💬

💬
🎧: Dedublüman&Cem Adrian, Gül
💬
🎧: Kahraman Deniz, Müdavim
💬
Bir mezarın üstü bir kez kapanır, bir daha açılmazdı. Ya benim mezarımın üstü açık unutulmuştu ya da toprak beni bir ceset olarak görmüyor, kabul etmiyordu. Şu anki durumumun başka nasıl bir açıklaması olabilirdi?
💬
Açık unutmuşlarsa bir an önce kapatmalılardı.
💬
Tibet’in telefonun sesi aracın içinde yankılanmaya başladığında ürperdim. Gözlerim açık olsa da karanlık bir kuyudaymışım, ses beni o kuyudan çekip çıkartmış da ani bir aydınlığa maruz kalmışım gibi hissettim. Göz ucuyla ona baktığımda, gergin bir yüz ifadesiyle telefonunun ekranına baktığını gördüm. Aramayı yanıtlayıp sesi hoparlöre aldı.
💬
“Ne oldu?”
💬
“Tibet,” dedi İlkay aceleci bir tavırla. “Bir hareketlilik var.”
💬
Tibet’in kaşları çatılırken gözleri anlık telefonun ekranına düştü. “Ne hareketliliği?”
💬
Kâğıt hışırtısını duydum, İlkay bir şeyleri karıştırıyor olmalıydı. “Bir rota oluşturmuştum, her şey tamamdı,” derken sesi öfkeli yükselmişti. “Gelen haberlere göre-”
💬
İlk önce telefona bir uyarı bildirimi geldi, ardından ekran karardı ve İlkay’ın sesi kesildi. Tibet öfkeyle dizine koyduğu telefonu elinin tersiyle ittiğinde irkildim. “Tam zamanıydı!”
💬
“Bekle, ben onu ararım,” deyip telefonuma uzandığım esnada, “Zamanımız yok, konuma ulaştık,” dedi Tibet.
💬
“Ne olduğunu öğrenmeden oraya giremeyiz.”
💬
“Asıl girmezsek dikkat çekeriz ve Naomi’yi bir daha tek başınayken bulamayız,” dedi gergin bir yüz ifadesiyle. Kaşlarımı çatarak sessizce ona baktım. “Muhtemelen diğer ortakların yerlerinde bir değişim olmuştur.”
💬
“Sen neye bu kadar gerildin?” diye sorarken benim de ses tonum gergindi.
💬
Direksiyonu ani bir hareketle çevirip arabanın sarsılmasına neden olurken bizi dar, tek şerit bir yola soktu. “Bilmiyormuş gibi soruyorsun,” dedi yan aynadan arkamızı kontrol ederken. “Senden başkası beni öfkelendirebilirmiş gibi.”
💬
Dilimi ağzımın içinde döndürürken öfkelenmemeye çalıştım. Tam sağa dönecekken, “Sola,” dedim ve sağa dönmek üzereyken aracı sola yönlendirince araç bir kez daha sarsıldı. Benim telefonum da ondaydı ve navigasyondan gideceğimiz yere bakıyorduk. Varış noktası girdiğimiz bu sokaktaydı, yolun sağında kalıyordu.
💬
Gözlerimi ön cama çevirip, “Şimdiye kadar çoktan İlkay’ı aramış, durumu öğrenmiştim,” dedim.
💬
Birkaç saniye sustu, sonra, “Acil olsa seni arardı,” dedi. Bu söylediği mantıklı gelince bir cevap vermedim.
💬
Ağaçların arasında kalan ahşap, tek katlı bir ev görüş açımıza girdiğinde gözlerimi kısarak eve baktım. Evin olduğu tarafta, yani sağımızda tek tük ağaçtan ve çalılardan oluşan bir arazi vardı. Sol tarafımızdaki ormana oranla daha boştu. Evin önünde tek bir araç vardı. Beyaz cip haricinde başka bir araç görmemek beni rahatlatmak yerine tereddüde düşürdü. Yan gözle Tibet’e baktığımda onun da pürdikkat eve baktığını gördüm. Bir an içime düşen şüpheyle sertçe yutkundum. İlkay aramadan önce kendimden de avantajlı olduğumuzdan da emindim ama şu an aynı şeyi söyleyemezdim.
💬
Tibet evin ön kısmına doğru kıvrılmaktansa düz ilerlemeyi tercih edince duraksadım. Neden eve yaklaşmadığımızı soracakken telefonumun ekranına İlkay’ın ismi düştü ve telefon sesi, sessiz aracın içinde gürültüyle yankılandı. Telefona uzanacakken Tibet aramayı cevaplamadı, meşgule attı. Bunun da nedenini soramadım çünkü yüzümüzde patlayan far ışıkları ve araç gürültüsüyle gözlerimi ön cama çevirdim. Gördüğüm görüntü beni daha büyük bir şaşkınlığa sürükledi.
💬
Dar yola art arda giren araçlar üzerimize doğru geliyordu ve Tibet aracı aynı hızda kullanmaya devam ediyordu. “Ne yapıyorsun?” derken sesimdeki o anlık titreme Tibet’in de dikkatini çekmişti.
💬
Tek elini direksiyondan ayırıp arka cebine attı. Cüzdanını çıkardığında ne yaptığını algılamaya çalışıyordum. “Cüzdanımı çantana at, bilgisayar çantasını kucağına al ve sıkı tutun.”
💬
Arka arkaya hızla sıraladığı kelimelerle afalladım. Bana uzattığı cüzdanı sallarken gözleri bende değil, hızla üzerimize gelen araçlardaydı. Bu aptalca şaşkınlığı üzerimden atmam gerektiğinin farkındaydım. Cüzdanı elinden almamla Tibet’in ani bir manevra yapması aynı saniyelerde gerçekleşti. İçinde olduğumuz araç, bize doğru gelen araçla burun buruna gelmekten son anda kurtulmuştu. Çalılıklara dalan arabanın sarsıntısı hareketlerimi kısıtladığında koltuğa tutundum. Üzerimize gelen bu araçların içindekiler de kimdi?
💬
Tibet’in cüzdanını sıkıca tutarken arka koltuğa doğru uzanmaya çalıştım ama araba öyle bir sallanıyordu ki birkaç kez kafamı tavana çarpmıştım. Sonunda bilgisayar çantasını alıp önüme dönme şansını yakaladığımda, ön camdaki manzarayla kapana kısıldığımızı anladım. Bir tuzağa çekildiğimiz belliydi fakat tuzağa çeken kişinin Naomi olduğu konusunda tereddütlerim vardı. Çalılıkların ardında sıklaşan ağaçları gördüğümde endişeyle arkaya baktım. Art arda gelen araçlar şimdi dağılmış bir şekilde ilerliyorlardı ve hala peşimizdelerdi.
💬
“Arabayı durdurduğum anda ormana fırla ve arkana bakma. Sana yetişeceğim,” dediğinde başım hızla ona doğru döndü.
💬
“Yetişeceğim derken?” diye sordum gergin bir ses ve kafa karışıklığıyla. “Benimle gelmeyecek misin?”
💬
“Aracı yakıp dikkatlerini dağıtacağım. Elimizdekileri bırakıp kaçtık sansınlar,” dedi ve aracın hızını arttırdı. Hızlanan araç daha sert sarsılmaya başlamıştı. Konuşmaya fırsatımızın olmadığının farkındaydım ama bir plan yapmalıydık, sadece kaçamazdık.
💬
“Ormanda nereye kaçacağız?”
💬
Telefonumu elime tutuşturup, “Sadece koş,” dedi sertçe. Göz göze geldik. Gözlerindeki tedirginliği tam anlamıyla görmeme izin vermeden arabayı ormana girmeden çevirdi ve toprak zeminden dolayı araç devrilecek gibi oldu.
💬
Arabanın havaya kaldırdığı toprak yere inmeden kemerden kurtulup araçtan indiğimde bir an tereddütle ona baktım. “Git!” diye bağırdığında geriye doğru adımladım. Dişlerimi sıkarak ona kısa bir bakış attıktan sonra da arkamı dönüp koşmaya başladım.
💬
Böyle planlamamıştık. Oysa arabaya bindiğimizde ve Ethan denilen herifle konuşurken kendimizden emindik. Demek ki Tibet de İlkay aradıktan sonra bir şeylerden şüphelenmiş, o eve yaklaşmaktan vazgeçmişti. Ağaçların arasında koşmaya devam ederken arkama bakmaya çalıştım, arabanın ön kısmını gördüm fakat onu göremedim. Ne zaman peşimden gelecekti? Yeniden önüme döndüm ve sızlamaya başlayan bacaklarıma rağmen daha hızlı koşmaya çalıştım. Orman derinlerine indikçe ortam tamamen kararıyordu ve iki çantayla koşmak hiç de kolay değildi.
💬
Ayağımın altında bir dal çatırdadı, ardından sert bir şeye takıldım ve çığlık atmaya fırsat bulamadan kendimi yerde buldum. Avuçlarım ıslak toprağa çarptığı anda bir patlama sesi ormana yayıldı. Korkuyla geriye doğru baktığımda, geldiğim noktadan yükselen alevleri gördüm. Sızlayan dizlerim ve avuçlarımla öylece arkama bakarken donup kalmıştım. Sanki ter alnımdan şakağıma değil, boğazımdan kalbime doğru akıyordu. Hızla çarpan kalbimin aniden teklemesi beni nefessiz bıraktı ve bir sonraki nefesi içime çekemeden öylece durdum.
💬
Sonra kalın bir ses ormana yayıldı, ağaçların arasından ilerleyerek kulaklarıma ulaştı.
💬
“Koş!”
💬
Sesini duyduğumda tüm sesler kesildi, göğsüme sıkışıp kalan o nefesi sesli bir şekilde dışarı bıraktığımda soluk sesim büyük bir gürültüymüş gibi etrafa yayıldı ve kalp atışlarım yavaşladı. Bir sorun yoktu, arkamdan geliyordu. Sızlayan avuçlarımı yere bastırıp hızla doğruldum ve yeniden koşmaya başladım. Aramızda ne kadar mesafe vardı bilmiyordum ama o da koşuyordu, arkamdaydı, bundan emindim. Diğerleri de peşimizden gelmeye devam ediyor muydu?
💬
Kendi kendime, “Bugün değil kızım,” dedim acıdan inler gibi. “Bu kadar ilerlemişken değil.”
💬
Dümdüz ilerlemek yerine yönümü sağa çevirdim ve ormanda zikzaklar çizerek ilerledim. Alevlerin sesini az da olsa hala duyuyordum, yükselen dumanları görebiliyordum ama o sesi bastıran başka bir ses vardı. Gözlerim kısıldı. Bu ses su sesiydi. Yakınlarda bir nehir mi vardı? Karanlıkta etrafı görmeye çalışırken ayağım tekrar takıldı ama bu kez elimi bir ağacın gövdesine bastırarak yere düşmekten kurtuldum. Ağaca tutunarak soluklanırken ormanın sonuna geldiğimi, yolun bir ana yola değil de akarsuya çıktığını gördüm.
💬
Devam etmem bir işe yarayacak mıydı?
💬
Tibet neredeydi?
💬
Sırtımı ağacın gövdesinde kaydırarak yere çöktüm. Olduğum kısım ormanın derinliklerine oranla bir nebze daha aydınlıktı, muhtemelen bunun sebebi nehre yakın olmam ve nehrin çevresinde olan aydınlatmalardan kaynaklanıyordu. Bilgisayar çantasını ve kendi çantamı kenara koyup ağaçların arasına doğru baktım. İki kalın gövdeli ağacın arasındaydım, uzun otlar beni ürpertse de bir bakıma üzerime gölge düşürüp beni saklıyorlardı. Yanımda sadece bir bıçak ve silah vardı. Kullanmak istemiyor, bu işin içinden kolayca sıyrılmak istiyordum ama içinde olduğumuz durumu düşününce de işler istediğim şekilde gitmeyecekmiş gibi görünüyordu.
💬
Bir adamın bağırdığını duyunca oturduğum yerde sinerek gözlerimi kıstım. Bu ses Tibet’e ait değildi, o olsa bilirdim. Bağırtıların ardından duyduğum silah sesi içimi korkuyla doldurunca tırnaklarımı ıslak toprağa sapladım. Yağmur çiselerken yeniden sağanağa dönüşeceğinin haberini veriyordu. Silah sesi kimden gelmişti?
💬
Hızla hareket eden gözlerim bir bedeni merceğine aldığında ve o bedenin sahibinin Tibet olduğunu anladığımda rahat bir nefes aldım. Soluk soluğa elini birkaç metre ilerideki bir ağacın gövdesine bastırdı. Hareketleri durmuş olsa da başı hızla hareket ediyordu. Beni mi arıyordu? Ses çıkarmamak, dikkatleri üzerimize çekmemek için elimi kaldırıp salladım. Ne kadar elimi sallasam da onun dikkatini çekemeyeceğimi anlayınca ayağa kalmak için hareketlendim. Fakat ben hareket edemeden Tibet’in bedeni öne doğru savruldu.
💬
Uzun, iriyarı bir adam, “Piç kurusu!” diye bağırdı. Şimdi görüş açımda olan tek kişi Tibet değildi. Nefesimi tuttum. “Nerede o kız?”
💬
İki adam kollarından tutarken ve onunla İngilizce konuşan adam kendisine hakaretler yağdırırken Tibet öylece ona bakıyordu. Sonunda adam öfkeyle yumruğunu Tibet’in yüzüne indirdiğinde Tibet’in başı yana savruldu. Avucumu bağırmamak için dudaklarıma örttüğüm sırada onu gördüm. Başını yavaşça hareket ettirdi, çenesini havaya kaldırdığında zor da olsa dudağından sızan kanı görebildim.
💬
Dilini dudaklarında gezdirdikten sonra güldü, gülüşünü duymak beni duraksattı. “Sen söyle. Seni bir solucan gibi oltasına takıp benim önüme atan balıkçı nerede?”
💬
Adam yumruğunu tekrar onun yüzüne vurduğunda, yumruklarımı sıkarken dişlerimi birbirine geçirdim. Ortaya çıkmazsam sadece onu alacaktı. Ortaya çıkıp oradaki adamların dikkatini dağıtsam, bir şekilde onları alt edebilir miydik? Kaç kişilerdi? Etrafıma bakındım ama pek bir hareketlilik göremedim. Buraya üç kişi gelmiş olamazlardı. Yeniden konuştuklarında dikkatim onlara kaydı.
💬
Adam başını sallayıp arkasına baktı ve “Kızı bulun, buralardadır,” dedi. O an Tibet’in yüzündeki o alaycı ifade kaybolmuştu. Onu tutan adamların baskısından kurtulmaya çalışması, karşısındaki adamı eğlendirdi. “Korkma, ona bir şey yapmayacağız. En azından ben yapmayacağım.”
💬
Benim için hissedilmesi en kolay duygu, korkuydu. Korku, diğer duygulara nazaran bedeni çok daha seri bir şekilde sarıyor, seni anında bir esire çeviriyordu. Başlangıç anını, korkunun kalbimin etrafını sis gibi sardığını, yayılmaya başladığını hissettim. Bu duyguyu içimde bu denli kuvvetli hissetmeyeli ne kadar zaman olmuştu? 3 ay? Daha fazla.
💬
Paniklememeye çalıştım. Bilgisayar çantasını ve kendi çantamı ağacın gövdesine yaslarken hareketlerim yavaştı, ses çıkarmamaya özen gösterdim. Yağmur henüz sağanağa dönmemişti ama ya dönerse? Çantalara endişeli gözlerle baktım. Tibet önem vermemiş olsa arabadan çantaları da çıkarmamı istemezdi. Bilgisayarı kırılmıştı, tabletine de bir şey olur muydu?
💬
Yanaklarımın içini şişirip göz ucuyla onlara baktığımda konuştuklarını gördüm ama ne konuştuklarına odaklanamadım. Odaklanmak istediğim sırada yakınlardan gelen ayak sesleri kaskatı kesilmeme neden oldu. Ya bir şekilde buradan kaçmayı başaracaktım ya da saklandığım yerden çıkıp kendimi onlara gösterecektim. Kaçarsam hem kendimi kurtarabilirdim hem de ona bir şekilde yardım getirebilirdim ama Kansas’tayken yardımın çabucak gelmesi imkansızdı. Tibet’i öldürecek kadar ileri giderler miydi?
💬
Elbette gidebilirlerdi.
💬
Dişlerimi sıkarak doğruldum ve hızla yerimi değiştirip birkaç metre ilerideki başka bir ağaca yaslandım. Çıkardığım ses çoktan birilerinin dikkatini çekmiş olmalıydı ama en azından çantalardan uzaklaşmıştım. Çaprazımda kalan bir ağacın arkasındaki silüeti fark ettiğimde, yakalanmaktansa kendim ortaya çıkmayı tercih ettim. Tibet bundan hiç hoşlanmayacak olsa da ona karşı nankör olmak istemedim.
💬
Biliyordum ki aynı durumda o olsaydı, benim kadar bile bekleyip düşünmek istemezdi.
💬
Bunu bilmek hiç de güzel bir his değildi.
💬
Sakin adımlarla onlara doğru ilerlerken her ihtimali, her seçeneği düşündüm. İlk başta beni fark etmediler, muhtemelen kendi adamlarına ait adım sesleri sandılar ama Tibet bana baktığında ve gözleri irileştiğinde, karşısındaki adamın dikkatini çektim. Adam bana doğru dönerken Tibet öfkeyle bana bakıyor, dişlerini sıkarak bir şeyler mırıldanıyordu. Muhtemelen yaptığım şeyin salaklık olduğunu düşündüğünden bana söyleniyordu.
💬
“Bu saatte böyle bir ormanda bir kadın öylece gezemeyeceğine göre aradığımız kadın sensin,” dedi adam, gözlerini kısarak bana baktı. “Evet, sensin.”
💬
Tibet’in, “Ne halt yiyorsun sen?” diye sorarken sesi kısık olsa da öfkesi yoğundu.
💬
Adam, Tibet’i duymazdan gelip bana doğru adımlarken öylece durup ona baktım. “Siz Türkler aptal mısınız yoksa cesur mu anlamış değilim,” demesi üzerine duraksadım, sonra kaşlarım cümlesine karşı havalandı.
💬
“Yüzüme bakınca anlayamadığına göre aptal olan sensin,” demem üzerine öfkelenmek yerine alaycı bir tavırla güldü. “Kurduğun bu cümleyi unutma, çok kısa bir süre sonra sana hatırlatacağım.”
💬
Adam yine alaycı bir şekilde gülüp kafasını salladı ve “Kızı da alın, gidiyoruz,” dedi.
💬
İçinde bulunduğumuz durumdan çok adamın tavrı ve konuşmaları sinirimi bozdu. Bir adam kolumu tuttuğunda hızla kolumu geri çekip Tibet’in yanına ilerledim, bu sırada gözlerim hala o boşboğaz herifteydi. Kendi ayaklarımla onlara geldiğimden ve ellerinde benden biri olduğundan kaçmayacağıma eminlerdi, bu yüzden Tibet’in yanında yürürken arkamdan gelmekten başka bir şey yapmadılar, ki Tibet’i tutan adamlar da vardı.
💬
Benden biri.
💬
“Umarım bir planın vardır. Ki planın olsa dahi buraya gelmen saçmalıktı,” dedi Tibet dişlerinin arasından. Türkçe konuştuğu için yanımızdaki adamlar göz ucuyla bize baktı. Bizimle konuşan adam ise birkaç adım ilerimizde yürüyor, telefonla konuşuyordu.
💬
Yüzüme yapışan ıslak saçlarımı geriye atıp ona bakmadan, “Ne olmasını bekliyordun?” diye sordum. “Tanıdığım tek kişi sensin. İlkay ya da abin aradığımda buraya ışınlanamayacağına göre? Hem kaçsam da peşimi bırakmazlardı.”
💬
Burnundan sert bir nefes verdiğini duyunca gözlerimi yüzüne çevirdim. “Sana kaçmanı söyledim, kaçıp yardım getirmeni değil.”
💬
Kaşlarımı çatmış ona cevap verecekken yanımızdaki adamlardan biri, “Kesin sesinizi,” diye homurdandı. Muhtemelen konuştuklarımızı anlamadığından bir plan yaptığımızı düşünmüştü.
💬
Ormandan çıkarken arada çaktırmadan arkama bakıyor, geride adam kalıp kalmadığını anlamaya çalışıyordum. Sanırım herkes buradaydı, ormanda dolanmaya devam eden başka birileri yoktu. Öyle olması bizim yararımızaydı çünkü çantaları bulmalarını istemiyordum. Bir şekilde buraya geri dönmeli, onları almalıydık. Kimliklerimiz, pasaportlarımız ve diğer kişisel eşyalarımız oradaydı. Telefonumu da her ihtimale karşı çantamda bırakmıştım, elimden alabilirlerdi. Otelde de eşyalarımız kalmıştı ama onlar sorun değildi, Tibet ne zaman çıkış yapacağımız belirsiz olduğundan odayı günlük tutmamıştı.
💬
Adamlar sandığımızın aksine bizi arabaya bindirip götürmedi. Araziden arabalarla çıkmıştık fakat yola devam etmemiş, gitmeyi planladığımız o eve doğru ilerlemiştik. Araziden çıkarken yanan arabayı görmüştüm, yağmur alevlerin büyüyüp yayılmasını engellemiş, geriye demir yığını bırakmıştı.
💬
Ahşap, tek katlı evin sınırlarına girdiğimizde gözlerimi evin pencerelerinde gezdirdim. İçeriden yayılan ışık gür değildi, sanki koca evi aydınlatan birkaç mumdu. Biz kapıya yaklaşırken kapı açılmış, içeriden yaşlı denebilecek bir adam çıkmıştı. Tibet de benim gibi pürdikkat kapıya bakıyordu. Sonra yağmurun ve adım seslerimizi bastıran, evin içinden yankılanan topuk sesleri duydum. Yaşlı adam kenara çekildi ve topuklu ayakkabıların sahibi kapının eşiğinde dikilmeye başladı.
💬
Uzun boylu, üzerindeki trençkot dizlerinin altına denk uzanan, siyah saçları sıkıca toplanmış kadınla göz göze geldiğimde saniyelik bir duraksama yaşadım. Kadın ellerini trençkotunun ceplerine sokmuş düz bir ifadeyle bize bakarken gergin görünüyordu. Otuzlu yaşların sonunda olan kadınla göz temasımı kesmedim ama o, gözlerini çoktan yüzümden ayırmış, Tibet’e bakmaya başlamıştı.
💬
Tibet’e bakarken yüzündeki ifadeler bir dalga gibi yükseldi, ona yaklaştıkça duruldu.
💬
Birbirlerini tanıyorlardı.
💬
“Tibet,” dedi kadın donuk bir ifadeyle. Adamlar bizi ahşap merdivenlerden çıkarttıktan sonra kadının birkaç adım önünde durdurdular. “Şu haline bak.”
💬
“Ne o, üzüldün mü?” diye soran Tibet’e omzumun üzerinden baktım. Dudaklarında alaycı bir gülümseme vardı. Dudağının kenarı patlamıştı, gülümserken acımıyor muydu?
💬
Kadın gözlerini Tibet’ten ayırıp, “Onları içeri getirin,” dedi ve arkasını dönerek eve girdi.
💬
Naomi diye bahsettiği kadın, bu kadın olabilir miydi?
💬
Evin içi sıcaktı. Belki de dışarısı yağmurdan dolayı soğuk olduğundan içerisi bana sıcak gelmişti. Bedenim ortamdaki gerginliğe rağmen bu sıcaklığa karşı koyamadı ve gevşemeye başladı. Uzun holden geçip bir odaya girdiğimizde, kadın yanımızda duran adamlara doğru elini salladı ve adamlar yanımızdan ayrılarak bizden uzaklaştı. Onlar dışarı çıktığında ve kapıyı kapattığında, odada dört kişi kalmıştık. Tibet ve ben haricinde kapıda gördüğüm yaşlı adam da içerideydi.
💬
“Bu akşam önemli bir işim vardı,” dedi kadın ellerini ceplerinden çıkarırken. “Ama senin yüzünden ertelemek zorunda kaldım.”
💬
Yarım yamalak Türkçesi ona odaklanmama neden oldu. Tibet sonunda kolları serbest kaldığı için elini yüzüne yaklaştırdı ve başparmağını dudağının kenarına bastırırken gözlerini kıstı. “Kardeşin seni bir gün daha bekleyebilir, Naomi.” Elini yavaşça yüzünden uzaklaştırdı. “Tabii bir ömür de bekleyebilir ama gelmeni değil, yanına gelmeyi.”
💬
“Büyüdükçe aptallaşmışsın,” dedi Naomi sakince ama Tibet’in cümlesinin onu gerdiği de belli oluyordu. “Neden peşimdesin?”
💬
Baygın bir ifadeyle, “Bu konuşmayı daha ne kadar uzatacaksınız?” diye sorduğumda, Naomi duraksadı. “Neden peşinde olduğumuzu biliyorsun, biz de senin neden bizi yakaladığını. Aslında şu anki durumumuza bakılacak olursa peşimize düşen sensin.”
💬
“Seninle konuşmuyordum, küçük hanım,” demesi üzerine gözlerimi devirdim.
💬
“İyi, gevelemeye devam et,” dedim Türkçe konuşarak ama az çok ne dediğimi anlamış gibi baktı.
💬
Beni umursamadan pürdikkat Tibet’e bakıp, “Bahtiyar’a ne yaptın bilmiyorum ama seni almak için kendisi geliyor, bugün yola çıkmış,” dediğinde ben de Tibet’e baktım.
💬
“Eminim hiçbir şeyden haberin yoktur,” dedi Tibet alayla. “Ee, sen de bunun haberini vermek için mi adamlarını yolladın?”
💬
Naomi iki adım attı ve Tibet’le arasındaki mesafeyi azalttı. “Hayır, nasılsa sen haberi alırdın. Sen haberi alıp kaçmadan önce seni paketlemem gerekiyordu.”
💬
Tibet kaşlarını kaldırıp, “İyi,” dedi ve arkası döndü. Ben harekete geçeceğini düşünürken o duvar kenarında duran koltuğun ucuna oturdu. Ne yapıyordu bu adam? Naomi onun bu hareketlerini garipsememiş gibi görünüyordu. “Oysa yolumu kesen adamların beni öldürmek için gelmişti. Beni öldürmen Bahtiyar’ı sinirlendirmez miydi?”
💬
Sanki normal bir sohbetin içindeymişiz, onların eline düşmemişiz gibi rahat davranıyor oluşu ilk başta tuhaf gelse de sonrasında bugün söylediklerini hatırladım. Naomi ile sadece konuşarak iletişim kurabileceğimizden bahsetmişti. Ki kadına baktığımda şu an onun da rahat göründüğünü fark edebiliyordum.
💬
“Ölmen işime gelirdi, doğru ama ölmemenin daha iyi olduğunu yeni fark ettim. Konuyu bir kişiden değil, birden fazla kişiden duymak önceliğimdir,” dedi Naomi ve tıpkı Tibet gibi bir koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı. “Sonuçta kaçabileceğin bir yer yok. Belki bana her şeyi anlatmak istersin.”
💬
“Sonuç değişecekmiş gibi,” diyerek ağzımın içinde homurdanıp Tibet’in yanına oturdum. Yaşlı adam ayakta dikilmeye, sessizce konuşmaları dinlemeye devam etti.
💬
Tibet ona bir cevap vermeyince, “Derdin Bahtiyar’la, onu anladım ama bizden ne istiyorsun?” diye yeni bir soru yöneltti.
💬
Tibet dürüstçe, “Elinizi Bahtiyar’ın sırtından çekmenizi,” deyince bakışlarım hızla ona çevrildi. “Onun sadece sizi sömürerek bir krallık inşa ettiğinizi fark etmenizi, ortaklık adı altında sizi kullandığını görmenizi.”
💬
Naomi sessizce onu dinlerken dudaklarında ufak bir gülümseme belirdi. “Karşılığı olmayan hiçbir şey yapmıyoruz, Tibet. Ortada tek taraflı bir sömürü yok.”
💬
“Siz öyle sanıyorsunuz,” dedi Tibet yalnızca.
💬
Naomi derin bir nefes alıp ellerini dizinin üzerinde birleştirdi. Artık yüzünde gergin değil, yorgun bir ifade vardı. “Belki farkında değilsin ama çoktan bir fırtına başlattın,” dedi ciddi tonda. “Oscar delirmiş gibi davranıyor, Tristan kayıp, diğerleri ortada dönenler yüzünden tetikte ve Bahtiyar da hiç normal görünmüyor. Elinde ne var?”
💬
Tibet, “Hiçbir şey,” dediğinde Naomi’nin gözleri bana çevrildi. Tibet’in gerildiğini hissettim.
💬
Naomi yüzümü incelerken, “Bir şeyler olmalı,” diye mırıldandı kendi kendine. Sonra gözlerini yeniden Tibet’e çevirdi. “Beni bu işe bulaştırmayın. Bahtiyar yarın öğlen saatlerinde burada olur, gelip sizi alır.”
💬
Bu kez Tibet’in, “Tamam,” demesi Naomi’yi de şaşırttı.
💬
Şaşırsa da bir şey söylemeden ayaklandı ve göz ucuyla kenarda duran yaşlı adama baktıktan sonra kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtığında bir kez daha omzunun üzerinden bize baktı. İkimiz de ona bakmasak da bize baktığının farkındaydık. Bize bakmaya devam ederken kapıda duran adamlara, “Yarın gelip onları alacaklar. Kaçmaya çalışır ya da sorun çıkarırlarsa durdurmakla uğraşmayın, öldürün,” dediğinde dişlerimi sıkıp pencereden dışarı, yağan yağmura bakmaya devam ettim.
💬
Yaşlı adam da Naomi’nin arkasından odadan çıktığında kapı kapandı ve yalnız kaldık. Beklediğimin aksine bir kargaşa yaşanmamış olsa da şu an bu odada tutsak olmak da beni boğuyordu. Tibet sesli bir nefes verip başını geriye doğru attı ve bedenini aşağı kaydırıp başını koltuğun sırt kısmına yasladı. Bacaklarını ayırıp rahat bir pozisyon aldığı sırada sessizce onu izliyordum.
💬
“Bana bir saat trip attın kendime dikkat edeceğime dair söz vermedim diye, şu haline bak,” diye söylendim. “Silahını falan verseydin beni öldür diye.”
💬
“Söz vermediğin için olduğunu biliyorsun yani?” Başını yana doğru yatırıp bana baktı. “Düşünmeden hareket edecek konumda değiliz.”
💬
Geriye yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım. “İyi, oturalım ve Bahtiyar’ın gelip bizi cehenneme yollamasını bekleyelim.”
💬
Dışarıdaki araçların farları bulunduğumuz odayı aydınlattı, araç seslerini duydum. Naomi gidiyor olmalıydı. Far ışıkları ve araç sesleri bizden uzaklaşana dek sessizce oturduk. Evet, düşünmeden hareket edemezdik ama şu an pek şansımız da yoktu. Hızlı düşünmek, hızlı hareket etmek zorunda olduğumuz bir anda olduğumuzu düşünüyordum.
💬
“Merak ediyorum,” dedi Tibet yağan yağmuru izlerken. “Bahtiyar geldiğinde ne olacağını merak ediyorum.”
💬
Göğsümde bağladığım kollarımı sıkarken, “Bizden kurtulacak, başka ne bekliyorsun?” diye sordum öfkeden arınmış bir sesle.
💬
“Onca yolu bizi öldürmek için geleceğini mi düşünüyorsun?”
💬
Başımı hareket ettirmeden gözlerimi ona çevirdim. “Evet. Biraz mantıksız görünse de başka ihtimal şu an aklıma gelmiyor. Kafamı başka şeylere yorduğum bir andaydım.”
💬
Kapı hafifçe aralandı, bir adam kafasını içeri doğru uzatıp bizi kontrol etti ve hiçbir şey söylemeden kapıyı tekrar kapattı. İkimiz de adama bakmadan sessizce gitmesini beklemiştik.
💬
Birkaç dakikanın sonunda, “İçimde tuhaf bir his var, Niran,” diye mırıldandı Tibet. “Kaçmak istesem ikimizi de buradan çıkarabilirim, bir yolunu bulabilirim ama bir yanım beklememi söylüyor. Kötü bir his ama yine de beklemeliymişim gibi.”
💬
“Kötü bir şeyse neden bekleyesin?”
💬
Omuz silkti. “Bazen bazı şeylerden kaçamayacak olsan, sonuçlarını bilsen de görmek, öğrenmek, duymak istersin. Bu da öyle bir şey sanırım,” dedi, ardından bana baktı ve göz göze geldik. “Dışarıda göz gözü görmeyecek şekilde yağan bir yağmur var. Bendeki silah alındı, sendeki alınmamış olsa da bize yetmez. Tüm bunlara rağmen bizi bir şekilde buradan çıkarabilirim ama yapmak istemiyorum.” Kaşlarım çatıldığında gözlerini kaçırır gibi yüzümden ayırdı. “Kaçmak ya da burada kalmak. Her hâlükârda da yarın bazı şeyler yaşanacak.”
💬
Söyledikleri üzerime kara bulut misali çökmüş olsa da bunu belli etmemeye çalışarak, “Ben o ormandan kaçmadıysam, bunun sebebi sen saçmala ve bizi ölüme götür diye değildi,” dedim, dilimi ağzımın içinde döndürürken öfkeyi hissettim. “Madem istersek kaçabiliriz, o halde kalk ve buradan kurtulalım.”
💬
“Naomi gideli yarım saat olmuştur,” dediğinde neyden bahsettiğini anlamadığımdan ona boş boş baktım. “Önümüzdeki pencerede adamların gölgesini gördüm, biri mutlaka iki üç dakikada bir pencerenin önünden geçiyor ama sağ taraftaki pencereden yarım saattir sadece iki kez geçtiler.”
💬
“Tibet, sen ne saçmalıyorsun?”
💬
Dudaklarını yalayıp ıslattıktan sonra bana baktı. “Sağ pencereden bir dakika önce biri geçti. Şimdi kaçmak istersen ve sessiz olursan, en az on dakika boyunca seni kimse fark etmez.” Doğrulup dik bir şekilde oturdu. “On dakika sonra kasıtlı ses çıkararak sana ekstra zaman da kazandırırım.”
💬
Tüm söyledikleri bir yana, onsuz kaçmamı istemesi ona şaşkınca bakmama neden oldu. “Sen aptal mısın?” diye sordum öfkeyle. “Tek başıma kaçıp gidecek olsam kendimi ortaya mı atardım?”
💬
“Evet, bir karar verdin ama sana baktığımda kararının doğruluğundan emin olan bir kadın görmüyorum,” demesi beni afallattı. “Bir yanının hala keşke kaçsaydım demediğini söyleyebilir misin? Emin ol bunu seni suçladığımdan değil, şu an tam aksini iddia ettiğinden söylüyorum.”
💬
Kollarımdaki güç çekilmiş gibi ellerim kucağıma düştüğünde öylece ona bakmayı sürdürdüm. Bedenimden geçen o rahatsız edici ürpertiyi göz ardı etmeye çalıştım. “Sana ne oluyor?” Sorumu duymazdan gelip başını önüne çevirdi. “Bana ne olduğunu söyle.”
💬
“7 dakikan kaldı.”
💬
Soğukluk ayak parmaklarımda başlayarak bacaklarıma doğru yayılmaya başladığında, bu soğukluğun öfkeye ait olduğunu, buza ait bir sis gibi bedenimi sarmaya başladığını anladım. Kucağımda duran ve öfkeden titreyen elimi hızla hareket ettirip çenesini tuttum ve başını kendime doğru çevirdim. Göz göze geldiğimizde duyduğum çatırdama sesi, ona dokunduğumda elektrik çarpmış gibi hissetmemden dolayıydı.
💬
“Seni burada bırakıp giderim,” dedim gözlerinin içine bakarken. Çenesini sıkıca kavrıyor olsam dahi yüz ifadesi sabitti, sadece gözlerime bakıyordu. “Arkada kalman, sana ne olacağı umurumda olmaz.”
💬
Yalnızca, “Yap o zaman,” dedi ve elini elimin üzerine koyup çenesini parmaklarımın baskısından kurtardı.
💬
Ondan uzaklaşıp ayaklanırken, “Aynen öyle yapacağım,” dedim, titremeye devam eden ellerimi sıkarak yumruk yaptım. Gözlerim sağ tarafımızdaki cama kaydı, kimse yoktu. Diğer cama baktığımda iki adamın gölgesini gördüm, sonra o adamlardan biri ilerledi, birkaç saniye sonra gölgesi sağ pencereye düştü.
💬
Tibet’in gözleri üzerimde değildi ama aklında dolanıp duranın ben olduğumun farkındaydım. Penceredeki gölge kaybolduğunda ve diğer penceredeki gölge sayısı ikiye yükseldiğinde, sağımızda kalan pencereye yaklaştım. Pencereye yaklaşmam, Tibet’in gözlerinin hedefi olmama neden oldu ama ona bakmadım. Madem istediği buydu, burada oturup gelecek olan felaketi bekleyebilirdi.
💬
Aralık duran perdeyi hafifçe kenara çekerken çıkan sesi yağmur bastırdı, bu kadar küçük bir sesi duyacaklarını sanmıyordum. Pencereden dışarı baktığımda gördüğüm tek şey birkaç ağaç ve boş araziydi. Elimi ahşap pencerenin kulpuna koydum, eminim ki açarken gıcırdayacaktı. Dişlerimi sıkarak kulpu sıkıca tuttum ve hafifçe çevirmeye çalıştım. Bu hareketim bile yeterince ses çıkarmıştı.
💬
“Şu hale bak,” diye homurdandım sessiz. Zaman kaybettiğimin farkındaydım. Sakin bir nefes aldıktan sonra kulpu daha sıkı kavradım. Gözlerimi kapatıp sesli bir şekilde öksürürken aynı anda pencerenin kulpunu hızla çevirdim ve pencereyi kendime çektim. Çıkan ses hem yağmurun hem de öksürük sesimin arasında kayboldu. Dışarıdaki hava yüzüme çarptığında Tibet’in güler gibi bir nefes verdiğini duydum ama yine ona bakmadım.
💬
Başımı pencereden dışarı uzattığımda saçaklar sayesinde yağmurdan etkilenmemiştim. Dizimi pencerenin pervazına bastırdım, sonra durdum ve gözlerimi ileriye diktim. Başımı yavaşça yana doğru çevirdiğim sırada nefesimi ister istemez tutmuştum. Dakikalar sonra ona ilk kez baktım. Bana değil, ileriye bakıyordu ve yüzünde yine aynı sakin ifade vardı. Ona baktığımı biliyordu, buna emindim ama dönüp bana bakmadı. Ben neden ona bakmaya devam edecektim?
💬
Kaşlarım çatılırken belimdeki silahı çıkarıp koltuğa fırlattım, hızla önüme döndüm ve sessiz olmaya özen göstererek pencereden dışarı atladım. Ellerimi pervaza bastırarak dışarı atladığım için ayaklarım zemine yumuşak bir iniş gerçekleştirmişti. Pencere direkt dışarı açılmıyor, tek katlı evin etrafını saran ahşap verandaya çıkıyordu. Verandaya adım atar atmaz elimi ıslak korkuluğa bastırıp etrafıma bakındım. Sesler duyuyordum ama yakından gelmiyordu.
💬
Parmak uçlarımda ilerledim, tahtalardan küçük gıcırtılar gelse de yağmur bu sesin duyulmasını engelliyordu. Evin ön kısmına dönen yerde durup kenardan ön cepheye baktım, ön tarafta iki adam vardı ama yakında değillerdi. Verandanın diğer ucunda durmuş sigara içiyor, konuşuyorlardı. Fark edilmemek için hızla geri çekildim ve araziye doğru baktım. Verandadan atlayıp araziye doğru koşabilir, uzun sürse de ormana ulaşabilirdim. Çantalar ne durumdaydı bilmiyordum ama ıslanmış olmalılardı. Bıçak haricinde bir şeyim yoktu. Buradan bir araç olmadan da tamamen kaçmamın yolu yoktu, en fazla saklanabildiğim kadar saklanırdım. Belki yürür, ana yola kadar ulaşırdım. Merkezden çok da uzakta değildik.
💬
Sessiz adımlarla evin arka tarafına doğru yürürken az önce çıktığım pencerenin kapalı olduğunu, perdenin de aralık duracak şekilde kapatıldığını gördüm. Kaşlarım çatıldı, ses çıkarmadan bu kadar kısa sürede bunu nasıl yapmıştı? Tereddüt içimi kurt gibi kemirirken diş sıka sıka evin arka kısmına ilerledim, elimi korkuluğa bastırıp verandadan aşağı atladım. Elimi ıslak toprağa bastırır bastırmaz gözlerim etrafı taradı, arka kısımda kimse yok gibi görünüyordu.
💬
Doğru olanı mı yapıyordum?
💬
Gelmemekte kararlıydı. Kaçmazsam bile bile kendimi öldürtecektim. Bahtiyar’ın bizi sağ bırakmayacağı kesindi. Bunca yolu yürümüşken şimdi bile isteye kendimi öldürtemezdim. Tibet neden bunu yapıyordu? Kafasından geçen her neyse bunu da söylemiyor, içimi rahatlatmıyordu. Hiç de kendini öldürtecek biri değildi, yapacak onca şeyi varken şu an bu kadar aptalca nasıl davranabilirdi? Kafasından geçenleri gerçekten merak ediyordum.
💬
Sol tarafta ne olduğunu görmek için kafamı hafifçe ileri uzattığımda, evin diğer tarafında da arazi olduğunu ama ağaçların daha sık olduğunu gördüm. Hangi taraftan gitmem gerektiğini kafamda tartarken duyduğum ayak sesleriyle hareketsiz kaldım. Sırtımı verandaya yaslayıp kenardan baktığımda bir adamın ön taraftan çıktığını, omzunun üstünden arka tarafa bakarak biriyle konuşurken olduğum yöne doğru geldiğini gördüm. Yavaş adımlarla geri geri yürürken bedenim kaskatı kesilmişti. Beklememeli, hemen buradan uzaklaşmalıydım, zaman kaybetmiştim.
💬
Adam tam evin arka kısmına doğru dönecekken bir silah sesi yankılandı. Adam da benim gibi donup kalmıştı. Kalbim bir anda korkuyla çarpmaya başladığında adamın beni görüp görmeyeceğini umursamadan ayaklandım. Adam benim olduğum yöne dönmekten vazgeçip arkasını döndüğü anda hızla ona doğru atıldım. O koşmaya başlamadan önce sırtına atladığımda bunu beklemediğinden irkildi. Boğazını kolumla sıkarken küfrederek beni sırtından atmaya çalıştı. Birinin duymasından korkup diğer elimi de ağzına bastırdım ve ikimiz de bir anda kendimizi yerde bulduk.
💬
Yüzü yere çarpan adamın sırtına çıkıp zaman kaybetmeden verandanın kenarına yığılmış taşlardan birini elime aldım ve sertçe adamın ensesiyle başı arasına vurdum. Adamın hareketleri aniden kesildiğinde geriye doğru sıçradım. Ama beni asıl sıçratan art arda gelmeye başlayan silah sesleriydi. Üzerime doğru koşan ya da etrafta koşuşturan birileri olmadığına göre… Tibet.
💬
“Seni öldüren gerçekten ben olacağım!” Öfkeyle soluyarak ayaklandım ve evin arka kısmına doğru koştum. Ön tarafa çıkmaktansa evin etrafında dolandım ve diğer tarafa doğru ilerledim.
💬
Sol cephedeki pencerelerden biri açıktı. Bir adam pencerenin önünde dikiliyor, elini öne uzatmış elindeki silaha ateş aldırıyordu. Kendi kendilerine silah çekmeyeceklerine göre hedef Tibet’ti. Gözlerim hızla yeri taradı. Kenarda gördüğüm büyük taşlardan birini elime aldım ve geriye çekildim. Bıçaktan daha etkili olacak olan taşı hızla adamın kafasına fırlattığımda adam ilk başta seğirir gibi hareketlendi, ardından da yana doğru devrildi. Vakit kaybetmeden evin ön tarafına koşarken arkamdan birinin bağırdığını duydum, beni fark etmiş olmalılardı.
💬
Ön tarafa çıktığımda toprak ayağımın altında kaydı, kayarken bedenimi ayakta tutmaya çalıştım. Nefes nefese gözlerimi kapıya çevirdiğimde verandada duran adam hızla başını bana doğru çevirdi. Sanki o an zaman yavaşladı, yağmur damlaları ağır ağır bedenime çarpmaya başladı. İki silah sesi duydum. İlki dudaklarımda bir çığlığı doğurdu, ikincisi ölüm sessizliğini yarattı. Geriye doğru düştüğümde kalçam sertçe yere çarptı ve gözlerimin önü anlık karardı.
💬
Tibet’in, “Niran!” diye bağırdığını duydum.
💬
Silah sesleri kesildi, yağmur damlaları yeniden hızla bedenime çarpmaya başladı. Acıyla inleyerek elimi koluma bastırdığım sırada Tibet verandadan atlayıp koşarak yanıma geldi. Daha önce tatmadığım o fiziksel acı tüm bedenimi titretirken Tibet’in kolları beni sardı. İlk mermi koluma, ikinci mermi de silahı bana doğrultan adamın göğsüne saplanmıştı.
💬
Bir kez daha acıyla inlediğimde, “Bekle,” dedi Tibet. Koluma bakmaya çalışırken kolumu hareket ettirdiği için acıdan dişlerimi birbirine bastırdım. “Sıyırmış, sorun yok.” Kendi kendine konuşuyormuş gibi hali beni duraksattı. Yüzüne baktığımda yüzündeki kan lekelerini ve yarama odaklanmış gözlerini gördüm. Göz bebekleri neredeyse ela gözlerini kaplıyordu. “Gitmemiz gerekiyor, bazıları yaralı. Bekle beni burada. Elini kolundan çekme.”
💬
Elimi tutup yaramın üzerine kaydı, kendi kanım avuçlarıma dolarken göz göze geldik. Dişlerini sıkarak geri çekildi ve ayaklandı. Koşar adımlarla eve doğru giderken gözlerim yarama kaydı. Et kesiği acısı bedenimin terlemesine, kaslarımın sertleşmesine neden olmuştu. Çarpmanın etkisiyle sızlayan kalçam yüzünden yüzümü vuruşturdum. Elimi sertçe koluma bastırırken ayaklanmaya çalıştım. Hissettiğim acının tarifi yoktu ama oturduğum yerde kıvranacak zamanım da yoktu.
💬
Ben zar zor ayaklandığımda duyduğum silah sesiyle irkilip kapıya baktım. Silah sesinin arkasından Tibet koşarak kapıdan çıktı. “Dur orada,” dedi bana yaklaşırken. Acıdan dolayı hiçbir şeyi algılayamadığımdan öylece ona baktım. Elinde tuttuğu arabanın anahtarını ileri doğru uzatırken diğer kolunu kalçamın altından bacaklarıma sardı ve beni tek koluyla kucakladı.
💬
“İyiyim, yürürüm,” diyerek elimi omzuna bastırdığımda elime bulaşan ıslaklıkla kaşlarım çatıldı, gözlerim omzuna indi. “Senin de yaran var!”
💬
“Bana birkaç dakika ver,” dedi hızla araca doğru ilerlerken. Araca ulaştığımızda beni yere indirip kapıyı açtı. Ben binmeye çalışırken bir silah sesi gelince eve doğru baktım. Yaralı olduğu belli olan iki adam kapıdan çıkıyordu. Tibet, “Kapını kapat,” deyip hızla arabanın önünden dolandı.
💬
Belinden bir silah daha çıkardı. Adamlardan almış olmalıydı. Silahı içinde olduğumuz aracın yanında duran diğer araçlara çevirdi ve iki aracın da tekerleklerine nişan aldı. O işi bittiğinde sürücü koltuğuna yerleşirken kapıyı kapatmakta zorlanmıştım çünkü kapı tarafındaki kolumdan yaralıydım. Kendi kanıma bulanmış sol elimle kapıyı sertçe kapattığımda midem bulandı, aynı saniyede araba aniden hareketlendi. Adamlar elindeki silahlarla sarsak adımlar atarak araca doğru gelirken Tibet, arabayı ilk başta eve doğru hızla ilerletti, sonra ani bir manevrayla döndürdü. Yan aynaya isabet eden mermiyle yerimde sıçradım.
💬
“Arkamızdan geleceklerdir,” dedim acıdan çatallaşmış sesimle. “İçeride ne oldu?”
💬
Sorumu es geçip, “Çantaları ormanda mı bıraktın?” diye sordu. Benimkinin aksine onun sesi netti.
💬
“Evet.”
💬
“Nerede?”
💬
Şu an önemli olan bu muydu gerçekten?
💬
“Seni yakaladıkları yerin yakınlarında, sol tarafta kalan, nehre yakın olan bir ağacın altına,” dememle direksiyonu kırıp aracı araziye sokması bir oldu. “Çantaları sonra da alabiliriz. Zaman kaybediyoruz.”
💬
“Üzerimizde ne cüzdan ne pasaport var, nereye kaçmayı düşünüyorsun?” diye sorarken sesi öfkeli yükseldi. “Bir de içinde olduğumuz araba onların. Ben çantaları alıp gelene kadar arabada kal.”
💬
Parmaklarımı yarama batırırken dişlerimi sıkıp, “Sen dönene kadar arkamızdan gelirler,” dediğimde başını hareket ettirmeden gözlerini bana çevirdi. Arazi engebeliydi, yağmur toprağı çamurlaştırmıştı ve araba durmadan sallandığı için bedenim de sarsılıyor, kolumdaki ağrı artıyordu.
💬
Bir cevap vermedi, aracı hızla ormana doğru sürdü. Bana bakışında bir şey yakalamıştım. Gözlerinde daha önce görmediğim bir ifade oluşmuştu. Öfke. Bu öfke diğerleriyle aynı değildi, öfkesinin direkt hedefi bendim. İçten içe bana öyle büyük bir öfke hissediyordu ki şu an, bana karşı olan bakışları değişmişti. Sertçe yutkunurken başımı cama doğru çevirdim. İçeride ne olmuştu, neden harekete geçmişti merak ediyordum. Benim karşılaştığım iki adam haricinde en az beş adam daha olmalıydı. Tek bir yarayla nasıl kurtulduğunu da merak ediyordum. Başka yarası da olabilir miydi?
💬
Ön cama çarpan yağmur damlaları yavaşlamaya ve azalmaya başladığı sırada arazi ani frenle durdurdu. “Beni bekle,” dedi ve kapıyı açıp araçtan indi. Evet, yine yüzüme bakmamıştı.
💬
Başımı iki yana sallarken gözlerimi koluma çevirdim, parmaklarımı yavaşça kaldırıp yarama baktım ve yüzümü vuruşturdum. Gerçekten sıyırıp geçmişti ve kabaran, parçalanan derim iğrenç görünüyordu. Hafifçe öne eğilip torpidoyu açtım ve işe yarar bir şey bulabilme ümidiyle içine baktım. İki silah, parfüm şişesi, deri bir defter, ıslak mendil, birkaç kartvizit ve boş su şişesi vardı. Elimle torpidoyu karıştırdığımda arka tarafta kalan bir paket peçete buldum. Peçete ve ıslak mendili alırken yan aynadan da arkayı kontrol etmeye çalıştım, pek bir şey göremedim, açı dardı.
💬
Birkaç ıslak mendille yaranın etrafını temizledim. Temiz ıslak mendillerini çekerek uzatıp uçlarını birbirine bağlayarak bir kayış gibi iş görecek şekli verdim. Paketteki tüm peçeteleri üst üste koyup yarama bastırdıktan sonra, birleştirip bir ip gibi gerdiğim ıslak mendilleri kolumun etrafına sararak peçeteleri koluma sabitledim. Sağlam değildi, biraz zorlamayla kopabilirdi ama hiç değilse kolumu çok oynatmadığım sürece beni biraz idare ederdi.
💬
Hem acıdan hem de ıslandığım için üşüdüğümden titremeye devam ediyordum. Başımı arkaya çevirip gelen giden var mı diye baktım, arazinin boş olması bir nebze içimi rahatlatsa da Tibet hala geri dönmemişti, bu yüzden gerginliğim tam anlamıyla geçmiyordu. Bir belirsizlik vardı ve bu belirsizlik, biz buradan kurtulana, güvenli bir yere geçip yalnız kalana dek ortaya dökülmeyecekti. Parmaklarımı peçeteden bozma sargımın üzerine sürterken gözlerimi ıssız ormana diktim. Onun ne istediğini, ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. Peki ya ben?
💬
Acı artık yerini uyuşmaya bıraktığında titrek bir nefes aldım. Yaklaşık beş dakika sonra Tibet hızlı adımlarla ormanın içinden çıktı. Gözlerim elindeki ıslak çantalara kaydı. İçindekileri kurtara bilecek miydik? Yağmur şu an inmek üzereydi ama geçen bunca zaman içindeki sağanak yağış, çantaları ve içindekileri sırılsıklam etmiş olmalıydı.
💬
Tibet kapıyı açıp arabaya bindi, elindeki çantaları yavaşça kucağıma bıraktı. Kapısını kapatırken, “Bilgisayar çantası su geçirmez, içi pek de ıslanmamış,” dedi. “Senin çantan da şansa bilgisayar çantasının altında kalmış. Bak bakalım sorun var mı?”
💬
O arabayı çalıştırdığı sırada sağ elimle çantayı tutup sol elimle fermuarını açtım. İçi biraz ıslanmıştı ama pek sorun varmış gibi görünmüyordu. Bilgisayar çantasını da kontrol ettiğim, söylediği gibi içinde bir sorun yoktu. Arkaya dönerken zorlandığım için çantaları ön tarafa, ayaklarımı koyduğum kısma bıraktım. Araziden çıkıp tekrar yola girdiğimizde eve doğru baktım, bir hareketlilik varmış gibi görünmüyordu. Bu kadar kolay mı vazgeçmişlerdi? Arabalarının lastikleri patlamış olsa da bir şekilde peşimize düşmüş olmalılardı. Yaralı olmalarının da etkisi olabilir miydi? Öyle olsa bile çoktan birilerine haber verdiklerini düşünüyordum.
💬
“Telefonun açık mı?” diye sorduğunda telefonumu kontrol etmediğim aklıma geldi.
💬
“Bakmadım,” dedikten sonra eğilip çantamı aldım. Eğilirken kolum acıdığından dişlerimi sıkmıştım.
💬
“İlkay’a bir şekilde ulaşmamız gerek,” dedi göz ucuyla bana bakarken. “Bu arabayla çok fazla ilerleyemeyiz.”
💬
“Sağlam,” dedim telefonun ekranına bakarken. “Çok az şarjım kalmış ve bin tane cevapsız çağrı var.”
💬
Tibet elini uzattığında ona baktım, sonra bir şey söylemeden telefonu eline bıraktım. İlkay’ı arayıp telefonu hoparlöre aldığında gözlerimi ondan ayırdım ve telefonun ekranına baktım. Telefon ilk çalışta direkt açılmış ve İlkay’ın endişeli sesi aracın içine yayılmıştı.
💬
“Niran,” dedi endişeyle. Arkadan birinin bir şeyler söylediğini duydum ama anlamadım. “Niran, ne oluyor?”
💬
Tibet, “Ne olduğunu sen söyleyeceksin,” deyince sesler kesildi. “Bahtiyar buraya mı geliyor?”
💬
“Evet ama bırak şimdi bunu, siz ne durumdasınız?” diye sordu. “Naomi’nin yanındaki adamımız yakalandığınızı söyledi. Neredesiniz?”
💬
“Kafamızı sokacak bir yer arıyoruz,” dedi Tibet sertçe. “Şehirden en hızlı şekilde ayrılmamız gerekiyor.” Bu cümlesi ona bakakalmama neden oldu. Bahtiyar’ı bekleyeceğini söylememiş miydi?
💬
“Tamam tamam, sizden haber gelmeyince ben bir şeyler ayarladım,” dediğinde, “Çabuk söyle, telefonun şarjı yok,” diye araya girdi Tibet.
💬
“En hızlı şekilde otele ulaşın, kaçtıysanız harekete geçmişlerdir,” dedi hızlıca. Turhan arkadan bir şeyler mırıldandığı için sesleri boğuklaştı. “Eşyalarınızı birine aldırttım, o işi hallettik. Otele girmeniz tehlikeli. Otelin arka sokağından biri sizi alacak.” Birkaç saniye sustu, sesli bir nefes verdi. “Tibet, şehir değiştirmeniz değil, geri dönmeniz gerekiyor.”
💬
“Ne saçmalıyorsun?” Tibet kaşlarını çattı. “Yaramız var, onun için de bir şeyler ayarla.”
💬
“Yaralı mısınız?” Durdu. “Tamam, onu da halledeceğim. Vegas’a gitmeniz hiçbir şeyi değiştirmeyecek,” derken onun da sesi sert yükselmişti. “Eşyalarınızı alın, adam sizi bugünlük bir yere götürecek. Gittiğinizde o telefonlarınızı şarj edin ve bana ulaşın. Konuşmamız gerekiyor.”
💬
“Canımı sıkacak,” dedi Tibet ama cümlesine devam edemedi çünkü telefonun ekranı karardı, telefon kapandı. “Sikeceğim böyle işi.” Direksiyonu asılır gibi tutup bana baktı, gözleri koluma kaydı. “Kolun ne durumda?”
💬
“İyi, ilk baştaki kadar acımıyor,” dedim yüz ifademi sabit tutmaya çalışırken. “Senin?”
💬
“İyi,” dedi ve önüne döndü. Dudakları sık sık bir şey söyleyecekmiş gibi aralandı ama ağzından tek kelime çıkmadı.
💬
Tibet aklında kalan kadarıyla yolda ilerledi, sonra bir benzin istasyonunda durduk ve arka koltukta bulduğu ceketi omzundaki yarayı görmesinler diye üzerine geçirip, yol tarifi almak için araçtan indi. Yüzünü de ona verdiğim ıslak mendille temizlemişti. Birkaç dakika sonra elinde iki şişe suyla geri döndü, şişelerden birini bana verip aracı yeniden çalıştırdı. Kaldığımız otele yaklaşana dek ağzını bıçak açmamıştı. Biliyordum, tüm konuşmayı sonraya saklıyordu.
💬
Şafak sökmeye başladığında otele ulaştık. İlkay’ın bahsettiği gibi otelin arkasında kalan o dar sokağa girdik. Araçla giremeyeceğimiz için bir köşede arabayı bırakmak zorunda kalmıştık. Tibet arabada bulup üzerine geçirdiği ceketi omuzlarıma bıraktıktan sonra çantaları alıp yanıma döndü. Bana bakmadan elimi tutup yürümeye başladığında ilk başta tökezler gibi oldum ama buna da diğer elini karnıma bastırarak engel oldu. İlk kısa bakışmamız o sırada oldu.
💬
“Şu herifi bulalım, yarana da bakarız,” dedi elini karnımdan çekip tekrar yürümek için hareketlendiği sırada. Bu kez cevap vermeyen ben oldum.
💬
Sokağa girdiğimizde İlkay’ın bahsettiği adamı bulmamız kolay olmuştu. İnsanların sıcacık yataklarında yattığı bu saatte bomboş sokakta tek bir insan vardı. O da bizi görünce zaten tanımıştı. Muhtemelen Tibet’i tanıyordu ya da İlkay ona kimleri gelip alacağını söylemişti. Tibet ile adam kısaca selamlaştıktan sonra sokaktan yürüyerek çıktık. Onlar ne yapacağımız hakkında konuşurken sessizce yürüyordum. Elimi ilk kez tutmuyordu ama ilk kez el ele olmak böyle hissettiriyordu. Beni dengesizleştirdiğinin farkında değil miydi?
💬
İki sokak aşağıya park ettiğini söylediği arabaya ulaştığımızda arabanın ön koltuğunda bir kadının oturduğunu gördüm. Çatık kaşlarla orta yaşlardaki kadını incelerken bizi alan, adının Robin olduğunu söyleyen adam, “Siz arka koltuğa oturun,” dedi.
💬
Tibet kapıyı açıp elimi bırakarak binmemi bekledi. Ben bindiğimde ise kapımı kapattı ve arka taraftan dolanıp diğer kapıdan binerek yanıma oturdu. Adam eşyalarımızı bagaja koyduğundan bahsetmişti. Yola çıktığımızda önde oturan kadının doktor olduğunu, durumumuz ciddi olmadığından gittiğimiz yerde bize yardım edeceğini öğrenmiştim. Sandığımın aksine yol kısa sürmemişti, bir saatten fazla sürdüğüne emindim, gün de artık ağarmıştı.
💬
Hareketlenen sokakları ve caddeleri başımı cama yaslayarak izlerken ara ara parmaklarımı ceketin altında kalan yarama sürtüyordum, kolum uyuşmuş olsa da yaram sızlayarak kendini hatırlatıyordu. İlk başta anın şoku ve acıyla zihnim bulanmıştı ama şimdi tüm bunları geriye iten bir şeyin pençelerindeydim. Cevabını almak istediğim bir sürü soru vardı. Hem ondan hem de kendimden.
💬
Robin aracı birbirinin aynısı olan evlerin olduğu bir sokağa soktuğu sırada, “Biri sizi takip etmedi değil mi?” diye sordu.
💬
Tibet camdan dışarıyı izlerken, “Görünürde birileri yoktu,” dedi.
💬
Robin başını salladı. “Doktor sizinle ilgilendikten sonra biz döneceğiz, sizin için evin garajına bir araba bıraktık,” dedi dikiz aynasından bize bakıp.
💬
“Tamam, teşekkürler,” dedi Tibet dalgın bir ifadeyle dışarıyı izlemeye devam ederken.
💬
Araba yavaşladığında yaklaştığımızı anladım. Ellerimi birbirine sürttüğüm sırada iki katlı, yan yana dizilmiş aynı tip evlerden birinin bahçesine girdik. Araba durduğunda ilk inen Tibet olmuştu. Ben de onun arkasından sakince inip kapıyı kapattım. Robin bagajdaki eşyalarımızı alırken ben de çantalarla eve doğru ilerleyen Tibet’i takip ettim. Biz kapının önünde beklerken doktorun gözlerinin sık sık bizi kontrol ettiğinin farkındaydım ama ona bakmamaya çalıştım.
💬
Robin yanımıza geldiğinde kapıyı açabilmesi için kenara çekildik. Yaz aylarında olsak da saatlerce yağmura maruz kalmak içimin donmasına neden olmuştu. Eve girdiğimizde biraz olsun ısınmış hissettim. Doktor vakit kaybetmeden ilk önce benim koluma, sonra da Tibet’in omzuna bakmıştı. Bu şekilde muayene etmek, dikiş atmak kadının pek hoşuna gitmemiş olsa da ses çıkarmamış, elinden geleni yapmıştı. Bizimle işi bittiğinde Robin ile birlikte evden ayrılmışlardı.
💬
Boş odalardan birine girip üzerimi değiştirdikten sonra dağılmış ve nemli olan saçlarımı gelişigüzel topladım. Belki bu hastalığa davetiye çıkarmaktı ama şu an içimden fazlasını yapmak gelmiyordu. Telefonumu şarja taktım, ardından odadan çıktım. Alt kata inerken Tibet’in biriyle konuştuğunu duydum. Sesi, doktorun bizimle ilgilendiği salondan geliyordu. Salona girdiğimde telefonda olmadığını, tabletinden İlkay’la görüntülü konuştuğunu gördüm.
💬
“Şimdi nasılsınız?” diye sordu İlkay.
💬
Tibet parmaklarıyla saçlarını geriye yatırırken, “Gördüğün gibi hala gebermedik,” dedi. Altındaki kotu değiştirmişti, üzeri çıplaktı ve omzundan göğsüne uzanan sargı dikkat çekiyordu. “Öt şimdi, neler oluyor?”
💬
“Belli ki Bahtiyar herkesle iletişime geçmiş. Oscar olayından sonra tüm ortaklar bulunduğu ülkeden, şehirden ayrılmış,” dedi İlkay sıkıntılı bir nefes vermeden önce. Omzumu kapıya yasladım. Tibet burada olduğumu fark etse de dikkatle İlkay’a bakmaya devam etti. “Niyeti sizi öldürmek olsa, yani sadece öldürmek olsa bunu uzaktan da halleder, ülkeden ayrılmaz.”
💬
“Sence neden geliyor?” diye sordu Tibet çenesini sıvazlarken.
💬
Omzumu kapıdan ayırıp ona yaklaştım. Sessizce yanına oturduğumda kadraja ben de girmiş oldum. İlkay beni görünce kafasını kısaca saldırıp yine Tibet’e baktı. “İşin tuhaf tarafı,” dedi İlkay, sonra birkaç saniye sustu. “Aldığımız haberlere göre hepsi aynı noktaya doğru yola çıkmış.”
💬
Kaşlarımı çatarak Tibet’e baktığımda onun da çatık kaşlarla arkadaşına baktığını gördüm. “Bir araya toplanıyorlar demek,” dedi düşünceli bir sesle. “Naomi, Bahtiyar’ın benim için geldiğini söyledi. Belli ki sadece benim için gelmiyor.” Çenesini sıvazlayan parmaklarını şakaklarına doğru uzandı. “Nerede toplanacaklar?”
💬
Arkadan bir ses geldiğinde ve İlkay başını yana çevirdiğinde birinin geldiğini anladım. Sonra kadraja Turhan da girdi. Turhan bir süre bize baktı, daha çok kardeşine. Yüzü sertleşince Tibet’in yarasını gördüğünü anlamak zor olmadı. “Ne yaptın lan kendine?”
💬
“Sırası değil, Turhan,” dedi Tibet göz devirip. “Nerede toplanacaklar diye sordum.
💬
“Kasablanka.”
💬
Turhan’ın verdiği cevap sonrası sanki yer sarsıldı, büyük bir deprem içinde olduğumuz evi yerle bir etti ve ben taş yığının altında kaldım. Acıyı hissettim, yaralı olan kolumdan değil, kalbimden yayılmaya başladı.
💬
Kasablanka.
💬
O gün yola çıkan geminin varış noktası.
💬
Dümeninde babamın olduğu gemi eğer patlamamış olsaydı, Kasablanka’ya demir atacaktık.
💬
Tibet’in gözlerinin bende olduğunu hissetsem de gözlerimi saplandığı yerden ayırıp ona çeviremedim. Kucağımda olan ellerimi birbirine bastırıp sıktığımda kaslarım gerildi ve kalbim gibi kolum da yeniden acısını hatırlattı. Neden orada toplanacaklardı? Orada olan şey neydi?
💬
Tibet kafamda oluşabilecek sorulara hakimmiş gibi, “Neden orası?” diye sordu.
💬
İlkay yanaklarının içini şişirdi. “Henüz çözemedim, kendi aralarında konuşup dışarı yansıtmıyorlar,” dedi. “Ama bir şekilde öğreneceğim. Muhtemelen Bahtiyar sizi aldıktan sonra onların yanına gidecek. Bir planı olmalı.”
💬
“Bizim de Kasablanka’ya gitmemiz gerekiyor.”
💬
Turhan, kardeşinin cümlesiyle gözlerini devirip, “Aynen, hatta sen zahmet etme, bekle Bahtiyar gelip seni alsın. Sonra birlikte gidersiniz,” dediğinde gözlerimi yavaşça yumup geri açarak konuşmalara odaklanmaya çalıştım.
💬
“Plan yapmamız gerekiyor,” dedi Tibet öfkeyle. “Hiçbir şey olmamış gibi elim boş dönmeyeceğim oraya.”
💬
“Ben biraz dinleneceğim,” diye mırıldanıp ayaklanacağım sırada Tibet elimi sıkıca tutup beni durdurdu. Ona baktım ama o dik dik abisine bakıyordu.
💬
“Birkaç saat sonra yine arayacağım. Daha mantıklı şeyler düşünseniz ve işe yarar şeylerle gelseniz iyi olur,” dedi Tibet, ardından elini ekrana uzatıp aramayı sonlandırdı.
💬
“Dinleneceğim,” diye tekrarladığımda başını çevirip gözlerimin içine baktı.
💬
“Oraya gelmek istemiyorsan seni güvenli bir şekilde İstanbul’a gönderirim,” deyince kaşlarımı çattım.
💬
Elimi geri çekip elinden ayırırken, “Her seferinde beni uzaklaştırma çalışıp sonrasında bana güvenmediğinden arkamdan mı geleceksin?” diye sordum sert bir üslupla.
💬
Geri çekilip bedenini bana doğru çevirdi. “Güvenmediğimden mi?”
💬
“Orada yaptığın şey neydi? Bana gitmemi söyledin, seni dinledim. Neden arkamdan olay çıkardın?”
💬
“O an öyle yapmak istedim,” dedi gözlerime bakarken. “Bunun güvenmemekle alakası ne?”
💬
Koltukta yana kayarak ondan uzaklaşırken göz temasımızı kesmedim. “Senin benden istediğin şey ne?”
💬
Aniden, “Asıl sen benden ne istiyorsun?” diye bağırmasını beklemediğim ürperdim. “Anladım, istediğin tek şey intikamını almak, haklısın, yapman gereken de bu. Ama benden ne istiyorsun?” Sonlara doğru alçalan sesi beni duraksattı. “Her yola girdim. Anlayışlı olmam gerekti, oldum. Sana güvenmem gerekti, güvendim. Altından kalkabileceğine, yapabileceğine inanmamı istedin, ister gibi baktın, tehlikeli dahi olsa sana inandım.” Elini koltuğa bastırıp bana yaklaştığında yaralı omzu gerildi. “Benim hislerimi bile yönetmek istedin, buna da izin verdim. Sen beni zorlamaktan ne zaman vazgeçeceksin?”
💬
Söyledikleri sertçe yutkunmama neden oldu. “Senden hiçbir beklentim olmadı.”
💬
Burnundan güler gibi bir nefes verip, “Oldu, Niran,” dedi. “En başında bile benden bir beklentin vardı, beni ilerlemek için kullanmak istedin. Buna izin veren de bendim. Her şey gibi.”
💬
Zihnim bulandı, midem bulanmış gibi bir histi. Gözlerim çenesine düştüğünde bir an ne diyeceğimi bilemedim. O susarken ona sinirlenmek, onunla ilgili düşünmek kolaydı ama o konuşmaya başladığında kafamdaki her şey siliniyor, sanki her konuda yanılmışım, asıl doğrular onun cümleleriymiş gibi, onun düşünceleriymiş gibi hissediyordum. O susarken her şey benim için daha kolaydı. Onu suçlamak, kendimi haklı çıkarmak daha kolaydı.
💬
“Sana neden gitmeme izin vermişken arkamdan geldiğini sordum,” diye mırıldanırken gözlerim çenesinden boynuna kaydı. Sertçe yutkunduğunu âdemelmasının vurgu kazanmasıyla anladım.
💬
“Kaçmanın, uzaklaşmanın bir yolunu bulurdun ama yine de tehlike peşinde olurdu,” demesi üzerine gözlerim hızla gözlerine çevrildi. “Başım beladayken de gelip seni beladan uzak tutamazdım.”
💬
Tırnaklarımı diz kapağıma bastırıp, “Bunları yapan sensin ama yine beni suçluyorsun,” diye fısıldadım. Öfkemi bastıran oydu, onun söyledikleriydi. Uyuşan artık sadece yaralı kolum değil, tüm bedenim, içimdi.
💬
Bir süre sessizce gözlerimin içine baktı, ardından bana yaklaştı, aramızdaki mesafeyi kapatıp kolunu belime sardığında yüz yüzeydik. Geri çekilmedim, içimde böyle bir isteğin oluşmamasını da garipsedim. Şimdi yine o hissi almıştım. Buraya gelirken elimi tuttuğu sıralardaki o belirsizlik yoktu, daha öncesinde olduğu gibi eli belime sıcaklığını yayıyordu.
💬
“Hiçbir şeyi seni suçladığımdan söylemedim,” dediğinde nefesi yüzüme yayıldı. “Sadece artık her şey senin düşüncelerinden ibaretmiş gibi davranmaktan vazgeçmen gerekiyor. Seni korumak istemem seni sinirlendirebilir, senin için hareket etmeme delirebilirsin ama sırf bana olan öfkenden kendini tehlikeye atamazsın. İşte o zaman beni de öfkelendirirsin. Bu da emin ol bizi daha büyük bir çıkmaza sokar.”
💬
Yakınlığını görmezden gelmeye çalışırken kaşlarımı çattım. “Sen de sırf beni korumak için saçma sapan davranamazsın.”
💬
“Her şeye sen karar veriyorsun zaten, bırak da buna da ben karar vereyim,” derken sesinde alaycı bir tını vardı. Dudakları dudaklarıma yakın durduğundan bir an aklım bulandı. İstese o küçücük mesafeyi kapatabilir, beni öpebilirdi. Ona engel olmazdım ama yine de yapmadı.
💬
Belimi daha sıkı kavrayıp geriye doğru devrildi ve beni de ardından yanına çekti. O sağlam omzunun üzerine yatarken yüzüm ona dönük şekilde yanına uzandım, yaralı kolumun üzerine devrilmemem için bu şekilde uzanmamızı sağlamıştı. Bana yaklaşmasına izin vermek, öpmesine engel olmayacağımı hissetmek, yanına uzanmamı istediğinde geri çekilmemek gerçekten garipti. Bana karşı koyamadığı noktalarda o da böyle garip mi hissediyordu?
💬
İzin vermemeliydim.
💬
Özür dilerim.
💬
“Hani uyuyan insanın üzerine kar yağar derler ya,” diye fısıldadığında yüzüme çarpan sıcak nefesi yüzünden gözlerim kısıldı. “Seninle uyurken hiç kış yaşamıyor, yazın ortasında kavruluyorum, Niran.”
💬
Özür dilerim, Tibet.
