💬


💬
🎧: Birkan Nasuhoğlu, Bıçak
💬
🎧: Skapova, Gidenler Var Kalanlardan
💬
🎧: Kahraman Deniz, Beni Benden Kurtar
💬
Bir sandalye çekip karşıma oturmasını ve benimle konuşmasını beklediğim insanlar, göğsüme oturup aklımı bulandırmayı ve beni kandırmayı tercih etmişti.
💬
“Melin?”
💬
Onun yüzüne bakarken onsuz geçirdiğim onca gün hızla gözlerimin önünden geçti, gözümün önünde bir perde oluşturdu ve ben titreyen bacaklarımı zapt edemeyerek Tibet’in kollarına yığıldım. O, yaşıyor muydu? Bu nasıl olabilirdi? Bacaklarım gibi titremeye devam eden parmaklarım göğsümü buldu, kendi göğsüme dokunurken acı çekiyormuş, işkence görüyormuş gibi inledim. Melin’in ağladığını bulanık gözlerle zar zor görebildim. Ben hareket edemiyordum, o hareket etmek istediğinde ise yanında duran Çağın elini onun koluna koyup buna izin vermemişti.
💬
Ben olanların gerçekliğini sorgularken ve idrak etmeye çalışırken Bahtiyar her şey normalmiş gibi “Gelin çocuklar,” dedi.
💬
O an gerilen o ipin koptuğunu, kopan iple beraber duygularımın son sürat ileri atıldığını hissettim. Onun cümlesinden sonra duyulan tek ses, benim dudaklarımdan çıkan, acı çeken bir hayvanın çıkardığı hırıltıyı anımsatan ses oldu. Bedenimden çekilen o güç bir anda geri geldiğinde kendimi masanın diğer ucuna, Bahtiyar’a doğru koşarken buldum. Narin görünen bir bileğin, güçlü bir bileği kırması tek bir deli âna bakardı.
💬
Kendi kemiklerimi kırmak pahasına sıktığım yumruğu Bahtiyar’ın çenesine vurmam ve Bahtiyar sandalyeyle birlikte devrilirken üzerine çullanmam aynı saniyelerde oldu. Melin’in çığlığını, Bahtiyar’ın yanında oturan adamların hızla sandalyelerinden kalkıp geri çekilirkenki şaşkınlık mırıltılarını duydum. Korumaların hızla bize doğru geldiğini gördüm ama sanki bunları dışarıdan bir göz olarak görüyor ve duyuyordum. Delirmenin eşiğindeki bir insan gibi gerçeklik algım körelmişti.
💬
Tırnaklarım yüzünde boydan boya uzanan yarıklar açtı ve parmaklarım boynuna indi. Boynunu sıkıca kavrayıp, “Bir nefeslik canın var şu an,” dedim dişlerimin arasından. Artık Bahtiyar’ın yüzünde alaycı ifadelerden eser yoktu. “Yaptığın her şeyin bedelini ödeyeceksin.”
💬
Bahtiyar’ın adamları kollarımdan tutup beni geri çekmeye çalışıyordu ama boğazını öyle sıkı tutuyordum ki adamlar beni sarstıkça Bahtiyar’ın da bedeni havalanıyor, sarsılıyordu. İki elim de onun boynundaydı, nefes alamadığı için konuşamıyordu. Bileklerime kapanan elleri midemi altüst ederken korumalarının beni tutuşu da sertleşmişti, hatta biri silahını çıkarıp namluyla başımı dürtüyordu.
💬
Adamlardan biri, “Bırakmazsan kıza sıkacağım!” diye bağırdığında başım hızla konuşan adama doğru döndü. Yüzümde nasıl bir ifade gördüyse yaşadığı o kısacık tereddüdü gizleyemedi. Bahtiyar’ın boynunu var gücümle sıkarken ve adamlar bedenimi sarsarak beni geri çekmeye çalışırken gözlerimi bu kez silahın namlusunun çevrildiği kıza döndürdüm. Namlunun ucunda olanın o olduğunu görmek, transtan çıkmışım gibi aniden geri çekilmeme, yere devrilmeme neden oldu.
💬
Masadaki herkes ayaklanmış, ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bize bakıyorlardı. Tibet ve Görkem yerdeydi, Tibet öfkeyle yumruğunu Görkem’in suratına geçiriyordu. Çağın, Melin’in kolunu sıkıca tutarken Melin dağılmış bir halde bana bakıyordu. Onun korku dolu bakışlarını görmek beni gerçeği görmüşüm gibi afallatmıştı. Bahtiyar korumalarının yardımıyla ayağa kalktığı sırada iki adam da beni kollarımdan tutup yerden kaldırdı. Tibet hareketliliği fark edince Görkem’de olan gözlerini bana çevirdi.
💬
Melin nasıl hayattaydı?
💬
Bahtiyar eliyle boynunu ovalayıp derin derin nefesler alırken, “Gördün mü, Faruk?” diye sorup yanındaki uzun boylu adama baktı. “Az daha beni öldürecekti, amma da güçlüymüş.” Gözlerinin bana çevrildiğini hissedince burnumdan sert bir nefes vererek ona baktım. “Bu kadar sinirlenmene ne gerek vardı ki? Bak, kardeşini getirdim sana.”
💬
“Senin hayatını sikerim!” Kollarımı sallayarak ona doğru atılmaya çalışsam da adamlar kollarımı bırakmadığından hareket edemedim.
💬
Bahtiyar beni duymazdan gelip gözlerini masanın etrafında dikilen ortaklarına çevirdi ve “Akşam yemeğimiz bitti, siz gidip odalarınızda dinlenin,” dedi, anlamaları için İngilizce konuşmuştu. “Toplantımızı yarın yapacağız.”
💬
Olan bitene anlam veremeseler de Bahtiyar’a karşı çıkmadan dağıldılar. Beni yeniden kendime getiren, Melin’in, “Abla,” demesi oldu.
💬
Bahtiyar elini salladığında Çağın, Melin’in kolunu bırakmadan onu yürüttü. Melin’in üzerinde beyaz, askılı bir elbise vardı. Saçları onu son gördüğümden daha uzundu, dalgaları göğsüne doğru salınıyordu. Kan çanağına dönmüş mavi gözleri bendeyken ve o gözlere onu ilk gördüğüm andan bu yana ilk kez dikkatle bakarken ağlamaya başladım. Şimdi öfkeyi ya da nefreti değil, acıyı ve üzüntüyü hissediyordum.
💬
Çağın’dan kurtulan Melin koşar adımlarla bana gelirken bir an onun çok korktuğum bir şey olduğunu, arkama bakmadan kaçmam gerektiğini hissettim. Kollarımı tutan adamlar geri çekildiğinde Melin’in bedeni sertçe bedenime çarptı ve ben, önünde duran bir dağ değilmişim de dokunduğu anda parçalarına ayrılacak o cammışım gibi sarsıldım. Omzu çenemin altına yaslanıp çeneme dayanak olduğunda acı çeker gibi inledim, nefes alamadım, hiç alamayacakmışım gibi geldi.
💬
Kollarını boynuma daha sıkı sarıp, “Seni bir daha hiç göremeyeceğim sandım,” dedi gözyaşları içinde.
💬
Kollarım iki yanımda donmuş bir şekilde dururken Bahtiyar’ın korumalarını da alıp malikâneye doğru ilerlediğini, Görkem’in de onları takip ettiğini gördüm. Bahçede biz hariç sadece Tibet ve Çağın kalmıştı. Tibet’in yüzüne bakamadım. Melin geri çekilecek gibi olunca hissettiğim korkuyu hiçbir zaman hissetmemişim gibi geldi. Kollarımdaki buz o an çözüldü, uzaklaşmasından, bir kez daha gitmesinden korkarak kollarımı onun bedenine sımsıkı sardım.
💬
“Hayattasın,” dedim sanki nefes aldığının şu an farkına varmışım gibi. “Hayattasın, yaşıyorsun.”
💬
Hıçkırarak ağlamaya devam ederken başını salladığında ıslak yanağı yanağıma sürttü. Kendi gözyaşlarımın ne kadar hızlı aktığını bilsem de gözümü yummuyor, gözümü yummaktan bile korkuyordum. Gözümü kapattığım anda varlığının silinecek olması düşüncesi bende paniğe yol açmıştı. Tibet öfkeyle Çağın’a bakarken bize yaklaştı, Çağın ise aynı yerde durmuş düz bir ifadeyle bizi izliyordu.
💬
Geri çekilip kardeşimin yüzünü ellerimin arasına aldığımda irice açılmış gözlerim hızla yüzünü taradı. “Annem nerede?” diye sorduğumda o saniyelik duraksaması, saçlarına doğru uzanan parmaklarımı saç diplerine bastırmama neden oldu. “O da yaşıyor, değil mi?” Melin daha şiddetli bir şekilde ağlamaya başladığında elimi ensesine kaydırıp onu kendime çektim ve yeniden sıkıca sarıldım. “Tamam, belki bundan senin de haberin yoktur. Buluruz onu da.”
💬
Melin hıçkırıklarının arasından, “Hayır, öldü o,” dediğinde bedenimdeki tüm o titremeler bir anda kesildi. Sanki onu yeni kaybetmişim, ölüm haberini yeni almışım gibi donup kaldım. “Almadılar onu, kaldı o yatta.”
💬
Artık sessizce ağlamaya, ayakta durmaya gücüm yetmeyince kendimle birlikte Melin’i de yere çektim ve yere çöktüğümüz an çığlık atarak ağlamaya başladım. Hem tüm yaşananlardan sonra kardeşimin yaşıyor oluşuna hem de annemin ölümüyle bir kez daha yüzleşmeme ağlıyordum. Ben şimdi ne yapacaktım? Kendimi dahi buradan nasıl çıkaracağımı bilmiyorken onunla birlikte nasıl çıkacaktım? İç çekerek ağlamaya devam ederken başımı kaldırıp bir cevap arar gibi Tibet’e baktığımda, gözlerinin bende olduğunu gördüm ama göz göze geldiğimizde bakışlarını anında kaçırmıştı.
💬
Dakikalar sonra Çağın’ın, “Melin,” demesiyle kaşlarım çatıldı, elimi Melin’in sırtına bastırıp gözlerimi ona çevirdim. Telefonu kulağından uzaklaştırırken gözleri Melin’deydi. “Gitmemiz gerek.”
💬
“Ne diyorsun sen?” diye sorduğumda gözleri yavaşça benim yüzüme çevrildi. “Demek abin gibi sen de bu bok çukuruna girdin. Melin’i hiçbir yere götüremezsin.”
💬
Çağın birkaç saniye gözlerime, ardından bir cevap vermeden tekrar sırtı ona dönük olan Melin’e baktı. “Melin,” dedi tekrardan.
💬
Ben tam hareketlenecekken Melin geri çekilince gözlerim onun kızarmış yüzünü buldu. “Şimdi gitsem iyi olacak,” demesiyle afalladım. “Gitmezsem işler kötüleşir.”
💬
“Seni tehdit mi ediyorlar?” diye sorarken sesim sertleşmiş, gözyaşlarım durulmuştu. “Korkmana gerek yok, seni korurum.”
💬
Melin hafifçe gülümseyerek ayaklanırken ben de onunla birlikte ayağa kalktım. “Buraya gelirken seni göreceğimi bilmiyordum,” diye fısıldadı ağlamaktan boğuklaşan sesiyle. “Söylediklerini yapmazsam hem sen hem de babaannem zarar görür. Bu benim için hissettiğim acıdan daha önemli.”
💬
“Seni de babaannemle tehdit ediyorlar demek,” derken dişlerimi sıkarak Çağın’a bakmıştım. Melin’i onlarla gönderemezdim, yaşadığını öğrendikten sonra bunu yapamazdım. “Anlaşılan beni tehdit edecek bir nokta daha olduğundan seni ortaya çıkardılar.”
💬
Çağın’ın bize yaklaştığını görünce Melin’i kolundan tutup arkama çektim. Tibet de elini Çağın’ın göğsüne koyup onu itmiş, yaklaşmasına izin vermemişti. Gözleri hâlâ Çağın’dayken, “Seni küçük sıçan,” dedi öfkeyle. “Sen ne işlere bulaştın?”
💬
“Bulaştığım bir iş yok,” dedi Çağın, Tibet’e bakmadan. Tuhaf bir şekilde gözlerini Melin’in üzerinden ayırmıyordu. “Zaten içindeydim.”
💬
Söylediği şey beni duraksattı. İçinde miydi?
💬
Tibet hızla ona doğru dönüp üzerindeki lacivert gömleğin yakalarını tuttu ve “Lan sen daha 21 yaşındasın!” diye bağırdı. “Sen bu heriflerin arasında ne bok yiyorsun?”
💬
Çağın hiçbir harekette bulunmadan sadece gözlerini hareket ettirerek Tibet’e baktı. Onu ilk kez gördüğüm o günkü güler yüzünü, hızla cümleleri art arda sıralarkenki heyecanını, gözlerindeki muzip parıltıyı hatırladım. Onun ve kız kardeşi Çağla’nın da bu işlerle bir ilgisi olup olmadığını sorgulamıştım, yaşları küçük olduğu için pek ihtimal vermemiştim ama yine de bunu aklımda bulundurmuştum. Haksız çıkmış olmayı isterdim. Ona acıyarak bakmaktan uzak duramadım.
💬
“Bir kez olsun sus, dur ve geri çekil,” dedi Çağın sakin bir tavırla. Tibet’in ellerini itip geri çekildi. “Geri çekil ve kendi hayatına devam et.”
💬
Tibet’in yumruklarını sıktığını, kendini dizginlemeye çalıştığını gördüm. O hâlâ karşısındaki genç adamı bir çocuk olarak görüyordu, onun yerinde Görkem olsaydı eminim ki kendini durdurmaya çalışmazdı. Benim gibi o da Çağın’a acıyarak bakıyordu. Kız kardeşi ne durumdaydı? Ya da annesi? Ferhan’ın ölümünden sonra onlara ne olmuştu bilmiyordum.
💬
Hiç kimse konuşmayınca “Kızı götürmem gerekiyor,” dedi Çağın. “Size tavsiyem, boşa kürek çekmeyi bırakın ve hayatınıza dönün.”
💬
“Hayatıma döneyim ve kardeşimi size bırakayım, öyle mi?” diye bağırarak sorduğumda Melin’in irkildiğini fark edip ona baktım. Bağırmamdan korkması bir an beni ağlatacak sandım. Kardeşime neler olduğunu merak ediyor, düşündükçe daha da öfkeleniyordum.
💬
Çağın, “Emin ol Melin senin yanında olduğundan daha güvende,” dedi tekrar bize yaklaşırken. “Sen daha kendi canını koruyamıyorsun, ölüm ensende geziyorsun, bir de onu mu koruyacaksın?”
💬
Cümleleri art arda içsel bir sarsıntı yaşamama neden olurken Melin’e uzattığı eline baktım. Melin onun yanına gitmeden bana sarıldığında, bunun onu bırakmamam için yapılan bir hareket olmadığının, veda ettiğinin farkındaydım. Ama onun aksine ben ona, onu bırakmamak için sıkıca sarıldım. Onu bir yere götüreceklerse beni de onunla birlikte götürebilirlerdi.
💬
Melin yavaşça belimi okşarken kulağıma doğru, “Bir yolunu bulacaksın,” diye fısıldadı. “Şimdi gitmeme izin vermek zorundasın, bunu bu şekilde çözemeyiz.”
💬
“Hayır,” dedim sadece ve onu tutuşum sıkılaştı.
💬
“Niran,” diye adımı fısıldadığında ürperdim. “Biliyorum, benden daha çok acı çektin. Ben senin yaşadığını biliyordum ama sen hepimizin öldüğünü sanıyordun.” Burnumun direği sızlamaya başladığında gözlerimi yumdum. “Ama şimdi dediklerini yapmazsam seni de kaybedebilirim, ben bunu göze alamam. Seninle aynı acıyı yaşamamı mı istersin yoksa bir süre daha ayrı kalmayı mı?”
💬
Sorusunu duymazdan gelip, “İkimize de bir şey olmayacak,” dediğimde derin bir nefes aldı.
💬
“Sanıyor musun ki buradan kaçmaya çalışsak ikimizi de sağ bırakırlar?” diye sorunca gözlerimi yavaşça araladım. “Sen onların peşindeyken ben bu adamlarla haftalarımı geçirdim.” Cümlesiyle beraber geri çekilip kardeşimin yaşlarla parıldayan gözlerine baktım. “Hiç beni, bizi dinlemedin. Bir kez olsun dinle.”
💬
Ondan uzaklaşmama neden olan da son cümlesi oldu. Bir an beni suçluyor oluşunu düşünmek o kadar ağır geldi ki, kaçarken vurulacağımı bilsem de buradan koşarak kaçmak istedim. Onları dinlememiştim. Kaçmalarını, uzaklaşmalarını sağlamak, onları her şeyin dışında tutmak istemiştim ama elime yüzüme bulaştırmıştım. Annemin ölümü ve başına gelenler için beni suçluyor muydu?
💬
Gözlerimin içine bakıp hafifçe gülümsedi ve “Kendini güvende tutmanın bir yolunu bul, beni merak etme,” dedi, ardından Çağın’ın hâlâ havada duran eline bakmadan yanından geçerek ilerledi.
💬
Arkasından gitmek için hareketlendim ama iki adımdan fazlasını atamadım. O her zamanki Melin olsa da bir şeylerin değiştiğini fark etmemek aptallık olurdu. Son kez gözlerime baktığı anda anlamıştım, onu ne kadar sıkı tutarsam tutayım gidecekti. Onun gidişini izlerken düşünmek dışında hiçbir şey yapamamıştım. Evet, tüm ailemin öldüğünü, yalnız kaldığımı düşünüyordum fakat bazen her ne kadar aksini düşünsem de bu süreçte yanımda olan insanlar olmuştu. Melin ise benim yaşadığımı bilse bile bana ulaşamamış, o heriflerin yanında yalnız kalmıştı.
💬
Başımı ellerimin arasına alıp sıkarken burnumdan sert bir nefes verdim. Onu dinlememeliydim. Zorla da olsa kolundan tutup buradan çıkarmalıydım. Ellerimi başımdan ayırıp hızla ileri doğru atıldım ama birkaç adım sonrasında Tibet kolumu tutarak beni durdurduğunda hızımdan dolayı yalpaladım. “Bırak,” deyip kolumu çekmeye çalışsam da tutuşu gevşemedi.
💬
“O haklı, Niran,” dediğinde durdum, başımı yana çevirip Tibet’e baktım. “Onu da alıp buradan sağ çıkma ihtimalimiz yok. Bizi geçtim, kardeşini de riske atarız.”
💬
Bu kez kolumu daha hızlı hareket ettirip elinden kurtardım. “Kardeşimi o adamların eline mi bırakayım?”
💬
“İstesek de istemesek de zaten hepimiz aynı durumdayız,” dediğinde omuzlarım çöktü. “Bahtiyar’ın onu şimdi ortaya çıkarmasının bir nedeni olmalı.”
💬
“Umurumda değil, Tibet,” dedim sesimi yükselterek. “Ölecek olmak ya da işkence görmek umurumda değil. Ben kardeşimi istiyorum.”
💬
“Evet, bunu bin kez söyledin.” Tibet iki adımla dibimde bitip yüzümü ellerinin arasına aldığında duraksadım. Gözlerimin içine bakarak, “O kız ailesinden kalan son kişiyi, seni kaybetmemek için kendi ayaklarıyla gidiyorsa, sen de biraz daha katlanabilirsin,” dedi sertçe. “Kardeşin yaşıyor, onu gördün, şimdilik iyi durumda.” Dudaklarımı araladığımda yanaklarımı daha sıkı kavrayarak konuşmamı engelledi. “Bana her zaman yaşamak için bir nedeninin olmadığını, ölmenin umurunda olmadığını, istediğin tek şeyin intikam olduğunu söyledin. Şimdi yaşamak, o kızı kurtarmak zorundasın.”
💬
“O yaşıyor,” diye fısıldadım, sesim güçsüz çıkmıştı. İçinde olduğum durum o kadar boğucuydu ki, onun yaşıyor olduğu gerçeğiyle her dakika yeniden yüzleşiyordum. Bu durmadan aynı duvara art arda toslamak gibi hissettiriyordu.
💬
“Sen de öyle,” dediğinde gözlerimi kaldırarak gözlerine baktım. Avuçları hâlâ yanaklarıma yaslı duruyordu. “İnat edebileceğin bir konumda değiliz. Biliyorum, şu an her şey senin için çok zor ama bir an önce toparlanmamız gerekiyor.” Gözlerime bakarken sanki kafasında bir şeyleri tartıyormuş gibi bir süre sustu. “Bana güveniyorsun değil mi? Çünkü risk alacağım.”
💬
Başımı yavaşça salladığımda gülümsedi. Adım seslerini o da duymuş olmalı ki gözlerini arkamdaki bir noktaya çevirdikten sonra yanağımı hafifçe okşayıp ellerini geri çekti. Gözlerini kime diktiğini görmek için omzumun üzerinden arkama baktığımda Bahtiyar’ı gördüm. Yüzünde ilk defa bu denli net bir ciddiyet vardı. Yüzündeki tırnak izlerimin açtığı yarıklardaki kan kurumuştu, boynu hâlâ kızarıktı. Dişlerimi gıcırdatarak ona bakarken gözlerini üzerimizden ayırıp masaya yaklaştı, sandalyelerden birini çekip oturdu.
💬
“Bu kadar gürültü yeterli,” dedi otoriter bir sesle. “Geçin şuraya.”
💬
Adamlar hareket etmemizi beklemeden yanımıza geldiler ve bizi kollarımızdan tutup resmen sürükleyerek masaya götürdüler. Adamlardan biri bir sandalye çektiğinde diğeri ellerini omuzlarıma bastırarak beni oturtturdu. Tibet’i de yanıma oturtmuşlardı, ikimiz de zorluk çıkarmamıştık çünkü bunun bir işe yaramayacağının farkındaydık. Bahtiyar boynunu hareket ettirerek esnettikten sonra ellerini masaya koydu ve boş bakışlarını yüzümüze dikti.
💬
Bahtiyar’ın, “Size küçük bir iş ayarladım,” demesiyle bakışlarım Tibet’e kaydı, kaşlarını kaldırarak karşındaki yaşlı adama baktığını gördüm. “Ne yapacağınızı anlatacağım, dikkatli dinleyin, bir kez daha anlatmam.”
💬
“Ne saçmalıyorsun yine sen?” diye sordum çatık kaşlarla ona bakarken. “Senden iş isteyen mi oldu?”
💬
“Ben şimdiye kadar hiç kendi isteğiyle çalışanı görmedim zaten,” dedi, cümlesi alaycı olsa da ifadesi ciddiyetini koruyordu. “Seçeneğiniz olmamasına rağmen çok düşünüyorsunuz. Yoksa benim bilmediğim, sizi kurtarabilecek bir seçenek daha mı var?”
💬
Tibet ellerini masanın üzerine koyup parmaklarını birbirine geçirdi ve “Madem ciddi şeyler konuşacağız, ben de sana bir soru soracağım,” dedi. İkimizin de gözleri ona çevrilmişti. “Dünyadaki en küçük ülkenin hangisi olduğunu biliyor musun?”
💬
Tibet’in sorusuyla duraksadım, kaşlarımı çatıp ona tuhaf bir ifadeyle baktım. Böyle bir sorunun şimdi sırası mıydı? Gerçi beni sorudan daha çok şaşırtan şey, Bahtiyar’ın ilk başta benim gibi duraksasa da sonrasında bunu ciddi bir şekilde düşünmeye başlamasıydı.
💬
Bahtiyar parmaklarını çenesine sürtüp, “Monako muydu yoksa Vatikan mı?” diye sorusuna soruyla cevap verdi.
💬
Tibet dilini şaklattığında Bahtiyar’ın gözleri kısıldı. “Yanlış,” dedi Tibet gözlerini ondan ayırmadan. “Pekin.”
💬
Bahtiyar, Tibet’in cevabıyla gülerek geriye yaslandı. “Pekin mi? Her konuda zeki olduğunu düşünüyordum ama sanırım yanılmışım, coğrafyan gerçekten kötüymüş. Pekin ülke bile değil,” derken de gülmeye devam etmişti.
💬
Tibet ona aynı ciddi ifadeyle bakıyor, gözlerini bir an olsun gözlerinden ayırmıyordu. Bense bu anlamsız konudan ne sonuç çıkacağını düşünüyordum. Bahtiyar’ın gülüşü öyle ani bir şekilde kesildi ki, eğer Tibet’in dudaklarındaki o küçük kıvrımı görmemiş olsaydım kesinlikle gözlerimi ona çevirmiş olurdum. Birkaç saniye daha ona bakmayı sürdürüp yüzündeki ifadeyi anlamaya çalıştım ama bir çıkarım yapamayınca bakışlarımı Bahtiyar’a çevirdim. Bahtiyar’ın yüzündeki o sarsılmış ifadeyi görmek ise beklemediğim bir şeydi.
💬
Toplamaya çalıştığı ama başaramadığı yüz ifadesiyle, “Yanlış yoldasın,” dediğinde Tibet tekrar dilini şaklatıp, “Bana hiç öyle gelmiyor,” dedi. Tibet neler çeviriyordu?
💬
🌪️
💬
Birkaç Saat Önce…
💬
Telefonu belki de yüzüncü kez çalıyordu fakat Tibet, düştüğü boşluktan çıkmakta o kadar zorlanıyordu ki dikkatini bir türlü toparlayamıyordu. Nereye gideceğini bilse de sanki bir rotası yokmuş gibi bilinmezliğe sürükleniyor, bir robot gibi sabit adımlar atıyordu. Her an boşluğa düşme, kaybolma eğilimine sahipti ama birkaç aydır iyi idare ediyordu. Çünkü son birkaç aydır yalnız hissetmiyor, ne zaman düşecek olsa son anda bir dala tutunup kendini yukarı çekiyordu.
💬
Aylar sonra yeniden aynı boşluğa düşme sebebi ise Niran’ın yanında olmamasıydı.
💬
Bıkkınlıkla sesli bir nefes verdi ve elini cebine atıp telefonunu çıkardı. Ekranda Turhan’ın adını görmesiyle gözleri otomatikman devrilmişti. Telefonu kulağına yaslayıp, “Ne var?” diye sorarak aramayı yanıtladı.
💬
“Neredesin oğlum? Kaç saat oldu dönmedin,” dedi Turhan öfkeyle. Kardeşi için endişeleniyor, endişesini belli etmemeye çalışırken kendisini daha öfkeli bir halde buluyordu. “Aradılar mı seni?”
💬
Tibet’in gözleri yaklaşık iki yüz metre ilerideki büyük malikânede takıldı. Evet, aramışlardı ama bunu Turhan’a söylemeyi düşünmüyordu. “Hayır,” dedi Tibet, bu cevabı verirken tereddüt etmemişti. “Başka bir şey yoksa kapatacağım.”
💬
Turhan telefonun diğer ucundan söylenmeye devam ederken Tibet’in dikkati, sağ taraftaki dar sokaktan çıkan ikiliyle dağıldı. Takım elbiseli adamlardan biri daha kısa boylu ve yaşlı görünüyordu. Arabasını uzak bir noktada bırakmıştı, buraya kadar yürüyerek gelmişti ve şimdiye kadar yolda karşılaştığı hiçbir insan bu kadar resmî görünmemişti gözüne, dikkatini çekmeleri bu yüzdendi. Adamlar onunla aynı rotada ilerliyorlardı, Tibet adımlarını yavaşlatsa da gözlerini onlardan ayırmadı.
💬
Uzun boylu adamın yanındaki adama, “Bahtiyar Bey’in söylediğini yaptın mı?” diye sorduğunu duymasıyla kaşları çatıldı.
💬
Sesi alçaltıp, “Turhan, bir kes sesini de bekle,” diye homurdandıktan sonra dikkatini tekrar önünde yürüyen ikiliye verdi.
💬
Yaşlı adamın, “Yaptım ama velet çok inatçı. Velet de değil, kazık kadar herif,” diye söylendiğini duydu Tibet. Takım elbiselerine ve malikânenin etrafında dolanmalarına bakılacak olursa aynı Bahtiyar’dan bahsediyor olmalılardı, bu da Tibet’in bütün ilgisini çekmişti. “Dünyanın bir ucundasın, babanın da bok gibi parası var, yaşa dur işte orada.”
💬
“Yine Türkiye’ye döneceğim diye mi tutturdu abi?” diye sordu diğer adam.
💬
Yaşlı adam başını sallayıp, “Evet,” dedi. “Yıllardır onu Pekin’de tutmak için bir tarafımı yırtıyorum, yemin ederim babasından çok beni yaşlandırdı.” Adam derin bir nefes aldı ve elini salladı. “Neyse, Bahtiyar Bey’le konuşacağım birazdan, oğlunun inadını biraz da o çeksin.”
💬
Tibet’in adımları duydukları karşısında daha da yavaşlayınca önündeki ikiliyle arası açıldı. Bahsettikleri Bahtiyar’ın oğlu muydu? Kafasındaki o durmuş çark ilk önce gıcırdadı, sonra hızla dönmeye başladı. Adım atmayı tamamen kesip bir süre adamların uzaklaşmasını bekledi, telefon hâlâ kulağındaydı ve abisi ara sıra konuşuyordu, bir cevap alamasa da telefonu kapatmamıştı.
💬
Adamlarla arası bir hayli açılınca, “Turhan,” dedi hızla. O sırada konuşan Turhan sustu. “Bahtiyar’ın oğlunu hatırlıyor musun?”
💬
“Oğlunu mu?” diye sordu Turhan, kardeşinin bu ani sorusuna şaşırmıştı. “Bahtiyar’ın iki kızı yok muydu?”
💬
“Lan vardı ya oğlu, hani amcamlar cenazesine gitmişti,” dedi Tibet dişlerinin arasından. Kafasındaki çark hızla dönmeye devam ettiğinden tüm düşünceleri birbirine girmişti.
💬
“Ha…” Turhan bir süre sustu, zihni onu yıllar öncesine götürdü. “Evet, küçük bir çocuktu ama bayağı eski bir olay bu. Sen o zamanlar liseye gittiğine göre on sene olmuştur.”
💬
“O çocuğun hâlâ yaşıyor olma olasılığı kaç?”
💬
Turhan afalladı, telefon kulağında asılı kalırken gözlerini parmaklarının arasında tuttuğu sigaraya indirdi. “Nereden çıktı şimdi bu?” Soru ağzından öylesine çıksa da kafasının karıştığını inkâr edemezdi. “Yanlış hatırlamıyorsam trafik kazası geçirmişti, babam ve kardeşi konuşurken duymuştum ama daha fazlasını bilmiyorum.”
💬
Tibet tekrar yürümeye başladığında bu kez adımları daha sağlam ve kararlıydı. “Bunu araştırmanızı istiyorum,” dedi pürüzsüz bir sesle. “İlkay’a önemli olduğunu, didik didik etmesini söyle. Bahtiyar, Pekin’de birini saklıyor.” Kardeşinin son cümlesiyle Turhan’ın gözleri kısılmıştı. “Kimi sakladığını bulun. Hatta gidip onu da bulun. Niran’ı alıp geleceğim.”
💬
Turhan’ın gözleri Tibet’in söylediğiyle irileşirken bir şey söylemek için artık geçti, Tibet çoktan telefonu kapatmıştı. Turhan onu tekrar tekrar arasa da ona ulaşamadı çünkü Tibet çoktan telefon hattını çıkarıp kırmış, telefonu da ayağının altında parçalamıştı. Elindeki zaten kendi telefonu değildi, buraya geldiklerinde birbirleriyle iletişim kurabilmek için almışlardı. Malikâneye girerken üzerinin aranacağını biliyordu, kendi telefonu olmasa da ellerine geçmesini istememişti.
💬
🌪️
💬
Masadaki sessizliğin sebebinin ne olduğunu bilmesem de gerilimi hissedebiliyordum. Tibet başını omzuna doğru eğip karşısındaki adama bakarken elini benim bacağıma koydu, bacağımı yavaşça sıkması beni belki biraz gevşetmişti ama bulunduğum ortam tamamen gevşememe izin vermiyordu. Aralarındaki bu sessiz konuşmanın anlamını daha çok merak etmeye başlamıştım.
💬
“E biz böyle saatlerce susacak mıyız?” diye sordu Tibet, sesindeki alaycı tını beni ürpertti.
💬
Bahtiyar, sanki söyleyebileceği bir şey yokmuş gibi, “Daha açık konuş,” dediğinde ona dikkatle baktım. Paniklemiş miydi?
💬
“Arkadaşım tatil için Pekin’e gitmişti, birkaç gün önce döndü,” dedi Tibet normal bir konudan bahsediyormuş gibi ama Bahtiyar’ın yüzündeki ifadeler dağılmıştı. “Döndüğünde bana orada karşılaştığı çok ilginç şeylerden bahsetti.”
💬
Bahtiyar bir anda sandalyesini itip ayaklanınca hazırlıksız yakalandığımdan irkildim. Gözlerini Tibet’ten ayırmadan, “Onları odalarına götürün, odadan çıkmayacaklar,” dedi ve elini cebine atarken hızla arkasını döndü. Bu ani hareketine şaşırmadım desem yalan olurdu.
💬
Bahtiyar hızlı adımlarla malikâneye doğru yürürken çıkardığı telefonu kulağına yaslamıştı. Onun hareketlerini izlerken, “Ne oluyor?” diye sordum kısık bir sesle.
💬
Arkamızdaki adamlar bizi kollarımızdan tutup kaldırdığı esnada, “Anlatırım,” dedi Tibet sadece.
💬
Kafasından geçenler nelerdi bilmiyordum ama bize kolaylık sağlayıp sağlamayacağından emin olamadım. Daha konuşamadan her şey bıçak gibi kesilmişti, bizi yine odaya yolluyordu. Bu da kaçma ihtimalimizin azaldığını gösteriyordu. Melin’i götürmüşler miydi? Hâlâ burada olduğunu sanmıyordum, içimden bir ses Bahtiyar’ın, Melin’in burada olmasının bana acı vereceğini bilmesine, bundan zevk alacak olmasına rağmen riske girmek istemeyeceğini söylüyordu.
💬
Tibet, Bahtiyar yanımıza gelmeden önce risk alacağını söylemişti. Alacağı riskle bu konunun bir ilgisi olabilir miydi? Bedenimi de zihnim gibi zor ayakta tutuyordum ve işlerin bu kadar kısa sürede arapsaçına dönmesi bana doğrulmam için zaman tanımamıştı. İyi hissetmiyordum. Gerçekten iyi hissetmiyordum ve kafamı nasıl toparlayacağımı bilmiyordum.
💬
Bizi yine aynı odaya götürmüşlerdi fakat bu defa kapıyı kilitlemişlerdi. Tibet odanın ortasına doğru ilerlerken durup ardımızdan kapanan kapıya baktım. İnsanın hangi duyguda, hangi durumda korkacağı bir şey olmazdı? Ben ailemi kaybetmeden önce de kaybettikten sonra da ne istersem yapmıştım ama şimdi yapamayacağımı biliyordum. Çünkü ölümle, onların ölümüyle tanışmıştım. Melin’in hayatta olduğunu öğrenmişken, onu yeniden kazanmışken kaybetmeyi göze alamazdım.
💬
Bir çakmak sesi duydum, ardında da Tibet’in sesini.
💬
“Merak etme, buradan çıkacağız,” dediğinde omzumun üzerinden ona baktım. Uzun, uçları parkeye sürtünen tül perdeyi sertçe itti ve pencereyi açtı. Sırtı bana dönüktü, yüzünü görmüyorken de tam olarak ne hissettiğini anlamıyordum.
💬
Bedenimi tamamen ona döndürüp, “Bahtiyar’ın önüne bir yem attın,” dedim sakince. “Neyden bahsediyordunuz?”
💬
Tibet gözlerini malikânenin bahçesinde gezdirirken ona yaklaştım. Bana bakmadan, “Bu konuda ne düşünürsün bilmiyorum,” derken sesi kısık çıkmıştı. Belki de cam açıkken birilerinin konuşmalarımızı dinlemesini istemiyordu. Onların evlerinde kaldığımız gün odamıza bir cihaz koymuş, bizi izleyip konuşmalarımızı dinlemişlerdi. Burada da aynı şey olabilir miydi?
💬
O konuşmaya devam etmeden önce, “Tibet,” diyerek ilgiyi üzerime çektim. Artık onun tam arkasındaydım, aramızda pek de bir mesafe yoktu. “Bu odada da kamera falan var mıdır?”
💬
Bana doğru dönüp kalçasını pencerenin pervazına yasladı. “Sanmam,” dedi gözlerini yüzümde gezdirirken. “Bahtiyar küçük şeylerle uğraşmaz.”
💬
Tereddütte kalmış bir şekilde, “Emin olmadım,” dediğimde ani bir hareketle kendini ileri itip kalçasını pervazdan ayırdı. Sigarayı tutan elini pencereye doğru uzattıktan sonra diğer elini belime bastırdı ve bana yaklaştı. Amacını anlamaya çalışırken yanağını yanağıma bastırıp bana sarılmasıyla afalladım.
💬
“Duyması çok da umurumda değil ama için rahat edecekse kulağına fısıldarım,” derken kulağıma çarpan sıcak nefesiyle irkildim. “Bu konuda ne düşünürsün bilmiyorum,” diye tekrarladı cümlesini. “Şans da diyebilirsin kader de. Buraya gelmeden önce Bahtiyar’ın çalışanlarının kendi aralarında konuştuklarını duydum.”
💬
Gözlerim camdaki yansımamızda, kendi yüzümdeydi. “Her ikisi de olabilir,” diye mırıldandım. “Ne duydun?”
💬
“Bahtiyar’ın oğlundan bahsediyorlardı,” dediğinde gözlerim kısıldı. “Oğlunu Pekin’de saklıyor anlaşılan. Tabii tuhaf olan bu değil. Bahtiyar’ın oğlu seneler önce, ben daha lise öğrencisiyken ölmüştü. Başka da oğlu yoktu, kızları vardı.”
💬
Yakınlığını göz ardı etmeye çalışırken, “Belki yeniden oğlu olmuştur?” dedim sorar gibi. “Nasıl bir herif olduğu ortada. Düşmanı da çoktur. Oğlu küçükse korumak istemiş olabilir.” Sessiz kalınca tekrar konuştum. “Sen neden öldü denilen oğlunun yaşadığını düşünüyorsun?”
💬
Yanağını yanağıma sürtünce istemsizce nefesimi tuttum. “Başka bir oğlu daha olmuş olsa en fazla dokuz on yaşlarında olabilir. Adamlar konuşurken onun için kazık kadar herif dediler.” Elini hareket ettirince sigaranın külünü silktiğini anladım. “Öldüğü söylenilen oğlu ise yaşıyorsa şu an bizim yaşlarımızdadır.”
💬
Söylediklerini kafamda ölçüp biçerken, “Demek ki bu yüzden panikledi,” dedim düşünceli bir sesle. Tibet’in masada kurduğu cümleleri düşündüğüm sırada hafifçe geri çekildim ve yüz yüze geldik. “Sen bugün öğrendiğini söylüyorsun ama masada sanki daha önce öğrenmişsin gibi davrandın.”
💬
Tibet’in dudağının kenarı yukarı kıvrıldı, yarısı kül olup uçmuş sigarasını dudaklarının arasına yerleştirdi. Yüzlerimiz birbirine yakın olduğundan duman yüzümü sarınca aramızdaki mesafeyi açtım. Tibet yüzümü izlerken, “Aslında emin değildim, risk almak, tepkilerini görmek istedim,” dedi. “Yüzünün halini görünce de emin oldum. Muhtemelen telefona sarılıp oğlunu ya da oğlunun yanındaki adamları aramıştır.”
💬
Kolu aramızda gerilse de eli hâlâ belimde duruyordu. Bir elimi pencerenin pervazına bastırıp ağırlığımı tek ayağıma verdim. “Peki bu bizim ne işimize yarayacak?” diye sordum. “Sonuçta oğlunun güvende olduğunu öğrenecek. Biz buradan çıkıp ona ulaşamayız ya da abinlerin ulaşması uzun sürer, Bahtiyar onu çoktan başka yere götürtmüştür.” Gözlerim anlık gözlerinden ayrılıp aralık duran, sigara dumanını üflemek için hareketlendirdiği dudaklarına kaydı. Kaşlarımı çattım. “Bir nevi onu uyarmış, ona fırsat vermiş oldun.”
💬
“Oğlu umurumda değil, Niran,” dedi kısık bir sesle. “Onu alıkoyacak değilim. Oğlunun yaşadığını bildiğimizi, onun da tehdit edilebilecek bir zaafının olduğunu bilmesi yeterli.”
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Bu buradan çıkabilmemiz için yeterli değil,” diye fısıldadım. “Şu an daha çok sinirlenmiş olabilir, bu sinirini benim kardeşimden de çıkarabilir.” Durdum, irkilerek ona baktım. “Çıkarır mı?”
💬
Tibet panik yaptığımı görünce sigarayı pencereden dışarı atıp diğer elini de belime koyarak aramızdaki mesafeyi yeniden kapattı. “Saldırmak isterse ilk düşüneceği kişi Melin olmaz,” demesi rahatlamama yetmedi. “Melin’i bu şekilde kullanacak olsaydı aylarca beklemezdi, biz daha ikinci ortağına ulaşamadan yemini öne sürerdi.”
💬
Bunu reddeder gibi başımı iki yana sallayıp ondan uzaklaştım. “Söylediklerin yalnızca varsayım,” derken sesimi sakin tutamamıştım. “Hiç iyi olmadı bu.”
💬
“Çağın kardeşinin yanında, onu koruyacaktır.”
💬
Cümlesi donup kalmama neden oldu.
💬
“Ne demek Çağın onu korur?” Dişlerimi sıkarken gözlerinin içine baktım. “Senin o şerefsiz kuzenin de kardeşimin kaçırılmasına yardım etmiş!”
💬
Tibet yüzündeki sakin ifadeyi bozmadı. “Bana kalırsa Çağın, Melin’e âşık olmuş.”
💬
“Ne?” Gözlerim şaşkınlıkla irileşti. “Ne diyorsun sen?”
💬
“Dediğimi duydun, âşık olmuş,” dediğinde bu ihtimalin iğrençliğiyle yüzümü buruşturdum. “Onun bakışlarını da hareketlerini de gördüm. Kardeşini sana karşı bile savundu. Ona bir şey olmasına izin vermez.”
💬
Elimi kaldırıp salladım ve “Bu konu benim midemi bulandırdı,” dedim sinirle. “İçim falan rahatlamadı, şimdi daha çok endişelenmeye başladım.”
💬
“Niran, ben bu güzel bir şey demiyorum ya da doğru bulduğumdan söylemiyorum,” derken onun da yüz ifadesi sertleşmişti. “Ben Melin’in de nasıl davrandığını gördüm. Çağın’a ayak uydursa da senin kardeşin belki de sandığından daha zekidir. Onun bu küçük zaafını kendi yararı için kullanabilir.” Ne diyeceğimi bilemeyerek öylece ona baktım. “Melin’in nasıl öfkeli olduğunu fark etmedin mi? O kızın ne yaşadığını bilemeyiz ama içimden bir ses senden benden daha öfkeli olduğunu, ne yaptığını bildiğini ve bu yüzden de kendinden bu kadar emin olduğunu söylüyor.”
💬
Kollarımın gücü çekilmiş gibi iki yana düştüğünde, “O daha yirmi yaşında,” diye fısıldadım, sesim de bedenim gibi güçsüzdü. “Fark etmedim değil. Onda bir şeylerin değiştiğini gördüm ve bu beni daha çok üzdü, endişelendirdi.” İçimdeki yükü atmak için derin bir nefes aldım ama bir faydası olmadı. “Söylediğin gibi olsa bile her aşk saf, sağlıklı değildir. Ya aksine Melin’e daha çok zarar verecek olursa? Ya dediğin gibi âşık olma gibi bir durum da yoksa?”
💬
Yüzündeki ifadeler ve duygular, bir su gibi duruldu. “Senin insanların gözlerine bakarak ne düşündüklerini ya da ne hissettiklerini anlayabileceğini düşündüm hep,” dediğinde gözlerinin içine baktım. “Yoksa senin için bir insanın gözlerinde aşkı görmek bu kadar mı zor? Anlamaz mısın baktığında?”
💬
Onun yüzünde durulan su, benim yüzümde büyük bir dalga gibi büyüdü ve karmakarışık bir ifadeyle ona baktım. Evet, hayatın bana karşı adil olmadığını düşünüyordum ama sanki onun yanındayken beni ekstra bir girdaba sürüklüyordu. Öfke, bir duman gibi yükselip bedenimi terk etti. Kalbim ise dumanlarını etrafına yayarak kendini bir kalkanın içine aldı.
💬
Özür dilerim, Tibet.
💬
“Anlama isteğiyle bakarsam her şeyi anlarım, Tibet,” dediğimde verdiğim cevap onu bir anlığına duraksattı. Parmaklarımı enseme bastırıp sırtımı ona, yüzümü banyoya doğru çevirdim. “Bir elimi yüzümü yıkayayım, sonra dinlenirim. Belli ki buradan çıkamayacağız, en azından yarın için kendimi toparlayayım.”
💬
Ondan bir cevap beklemeyip banyoya girdim, ki cevap vermeyeceğine de emindim. Söylediğim şey belki kalbini kırmıştı, belki farklı şeyler düşündürtmüştü, bilmiyordum ama içim rahat bir şekilde kurmamıştım cümleyi. Onunla bu tür konuları konuşmanın bende ağlama isteği uyandırdığını fark ettiğimden beri daha çok korkmaya başlamıştım. Kalbi benim yüzümden kırılsın istemiyordum.
💬
Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynada kendime bakarken gözlerim boynumdaki kolyeye kaydı. Melin’in kolyesi. Acaba boynumda olduğunu görmüş müydü? Zincirdeki küçük pırlantayı ıslak parmaklarımın arasına alıp sıktım. Gözlerim gözyaşlarıyla parıldarken gülümsedim. Melin’i kurtarıp onunla birlikte evimize dönebilirdim, her şey bitebilirdi ve biz normal hayatımıza kaldığımız yerden devam edebilirdik. Anne ve babamızın yokluğu bizi yarım insan yapardı belki ama birlikteyken üstesinden gelebilirdik.
💬
Melin’i kurtarmak pahasına tüm her şeyden, planlardan vazgeçebilir miydim?
💬
Onu bırakacaklarını söyleseler, onu bıraktıklarında yollarına çıkmamamı isteseler, yapar mıydım?
💬
Parmaklarımın arasındaki taşı daha sıkı tutarken düşündüm. Bunu yaparsam yaptıkları yanlarına kalırdı, Tibet’i de yarı yolda bırakmış olurdum ama Melin benimle olurdu, birlikte olurduk. Bunu reddetmem demek, onu gözden çıkarmış olmam demek olurdu. Gözlerimi çıkarırdım ama Melin’i gözden çıkarmazdım. Kardeşimi ne olursa olsun onların elinden kurtarmalıydım.
💬
Kolyeyi bırakıp çenemde birikmiş olan su damlalarını elimin tersiyle sildim ve banyodan çıktım. Odaya döndüğümde Tibet’i yatakta sırtüstü uzanmış tavanı izlerken buldum. Işıkları kapatmıştı, odayı aydınlatan tek şey abajurun ışığıydı. Pencere hâlâ açıktı ve yağmaya başlayan yağmurun sesi odanın içine doluyordu. Yüzümü ve ellerimi yıkarken gömleğimin kolları ıslanmıştı, bu yüzden rahatsız hissettiriyordu. Gömleğimin düğmelerini açarken gözlerimi Tibet’ten ayırdım.
💬
Gömlek iki yanımdan düğmeleri açık bir şekilde salınırken pencereye yaklaştım. Dışarıda yağmur yağıyor olsa da bahçede onlarca adam vardı. Pencereyi kapatmadım ama tül perdeyi çektim. Üzerimdeki gömleği çıkarıp duvar kenarındaki sandalyenin sırt kısmına astım. Kuruması gerekiyordu, yarın tekrar giyecektim. Getirdikleri o diğer saçma kıyafetleri giymek istemiyordum. Yatağa döndüğümde bıraktıkları kutunun ve diğer şeylerin hâlâ yatağın boş tarafında olduğunu gördüm. Onları alıp yere bıraktıktan sonra yatağın kenarına oturdum.
💬
İçerisi soğuk olmadığı için sütyenle üşümüyordum. Yaşadığım yorucu günlerin izleri hâlâ bedenimde olsa da kardeşimi gördükten sonra toparlanmış hissetmeye başlamıştım. Kemik ve kas ağrılarımı daha rahat göz ardı edebiliyordum. Gözlerim çıplak kollarıma kaydığında yutkundum. Bileklerimde hâlâ zincirlerin ardında bıraktığı morarmalar, bedenimde de halatların ve oradan oraya sürüklenmenin bıraktığı izler vardı. Kollarıma bakarken sırtımda hissettiğim parmaklarla donup kaldım, tüylerim diken diken oldu.
💬
“Sırtına ne yaptılar?”
💬
Sorusunu duyduğumda sırtımda ne olduğunu düşündüm. İlk başta dalga seslerini duydum, sonra metal merdivenin gıcırdayarak sallandığı ânı ve savrulan bedenimle sırtımın her seferinde merdivenin basamaklarına çarpışını hatırladım. O anlarda yorgundum, üşüyordum ve bedenim hissizdi, bir yara almışsam da hissetmemiştim. Ben bir cevap vermeyince Tibet’in dişlerini gıcırdattığını işittim. Bu sesi ben bile duyduysam onun dişlerini sıkarken başı zonklamış olmalıydı.
💬
Kolunu belime sarıp beni yatağa çektiğinde ve ben sırtüstü uzandığımda onunla göz göze geldik. Dirseklerinin üzerinde doğruldu, abajurun ışığıyla açık kahve, sarı gibi görünen ela gözleri kollarımda dolandı. Gözlerimi yüzünden çekmedim, onun ise gözleri, gözlerimden başka her yerdeydi. Bilerek gözlerime bakmadığını düşündüm. Aniden burnumun direği sızlayınca buna anlam veremeyip gözlerimi kıstım. Böyle hissetmekten çok yorulmuştum.
💬
“Özür dilerim,” diye mırıldandığında bir şey söylemeden yüzüne bakmaya devam ettim. “Gerçekten özür dilerim.”
💬
Sonunda başını kaldırdığında göz göze geldik. “Özür dilemeni gerektirecek bir şey yok,” derken sesim kısık çıkmıştı. “Sonuçta kolay olmayacağının farkındaydık.”
💬
“Evet ama senin için bu kadar zor geçeceğini de tahmin edemedim,” dediğinde elimde olmadan gülümsedim. Ben zaten en başında da kötü bir haldeydim. Parmağını kolumdaki Kansas’tan kalma yaraya sürttü, onun da varlığını unutmuştum. “Eğer bırakmak istersen bunu sorun etmem, aksine senin adına sevinirim.”
💬
Kaşlarım çatılırken, “Bırakmak mı?” diye sordum.
💬
Başını yavaşça salladı. “Kardeşin yaşıyor,” dediğinde çatık duran kaşlarım gevşedi. “Geri çekilmeyi, kardeşini alıp gitmeyi isteyebilir, daha fazla riske girmek istemeyebilirsin.”
💬
“Şu an ne istediğimi bilmiyorum,” dedim dürüstçe. Ellerimi yatağa bastırıp doğruldum ve sırtımı yatak başlığına yasladım. Tibet de geri çekilmiş, oturur pozisyona geçmişti. “Aylar önceki aklım olsaydı, tereddüt etmeden devam ederdim ama…” Tibet’in dikkatli bakışları yüzümdeyken gözlerimi ellerime indirdim. “Şimdi onu geri almışken yine kaybetme riskine girebilir miyim bilmiyorum.”
💬
“Bak,” deyip elini, kucağımda birleştirdiğim ellerimin üstüne koydu. “Bahtiyar bir seçenek sunacak olursa kardeşini alıp gidebilirsin, benim için sorun değil. İntikam almayı ne kadar çok istediğini biliyorum ama Melin’i tamamen kaybetme ihtimalin de var. Sizin için bir umut varken bunu elinin tersiyle itme.”
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Onun bizi rahat bırakacağını sanmıyorum,” dedim. “Öyle olsa bile seni de buna zorlar, tehdit eder. Bizim için her şeyi bırakmanı istemek bencillik olur. Ki Turhan bunu hayatta kabul etmez.” Gözlerimi kaldırıp ona baktım. “Bahtiyar ikimizden de aynı anda kurtulmak ister. Bir şekilde senin de elini kolunu bağlayacak.”
💬
Şu an dinleniyor muyduk bilmiyordum ama artık umurumda da değildi. Köşeye sıkışmıştık, bir planımız da yoktu. Muhtemelen Bahtiyar bu halimizi görse ya da duysa daha çok keyiflenirdi. Aslında çoktan elimizi kolumuzu bağlamıştı. Burada oturmuş ondan gelecek bir atağı bekliyorduk. Bize bir iş ayarladığını söylemişti. Bunun ne olduğunu öğrenememiştik ama belli ki bizimle ilgili çoktan bir plan yapmıştı. Bahsettiği iş neydi?
💬
Aklıma gelen şeyle Tibet’e yaklaştım. Dalgın olduğundan ona aniden yaklaşmam irkilmesine sebep oldu. Çenemi omzuna koyup ona yarım yamalak sarıldım. Evet, dinleniyor olmak umurumda değildi ama söyleyeceğim şeyi duymaları riskine de giremezdim. Tibet’in bedeni o kadar gerilmişti ki sanki çenemi koyduğum yer omzu değil de bir taştı. Bazen onu çok büyük bir çıkmaza soktuğumun farkındaydım.
💬
Sertçe yutkunduktan sonra, “Hani masada bir adam vardı ya, Başer,” diye fısıldadım. Tibet bir süre sessiz kaldı, ardından başını hafifçe hareket ettirdi. “Biz masaya oturduktan sonra bana bir kâğıt verdi.”
💬
Yanağım yanağına yaslı olduğundan yüzündeki gerilmeyi hissettim. “Ne kâğıdı?”
💬
“Güvende olduğumu, beni babaanneme sağlam bir şekilde götüreceğini falan yazmış,” dedim sesimi daha da alçaltarak. “Melin’i görünce bu aklımdan tamamen çıkmıştı. Sence bir oyun mudur?”
💬
Geri çekildiğimde burun buruna geldik, yüzündeki karmaşık ifadeyi gördüm. “Kâğıt hâlâ sende mi?” diye sorunca başımı belli belirsiz salladım.
💬
Kot şortumun küçük cebine sıkıştırdığım katlanmış kâğıdı çıkarıp ona verdim. Tibet kâğıtta yazanı okurken uzaklaşmamıştı, hâlâ yüzlerimiz birbirine yakındı ve o kâğıdı okumak için kafasını eğdiğinden alnı burnuma sürtünüyordu. Bir an nefesi göğsüme çarpınca gömleğimi çıkardığımı, üzerimde sadece sütyen olduğunu hatırladım ve irkilerek geri çekildim. Tibet gözlerini kâğıttan ayırıp yüzüme çevirdiğinde ellerimi nereye koyacağımı bilemedim.
💬
“Ne oldu?” diye sordu kaşları çatılırken, sonra gözlerini çıplak omzuma sürttüğüm parmaklarıma çevirdi. “Üşüdün mü?” Ben daha ona bir yanıt vermemişken kâğıdı cebine attı, yatağın ayakucu kısmında duran pikeye uzandı. Pikeyi bir pelerin gibi omuzlarıma serip üst bedenimi örttüğünde pamuklu kumaş bana huzurlu hissettirmişti. Aslında üşümemiştim ama bir şey söylemedim. Ben onu izlerken onun dikkati uçlarını önümde birleştirdiği pikedeydi. “Bana bir oyunmuş gibi hissettirmedi.”
💬
İlk başta neyden bahsettiğini anlamamak, anlamayacak kadar düşüncelere dalmış olmak beni duraksattı. “Nedense bana da,” diye mırıldandığımda gözlerimin içine baktı. “Bana yine ulaşacaktır.”
💬
“Göreceğiz,” deyip ellerini yatağa bastırdı ve doğruldu. “Hadi biraz dinlen, bu gece beklemekten başka bir şey yapamayacağız nasılsa.”
💬
Onu reddetmedim. Bedenimi aşağı kaydırıp yatağa uzanırken pikeye daha çok sarılmıştım. Yan dönüp yanağımı yastığa bastırdığım sırada gözlerim Tibet’teydi. Pencere kenarına gidip cebine attığı kâğıdı çıkardı. Gözleri bir kez daha kâğıtta yazanlarda dolandıktan sonra diğer eline alıp yaktığı çakmakla kâğıdın ucunu tutuşturdu. Kâğıtta bir isim yazmıyordu, kim tarafından verildiği belli değildi ama şüphe uyandırabilecek bir kanıt gibiydi. Tibet de bu kanıtı yok etmişti.
💬
Yorgunluk bedenimi tümüyle eline alana kadar kısık gözlerle onu izledim, yatağa uzanmak yerine pencere kenarında dikilmiş dışarıyı izliyordu. Konu ne olursa olsun kontrolü kaybetmek, kaybedeceğimi hissetmek beni boşluğa düşürüyordu. Onu izlerken yine bu hissin kollarına düştüm. Belli etmiyor olsa da onun kalbini kırdığımı biliyordum. Uzun bir süre beni görememesinin ardından gördüğü ilk anda nasıl baktığını hatırlıyordum; üzerinden çok bir zaman geçmemişti, o bakışlara saatler önce maruz kalmıştım. Ben yokken günlerin onun için ne kadar zor geçtiğini anlamama yetmişti.
💬
Kendi kafamı karıştırdığım gibi onunkini de karıştırdığımın farkındaydım. Kontrolümü kaybettiğim bir anda onu öpmüş, kontrolü kaybetmemek için çabaladığım bir anda da kalbini kırmıştım. Ona haksızlık ediyordum. İçten içe onu tamamen itmediğim ya da tamamen çekmediğim için bana sitem ediyordu, bundan emindim. İhtimalleri tekrar düşündüm ama onun kalbini kırmadan ilerleyebilmem için bir yol bulamadım. Kendi kalbimi kırmam sorun değildi. Onun kalbini ne zaman önemsemeye başlamıştım bunu da bilmiyordum.
💬
“Tibet,” derken sesim uykulu çıkmıştı. Başını çevirip omzunun üzerinden bana baktı. “Gel, sen de biraz uyu.”
💬
Başta itiraz edecek sandım ama sandığım gibi olmadı. İzmariti pencereden dışarı attıktan sonra perdeyi çekti ve yavaş adımlarla yatağa yaklaştı. Gömleğinin düğmelerini açsa da üzerinden çıkarmadan yatağa uzandı. Yine haksızlık edeceğimi, kafasını karıştıracağımı bile bile ona yaklaştım. Pikenin bir ucunu çektim ve onun üzerine örttüm. Geri çekilmeyip yanağımı omzuna bastırdığımda her ne nedense bu kez bedeninde bir kasılma olmamıştı. Ben yan bir şekilde uzanırken o sırtüstü uzanıyordu ve yanağım omzundaydı, ikimiz de yumuşak pikenin altındaydık.
💬
“Bu şekilde mi uyuyacaksın?” diye sormasını beklediğimden bir an durdum, ardından gözlerimi kaldırarak yüzüne baktım.
💬
“Evet,” dedim. Bu net cevabımdan sonra burnundan sert bir nefes verdi ve kolunu belimin altından geçirip beni kendine çekti.
💬
“Çok dengesiz davranıyorsun,” dedi kısık bir sesle. Gözlerimi ondan ayırıp karşımızdaki duvara çevirdim. “Bu benim de davranışlarımı tutarsızlaştırıyor.”
💬
“Biliyorum,” diye mırıldandım. Başka bir şey söyleyemedim çünkü yapabileceğim bir savunmam yoktu.
💬
“Bilmiyorum senin için nasıl ama ben sana karşı hep anlayışlı olduğumu düşünüyorum,” dediğinde ona hak verdiğimi göstermek için yavaşça başımı salladım, başımı hareket ettirince yanağım omzuna sürtmüştü. “Yine aynı şekilde bu halini de anlayabiliyorum, benim için sorun olan senin dengesiz ruh halin değil. Bazen bu dengesiz halin yüzünden de beni suçluyorsun ve benim duygularıma da el atmaya çalışıyorsun. Buna izin vermeyeceğimi sana daha önce de söylemiştim.”
💬
Söylediklerini kafamda tartıp biçtikten sonra, “Dürüst olmamı ister misin?” diye sordum.
💬
“Her zaman.”
💬
Derin bir nefes alırken ellerimi iki bacağımın arasında sıkıştırdım, bu hareketimle bedenim bir cenin şeklini almıştı. “Geçirdiğin şu son iki haftayı düşün,” dedim sakince, üzerime çöken o dinginlikle. “Az çok nasıl hissettiğini tahmin edebiliyorum. Evet, sağ salim geri döndüm ama dönmeyebilirdim de, hâlâ böyle bir ihtimal var.” Gerildiğini hissedince hafifçe gülümsedim. “Ne seni ne de kendimi böyle bir işin içine sürüklemek istemiyorum ama bazen seni üzdüğümü hissediyorum, işte o zaman da ne yapacağımı bilemiyorum. Öyle anlarda hem öfkeleniyor hem de üzülüyorum ve bu da davranışlarıma yansıyor.”
💬
“Üzüldüğün için mi bana yaklaşıyorsun?” diye sorması duraksamama, kafamı kaldırıp ona bakmama neden oldu. O da gözlerini indirmiş yüzüme bakıyordu.
💬
“Hayır. Daha iyi hisset ya da hissedeyim diye değil,” dediğimde kaşları çatıldı. Yanlış anladığını düşünmek beni anlık panikletti. “Senin üzülmen beni de üzüyor ve üzüldüğümde bastırmaya çalıştığım şeyleri geri planda tutmak zorlaşıyor. Bir nevi savunma mekanizmam zayıflıyor. Anlatabildim mi?”
💬
“Gerilmene gerek yok, ne demek istediğini anladım,” dediğinde rahat bir nefes almak istedim. Kendimi ifade edebilmek yeterince zorken bir de yanlış anlaşılmak istemiyordum. “Açıkçası bana hâlâ bir şeyleri bastırmaya çalışman, kaçman, kaçabileceğini sanmam saçma geliyor.”
💬
Başımı tekrar eski konumuna getirip gözlerimi duvara diktim. “Hislerim senden olabildiğince uzak durmamı, bunun senin için daha iyi olacağını, bu işin bir sonu olmadığını söylüyor.”
💬
“Beni öperek mi benden uzak durmayı düşünüyorsun?” Beklemediğim bu soru karşısında donup kaldım. “Ya da bana sarılıp yatarak? Bana pek de hislerine kulak veriyormuşsun gibi gelmedi.”
💬
Sözlerinden sonra belki ondan uzaklaşmam, yatağın diğer ucuna gitmem gerekirdi, belki onun da beklediği tepki buydu ama yapmadım. Elimi bacaklarımın arasından çıkardım ve kolumu onun göğsünün üzerine attım. Gömleğinin düğmeleri açık olduğundan kolum çıplak göğsüne temas ediyordu. Bir cevap vermek için dudaklarımı aralamışken kalbinin atışlarını kolumun iç kısmında hissedince durdum. Sert göğsü sakin nefesleriyle yavaşça hareket ediyor olsa da kalbinin atışları hızlı ve düzensizdi.
💬
Yağmur sesini dinlerken ve kalp atışını hissederken, “Bu şekilde uyumak istiyorum,” diye mırıldandım. “İstemiyorsan geri çekilmemi söyleyebilirsin, buna alınmam.”
💬
“Sen alınmazsın belki ama kendi kalbim bana alınır,” demesi üzerine dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi yumdum. “Ayrıca bunu söylemeyeceğimi bildiğine de eminim.” Belime sarılı olan kolunun tutuşu sıkılaştı. Gözlerim kapalı olsa da gözlerinin yüzümde olduğunu hissedebiliyordum. “Tamam,” dedi tekrar konuştuğunda. “Tamam, senin istediğin olsun.”
💬
Tüm gece boyunca bir kez bile hareket etmedi. Birkaç kez başparmağının belimin yan kısmına sürttüğünü, birkaç saniye bu hareketi sürdürüp sonrasında durduğunu hatırlıyordum. Uykunun derinliğine çekildikten sonra buna devam etmiş miydi bilmiyordum ama bedenim günlerdir bulamadığı o rahatlığı bulmuştu. Gözlerimi kapatmış, bütün düşünceleri geri plana atmış ve âna odaklanarak iyi bir uyku çekmiştim.
💬
Gözlerimi yeniden açtığımda yağmurun yağmadığını, güneşin kavurucu sıcağını odaya doldurduğunu fark ettim. Ya da bu sıcaklığın sebebi hâlâ aynı şekilde yatıyor olmamızdı. Ben de hiçbir şekilde hareket etmemiştim, bedenim şeklini bozmamıştı. Kısık gözlerle pencereye doğru bakarken ayılmaya çalıştım. Yutkunduğum sırada boğazımda rahatsız edici bir acı hissetmiştim; boğazım çok kuruydu. Acaba saat kaçtı? Odaya birileri gelmemişti, ben duymamış olsam bile Tibet kesinlikle biri gelse duyardı. Neden şimdiye kadar kimseden ses çıkmamıştı?
💬
“Uyandın demek.”
💬
Tibet’in sesini duyunca gözlerimi yüzüne çevirdim. Kısık gözlerle bana bakıyordu, gözleri kan çanağına dönmüştü. Kaşlarım çatılırken, “Sen uyumadın mı?” diye sordum.
💬
Diliyle dudaklarını ıslattı, ardından yavaşça esnedi. “Düşman evinde uyuyacak değildim, birinin gözünün açık olması gerekiyordu.”
💬
Geri çekilip ondan uzaklaştım ve oturur pozisyona geçip dağılmış saçlarımı arkaya attım. “Kimse gelmedi değil mi?”
💬
“Hayır,” dedi o da benim gibi doğrulurken. “Kalkıp kendimizi hatırlatalım.”
💬
Yataktan kalkıp parmaklarıyla saçlarını düzelttiği sırada onu izledim. Kırık hissettiren bir kalple uyanmıştım. Sandalyeye astığım gömleğimi yatağın üzerine koyduktan sonra pencereye yaklaştı. “Duş almak istersen alabilirsin, tedirgin olmana gerek yok, ben buradayım,” derken kollarını geriye atmış sırtını esnetiyordu.
💬
Kolumu ileri uzatıp yatağın ucuna bıraktığı gömleği aldım. “İstemiyorum,” diye mırıldandım. “Çıkalım şuradan.”
💬
Bir tıkırtı duyunca ikimizin de kulakları bir kurt gibi dikildi, bakışlarımızı kapıya çevirdik. Kapıya baktığım sırada zeminde bir hareketlilik olunca gözlerimi aşağı indirdim ve kapının altındaki boşluktan içeri itilen kâğıt parçasını gördüm. Ben durumu algılamaya çalışırken Tibet benden önce davranarak kapıya doğru ilerledi. Gömleği giyip düğmelerini iliklemeden yataktan kalktım ve eğilip yerdeki kâğıdı alan Tibet’e yaklaştım.
💬
“O ne?” diye sordum çatık kaşlarla kâğıda bakarken.
💬
Tibet bir süre gözlerini kâğıtta gezdirdi, bu süre zarfında ben de merakla onu izlerken gömleğimin düğmelerini ilikledim. Düşünceli bakışlarını kâğıttan ayırıp bana çevirdi ve “Şu herif yollamış sanırım,” dedi, ardından kâğıdı bana uzattı.
💬
Gömleğin uçlarını kot şortun kenarından içeri sokarken durdum, kaşlarımı kaldırarak kâğıda baktım. Başer mi yollamıştı? Kâğıdı elime alıp gözlerimi kâğıda indirdiğimde bu kez diğeri kadar kısa olmayan bir notla karşılaştım. Notu okurken yavaş adımlarla pencereye doğru ilerledim.
💬
Dün olanlar benim de beklemediğim şeylerdi. Kardeşinle ilgili babaannene henüz bir bilgi vermedim, bilgi vermeden önce seni buradan çıkarmam ve yüz yüze konuşmamız gerekiyor. Bana inanma konusunda zorluk çekiyorsan diye söylüyorum, kötü bir niyetim yok, ilk fırsatta babaannenle de görüşmeni sağlayacağım. O sana durumu açıklar. Şu an önceliğimizin birbirimizi sorgulamak olmadığını, seni buradan çıkartmak olduğunu unutma. Bahtiyar’ın sizinle ilgili planını öğreneceğim ve buna göre hareket edeceğiz. En fazla bir gün daha burada kalırsın, sabırlı olmalısın. Ben göze batmadan bu işi halletmeye çalışırken onu kışkırtmamaya çalış. Aksi halde işlerimiz zorlaşır. Ki sandığımdan zor olacak gibi, burnuma iyi kokular gelmiyor.
💬
Niran, bazen bir kurdun köpek kılığına girmesi gerekir çünkü köpeğe yemek veren, kurdu görünce kaçar.
💬
Kâğıdı yavaşça aşağı indirirken son cümlesini düşündüm. Açıkça Bahtiyar’ın karşısında uysal görünmemi istiyordu. İstediği şeyin zorluğunun farkında mıydı? Her nedense şu an onunla ilgili şüphe uyandıran bir durum yoktu, babaannemle iletişimde olduğuna inanıyordum. Yanılgıya uğrasam da kaybedeceğim bir şey yoktu. En fazla ne yapabilirdi ki? Tibet yanıma geldiğinde kâğıdı elimden aldı ve son kez okuduktan sonra her ihtimale karşı bu kâğıdı da banyoda yaktı.
💬
Perdeyi kenara iterken dışarıdaki sesleri ve Tibet’in banyodaki tıkırtılarını dinliyordum. Bir elimde saçlarımı arkaya atarken diğer elimi pervaza batırdım ve bakışlarımı dışarı çevirdim.
💬
Gözlerim bahçenin etrafına dizilmiş korumalardan ayrılıp bahçenin ortasında dikilen adamlara çevrildiğinde beynimden vurulmuşa döndüm. Diğer elimi de pervaza bastırıp dışarı doğru abanırken doğru görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordum.
💬
“Tibet?” diye seslendim şaşkınlığımı gizlemeden. “Şu bahçedeki adam Turhan mı?”
💬
Banyodaki tıkırtılar kesildi, ardından Tibet’in attığı hızlı ve sert adımları duydum. Yanıma geldiğinde görebilmesi için kenara çekildim. Tibet öfkesini gizlemeden, “Burayı nasıl bulmuş?” diye sordu. Asıl sorun onun burada olması değil, şu an Bahtiyar’la burun buruna olmasıydı.
💬
“Hemen aşağı inmemiz gerekiyor,” dedim panikle. Paniklemiştim çünkü Turhan’ın parmağını Bahtiyar’ın göğsüne bastırıp onu ittiğini görmüştüm, işler kızışacaktı. “Hadi, çabuk.”
💬
Tibet kapıya doğru ilerlerken kenara bıraktığım ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Kapıyı açmaya çalıştı fakat açılmadı, zorlamasına, bağırarak dışarıdakilere sesini duyurmaya çalışmasına rağmen hiçbir hareket olmadı. Dışarıdan gelen bağırış sesleriyle irkildim, Tibet sesleri duyunca daha çok delirmiş, kapıyı yumruklamaya başlamıştı. Hızlı adımlarla tekrar pencere kenarına gittim. Dışarı baktığımda bu kez Turhan’ı üç adamın elinden kurtulmaya çalışırken bulmuştum.
💬
Gözlerim şaşkınla irileşirken Bahtiyar kafasını çevirip kaldırdı ve onunla göz göze geldik. “Nirancığım, uyanmışsın,” dedi sesini yükselterek. Onun adımı söylemesiyle Turhan duruldu, hareket etmeyi kesip başını bana doğru çevirdi. “Sevgilin de uyandı mı? Biz de uyanmanızı bekliyorduk.” Eliyle Turhan’ı işaret etti. “Bak, yeni bir misafirimiz daha var.”
💬
“Ruh hastası piç kurusu,” dedim dişlerimin arasından. Yüksek sesle söylememiştim ama sanki ne söylediğimi anlamış gibi yüzündeki iğrenç gülüş büyüdü. “Turhan, ne işin var burada?”
💬
Tibet, abisinin adını söylediğimde kapıyla uğraşmayı bırakıp yanıma gelmişti. Turhan, kaşının üstünden şakağına doğru kan süzülürken, “Kardeşimi almaya geldim,” dedi, bunu söylerken sesi yüksekti ve Bahtiyar’a bakıyordu.
💬
Tibet elini pervaza bastırıp bedenini dışarı iterken, “Turhan buradan bir çıkayım gırtlağına çökeceğim!” diye bağırdığında Turhan ona bakmadı.
💬
Bahtiyar, “Ben o zaman sizi ayırmayayım,” dedikten sonra yanında duran adama doğru elini salladı ve adam mesajı almış gibi hızlı adımlarını eve çevirdi. Tibet kapıyı açacaklarını anlayınca kapıya koşmuştu. “Güne Suavi ailesinin gürültüsüyle başlamayı düşünmüyordum. Görkem, üzerine alınma lütfen, sen iyi bir çocuksun.”
💬
Onlara tiksintiyle baktıktan sonra ben de kapıya doğru ilerledim. Kısa bir bekleyişin ardından kapı açılmıştı. Tibet bir ok gibi dışarı fırlayacakken adamlar buna izin vermedi. “Sikeceğim şimdi,” dedi dişlerinin arasından. “Sanki kaçacağız.”
💬
Adamlar onu dinlemeden kollarını tutup yürüttüler. Beni tutan biri olmamıştı, arkalarından tek başıma yürüyordum. Merdivenlere varana dek Tibet de durulmuştu, onlardan kurtulmak için atakta bulunmuyordu. Merdivenleri indiğimiz sırada giriş katında duran Başer’i gördüm, girişteki büyük avluda dikiliyordu. Ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokmuş dikkatli gözlerle bize bakarken onu fark eden sadece bendim sanırım.
💬
Giriş kata indiğimizde Bahtiyar’ın yolladığı adam, Başer’i fark etti. Bu adamı dün de görmüştüm, adının Faruk olduğunu hatırlıyordum. Başer’in yanından geçtiği sırada, “İçeride kalın efendim, Bahtiyar Bey’in dışarıda özel işleri var,” dedi ve Başer’in bir şey söylemesini beklemeden ilerlemeye devam etti.
💬
Onlar bahçeye açılan kapıya doğru ilerlerken Başer’le tekrar göz göze geldik. Diğerlerine göz ucuyla bakıp tam Başer’in yanından geçecekken, “Sadece beni değil,” diye fısıldadım. “Onları da kurtar. Onlar da buradan benimle çıkacak.”
💬
Cümlemi bitirdikten sonra durmadan ya da bir cevap vermesini beklemeden ilerledim. Birinin fark etmesi riskine giremezdim. Bahçeye çıktığımızda diğerleri ilerlese de Bahtiyar’ın gönderdiği ve benim Bahtiyar’a en yakın olduğunu düşündüğüm adam, Faruk adımlarını yavaşlattı, benim yanına gelmemi bekledi. Neyse ki bunu şimdi akıl edebilmişti, en başından beri yanımda dursaydı Başer’le konuşma fırsatım da olmazdı.
💬
Bahtiyar bizi gördüğünde bedenini bize doğru çevirdi. Yanında dikilen Görkem’i gördüğümde öfkenin boğazıma tırmandığını hissettim. Ne zaman onu görsem midem bulanıyordu; tıpkı Bahtiyar’ı gördüğümde olduğu gibi. Yumruklarımı sıkarken daha yavaş adımlar attım. Bahtiyar kafasını salladığında Turhan’ı ve Tibet’i tutan adamlar geri çekilerek onları serbest bıraktılar. Yüzümde olduğu gibi sırtımda da bir çift gözün varlığını hissediyordum, Başer bir yerden bizi izliyor olmalıydı.
💬
Bahtiyar boştaki elini bastonu tutan elinin üzerine koyup, “Ee, şimdi ne yapacağız?” diye sordu. Gözleri tek tek yüzlerimizde dolandı. “Anlaşılan başımı ağrıtmaya niyetlisiniz.”
💬
“Sen geri çekileceksin, ben de kardeşimi ve kızı alıp gideceğim,” dedi Turhan dişlerinin arasından. Kaşından süzülen kan, çene kemiğine dek uzun bir patika oluşturmuştu. “Bu sayede kimsenin başı ağrımaz.”
💬
Bahtiyar dikkatli gözlerle Turhan’a bakarken elini yana uzattı. Yanımdaki adam hareketlenince gerildim. Faruk, Bahtiyar’ın yanına gitti, ardından belinden çıkardığı silahı onun avucuna bıraktı. İşte bu daha çok gerilmeme neden olmuştu. Bahtiyar silahın kabzasını sıkıca kavrarken Turhan hareketsizce dursa da Tibet adımlarını abisine doğru atmaya başlamıştı. Onlarla aramda birkaç metre vardı, bu birkaç metre o an bana yalnız hissettirdi.
💬
“Benimse niyetim,” dedi Bahtiyar silahın ucunu hafifçe hareket ettirirken, “Tibet ve Niran’a neye bulaştıklarını göstermek. Sen pek bu oyunun içinde değilsin.” Silahın ucunu bu kez kendi adamlarına doğru salladı. “Tibet’i alın.”
💬
Turhan’ın güldüğünü duydum. Gözlerim panikle Tibet’e çevrildiği için ona bakamamıştım. Tibet, “Ona dokun da ben sana neye bulaştığını göstereyim!” diye gürlerken adamlar çoktan onun kollarını tutmuştu. Bu kez onu tutan iki değil, dört adamdı. İşlerini sağlama alıyorlardı çünkü Tibet hiç olmadığı kadar hoyrat davranıyor, gücünü onların üzerinde kullanarak ellerinden kurtulmaya çalışıyordu.
💬
Turhan’ın kolunu kaldırıp saatine baktığını gördüm. Birkaç saniye saatine baktıktan sonra gözlerini Bahtiyar’a çevirdi. “Sen bilirsin, Bahtiyar,” derken kolunu indirdi. “Pekin’de şu an saat kaçtır? Altı falan sanırım, akşam olmak üzere.”
💬
Bahtiyar’ın gerildiğini hissetsem de istifini bozmadı. “Ölmek için acele ediyorsun.”
💬
Turhan dilini şaklattı ve “Sanmıyorum,” dedi. Durulan Tibet, abisinin Bahtiyar’a yaklaştığını görünce adamların elinden kurtulmak için yine hareketlendi ama bağırıyor olmasına rağmen Turhan’ın tüm dikkati Bahtiyar’daydı. “Kabul, Tibet’in çoğu şey dilindedir, mutlaka vicdanı bir yerde onu durdurur,” derken yüzünde gördüğüm ifade beni duraksattı. “Onun aksine ben vicdanımı susturmanın bir yolunu her zaman bulurum, hatta bazen hiç sesi çıkmaz.”
💬
Onun bu söyledikleri Tibet’i bile duraksatmıştı, şimdi pürdikkat o da abisine bakıyordu. Bahtiyar’ın elindeki silahın anlık titrediğini gördüm. “Boş tehdit sizde aile geleneği herhalde?” dedi Bahtiyar sorar gibi. “Babanıza çekmişsiniz, o da böyleydi.”
💬
Fersah Suavi’den bahsetmesi, Tibet’in de Turhan’ın da yüzünde bir gölgenin büyümesine neden oldu.
💬
Turhan’ın dudaklarında yarım yamalak bir gülüş oluştu. “Ne yazık, hiç kimse oğlunu sana benzetemeyecek çünkü onu bir daha gören olmayacak.”
💬
Gökyüzünden bir kuş sürüsü süzülürken bir şeyin ışık hızında yanımdan geçtiğini hissettim. Patlayan silah sesiyle donup kaldım, kuşlar çığlığa benzer sesler çıkararak etrafa dağıldı. Hayır, patlayan tek bir silah değildi, iki atış sesi duymuştum. Kulaklarım uğuldamaya başladığında bir bedenin hızla çimlerin üzerine düştüğünü, diğerinin ise dizlerinin üzerine çöktüğünü gördüm. Patlayan silahlardan biri Bahtiyar’ın elindeydi, diğerini kim tutuyordu?
💬
Başımı hızla arkaya çevirdiğimde bahçeye açılan kapının önünde, birkaç metre gerimizde duran kadını görmek, beynimde şimşekler çakmasına neden oldu. Irmak’ın öfkeyle bakan gözlerinin etrafını süsleyen siyah boyalar yanaklarına dek akmıştı, ayakta zor duruyormuş gibi bir hali vardı. Elinde tuttuğu, ileriye doğru doğrulttuğu silah bedeni gibi sallanıyordu. O neden buradaydı ve neden elinde ateşlenen bir silah tutuyordu?
