15. DENİZAŞIRI

💬

💬

🎧: Maneskin, The Loneliest

💬

🎧: SoundThing, Upside Down

💬

Boşa aldığım zihnim yokuş aşağı süzülürken, kulaklarıma çarpan bağırışlar beni kendime getirdi. Kaşlarım çatılırken gözlerim kapalıydı, henüz açılmaya niyetleri yoktu. Ama bir süre sonra bağırış sesleri o kadar arttı ki başımdaki ağrı katlandı. Bu yüzden kaşlarımı daha çok çatıp, “Kesin sesinizi!” diye bağırdım. Bağırmamdan dolayı enseme ağrı saplanınca yüzümü buruşturdum.

💬

Sesler bir anda kesildi. Gözlerimi araladım, tavana bomboş bir ifadeyle baktım. Bedenim kaskatıydı, her yerim ağrıyordu. Başımı yana doğru çevirdiğimde bir süre nerede olduğumu algılamaya çalıştım. Bulunduğum oda, üzerinde yattığım yatak tanıdık değildi. Odanın açık kapısından içeri sızan ışık haricinde odayı aydınlatan bir şey yoktu. Gözlerim açık kapının dışına çevrildiğinde, tam karşıdaki odanın da kapısının açık olduğunu, Tibet ve Turhan’ın bana baktıklarını gördüm.

💬

Tibet’in yüzüne baktığımda görüntüler yavaş yavaş zihnimde tekrar canlandı. Gözlerim irileşirken aniden doğruldum fakat bu akıllıca bir hareket olmamıştı. Dönen başım ve bulanan midemle yeniden yüzümü buruşturdum, avucumu başıma bastırdım. Neredeydik? En son Turhan’ın geldiğini hatırlıyordum.

💬

“İyi misin?” diye soran Tibet odaya girdi.

💬

“Kendi haline bak ilk önce,” diye homurdanan Turhan’a kaydı bakışlarım. Tibet ona kulak asmadan yaklaştı, yatağın kenarında durdu.

💬

“Ben iyiyim de seni bayağı eskitmişler,” dedim alayla, başımın arka kısmını ovuşturdum. “Seni öyle kan içinde görünce öldün sandım.”

💬

“Evet, gelmeseydim ikiniz de geberecektiniz,” dedi Turhan odaya girerken. “Sana bekle demiştim.”

💬

“Neyi bekleyecektim, Turhan?” Tibet’in bu ani yükselişi, Turhan gibi beni de duraksattı. “Siktiğimin dört duvarının arasında oturmuş bana emir veriyordun. Dur dedin, durdum. Durduğum için bu şerefsizler burnumuzun dibine kadar girme cesaretini gösterdi.” Tibet’in bakışları bir an o kadar ürkütücü geldi ki, bu bakışlara ilk kez şahit oluyordum. “Önüne geleni ezip geçtiler. Sıranın anneme gelmesini mi bekleseydim?”

💬

Turhan kaşlarını çatıp, “Ona zarar gelmesine neden olacak bir hareket yapmam,” dediğinde Tibet öfkeyle güldü.

💬

“Aynen, sayende çok zekice ilerledik.”

💬

Tibet başka bir şey söylemeden öfkeyle odadan çıktığında arkasından bakakaldım. O gözden kaybolduğunda Turhan’a çevrilen gözlerim, duvara gözlerini dikmiş öylece duran adamla karşılaştı. Hiçbir şey planladığımız gibi gitmemişti, şu an ne durumdaydık onu da bilmiyordum. Bu hallerine bakılacak olursa zarar gören onlar değil, bizdik.

💬

“Üzerine gitme, çok fazla şeyle uğraşıyor,” diye mırıldandım sakince. Bedenimin üst kısmını yatak başlığına dayadığım sırada Turhan’ın gözleri yüzüme indi.

💬

“Kimsenin üzerine gittiğim yok,” dedi öfkeyle. Öfkesini bana yönelttiğini fark edince kaşlarımı çattım. “Hedefin büyükse, bazı küçük şeyleri görmezden gelmen gerek.”

💬

“Geminin yola çıkmasına izin mi verseydik?”

💬

“Kardeşimin benimle şu an aynı fikirde olmamasının sebebinin ne olduğunu biliyor musun, Niran?” Gözlerimin içine bakıyordu, yüzünde bomboş bir ifade vardı. “Çünkü elde edeceğiniz küçük zaferlerle senin içini soğutmak istiyor. Aklının neden bu kadar karıştığını bilmek istemiyorum ama bu hoşuma gitmemeye başladı.”

💬

Turhan benden bir cevap beklemeden arkasını dönüp öfkeli adımlarla odadan çıktı. Tibet’in amacının sadece beni tatmin etmek olduğunu mu söylemeye çalışmıştı? Şaşkınlık da öfkeyle birlikte geldi. Başparmağımı sertçe dudaklarımda gezdirirken gözlerimi pencereye çevirdim. Belli ki kardeşinden çok beni suçluyordu. Tibet’in aklını karıştıran ben miydim? Omzunda sargı olduğunu, boynundaki flasterı ve yüzündeki kanı üstünde kurumuş yaraları görmüştüm. Ondaki bu feci görüntü de Turhan’ı ekstra delirtmiş olmalıydı.

💬

Tabii bu öfkesini bana kusabileceği anlamına gelmezdi.

💬

Yataktan kalkıp ayaklarımı yere indirdim. Kıyafetlerim çamur ve toz içindeydi. Odayı tarayan gözlerim kenarda duran el valizimi buldu. Eşyalarımız da burada olduğuna göre sandığım kadar az bir zaman geçmemişti. Ayağa kalktığımda karnımda hissettiğim ağrıyla dişlerimi sıktım. O it karnıma fena vurmuştu, açıp bakmak bile istemiyordum. Yavaş adımlarla valize ulaştım. Valizi açtığımda telefonumun da içinde olduğunu gördüm. hâlâ içeriden sesleri geliyordu fakat ilk baştaki kadar yüksek sesle konuşmuyorlardı.

💬

Yoğun kas ağrımdan dolayı üstümdekileri çıkarıp temiz kıyafetler giymek hem zor olmuş hem de uzun sürmüştü. Terden yüzüme yapışan saçlarımı geriye attım. Telefonum şarjı bittiği için kapanmıştı. Telefonumu şarja takıp kenara bıraktıktan sonra odadan çıktım. Sol omzum o kadar ağrıyordu ki, yavaşça ovmaya çalışsam da acısı katlanıyordu. Bir yerde bu acı, rahatlama hissini de getirdiği için omzumu ovmaya devam ettim. Seslerin geldiği odanın önünde durduğumda içeride sadece Merih’in ve Turhan’ın olduğunu gördüm. Merih bana baksa da Turhan pencereden dışarıyı izlemeye devam etti.

💬

Merih ne soracağımı anlamış gibi, “Bahçede,” dediğinde sessizce başımı salladım, odaya girmeden arkamı dönüp çelik kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda tek katlı bir evde olduğumuzu gördüm. Evin yola bakan küçük bir bahçesi vardı, sokak lambaları denizin kıyı kısmını aydınlatıyordu. Sahil kenarında bir evdeydik.

💬

Bahçedeki hamak dikkatimi çektiğinde bedenimi o yöne döndürdüm. Hamak yavaşça sallanıyor, Tibet kolunu yüzüne siper etmiş bir şekilde uzanıyordu. Hava zifiri karanlık değildi, gökyüzünde kızıllık vardı. Muhtemelen şafak yakında sökecekti. İki basamak inip çimlerde ilerledim. Birinin ona yaklaştığının farkında olmalıydı ama herhangi bir tepki vermemişti. Yanına ulaştığımda hamağın halatını tutup durdurdum, bacaklarını uzattığı kısımdaki boşluğa oturdum. Hamak yeniden yavaşça sallanmaya başladı.

💬

“Hastaneye gittin mi?” diye sordum, sesim kısık çıkmıştı.

💬

“Dikiş attırmak için,” dedi kısaca.

💬

“Tırları engelleyebilmişler mi?”

💬

Kolunu yavaşça yüzünden çekti ama gözleri hâlâ kapalıydı. “Evet,” dedi ifadesizce. “İstanbul’da bizi bekleyen bir mahşer yeri var.” Gözlerini açtı, ilk önce yüzümü, ardından da bedenimi inceledi. “Sen iyi misin?”

💬

Başımı çevirip gözlerimi onun yüzünden ayırdığımda, pencereden bizi izleyen Turhan’la göz göze geldim. “İyiyim, bir şeyim yok,” dedim Turhan’a bakmaya devam ederken. “Bu kadar çabuk çıkıp bize ulaşmasını beklemiyordum.”

💬

Baktığım yöne bakmasa da kimden bahsettiğimi anlamıştı. “Soluğu burada almış. Ki onun için bile bu kadar kısa sürede yurt dışı için işleri halletmek zordur,” dedi, yavaşça doğrulup sırtını arkasındaki büyük yastığa yasladı.

💬

Üzerinde durmak istemediğim bir konu olduğundan, “Görkem’e ne oldu?” diye sorarak sohbetin yönünü değiştirdim. “Bizimle mi dönecek?”

💬

“Onu depoda bıraktık, kendi dönsün,” deyip başını geriye doğru atarak gökyüzüne baktı. “O sadece küçük bir böcek, sıranın ona gelmesine daha var.”

💬

“Neden mahşer yeri dedin?” Soruma hafifçe güldü.

💬

Üzerinde siyah bir atlet vardı. Sargılı omzunu yavaşça ovarken, “İlkay yatı Tekirdağ taraflarına getirecek,” dediğinde kaşlarımı çatıp yüzüne baktım. “Bizim burada olduğumuzu biliyorlar, odakları bizde, İlkay’ın ne yaptığı umurlarında olmaz.” Omzundaki parmakları boynuna doğru ilerledi. “Muhtemelen sınırdan geçtikten sonra da takip edileceğiz ama onları bir şekilde atlatırız. Bu kez denizde daha uzun süre kalmamız gerekecek.”

💬

“Kalmak sorun değil de,” dedim tereddütte kalmış gibi. “Bu da kaçmak olmuyor mu?”

💬

“Kaçmak için yatta olmayacağız,” dedi Tibet tamamen oturur pozisyona geçerken. Bu hareketiyle bedenlerimizin arasındaki mesafe daraldı. “Başka bir şehirde işimiz var. Bir kere tetiğe bastık, bundan sonra durduğumuz her an bir mermi yeriz.”

💬

Bunun artık farkındaydım. Detayları daha sonra da konuşabileceğimizden konunun üzerinde durup soru sormadım. Tibet tırlara ne olduğundan da bahsetti, o konuşurken onu sessizce dinledim. Merih ve diğerleri kontrolü ele aldıktan sonra isimsiz bir ihbarla polisleri tırlara yönlendirmiş, sonrasında da bizim yanımıza gelmişlerdi. Açıkçası bunu bu kadar çabuk halletmelerine şaşırmıştım, İlkay da onları yönlendirmiş olmalıydı.

💬

Şafak sökmüş, sokak lambaları sönmüştü. Biz birlikte eve girerken güneş de gökyüzündeki yerine kurulmuştu. Buradaki işimiz bittiğinden daha fazla kalma taraftarı değillerdi. Diğer adamlara ne olmuştu bilmiyordum, biz evden ayrılırken dört kişiydik. Kapıdaki tek araç da Tibet’e aitti. Merih ve Turhan’ın da bizimle geleceğini anlayınca biraz gerilmiştim. Valizlerimizi bagaja attıktan sonra arka koltuğun kapısını açıp sessizce koltuğa yerleşmiştim. Tibet omzundan dolayı aracı Merih’e devretmişti, Turhan da onun yanındaki koltuğa oturmuştu. Tibet de yanımdaki yerini alınca Merih aracı çalıştırmıştı. Bu sayede uzun yolculuğumuz başlamış oldu.

💬

“Uçak diye bir şey icat edilmiş, haberiniz vardır diye düşünüyorum,” diye söylendi Turhan sırtını koltuğa bastırıp. Bunu öyle sert bir şekilde yapmıştı ki önümdeki koltuk sallanmıştı.

💬

Tibet, “Seni tutan yoktu, binseydin uçağa,” dedi başını geriye doğru yaslarken. “Hala geç değil.”

💬

“Benden bu kadar rahatsız olduğunu bilseydim içeride kalırdım.”

💬

“Söylenip durman rahatsız ediyor,” dedi Tibet abisine dik dik bakarak. “İpsala’ya kadar sabret, sonra yollarımız ayrılıyor.”

💬

“Evet, Merih’le,” diye yanıt verirkenki ses tonu sinir bozucuydu. Tuhaf ve alaycı bir tavrı vardı. Tuhaflık konusunda emin olamıyordum ama bu alaycılık Tibet’te yoktu.

💬

Tibet, sabır dilenir gibi sesli bir nefes verdi. “Senin yapacak başka işlerin var, Turhan.”

💬

“Denize açılmak istiyorum,” dedi Turhan sadece. Bu cümlesi Tibet’in susmasına yetti. Varlığı benim için problem değildi, istersem onu yok sayabilirdim.

💬

Ne zaman hapse girdiğini konuşmuştuk sanırım fakat şu an hatırlamıyordum, kendime ait çoğu düşünceyi bile kafamda tutamıyordum. Bu süre zarfında çoğu şeyden mahrum kalmıştı. Denize açılmak istemesinin sebebi bu olabilirdi. Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı cama yasladım. Kafamı karıştıran şeyler vardı. Bu şeylerin başını çeken de Turhan’ın söyledikleriydi. Söylediği gibi Tibet beni tatmin etmek istiyorsa, bu işleri daha da karmaşık bir hâlâ sokar mıydı? Hasar almış olsak da hedefimize ulaşmıştık. Peki ben neden tatmin olmuş gibi hissetmiyordum?

💬

Dakikalar geçti, arabanın içi arkamızdan gelen bir cenaze aracı varmış gibi sessizliğe büründü. Hepsinin yüzünde tur atan gözlerim en son Tibet’in yüzünü buldu. Gözleri kapalıydı, başı sürekli yana düşüyordu. Onun bedenindeki ağrının, benim bedenimdeki ağrıdan daha fazla olduğuna emindim. Başını tekrar dikleştirdi ama birkaç saniye sonra sadece kafası değil, bedeni de bana doğru devrildi. Çıkardığı sesten dolayı Merih’in bakışları bize çevrildi. Önce bana doğru devrilen ve başını omzuma koyan Tibet’e baktı, sonra da dikkatini benim yüzüme verdi.

💬

Zamanımı onun yüzüne bakarak ya da omzuma yatan Tibet’i düşünerek harcamadım.

💬

Sınıra varmadan önce bir restoranda durmuş ve bir şeyler yemiştik. Aslında Tibet ve ben çok bir şey yememiştik, sanırım ikimizin de midesi hiçbir şeyi alma niyetinde değildi. Restorandan ayrıldığımızda bu kez direksiyonun başına Tibet geçti. Merih onun yanına, Turhan ise benim yanıma, yani arka koltuğa oturmuştu. Türkiye’ye girene kadar Turhan iki koltuğun arasından öne doğru uzanmış bir şekilde onlarla konuşmuştu. Konuştukları konu, Turhan’ın içeride olduğu zamanlarda onları kapsıyordu. Ben de bu yüzden dikkatimi onlara vermedim.

💬

Ülkemize giriş yaptıktan sonra Tibet, İlkay’ı arayarak bizi nerede beklediğini öğrendi. Kumbağ limanına uzaklığımız bir saatti fakat Tibet, bizi takip ettiklerinden emin olduğu için sürekli farklı yollara girmiş, yolu uzatmıştı. Hatta bir ara bir alışveriş merkezinin otoparkında beş dakika boyunca dolanıp durmuştuk. Dışarıdan bakıldığında saçma gelebilirdi ama bana çok da saçma gelmedi. Kumbağ’daki limana ulaşmamız iki saat sürdü. İlkay’la limanda buluştuğumuzda Tibet ve bana olan bakışları normal şartlarda beni güldürebilecek cinstendi.

💬

Tibet ve Turhan valizleri alırken, “Tekrar karşılaşıncaya kadar hastanelik olmamaya bak,” dedi Merih ve elini bana uzattı.

💬

Elini tutup sıktım. “Benim de niyetim bu,” dediğimde gülerek başını iki yana salladı. Aksini düşünüyormuş gibiydi.

💬

Ben geri çekildiğimde Tibet ve Turhan’la da tokalaştı. “Arabayı marinaya bırakırsın,” dedi Tibet. “Döneceğimi düşünsünler.”

💬

“Tamam kardeşim, hallederim,” dedi Merih başını sallayıp. “Haberleşiriz yine.”

💬

Merih, İlkay’ın sırtına yavaşça vurduktan sonra arabaya bindi. Onun gitmesini beklemeden yürümeye başlayan İlkay’ı takip ettik. “Süha’yı da bıraktınız mı?” diye sordu İlkay.

💬

“Geldiklerinde onun da leşini alırlar,” dedi Turhan bizden birkaç adım önde, İlkay’la yan yana yürürken. “Enes birkaç gün daha kalacak, toparlanınca döner. Çocuğu haşat etmişler.”

💬

Göz ucuyla bizi işaret edip, “Bunları da iyi benzetmişler,” dediğinde dik dik ona baktım. “Sevimsiz yüzün ortaya çıkmış, Tibet.”

💬

“Çok konuşma, başım ağrıyor,” dedi Tibet adımlarını hızlandırarak. Antares yazısını gördüğümde yatın yakında olduğunu anladım.

💬

İlkay kısık sesle, “Başına da vurdular galiba,” deyince Tibet aniden durdu ve İlkay’a doğru döndü. İlkay panikleyip Tibet gibi aniden durunca onun sırtına çarptım.

💬

“Ya gerçekten bir gün elimde kalacaksın,” dedim öfkeyle, sırtına çarptığım için acıyan burnumu tuttum.

💬

İlkay irkilerek bana doğru dönüp, “Ama neden iki yandan saldırıyorsunuz?” diye sorduğunda ona ters ters baktım ve yanından sıyrılarak geçtim. “Görüyorsun değil mi, Turhan? Ben bir de bunlar için gece gündüz çalışıyorum.”

💬

Turhan, “Yürü hadi,” diyerek İlkay’ın ensesine vurdu.

💬

İlkay bir anda ilgisini Turhan’a çevirip ona sorular sormaya başlayınca Tibet gözlerini devirdi, yeniden yürümeye başladı. Biz yata binerken onlar da arkamızdan geliyordu. Yatın cam kapısı açıktı, içerisi de dağınık görünmüyordu. Muhtemelen İlkay gelmeden önce Tibet’ten korktuğu için temizletmişti. Tibet valizleri içeri götürdü, bense içeri girmek yerine sandalyeyi çekip oturdum ve dirseklerimi masaya yasladım. Yata dönmenin beni rahatlatacağı aklımın ucundan bile geçmezdi.

💬

“Sen dönecek misin?” diye sordu Turhan karşımdaki sandalyeyi çekerken.

💬

İlkay oturmak yerine kalçasını korkuluğa yaslayıp bize doğru döndü. “Birinin arkada kalması gerekiyor ve biliyorsun ki o biri hep ben oluyorum.”

💬

Tibet, “Adam gelmiş mi?” diye sorarken yanımıza yaklaştı.

💬

“Dün Bahtiyar’la görüştüler,” dedi İlkay ciddi bir ifade takınarak. “Ben birkaç gün daha kalır diye düşünüyordum ama adamımız bugün yola çıkacakmış.”

💬

“Yine kadının yanına gidiyor değil mi?” Tibet yanımdaki sandalyeye otururken ona baktım. Kimden bahsettiklerini anlamaya çalışıyordum.

💬

“Evet. Bu yüzden fırsatını bulmuşken kazıklardan birini yerinden çıkaracağız,” deyince İlkay, adamın kim olduğunu anladım. O gün yattayken Bahtiyar diye bahsettikleri adamın ve diğerlerinin yurt dışına on beş kazık diktiklerini söylemişlerdi. Bağlantılı oldukları adamları kazık diye isimlendiriyorlardı. Demek ki o adamlardan biri buradaydı. Kadın kimdi? “Bence bir iki gün durup etrafı koklamak daha mantıklı ama sen durmak istemiyorsan diretecek değilim.”

💬

“Sen devam et,” deyip elini salladı Tibet.

💬

İlkay, “Kadın, Milas’taki bir sahilde bar işletiyor,” diyerek konuya girdiğinde dikkatimi ona verdim. “Mekân Tristan’ın üzerine.”

💬

Turhan kaşlarını çatıp, “Bu herif evli değil miydi?” diye sordu.

💬

İlkay parmak şıklattı ve “Hem de bir Rus mafyasının kızıyla,” dedi, yüzünde keyifli bir gülümseme oluştu. “Ben göt korkusundan gözümü başka yere çeviremezdim, adam kalkmış başka ülkeden bir kadın bulmuş, o da yetmemiş yıllardır o kadınla gizli ilişki yaşıyor.”

💬

“Anlaşılan adamı tehdit etmek istiyorsunuz,” dedim, kafamda toparladığım parçalardan çıkan sonuç buydu. İlkay başını sallayınca da doğru yolda olduğumu anladım. “Bu tehdit, desteğini kesmesi için yeterli olacak mı? Ya da Bahtiyar diye bahsettiğiniz adam bu durumu bilmiyor mu? O da bunu şantaj olarak kullanabilir.”

💬

“Bu adamları sadece bir destek olarak görme,” dedi Tibet ellerini masaya doğru uzatıp. “Onlar piyon ya da Bahtiyar’dan daha güçsüz insanlar değil. Bahtiyar kendi menfaati için bile bu riske girmez.”

💬

“Peki bu adama öylece yaklaşabilecek miyiz?”

💬

“Niyetimiz ona yaklaşmak değil,” diye açıklama yaparken gözlerimin içine bakıyordu. “Elimizde birkaç kanıt var. Üç beş fotoğrafla elimizi güçlendireceğiz.”

💬

İlkay ürpermiş gibi titreyerek, “Kayınpederinin korkusundan hayır deme lüksü yok,” dedi. “Eminim ki eşi de öyle sakin, sessiz bir tip değildir.”

💬

Sırtımı sandalyeye yaslayıp kollarımı göğsümde topladım. “Bu adamların tek tek Türkiye’ye gelmesini mi bekleyeceğiz? İşimizi on seneye bitiririz herhalde.”

💬

Alayla gülen İlkay, elini kaldırıp havada hareket ettirerek, “Bu işin sonunda yolcusunuz tatlım,” dediğinde kaşlarımı çattım. “Kanada’ya.”

💬

Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırıp cevap arar gibi Tibet’e baktım. Tibet omuz silkti ve “Dediğin gibi, kimsenin gelmesini bekleyemeyiz. Bu yüzden onlara ulaşan biz olacağız,” dedi. “Bir sonraki konumun neresi olacağını ya da oraya nasıl gideceğimizi bizden başkası da bilmeyeceği için sorun olmayacak.”

💬

Aniden gülümsediğimde Tibet duraksadı. “Bunu sevdim,” dedim gözlerinin içine bakarken. “Bahtiyar ve diğerlerinin durumu fark edip panikleyeceği düşüncesi beni keyiflendirdi.”

💬

Tibet de hafifçe gülümsedi.

💬

Turhan’ın homurdanarak, “Bu kız ilk gördüğümde daha akıllı birine benziyordu,” demesi bile gülümsememi yok edemedi.

💬

İlkay yaslandığı korkuluktan kalçasını ayırıp ellerini birbirine vurdu. “Daha fazla burada durmayın, her an bir yerden biri çıkabilir,” deyip bize yaklaştı. “Ben de kimseye görünmeden tüyeyim. Depo dolu, yiyecek de ayarladım. Bir şeye ihtiyacınız olursa durursunuz bir limanda.”

💬

Tibet ayaklandı ve İlkay’la tokalaştılar. Bizimle de vedalaştıktan sonra yattan indi. Milas’a demir atmamız ne kadar sürerdi bilmiyordum, tahminen bir on beş saatlik yolumuz vardı. Tibet yatı çalıştırmak için harekete geçerken ben de içeri girip alt kata indim. Bir an önce duşa girmedi, bu kirli histen kurtulmalıydım. Hem Turhan’dan biraz uzaklaşmak da iyi gelecekti. Adamın yaydığı tuhaf, insanı geren bir enerjisi vardı. Son olanlardan dolayı ona pek dikkat edemesem de varlığına alışmak zor olacaktı.

💬

Aldığım ılık duşun ardından gelen o tazelenme hissiyle biraz olsun mutlu olmuştum. Bedenimi banyoda kurulayıp kıyafetlerimi giydim. Burada kaldığım zaman zarfında duşa girdiğim anlarda Tibet bunu bilir, alt kata inmezdi. Şu an ikimiz haricinde biri daha vardı ve onu Tibet kadar tanımıyordum, işimi garantiye almalıydım. Uzun saçlarımdaki ıslaklığı havlu ile alırken banyodan çıktım, adımlarımı kaldığım odaya doğru attım. Odaya girerken merdivenlerden gelen ayak sesleri, düşüncemin doğruluğunu kanıtlamıştı.

💬

Saçlarımı kısaca taraktan geçirdikten sonra havluyu kenara bırakıp yatağın kenarına oturdum. Her ne kadar çoğu zaman aksini düşünsem de böyle anlarda biriyle konuşmanın insana iyi geleceğini biliyordum. Gözüm telefonumdaydı fakat birini aramaya cesaret edemiyordum. Bir de telefonumun dinleniyor olma ihtimali vardı, bunu da göze alamıyordum. Boşlukta hissettiğim zamanlarda kendimi rahat bırakmanın dozajını iyi ayarlamam gerektiğinin her zaman farkındaydım. Bazı noktalarda tamamen delirmemek için kontrolü ele almak gerekiyordu. Yaşadığım şeyler buna engel olsa da akıl sağlığımı korumalıydım, delilik şu an beni bir adım ileri götürmezdi.

💬

Sağlam kafayla kazanılan bir zafer, her zaman daha tatmin edici olurdu.

💬

Babaanneme iyi olduğuma ve onu arayacağıma dair mesaj attıktan sonra odadan çıktım. Planım, döndüğümde onunla konuşmaktı ama başka bir şehre gidileceğinden haberim olmadığından bunu ertelemek zorunda kaldım. Anladığım kadarıyla artık sürekli hareket hâlinde olacaktık. Eğer babaannemi tamamen geri plana atarsam, kendi oluşturacağı bir yolda ilerlemeye başlardı. Bir yerde aramızdaki ipleri de sağlam tutmalıydım.

💬

Üst kata çıktığımda batmak üzere olan güneşin kızıl ışıkları yüzüme çarptı. Tibet dümendeydi, aşağı inen de tahmin ettiğim gibi Turhan’dı. Ortalıkta görünmediğine göre hâlâ alt kattaydı. Ki gidebileceği tek yer de Tibet’in odasıydı. Mutfak kısmına geçip raftan aldığım bardağın temizliğini kontrol ettim, ardından bardağı suyla doldurdum. Tibet’in üstü çıplaktı, gömleğini çıkarmıştı. Sargısı onu zorluyor olabilirdi. Acaba omzundaki sargının sebebi vurulması falan mıydı?

💬

Bardağı dudaklarımdan uzaklaştırdığım sırada, “Daha iyi misin?” diye sordu bana bakmadan.

💬

“Evet,” deyip bardağı tezgâha bıraktım. “Sen?”

💬

“Bir sorun yok,” dedi sadece.

💬

Ona yaklaşıp kalçamı konsola yasladığımda göz ucuyla bana baktı. “Telefonlarımızın dinleniyor olma gibi bir ihtimali var mı?” diye sorarak aklımdaki soruyu ona yönelttim.

💬

Tibet başını yavaşça sallayıp, “Kesin olmasa da ihtimal var,” diye mırıldandı. “Neden sordun?”

💬

“Hiç,” dedim gözlerimi zemine indirip. Onunsa gözleri hâlâ yüzümdeydi.

💬

Aniden ayağa kalkıp, “Tut,” dediğinde kaşlarım çatıldı, ne demek istediğini anlamadığımdan ona baktım. Dümeni işaret ederek, “Sabit tut, hemen geleceğim,” dediğinde ve elimi tutup dümene koyduğunda şaşkınlıkla ona baktım. Yanımdan geçip gitti, bense ne yapacağımı bilemez bir şekilde bir dümene bir de denize bakıyordum. Yatı kullanmak sorun değildi, bunu yapabilirdim ama bu ani hareketi beklemiyordum.

💬

Neyse ki Tibet’in geri dönmesi uzun sürmedi. Tekrar dümeni devraldı ve diğer elinde tuttuğu telefonu bana uzattı. “Birini aramak istiyorsan bu telefonu kullanabilirsin,” dediğinde elindeki telefona bakakaldım. “Merak etme, güvenli bir numara.” Tereddüdümü görmüş olmalı ki telefonu yavaşça salladı. “Al hadi.”

💬

Sertçe yutkunup telefonu elinden aldım. “Teşekkür ederim,” diye mırıldandım. “Hanzade’yle konuşacağım.”

💬

Dudaklarının kenarı yukarı kıvrılırken önüne döndü. “Kiminle istersen onunla konuş.”

💬

Telefonu sıkıca tutup arkamı dönerek ondan uzaklaştım. Aralık duran cam kapıyı kaydırarak tamamen açtım ve dışarı çıktım. Korkuluklara tutunarak yatın baş kısmına, güverteye ilerlerken Tibet’in verdiği telefondan Hanzade’ye mesaj attım. Arkadaşımı tanıyordum, direkt arasaydım telefon numarasını tanımadığı için açmazdı. Mesajı göndermemle ekranda numarasının belirmesi bir oldu. Benim aramamı bile bekleyememişti.

💬

Yüzümü denize doğru döndüm, Tibet’in gözlerinin camın arkasından sırtıma saplı durduğunu hissedebiliyordum. “Hanzade?” diye yanıtladım telefonu.

💬

“Niran,” dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. “Bir sorun mu var? Başka bir numaradan yazınca endişelendim.”

💬

“Kendi numaramın dinleniyor olabileceğini düşündüm,” diye mırıldandım. Acaba dengesiz biri olduğumu mu düşünüyordu? En son görüştüğümüzde onlara çok da sıcakkanlı yaklaşamamıştım. “Nasılsın?”

💬

Bir kapının kapanma sesini duyunca yalnız kalmak için oda değiştirdiğini anladım. “İyiyim ben. Asıl sen nasılsın?”

💬

“Aynı,” derken gözlerimi yatın ikiye yardığı suya indirdim. “Bir iş için Atina’ya gitmiştik, birkaç saat önce döndük.” Neden ona bundan bahsettiğimi bilmiyordum. Verdiğim detay onu da duraksatmış olmalı ki sessizce devam etmemi bekledi. “Ama şu an Tibet’in yatındayız, İstanbul’dan ayrıldık. Başka bir şehre gidiyoruz.”

💬

Duydukları ona derin bir nefes aldırdı. “Kafa dinlemeye gitmediğiniz kesin,” dedi ikilemde kalmış gibi. “Peşinde olduğunuz biri mi var?”

💬

Beni görebilecekmiş gibi başımı salladıktan sonra “Evet,” dedim. “Aslında ondan fazla kişi var. Bu yüzden sık sık yer değiştireceğiz.”

💬

Bir süre sessiz kaldı, ardından, “Gerçekten iyisin değil mi?” diye sordu. “Fiziksel olarak nasıl olduğunu da merak ediyorum.”

💬

Saklama gereği duymadan, “Atina’da biraz tartaklandım ama sorun yok,” deyip keyifsizce güldüm. “Peşinde olduğumuz insanlar bizi ellerinde gülle bekliyor değil.”

💬

Söylediklerimi kulak ardı edip, “Bugün belki seni orada bulurum ümidiyle mezarlığa gittim,” dediğinde sertçe yutkunma isteğiyle doldum. “Çiçekler biraz solmuş gibiydi ama onlarla ilgilendim, merak etme.”

💬

“Teşekkür ederim, Hanzade,” diyebildim sadece.

💬

“İşlerin bitene kadar çok ziyaret etme şansın olmayacak anlaşılan,” dedi, sesi üzgün çıkmıştı. “Ben sık sık giderim.”

💬

“Beni durdurmaya yönelik bir şey söylemeyecek misin?” Yavaşça yere oturup bacaklarımı demirlerin arasından sarkıttım. Çıplak bacaklarıma çarpan su damlaları beni irkiltti.

💬

“Hayır, söylemeyeceğim,” dedi ciddileşerek. “Söylemeyecek olmamın sebebi işe yaramayacağını düşündüğümden değil. Sana hak veriyorum.”

💬

Bir cevap vermeden denizi izlemeye devam ettim. Konuşmadım, o da ne bir şey söyledi ne de telefonu kapattı. Dakikalar süren sessizliğin sonunda arkadan gelen Göksal’ın sesini duydum ve telefonu kapatma zamanının geldiğini anladım. Hanzade’yle vedalaştığım sırada ona sonra tekrar arayacağımın sözünü vererek telefonu kapattım. Telefonu kayıp denize düşmemesi için şortumun cebine attım. Düşündüğüm gibi bu kısacık konuşma bile kafamın biraz rahatlamasını sağlamıştı. Belki onun için biraz dengesizce bir hareketti ama şu sıralar kendimden çok da normal adımlar beklemiyordum. Arkadaşlarım da bunun bilincinde olmalılardı.

💬

Yat, karanlık denizde kıyılardan çok uzaklaşmadan ilerlemeye devam ediyordu. Ayaklarım yattan sarkarken bedenimi geriye atıp zemine uzandım. Telefonla konuştuğum sırada içeriden ses gelmemişti ama şimdi Turhan ve Tibet’in konuştuğunu duyabiliyordum, sadece sesleri kısık geldiğinden tam olarak ne hakkında konuştuklarını anlayamıyordum.

💬

Ellerimi karnımın üzerine koyup gökyüzüne baktım. Bu gece dolunay vardı. Yaydığı ışık o kadar parlaktı ki… karanlık denize vuran ışığın oluşturduğu yakamozu görebiliyordum. Birinin bana yaklaştığını duyunca başımı hafifçe çevirerek kimin geldiğine baktım. Gördüğüm yüzün Turhan’a ait olmaması beni rahatlattı, şu an onun kuracağı tuhaf cümleleri kaldırabilecek kafada değildim. Kolumu başımın altına koyup tekrar gökyüzüne baktım. Tibet de yanıma oturmuş, sesli ve uzun bir nefes vermişti. Dümende olan Turhan olmalıydı, ki Tibet’in de dinlenmesi şarttı.

💬

“Yatın büyüklüğünü ve yakıt tankının kapasitesini düşünecek olursak, ki yolculuk da en az on dört ya da ön beş saat sürecek,” dedim alakasızca bir konuya girerek. “Ufak bir matematikle, sadece yakıta yüz elli binden fazla harcamış olacaksın. Biz neden enayi gibi hem paradan hem de zamanımızdan oluyoruz?”

💬

“Burada uzanmış bunu mu düşünüyordun gerçekten?”

💬

Şaşkın çıkan sesini duyunca başımı ona doğru çevirdim. “Hayır, şu an düşündüm,” deyip omuz silktim. “Uçakla en fazla iki saate oraya varabilirdik, paran da cebinde kalırdı.”

💬

“Ama canımızın bizde kalacağının garantisi olmazdı,” dedi gülerek başını iki yana sallarken. “Hem bu şekilde dinlenmek için zamanımız da var.”

💬

“Yine de enayi gibi hissediyorum,” dedim burun kıvırarak. “Adamlar bizi her şekilde zarara sokuyor resmen.”

💬

Tibet yeniden gülerken, “Daha çok kur güncellemesi yemiş gibisin,” dediğinde yüzümü buruşturdum. “Konuşman iyi geçti mi?”

💬

“Ne kadar iyi olabilirse.” Sarkıttığım bacaklarımı geri çekerek dizlerimi büktüm ve ayaklarımı yatın parlak zeminine bastırdım. “Gider gitmez adamı mı bulacağız?”

💬

Tibet de benim gibi uzandı. Burnundan sert bir nefes verince ağrısı olduğunu anladım. “Kadının sahilde işlettiği bara gideceğiz. Adam onu görmek için gelecektir.”

💬

“Evli bir adamın bunu yapması bana iğrenç geliyor,” dedim yüzümü iğrentiyle buruştururken. “Bu tehdit işe yararsa ve adam desteğini geri çekerse, eşine yine de durumu anlatsak olmaz mı?”

💬

Tibet gözlerini yüzümdeki gezdirerek bir süre yüzümü izledi. “Buradaki kadının bir çocuğu var, bu onu da tehlikeye atmak olur.”

💬

Sıkıntıyla yanaklarımın içini şişirdim. “O zaman adamı öldürelim.” Tibet duraksadı, ciddi olup olmadığımı anlamak ister gibi bakınca gözlerimi devirdim. “Şaka yaptım.”

💬

“Pek şakaymış gibi gelmedi,” dediğinde olumlu ya da olumsuz bir karşılık vermedim. Solumda topladığım saçlarım rüzgârın etkisiyle yüzüme serpildi. Elimi saçlarımı yüzümden çekmek için kaldırdım fakat Tibet benden önce davrandı. Parmaklarıyla saçları yüzümden uzaklaştırırken afallamış bir şekilde öylece durdum. Görüşümü engelleyen saçlar geri çekildiğinde dolunayla göz göze geldim. Tibet elini geri çekmedi, saçlarımı geriye doğru parmaklarıyla düzelterek taradı. Bir süredir normalden daha yavaş attığını düşündüğüm kalbim hızlanınca kaşlarımı sertçe çattım. Tibet’in elini geri çekmesine neden olan da çatılan kaşlarımdı.

💬

Büyük ihtimalle rahatsız olduğumu düşünmüştü ama kaşlarımı çatma sebebim kalbimin hızlandığını fark etmemdendi. Rahatsız olmamış mıydım? Dokunan kim olursa olsun gereksiz temaslardan hoşlanmazdım. Rahatsız hissetmediğime göre şu anki gereksiz bir temas sayılmazdı. Uzun saçlarım yüzüme kırbaç gibi çarpıp görüşümü engellediği için evet, sayılmazdı. Ama bunu ben de yapabilirdim. Düşüncelerim bir anda birbirine girince ne yapacağımı bilemeyerek elimi saçlarımın arasına soktum, saçlarımı düzelttim. Hatta saçlarımı elimde toplayıp başımın altına sıkıştırdım. Bu şekilde beni bir kez daha rahatsız edemezlerdi.

💬

Tibet’in burnundan sert bir nefes vererek güldüğünü duyunca göz ucuyla ona baktım. Bana bakmıyordu, aslında bir yere bakmıyordu çünkü gözlerini kapatmıştı. Neden gülmüştü? Kahverengi saçlarının ön kısmı uzundu, uzun saçlar rüzgârla geriye doğru savruluyordu. Rüzgâr kirpiklerini de titretiyordu. Ne düşüneceğimi tam olarak kestiremeden onu incelemeye devam ettim. Elmacık kemiğinde hafif bir morluk, dudağının kenarında da kabuk bağlamış küçük bir yara vardı. Boynundaki ve omzundaki yaranın yeniden temizlenmesi, sargıların yenilenmesi gerekiyordu. Bunu ona hatırlatıp hatırlatmamak arasında kalmışken gözlerini araladı.

💬

Elini yere bastırıp doğruldu. “Turhan söylenmeye başlamadan dümeni devralayım,” diyerek ayağa kalktığında ben de aniden ayaklandım.

💬

“Bence sen gidip sargılarını falan yenile, dinlen,” dediğimde kaşlarını kaldırarak baktı. “Sen dinlenene kadar yatı ben idare ederim.”

💬

“Kullanabiliyor musun?” diye sorunca gözlerimi devirdim.

💬

“Sence?” Yanından geçip demirlere tutunarak ilerledim. “Ne üzerine okuduğumu unuttun herhalde.”

💬

“Henüz bir öğrencisin,” dedi arkamdan gelirken. “Kullanabildiğin bilgisi bana vahiy yoluyla gelmiyor.”

💬

Yeniden gözlerimi devirdim. İçeri girdiğimizde Turhan bize doğru dönüp, “Sonunda,” diyerek homurdandı. “Bir an sabaha kadar orada yatıp fingirdeşeceksiniz sandım.”

💬

“Ne fingirdeşmesi ya?” diye sordum ona doğru hızla ilerlerken. “Kalk hadi.”

💬

Turhan bir bana bir kardeşine baktıktan sonra koltuktan kalktı. Yanından sıyrılıp koltuğa oturduğumda, “Bu niye gerildi şimdi?” diye sordu, cama düşen yansımadan Tibet’e bakarak sorduğunu gördüm.

💬

Tibet gülüp, “Sen gidip benim odamda uyu, gerisini hallederim,” dedi. Bu teklif işine gelmiş olmalı ki üstelemeden yanımızdan ayrıldı.

💬

Ben panelleri kontrol ederken Tibet’in hareketlerini camdaki yansımadan izliyordum. Birkaç dolabın kapağını açtı, en sonunda aradığını bulmuş olmalı ki elindeki kutuyla birlikte koltuğa oturdu. Onun sargısını çıkarıp yarasına pansuman yapışını sessizce izledim. Yaraya bakılacak olursa gerçekten kurşun yemişti. Peki bu hastaneye gittiğinde sorun olmamış mıydı? Sonuçta bir kesiğe bile mantıklı yalan uydurabilirdin ama kurşun yarası için bir kılıf bulamazdın. Bazı işleri çok kolay hallediyorlardı ve nasıl yapabildiklerini merak ediyordum.

💬

Tibet, boynundaki ve omzundaki yaranın pansumanını yaptıktan sonra kutuyu sehpaya bırakıp koltuğa uzandı. Önümdeki panelden her şeyi kontrol edebiliyordum, ekstrem bir sıkıntı yaşayacağımı düşünmüyordum. En azından bir iki saat onu buradan uzak tutabilirdim. Fazlasına izin vermeyeceğine emindim. Dümen başında karanlık denizi izleyerek ilerlemek bana gemideki son gecemi hatırlattı. Gemide olmak, denizi izlemek, gemiyle ilgili ilerde uğraşmak beni mutlu etmişti. İlk açık deniz stajımdı ve her anını keyfini çıkararak yaşamaya çalışmıştım. Uzun bir yolculuk olduğundan ve evime dönmeme az bir zaman kaldığından heyecanlı hissediyordum. Kıyıdan ilerlediğimiz için şehirleri, diğer yatları ve tekneleri görebiliyordum, etrafımız canlıydı fakat gemi yolculuğu sırasında günlerce okyanusta ilerlemiştik, çoğu anımızda görebildiğimiz tek şey suydu.

💬

Öncesinde suya âşıktım, sonrasında sudan nefret etmiştim. Şimdi ise suya bakarken hiçbir şey hissedemiyordum. Bir şey hissedebilecek olsaydım bile bu kesinlikle iyi duygulardan olmazdı.

💬

Tibet’in ilk baştaki huzursuz nefesleri ve rahatsız uyku hali bir süre sonra düzene oturdu. İki saat geçmiş olmasına rağmen ne o uyandı ne de ben onu uyandırdım. Düşünceler arasında gezinirken zaman hızla aktı. Ayak sesleri duydum, Turhan merdivenleri aşıp salona girdi. O geldiğinde Tibet’in uyumasının üzerinden dört saat geçmişti. Birkaç saniye kardeşini izledikten sonra yanıma gelip dümeni benden devraldı. Gidip uyumamı söyleyince itiraz etmedim. Aslında uykum yoktu ama sanki başımı yastığa koysam derin bir uykuya yatacaktım.

💬

Alt kata inmek yerine büyük koltuğa yöneldim. Tibet koltuğun bir ucunda yatıyordu. Ben de diğer ucuna kıvrılıp dizlerimi karnıma çektim. Karnımda hâlâ hafif bir sızı vardı. Düş alırken ne derece bir darbe aldığımı görmüştüm. O herif ölmemiş olsaydı gördüğüm ilk yerde boğazına sarılırdım. Elimi küçük yastığın altına sokup nefesimi yavaşça dışarı bıraktım. En azından birkaç saat uyuyarak dinlenebilirdim.

💬

🌪️

💬

Uyandığımda güneş doğmuştu. Koltuğun diğer tarafında artık Tibet uyumuyor, Turhan oturmuş kahvesini içiyordu. Gözlerimi ovalarken Tibet’in biriyle konuştuğunu duydum. Anladığım kadarıyla bir marinaya yaklaşacaktık ve Tibet’te marinadakilerle iletişime geçmiş, yanaşmak için izin istiyordu. Tibet yat bilgilerini ve geliş amacını bildirirken oturur pozisyona geçip saçlarımı geriye doğru attım. Omzumda hissettiğim ağrıyla elimi omzuma attım, yüzümü buruşturarak omzumu ovdum.

💬

“Neredeyiz?” diye sordum uykulu bir sesle.

💬

Turhan gözlerini elindeki tabletten ayırmadan, “Çeşme’de,” dedi. “Yakıt alacağız.”

💬

Tibet yatı marinaya yaklaştırırken sarsak hareketlerle merdivenlere yöneldim. Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmem gerekiyordu. Banyoya girerken şortumun cebinden telefonu çıkarıp saate baktım. Saat altıya geliyordu, gün yeni doğmuş sayılırdı. Çeşme’de olduğumuza göre birkaç saatlik daha yolumuz vardı. Banyoya girip işlerimi hallettikten sonra elimi yüzümü yıkadım. Midem aşırı derecede bulanıyordu. En son Türkiye’ye girmeden önce durduğumuz restoranda bir şeyler atıştırmıştım ama o da yemek sayılmazdı. Bayılmadan önce yemek yesem iyi olacaktı.

💬

Yüzümü yıkarken ıslanan saçlarımı geriye atıp üst kata çıktım. Yat marinada durmuştu, Tibet dışarıda bir adamla konuşuyordu. Turhan ise hâlâ tabletiyle ilgileniyordu. Mutfağa doğru ilerledim. “Bir şeyler yiyeceğim,” dedim buzdolabının kapağını açarken. “Siz yediniz mi?”

💬

Turhan aniden tableti kenara atıp ayaklandı ve hızlı adımlarla dışarı çıktı. Elim buzdolabının kapağındayken arkasından bakakaldım. Turhan demirlere abanıp, “Tibet!” diye bağırdığında, Tibet omzunun üzerinden ona baktı. “İşin bitince gelmeden simit falan al.”

💬

Tibet kaşlarını çatarak yata doğru dönerken buzdolabının kapağını kapattım. “Fırın mı arayacağım şimdi?” diye sordu abisine dik dik bakarak. “Uğraştırma beni.”

💬

“Hadi lan,” dedi Turhan ısrar eder gibi, hâlâ demirlere yaslanmış bir şekilde duruyordu. Tibet’in dengesiz olduğunu düşünürken abisi daha fena çıkmıştı.

💬

Tibet ona bir cevap vermese de Turhan kendinden emin bir şekilde geri döndü. Ki yanılmamıştı da. Tibet yaklaşık yarım saat sonra elinde birkaç poşetle yata geri dönmüştü. İçimden bir ses Tibet’in sadece bir süreliğine bu tavırlara karşılık vermediğini, abisi yeni içeriden çıktığı için tahammül sınırını zorladığını söylüyordu.

💬

Tibet dümene geçip yatı marinadan çıkarırken ben de koltuğa oturup beklemeye başladım. Beklediğim şey de Turhan’ın hazırlayacağı kahvaltıydı. Beni mutfaktan kovup beklememi söylemişti. Her gittiğimiz yere bizimle mi gelecekti? Yatta geçirdiğim o sakin birkaç günü özlüyordum. Kollarımı göğsümde toplayıp onu izlemeye başladım. Tibet’ten birkaç santim uzun duruyordu. Üzerine sıfır kol, beyaz bir tişört, altında ise gri bir eşofman vardı. Onu ziyarete gittiğimizden bu yana kaç gün geçmişti bilmiyordum ama zayıflamış görünüyordu. Saçları da son gördüğümden daha uzundu. Tibet’in de birkaç küçük dövmesi olduğunu fark etmiştim ama Turhan’dakiler daha büyüktü. Sol omuz başını kaplayan, dirseğine kadar uzanan büyük bir dövmesi vardı. Dövmeyi inceleme gereği duymadan gözlerimi Tibet’e çevirdim.

💬

Tibet’le tanışmamın üzerinden neredeyse üç ay geçecekti ama bir anlığına burada, iki yabancı adamla olmak garip hissettirdi. Normalde odaklandığım ve düşündüğüm konular çok farklı olduğundan bu tür şeyleri hep göz ardı ediyordum. Benim için nerede, kiminle olduğumun bir önemi yoktu. En başından beri sadece insanların bana sağlayabileceği faydalarla ilgileniyordum. Olması gereken de bu değil miydi?

💬

“Yatı durdur da bir şeyler yiyelim. Sonra devam ederiz yola,” dedi Turhan elindeki tabağı masaya taşırken. “Şu kız da açlıktan bayılacak.”

💬

Kaşlarımı çatıp koltuktan kalktım. “Şu kız, bu kız demeye devam edersen bayılacak kişinin ben olmayacağımdan eminim.” Tezgâhın üzerine bıraktığı tabaklardan ikisini alıp masaya götürdüm. Onu bekleyecek olursam gerçekten bayılmam olasıydı.

💬

“Sen her konuda bu kadar gergin misindir, Niran?” diye sorarken ismime vurgu yapması, ona ters ters bakmama neden oldu. Bakışlarım onu daha da keyiflendirince cevap vermedim.

💬

Tibet yatı durdurduktan sonra birlikte kahvaltı yaptık. Kahvaltıda konuşan sadece onlardı, yemek yemek dışında başka bir şey yapmamıştım. Karnını doyurup masadan kalkan Turhan, ellerini yıkadı ve yanımıza tekrar uğramadan yatı harekete geçirdi. Kardeşine düşkünlüğünü saklamıyordu. Henüz onları birlikte göreli iki gün bile olmamıştı ama tartışsalar dahi birbirlerini çok çabuk görmezden gelip hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlardı. Onlarla ilgili düşünmek bana Melin’i hatırlattığında, parmaklarımın arasındaki çatal tabağıma düştü. Turhan omzunun üzerinden bize baktı, Tibet’se gözlerini düşen çatala dikmişti.

💬

Kaybettiğin biriyle ilgili saatlerce düşünmek, seni dakikalarca ağlatabilirdi. Aniden aklına gelmesiyse günler sürecek bir boşluğa düşürebilirdi.

💬

Karşılıklı iki insan birbirlerinin üzüntüsünü, heyecanını, mutluluğunu anlayabilir, hissedebilir, ortak olabilirdi. Anlaşılabilme ihtimali vardı fakat ruhsal acı için aynısını söyleyemezdim. Herkesin bir gün tatma ihtimali çok yüksekti ve ruhsal acı, parmak izi gibi kişiye özeldi.

💬

“Yemek için teşekkürler,” dedim sandalyeden kalkarken. “Milas’a varmadan önce duş alıp üzerimi değiştirsem iyi olacak.”

💬

Belki kaçar gibi gidişimi Turhan garipserdi ama Tibet, ben açık bir şekilde söylemesem de durumu anlardı. Birbirinden farklı hallerimi, birbirinden farklı birçok yüzümü görmüştü. Bu şu an için anlaşılıyormuş gibi hissettirse de bir süre sonra çıplak kalmışım hissini verecekti. İşte o zaman bugünküyle aynı şeyi mi düşünürdüm bilmiyordum.

💬

Tibet Suavi’den

💬

Niran hızlı adımlarla merdivenleri inerken gözlerimi ondan ayırmadım. Yaşadıkları, onu hareketleri kestirilemez birine çevirmişti. Turhan’ın gözlerinin üzerimde olduğunu bilsem de ona bakmadım, masadaki tabakları mutfağa taşıdım. O ise beni şaşırtmayarak, “Bu kız iyi değil,” diyerek sıkıntı yaşadığı o konuya girdi. Evet, Niran konusunda sıkıntı yaşıyordu ve bunu kimseden gizlemiyordu.

💬

“Zamana ihtiyacı var,” diye mırıldandım bardakları da tabakların yanına bırakırken. Sesimi kısık bir tonda tutmuştum çünkü belli etmese de onunla ilgili konuşulanlara çok kafa yoruyordu. Çoğu konuşmaya da şahit olduğunun farkındaydım, yine de bunun hakkında konuşmuyordu.

💬

“Evet. Zamana, yalnız kalmaya, kafasını dinlemeye ihtiyacı var,” dedi Turhan dümeni sabitleyip.

💬

Cümlesine devam edeceğini fark edince gözlerimi devirip, “Yine başlama,” dedim, yanına yaklaşıp panelleri kontrol ettim. “Sen ne için uğraşıyorsan o da aynı şey için uğraşıyor.”

💬

“Sen hiç o kızın gözlerine dikkatli bir şekilde baktın mı, Tibet?” diye sorunca duraksadım. “Beğeniyle bakmaktan söz etmiyorum. Ne durumda olduğunu anlamak için baktın mı?”

💬

“Ne saçmalıyorsun?”

💬

Sorumu es geçip, “Ben baktım,” deyince kaşlarım aniden çatıldı. “O kızın planlar, aranılan çözüm yolları umurunda değil. Sadece yok etmek istiyor.”

💬

“Buradaki problem ne?” Kollarımı göğsümde bağlayıp gözlerinin içine baktım. Öfkelenmiş hissediyordum ama bunun sebebini anlayamıyordum. “Bizim de istediğimiz bu değil mi?”

💬

“Onu tam olarak tanımıyoruz ve sen ya da ben tanımadığımız halde onu bu iş için mahvetmeyiz,” dedi düşüncelerinden emin bir şekilde. “Ama o, bir saniye bile düşünmez.”

💬

“Niran’ı gözünde çok fazla büyütüyorsun,” dedim söylediklerini reddederek.

💬

“Hayır, kardeşim. Niran’ı gözünde büyütmeye başlayan sensin ve bir gün ne demek istediğimi yaşayarak anlayacaksın.” Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı, gözlerini benden ayırıp önüne döndü. “Umarım ben yanılırım.”

💬

Turhan’ın söylediklerini ve düşüncelerini hiçbir zaman göz ardı etmezdim. Bu yaşıma kadar annemin ya da babamınkinden çok onun sözlerine dikkat kesilmiştim. İlk kez söyledikleri bana bir şey hissettirmiyor, aksine öfkeyi aşılıyordu. Ellerimi konsola bastırıp çatık kaşlarla denizi izlemeye başladım. Niran’ın bana bir zararı dokunmazdı fakat kendini gerçekten böyle bir durum içine sokar mıydı?

💬

Niran Çiyiltepe’den

💬

Bacak bacak üstüne attım ve gözlüğümü aşağı kaydırarak burnuma indirdim. “Neden otele geldik?”

💬

Tibet masaya yasladığı tabletten gözünü ayırmadan, “Yatın konumundan haberdar olmamaları için,” diye yanıtladı beni. Öğle saatine yakın Milas’a ulaşmış, yattan ayrılıp Tibet’in bulduğu bu otele gelmiştik. Bu gece burada kalmayacaktık ama Tibet öylesine iki oda tutmuştu. Söylediğine göre kadının işlettiği bar otele yakındı, bu yüzden burayı seçmişti.

💬

“Bu adam sizi görünce tanımaz mı?” diye sordum bu kez. Onlar belki tanınmamak için güneş gözlüğü takmıştı ama benim takma sebebim onlarınkiyle aynı değildi. Gözlerim uzun süre güneşe maruz kaldığında hassaslaşıyor, migrenimi azdırıyordu.

💬

“Adamı tehdit etmeye geldik, sence sorun bizi görmesi mi?” Tibet gülerek gözlerini devirip tableti masaya bıraktı. “Dakikalardır durmadan soru soruyorsun. Sakinleş.”

💬

Burun kıvırıp gözlerimi otelin bar tezgâhına yaslanmış karşısındaki kadınla konuşan Turhan’a çevirdim. “Sakinlik ve rahatlık kotamızı abin dolduruyor.”

💬

“Başımızda dikilmesi daha mı iyi?” diye sorduğunda ona hak verdim. Hiç değilse Azrail gibi başımızda dikilmiyordu. Tibet ellerini masanın üzerinde birleştirdi. “Ne yapman gerektiğini anladın değil mi?”

💬

Başımı sallarken gözlüğümü yeniden yukarı ittim. “Evet. Sen kadına arkan dönük bir şekilde oturacaksın, normal bir çift gibi takılırken kadını izleyeceğim,” dediğimde Tibet beni onayladı. “Adam geldiğinde de fotoğraflarını çekeceğim. Peki ya onları samimi bir şekilde yakalayamazsak?”

💬

“Burada aslında onun kim olduğunu, ne iş yaptığını bilen biri yok. O yüzden dikkatli hareket etmeyecektir. Dediğin gibi olursa yarın tekrar geliriz, elbet bir yerde açık verecek,” derken kendinden emindi. “Birkaç gün daha buralarda olacak.”

💬

Gözlerimle tableti işaret edip, “Fotoğraflarını gösterecektin,” dediğimde parmakları tableti kavradı.

💬

“Aklında kalması için son ana sakladım,” deyip tabletin ekran kilidini kaldırdı. “Şansımız yaver giderse ilk seferde bu işi hallederiz. Adamla görüşme işini Turhan yapacak ama biz yine de yakınlarda oluruz. Başını derde sokma konusunda hepimizden usta.”

💬

Tabletin ekranını bana doğru çevirdiğinde, ekrandaki kadınla göz göze geldim. “Genç görünüyor,” dedim kadının yüzünü incelerken. Simsiyah, uzun saçları vardı. Ellerini bar tezgâhına yaslamış, karşısında duran kadınla konuşuyordu. Diğer kadının sırtı dönük olduğundan asıl kadının kim olduğu anlaşılırdı. Balık etli, keskin yüz hatlarına sahip güzel bir kadındı.

💬

“32 yaşında,” dedi Tibet ve parmağını ekranda yana kaydırdı. Şimdi ekrandaki fotoğraf olgun bir adama aitti. “Bu da Tristan.”

💬

Fotoğraftaki adam en fazla kırk üç ya da kırk dört yaşında gibi görünüyordu. Aslında ben daha yaşlı birini beklemiştim. Gözleri tıpkı benimkiler gibi çok koyuydu, direkt kameraya baktığı için biraz garip gelmişti. Alt dudağının sağ köşesinde dikiş izine benzer bir iz vardı. Siyah saçlarının arasındaki beyaz teller belirgindi. Normalde görsem karizmatik bir adam olduğunu düşünürdüm ama karakteri onu sadece şerefsiz bir adam yapıyordu ve yüzüne bakmak mide bulandırıcıydı.

💬

Ekranı çevirmesi için elimi salladım. “Keşke suratının ortasına bir tane çakma şansım olsa,” dediğimde Tibet alaycı bir tavırla güldü. “Beraber olduğu kadın, bu herifle ilgili her bilgiye sahip mi acaba?”

💬

“Kadının böyle bir riske gireceğini sanmam.”

💬

“Şimdi daha çok sinirlendim,” deyip parmaklarımı burnuma bastırdığımda, gözlüğüm alnıma doğru havalandı.

💬

“Biz kendi işimize odaklanalım,” dedi Tibet tabletin ekranını kendine doğru çevirip. Turhan’ın bize yaklaştığını fark edince bakışlarım ona çevrildi.

💬

Turhan, elindeki viski bardağıyla yanımıza geldi. Kare şeklindeki masanın her kenarında bir sandalye vardı. Tibet’le karşılıklı oturuyorduk, Turhan da benim solumda kalan kenardaki sandalyeye oturdu. “Hava kararıyor, ne zaman gideceğiz?”

💬

Tibet çalan telefonunu cebinden çıkarırken, “Birazdan hazırlanır çıkarız,” dedi. “Ortama uygun giyinelim. Bu eşofmanla adamın karşısına çıkarsan senin dinlemeden sepetler.”

💬

Tibet telefonu kulağına yaslayıp aramayı cevaplarken masadan kalktı. O bizden uzaklaştığı sırada, “O herifin donuna kadar satın alırım, kimi ciddiye almıyormuş?” diye söylendi Turhan. Alayla güldüğümü duyunca gözleri hızla bana döndü. “Ne gülüyorsun?”

💬

“İki gün öncesine kadar Tibet sana don getiriyordu, bir an onu hatırladım,” deyip tekrar gülerken sandalyemi geriye ittim ve ayaklandım.

💬

İşaret parmağını kaldırıp yüzüme doğru salladı. “Tibet bana don falan getirmedi.”

💬

Onu ciddiye almayıp, “Aynen,” dedikten sonra masadan uzaklaştım. Arkamdan söylenmeye, aksini iddia etmeye devam etti ama duymazdan geldim.

💬

Restorandan çıkıp lobiye ilerledim. Otelin girişi o kadar büyüktü ki tek başıma olsam ve buraya tatile gelmiş olsam kesinlikle kaybolurdum. Neyse ki asansörlerin ve odanın nerede olduğunu biliyordum, bu bilgi bana yeterdi. Asansöre binip dördüncü katın düğmesine bastım. Yanımda giyebileceğim türde birkaç kıyafet vardı, en azından bu konuda sorun yaşamayacaktım. Gerçi benim tek yapacağım şey barda oturup eğleniyormuş gibi yapmak, fırsatını bulunca da ikiliyi fotoğraflamaktı. Şort tişört de giysem dikkat çekmezdim.

💬

Asansörden inip koridordan sağa döndüm. Odalarımız yan yanaydı. Tibet burada da sevgiliymişiz gibi bize aynı odayı tutmuştu ama eşyalarını diğer odaya, Turhan için tutulan odaya götürmüş, kartı da bana vermişti. Kartı okutup kapıyı açtıktan sonra içeri girdim. Yattan inmeden önce duş aldığım için tekrar alma gereği duymadan çift kişilik yatağa ilerledim. Yatağın üstünde bıraktığım el valizimi açtım, valize öylesine birkaç şey koymuştum, çok da dolu değildi. Nasıl bir yere gideceğimizi az çok tahmin ettiğimden mekâna göre kıyafet getirmiştim. Zaten işimiz bitince dönecek, burada kalmayacaktık. Yani bu akşam şans bize gülerse.

💬

Valizden çıkardığım beyaz elbiseyi hızlı bir şekilde üzerime geçirdim. Beyaz elbise dardı, etek kısmı dizimden birkaç parmak yukarıda bitiyordu. Genelde bu tür elbiseleri kurtarıcı parça olarak görüyordum, her yerde giyilebiliyor, her şekilde kombinlenebiliyordu. Elbisenin askıları inceydi göğüs kısmı saten karışımı kumaşından dolayı dökümlü duruyordu. Hava sıcak olduğundan bunalmamak için saçlarımı toplamalıydım. Zaten stresli anlar yaşayacaktık, uzun saçlarımın beni boğmasını istemiyordum. Ayna karşısına geçip saçlarımı atkuyruğu şeklinde sıkıca bağladım. Parmaklarımla saçlarımı düzeltirken gözlerim boynumdaki kolyede takıldı. Zaten hiçbir tereddüt yaşamıyordum ama kolyeyi görmek öfkemi tazeledi.

💬

Daha önce Tibet’le yaptığımız alışverişte aldığım makyaj malzemelerini çantamdan çıkardım. Makyaj yaparken ekstra dikkat ediyordum çünkü elbise beyazdı ve kıyafet değiştirmekle tekrar uğraşamazdım. Yüzümdeki yorgunluk belirtilerini makyajla kapattıktan sonra kahverengi bir rujla makyajımı bitirdim. Bu en hızlı hazırlanışlarımdan biri olmuştu. Valize bir tane topuklu ayakkabı atmıştım, o da zaten her kıyafetin altına uyabilecek bir ayakkabıydı. Yatağın kenarına oturup siyah bantlı ayakkabıları giydim, topukları çok da yüksek ya da ince değildi. Her açıdan konforluydu.

💬

Diğerleri hazır mıydı bilmiyordum ama hazırlığım bittiği için odada beklemek yerine çantamı alıp dışarı çıktım. Tam telefonu elime almışken Tibetlerin kaldığı odanın kapısı açıldı. Odadan ilk önce Turhan çıktı. Çıkarken bir yandan gömleğini düzeltiyor, bir yandan da odanın içinde kalan Tibet’le konuşuyordu. Onlara doğru yürüdüğümde Turhan’ın başı bana doğru çevrildi, Tibet de o anda odadan çıktı. Tibet kapıyı kapatırken sırtını döndüğünden beni görmemişti.

💬

Turhan başparmağını kaldırıp, “İyi görünüyorsun,” dediğinde omuz silkip gözlerimi onun yüzünden çektim.

💬

Tibet yüzünü bize döndü, gözleri hızlıca beni süzdükten sonra abisine baktı. “Ben sana mesaj atmadan ortalarda çok görünme.”

💬

“Abi olan benim, bana emir verip durma,” dedi Turhan elini yakasından çekerken. “Yüzünü bir de ben yamultacağım şimdi.”

💬

Tibet ona aldırış etmeden ayaklarımı işaret ederek, “Rahat edebilecek misin?” diye sordu.

💬

“İlk kez giyiyor değilim. Gidelim,” deyip onların yanından geçerek asansörlerin olduğu koridora yöneldim.

💬

Arkamdan gelirlerken Turhan’ın, “Ne oldu? Emir almak hoşuna gitmedi mi?” diye sorarak Tibet’le alaycı bir şekilde konuştuğunu duydum.

💬

Tibet, “Kes sesini,” dedi öfkeli bir sesle.

💬

Asansöre binip lobiye indik. Gideceğimiz yer uzak olmasa da yürüme mesafesinde de değildi. Normal şartlarda spor giyinmiş olsak yürürdüm, sorun değildi ama ayakkabılar ne kadar konforlu olsa da bir yerden sonra bu iş eziyete dönerdi. Tibet taksi çağırmalarını istedikten sonra birlikte otelin önüne çıkıp taksinin gelmesini bekledik. Takside konuşamayacakları için kez konunun üzerinden geçiyorlardı. Beş dakikalık bekleme süresinin ardından gelen taksiye binip yola koyulduk.

💬

Taksi bizi kafelerin ve barların olduğu sahil kenarında bıraktı. Taksiden inerken etrafı inceledim. Sahil yolu boyunca dizilmiş birçok kafe, restoran ve bar tarzı yerler vardı. Bazıları direkt olarak kumsala açılıyordu. Gördüğüm karşısında şaşırmadan edemedim. Haziran ayının sonuna yaklaşmıştık ve insanlar tamamen tatil sezonunu açmışlardı. Geçen sene burada olsaydım kesinlikle heyecandan kıpır kıpır olur, yerimde duramazdım. Şimdi sadece ölü bir balık gibi insanları izliyordum.

💬

“Bu taraftan,” dedi Tibet dirseğimi kavrayıp. Beni önünde durduğumuz mekânın yanındaki bara doğru yönlendirmesine izin verdim. Turhan arkamızda kalmıştı ama bunun kasıtlı bir hareket olduğunu bildiğimden dönüp ona bakmamıştım.

💬

Mekânın önüne geldiğimizde Tibet’in dirseğimdeki parmakları kolum boyunca kaydı, parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip elimi tuttu. Göz ucuyla ona baksam da bu hareketine bir tepki vermedim, dışarıdan gerçek bir çiftmiş gibi görünmek bizim lehimizeydi. Mekânın içi normal bir restoran gibiydi ama Tibet durmayıp yürümeye devam edince içeride durmayacağımızı, arka tarafa geçeceğimizi anladık. Komilerden biri cam kapıyı bizim için açtı, Tibet bir adım önden ilerlese de elimi bırakmadı.

💬

İçerisinin resmîliğinin aksine dışarısı tam bir sahil barıydı. Birkaç basamak indiğinizde alana giriş yapmış oluyordunuz. Yürümek için olan taş yolların dışındaki her yer kumdu. U şeklindeki mermer bar bankosu o kadar büyüktü ki tezgâh arkasında görebildiğim dört çalışan vardı. Bir o kadar da göremediğim barmen/barmaid olduğuna emindim. Sahil boyunca birçok bar olsa da sahile yayılan tek bir şarkı vardı. Olası bir gürültü kirliliğini önlemek için iyi fikirdi. Yerleştirilen küçük masalar, kumların üzerine atılan armut koltuklar ve minderler ortama sıcak bir hava katmıştı.

💬

Tibet elimi bırakıp elini sırtıma bastırarak beni bar bankosuna doğru yönlendirdi. Uzun sakalları küçük bir aksesuarla toplamış olan genç adam, ona yaklaştığımızı görünce bize gülümseyerek selam verdi. Yüksek taburelerden birine oturup çantamı tezgâha koyduğum sırada Tibet de planladığımız gibi karşıma oturdu. Bankonun en uç kısmındaydık, yani Tibet’in görebileceği tek barmen karşımızdaki adamdı. Diğerleri dibimizde bitmediği sürece Tibet’in yüzünü göremezdi.

💬

“Size ne ikram etmemi istersiniz?” diye sordu genç adam, ardından ellerini mermer bankoya bastırdı.

💬

Tibet önceliği bana verdiğinde, “Sangria,” dedim adama hafifçe gülümseyip. “Votkasız.”

💬

Adam başını sallayıp Tibet’e baktı. “Bourbon. Marka önemli değil,” dedi sadece. Barmen içkileri hazırlarken gözlerim Tibet’in omzunun ardından gördüğüm insanların yüzündeydi. Tam kadının burada olmadığını söyleyecekken rafların arkasından gülerek çıkan kadını gördüm. Elini yanındaki genç kızın omzuna koymuş gülerek onunla konuşurken tezgâha yaklaşıyordu. Tibet’in gözlerini yüzümde hissediyordum, muhtemelen neye bu kadar dikkatli baktığımın farkına varmıştı.

💬

Tibet, “Mutlu görünüyorsun,” dediğinde dikkatim dağıldı, ne demek istediğini anlamadığımdan ona baktım. Gözleriyle başı eğik bir şekilde bardakları hazırlayan barmeni işaret edince açık konuşmamamız gerektiğini anladım.

💬

“İstediğini elde etmiş herkes mutlu hisseder,” dedim gülümseyerek. “Bu gece benim için daha keyifli olacak.”

💬

Bir şey söyleyecekken barmen bardakları önümüze doğru itip, “Siparişleriniz,” dediğinde, “Teşekkürler,” diyerek kırmızı renkteki içeceği kendime doğru çektim.

💬

Barmen geri çekildi. “Ahmet, baksana bir,” diyerek diğer barmenlerden biri seslendiğinde, karşımızdaki adam elindeki boş bardağı bırakıp yanımızdan uzaklaştı.

💬

Onun gidişini izlerken, “Kadın birkaç metre ileride,” dedim kısık bir sesle. “Etrafında sadece çalışanlar var.”

💬

Bardağını dudaklarına yasladı ve bir yudum almadan önce, “Bekleyelim bakalım,” dedi. hâlâ aynı yerdeydi ama ona çok bakmamaya çalışıyordum, izlendiğini fark etmek onu panikletirdi. Şu an işimize yarayacak en son şey de paniklemiş bir yemdi. Onu kurban olarak görmüyordum. Hayat dolu bir enerjisi vardı ve bunu görmemek mümkün değildi. Nasıl bir şeyin içinde olduğunu bildiği halde bu hayatı seçiyorsa bana karışmak ya da yorum yapmak düşmezdi ama eğer bilmiyorsa, bir şekilde öğrenmesini ve o adamdan kurtulmasını isterdim.

💬

Ben kokteyli ağır ağır içerken Tibet ikinci bardağına geçmişti. Dakikalar akıyordu ve henüz bir gelişme yoktu. Sadece oturup içmenin dışarıdan tuhaf görünebileceğini düşünerek bir ara dans eden insanların arasına karışmıştık. Çantamın içinde önemli bir şey olmasa da samimi görünmek için çantamı tezgâhta bırakıp barmene emanet etmiştim. Ne kadar doğru ya da samimi görünürdü bilmiyordum ama o an aklıma gelen buydu. Dans edilen alanda Tibet kazık gibi dikildiği için rol yapma görevi daha çok bana kalmıştı. Ben de ne kadar becerebilirsem işte…

💬

Elimi yüz yüze durduğumuz Tibet’in omzuna koyarken gözlerim dans edenlerin arasından geçen şık giyimli adamlara çevrildi. Dört adam insanları yararak bar kısmına doğru ilerliyordu. Onları incelerken gözlerim kısıldı, Tibet’in yüzü yüzüme daha da yaklaştı. Dudaklarını kulağımın yakınında durdu ve “Tristan gelmiş mi?” diye sordu. Bir an müziğe rağmen onun sesini bu kadar yakından duymak beni irkiltti.

💬

Dans etmeye devam ederken kısık gözlerle adamları inceliyor, bir yandan da saçma bir çabayla gülmeye, normal görünmeye çalışıyordum. Bir adam yüksek taburelerden birine oturup yüzünü bize doğru döndüğünde, “Evet,” diye mırıldandım. Tristan oradaydı, yüzündeki nahoş gülümsemeyle etrafı inceliyordu. “Kadının arkası dönük, henüz adamı görmedi.”

💬

“Yerimize geçelim,” dedi Tibet yanağını yanağıma sürterek geri çekilirken. “Belki bir şeyler duyarız.”

💬

Kolunu belime atıp bizi bara ilerletti. Tezgâha yaklaşırken gülerek onunla konuşuyor, saçma konulardan bahsediyordum. Bir ara Hanzade ve Göksal’ın nişanından bile bahsetmiştim. Garip bir şekilde bunu yadırgamadan dinlemişti. Elimi tezgâha bastırıp tabureye oturduktan sonra, “Soğuk su alabilir miyim?” diye sordum barmene. Barmen o sırada Tibet’in arkasında kalan ikilinin siparişlerini aldığı için işaret parmağını kaldırıp, “Hemen geliyorum,” demişti.

💬

Tibet bardağının dibinde kalan birkaç yudumu da içerken Tristan’ın ilişkisi olan kadına baktım. Kadın, Tristan’ı görmüş, çoktan onun karşısına geçmişti. Ellerini tezgâha koymuş bir şekilde karşısındaki adamla konuşurken gülüyordu. Gözlerinin parladığına yemin edebilirdim. Barmenin hâlâ diğer ikiliyle konuştuğunu görünce bunu fırsat bilip telefonumu çıkardım ve çaktırmadan birkaç fotoğraf çektim. Telefonun ekranını kapatırken, “Gülüşerek konuşuyorlar,” diye fısıldadım. “Fotoğraf çektim ama ne kadar işe yarar bilmiyorum.” Tırnağımı burnumun ucuna sürterken Tristan’ın hareketlenmesiyle duraksadım. “Sanırım bu da yeterli.”

💬

Telefonumu yavaşça tekrar kaldırıp kamerayı açtım. Tristan, kadının saçını kulağının arkasına itti, parmaklarını geri çekmeden kadının yanağını okşadı. Bu anları art arda fotoğraflarken barmenin bize doğru dönmesiyle anlık panikledim. Gülerek sanki onunla şakalaşıyormuşum gibi telefonun kenarını Tibet’in omzuna vurdum. Tibet de kaşlarını çatarak gülerken yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Onun gözünde şu an bir deli gibi hareket ediyor olmalıydım.

💬

Barmen uzun bardağa doldurduğu suyu tezgâha bırakırken, “Suyunuz,” dedi, bir an durup dikkatle yüzüme bakması daha çok gerilmeme neden olmuştu. Neyse ki bu bakış uzun sürmedi ve gülümseyerek işine geri döndü. Suyumu içerken telefonla ilgileniyormuş gibi yaparak fotoğrafların tümünü Tibet’e yolladım.

💬

Niran Çiyiltepe: Fotoğrafların çekildiği açı belli. Turhan bunları göstermeden bizim tüymemiz gerek.

💬

Tibet bildirim sesi gelen telefonunu cebinden çıkardı ve yazdığım mesaja birkaç saniye baktıktan sonra cevap verdi.

💬

Tibet Suavi: Turhan o işi halledecek.

💬

Mesajı gördükten sonra bir cevap yazmadan telefonun ekranını kilitledim. Tibet ise telefonuyla uğraşmaya devam etti. Muhtemelen Turhan’la konuşuyordu. Bu sırada barmenden bardağını tazelemesini istemişti. Anlaşılan bizim işimiz de hâlâ bitmemişti. Kokteyl çok alkollü olmadığı için kendimi normal hissediyordum. Sadece az önce yaşadığım anlık gerilimler beni biraz sersemletmişti. Tibet telefonunu tekrar cebine attı. Birkaç dakika sonra da Turhan’ın bize yaklaştığını gördüm. Yanımızdaki çift oturmamış, içeceklerini aldıktan sonra armut koltuklara yönelmişti, bu yüzden birkaç dakika önce dolu olan tabureler şu an boştu.

💬

Turhan, Tibet’in hemen arkasında duran tabureye oturdu, sırt sırta duruyorlardı. Normal bir şekilde oturup barmene sipariş verdi, içkisinin hazırlanmasını bekledi. Onu izlerken bir yandan da Tibet’in söylediklerini dinliyordum. Bir şeyler konuşuyormuşuz gibi görünmek için bana arkadaşlarından bahsediyordu. Ne anlattığının önemi olmadığından onu tam anlamıyla dinlemiyordum ama Süha’ya sövmesi beni gerçekten güldürmüştü. Hatta bunu o kadar içten bir şekilde yapmıştı ki işine devam eden barmenin bile bıyık altından güldüğünü görmüştüm.

💬

“Tristan!” diye bağırdı Turhan keyifli bir gülüş eşliğinde. Ondan böyle bir hareket beklemediğimden hafifçe oturduğum yerden sıçradım. Çoğu kişinin gözü ona çevrilmişti ama Tristan ve yanındaki adamlar haricindekiler birkaç saniye sonra bakışlarını Turhan’dan ayırmıştı.

💬

Turhan elindeki kadehle ona yaklaşırken Tristan çatık kaşlarla bakıyordu. Çalan slow müzik yüzünden etrafımızda daha çok insan uğultusu vardı. Tristan’ın yanındaki adamlar Turhan’a dikkat kesilirken kadın da bir anda ortadan kaybolmuştu. “Sarhoş biri herhalde,” dedim gülerek Tibet’e bakıp. Barmenin dikkatini çekmek istemiyordum. Ki zaten o da birkaç saniye sonra yanımızdan uzaklaşmıştı. Müşterilerle ilgilenirken bir gözü de Tristan ve onun karşısına oturan Turhan’daydı.

💬

“Umarım buradan kafamız omzumuzun üstündeyken çıkarız,” diye mırıldandığımda Tibet hafifçe başını çevirip arkasına baktı ama çok fazla o şekilde kalmadı. Konuştuklarını duyabiliyordum ama Türkçe konuşmuyorlardı. “Turhan Rusça mı biliyor?”

💬

Tibet içkisinden bir yudum alıp, “İşe yarayan meziyetleri var,” diye geveledi ağzının içinde.

💬

“Ne konuştuklarını anlamasam da Tristan’ın yüzüne bakınca işlerin iyi gitmediğini anlayabiliyorum,” dediğimde Tibet güldü.

💬

“Adamın sinirini bozarken bundan keyif aldığına eminim. Kadın orada mı?”

💬

“Hayır. Turhan harekete geçer geçmez kadın tüydü,” diye mırıldandım Tibet’e yaklaşıp. “Bekle, daha yakından bakmam gerek.”

💬

Tibet ilk başta bunu anlamadı ama çenemi omzuna bastırdığımda donup kaldığını hissettim. Göz ucuyla onları izlerken parmaklarımı Tibet’in ensesinde gezdirdim. Turhan, Tibet’in dediği gibi keyifli görünüyordu ama Tristan için aynı şeyi söyleyemezdim. Yüzü kızarmış, boynundaki damarlar belirginleşmişti. Her an bağırıp çağırmaya başlayacakmış gibi duruyordu. Sırtımda hissettiğim parmaklarla duraksadım, dikkatim dağıldığı için kaşlarım çatıldı. Sırtımdaki parmaklar yavaşça yukarı çıktı, saçlarımı topladığım için açık kalan ensemde dolandı.

💬

“Yakından incelesen de ne konuştuklarını anlayamazsın,” diye fısıldadı kulağıma doğru. “Bu çaban ne için?”

💬

Ensemde hareket eden parmaklarıyla ürperdim. Geri çekilmek için hamle yaptım fakat parmakları enseme baskı uygulayınca hamlem işe yaramadı. “Sadece-” Turhan tabureden kalkınca sustum. Ellerini cebine sokup uzaklaşmaya başladığında bu kadar rahat oluşuna şaşırmıştım.

💬

“Sadece?” dedi Tibet sorar gibi.

💬

Ona bir cevap veremeden Tristan’ın tezgâha yumruğunu vurmasıyla geriye sıçradım. “Biz de tüysek iyi olacak. Bu herif birazdan burayı dağıtabilir.”

💬

Tibet’in yüzümde yoğunlaşan bakışlarını fark edince gözlerinin içine baktım. Bir şey söylemeden sadece başını salladı. Bir on dakika daha orada durduktan sonra çantamı alıp ayaklandım. Tibet ödemeyi yapıp yanıma geldi. O kolunu belime sararken omzumun üstünden barmene bakarak, “Teşekkürler,” dedim gülerek. Belki şu an onun gözünde hafif bir kokteyle kafayı bulan kızdım ama hiç değilse normal görünürdüm.

💬

Taş yoldan ilerlerken hâlâ Tristan’ın öfkeyle etrafındakilere bağırıp durduğunu duyabiliyordum. Aslında düşündüğümden daha kolay olmuştu. Ben en azından bir kargaşa yaşanır diye düşünmüştüm ama o bile olmamıştı. Tristan’ın Turhan’a ne dediğini, anlaşıp anlaşmadıklarını bilmiyordum ama Turhan’ın keyifli hallerine bakılacak olursa bu iş onun için de kolay olmuştu. Restorana girdik, çıkışa doğru ilerlerken Tibet telefonunu çıkarıp Turhan’ı aradı.

💬

Turhan telefonu açtığında, “Neredesin?” diye sordu Tibet. Bir süre onu dinledikten sonra, “Tamam, haberleşiriz,” diyerek telefonu kapattı.

💬

Mekândan çıkıp sahil yolunda ilerlemeye başladık. “Otele mi?” diye sorduğumda Tibet başını salladı.

💬

“Eşyalarımızı alıp yata gideceğiz,” dedi yolu kontrol ederken. Taksi arıyor olmalıydı. “Turhan ne olur ne olmaz diye birkaç saate gelecek. Onun eşyalarını da biz alacağız.”

💬

“Başı belaya girmez değil mi?”

💬

“Takip edilir ama o izini kaybettirir.”

💬

Yoldan geçen bir taksiyi durdurdu. Taksiye binip otele doğru yol alırken parmaklarımı boynuma bastırdım. O kadar şey olmuşken bu işten bu kadar kolay sıyrılmamız garip geliyordu. Her an bir sorun çıkacakmış gibi hissederken de pek sakin olamıyordum. Endişelendiğim şey enselenmek değildi. Ruhsal olarak da fiziksel olarak da yeterince zarar görmüştüm ama artık planlarda yaşanacak küçük bir aksaklığa bile tahammülüm yoktu. Her şeyin tıkırında ilerlemesi için elimden geleni yapardım.

💬

Otele vardığımızda odalara çıkıp eşyalarımızı topladık. Odadan ayrılmadan önce üzerimi değiştirip daha rahat parçalar giydim. Lobiye indiğimizde ve ayrılacağımızı söylediğimizde bize garip garip baksalar da bir sorun çıkmamıştı. Çıkışa doğru ilerlerken dışarıdaki siyah araçtan inen adamları görünce duraksadım, ani bir refleksle Tibet’in kolunu tutup onu sağımızda kalan koridora çektim. Tibet bu hareketimle sarsaklasa da dengesini korumayı başarmıştı. Tam konu konuşacağı sırada onu susturup içeri giren adamları gösterdim. İki adam restorana girerken diğer adam lobiye ilerlemiş, lobideki görevli adamı yakasından tutarak kendine doğru çekmişti.

💬

“Hemen sıvışmamız gerekiyor,” dedi Tibet ve boştaki eliyle elimi kavradı. Lobide duran adam öfkeyle geri çekilip telefonuna sarılırken koridordan çıktık. “Arkana bakma.”

💬

Hızlı adımlarla döner kapıdan çıkıp kendimizi otelin dışına attık. Araç kapıları açık bir şekilde otelin önünde duruyordu. Bir an araca binip tüymeyi düşünsem de daha çok dikkat çekeceğimizin farkındaydım. Adımlarımızı yavaşlatmadan otelin yanındaki diğer sokağa saptık. Şansımıza sokağa bir taksi de girmişti. Derin bir nefes aldığım sırada Tibet yola atladı ve taksiyi durdurdu. Bir şey söylemeden el valizlerini arka koltuğa attı. O ön koltuğa otururken ben de arka koltuğa geçtim.

💬

Taksici bize tuhaf bir ifadeyle bakarken Tibet saniyesinde bir senaryo uydurup adamın yola devam etmesini sağlamıştı. Çıktığımızı fark edip bizi takip ederler miydi? Başımı çevirip arkaya baktığımda beyaz bir araç haricinde başka aracın olmadığını gördüm, bu bir kez daha rahat bir nefes almamı sağladı. Eğer bir anlaşma sağlanmış olsaydı bu adamlar da peşimize düşmezdi. Hem oteli nasıl bulmuşlardı? Turhan’ın kaldığı oteli bulduysalar tek olmadığını da öğrenmiş olmalılardı. Parmaklarımı tişörtümün kol kısmından içeri sokup tırnaklarımı kolumda gezdirdim. Turhan bizi çok bekletmese iyi olacaktı.

💬

Tibet taksinin yatın çok da yakınlarında durmasına izin vermedi. Eşyalarımızı alıp taksiden inmemiz, yata ulaşmamız en az bir beş dakika sürdü. Marina ışıl ışıldı. Çoğu yatta da insan vardı. Vakit kaybetmeden yata bindik, Tibet binmeden önce halatları ve elektrik kablolarını söktü. Çantaları kenara bırakırken gözlerim her yerdeydi, birinin bizi arayıp aramadığını kontrol ediyordum. Cam kapıyı kaydırarak açtığı sırada elini cebine atıp telefonunu çıkardı. “Şunu bir arayayım, çok zamanımız yok.”

💬

“Ben sizden önce geldim.”

💬

Korkuyla yerimde sıçrayarak kafamı kaldırdım, yatın üst kısmından eğilmiş bize bakan Turhan’ı görünce bir kez daha irkildi. “Ödümü kopardın ya!”

💬

“Aa, hiç belli olmuyor,” dedi sevimsiz bir sırıtışla. “Oyalanmayın da siktir olup gidelim şuradan.”

💬

“Biz de bunu düşünüyoruz,” diye söylenerek içeri girdi Tibet. O motorları çalıştırırken sandalyeye yığılır gibi oturdum. Turhan kapağı kaldırıp merdivenleri inerek yanımıza geldi. Tibet’in biriyle konuştuğunu duyuyordum, yine marinadakilerle iletişim kuruyor olmalıydı.

💬

Yat marinadan uzaklaşmaya başladı. “Adamla Rusça konuştun, hiçbir bok anlamadık,” dedim ters ters Turhan’a bakarak. O ise ayaklarını uzatmış rahat bir şekilde oturuyordu.

💬

“Adamla herkesin yanında İngilizce mi konuşsaydım?”

💬

“Bir anlaşmaya varmadınız mı?” diye sordu Tibet, dümen başında olduğu için sesini yüksek tutmuştu. “Anlaştıysanız bu herifler neden oteli bastı?”

💬

“Vay şerefsiz, otele adam mı yolladı?” Turhan geriye yaslanırken başını çevirip kardeşine baktı. “Anlaşmadık ki. Tehdit ettim, o da beni öldüreceğini söyledi. Ben de öldürebiliyorsa öldürmesini, diğer Azrail’in de onu Rusya’da beklediğini söyledim.

💬

Yüzüne bakakaldım. “Anlaşmadınız mı?”

💬

“Lan anlaşma olmadıysa biz nereye gidiyoruz?” diye bağırdı Tibet. “Dalga mı geçiyorsun oğlum sen bizimle?”

💬

“Bağırma bana, gelirsem kafanı koparıp eline veririm,” diye bağırdı Turhan kaşlarını çatarak. “Ne sanıyorsun, adam sana hemen tamam mı diyecekti? Fırsatı varken bizi öldüremedi, şimdi paşa paşa dediğimi yapmaktan başka çaresi mi var?”

💬

“Dediğin gibi olmazsa ilk biletle Rusya’ya yolcusun,” dedi Tibet öfkeyle. Bense hâlâ şaşkınlıkla onları izliyordum.

💬

“Aynen, sen de gelirsin, mafya kayınpederiyle Rus ruleti oynarız,” dedi Turhan alaycı bir tavırla.

💬

Tibet’in verdiği öfkeli nefesi yatın çıkardığı sese rağmen duyabildim. İşi Turhan’a bırakmakla doğru bir şey mi yapmıştık bilmiyordum ama şu an ona güvenmekten, daha doğrusu Tristan’ın bu konuyu ciddiye almasını beklemekten başka çaremiz yoktu. Burnumdan sert bir nefes verip başımı geriye doğru attım ve gözlerimi sinirle sıkıca yumdum. Umduğumuz gibi gitmezse rulet oynayacak tek ikili Turhan ve bendim.

← Önceki Bölüm: 14. ASIL KONUK
Sonraki Bölüm: 16. İÇSEL ANAFORLAR

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top