22. ÖLÜ ESİR

💬

💬

🎧: Çağan Şengül, Mağlup

💬

🎧: Tedy, Knee Deep

💬

🎧: Jacob Lee, Down On My Luck

💬

Kâbuslar bir perde gibi kenara çekildiğinde, kaçtığım düşünceler güneş gibi yüzüme doğdu. Terleyen boynumun rahatsız edici hissiyle gözlerimi araladığımda ve nerede olduğumu idrak etmeye başladığımda bedenim kasıldı. Koltuktaydım, burada uyuyakalmıştım ve boynumun terlemesine neden olan da onun boynuma çarpan sıcak nefesiydi. İrkilerek başımı geriye çektim ve gözlerimi indirerek Tibet’in boynuma yakın duran yüzüne baktım.

💬

Hava zaten sıcaktı ve koltuğa sığmak için birbirimize bu kadar yakın durmamız, benim gibi onu da terletmişti. Gözlerim alnındaki bir damla terde takılı kaldı. Yüzünde birkaç küçük morluk vardı, omzu da yaralıydı fakat sanki şimdiye kadarki en rahat uykusunu çekiyormuş gibi rahat görünüyordu, yüzüne gevşemiş bir ifade yayılmıştı. Kalkmak için yelteneceğim sırada yaralı olan tarafındaki kolunun belime doğru sarktığını fark ettim. Benim yaralı olan kolum da onun kolunun üzerindeydi. Ani bir hareket ikimizin de canını yakabileceğinden hareketsiz kaldım.

💬

Onun yüzünü izlerken göğsümün yandığını, kalbimin acıyla kavrulacağını sandım.

💬

Dişlerimi sıkıp acıyı göze alarak kolunu kaldırmak için elimi koluna koyduğum sırada çalmaya başlayan telefonla duraksadım. Tibet’in gözleri aniden açılınca ne yapacağımı bilemeyerek öylece durdum. İlk etapta başını hafifçe geri çekti, kaşları çatıldı. Sonra gözlerini kaldırarak bana baktığında göz göze geldik ve bu kez duraksayan o oldu. Telefon çalmaya devam ederken birkaç saniye yüzüme baktı, ardından gözleri kolunda duran elime çevrildi.

💬

Bu anlamsız bakışmaya bir son vermek için, “Telefon çalıyor,” diyerek kolunu yavaşça kaldırdım ve koltuktan kalktım. Ellerimle saçlarımı geriye doğru iterken sehpanın üzerinde çalan telefonu elime aldım. “Abin arıyor.”

💬

Yeni uyandığı için boğuk çıkan sesiyle, “Onun zamanlamasını,” diyerek homurdandı ve boynunu esnetirken yavaşça doğruldu. Ona uzattığım telefonu alırken gözleri yüzüme çevrildi. Telefonu açarken de gözlerini yüzümden ayırmamıştı. “Ne var Turhan sabah sabah?”

💬

O telefonla konuşurken salondan çıkıp banyoya girdim. Banyoya elimi yüzümü yıkamak için girsem de sonrasında fikrimi değiştirip duş aldım. Dün bizimle gelen doktor birkaç gün duş almamamı söylese de onu dinlemedim. Normal şartlarda dikkate alabilirdim fakat dün yeterince hırpalanmış, yağmurda kalmış ve kirlenmiştim. Bu şekilde birkaç gün idare edemezdim. Duş alırken elimden geldiğince kolumdaki sargının ıslanmamasına dikkat etmiştim. Tabii bu çok mümkün olmamıştı ama en azından kötü durumda değildi, sargıyı yenileyebilirdim.

💬

Odada bulduğum havlu ile kurulandıktan sonra dün otelden getirdikleri valizimden temiz iç çamaşırlarımdan alıp üzerime geçirdim. Aslında tam olarak giyememiştim çünkü sütyenin klipslerini takabilmek için kollarımı bükmem gerekiyordu ve bunu yapmaya çalışırken yaramı acıtmış, nemli sargılara kanın yayılmasına neden olmuştum. Sessizce kendime küfrederken sütyenle uğraşmayı bırakıp siyah kot şortumu giydim. Sütyen konusunda Tibet’ten yardım istesem, çok mu aşırıya kaçmış olurdum? Bir şekilde giymem gerekiyordu ve bunu kendi başıma yapamayacağım belliydi.

💬

“Düştüğüm duruma bak,” diye homurdandım siyah tişörtü sütyenin üzerinden göğüslerime bastırırken.

💬

Kapıyı açtığımda Tibet’in hala telefonla konuştuğunu duydum. Yavaş adımlarla salona döndüğümde Tibet’i sırtı kapıya dönük bir şekilde camın önünde telefonla konuşurken buldum. Ona yaklaştığımın farkında olsa da bana doğru dönmedi. Konuşmasının bitmesini mi beklemeliydim? Bekledikçe karnım ağrımaya başlıyordu. Omuzlarımı dikleştirip parmağımla çıplak, sağlam olan omzunu dürttüğümde ilk önce başını bana doğru çevirdi, gözleri yüzümde ne olduğunu anlamaya çalışır gibi gezindikten sonra aşağı indi. Duraksadığını görünce kaşlarım istemsizce çatılmıştı.

💬

O yüzündeki karmaşık ifadeyle bana bakarken aniden arkamı döndüm ve sessizce elimle sırtımı işaret ettim. Şimdi telefonla konuşmuyor, sesi çıkmıyordu. Birkaç saniye boyunca hiçbir hareket olmayınca omzumun üzerinden ona çatık kaşlarla ona baktım ve “Taksana,” dedim sessizce.

💬

Sesimi duyunca irkilip, “Bekle bir Turhan,” dedi, ardından telefonu sağlam olan omzu ve kulağı arasına sıkıştırdı. Ellerinin bana uzandığını görünce başımı önüme çevirdim.

💬

Sırtıma yapışan ıslak saçlarımı avucuna toplayıp kenara çektikten sonra iki yanımdan sarkan sütyenin uçlarını tuttum. Ellerini sırtımda hissedince gözlerim kısıldı, nefesimi tuttuğum için bedenim kaskatı bir şekilde dikiliyordu. Kısa bir an kancaları birbirine geçirmekle uğraştı, bunu yaparken tekrar abisiyle konuşmaya başlamıştı. Sütyen bedenime oturunca işinin bittiğini anlayıp ona doğru döndüm. Gözlerinin kolumda olduğunu görünce benim de gözlerim koluma kaymıştı.

💬

Abisine, “Olmaz, başka bir şey düşünmemiz gerekiyor,” derken gözlerini yüzüme çevirdi, elini hala göğsüme bastırdığım siyah tişörte uzattı. Tişörtü ellerimden aldığında ne yapmaya çalıştığını anlamadığımdan ona öylece baktım ama bu uzun sürmedi, başımı tişörtün yakasından soktuğunda kumaş yüzünden bakışlarımız birbirinden ayrıldı. Tişörtü giymemde yardım edeceğini anlayınca işin uzamaması ve zorluk çıkarmamak için kollarımı hareket ettirerek ona ayak uydurdum.

💬

Ben tişörtü giydiğimde bir adım geri çekildi, gözlerini tişörtümden çekip gözlerime baktı. “Tamam, konuşun ve beni arayın,” dedi. Turhan’ın bir şeyler söylediğini duysam da ne dediğini pek anlayamadım. Tibet de başka bir şey söylemeden telefonu kulağından uzaklaştırdı ve aramayı sonlandırdı. Gözleri şimdi yeniden koluma kaymıştı. “Sargını da değiştirelim.”

💬

“Ben halledebilirim, teşekkür ederim,” dedim geri çekilirken. Sonra durup tekrar ona baktım. “Duş aldıktan sonra sargın ıslanacaktır, seninkini de değiştiririz.”

💬

“Tek elinle yapman zor olur, bekle beni birazdan geleceğim,” dedikten sonra yanımdan geçip salondan çıkarken gözlerim pencereden dışarı kaydı. Bir yerde haklıydı, kendi başıma yapamazdım, ki sütyeni giymeye çalışırken kolumu yeterince zorlamıştım.

💬

Muhtemelen duş almak için gitmişti. O dönene kadar benim de yapmam gereken küçük bir iş vardı. Eşyalarımın olduğu odadan telefonumu aldıktan sonra tekrar salona döndüm. Babaannem kesinlikle deliye dönmüş olmalıydı. Nasıl bir plan yapılacağını, nereye gideceğimizi ve başımıza daha nelerin geleceğini bilmediğimden vaktim varken onunla konuşmalıydım.

💬

Babaannemi arayıp telefonu kulağıma yasladığım esnada pencereye yaklaştım ve perdeyi daha da aralayarak gözlerimi bahçeye diktim. Uzun sürmemiş, ilk çalışta babaannem telefonu, “Niran,” diyerek açmıştı. “Sen beni delirtmek mi istiyorsun? Telefonun neden kapalıydı?”

💬

“Bir süre kapalıydı, sonra açtım,” dememle sesini yükselterek, “Açtığını biliyorum,” dedi. “Neden bana geri dönmedin? Neredesiniz?”

💬

“Müsait değildim babaanne,” dedim tek elimle yüzümü sıvazlarken. “Merak etme, iyiyim ben. Biliyorsun buraya gezmek için gelmedim, haliyle işlerim oluyor.”

💬

Derin bir nefesin ardından, “Başınıza bir şey geldi değil mi?” diye sordu. “İyi misin, bana doğruyu söyle.”

💬

“İyiyim dedim ya,” diye söylenmem homurdanmasına neden oldu. “Sen iyi misin? Ben yokken canını sıkacak bir şey olmadı değil mi?”

💬

“Bana ne olabilir ki? İyiyim ben. Sana da bir şey olmasına izin vermeyeceğim,” demesiyle gözlerimi kıstım.

💬

“O ne demek?”

💬

“Bir şey demek değil.”

💬

“Bak babaanne, karışmayacağına dair konuşmuştuk. Eğer bir şey-”

💬

“Senin karşında babaannen var, küçük hanım,” dediğinde duraksadım. “Benimle bu şekilde çocuk azarlar gibi konuşmasan iyi edersin. Elbette buna bir yere kadar izin verdim ama bu kadarı yeterli. Senin canın bana emanet.”

💬

“Seni azarlamıyorum,” derken sesim kısık çıkmıştı. Böyle düşünmesinden hoşlanmadım. “Sadece benim için kendi başını belaya sokmanı istemiyorum.”

💬

“Senin için başım belaya girmeyecek de kimin için girecek?” Sesindeki öfkenin farkındaydım, telefonu açtığı andan beri sanki o öfkesi telefondan yayılarak bulunduğum salona sızıyordu. “Nerede olduğunuzu sormuştum.”

💬

İçeriden gelen seslerle Tibet’in duştan çıktığını anlayınca göz ucuyla koridora doğru baktım. “Kansas’tayız. Buradaki işimiz bitti, sanırım bugün Las Vegas’a gideriz.”

💬

Verdiği sesli nefes kulağıma pürüzlü bir şekilde yayıldı. “Sen bu yaptığınız planın işe yarayacağını düşünüyor musun?” diye sorunca kaşlarım çatıldı. “Tam olarak ne yapmaya çalıştığınızı çözemedim ama bana doğru adım atıyormuşsunuz gibi gelmiyor.”

💬

Çatık kaşlarla koridora bakmaya devam ederken Tibet görüş alanıma girdi. Onun hareketlerini izlediğim sırada, “Endişelenme, bu olmazsa yenisini buluruz,” dedim, bu ona onu geçiştirmek için verdiğim bir cevaptı. Tibet doktorun bıraktığı poşeti alıp koltuğa otururken gözleri bendeydi. “Ben seni yine müsait olduğumda arayacağım. Beni sürekli arayıp orada kendi kendine kurulmana, canını sıkmana gerek yok.”

💬

“Tatile gitmediğini söyleyen sendin,” diye söylendi. “Yemek yemeyi, dinlenmeyi ihmal etme. Kendine iyi bakmazsan düşüp kalırsın bir yerde, boşuna oralara gitmiş olursun.”

💬

Sona doğru kayan şivesi ve alttan alttan iğnelemesi beni gülümsetti. “Tamam, sen de dikkat et kendine.”

💬

Kapanan telefonu şortumun cebine attıktan sonra bedenimi Tibet’e doğru çevirdim. Altına kot pantolon giymişti fakat üstü çıplaktı ve tahmin ettiğim gibi ıslanan sargısı da göğsüne yapışmıştı. Ona yaklaşırken, “Babaannen miydi?” diye sordu.

💬

“Başka kim olabilir?” Yanına oturduğumda göz ucuyla bana baktı. “Seninki daha kötü görünüyor, ilk önce seninkini yenileyelim.”

💬

“Benimki daha kötü göründüğünden değil, seninkini yenilemişken bir de benimle uğraşıp tekrar kolunu zorlama diye,” diyerek ıslak sargısını çözmeye başladığında yüzüne bakakaldım.

💬

Aniden elimi göğsündeki elinin üzerine koyup onu durdurduğumda kaşları çatıldı, eğik duran başını hareket ettirmeden gözlerini kaldırarak bana baktı. “Yardım edeceğimi söyledim, ben yaparım,” dediğimde bir süre gözlerimin içine baktıktan sonra başını sallayarak parmaklarını sargısından ayırdı.

💬

Dudaklarımı birbirine bastırırken dizlerimi koltuğa bastırarak sargısını çözmeye başladım. Sargı her tur dönüşünde, elim sırtına doğru kaydığında ona yaklaşmak zorunda kalıyordum ve hareket etmeden öylece durarak beni izlediğinden yüz yüze geliyorduk. Nefesimi daha fazla ne kadar tutabileceğimi bilmediğimden hareketlerimi hızlandırıp onu en çabuk şekilde ıslak sargıdan kurtardım. Kurşun ikimizi de sıyırıp geçmişti, sadece nasıl olmuştu bilmiyordum ama kurşunun onda açtığı et kesiği daha uzundu. Sanki son anda yana yatmış, kurşun göğsüne saplanmadan omzuna doğru sıyırıp geçmişti. Doktorun istemeyerek yaptığı dikiş ev ortamında yapılmasına rağmen gayet iyi duruyordu. O kadına ne kadar güvenebilirdik? Bunu bilmiyordum, bu durumu şu anlık birisine anlatmamasını umuyordum. Biz buradan defolup gittikten sonra istediği şekilde konuşabilirdi.

💬

Yarasını temizledikten sonra krem sürdüğüm sırada, “Dikişlerini patlatmaman gerek,” diye mırıldandım. “İstanbul’dan ayrılmadan önce de diğer omzundan yaralanmıştın. Bu gidişle süzgece döneceksin.”

💬

Son söylediğim şeyle güldüğünde nefesi boynuma çarptı, kremleme işi bittiğinden temiz sargı almak için geri çekildim. “Bir şey olmaz, o da kapanmaya başlar birkaç güne.”

💬

Sargının bir ucunu göğsüne sabitlerken gözlerimi devirip, “Aynen, bu birkaç gün sanki yatıp dinleneceksin,” dedikten sonra sargıyı kadının yaptığı şekilde sarmaya çalıştım.

💬

Sargının bollaşmaması için parmaklarını göğsüne bastırırken, “Sen ne düşünüyorsun olanlar hakkında?” diye sordu.

💬

Sırtından geçirdiğim sargıyı omzuna doğru uzatırken kaşlarım çatıldı. “Bir araya toplanmalarıyla ilgili mi?” diye sorduğumda başını yavaşça salladı. Bir süre sessiz kalıp sargı işinin bitmesini bekledim, en son sargının ucunu plasterle sabitledim ve geri çekilip yüzüne baktım. “Bahtiyar’ın buraya bizim için değil, Naomi için geldiğini.”

💬

Tibet kaşlarını çattı. “Peki neden böyle düşünüyorsun?”

💬

Omuz silkip bacaklarımı yere uzattım ve koltuğa oturdum. “Sadece bir his,” diye mırıldandım. “Oscar kafayı Bahtiyar’a takmış durumda, Naomi de Oscar’la yakın. Ne kadar iş ticaret olsa da Bahtiyar’ın da riske atmayacağı şeyler vardır. Bana kalırsa herkes bir araya toplanırken Naomi ile birebir görüşmek istiyor ve durumu o şekilde değerlendirecek.”

💬

“En azından etrafımda mantıklı şeyler düşünen insanlar var,” diye söylendi Tibet sehpadaki tabletine uzanırken. “Saat geçiyor, şunlarla konuşalım. Bir yandan senin sargını da yenilerim.”

💬

İnternete bağlanma işini hallettikten sonra görüntülü aramayı başlattı. Benim gözlerim tabletin ekranındaki küçük görüntümüzdeyken bedenini bana doğru çevirip koluma uzandı. Bir an parmakları koluma dokununca irkildim ama o bunu fark etmemiş gibi tişörtümün kolunu omzuma doğru sıyırdı. Hala nemli olan sargımı çözerken tabletten gelen sesle gözlerimi ekrana çevirdim ve İlkay’ın ekranda beliren yüzüne baktım.

💬

“Gerçekten zavallı bir haldesiniz,” dedi bize dikkatle bakarken.

💬

Tibet ona bakmadan sargımla ilgilendiği sırada, “Yeni bir haber var mı? Turhan bir şeylerden bahsetti,” dediğinde İlkay onun bakmadığını görse de başını salladı.

💬

İlkay, “Adamımız Bahtiyar’ın Naomi’yle konuştuğunu, buluşacaklarını söyledi,” dediğinde Tibet göz ucuyla bana baktı. Sargımı çıkarıp kenara attı ve dikkatle kolumdaki yarayı inceledi. “Muhtemelen Naomi’nin sizi elinden kaçırması ona pahalıya patlayacak.”

💬

“Niran, Bahtiyar’ın özellikle Naomi için geldiğini düşünüyor,” demesi üzerine kaşlarımı çattım. Yaramı temizlediği sırada hissettiğim sızıyla anlık yüzümü buruşturdum. “Sence aralarında bizden bağımsız bir kargaşa çıkar mı?”

💬

İlkay düşünceli bir tavırla, “Olası,” diye mırıldandı. Gözlerimi ekrana çevirip ona baktığımda dikkatle bizi izlediğini gördüm. Daha çok Tibet’i. “Hala şehirde olduğunuzu biliyorlardır. Uçak kullanmanız biraz sıkıntı. Araçla halletmeye çalışacağız.”

💬

Tibet yarama krem sürerken göz ucuyla ona baktı. “Dün yolda da çatışma oldu. Kamera var mıydı o an dikkat edemedim ama araç da şimdilik sıkıntı gibi görünüyor,” dedikten sonra dikkatini yine koluma verdi. Sessizce onları dinliyordum. “İlk önce bir şekilde bunu öğrenmemiz gerek.”

💬

“Öyle bir şey varsa ve aranıyorsak, şehirden kaçmanın tek yolu Bahtiyar’ın ayağına gitmemiz,” dememle Tibet duraksadı, gözlerini kaldırarak bana sorguyla baktı. “Sonuçta onun da amacı bizi buradan götürmek değil mi? Bana kalırsa bizi öldürecek bile olsa bunu burada yapmaz. Her şekilde bizi Kansas’tan çıkarız, polise verecek değil ya?”

💬

İlkay sessiz kaldı ama Tibet, “Ya verirse? Ya kısa yoldan bizden bu şekilde kurtulmak isterse,” diye sorarak ciddi bir ifadeyle gözlerime baktı.

💬

“Sanmam,” diye mırıldanırken gözlerimi yaramın üzerinde duran parmağına indirdim. “Elinde bir şeylerin olduğunu düşünüyorsa bunları öğrenmeden seni içeri tıkmaz, ki Turhan’ın da dışarıda olduğunu biliyordur. Onun açısından bakınca sen içerideyken Turhan neden rahat dursun ki?”

💬

Gözlerimi parmağından ayırıp yüzüne çevirdiğimde dudağının kenarının kıvrıldığını gördüm. “Bahtiyar buraya gelmiş mi?” Soruyu İlkay’a sormuştu. Yaramı kremleme işi bittiğinden eline temiz sargı bezini aldı.

💬

“Evet,” dedi İlkay sonunda konuştuğunda. “Niran’ın söylediği fazla riskli. Varsayımlar üzerine konuşuyoruz, adam sizi gördüğü yerde de indirebilir.”

💬

Tibet sargıyı yavaşça kolumun etrafına doladığı esnada, “Naomi’yle nerede buluşacaklarını öğrenebilir miyiz?” diye sorarak diğer söylediklerini göz ardı etti.

💬

İlkay’ın kaşlarının çatıldığını gördüm. Sonra bir kapı sesi geldi ve birkaç saniye içinde Turhan’ın yüzü kadraja girdi. Kafasını uzatıp bize dikkatle baktı, şaşkınlığın yüzüne yavaşça yayılışını izledim. Anlık kadrajdan çıkıp ardından bir sandalyeyi İlkay’ın yanına çekti ve “Birbirinizin yaralarını mı sarıyorsunuz yoksa?” diye sordu alaycı bir tavırla.

💬

“Sevimsiz,” diye mırıldansam da bunu duymuş olmalı ki kaşlarını çattı, Tibet de burnundan sert bir nefes vererek gülmüştü.

💬

Turhan işaret parmağını ekrana doğru sallayıp, “Sen kime,” dedi ama cümlesine devam edemedi.

💬

Tibet, “Öğrenebilir miyiz, İlkay,” diye tekrar sorarak onun cümlesini bölmüştü.

💬

“Kardeşim ben bunu hallederim de siz kurşun yedikçe delirmeye başladınız,” diyerek homurdandı İlkay.

💬

“Neyi öğrenmek istiyor bu?”

💬

İlkay, Turhan’ın sorusuyla yan yan ona baktı. “Naomi ve Bahtiyar’ın nerede bulaşacağını. Kendilerini Bahtiyar’ın önüne atmayı düşünüyorlar.”

💬

Turhan anlık duraksadı, sonra kahkaha attı. Onun ani kahkahası İlkay gibi beni de irkiltmişti ama Tibet hiçbir tepki vermedin sargı bezinin ucunu plaster ile sabitledi. Turhan’ın ani gülüşü yine ani bir şekilde kesildi. “Tibet senin kafanı duvara vura vura parçalarım.”

💬

Tibet omzuma kadar sıyırdığı tişörtümün kolunu indirdikten sonra bedenini çevirerek yüzünü onlara doğru döndü. “Bana mantıklı bir fikirle ya da planla geldiniz de hayır mı dedim?” diye sorarken sesi öfkeli çıkmıştı. “Adam bizi buradan bir çıkarsın da biz elinden kurtuluruz.”

💬

“Yok ben bunun yanına gidip ağzını burnunu dağıtmadan rahatlayamayacağım,” dedi Turhan sinirle. “Bak sen âşık olduktan sonra iyice aptallaştın, seni silkeleyerek kendine getiririm, beni delirtme.”

💬

Söylediği şeyle gözlerim istem dışı büyürken İlkay da başını hızla Turhan’a doğru çevirmişti. Tibet ise yine bomboş bir ifadeyle abisine bakıyordu. Kaşlarımı çatıp, “Ne imalı imalı konuşuyorsun sen?” diye yükseldim bir anda.

💬

Turhan sevimsiz bir sırıtmayla, “Neden üzerine alındın şimdi? Seninle ilgili bir şey mi söyledim?” diye sorunca dişlerimi sıktım. Ekrandaki yüzüne yumruk atmamak için kendimi zor tutuyordum. Yüzündeki sırıtma kayboldu ve yine ciddi bir ifade takındı. “Binin gece arabaya şehir değiştirin. Sonra da ilk bulduğunuz uçakla İstanbul’a dönün.”

💬

Tibet gözlerini abisinden ayırıp İlkay’a baktığında, İlkay derin bir nefes alıp geriye yaslandı. “Tamam, öğrenince sana mesaj atacağım,” dediğinde Tibet bir şey söylemeden başını salladı.

💬

Turhan hışımla ayağa kalktığında oturduğu sandalye arkaya devrildi. “Ne haliniz varsa görün.”

💬

O kadrajdan çıktığında İlkay bir süre Turhan’ın arkasından baktı. Bir kapı çarpma sesi geldiğinde elleriyle yüzünü sıvazladı ve gözlerini bize çevirdi. “İki Suavi’yle uğraşmak gerçekten yorucu. Bıktım sizden.”

💬

Tibet parmağını tabletin ekranına uzatırken, “Haber bekliyorum, geciktirme,” dedi ve İlkay’ın bir cevap vermesini beklemeden aramayı sonlandırdı.

💬

“Emin misin?” diye sordum Tibet geriye doğru yaslanırken. Bir elini çıplak karnının üzerine koyup başını bana doğru çevirdi. “Ben öylesine düşüncelerimi söyledim. Fevri davranmamalıyız.”

💬

“Evet ama kaçak dövüşme kısmını da geçtik,” dedi gözlerini yüzümde gezdirerek. “Onlar bir araya toplandığında İstanbul’da oturarak ne yaptıklarını öğrenemeyiz.”

💬

“Senin de içinden bir ses büyük bir şey olduğunu söylüyor değil mi?”

💬

Başını yavaşça sallarken gözleri koluma kaydı. “Normalde de bir araya toplandığı zamanlar nadir de olsa oluyordu ama şimdi ortamdaki durumu düşününce bunun öylesine bir toplantı olmadığı belli oluyor.”

💬

Kollarımı göğsümde bağladım. “Dua edelim de ava giderken avlanmayalım.”

💬

Tibet ellerini koltuğa bastırıp aniden ayaklandığında gözlerim onun hareketlerini takip etti. “Haber gelene kadar bir şeyler yiyelim,” dediğinde gözlerim kısıldı. “Sipariş vereceğim, yemek istediğin bir şey var mı?”

💬

Başımı iki yana sallayıp, “Takıl kafana göre,” dediğimde telefonu eline aldı ve pencereye doğru yürüdü. O yemek siparişiyle ilgilenirken ben de kirli sargı bezlerini bir poşete toplayıp mutfak kısmındaki çöp kovasına attım. Sonra temiz malzemelerin olduğu poşeti sehpaya bıraktım ve koltuğa uzandım.

💬

Her zaman dediğim gibi, beni korkutan ölüm değildi, işi bitirmeden ölmekti. Şimdi önümüzde birçok ihtimal varken bu denli riskli bir şeye kalkışıyor olmak tereddütlerimi arttırıyordu. Fikir benden çıkmıştı ve başarısızlıkla sonuçlanırsa ekstra bir öfke duyardım. Bir şekilde başarılı olmalı, buradan bir şekilde uzaklaşmalıydık. Tibet, Bahtiyar’ın elinden kurtulabileceğimizi söylemişti ama Naomi’den bile kaçarken yara almıştık, Bahtiyar’dan kurtulmak eminim ki daha zor olurdu. Evet, ölmememiz iyiydi ama bu şekilde yara ala ala ilerlemek de bizi bir yere kadar götürürdü.

💬

Tibet telefonuyla ilgilenirken ayak ucuma oturmak için hareketlendiğinde bacaklarımı kendime doğru çektim. Oturduktan sonra gözlerini telefondan ayırmadan elini ayak bileklerime koydu ve ben daha ne olduğunu anlamadan bacaklarımı kendine çekerek bacaklarının üzerine koydu. Afallamış bir şekilde ona baktım ama o bana bakmadan telefonuyla ilgilenmeye devam etti. Onun yüzünü izlerken aklıma Turhan’ın söylediği şey gelince kaşlarım çatıldı. Turhan bile öyle düşünüyorken bu durumun işimizi engellemeyeceğini nasıl söyleyebiliyordu ki?

💬

Davranışlarımın dengesiz olduğunun farkındaydım. Terazinin kefelerine hangi iki duygumu koysam dengeyi bulabilirdim? Ya da duyguları koymak dengelemeye yeter miydi?

💬

Eli hala bileklerimin üzerinde duruyordu ve telefonuyla ilgilenirken başparmağını ritmik hareketlerle bileğime sürtüyordu. Ürperdiğimi hissettim. Bir hataya sürükleniyordum. İlk hatam, ortadaki bu durumu onunla açıkça konuşmaktı. İkincisi ise onu öpmek. Onu öpmek hata mıydı? Ona çektiğim restlerden sonra elbette ki dışarıdan öyle görünüyordu ama bir yanım öyle olmadığı konusunda diretiyordu. Bu kafa karışıklığı başıma yeni dertler açacaktı.

💬

Kapının çalmasıyla irkilerek aniden bacaklarımı geri çektiğimde bakışları ilk önce bana, sonra da koridora doğru çevrildi. “Siparişi getirmişlerdir,” dedi yeniden bana bakarken.

💬

O koltuktan kalkarken, “Yine de tedbirli ol,” diye mırıldandığımda başını salladı. Tibet salondan çıkarken oturur pozisyona geçtim, dikkatli bakışlarım koridordaydı.

💬

Kapının açılma sesini duydum, sonra Tibet’in birine teşekkür ettiğini de duyunca rahatlamış hissettim. Kapının kapanmasından birkaç saniye sonra ellerindeki karton poşetlerle salonun kapısında belirdi. Üzerinde sanki peşimizde birileri yokmuş gibi bir rahatlık vardı. Onunla zaman geçirdikçe düşüncelerini tahmin etmenin çok da kolay olmadığını anlamaya başlamıştım. Mesela bazen bir fikrimi söylerken bunu onun da düşünmüş olabileceğini düşünüyordum ama dile getirdiğimde ve yüz ifadelerini gördüğümde tam tersi olduğunu anlıyordum. Neyi ne şekilde düşüneceği ya da yapacağı bazen gerçekten belli olmuyordu.

💬

“Sandığımdan erken geldi,” dedi poşetleri masaya taşıdığı esnada. “Umarım seçimi bana bıraktığın için pişman olup aç kalmazsın.”

💬

“Yemek seçecek kafada değilim,” deyip ayaklandım. “Midemi tutsun yeter.”

💬

“Hiçbir şey yapmıyorsun, en azından yemeği keyifle ye,” derken yan yan bana baktı.

💬

Sandalyeyi çekip oturdum ve “Evet, keyif çıkaracak bir zamandayız,” diye söyledim. “Ne aldın bakayım?”

💬

Tibet gözlerini devirip karşımdaki sandalyeye oturdu. O poşetin içindeki kutuları çıkarıp masaya yerleştirirken onu izledim. Muhtemelen bir kara bulut gibi üzerine çöktüğümü, enerjisini emdiğimi falan düşünüyordu. Düşünüyor muydu? Kaşlarım istemsizce çatıldı. Düşünmesine neden olacak davranışlar sergiliyordum, bunun farkındaydım ama nedense benimle ilgili hiç öyle düşünmezmiş gibi geliyordu.

💬

Biz yemeğimizi yerken İlkay aramış, gideceğimiz yerin adresini vermişti. Tibet onunla telefonda konuşurken düşündüm, gerçekten istediğim neydi? O adamla yüz yüze gelmek, gözlerine bakmak istiyordum. Evet, tam olarak istediğim buydu. Peki sırf bunun için Tibet’i de ardımdan sürüklemek ne kadar doğruydu? Belki oturup biraz daha düşünsek farklı bir çıkış yolu bulabilirdik ama bu yolun işime geldiğini inkâr edemezdim. Risklere rağmen bir kez de olsa Bahtiyar’la karşı karşıya gelmek istiyordum.

💬

Belki bir fırsatını bulurdum ve ondan hemen kurtulurdum, ülke ülke, şehir şehir gezmemize gerek kalmazdı. Belki sonucu beni de ölüme götürürdü ama ondan da kurtulurdum. Kafamda bu tür planlar tasarlamak Tibet’e haksızlık mıydı? Bana güveniyordu.

💬

Yemekten sonra çöpleri topladık, ardından da eşyalarımızı bizim için bahçeye bırakılmış araca yükledik. Bu kadar erken harekete geçmek beklemediğim bir durumdu ama İlkay’ın söylediğine göre iki saat sonra iki ortak buluşacaklardı. Şehir merkezinden oldukça uzaktaydık ve buluşma noktasına varmamız bir saatten de uzun sürerdi. Acaba aracı kullanmayı teklif etsem, sonra da uygun bir fırsatta onu araca kilitleyip onların karşısına tek başıma mı dikilsem? Gözlerim kısılırken bilgisayar çantasını arka koltuğa bırakan Tibet’i izledim. Bunu yaparsam kesinlikle beni affetmez, başıma buyruk davrandığım için de ilk fırsatta beni İstanbul’a yollamaya çalışırdı.

💬

Kişisel eşyalarımın olduğu kol çantamı alıp evin kapısını kapattığım sırada, “Bir şey unutmadın değil mi?” diye sordu. Sürücü koltuğunun kapısı açıktı, elini kapıya koymuş bana bakıyordu.

💬

Düşündüğüm şeyi yapsam gerçekten nasıl bir tepki verirdi?

💬

Tam dudaklarımı aralamışken ve ona aracı kullanmak istediğimi söyleyecekken beyaz bir cip toprağı aşındıracak bir hızda bahçeye girdi. Tibet omzunun üzerinden araca doğru bakarken kaşlarımı çattım ve ben de gelen araca baktım. Birilerinin bizim için gelmiş olma ihtimali beni harekete geçirdi, hızlı adımlarla Tibet’in yanına gittim. Aracın camları filmli olduğundan içinde kimin ya da kimlerin olduğunu görememiştim.

💬

Araba bizim bineceğimiz arabanın hemen arkasında durduğunda kapıları hızla açıldı ve “Sizi ahmaklar!” diye bağıran kadının sesi kulaklarıma dolunca irkildim. Donup kalmama sebep olan Cansel’i görmüş olmam değildi. Gözlerim sürücü koltuğundan inen Erkan’a çevrildiğinde gerçekten dönüp kalmıştım. Hayatta mıydı?

💬

Başım hızla Tibet’e doğru çevrildiğinde onun çatık kaşlarla arkadaşlarına baktığını gördüm. “Ne işiniz var burada?” diye sordu sert bir sesle.

💬

“O ölmemiş miydi?” diye sorarken sesim kısık çıkmıştı ama Tibet kulağının dibinde bağırmışım gibi ürpermişti.

💬

O gözlerini bana çevirirken Cansel hızlı adımlarla bize doğru geliyor, Erkan ise ona göre daha yavaş hareket ediyordu. Tibet, “Anlatırım sonra,” deyince yüzümdeki şaşkınlık silindi, kaşlarımı çattım. Yeniden arkadaşlarına baktı. “Siz dönmemiş miydiniz? İlkay mı söyledi burada olduğumuzu?”

💬

Cansel elini sertçe Tibet’in omzuna vurup, “Tabii ki o söyledi,” dediğinde Tibet inleyerek omzunu geri çekti. Onun inlemesi Cansel’in duraksamasına ve paniklemesine neden olmuştu. “Yaralı mısın? Ne oldu?”

💬

Elimi omzuna doğru uzatıp, “İyi misin?” diye sordum.

💬

Omzuna dokunmadan önce elimi tutup durdurdu ve “Sorun yok,” diye mırıldandı. Cansel’in gözlerinin ellerimize kaydığını görünce hızla başımı sallayıp elimi geri çektim.

💬

Erkan önümüzde dikilince tekrar ürpermiştim. Gergin bir yüzle arkadaşına bakarken, “Bu halde nereye gidiyorsunuz siz?” diye sorunca dikkatimi ona verdim. Onun Cansel’le birlikte burada olması ve Tibet’le normal diyalog kurması kafamı fazlasıyla karıştırmıştı.

💬

Tibet’in Erkan’a ne cevap verdiğini duyamamıştım çünkü Cansel dibimde bitmiş, elini bileğime koyarak, “Sen de yaralı mısın?” diye sormuştu.

💬

Gözlerimi onun yüzüne çevirdiğimde endişeyle bana baktığını gördüm. Yalanlama ihtiyacı duymadan, “Küçük bir sıyrık,” dedim. Cevabım Cansel’in yüzündeki endişeli ifadeyi büyütmüştü.

💬

“İşime karışılmasından hoşlanmadığımı biliyorsunuz,” diye sesini yükselten Tibet’le bakışlarım tekrar ona döndü. “Yardım edeyim derken daha da boka batıracaksınız.”

💬

Erkan alaycı bir tavırla, “Zaten burnunuz boktan çıkmıyor,” dediğinde Tibet burnundan sert bir nefes verdi.

💬

Cansel gergin olsa da ikili arasındaki gerginliğin artmaması için, “Gitmenize gerek yok, sizi buradan uzaklaştırabiliriz,” diyerek araya girdi. “İlkay sizinle ilgili bir haber çıkmadığını söyledi. Bu işimizi kolaylaştırır.”

💬

Tibet onun söylediklerini duymazdan gelip, “Enes nerede?” diye sordu. Bu sorusu ikilinin yüz ifadelerini sertleştirirken benim gözlerim sorguyla kısılmıştı. Ortada dönen şey tam olarak neydi?

💬

“Buraya geldiğimizden haber yok, merak etme. Zaten beni nalları dikmiş sanıyor hala,” dedi Erkan donuk bir ifadeyle. “Dalya onu oyalar. Cansel’i dönüş yolunda sanıyor.”

💬

“Saçma sapan hareketler yapıyorsunuz,” dedi Tibet öfkeyle aracın hala açık duran kapısını çarparak kapatmadan önce.

💬

Parmağımı Erkan’a doğru doğrultup, “Köpek gibi birbirinize hırlamayı kesin de bu adamın nasıl hala hayatta olduğunu söyleyin?” diye yüksek sesle sorduğumda üçünün de bakışları bana döndü. “Üstelik az bir zamanımız kaldı, kavga etmenin sırası değil.”

💬

Cansel dudaklarını bükerek, “Onlar neyse de keşke bana köpek benzetmesi yapmasaydın,” dediğinde gözlerimi devirip ona baktım.

💬

Tibet bize arkasını dönüp eve doğru ilerlerken, “Dışarıda durmayalım,” dediğinde, “Ama zaman,” diye cümleye başlamıştım fakat bana bakmadan, “Halledeceğiz,” diyerek sözümü kesti.

💬

O kapıyı açıp eve girdiğinde biz de onu takip ettik. İşte şimdi gerilen bendim ve salona geçtiğimizde gergin bir ifadeyle koltuğa oturup onlara bakmaya başlamıştım. Cansel yanıma otururken Erkan sandalyelerden birine yerleşmişti, Tibet ise pencerenin kenarında ayakta dikiliyordu. Gergin olmamın sebebi Bahtiyar’ı elimizden kaçırma ihtimalimiz miydi? Dışarıdan bakıldığında biz onun avuçlarındaymışız gibi görünüyor olmalıydı.

💬

Tibet söze, “O gün Enes ondan şüphelendiğimizi anlamasın diye Erkan’la küçük bir oyun çevirdik,” diye girdiğinde gözlerimi kıstım. Bu nasıl oyundu?

💬

Gözlerimin ona çevrildiğini fark eden Cansel, “Bakma bana öyle! Ben de bilmiyordum,” dediğinde bu kez şaşırmıştım. Sevgilisine de mi söylememişti?

💬

“Fena harcadı beni o gün yalnız,” dedi Erkan yan yan sevgilisine bakarken.

💬

Cansel omuz silktiğinde, “Enes bunu anlamayacak mı sanıyorsunuz yani?” diye bir soru daha sordum.

💬

“Şu saatten sonra anlasa ne olacak?” Tibet parmaklarını şakağına bastırırken gözlerini bana çevirdi. “Şu an onunla uğraşmaktan daha büyük dertlerim var. Sesi çıkarsa atarım onu kurtların önüne olur biter.”

💬

Nedense Enes’in hain olmasına şaşırmamıştım. İçten içe ondan hep kötü bir enerji alıyordum. Süha’yla yaşananları hatırlayınca yüzümü buruşturmadan edemedim. Enes bir şekilde kendini aradan sıyırmayı başarmıştı. Asıl amaçlarının ne olduğunu da anlamış değildim. Onlarınki karmaşık bir durumdu ve açıkçası umurumda değildi, bu yüzden bu konulara kafa yormuyordum.

💬

Erkan cebinden sigara paketi çıkarınca Tibet uzanıp paketi elinden aldı ve içinden çıkardığı bir dal sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi. Paketi geri uzatırken Erkan da ona çakmak vermişti. Tibet sigarasını yaktıktan sonra, “Şerefsiz İlkay hem bana adresi verip hem de arkadan sizi mi yolluyor?” diye sordu. Dudaklarının arasından sızan duman anlık yüzünü arkasına aldı.

💬

Erkan sigarasını dudaklarından uzaklaştırıp, “Sizi Vegas’a götürmemizi istedi,” dediğinde kaşlarım çatıldı.

💬

Tibet aklımdaki soruyu, “Adamlar bir araya toplanıyorken bizim Vegas’ta ne işimiz var?” diye sorarak dile getirdiğinde istemsizce başımı salladım.

💬

“Kansas’tan onların haberi olmadan çıksak bile Vegas’a gittiğimizde muhtemelen haberleri olacaktır. Olması bizim açımızdan iyi çünkü toplanma planlarını bildiğimizi fark etmeyecekler,” dedi ve gözleri arkadaşındayken sigarayı yeniden dudaklarının arasına sıkıştırdı.

💬

Tibet pencereyi açarken bir süre sessiz kaldı, ardından, “Gidersek buraya neden geldiğini öğrenme şansımız da azalır,” dedi. “Şimdi gidip bizzat öğrenme şansımız var.”

💬

Cansel, “Öğrenip ne yapacaksın?” diye sorarak araya girdiğinde Tibet ona baktı. “Sonuçta o da işi bitince diğerlerinin yanına gidecek.”

💬

“O iş sandığın kadar basit değil,” derken Tibet’in sesi sert çıkmıştı. Bana baktığında göz göze geldik. Sanki ne düşündüğümü anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyordu.

💬

Cansel elini dizime koyunca irkildim, Tibet’le bakışlarımız birbirinden ayrıldı. “Bakın,” dedi Cansel ciddi bir ifadeyle. “O herifin yanına gitmeniz çok riskli ve siz risk alabilecek bir konumda değilsiniz. Her ihtimale karşı bu evden ayrılalım, şehre daha yakın bir yer ayarlamışlar, oraya gidelim. Sonra da sabaha karşı Kansas’tan ayrılır.” İkna etmek ister gibi ikimize baktı. “Las Vegas’a gitmek size zaman kazandırır. Daha mantıklı bir plan oluşturabilirsiniz. İsterseniz oradan direkt ayrılır, toplanacakları yere gidersiniz.”

💬

Erkan sigarasının külü peçeteye silkerken, “Cansel’in haklı olduğunu biliyorsun,” dedi Tibet’e ithafen. “Senelerdir uğraşıyorsun, bu kadar kolay bir şekilde her şeyi çöp edemezsin. O sırada İlkay da yeni bilgiler edinir.”

💬

Tibet tekrar bana bakınca bu kez gözlerimi kaçırdım. Arkadaşları onun iyiliğini düşünüyorsa, bense bir an önce ortaya çıkmak, ortalığı karıştırmak ve bu işi bitirmek istiyordum. İçten içe öfkelenmemin sebebi gelip planımızı bozmaları mıydı? Şu an çoktan yolu yarılamış olabilirdik. Kaşlarım çatılırken gözlerimi yerdeki halıya diktim. En başında yaptığımız planın bozulduğunun farkındaydım ve şu saatten sonra zaman kaybetmek bizim açımızdan iyi olmazdı. Bunu Tibet’e nasıl anlatabilirdim?

💬

“Tamam,” diyen Tibet’le başımı hızla kaldırıp ona baktım ve göz göze geldik. Birkaç saniye gözlerime baktı, öfkeden yüzüm gerildi. “Tamam,” dedi yeniden, bu kez gözlerime bakarken.

💬

Aniden, “Onu elimizden kaçırıyoruz!” diye yükselmemle yanımda oturan Cansel irkildi. “Bir daha onu tek yakalama şansımız olmayabilir.”

💬

“Şu anda da tek deği-”

💬

Elimi kaldırarak Erkan’ı susturdum, gözlerim Tibet’in yüzündeydi. “Oradan oraya savrulmak artık can sıkıcı olmaya başladı. Madem oyun dışı edebileceğimiz ortaklar kalmadı, madem hepsi bir araya toplanıyor, biz neden başka bir eyalete gidiyoruz?”

💬

Tibet, “Daha sağlam adım atabilmek için,” dedi sadece.

💬

Bir an kendimi tutamayıp güldüm. “Bir saat öncesine kadar sağlam adım atma gibi bir düşüncen yoktu, tüm riskleri almıştık ve yola çıkacaktık. Şimdi değişen şey ne?”

💬

“Yüzünün şu halini görmek.”

💬

Söylediği şeyle afalladım. “Ne?”

💬

“İşin içinde bir risk olmasa bile sen şu halinle kesinlikle riskte olurdun,” demesi üzerine aralık duran dudaklarım kapandı. “Tahminlerim elbette vardı ama şu anki tepkilerinde emin olmuş oldum. Senin niyetin Bahtiyar’ı kullanarak buradan sıyrılmak değil, onunla karşı karşıya gelmek.”

💬

Dişlerimi gıcırdatarak birkaç saniye öylece yüzüne baktım. “Bunda yanlış olan ne?”

💬

“Benim amacım Bahtiyar’la yüz yüze gelmek olsaydı bunu İstanbul’dayken de yapabilirdim, Niran.” Sönmüş sigarasını pencereden dışarı atarken gözlerini yüzümden ayırmadı. “Oraya gittiğinde Bahtiyar’ı yok edecek bir şansın olduğunu düşündüysen biz seninle hiç ilerleyememişiz demektir. Ne sanıyorsun, her seferinde küçük bir sıyrıkla kurtulabileceğini mi?”

💬

Cansel’in gözleri ikimiz arasında mekik okurken, “Bence tartışmanın da sırası değil,” diye mırıldandı.

💬

Onu duymazdan gelip, “İlerledik de ben mi göremiyorum?” diye sorarken koltuktan kalktım. “Bir plan kurdunuz, elimizde patladı. Yeni bir plan için senin zamanın varsa da benim yok. Ne alacağım sıyrıklar ne de yaralar umurumda değil. Geberip gideceksem de giderim.”

💬

Yüzünün aldığı şekli gördüm ama bir şey söylemesini beklemeden arkamı dönüp salondan çıktım. İlk başta evden çıkmayı düşünsem de sonrasında vazgeçip kaldığım odaya girdim. Eşyalarım arabada olduğundan oda daha boş görünüyordu. Öfkeyle yüzümü sıvazlarken yatağın kenarına yığılır gibi oturdum. Gerçekten sabrımın son demlerindeymiş gibi hissediyordum, bu his arada beni yokluyordu. Keşke adresi görmüş olsaydım, o gelmeyecekse bile ben giderdim. Ama şimdi ne ondan ne de İlkay’dan öğrenme ihtimalim yoktu.

💬

İçeriden bir şeylerin kırıldığını belirten sesler duyduğumda gözlerim kapıya kaydı. Kendi sesleri odama mırıltı gibi geldiğinden ne konuşulduğunu anlamıyordum ama Tibet’in öfkesini onu görmesem de hissedebiliyordum. Bana öfkeli olduğunu biliyordum, bu öfkenin sebebi de hisleriydi. Eğer bana karşı hisleri olmasaydı, yine de sözlerim onu sinirlendirir miydi? Hiç sanmıyordum. Hatta hisleri olmasaydı muhtemelen beni ilk sorunda postalar, benimle uğraşmazdı. Nedense bu durum beni daha çok öfkelendirdi.

💬

Parmaklarımı sinirle saçlarımın arasından geçirerek saçlarımı arkaya doğru attığım esnada odanın kapısı önce tıklatıldı, ardından açıldı. Yüzüm kapıya dönük olduğundan gelenin kim olduğunu görebilmiştim. Beklediğimin aksine gelen Tibet değil, Erkan’dı. Cansel’in bile gelmesini beklerdim ama o beklemediğim biriydi. Onu buraya getiren neydi?

💬

O konuşmaya başlamadan önce, “Kendi gelmeye cesaret edemedi mi?” diye sorduğumda Erkan bir süre yüzümü inceledi, sonra kapıyı kapatıp odanın içinde adımladı.

💬

“Ortada cesaret gerektiren bir durum yok,” derken sesi düz bir tondaydı. “Elbette onun da senin üzerine geldiği noktalar oluyordur ama sen ne zaman onun üzerine çok fazla gittiğini fark edeceksin?”

💬

Kaşlarımı çatıp, “İnan bana şu an arkadaşın için yapacağın savunmayı kaldırabilecek kafada değilim,” diye söylendim.

💬

“O halde evine dön,” demesi duraksamama neden oldu. “Neden burada olduğunu da ne istediğini de biliyorum, istemekte haklı olduğunun da farkındayım ama Tibet bu iş için çok uğraştı, Niran. Onun aklını karıştırabilecek konuma gelmişsin belli ki, bu şekilde davranarak sadece ona değil, senelerdir verdiği emeğe de yazık edeceksin.”

💬

Gözlerinin içine bakarken, “Benim ona yaptığım bir şey yok,” dedim sertçe. “Onu bırakıp tek başıma bir şey yapmama izin vermeyen o.”

💬

Erkan kollarını göğsünde bağlayıp omzunu duvara yasladı. “Sen farkındasın,” dediğinde kaşlarım daha sert çatıldı. “Sen onun sana neden izin vermediğinin de sana olan ilgisinin de farkındasın. Tibet her konuda nettir, sana baktığımda ise net bir kadın göremiyorum. Duygu açısından. Duyguları üzerinden onu kullandığını düşünür diye korkmuyor musun?”

💬

Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Ne?” Yüzümü buruşturdum. “Saçmalama. Neden böyle bir şey yapayım?”

💬

Omuz silkip, “Yapıyorsun demedim, yaptığını düşünürse dedim,” dediğinde gözlerimi kıstım. “İçimden bir ses her söylediğini yapacağına inandığın için isteklerin doğrultusunda onun üzerine gittiğini söylese de sana bakınca en azından o kadar ileri gitmeyeceğini görebiliyorum.”

💬

Bıkkınlıkla yanaklarımın şişirdim, sonra da nefesimi sesli bir şekilde dışarı bıraktım. “Bak gerçekten ne düşündüğün umurumda değil,” dedim dik dik ona bakarak. “Şu an söylediklerinin de konuyla hiçbir ilgisi yok. Bunları söylemek için mi geldin?”

💬

“Tibet arabada seni bekliyor, Bahtiyar’ın yanına gideceksiniz,” demesi üzerine yüz ifadelerimi kontrol edemedim, yüzüne bakakaldım. “Şimdi git ve kendinle birlikte arkadaşımın da başını yak. O zaten buna dünden hazır.”

💬

Omzunu duvardan ayırıp başka bir şey söylemeden ve benim de söylememi beklemeden odadan çıktı. Kapanan kapıya bakarken istemsizce sertçe yutkundum. Fikrinin değişmesine sebep olanın ben olduğumu anlamamak aptallık olurdu. Peki gerçekten onu duyguları üzerinden kandırdığımı düşünür müydü? Bir anda tüm o kararlı halim yok olmuştu, tereddütlerle kuşatılmıştım. Niyetim ona zorla bir şeyleri kabul ettirmek değildi. Tamam, en başından beri onu hedefe ulaşmak için kullanacağımı söylemiştim, hatta bunu onun da yüzüne söylemiştim ama bahsettiğim böyle bir şey değildi.

💬

Ensemi sert hareketlerle ovarken sakin olmaya çalışarak odadan çıktım. Salondan çıkan Cansel’in yüzüne bakmadan salona girdim ve koltuğun üzerinde duran çantamı aldım. Bu sırada Cansel evden çıkmamış, koridorda beni beklemişti. Çantamı omzuma astığım sırada onun yanından geçerken, “Sen Tibet’in aracına bin, gideceğimiz diğer ev mi otel mi her neyse oraya birlikte gelirsin,” dedim ve ondan bir cevap beklemeden evden çıktım.

💬

Dışarı çıktığımda Tibet’in araçta olduğunu, Erkan’ın da onun tarafındaki cama elini koymuş Tibet’e bir şeyler söylediğini gördüm. Tibet’in yüzüne gözlerimi bir kez dokundurmuştum ve o anda da gözleri bende değildi, sonrasında bana bakmış mıydı bilmiyordum çünkü onun içinde olduğu aracın yanından geçip arkadaşı beyaz cipe doğru ilerlemiştim. Cipin kapısını açıp binerken Cansel’in diğer aracın kapısını açtığını, Erkan’ın gözlerinin de bana çevrildiğini gördüm. Daha fazla onlara bakmadan camları filmli beyaz cipe bindim.

💬

Kemerimi takarken onları izliyordum, içinde olduğum araca gözleri değip duruyordu ama camlardaki filmler yüzümü görmelerini engelliyordu. Tibet ne söylemişti bilmiyordum ama Erkan ona kısa bir bakış atıp başını salladıktan sonra benim olduğum araca yaklaştı. Kapı açıldığında ve Erkan koltuğa yerleştiğinde, öndeki araç bahçenin içinde çimleri yerinden oynatarak sert bir dönüş yapmış, ardından da bize doğru dönmüştü. Şimdi sürücü koltuğunda oturan Tibet’i net bir şekilde görebiliyordum, gözleri bizdeydi. Hayır, bizde değil, direkt bendeydi. O beni göremese de ben onun bana olan sert bakışlarını görebiliyordum.

💬

Erkan sessizce aracı geriye sürerek bahçeden çıkarınca onlar da hareketlendi. Muhtemelen giriş iki aracın sığabileceği büyüklükte olsaydı Tibet çoktan yola koyulmuş olurdu. Araba önden ilerlemeye başladığında yüzü yine gözlerimin önünden kayboldu. Kollarımı göğsümde bağlayıp, “Gideceğimiz yerde bizi bulamayacaklarını nereden biliyorsunuz?” diye sordum.

💬

Erkan bana bakmadan, “Saklanmaya değil, Bahtiyar’ın yanına gidiyoruz,” dediğinde afalladım, gözlerim hızla ona döndü.

💬

“Cansel, Tibet’e vazgeçtiğimi söylemedi mi?”

💬

Gözlerini devirdi, yine bana bakmamıştı. “Aynen, Tibet de hemen geri çekilecekti.”

💬

“Durdur arabayı, onunla konuşayım,” dediğimde bu kez gözlerinin hedefi oldum.

💬

“Madem istediğin buydu, sözlerinin de kararlarının da arkasında dur,” dedi düz bir ifadeyle. “Şu saatten sonra ne söylersen söyle vazgeçmeyecektir. O yüzden büyük buluşmaya kendini hazırlasan iyi edersin.” Kaşlarını kaldırdı. “Gerçi bir süredir hazırlıyor olmalısın.”

💬

“Benimle bu şekilde konuşmaya devam edersen başka bir şey için hazırlanacağım,” dedim dişlerimin arasından.

💬

“Yolculuğu benimle yapmayı tercih eden sensin, şekerim,” dedi alaycı bir tavırla. “Bana katlanmak zorundasın.”

💬

Yüzümü buruşturup, “Ben de seni sessiz sakin biri sanmıştım, Turhan’dan daha betersin,” dedim.

💬

Yüz ifadesi ciddileşti. “Konu sevdiğin biriyse, en gürültücü insana dönüşürsün.” Konuşmaya devam edecekti fakat telefonu çalmaya başlayınca sustu ve elini cebine atıp telefonunu çıkardı. “Efendim, İlkay?” Gözlerimi ondan ayırıp yola çevirdim. “Hayır, kabul etmedi,” dedikten sonra telefonu kulağından ayırıp hoparlöre aldı.

💬

İlkay bağırarak, “Ne demek kabul etmedi?” diye sordu. “İkna etmeniz gerekiyordu.”

💬

Erkan yan gözle bana bakarken, “Ne kadar inatçı olduğunu biliyorsun,” diyerek homurdandı. “Kolaysa benden önce onu haberdar etseydin birader.”

💬

İlkay’ın, “Niran’la konuşsaydın, o daha mantıklı düşünebilir,” demesiyle dişlerimi sıktım.

💬

Erkan alaycı bir tavırla güldü ve “Evet, aynen, kesin daha mantıklı düşünürdü,” dedi. “Niran yanımda, istersen bir de sen konuş.”

💬

İlkay anlık bir duraksamadan sonra, “Niran’ın senin yanında ne işi var?” diye sordu. “Niran, Tibet nerede? Sakın bana tek başına gittiğini söylemeyin!”

💬

“Bağırıp durma,” diye söylendim. “Cansel ile birlikte arkamızdaki araçtalar.”

💬

“E sen neden,” dedi, sonra durdu. “Aman neyse. Bak biz bir şeyler düşündük, onlarla karşılaşmadan oradan çıkabilirsiniz. Bunu Tibet’le konuşman gerekiyor, biliyorsun senin söylediklerini bizimkilerden daha çok dinliyor.”

💬

“Niran bu hakkını Tibet’i gazlamaktan yana kullandı,” deyince Erkan, ona öfkeyle baktım. “Ne bakıyorsun? Yalan mı söylüyorum?”

💬

“Sen bir kes artık sesini ya,” dedim sinirle solurken. “Madem bu kadar endişelisin, git bağla arkadaşının elini ayağını.”

💬

“Benim bağlamama ne gerek var? Gittiğinizde adamlar benim yerime her ikinizi de bağlar nasılsa.”

💬

Tam ona doğru dönmüş yükselecekken, “İkiniz de susun,” dedi İlkay sertçe. “Erkan, önde olan sizmişsiniz. Bırak Tibet’in ne söylediğini, onları ayarladığımız yere götür, konumu atarım.”

💬

Erkan’ın kaşları çatıldı. “Tibet beni hastanelik etsin diye mi?”

💬

“Hiçbir şey yapamaz, Cansel onun yanındaymış,” dedi İlkay, ardından verdiği sert nefes boğuk bir şekilde araca yayıldı. “Hem Cansel’le gitmez hem de Niran’ı geride bırakmaz. Adamlar çoktan buluşmuştur, sonrasında geç kaldığı için yeltenemez de.”

💬

“Bu kez gerçekten beni öldürecek,” dedi Erkan sesli bir nefes verdikten sonra.  “Adamların bizi bulamayacağından eminsin değil mi?”

💬

İlkay, “Sana söylediğim şekilde yap. Araçları iki sokak aşağıda bırakın ve eve yürüyerek gidin,” dediğinde gözlerimi aynaya çevirip arkamıza bakmaya çalıştım. “Tibet’teki aracı güvendiğimiz biri getirdi ama şu zamanda kimseye de körü körüne güvenemeyiz. Sizin araç da onunla birlikte hareket ettiğinden aynı riski taşır.”

💬

“Telefonlarımızın izleniyor olması gibi bir ihtimal varken tek riskli olan araçlar mı?”

💬

Benim sorumla Erkan’ın gözleri bana çevrilmişti. “Bugün ilk kez ondan mantıklı bir cümle duydum.”

💬

“Sen onu dert etme, içeride kendi patronlarını yanıltacak adamlarımız var,” dediğinde İlkay, kaşlarım çatıldı. “Siz bulunduğunuz yerden ayrılmadan konumuzu vermezler. Neyse, varınca beni haberdar edin. Turhan’la burada başa çıkmak yeterince zor, zapt edemezsen uçağa atlayıp yanınıza gelecek.”

💬

“Bir o eksik zaten,” diye söylensem de ikisi de beni duymazdan geldi ve birkaç cümle sonrası aramayı sonlandırdılar.

💬

Sandığımın aksine Erkay bana sataşmaya, konuşmaya devam etmedi, sessizliğini korudu. Bu da benim düşüncelerimle baş başa kalmamı sağladı. Kafamın oldukça karışmaya müsait olduğu bu zamanlarda insanların her söylediğini bin farklı açıdan düşünmeye başlıyordum. Bahtiyar’a ulaşma isteğimi gizlemiyordum, bunu açıkça söyleyebiliyordum. Ama Erkan’ın Tibet’le ilgili söyledikleri sanki beni biraz kırmıştı. Kırıldığımı hissettiğimde bu duyguyu şaşkınlıkla karşılamıştım çünkü birine kırılmayalı uzun bir zaman olmuş gibiydi.

💬

Hedefe ulaşmak için Tibet’in imkanlarını sonuna kadar kullanırdım ama asla onun duygularını bu işe katmazdım.

💬

Nedense bir an ağlayacakmış gibi hissettim. Onu duyguları yüzünden azarladığım yetmezmiş gibi kendimi de azarlamıştım, onu her seferinde geri püskürtmüş, sonrasında da onu öpmüştüm. Bir de üzerine Erkan’ın imaları gelince suçluluk duygusu boğazımı sıkmaya başlamıştı. Bir süredir ara sıra yoklayan ona haksızlık ediyormuşum hissiyle baş etmeye çalışırken bu biraz ağır gelmişti. O an öfkeli olduğumdan tam olarak diğer duygularıma kulak verememiştim ama şimdi üzerime sakinlik çökmüşken kırılan kalbimin içimde yarattığı küçük enkazı görebiliyordum.

💬

Sol gözümden aniden akan gözyaşını hızla elimin tersiyle sildim. Bu ani hareketim Erkan’ın da dikkatini çekmişti, gözlerinin bana döndüğünü fark etmiştim ama ona bakmadım. Dişlerimi sıktığım için çenem ağrımaya başlamıştı ve başka bir gözyaşının daha akmamasını sağlamak zordu.

💬

“Tibet arabamda ağladığını bilse beni direksiyona gömerdi,” dediğinde gözlerimi yan tarafımdaki aynaya çevirip dışarı baktım, bir şey söylemedim. “Özür dilerim, söylediklerimle ileri gittim.”

💬

“Ne kadar yolumuz kaldı?”

💬

Sorumu duymazdan gelip, “Sadece Tibet’i düşündüğümü düşünme,” deyince sessiz kaldım. “Senin de başına bir şey gelsin istemem, o yüzden bu kadar hırçınlaştım.”

💬

Benimle ilgili söylediğini es geçip, “Arkadaşını düşünmen doğal,” dedim sadece.

💬

“Benim gibi senin de onu düşündüğünü biliyorum,” dediğinde dilimi ağzımın açınca döndürdüm ve burnumu çekmemek için kendimi sıktım. “Bunu gitmekten vazgeçtiğin için söylemiyorum. Ama sen de kabul etmelisin ki intikam isteyen yanın, Tibet’i düşünen yanından daha güçlü.” Başımı çevirip ona baktığımda o da bana baktı. “Tam tersi olmasından mı korkuyorsun?”

💬

“Bilmiyorum.” Omuzlarım yorgun hissettiğimden çöktü. “İşin peşini bırakmayacağımı, bu uğurda Tibet’i kullanacağımı, onun aracılığıyla Bahtiyar ve diğerlerine ulaşacağımı Tibet’in yüzüne de söyledim.” Dudaklarımı yalayarak ıslattıktan sonra konuşmaya devam ettim. “Ama ne durumda olursam olayım onu, onun duygularını kullanarak istediğim şekilde hareket ettirmem.”

💬

Bir süre sessiz kaldıktan sonra, “O an öfkeli olduğumdan öyle bir imada bulundum,” diye mırıldandı. “Sanırım sen onunla aynı düşünceleri ve hisleri paylaşmıyorsun.” Cümlesinin üzerinden birkaç dakika geçti, birkaç kez bana bakıp önüne döndü, en sonunda da “Anladım. Tekrar özür dilerim,” dedi ve benim gibi sessizliğe gömüldü.

💬

Tanıdık sokaklardan geçtiğimizi fark edince şehir merkezine ulaştığımızı anladım. Tibetler hala arkamızdaydı, aramıza başka bir araç girmemişti. Şehir merkezinde çok fazla dolanmadan başka bir yola saptığımızda o yol bizi evlerin daha seyrek olduğu bir konuma getirdi. Kaldırımda koşuşturan çocuklara baktığım sırada telefonuma bildirim düştüğünde daldığım için anlık irkildim, ardından telefonumu elime aldım ve gelen mesaja baktım.

💬

Tibet Suavi: O hayvan herif neden telefonlarımı açmıyor ve neden farklı bir yola girdiniz?

💬

Kaşlarım çatılırken Erkan’a, “Telefonunu sessize mi aldın?” diye sordum, gözlerimi onun yüzüne çevirdim.

💬

“Maalesef almak zorunda kaldım çünkü bu herif biz durana kadar aramaya devam edecekti,” dediğinde gözlerimi tekrar telefonun ekranına çevirdim.

💬

Niran Çiyiltepe: Doğru yoldayız, takip etmen yeterli.

💬

Mesajıma karşılık cevap gecikmemişti.

💬

Tibet Suavi: O arabaya binmene izin veren kafama sıçayım.

💬

Niran Çiyiltepe: Binerken zaten izin istememiştim.

💬

Tibet Suavi: Gerçekten kafama sıçayım.

💬

Gözlerimi devirip ona bir cevap vermeden telefonu cebime attığım sırada, “Ne diyor?” diye sordu Erkan.

💬

“Kafana sıçmak istiyor.”

💬

Kurduğum cümleyle Erkan afalladı, ardından attığı gür kahkaha arabanın içinde yankılandı. “İndiğimizde yapacağı ilk şey bu olacak zaten.”

💬

Tibet nereye gittiğimizi anlamış olmalı ki aracını hızlandırdı ve yanımızdan geçerek bizi arkasında bıraktı. Bu kez onlar önde, biz arkada ilerliyorduk ve daha fazla zorluk çıkarmamış olması içimi rahatlatmıştı. Yeterince karmaşık bir hal alan bu işin inatlaşmamızla daha da büyümesini istemiyordum. Ki bu saatten sonra yapabileceğimiz bir şey de kalmamıştı, planladığımız saati çoktan aşmıştık ve bu saatte hala buluşma yerinde olup olmadıklarını bilemezdik. Elbette öğrenmemizin bir yolu olsa da İlkay bunun cevabını artık vermezdi.

💬

Erkan, “Yakıt bitiyor,” deyince ona baktım. “Eve az kaldı zaten, ben Cansel’e konumu atarım. Onlar önden gitsin, biz de yakıt alıp öyle geçelim eve. Sen de Tibet’e mesaj atsana.”

💬

“Tamam,” deyip telefonu tekrar elime aldım. Bizim aracın hızı düşse de onlar aynı şekilde devam ediyordu ve bu aramızdaki mesafenin biraz daha açılmasına neden olmuştu.

💬

Niran Çiyiltepe: Yakıt bitiyor. Cansel gideceğiniz yeri biliyor. Siz gidin, biz de yakıt alıp geleceğiz.

💬

İçinde oldukları aracın aramızdaki mesafeyi açışını izlerken ekrana bildirim düştü.

💬

Tibet Suavi: Kenara çekin. İleriden dönüp sizi almaya gelirim. Şimdi yakıtla uğraşmayın.

💬

Niran Çiyiltepe: Dönmenize gerek yok, beş dakika sürmez. Hem lavaboya gitmem gerekiyor, siz bizi eve ulaşmadan iki sokak aşağıda falan bekleyin.

💬

Tibet Suavi: Sabrımın hiç bu kadar sınandığı bir gün olmamıştı.

💬

Tibet Suavi: Dikkatli olun.

💬

“Yüz ifadene bakılacak olursa seni onun yanına bırakıp kaçmam gerekecek,” demesi istemsizce beni güldürdü. Sanki gülmem onu da gevşetmişti.

💬

Tibetlerin aracı gözden kaybolduğunda biz de yol kenarındaki bir benzin istasyonuna girdik. Erkan sigara paketini çıkarıp araçtan inerken ben de lavaboya gideceğimi söyleyerek çantamı almış ve araçtan inmiştim. Durduğumuz yer büyük bir istasyon olduğundan lavaboyu aramak yerine bir görevliye sormayı tercih ettim. Zaten bizden önce sıra bekleyen iki araç daha olduğundan Erkan işini bitirene kadar çoktan dönmüş olurdum.

💬

Boş olan iki kabinden birine girip işimi hallettikten sonra ellerimi yıkayıp dışarı çıktım. Hava güneşli olsa da bulunduğumuz kısımda kuvvetli bir rüzgâr vardı, bu da kulaklarımı zonklatacak bir uğultuya sebep oluyordu. Yaşanılanlar ve Tibet’in öfkesi her ne kadar beni derin düşüncelere itiyor olsa da yarını düşünmeden de edemiyordum. Sabaha karşı yola çıkacağımızı söylemişlerdi, Las Vegas’a gitmek bize nasıl bir fayda sağlayacaktı? Boşa kürek çekmek istemiyordum.

💬

Geri döndüğümde Erkan’ın aracını istasyonun çıkışında buldum, benzin işini halletmiş olmalıydı. İstasyondaki tek tük insanın yüzlerini incelerken araca doğru yürüdüm. Onlarla birbirimizi tanımak için çok fırsatımız olmamıştı. Bu yüzden nasıl insanlar olduklarını da hemen anlayamazdım. Yine de son konuşmamızdan sonra Erkan’a karşı olan bakış açım biraz da olsa değişmişti. Bu iyi anlamda bir değişim gibi duruyordu.

💬

Aracın kapısını açıp sessizce bindim. Kemerimi taktığım sırada, “Tibet’e,” demiştim ama cümleme devam edemememin sebebi duyduğum tık sesiydi. Bedenim kaskatı kesilirken sert bir cisim arkamdan, saçlarımın arasından başıma baskı uyguladı.

💬

Son duyduğum şey de yanımda oturan Erkan’ın, “Tibet beni gerçekten öldürecek,” diye mırıldanması oldu.

💬

Tibet Suavi’den…

💬

Kenara çektiğim aracın içinde beklerken çıkan tek ses, direksiyona ritmik bir şekilde vurduğum parmaklarımdan yayılıyor. Bir saat öncesine kadar gözümü döndüreceğine emin olduğum o öfke geri çekilmişti. Tamamen kaybolmadığını bilsem de en azından başımı ağrıtmıyordu.

💬

Bazen Niran’la ilgili düşünürken hissettiklerim başımı ağrıtıyordu.

💬

Cansel’in, “Birazdan gelirler,” dediğini duysam da ona bakmadım. Başımı eğip alnımı direksiyondaki ellerime yasladım. “Ona gerçekten âşık oldun, değil mi Tibet?”

💬

Sorusunu da duymazdan geldim ve “Bunları düşüneceğine sevgiline yapacaklarımı düşün,” dedim. “Onsuz İstanbul’a dönmek zorunda kalacaksın çünkü o bir süre buradaki hastanelerden birinde olacak.”

💬

“Sevgilim bilmeden sana nasıl büyük bir iyilik yapıyor farkında mısın?” Sorusuyla birlikte başımı hafifçe çevirip yan gözle ona baktım. “Ona öfkelendiğin için şu an Niran’ı daha az düşünüyorsun. Daha az mı düşünüyorsun?”

💬

“Cansel, ne saçmalıyorsun?” diye sordum bıkkın bir ifadeyle. “Neden senin sevgilin benim Niran’ı daha az düşünmeme neden olsun?”

💬

Cansel bir anda ellerini birbirine çarpıp, “Yani daha az düşünmüyorsun,” dediğinde gözlerimi yumup başımı eski konumuna getirdim ve gözlerimi yumdum. Gergindi, gergin olduğunda saçmalıyordu.

💬

Niran’ı düşünmememin imkânı yoktu çünkü evde bağırarak söylediği şeyler hala kulaklarımda çınlıyordu.

💬

Her ne kadar içimden tam aksini tekrarlıyor olsam da Niran yaralanmış ve iyileştirilebilecek biri değildi. Ciddi hasarlar almıştı ve düzelmesi o kadar zor görünüyordu ki, bunu görmek beni delirtiyordu. Bir süre öncesine kadar Niran’a bakmak, Niran’ı görmek daha kolaydı. Şimdi ona baktığımda gördüğüm şeyleri sindirmek zordu.

💬

Dünü düşündüm. Anlık giydiği o cesaret peleriniyle beni öptüğü anı, sonrasını. Sanki üzerinden bir asır geçmiş, bir asır boyunca o anı düşünüp durmuşum gibiydi. Üzerimde nasıl bir etki bıraktığını bilseydi, eminim ki hayatı boyunca yaşayacağı pişmanlıklardan biri de beni öpmüş olması olurdu. Pişmanlık duyardı çünkü benden uzak durmak istiyordu, yarattığı bu etkinin artık ondan uzak durmamı engelleyeceğini bilmiyordu.

💬

Telefonuma düşen bildirim sesiyle aniden başımı kaldırdığımda, Cansel’in kısık sesle güldüğünü işittim. Ona yan yan bakarken telefonu elime aldım. “Kafanda bizimle ilgili romantik senaryolar kurmayı acilen bırakman gerekiyor?”

💬

“Bizimle mi?” Kaşlarını kaldırıp indirdi. “Sizin felaket içeren senaryolarınızdan daha iyi.”

💬

Gözlerimi devirip, “Umarım geri zekalı sevgilin işini çabuk halletmiştir de yola çıktıklarının haberini vermişlerdir,” dediğimde dişlerini göstererek sevimsiz bir şekilde gülümsedi.

💬

Dikkatimi telefonun ekranına verip bildirim panelini açtım. Mesajı atanın Niran olmadığını fark ettiğimde kaşlarım çatıldı ama duruşumu dikleştirmemin sebebi kayıtlı olmayan bir numaradan gelmiş olmasıydı. Bildirime tıklayıp mesajı açtığımda gönderilen pdf dosyasına anlamsız bir bakış attım, dosyayı açıp incelediğimde bunun bir uçak biletine ait olduğunu anladım. Tek bir kişiye aitti, yani bana. İlkay neden Niran’a ait bilet bilgilerini de bana atmamıştı?

💬

Kaşlarımı çatıp dosyadan çıktığımda bir bildirim daha düştü. Karşılaşmayı düşündüğüm şey Niran’a ait biletin bilgileriyken gördüğüm mesajla tüm kaslarım gerildi. Korkuyu hissettim, bir süredir bu duyguyu hissetmemin tek sebebi oydu. Bana bunu sıkça hissettirmesinden nefret etmek istedim. Donup kalmak dışında hiçbir şey yapamadığım gibi nefret de edemedim. Niran, ellerinde miydi?

💬

053********: Senin için bir bilet bile ayarladım, Suavi. Bu iyiliğimi unutma. Niran’la birlikte Kasablanka’da seni bekliyor olacağız. Pasaportun kızda kalmış, onu da işe yaramaz arkadaşınla birlikte çöp kenarına bıraktım, oradan alırsın. Merak etme, Niran’a yaptığım gibi sana da güzel bir karşılama yapacağım.

← Önceki Bölüm: 21. HİS BULANTISI
Sonraki Bölüm: 23. KAOS DÖNGÜSÜ

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top