlardı ve ona seyirci olmak dışında başka bir şans bırakmamışlardı. O gittikten sonra biz birkaç dakika daha durup onların uzaklaşmasını bekledik. Tibet tekrar saate baktı ve elini belime bastırıp beni kapıya doğru yöneltti.

💬

Binadan hızlı adımlarla çıkıp arabaya bindik. Dönüş yolunda biriyle karşılaşmamıştık ama biri görmüş müydü bilmiyordum. Gerçi herhangi birinin görmesinin önemli olduğunu düşünmüyordum. Önemli olan Ferhan’a haber uçurabilecek birinin görüp görmemesiydi. Kapıyı kapatıp emniyet kemerimi taktığım sırada Tibet vakit kaybetmeden aracı çalıştırdı ve geriye sürerek park ettiği alandan çıkardı. Mavi metal kapının önündeki adamların sayısı azalmıştı. Kapıya yaklaştığımız sırada bizi içeri alan adamın hâlâ orada olduğunu görmüştüm. Aracın geldiğini gören kulübedeki adam kapıyı açtı. Aracın kapıdan çıkmasıyla rahat, derin bir nefes aldım.

💬

“Seni görmesi iyi oldu,” dedi Tibet aracı cezaevinin bulunduğu konumdan uzaklaştırırken. “Bir insanın yüzünü canlı bir şekilde görmek bile onun hakkındaki izlenimini değiştirebilir. Söylediklerine takılma, amacı beni korumak.”

💬

“Biliyorum,” dedim ellerimi kucağımda, çantamın üzerinde birleştirerek. “Söylediği şeylerde haksız değildi.”

💬

Tibet bir şey söylemeden sadece başını çevirerek bana baktı. Çantamdaki telefonun çalmaya başladığını duyunca çantamın fermuarını açıp telefonumu çıkardım. Arayan annemdi. Şu an telefonunu açmak için uygun bir zaman olmadığından aramayı reddettim. Normalde bunu yapmayacağımı bildiğimden müsait olmadığımı anlardı. Gözlerimi ekrandan ayırıp yola çevirdim ama bu kez dikkatimi dağıtan, arabanın içine yayılan iki farklı melodi oldu. Ben tekrar ekranı çevirip kimin aradığına bakarken Tibet de kendi telefonunu eline almıştı. Arayan yine annemdi. Kaşlarım çatıldı.

💬

Tibet aracı kenara çekip durdurduktan sonra, “Hemen geliyorum, sen de kim arıyorsa rahat rahat konuş,” dedi.

💬

Onun araçtan ayrılmasıyla ısrarla çalmaya devam eden aramayı yanıtladım. “Efendim mama?”

💬

“Niran,” dedi annem, sesindeki telaş beni ürpertti. “Neredesin? Biz dönüyoruz.”

💬

“Ne?” Şaşkınca dışarıya baktım, Tibet de arabanın ön tarafında durmuş telefonla konuşuyordu, sırtı bana dönüktü. “Ne oldu anne? Neden birden bu kararı verdiniz?”

💬

Annemden aldığım cevapla donup kaldım. Ben ona bir karşılık veremeden aramayı sonlandırdı ve telefonu tutan elim boşluğa, kucağıma düştü. Arabanın önünde bir hareketlilik oldu. Tibet telefonu kapatıp hızla araca geri döndü. Ben ise donmuş bir halde farların aydınlattığı yola bakmaya devam ediyordum.

💬

Sonra ikimizin ağzından da aynı anda aynı cümle döküldü.

💬

“Amcam ölmüş.”

← Önceki Bölüm: 7. İBLİSİNİ KURTARMAK
Sonraki Bölüm: 9. GERÇEĞİN TABLOSU

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top