23. KAOS DÖNGÜSÜ

💬

💬

🎧: Isak Danielson, Remember To Remember Me

💬

Aynı kâbusu birden fazla kez görürsen, bunun sana verilen bir mesaj olduğunu düşünebilirdin. Aynı ânı birden fazla kez yaşıyorsan, bir döngüye girmişsin gibi her şey senin için tekrarlanıyorsa, buna ne denirdi? Kader mi?

💬

Su sesini duyuyordum.

💬

Kader miydi?

💬

Göz kapaklarımı hareket ettiremiyordum. Tüm iradem ellerimden alınmış gibiydi. Ellerimi yüzüme yaklaştırmak, parmaklarımla kendi göz kapaklarımı aramak istiyordum ama ellerimi hissetmiyordum. Başım isteğim dışı omzuma doğru devrildiğinde bulunduğum ortamda su sesi haricinde bir ses daha yankılandı. Paslanmış bir zincirin çıkardığı metalik ses. Neden bu sesi de sanki çok yakınımdaymış gibi duymuştum?

💬

“Ölüp gidecek bu da.”

💬

Duyduğum kalın ses beni ürpertti ama bedenimdeki ürpertinin tek sebebi o değildi. Üşüyordum. Yüzüme yapışan saç tellerini hissediyordum. Öyle ki yüzüme yapışanlar saçlarım değil de buz küpleri gibi geliyordu.

💬

Yüzüme aldığım sert darbeyle açmak için büyük uğraşlar verdiğim göz kapaklarım bir anda aralandı. Dakikalardır nefes almıyormuşum gibi derin ve sesli nefesler alırken gözlerimi ileriye diktim. Karşımda duran uzun boylu adam elindeki kovayı yere bırakırken, yüzüme çarpan suyla saçlarım bile geriye doğru savrulmuştu. Yüzüme su fırlatıldığını anlamam uzun sürmedi, buz tutmuş tenim bıçak yarası almışım gibi sızlıyordu.

💬

“Bu kadar uyku yeter,” dedi adam yere bıraktığı kovayı kenara iterken. “Bir şeyler zıkkımlanman gerekiyor.”

💬

Dişlerimi sıktım, titreyen çenem kilitlenmişti. Acıyan gözlerimi etrafta gezdirdiğimde nerede olduğumu hatırladım. Bir geminin ambarındaydım. Bileklerimdeki zincirler çarmıha gerilmişim gibi bedenimi iki yandan çekiştiriyordu. Ayaklarım yere değiyordu ama kıyafetlerim ıslak olduğu için havada olsam da kumaşların ağırlığı beni çoktan yere indirmiş olurdu. Erkan’ın yanından zorla alındıktan sonra gözlerimi bir limanda açmıştım. Bir gemiye bindirildiğimi, hatta ambara sokulup zincirlendiğimi hatırlıyor olsam da üzerinden ne kadar zaman geçmişti artık bilmiyordum. Yedi kez güneşi doğurmuş, sekiz kez batışını izlemiştim. Sonrasında saymayı bırakmıştım.

💬

Dün gece beni denize sokup bir saat boyunca suda bıraktıkları için kıyafetlerim ıslaktı, hala kurumamışlardı. O kadar soğuktu ki bir süre sonra bilincim isteğim dışı ellerimden kayıp gitmişti. Ambar kapaklı kapalı olduğundan dışarıda nasıl bir hava olduğunu, gece mi yoksa gündüz mü olduğunu bilmiyordum. Ellerim bağlı bir şekilde denizde sürüklenirken gözlerim kapanmış, karanlığa gömülmüştüm. Muhtemelen daha fazla dayamadığımdan bayılmıştım, o andan sonra ilk kez gözlerim açılmıştı.

💬

Ambarın metal kapaklarına vuran yağmur damlalarının sesini dinlerken bana yaklaşan adama baktım. Bir elinde tabak tutarken diğer elindeki kaşığı yüzüme uzatıp, “Yemek yemezsen gebereceksin. Niyetin beni de mi yanında götürmek?” diye sordu öfkeyle. “Ye şunu. Patron senin yüzünden benim canıma okuyor.”

💬

Durduramadığım şiddetli öksürükle bedenim sarsıldı. Adam yüzünü buruşturarak geri çekildi. Elimi göğsüme bastırma isteğiyle kollarımı çekiştirdim fakat zincirler yüzünden hareket etmemin imkânsız olduğunu biliyordum. Ciğerlerim yanıyordu ama öksürürken ciğerlerimi kussam, zemine düşen donmuş et parçaları olurdu. Başım önüme düşmeden önce adamın tekrar bana yaklaştığını, elinde bir bardak tuttuğunu gördüm.

💬

“İç şunu,” dedi. Bir eliyle başımı tutup kaldırırken diğer elindeki bardağı dudaklarıma yaklaştırdı. Öksürüklerim tam olarak kesilmediğinden dudaklarım aralık duruyordu. Kızarmış gözlerle adama bakarken ağzıma dayadığı bardaktan bir yudum aldım. İlk yudumu yutsam da ikinci kez aldığım büyük yudumu ağzımda tuttum. Başımı yana çevirdiğimde adam bardağı geri çekti, uzaklaşmasını beklemeden başımı yeniden ona çevirdim ve ağzımdaki suyu tüm gücümle yüzüne püskürttü.

💬

“Lan!” Adam geriye doğru sendelerken eli yüzünü buldu. Ona tiksintiyle baktım. Küfürler ederek yüzünü eliyle kurulamaya çalıştı. “Delirdin mi lan sen? Bir de buna insanlık yapıyoruz!”

💬

Başımı dik tutmaya çalıştım. “Siz insanlıktan ne anlarsınız, şeref yoksunları?” Acıyan boğazım yüzünden sesim boğuk çıkmış, konuşmakta zorluk çekmiştim.

💬

Adam birkaç küfür daha savurduktan sonra, “Seçkin!” diye bağırdı. “Ambarın kapaklarını aç!”

💬

“Abi yağmur-”

💬

“Aç lan kapakları!” Birinin koştuğunu, metal merdivenlerden çıktığını duydum. Önümdeki adam elindeki bardağı yere fırlatıp, “Geber şimdi burada,” dedikten sonra yüzündeki öfkeyle yanımdan rüzgâr gibi geçti.

💬

İlk önce onun metal basamaklarda attığı sert adımları duydum, sonra tam üzerimden mekanik bir ses geldi. Başımı geriye doğru atıp bir kukla gibi salladığımda, ambarın kapakları yavaşça aralanmaya başladı. Şimdi metal kapaklara şiddetle çarpan o yağmur damlaları ambarın içine doluyor, yüzüme çarparak zaten ıslak olan bedenimi yeniden suya gömüyordu. Damlaları o kadar hızlı düşüyordu ki gözlerimi uzun süre açık tutamadım.

💬

Büyük, boş bir ambarın içinde kollarımdan zincirlenmiş bir şekilde dururken düşündüm. Ben sadece acı çekmek, bir başıma kalmak için mi doğmuştum? Bunun bir bitiş noktası var mıydı? Boğazımı yırtmak pahasına attığım tiz çığlık metal duvarlara çarpıp yağmurun sesine karıştı. Kapaklar çok uzun süre açık kalmadı, içeri fazla su girmesi benden çok onların zararınaydı ama bedenim yeterince yağmur tarafından dağlanmıştı. Kapakları kapansa da çığlıklarım durmadı, kendi çığlığım ambarın içinde yankılanıp zincirleri titretti.

💬

“Sizi öldüreceğim,” diye mırıldandım çığlık atmaktan tamamen kısılan sesimle. Başım güçsüzce öne doğru devrildi. “Buradan çıktığımda sizi öldüreceğim.”

💬

🌪️

💬

Tibet Suavi’den…

💬

Benim için bir yüksek gerilim hattıydı, ne zaman elimde pusulayla ona yaklaşsam yönümü kaybediyordum, kalbim bozulmuş bir metal parçasına dönüşüyordu.

💬

Bunu bile bile ona yaklaşan yine bendim.

💬

Telefonu parmaklarımın arasında çevirdiğim sırada Turhan’ın yaklaştığını fark ettim ama ona bakmadım. Yanımda durup benim gibi pencereden dışarıya baktığı sırada, “Kadın delirmiş durumda,” diye mırıldandı. “Haklı, torunu neredeyse iki haftadır kayıp.” Parmaklarımın hareketleri kesildi, telefonu sıkıca kavrarken dişlerimi sıktım. “İlkay söyle-”

💬

“Turhan,” dedim dişlerimin arasından. “Kes artık sesini.”

💬

Burnundan sert bir nefes verdiğini duysam da aldırış etmeyip ona sırtımı döndüm ve otel odasındaki masaya doğru ilerledim. Onun için kayboldu diyemezdi. Biri kaybolduğunda onunla ilgili kötü şeyler düşündüğünüz kadar iyi ihtimalleri de düşünebilirdiniz. Kayboldu ama belki de şu an iyidir, bir yere sığınmıştır, bulunmak için bekliyordur diyebilirdiniz. Evet, birçok kötü ihtimal de olabilirdi ama az da olsa iyi ihtimallere de tutunurdunuz. Niran ise kayıp değildi, onu alıkoymuşlardı. Düşman tarafından alıkoyulan biri için iyi ihtimaller olmazdı.

💬

Turhan, “Ben sesimi keserim de sen de arada konuşmayı dene,” dediği sırada dudaklarımın arasındaki sigarayı yakmış, sandalyeye yığılır gibi oturmuştum. “Adam gibi oturup konuşmak yerine gidip kaç mekânı dağıttın, elin boş çıktığın gibi bir de daha çok dikkat çektik.”

💬

“Çok da sikimdeydi,” dedim sigarayı tutan parmaklarımı şakağıma bastırıp. “Dağıttım da ne oldu? Hala bir ses yok. Ben geldim ama onlar hala yok.”

💬

“Bahtiyar sana ulaşmadı değil mi?” diye sordu ve karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Sessizce başımı iki yana salladım. “Herif çoktan buraya, Kazablanka’ya gelmiş. Niran elindeyse neden hala haber yollamadı?”

💬

“Nereden bileyim, Turhan?”

💬

Öfkeli bakışlarımı ona çevirdiğimde kaşlarını çattı. Gök gürültüsü ve yağmurun sesi odayı doldururken biri kapıyı yumruklamaya başladığında Turhan anlık irkildi. İkimiz de tetikte bir şekilde sandalyelerimizden kalkmıştık ama biz kapıya ulaşmadan İlkay’ın sesi, yağmurun sesi gibi odaya doldu. Turhan rahatlamış gibi sesli bir nefes verirken kapıya yönelmişti fakat ben rahatlamış hissetmedim. Onun aksine gelenin İlkay yerine onlardan biri olmasını isterdim. Bu sayede belki Niran’a erişebileceğim bir yol da bulurdum.

💬

İlkay ıslak ceketini çıkarırken, “Telefonlarınıza niye bakmıyorsunuz oğlum?” diye sordu. Ben onun geldiğini anlayınca çoktan kalktığım sandalyeye geri oturmuştum.

💬

“Hiç işe yarar bir şey için aramadığındandır,” dedim uzayan sigaranın ucunu kül tablasına silkmeden önce. Turhan’ın dediği gibi neredeyse iki hafta olmuştu. Mesajı aldıktan sonra soluğu Fas’ta almıştım. Erkan’ı dayak yemiş bir halde çöp konteynerinin yanında bulduğumuzda her şey benim için öyle bir çıkmaza girmişti ki, aslında o an anlamıştım Niran’a kolayca ulaşamayacağımı. Bahsettiği gibi beni karşılayacağını düşünsem de öyle olmamıştı, o günden sonra bana herhangi bir şekilde ulaşmamışlardı.

💬

Turhan aynı sandalyeye otururken İlkay ceketi yatağın üzerine atıp bize doğru döndü. Konuşacağını biliyordum ama işe yarayacak bir şey söylemeyecekse susmasını tercih ederdim. Ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi öylece dururken etrafımda tanıdık birilerinin olmasını istemezdim. Bunu önemsiyor değildim ama yine de istemezdim.

💬

Ben sigarayı söndürüp camı açtığım sırada İlkay, “Bahtiyar, Niran’ı yanında getirmemiş,” dediğinde, elim pencerenin kulpunda asılı kaldı. Dışarıda göz gözü görmeyecek bir yağmur yağıyordu ama dikkatim bir anda öyle yoğunlaşmıştı ki yağmurun gizlediği her yüzü görebiliyordum. “Bizim adamı Kansas’ta bırakmışlar, Naomi’nin yanında.”

💬

“Herifin şimdi mi haber veresi tutmuş?” diye sordu Turhan sinirle.

💬

İlkay sıkıntılı bir nefes verip, “Aslında haberi ondan almadım, adama hala ulaşamadım,” dedi. “Tuhaf bir şekilde bizim adamların hiçbirine ulaşamadık, biliyorsunuz. Muhtemelen enselendiler. İçlerinden biri bugün bana kendi ulaştı.”

💬

Öfkeyle gülerken, “O da yem atmak için,” dediğimde İlkay başını salladı.

💬

“Niran’ın bu akşam getirileceğini, limana gidersek onu bulabileceğimizi söyledi,” demesiyle hızla başımı İlkay’a doğru çevirdim.

💬

“Liman’a mı?” Durdum, aklıma gelen şeyle bütün kaslarım bir anda gerildi ve sandalyeden fırlar gibi kalktım. “Onu gemiyle mi getiriyorlar?”

💬

İlkay gözlerini benden kaçırarak Turhan’a baktı. “Sanırım öyle.”

💬

Bahtiyar biliyordu. Bahtiyar, Niran’ın babasının, annesinin ve kız kardeşinin nasıl öldüğünü, öldürüldüğünü biliyordu. Bu işte zaten parmağı vardı. Onu nasıl bir gemiye koyardı? Fırlattığım kül tablası otel odasındaki aynaya çarpıp aynayı patlatırken şiddetli bir gök gürültüsü içeride yankılandı. Meğer ben iki haftadır Niran’ı değil, bir enkazı arıyordum. Hissettiğim öfkeyle titrerken Turhan’ın ayağa kalktığını, bana yaklaştığını fark ettim ama ona bakamadım.

💬

Gök üzerimizde değil, içimde patlıyordu.

💬

Turhan ellerini omuzlarıma koyup, “Bunun bir tuzak olduğunu biliyorsun,” diye mırıldandığında gözlerimi kıstım. “Bunca zaman ulaşamadığımız adamların, Niran’ın geleceği gün bize ulaşması, açık adres vermesi normal değil.”

💬

Ellerini sertçe itip gözlerimi gözlerine çevirdiğimde anlık bir duraksama yaşadı. “Ne fark eder, Turhan? Bu herif istese zaten o gün benim de kafama binerdi.”

💬

“Ben de bundan bahsediyorum,” derken tekrar bana yaklaşmaya yeltenmedi. “Şimdi gidersen ona seninle oynama zevkini vermiş olursun.”

💬

 “Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” Ona doğru birkaç adım attığımda İlkay bize yaklaştı, Turhan ise çatık kaşlarla yüzüme bakıyordu. “Ben günlerdir burada ne sik yiyorum sanıyorsun sen? Tatile mi geldim ben?” İlkay’ın omzuma koyduğu elini öfkeyle itip Turhan’a dibinde bittim. “Sana bir soru sordum!”

💬

Bana doğru bir adım atmasıyla burun buruna geldik. “Bana bak,” dedi gözlerime bakarak. Bir kez daha aramıza girmeye çalışan İlkay’ı bu kez geri püskürten o oldu. “Çekil bir sen de amına koyayım! Kardeşimi dövecek olsam senden mi izin alırım?”

💬

“Yiyin lan birbirinizi.”

💬

Turhan onu duymazdan gelip, “Benim o herifleri gebertme isteğimin Niran’la hiçbir ilgisi yok. Senin de ilginin olmaması gerekirdi ama bir aptal gibi âşık oldun,” dedikten sonra yumruğunu omzuma vurduğunda, bedenim geriye sendelese de ondan uzaklaşmadan gözlerine bakmaya devam ettim. “İki haftadır bir kızı bulamadın, bir de senin sikik triplerini çekiyorum. Ben o dört duvar arasına boşuna mı girdim lan?”

💬

Yumruğum benim bile beklemediğim bir hızda Turhan’ın yüzünü buldu. Turhan birkaç adım geri sendelerken elini çenesine götürdü. Güldü, gülmesinin beni daha da öfkelendireceğini biliyordu, ki öyle de oldu. Ona yaklaşıp bu kez dirseğimi yüzüne geçirdiğimde öfkenin etrafımda bir ateş çemberi oluşturduğunu hissettim. Onun Niran için planlarını bozmayacağını, bildiğini okuyacağını, sırf bu yüzden çoğu zaman beni durdurmaya çalıştığını biliyordum. Ama onun anlamadığı, benim ise yeni fark ettiğim bir şey vardı. Ben tüm planları Niran için bozabilirdim.

💬

Turhan’ın yumruğunu yanağımda hissettiğim esnada İlkay’ın bizi izlemeyi bırakıp yanımıza geldiğini fark ettim. İkimizi de sertçe kenara iterken, “Birbirinizi benzetmeye bu kadar istekliyseniz bunu başka zamana saklayın!” diye bağırdı. Elimin tersiyle dudağımın kenarını silerken gözlerimi Turhan’dan ayırmadım. “Tuzak ya da değil, oraya gitmemiz gerekiyor. Niran’ı gözden çıkarsanız bile her şekilde onların arasına girmemiz gerekecek.”

💬

“Gözden çıkarmak falan yok!” diye bağırdığımda İlkay gözlerini devirdi.

💬

“Onun farkındayız zaten,” diye söylendi. “İkiniz de gidip toparlanın. Limana gitmekten başka çaremiz yok.” Başını Turhan’a doğru çevirdi. “Ya risk alacaksın birader ya da en baştan başlayacaksın. Çünkü buradan bakınca sıfırlanmış gibi görünüyoruz. Elimizde haber kaynağı kalmadı.”

💬

Turhan üzerindeki yakası kanlı tişörtü çekiştirip, “Sizin yapacağınız işi de aşkınızı da sikeyim!” diye bağırdı. “Her şeyi bok ettin gerzek herif.”

💬

Ona doğru atıldım ve “O sesini kes!” diye bağırdım ama ona ulaşamadan İlkay elini göğsüme bastırarak beni uzaklaştırdı. “İşine gelmiyorsa siktir git İstanbul’a.”

💬

“Yok, ben bu çocuğu gerçekten öldüreceğim,” diye söylenerek saçlarını çekiştirirken arkasını döndü. “Gerçekten elimde kalacak.”

💬

Turhan söylenerek banyoya doğru ilerlerken burnumdan sert bir nefes verdim. İlkay, “Turhan bir noktada haklı, Tibet,” deyince dişlerimi sıktım. “Sen de Bahtiyar’ın eline geçersen iki seçeneğin kalacak, başka seçenekler yaratamayacaksın. Ya geberip gideceksiniz ya da şans yüzünüze gülecek.”

💬

Tişörtü ense kısmımdan tutup çekerek bedenimden sıyırdım. Çıkardığım tişörtle yüzümü silerken yatağın karşında duran dolaba yöneldim. “Niran’ı bir bulayım da sonrasını düşüneceğim,” dedim az önce öfkeden delirmenin eşiğine gelmemiş gibi sakin bir tavırla. “Ona odaklandığım için düzgün düşünemiyorum. Kafam çalışmıyor.” Tişörtü hızla dolabın içine fırlattım. “Sikeceğim şimdi kendi ağzımı da.”

💬

“Madem şu an sadece ona odaklısın,” dediğinde omzumun üzerinden İlkay’a baktım. “O halde ilk önce Niran’ı bulduktan sonra onu nasıl ellerinden kurtarabileceğini düşünmekle başla. Belki bu yardımcı olur.”

💬

Ben önüme döndüğümde o da başka bir şey söylemedi. Masada duran sigara paketini eline alırken sandalyelerden birine oturdu. Evet, o kadar çok onu görmeye odaklanmıştım ki, onu gördükten sonra bulunduğu durumdan nasıl çekip alacağımı da düşünmemiştim. Bunun bir hata olduğunun farkındaydım ama kendimi kontrol edemiyordum. Hazırlıksız yakalanmıştım. Bir gün kontrolümü kaybedebileceğime hiç ihtimal vermediğimden ona gerçekten hazırlıksız yakalanmıştım.

💬

Dolaba gelişigüzel yerleştirdiğim kıyafetlerin arasından siyah bir tişört alıp üzerime geçirdim. Belki de limana gittiğim gibi enselenecek, onu göremeden çoktan oradan uzaklaştırılmış olacaktım. Fakat denemem gerekiyordu. Günlerdir elim kolum bağlı oturmaktan yorulmuştum, hiçbir şey yapamadığım yetmiyormuş gibi sürekli aynı şeyleri düşündüğüm bir döngüye girmiştim. Bu riski almam gerekiyordu. Özellikle onun bir gemiyle getirildiğini öğrendikten sonra daha fazla bekleyemezdim. Bir enkazla karşılaşacağımı bilsem de onu görmem gerekiyordu.

💬

🌪️

💬

Niran Çiyiltepe’den…

💬

Gözlerimi araladığımda yarı baygın bir haldeydim. Bu kez bileklerimi saran zincirler yoktu, iki adam kollarımdan tutmuş beni yürütmeye çalışıyorlardı. Ayaklarımın üzerine basamayacak kadar halsizdim, ayaklarım resmen yerde sürükleniyordu. Gemideki gürültüyü de beni tutan adamların söylenmelerini de duyabiliyordum fakat harfleri bir araya toplayamıyordum. Neredeydim? Beni yine suya mı sokacaklardı?

💬

Dik tutamadığım başım yana düştüğünde, adamlardan birinin, “Sonunda senden de kurtuluyoruz,” dediğini duydum. Cümleyi hangisinin kurduğunu anlamamıştım. Belki de böyle bir cümle kuran bile olmamıştı.

💬

Yağmur hala durmamış mıydı? Zorlukla başımı geriye doğru attığımda saçlarımın bir kısmı yüzüme yapıştı. Yağmur damlaları yüzüme düşüyor olsa da saçlarım yüzümden ayrılmamıştı. Bana bir ilaç verildiğini hatırlıyordum ama üzerinden ne kadar süre geçmişti kestiremiyordum. Sadece artık bedenim titremiyor, kemiklerim ağrımıyordu. Halsizlik, uyuşukluk dışında bir şey hissetmiyordum. Normalde zorla yedirdikleri yemekleri bile anında çıkarırdım ama ilaçtan sonra uyuyakaldığım için midem doluydu.

💬

“Bu şekilde indiremeyiz onu gemiden,” dedi bu kez başka bir ses. “Çekil sen, ben sırtlayıp indireyim.”

💬

Duyduğum bu birkaç kelimeden sonra üzerimdeki baskı azaldı. Adamlardan birinin beni omuzladığını fark ettim. Tepki veremiyor, tepki verememenin öfkesini de yaşayamıyordum. Başımın adam her hareket ettiğinde adamın sırtına çarpıyor, metal merdivenden gelen gıcırdamalar kulaklarıma doluyordu. Yavaşça öksürsem de başım aşağıya doğru sarktığından midem ağzıma gelmişti.

💬

“Neredeyiz?” diye sordum mırıltıyı andıran bir sesle.

💬

Duymayacağını düşünsem de beni, “Ne yapacaksın?” diye sorarak yanıtladı. Yağmurdan ıslanan saçlarım yüzümü esir aldığından boğulacak gibi hissettim. “Kazablanka’dayız.”

💬

Verdiği cevap, zihnimde sallanıp duran ama asla yıkılmayan o domino taşlarının bir anda üst üste devrilmesini sağladı. Başımı sola doğru çevirdiğimde gördüğüm görüntüyle duraksadım. Evet, bir limandaydık. Gemiden hiç indirildiğimi hatırlamıyordum, o halde buraya kadar gemiyle mi gelmiştim? Bu en az on beş, yirmi gün sürmüş olabilirdi. Ne kadar sürmüştü?

💬

Adam limana ayak bastığında elimi sırtına bastırıp doğrulmayı denedim ama bacaklarımı daha sıkı kavrayarak buna engel oldu. “Rahat dur, canını yakmayayım.”

💬

“Bir çığlık atsam herkesi başına toplarım,” dedim hastalıklı çıkan sesimle. Tekrar omzundan inmeye çalıştığımda bu kez beni durdurmadı. Ayaklarım yere bastığında halsiz olduğumdan dengemi koruyamadım ve adama doğru devrildim.

💬

Adam kolumu sıkıca tutup beni ayakta tutmaya çalışırken, “Dene,” dedi dişlerinin arasından. “Buradaki kimse dönüp sana yardım etmez. Kendi çöplüğünde değilsin. Yürü şimdi.”

💬

Kolumdan çekerek beni yürütmeye başladı ama adımlarım dengesizdi, sağlam adımlar istesem de atamıyordum. Gözlerimi temkinli bir şekilde etrafta gezdirdim. Gerçekten yardım eden kimse olmaz mıydı? Elinden kaçamazdım, bunun o da farkındaydı. Daha yürüyemiyordum bile, nasıl koşacaktım? Bu halimden nefret ettim. Ne zaman kendimi toparlamaya başlasam, biraz düzelecek gibi olsam, beni yine halsiz düşürmüşlerdi. Tam anlamıyla toparlanabildiğim bir an olmamıştı.

💬

Gemideyken kolumu tutan diğer adam koşarak yanımıza geldi, diğer yanıma geçip bizimle birlikte yürümeye başladı. Limandaki insanların gözleri bize çevrilse de üzerimizde fazla durmuyordu. Hiçbirinin şüpheyle bakmıyor oluşu da yardım alamayacağımı anlamamı sağlamıştı. Konteynerlerin arasında ilerledikçe makine sesleri azalmasa da insan sesleri azalmaya başlamıştı. Ki yağmur uğultusu da oldukça yoğundu.

💬

Kazablanka’da olduğumuzu öğrenince kendine gelen zihnim, yüzümü yıkayan yağmur sularıyla biraz daha berraklaşmıştı. Babaannem benden haber alamadığı için delirmiş olmalıydı. Tibet’in ne durumda olduğunu, şu an nerede olduğunu ve ne yaptığını da merak ediyordum. Beni aramış mıydı? Neden onu da benimle birlikte almadıklarını merak ediyordum. Yoksa almışlar mıydı? Gemide hiç başka birinden bahsedildiğini hatırlamıyordum. Beni neden gemiyle getirdiklerinin farkındaydım. Ama bilmelilerdi ki hiçbir etkisi olmamıştı.

💬

İleri doğru baktığımda yan yana üç aracın durduğunu, araçların etrafında da birkaç adamın dikildiğini gördüm. Benim için burada olduklarını anlamam zor olmadı. Geldiğimizi fark ettiklerinde hareketlenmişlerdi. Adamlardan biri en sağda duran aracın etrafından dönüp arka koltuğun kapısını açtığında gücüm yettiğince yumruklarımı sıktım. Beni nereye götüreceklerdi bilmiyordum, karşı koyamayacak halde olmak öfkelenmeme neden oluyordu. Yeteri kadar öfkelenirsem, bu sersem halimden kurtulabilir miydim?

💬

Aracın kapısını açan adam bana yaklaştığında diğerleri kollarımı bırakıp geri çekildi. “Tamam, siz gidin,” dedikten sonra gözlerini yüzüme indirdi. “Geç sen de arabaya.”

💬

Benim hareket etmemi beklemeden kolumdan tutup açık duran kapıya doğru ilerletti. Burnumdan sert bir nefes verdim ve kolumu hızla geri çekip elinin baskısından kurtardım. Sırılsıklam bir halde araca bindiğimde vakit kaybetmeden kapıyı kapattı ve ön koltuğa geçti. Sürücü koltuğunda da bir adam oturuyordu ama asıl dikkatimi çeken, yanımda oturan kişinin varlığıydı. Başımı sola doğru çevirdiğimde kır saçlı adamın bastonunu sıkıca tutarken gözlerinin bende olduğunu gördüm.

💬

“Yolculuğun hiç de iyi geçmiş gibi görünmüyor,” dedi bana gülümseyerek bakarken.

💬

Dişlerimi sıkıp ona dikkatle baktım. “Madem gemiyle getirtecektiniz, biraz akıllı davransaydınız da beni uyanık tutsaydınız,” dediğimde anlık bir duraksama yaşadı. “Sürekli baygın olduğumdan geminin tadını çıkaramadım. Yani boşuna bu yöntemi seçtiniz.”

💬

Adam bir süre sessizce yüzümü izledi, ardından, “Ben Bahtiyar, beni tanıyorsundur,” dediğinde tırnaklarımı bacağıma sapladım. Birkaç tırnağım kırılmıştı, kırıldığı için de uçları daha keskindi. “Tanıyorsun değil mi?”

💬

Tırnaklarımı bacağıma değil, onun boynuna geçirmek istiyordum. Fevri davranmam için beni sırtımdan iten yanıma direnmek zordu. Elbette onun boğazına sarılabilirdim ama o bir karşılık veremese de adamlarının beni enselemesi bir dakika bile sürmezdi, bütün çabam boşa giderdi. Dilimi ağzımın içinde döndürürken sık sık yumruklarımı sıkıp gevşettim. Bu uyuşukluktan bir an önce tamamen kurtulmalıydım, gücüme ve mantığıma ihtiyacım vardı.

💬

Sorusunu es geçip, “Seni öldürmek isteyen birinin yanında otururken dikkatli olman gerekir,” dediğimde beyaz kaşları havalandı.

💬

Bastonunu daha sıkı kavrayıp ucunu yavaşça yere vururken güldü. “Hala saldırmamış olmana şaşırmadım desem yalan olur.”

💬

Sürücü koltuğundaki adam, “Efendim, gidelim mi?” diye sorunca Bahtiyar’ın gözleri ona çevrildi.

💬

“Şimdi değil, bir misafirimiz daha var, onu bekleyeceğiz.”

💬

Cümlesi kaşlarımı çatmama neden oldu. Kimi bekliyordu?

💬

Bakışları yeniden beni buldu. “Neden seni, işleri bu raddeye getiren birini hala öldürmediğimi merak etmiyor musun?”

💬

Evet, öfkelenmek gerçekten de zihnimdeki ve bedenimdeki o pusu silip götürmüştü. “Etmiyorum.”

💬

Rahat bir tavırla sesli nefes vermesi bile öfkemi tetikledi. “Sen de hiç konuşkan değilsin,” dediğinde yüzümü buruşturdum. “Neyse ki misafirlerimiz geldi sanırım, çok beklemek zorunda kalmadık.”

💬

Benim olduğum taraftaki cama dikkat kesilince başımı çevirip dışarı baktım. Beyaz bir araç limana girmiş, bizim olduğumuz yöne dönmüş ama çok ilerlemeden durmuştu. Beyaz aracın kapıları hızla açıldığında ve iki adam dışarı çıktığında gördüğüm yüzlerle göğsüme bir ferahlık yayıldı. Tibet aracın etrafından hızlı adımlarla döndüğünde elim kapının koluna gitmişti ama ben kapıyı açamadan aracın içinde kapıların kilitlendiğini duyuran o tık sesi yükselmişti.

💬

Düğmeye sertçe basıp camı indirirken beni durdurmadılar, zaten istediğinin de bu olduğunu, Tibet’e kendimi göstermemi istediğini fark ettim. Cam yarıya kadar açıldığında, “Tibet!” diye bağırdım. Limandaki gürültü ve yağmur sesine rağmen sesimi duyar duymaz kafasını olduğum yöne çevirmişti.

💬

“Şimdi gidebiliriz çocuklar,” dedi Bahtiyar keyifli bir sesle.

💬

Tibet içinde olduğum arabaya doğru koşarken Turhan da hemen arkasındaydı. Tibet’in adımı seslendiğini duydum ama otomatik olarak kapanan pencere sesini tam anlamıyla duymama engel oldu. Araba hareket etti, Tibet arabanın hareket ettiği yöne uyumlu bir şekilde koşmaya devam etti. Turhan artık koşmuyordu, indikleri araca geri dönmüştü. Tibet’in yüzünü daha yakından gördüğümde ağrıyan boğazımın tamamen düğümlendiğini hissettim. Araç hızlanınca bana ulaşması da imkansızlaştı.

💬

Başımı arkaya doğru çevirdiğimde hala koştuğunu görmek bana titrek bir nefes aldırdı. Diğer iki siyah araçtan biri, onların geldiği beyaz aracın yanında yavaşlamış, camdan uzanan silah, beyaz aracın tekerleğini hedef almıştı. Gözlerim irileşirken Bahtiyar’ın da olanları izlediğini gördüm. “Bu onları durduracak mı sanıyorsun?” diye bağırarak sorduğumda omuz silkti.

💬

“Elbette arkamızdan gelmenin bir yolunu bulacaklardır,” dedi rahat bir tavırla. “Ben sadece biraz daha canlarını sıkmak istedim. Biliyor musun, Niran, seni de biraz da bu yüzden öldürmüyorum. Canınızı sıkmak daha çok hoşuma gidiyor. Yoğun iş stresinde sizinle oynayarak rahatlıyor.”

💬

“Hasta herif!” Ona doğru atıldığımda geri çekilmedi. Önde oturan adam kolunu hızla arkaya uzattı ve beni cama doğru itti. Ardından çıkardığı silahı bana doğrulttu.

💬

“Ha şöyle, biraz canlan,” dedi Bahtiyar gülerek. “Kedi yavrusu gibi oturmandan sıkılmıştım. Şimdi nereye gideceğiz biliyor musun?”

💬

“Bilmiyorum ama senin mezara girip cehenneme gitmene çok az kaldı,” dedim dişlerimin arasından. Bedenim artık tepki veriyor, öfkeyle kasılıyordu.

💬

Keyifle kahkaha attıktan sonra, “Aileni öldürmemiş olsaydım seninle çok iyi anlaşırdık kesin,” demesiyle gözlerimin karardığını hissettim.

💬

O an bana doğrultulmuş silah umurumda olmadı. Bacağımı kaldırıp ayağımı hızla Bahtiyar’a doğru savurduğumda, son gördüğüm Bahtiyar’ın ağzından cama doğru sıçrayan, camda yağmur damlaları gibi akan kandı. Sonra enseme aldığım sert darbeyle gözlerimin önü gerçekten karardı ve zor ayağa kaldırdığım zihnim boşluğa sürüklendi.

💬

🌪️

💬

“Aptallar!”

💬

Çığlık çığlığa bağırmış olsam da okyanus sesimi yuttu. Bedenimi saran kalın halatlardan gelen ses dişlerimi kamaştırırken başımı kaldırıp puntellerin arkasından beni izleyen adamlara baktım. Okyanusun sakin olduğu bir zaman diliminde beni merdivenlere oturtmuş, halatlarla sabitlemişlerdi. Bir saat kadar sonrasında o sakin okyanus, bir canavara dönüşmüştü. Gece olduğu için hiçbir şey göremiyordum, sadece başımı kaldırdığımda geminin ışıklandırmalarını arkasına alan adamların silüetlerini görebiliyordum.

💬

Dalgayı göremesem de sesini duydum, sonra gemi gıcırdayarak yana doğru eğim kazandı ve dev dalga üzerimde patladı. Son iki saattir olduğu gibi. Bedenim tir tir titrerken artık ne beni boğan sulardan ne de sabitlendiğim merdivenin dalgaların gazabına uğrayıp yerinden sökülmesinden korkuyordum. Her dalgada metal merdiven gemi gibi sarsılıyor, bedenimi de kendisiyle birlikte hareket ettiriyor. Bazen o kadar sık suya batıyordum ki, tekrar nefes alabilmek için suyun yüzeyine ulaştığım o birkaç saniyeyi kendime yettirmeye çalışıyordum.

💬

Fakat artık yorulmuştum.

💬

Üşümeye değil, suya battığım halde yanmaya başladığımı fark ettiğimde, buna daha fazla direnemeyeceğimi de anlamıştım. Dev bir geminin merdivenine sabitlenmiş olan küçücük bedenim, koca okyanusun oyuncağı haline gelmişti. Boğazım da artık bağırmaktan değil, soğuk ve tuzlu suyu yutmaktan tahriş olmuştu. Dalga bir kez daha beni altına aldığında direnmekten yorulan bedenim, halatların izin verdiğince savruldu. Bu kez gemi de kolay toparlanamadığından suyun altında normalden fazla kalmıştım.

💬

Ne kadar geçtiğini bilmesem de bedenim suyun yüzeyine çıktığında nefesi bile içime zorlukla çektim. Islak kirpiklerimin ardından söken şafağa kısık gözlerle bakarken başım yana doğru düştü. “Hiç denemedim gelmeyi,” diye fısıldadım. Belki de sadece dudaklarımı oynatabilmiştim. “Bunca şeye rağmen hala gelemiyorsam, hayatta kalmam mı gerekiyor? İstemiyorum.”

💬

Suyun içinden çıkamamışım gibi nefes nefese gözlerimi aradığımda yoğun ışık gözümü acıttı. Kalbimin hızla çarpma sebebi gördüklerim değildi, gördüklerim bir kâbus değil, yaşadıklarımdı. Elimi göğsüme bastırırken doğrulmaya çalışıp nerede olduğuma baktım. En son hatırladığım arabada olduğumdu, hava karanlıktı ve yağmur yağıyordu. Şimdi ise güneş ter içinde kalmama neden olacak kadar yakıcıydı. Göğsümdeki elimi kaldırıp enseme götürdüm, ensemi yavaşça ovdum.

💬

İçinde olduğum odanın kapısı aniden açıldığında başımı hızla sağa çevirmek, ensemdeki ağrının anlık şiddetlenmesine neden oldu. İçeri giren kısa boylu adam uyanık olduğumu görünce, “Sonunda,” diyerek homurdandı. “Kalk, patron seni bekliyor.”

💬

“Patronunu sikeyim,” dediğimde adamın kaşları çatıldı. “Yine mi tekme yemek istiyormuş?”

💬

Adamın yumruklarını sıkıp gevşettiğini gördüm. “Bunu onun yüzüne söylersin. Kalk şimdi.”

💬

“Ondan korkan var sanki,” dedim öfkeyle ayaklanırken. Aniden ayaklandığım için başım dönünce durdum, gözlerimi yumup burnumdan sert bir nefes verdim. Gözlerimi araladığımda bu kez de şiddetli öksürünce adamın yüzünü buruşturduğunu gördüm. Daha iyi hissediyor olsam da ciğerlerimin de bedenim gibi kötü durumda olduğunu biliyordum.

💬

Kısa çaplı öksürük krizim geçince elimi boynuma atıp adama bakmadan odanın çıkışına ilerledim. Beni tutmadı ama tam yanımda ilerlemesi de gerilmeme yetiyordu. İlk başta bir otel odasında olduğumu falan düşünsem de odadan çıkınca öyle olmadığını, hatta bir evden çok malikânede olduğumu anlamıştım. Bir tarafı duvarken diğer tarafında tırabzanlar olan koridorda ilerlemeye başladık. Adam dibimde olsa da bir adım önümdeydi, zaten kaçacak bir yerimin olmadığını bilmenin rahatlığıyla yürüyordu.

💬

Üzerimdeki kıyafetler artık kuru olsa da kıyafet denemeyecek durumdaydılar; yırtık ve kirlilerdi. Elimle kolumu sıvazlarken kırmızı, uzun bir halinin serili olduğu mermer merdivenden inmeye başladık. Oldukça büyük bir yerdi. Tüm ortakların toplanacağını hatırlayınca kaşlarım çatıldı. Hepsi burada olabilir miydi? Eğer öyleyse, Bahtiyar neden beni buraya getirmişti? Üstelik Tibet’i almamıştı, sadece alıkoyduğu bendim. Tibet burayı bulmuş olsaydı, çoktan yanıma gelmiş olmaz mıydı?

💬

Bir kat aşağı inip soldaki uzun koridora girdik. Korkulukların kenarından yürürken bir aşağı bir de yukarı baktım ve içinde olduğumuz malikânenin dört katlı olduğunu anladım. Şu an kinci kattaydık, bir kat aşağıdaki o büyük ve boş alanı görebiliyordum, gün ışığı mermer zemini daha da parlak gösteriyordu. Etrafı incelerken nereye gittiğimize bakmamıştım ama gelmiş olmalıydık ki adam yürümeye devam ettiğimi görünce beni durdurdu.

💬

Kolumu tutan adama ters bir bakış atıp kolumu geri çektiğimde bana sabır dilenir gibi baktı ve bir şey söylemeden önünde durduğumuz açık kapıya doğru döndü. Çift kanatlı kapı tamamen açıktı ve içeriden çatal bıçak sesleri geliyordu. Adam beni tutmasa da hareket etmediğim için içeri girmedi, sırtı dönük bir şekilde beni bekledi. Yumruklarım iki yanımda sıkılı bir şekilde dururken adamın yanından geçip içeri girdim. Beklememin bana bir faydası yoktu. Olabilecek tüm her şeyi yaşamış, yaşamasam da gözlerimle görmüştüm.

💬

İçeri girdiğimde beni büyük bir salon karşıladı. Salonun sağ tarafında Koyu gri kadifeden koltuklar vardı, bir oturma alanı oluşturulmuştu. Sol tarafta ise uzun bir yemek masası vardı. Bahtiyar’ın uzun masada tek başına oturduğunu göründüğümde dişlerimi sıktım. Bana dönük olan yüzündeki morluğu görmek beni tatmin etmiyordu. Onun tüm yüzünü parçalasam da tatmin olmazmışım gibi geliyordu.

💬

“Niran,” dedi keyifli bir gülüş eşliğinde. Midemdeki bulantının sebebi yorgun ve aç olmam değildi, bu adamla aynı yerde olmam ve sesini duymamdı. “Gelsene, ben de kahvaltı yapıyordum. Bana eşlik et.”

💬

“Kahvaltıda senin beş para etmez ciğerin mi var?”

💬

Yüzünü buruştursa da yüzündeki gülümseme kaybolmadı. Derin bir nefesin ardından, “Bu gidişle bizim değil ama hayvanlarımın kahvaltısında insan kafası olacak,” dedi, elindeki çatalı yavaşça salladı. “Belki sadece seninle doymazlar, bu yüzden Tibet’i de senin arkadan gönderebilirim, ne dersin?” Gözlerini bana çevirirken yüzündeki alaycı ifade silindi, bakışları ciddileşti. “Otur.”

💬

Hareket etmeden öylece ona baktım. Kırık tırnaklarımın avucumda açtığı kesikleri hissedebiliyordum. Hareket etmeye niyetim yoktu ama beni buraya getiren adam, omzumdan iterek beni masaya doğru yürüttü. Bahtiyar başköşede oturuyordu, adam ise beni ondan dört beş sandalye uzağına oturttu. Bulunduğum durumun tüm alternatiflerini düşünürken adam sandığımın aksine uzaklaşmadı, tam arkamda dikilmeye başladı. Patronunun yeniden tekmelenmesinden korkuyor olmalıydı. Bir an her şeyi bir kenara bırakıp buna gülecek gibi oldum.

💬

Bahtiyar burnunu kırıştırıp, “Seni bir gemiyle özel olarak getirttim ama sanki balıkçı teknesiyle gelmiş gibisin,” dediğinde dişlerimi sıktım. “Senin için odana kıyafet bırakmalarını söyleyeceğim. Yoksa misafirperverliğim zedelenir.”

💬

“Sırtlan derini yüzüp giymeyi tercih ederim,” dedim dişlerimin arasından. “Yüzünün diğer tarafı da morarsın istemiyorsan neden burada olduğumu söyle.”

💬

“Ölmekten gerçekten korkmuyorsun değil mi?” Sorusu üzerine ona bomboş gözlerle baktım. “Korkmadığını görebiliyorum. Ne diyebilirim ki, sen de haklısın. Bu koca dünyada kimsen kalmadı.” Durdu, elindeki çatalı yavaşça bana doğru salladı. “Pardon, bir de yaşlı kadın vardı. Babaannendi değil mi? Ona da yazık oldu, çocuklarını kaybetti. Neyse, o da yaşlı zaten, çok yaşamaz.”

💬

Söyledikleri beni öfkeden kudurtsa da bunu ona belli etmeye niyetim yoktu. “Sorumun cevabını alamadım.”

💬

Bahtiyar sesli bir nefes verip elindeki çatal bıçağı bıraktı ve geriye yaslandı. “Seninle de hiç sohbet edilmiyor,” dedi memnuniyetsiz gözlerle bana bakarken. “Baktım siz ülke ülke, şehir şehir dolaşıyorsunuz, ben de sizi yormamak için herkesi bir araya topladım. İyi yapmamış mıyım?”

💬

“Senin karşında aptal mı var?” diye sordum öfkemi durduramayıp. Tabağın yanında duran bıçağı elime aldığımda arkamdaki adam hareketlendi ama Bahtiyar elini sallayarak onu durdurdu. “Bu odadan canlı çıkamayacak olsam da bu bıçağı senin boğazına saplarım, bir an bile tereddüt etmem.”

💬

“Sinirlenme yahu,” dedi elimdeki bıçağı umursamadan. “Senin için akşam bir sürpriz hazırladım, o yüzden seni önden getirdim.”

💬

Havada duran elimi indirirken kaşlarımı çattım. “Madem kahvaltı yapmayacaksın, uslu bir kız olup gidip temizlen, akşam için hazır ol.”

💬

Masanın kenarına yaslı duran bastonunu eline aldığı sırada, “Sen gerçekten dalga geçiyorsun,” dedim tıslar gibi.

💬

“Eğlenmeyi seviyorum diyelim, yoksa bu yaşlı bedeni nasıl dinç tutabilirim?” diye sordu iğrenç bir sırıtışla. “Tabii sen de yaşlı babaannenin de dinç kalmasını istiyorsan dediklerimi yapsan iyi edersin.” Bastonunu sertçe yere bastırıp birkaç adım attı, sonra durdu. “Bu arada, akşam misafirlerimiz de olacak.” Yüzünü buruşturdu. “Oscar ve Naomi katılamayacaklar, muhtemelen şu an çürümekle meşgullerdir.”

💬

Başka bir şey söylemeden arkası döndüğünde kısa bir duraksama yaşadım. Onları ortadan mı kaldırmıştı? Oscar nedense şaşırtmamıştı ama Naomi’yi niye gözden çıkarmıştı? Bahtiyar salondan çıkana kadar hareketsizce bekledim, sonra arkamda duran adam kolumu tutup beni sandalyeden kaldırdı. O an bu hareketlerine odaklanamayıp beni yürütmesine izin verdim çünkü kafam karışmıştı. Misafirlerinin olacağını söylemişti, demek ki sürpriz bu değildi. Tibet gelecek olabilir miydi? Muhtemelen bundan bahsediyordu. Gerçi Tibet’in hala ortalarda olmamasını garipsiyordum.

💬

Adam beni uyandığım odaya götürene kadar sessiz kaldım. Bahtiyar korkmadığımı biliyordu ama babaannemi de tehlikeye atmayacağım farkındaydı, bunu kullanacaktı. Ben odaya girince adam kapıyı kapatıp beni yalnız bıraktı. Bir an durdum ve ellerimle yüzümü sıvazlarken öylece bekledim. Yaşadıklarım elbette zor şeylerdi ama ayakta durmaya çalışmak artık daha yorucu geliyordu. Ellerimi yüzümden uzaklaştırıp yatağın üzerine bırakılmış olan kıyafetlere ve ilaç kutularına baktım. Kendime bile yalan söyleyip güç bela dik durmaya zorladığım bacaklarım titredi, dizlerimin üzerine düştüm. Ellerimi bacaklarıma yaslarken derin bir nefes aldım.

💬

Kalkıp yürümekle bıçağı boynuma yaslamak arasındaki o çizgide dolanmıyordum, ben o çizgide yaşamaya başlamıştım. Ne zaman bir taraf ağır basacak olsa delirmenin eşiğine geliyordum. Kalkıp yürümek beni vicdan azabından delirecek raddeye getirirken bıçağı boynuma yasladığımı düşünmek, öfkeden gözümün kararmasına neden oluyordu. Bu kez öfkelendiğim kendim oluyordum. Kendi güçsüzlüğüme öfkeleniyordum.

💬

Tıpkı okyanusun ortasında saatlerimi geçirdiğim gibi dizlerimin üzerinde de saatler akıp gitti. Güneş ışığı zeminden yavaş yavaş kayarak geçti, kayboldu, karanlık odanın içini sardı. Okyanusun ortasında değildim ama dizlerimin üzerinde de saatlerce boğuluyormuşum gibi durdum. Beni kendime getiren yeniden girdiğim o öksürük krizi oldu. Elimi yere bastırıp uyuşmuş bacaklarımı hareketlendirerek ayağa kalktım. Ölü gözlerle yatağın üzerindeki ilaç kutularına baktım. İlaçları iyileşmem için bıraktırmıştı çünkü bu kez öldürmek için kendi ellerini kullanmayı düşünüyordu.

💬

Düşünmeden ilaç kutularını açıp ilaçlardan birer tane aldım ve ağzıma attım. Aynı anda içilirler miydi yoksa gerçekten iyileşmem için mi bırakılmışlardı bilmiyordum, bunu umursamadım. Kutuların yanındaki pet şişeyi alıp kapağını açtım, sudan büyük iyi yudum aldım. Çöle dönmüş boğazımdan kayan su canımı yakınca yüzümü buruşturdum. Nefesimden bile hastalık kokusu yükseliyordu. Kendimden iğrendiğimi hissettim. Yarısı içilmiş pet şişenin kapağını kapatıp yatağın üzerine attım ve kıyafetlere yöneldim.

💬

Odadaki banyoya girerken kendime olan öfkem de artmaya başlamıştı. Babaannem elbette kendini koruyabilirdi ama küçük de olsa bir ihtimal varken bunu göz ardı edemezdim. Sonuçta amcam da kendini gayet iyi koruyabilirdi ama bir gecede ölüm haberini almıştık. Aynı şeyi yaşayacak olursam dayanabileceğimi sanmıyordum. Bu yüzden en azından şimdilik onun dediğini yapmalıydım. Zorunluluk hissi, ağlama isteği gibi boğazımı sıkıyordu.

💬

Kıyafetleri mermer tezgâha bırakırken tezgâhın üzerindeki şampuan şişesini, diş fırçasını ve diş macununu görünce dişlerimi sıktım. Kedinin fareyle oynadığı gibi benimle oynuyor oluşu sabrımı zorluyordu. Öfkeyle şampuan şişesini elime alıp duş kabinine yöneldim. Şişeyi kenara bıraktıktan sonra vanayı çevirip suyu açtım. Üzerimdeki kirli ve yırtık kıyafetleri bedenimden söker gibi çıkarırken ağlamamak için dişlerimi sıkmaya devam ediyordum. Sıcak suyun altına girdim, tuzlu sudan kurumuş, birbirine yapışmış saçlarım, sıcak suyun etkisiyle sırtıma yapıştı.

💬

Her ne kadar çabucak banyodan çıkmak istesem de temizlenmem gerektiğini de biliyordum. Yaşadıklarımdan değilse de bu pislikten zaten hastalanırdım. Saçımı kaç kez köpürttüm, parmaklarımı bedenimin üzerinden kaç kez kazır gibi geçirdim bilmiyordum. Suyu kapattığımda derim kaparmış, buruşmuştu. Banyodaki havlularla kurulanıp kenara bıraktığım kıyafetlere yöneldim, küçük havlu hala saçlarımdaydı.

💬

Bırakılan kıyafetlerin arasındaki iki elbiseye burnumdan soluyarak baktım. Sanki esiri değil de özel misafiriydim. Bir tane iç çamaşırı takımı olduğundan giymekten başka şansım yoktu, ki giydiğimde de sütyenin büyük olduğunu fark ettim. Elimle kıyafetleri karıştırıp rahat hareket edebileceğim parçalar aradım, en sonunda da bir gömleği ve şortu yığından ayırdım. Siyah şortu uyuşuk bacaklarımdan geçirdikten sonra hâkî gömleği giyip düğmelerini iliklemeye başladım. Tişört benzeri bir şey yoktu, bu gömlek diğerlerinden daha bol görünüyordu ve hareket etmesi daha kolay olurdu.

💬

Kenara bıraktığım kirli kıyafetleri toplayıp çöp kovasına attım, kıyafetler benimdi, dokunmalarını istemiyordum. İşim bittikten sonra ağzımdaki hastalıklı tadı yok etmek için dişlerimi fırçaladım. Odaya döndüğümde içerisinin karanlık olmadığını, avizenin yandığını görmek beni duraksattı. Ben banyodayken içeri biri mi girmişti? Tedirginlikle kapıya doğru baktım, sonra odayı inceledim. İçeride herhangi bir hareketlilik yoktu ama ışık da kendi kendine açılmış olamazdı. Havluyu saçlarımdan çekerek ayırırken gözüm yatağın üstündeki kutuya kaydı. Ben banyoya girerken o kutunun orada olmadığına emindim.

💬

Yavaş adımlarla yatağa yaklaşırken kutunun yanında bir tarak ve parfüm şişesi olduğunu da görmüştüm. “Geri zekâlı, bunak,” dedim dişlerimin arasından. Sanki beni okyanusa batırıp çıkararak, gemide zincirleyerek getiren o değildi. Beklediği psikolojik bunalımı görememiş olmak onu hayal kırıklığına uğratmış olmalıydı.

💬

Kutuyu açtığımda içinde gördüğüm şeyle afalladım. Görmeyi beklediğim şey kesinlikle kişisel eşyalarım değildi. Hızla çantamı alıp fermuarını açtım. Cüzdanım, telefonum ve diğer eşyalarım içindeydi. Bu adamın sorunu neydi? Telefonumun açmaya çalıştım fakat açılmadı, muhtemelen ya bozmuşlardı ya da şarjı bitmişti. Bana bunları göndermesindeki amaç neydi?

💬

Arkamdaki kapı aniden açıldığında adamın beni almaya geldiğini anlayıp elimdeki çantayı tekrar kutuya bıraktım. Elimi kutunun yanındaki tarağa uzatıp tarağı alırken, “Sanki kendi ayağım yok,” diye söylendim. Tarağı hırsla saçlarımın arasından geçirip saçlarımı tararken açılan kapının kapandığını duydum. Tam bu kadar kolay mı vazgeçti diye düşündüğüm sırada yaklaşan adım seslerini duyunca kaşlarımı çattım.

💬

“Niran.”

💬

Duyduğum sesle donup kaldım. Elimdeki tarak yatağın üzerine düştü, başımı hızla çevirip arkama baktım. Ben daha üzerimdeki şoku atlatamadan adımlarını hızlandırdı ve birkaç saniye içinde kendimi onun kollarının arasında buldum. Tibet kollarını belime öyle sıkı sarmıştı ki bir an nefes alamadığımı hissettim. Elimi omzuna koyduğumda ayaklarım yerden kesildi. Kalbim hızla çarpıyordu, hatta beni asıl nefessiz bırakanın onun kolları değil de deli gibi çarpan kalbim olduğunu sandım.

💬

“Sen… Nasıl?”

💬

Bir cevap vermedi. Aslında ondan bir cevap da beklemiyordum. Ağlama isteğimin boğazıma tırmandığını hissedince kollarımı onun boynuna sarıp gözlerimi gardırobun aynasına çevirdim. Neden oldu bilmiyordum ya da neden kendimi durduramamıştım emin değildim ama aniden ağlamaya başladığımda buna ondan çok ben şaşırdım. Günlerdir yaşadığım zorluğu hatırlamak ağlamamı şiddetlendirdiğinde beni tutuşu daha da sıkılaştı. Parmakları ıslak saçlarımın arasında gezerken çenesini omzuma yasladı. Bir böyle bir şefkati ummadığım anda görmek beni derinden sarstı.

💬

“İyisin,” diye mırıldandığını duydum, kendi hıçkırıklarım o kadar gürültülüydü ki sesi fısıltı gibi gelmişti kulağıma. Geri çekileceğini anlayınca boynundaki kollarımı sıktım. “Sana bakmam gerekiyor.”

💬

Başımı iki yana sallasam da elini koluma koyup yavaşça geri çekildi. Ayaklarım tekrar yere temas ettiğinde, bedenimden ayrılan elleri yüzümü kavradı. Gözlerim çenesine inerken ve onun gözlerinin hızla yüzümde dolandığından eminken hıçkırıklarım iç çekişlere dönüştü. Avuçlarını yanağıma bastırıp başparmaklarıyla göz altlarımı sildiğinde gözlerimi kaldırarak gözlerine baktım. Ben bir şey söyleyemeyecek olsam da onun konuşacağını düşündüm ama konuşmadı. Dudaklarını gözyaşlarımla ıslanan dudaklarıma bastırdığında onun yeni bir hıçkırıkla karşıladım.

💬

Onu öperken alkol tadı ve sigara kokusu almak kalbimi incitti. Tibet çok alkol kullanan ya da sigara içen biri değildi. Ben o günden sonraki tüm günlerimde ya baygındım ya da zihnimi toparlayamayacak kadar dağılmış haldeydim ama o, tüm bu zaman içerisinde kendindeydi. Beni düşündüğünü, benim için endişelendiğini ve korktuğunu biliyordum, bundan şüphem yoktu çünkü onun hislerinin farkındaydım. Benim onu gördüğümde hissettiğim şeylerin çok daha fazlasını ve farklısını beni gördüğünde hissettiğine emindim. Kalbim onun için incindi.

💬

Dudaklarını dudaklarımdan ayırsa da uzaklaşmadı, her nefes aldığımızda burunlarımızın uçları birine sürtünüyordu. “Şimdiye kadar hiçbir şeye, hiç kimseye karşı duymadığım o nefreti suya karşı duydum,” diye mırıldandığında gözlerimi aralayarak ona baktım. “Beni delirmenin eşiğine kadar getirip bıraktığın için senden de nefret edeceğim sandım.” Elleri hala yüzümü kavrarken biraz daha geri çekilip gözlerimin içine baktı. “İyisin.”

💬

Başımı yavaşça sallarken, “İyiyim,” dedim çatallı bir sesle.

💬

O da benim gibi başını salladı. “Evet,” dedi, sonra yeniden kollarını belime sarıp bana sarıldı. Elimi başının arkasına bastırdım ve gözlerimi duvara diktiğim sırada hafifçe gülümsedim.

💬

Özür dilerim, Tibet.

💬

“Sen nasıl geldin buraya?” diye sordum parmaklarım ensesine doğru kayarken.

💬

“İzinizi kaybettim, sonra piç kurusu adresi yolla,” derken sesi sert çıkmıştı. “İki hafta oldu. İki haftadır hangi yolu denersem deneyeyim sana ulaşamadım.”

💬

İki hafta mı olmuştu?

💬

“Gemiyle getirildim,” dediğimde sertçe yutkunduğunu duydum.

💬

“Biliyorum,” dedi kısık bir sesle. Beni daha sıkı sarması yine hafifçe gülümsememe neden olmuştu. “Düne kadar hiçbir haber gelmedi. Dün limana çağırdıklarında anladım.”

💬

“Sorun yok, sandığın kadar zorlanmadım,” dedim her şeyi bir duvarın arkasına iterek. Elimi ensesinden ayırıp geri çekildim, gözlerinin içine baktım. “Bahtiyar bir sürprizden bahsetti. Bu seni çağırması mıydı?”

💬

Tibet kaşlarını çatıp bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Bunu sürpriz olarak adlandıracağını sanmam. Sonuçta sen de onun gibi bir şekilde geleceğimi biliyordun,” dediğinde benim de kaşlarım çatıldı. “Başka bir şey söyledi mi?”

💬

“Ortakların hepsi buradaymış,” dedim sertçe yutkunmadan önce. “Oscar ve Naomi’yi ortadan kaldırmış, öyle söyledi. Geldiğinde onu görmedin mi? Seninle konuşmadı mı?”

💬

Sadece, “Görmedim,” dedi.

💬

“Şimdi ne yapacağız?”

💬

Derin bir nefes aldıktan sonra, “Saçlarını kurutacağız,” demesi üzerine duraksayarak ona baktım.

💬

Kaşlarımı çatıp, “Bu eve giren herkes komedyen falan mı oluyor anlamadım ki,” dediğimde söylediğim şey onu güldürdü. “Sanırsın tatil için otele geldik. Ne gülüyorsun?”

💬

Gülüşü yavaşça soldu. “Söylenip durmanı da özlemişim.” Çatık kaşlarım düzelirken öylece ona baktım. Uzanıp parmaklarını bileğime sardı. “Bu akşam buradan sağ çıkamama ihtimalimiz de olsa, benim için şu an önemli olan saçlarının ıslak olması. Şimdi oturup plan yapsak ne değişecek?” Bileğimi tutarak beni banyoya doğru yürütmesini sessizlikle karşıladım. “Bütün planlar bozuldu ve biz de yarım saat içinde yeni, sağlam bir plan yapamayız.”

💬

“Tek mi geldin?” diye sordum banyoya girdiğimiz sırada.

💬

“Evet. Turhan’a haber vermedim, yoksa o da gelmeye kalkardı,” dediğinde ona anlayışla baktım. “Muhtemelen arkamdan sövmekle meşguldür.”

💬

Tibet çekmeceleri karıştırırken, “İyi yapmışsın,” diye mırıldandım. “Keşke sen de gelmeseydin.”

💬

Eli açtığı çekmecenin kulpunda asılı kaldı, eğilmiş bir şekilde dururken başını bana doğru çevirdi. Bir şey söylemeden birkaç saniye öylece gözlerimin içine baktıktan sonra önüne döndü ve çekmeceyi sertçe kapattı. Doğrulup duvara monteli dolapları açtı. Arayışı sağ taraftaki dolapta bulduğu fön makinesiyle son buldu. Fön makinesini çalıştırdığında ona yaklaştım. Gözlerime bakmıyordu ama gözleri yüzümdeydi, gözlerim hariç her yerdeydi. Sırtımı ona döndüm ve derin bir nefes aldım.

💬

Hala onun burada olduğuna inanmayan bir yanım vardı. Sanki hala gemideydim, merdivene bağlanmıştım ya da ambarın içinde zincire vurulmuştum, bilincim yerinde değildi ve o anki hayal ürünlerimden biriydi. Onu görmenin zihnime bu kadar iyi gelebileceğini tahmin etmezdim. Yanımda olması, sarılması, şu an parmaklarının saçlarımın arasında dolanıyor olması zihnim gibi bedenime de iyi hissettiriyordu. Kaskatı olan kaslarım gevşemeye başlamıştı. Böyle hissetmeye engel olamıyordum.

💬

Bedenimin belli yerlerinde kesikler, ezilmeler, mor izler vardı. Biliyordum ki şu an boynumun yanına sürten parmağının altında da benzer bir iz vardı çünkü fön makinesi bir süredir aynı noktaya hava üflüyor, hareket etmiyordu. Bazı şeylerin farkındaydı ya da en azından tahmin ediyordu ama şu ana kadar hiç soru sormamıştı. Sormaması benim açımdan iyiydi elbette ama onun da artık kendi içinde benimle ilgili düşüncelerle boğulmasını istemiyordum.

💬

Ben yaşadıklarımı ona anlatmayacaktım, o da soru sormayacaktı ama ben hep ne yaşadığımı bilecektim, o da neler yaşadığımı düşünürken günlerini geçirecekti. Elimde onun vicdanını susturabilecek bir şey yoktu.

💬

Elini kuruyan saçlarımın arasında gezdirirken fön makinesini kapattı. “Babaannenle konuştum, seni bulduğumu söyledim,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırarak ona doğru döndüm. “İlk başta inanmadı, seninle konuşmak istedi. Ben de gerçeği söylemek zorunda kaldım.”

💬

“Nasıl yani? Ne zaman konuştun?”

💬

“Dün akşam, seni gördükten sonra,” deyip elini mermer tezgâha bastırdı. “Yaşadığını, sana bir şey olmadığını ama Bahtiyar’ın elinde olduğunu, seni kurtaracağımı söyledim.”

💬

Omuzlarım çöktü. “Şimdi daha da delirmiştir.”

💬

“Hiç bilmemesinden, kaybolduğunu sanmasından ya da öldüğünü düşünmesinden iyidir, Niran.”

💬

“Şu an nerede olduğumuzu biliyor mu? Biliyorsa çoktan yola çıkmıştır,” dediğimde başını iki yana salladı.

💬

“Biliyor ama gelmeyecek,” demesiyle kaşlarımı çatıp, “Nasıl emin olabilirsin?” diye sordum.

💬

Elini tezgâhtan ayırdı ve bana yaklaştı. “Bahtiyar’ın adını duyduğunda duruldu,” demesi kaşlarımı daha sert çatmama neden oldu. “Sana bir şey olmayacağını söyledi.”

💬

Şaşkınlıkla, “Babaannem mi?” diye sordum. “Ailemi öldüren adamın elindeyim ve babaannem bana bir şey olmayacağını mı söyledi?”

💬

“Açıkçası buna ben de anlam veremedim,” dedi omuz silkip.

💬

“Bu gerçekten tuhaf,” diye mırıldandığım sırada içeriden kapı sesi gelince ikimizin de bakışları odaya doğru çevrildi.

💬

Kolunu belime dolarken, “Yanımdan ayrılma ve fevri davranma,” diye mırıldandı. “Bir şekilde halledeceğiz.”

💬

Onun şu anda yanımda oluşunun verdiği güveni kendime dahi yalanlayamazdım.

💬

Birlikte banyodan çıktığımızda yine aynı adamın kapının önünde beklediğini gördüm. Elinde tuttuğu bir çift spor ayakkabıyı uzatıp sessizce yüzüme bakması gözlerimi devirmeme neden oldu. Kendi ayakkabılarımı giyerim diye düşünmüştüm ama bu düşünce bile midemi bulandırmıştı. Ayakkabılarım kirli olduğu gibi nemliydi de, kıyafet gibi kolay kuruyabilen bir şey değildi. Adama yaklaşırken Tibet yanımdan ayrılmadı. Ayakkabıları elinden alıp geri çekildim ve giymek için eğildim.

💬

İlk önce ayakkabının içine sıkıştırılmış çorapları çıkardım, çorapları giydikten sonra da sporları ayaklarıma geçirdim. Ayakkabılar beklediğimin aksine tam olmuştu. Her yerde gözleri olan bu heriflerin ayakkabı numaramı görmüş olmalarına şaşırmazdım, sonuçta buraya da baygın getirilmiştim. İşim bitince doğruldum ve dışarı çıkan adamı Tibet’le birlikte takip ettik. Uyandıktan sonra Bahtiyar’ın yanına giderken tedirgin hissetmemiştim ama şu an hissediyordum. Tibet’in yanımda olması güven verse de şimdi iki kişilik düşünmem gerekecekti. Üstelik bahsettiği sürprizle ilgili olan bilinmezlik de aklımda yer edinmişti.

💬

Bu kez giriş kata inmiştik ve yol bir öncekinden uzun sürmüştü. Malikânenin büyük giriş kapısının tam tersi yönünde yürürken Tibet’le kollarımız birbirine sürtüyordu. Önümüzde de giriştekine benzer bir kapı gördüğümde dışarı çıkacağımızı anladım ve bu gerilmeme neden oldu. Bizi bir yere mi götüreceklerdi? Göz ucuyla Tibet’e baktığımda onun pürdikkat kapıya baktığını gördüm. Plan kuramayacağımızı söylese de kafasından bin farklı planın geçtiğine emindim.

💬

Önümüzden yürüyen adam kapıyı açtığında ve kapı ardına dek açıldığında, kapının bahçe gibi geniş bir alana açıldığını gördüm. Dışarı çıktığımızda sesler uğultu şeklinde kulaklarıma oldu. Bu kadar büyük bir bahçe görmeyi beklemememin yanı sıra, çiplerin üzerindeki masayı da beklemiyordum. Bahçeye uzun, büyük bir masa konulmuştu. Masanın etrafındaki sandalyelerin neredeyse hepsi doluydu. Bahtiyar’ın gözleri bize çevrildiğinde ve konuşmasını yarıda kestiğinde, masadaki diğerleri de sustu ve bize baktılar.

💬

“Konuklarım geldi,” dedi Bahtiyar yapmacık bir gülüşle. Dişlerimi sıkarken masadaki yüzlere tek tek baktım. Milas’taki o zampara adam da buradaydı, bize öfkeyle bakıyordu.

💬

Tam tekrar Bahtiyar’a bakacakken gözlerim bir yüzde takıldı ve adımlarım sekteye uğradı. “Görkem,” diye mırıldandığımda Tibet’in burnundan sert bir nefes verdiğini duydum.

💬

Bahtiyar, “Oturun, biz de sizi bekliyorduk,” dedi yine o iğrenç sırıtışını takınarak. “Başköşeye geç, Tibet, orayı sana ayırdım.”

💬

Tibet umursamaz bir tavırla Bahtiyar’ın işaret ettiği sandalyeye, diğer başköşeye doğru yürürken alaycı bir gülüşle ona baktı. “Görüyor musun, ikimiz de birbirimize karşı ne kadar düşünceliyiz. Ben de sana özel bir mezar ayırttırmıştım.”

💬

Bahtiyar gür bir kahkaha atsa da diğerleri sessizdi. “Ne kadar da birbirinize benziyorsunuz,” dedi gülüşlerinin arasından. “Niran’la espri anlayışınız aynı.”

💬

Tibet’in oturduğu sandalyenin çaprazındaki boş sandalyeye otururken, “Evet, tıpkı amaçlarımız,” diye yanıtladım onu.

💬

Bahtiyar diğerlerine dönerek, “Ne kadar eğlenceliler, değil mi? Sizin gibi somurtarak oturmuyorlar,” dedi ve ardından yine o iğrenç kahkahasını attı. Masadakiler birbirlerine kaçamak bakışlar atarken gözlerimi karşıda, birkaç sandalye ötede oturan Görkem’in yüzüne diktim. Önündeki boş tabağa bakıyordu.

💬

Tam karşımda oturan adam, Bahtiyar’a dönerek, “Bu ikisi bizlerin peşindeydi ve niyetlerini de hepimiz öğrendik. Onların önünde mi iş konuşacağız?” diye sordu. İngilizce konuşan adama bomboş baktım. “İş konuşmak için toplandığımızı sanıyordum.”

💬

“Elbette konuşacağız dostum,” dedi Bahtiyar rahat bir tavırla. “Onlar sadece bu gecelik bize eşlik edecekler. Hem ne kadar zararsızlar, görmüyor musunuz? Hala hepinizin uzuvları yerinde.”

💬

Tibet’in, “Henüz,” diye mırıldandığını duydum.

💬

Rahatsız bir şekilde yerimde kıpırdanırken yanımda oturan adamın bakışlarını yüzümde hissedince göz ucuyla ona baktım. Diğerlerinin aksine genç görünüyordu. Saçları gibi gözleri de oldukça koyuydu, göz bebeklerini seçmek zordu. Bahtiyar, duruma itiraz eden bir başka adama yanıt verirken yanımdaki adamın göz ucuyla Bahtiyar’a baktığını, ardından elini cebine attığını gördüm. Herkes Bahtiyar’a, Tibet ise Görkem’e kilitlenmişken adamın cebinden çıkardığı kâğıdı gören bir tek bendim.

💬

Yüzüm gerilirken adamın bir anda kâğıdı kucağıma bırakmasıyla donup kaldım. O ise hiçbir şey olmamış gibi elini masaya koydu ve başını konuşmanın hiddetini arttırmış olan Bahtiyar’a çevirdi. Bu da neydi? Buz gibi olan parmaklarımı hareketlendirip kâğıdı elime aldım. Tibet’e kısaca baktığımda hala Görkem’i göz hapsine almış olduğunu gördüm. Kâğıdı merakla açarken gergince dilimi ağzımın içinde döndürdüm. Herhangi bir saygısız şeyle karşılaşacak olursam ne olacağını düşünmeden kâğıdı ona yedirirdim.

💬

Güvendesin. Seni buradan çıkaracağım. Hiçbir şeyi belli etme, seni babaannene sağlam bir şekilde teslim etmem gerek.

💬

Kâğıtta yazan cümleleri okumamla başım hızla hareket etti ve adama baktım. O sırada Bahtiyar’ın da yanımdaki adama bakıyor oluşu daha çok gerilmeme neden oldu. Ben kâğıdı avucumda buruşturup bunun ne anlama geldiğini düşünürken, Bahtiyar, “Beni kırmayıp bize katıldığın için teşekkürler, Başer,” dedi. Bunu yanımda oturan, bana kâğıt veren adama söylemişti.

💬

Başer.

💬

İsmin nereden aşina olduğunu düşündüm ve zihnim beni haftalar öncesine götürdü. Yatta olduğumuz bir gün yanımıza gelen İlkay, Başer diye birinden bahsetmişti. Bahsettiği adam bu muydu? Kâğıdı sıkarken kaşlarımı çattım. Bahtiyar ile ortaklık yapan bir adam, nasıl olurdu da beni kurtaracağını söyleyip babaannemden bahsederdi? Odadayken Tibet’in babaannemle ilgili söylediklerini hatırladım. Neyin doğru olduğunu anlamaya çalışırken konuşulanlara kulak veremedim.

💬

Sonra Bahtiyar’ın coşkulu bir şekilde, “Evet,” dediğini duydum. “Son ve asıl misafirlerimiz de geldi.”

💬

Cümlesi üzerine dikkatim dağıldı. İlk önce Tibet’e, sonra Bahtiyar’a baktım. En sonda da gözlerim herkes gibi malikânenin girişine çevrildi. Görkem’in kardeşi Çağın’ı gördüm, kaşlarım çatıldı. Ardından gözlerim Çağın’ın yanındaki genç kıza kaydı ve yer gibi ruhumun da ayaklarımın altından kaydığını hissettim. Nefesim bir anda öyle çok hızlandı ki, onlarda olan tüm gözler bana çevrildi. Elimi göğsüme kalbimi avuçlama isteğiyle bastırıp sandalyeyi geriye iterek ayaklandım fakat bacaklarım birbirine dolandı. Geriye doğru sendelediğimde hangi ara ayağa kalktığını fark etmediğim Tibet, beni kollarının arasına aldı. Benim ise tüm dikkatim, Çağın’ın yanında dikilen genç kızdaydı.

💬

“Melin?”

← Önceki Bölüm: 22. ÖLÜ ESİR

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top