3. İKİNCİ GARDİYAN

💬

🎧: MADDI VTS, Hear Me

💬

Korkunun tek bir bedene sahip olmadığını, istediğinde kendini sayısızca bedene bölebildiğini öğrendiğimde bir bahçede tek başıma oturuyordum. O an korku bedenimde bin farklı şekilde geziniyordu ama bunu o gün yenmiştim. Bundan şikâyet etmemiştim. Şikâyet edebileceğim bir yaşantım da olmamıştı. Aksine güzel bir hayat yaşamıştım. Herkes gibi üzüldüğüm, kırıldığım ve keşke dediğim anlar olmuştu fakat geriye dönüp baktığımda yüzümde buruk bir ifade oluşmuyordu. Biraz özlem dışında.

💬

En çok istediğim şeylerden biri de babamı tanıyabilmekti. Korkumun bedene büründüğü anlardan biri buydu. Annem ondan bahsederken sürekli gülümser, onu nasıl özlediğinden söz edip dururdu. Ashton bu konuşmalara hiç dahil olmazdı. Onun ağzından babamla ilgili pek bir şey duyamazdım. Tıpkı annemin ölümünden sonra annemle ilgili hiçbir şey duyamamam gibi… Benim onlar hakkında saatlerce konuşmak istememin aksine o hiç istemezdi, onları bir sır olarak kendine saklıyor gibiydi.

💬

Taş korkuluğa ellerimi bastırıp ağırlığımı ellerime verirken gözlerim karanlık şehirde turluyordu. Zor bir gece geçirmiştim. Düşüncelerim hep çıkmaz bir sokağa giriyor, geri dönmek zorunda kalıyor, geri döndüğünde geride kalan düşüncelerimle birbirine giriyordu. Bütün gece bana yabancı olan yatakta uzanmış, Noris’in söylediklerini düşünüp durmuştum. Hissettiğim o şaşkınlığı, korkuyu ve diğer hisleri üzerimden biraz olsun atabilmiştim. Şimdi kendimi daha sakin hissediyordum. Zor geceyi sabah ettiğimde her şey aynıydı, sonra koca bir günü de tek başıma devirmiştim. Ashton’ın neden yanıma gelmediğini bilmiyordum, Noris de gelmemişti. Dün buraya ilk geldiğimde odamdaki o kapıyı, o kapının ardındaki büyük terası fark edememiştim. Şimdi o terasta durmuş, bana yabancı olan, önümde uzanan şehri izliyordum.

💬

O mağaradan çıktıktan sonra gördüğüm, havada asılı duran kayalar sanki buradan bakınca daha yakındı. Gözlerim o kayaların arasında parlayan siyah elmasa kaydı. Siyah bir elmas gibi parlayan o devasa şatonun bütün pencerelerinden kırmızı bir ışık yayılıyordu. Orada birilerinin yaşayıp yaşamadığını merak ederken esen rüzgârla ürperdim, kollarımı bedenime sardım. Şatodan aşağı doğru inen bir merdiven vardı. Sahiden oraya ulaşmak için o binlerce merdiveni çıkanlar oluyor muydu? O kadar tuhaf bir durumdaydım ki şu an durup düşünebildiğim şey, yerden gökyüzüne doğru uzanan merdivenlerdi. Gözlerimi devirirken elimi koluma sürterek kolumu okşadım.

💬

Aniden gökyüzünü inleten bir sesle kaşlarımı çatarak kayalara doğru baktım. Az önce incelediğim o şatodan havalanan bir şey gördüğümde dikkatim oraya yöneldi. Birkaç saniye sonra onun koca bir kartal olduğunu gördüm. Görüntüsü beni korkuturken geriye doğru adımladım. Kartal göğü inleten sesler çıkararak bulunduğum yere doğru süzülüyordu. Hissettiğim korku katlandı, yerimde donup kaldım.

💬

Kanatlarını her çırpışında kuvvetli bir rüzgâr estiriyordu. Yönünü hafifçe değiştirip odamın bitişiğindeki uzun kulenin tepesine doğru uçmaya başladı. İrileşmiş gözlerle ona bakarken kulenin tepesindeki kare şeklindeki büyük boşluktan içeri girdi. Titreyen bedenime sert bir komut verip odaya doğru koştum, içeri girip kapıyı çarparak kapattım ve kilitledim. Kalbim o binlerce merdiveni durmaksızın çıkmışım gibi şiddetle göğsüme vuruyordu.

💬

Yatağın üzerine çıkıp bacaklarımı göğsüme doğru çektiğim sırada odanın kapısı açıldı. Ashton, yüzündeki telaşla bana doğru adımlarken gözlerimi durmadan kırpıştırarak ona bakıyordum.

💬

“İyi misin?” diyerek yatağın üzerine çıktı. Başımı sallarken ona doğru kaydım, beni kollarının arasına çekti. “Odandan ses duydum, bir şey mi oldu?”

💬

“Kocaman bir şeydi,” derken sesim titremişti.

💬

“Ne?”

💬

“Kocaman bir kartaldı,” dedim gözlerimi kaldırıp yüzüne bakarak. “Kulenin içine girdi. Ona söylemeliyiz. Ya birine zarar verirse?”

💬

Ashton çatık kaşlarla beni dinlerken kapı tıklatıldı. İkimizin de bakışları kapıya dönmüştü, sessizdik. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve Noris gergin bir bedenle içeri girdi. Ben Ashton’ın kollarında onu izlerken bize yaklaştı, yavaşça başını eğip kaldırdı. Dünkü sert çıkışından sonra bu reveransını yadırgamıştım.

💬

“Konuşmamız gerek,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Yardımına ihtiyacım var.”

💬

“Ne konuda?” dedim kaşlarımı kaldırarak, üzerimdeki korku hâlâ geçmiş sayılmazdı.

💬

“O duvardan tek geçen siz değilmişsiniz,” dediğinde sessizdim, sessizliğim sözlerine bir anlam veremememdendi. “Sen gelene kadar tek başıma korumaya çalıştım, şimdiye kadar başarılı olmuştum. Bu sefer sizinle birlikte içeri sızan bir şey olmuş.”

💬

“Başka bir insan daha mı? Ama oradakiler bizi bile görmedi ki, tutulmayla ilgileniyorlardı,” dedim, başını iki yana salladı.

💬

“Bir insan değil,” deyip elini salladı. “Detaylı konuşmadan önce seni biriyle tanıştırmam gerekiyor.”

💬

“Az önce kocaman bir kartal gördüm,” dedim, o ânı hatırlayınca ürpermiştim.

💬

“Haberi getiren oydu,” deyince dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Bir başka gardiyanın gönderdiği bir haberciydi sadece.”

💬

“Başka bir gardiyan daha mı var?” Ashton’ın kollarından çıkıp ona daha dikkatli baktım. “Bir gardiyan daha varsa neden beni burada tutuyorsun?”

💬

“Onun görevi başka bir evreni korumak da ondan,” dedi, öğrendiğim bu yeni bilgiyle afallamıştım. “Benimle gel, neler olduğunu öğrenmeliyiz.” Gözlerini abime çevirdi. “Sen burada kal, daha güvende olacaksındır.”

💬

“Onu seninle birlikte yalnız bırakacağımı düşünecek kadar aptal olamazsın.” Sertçe konuşurken kaşlarını çatmış bir şekilde ona bakıyordu. “Onu nereye götüreceksin?”

💬

“Diğer gardiyanın yanına,” deyip dik dik abime baktı. “İkinizi aynı anda oraya taşıyamam.” Söylediği şeye anlam veremeyip bomboş gözlerle ona bakarken o hâlâ abime bakıyordu. “Onu Akrebin Kalbi’ne, yani oraya götürmem lazım,” derken parmağıyla penceremden bir kısmı görünen şatoyu gösterdi.

💬

Akrebin Kalbi… Daha önce dudaklarımdan bilinçsizce çıkan bir diğer şey de buydu. O şatonun adı bu muydu? Gözlerimi kırpmadan Noris’e bakarken dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı.

💬

“Oraya nasıl-“

💬

Ashton itiraz istemez bir sesle konuşup cümlemi böldü. “Asla olmaz. Kardeşimi o…” Yüzünü buruşturdu. “O deli saçması yere götüremezsin. Benim sabrımı çok zorluyorsun.”

💬

“Götürmezsem işte o zaman bir sabrın kalmayacak çünkü sen diye bir şey de olmayacak,” dedi sinirle. “Sana gerçekten sakince yaklaşmaya çalışıyorum, onun abisi olduğun için saygı duyuyorum ama artık beni zorlama.”

💬

Sözleri Ashton’ın daha da sinirlenmesine neden olmuştu. Abim sinirle ayaklanıp Noris’in yakasına yapıştığında korkuyla yataktan indim. Abimin kolunu tutarken o, hırıltıya benzer sesler çıkararak konuşuyordu. Kolunu çekmeye çalıştım, başarılı olamayınca sinirle gözlerimi yumdum.

💬

“Yeter!” diye bağırdım. İkisinin de gözleri bana dönerken kan beynime sıçramış gibi hissediyordum. “İkiniz de kesin şunu artık.” Parmağımı abime doğru salladım. “Ben bunca şeye burada oturup çenemi kapatmak için katlanmadım. Bu olanlar yüzünden aklımı kaybetmediysem tek sebebi bunların annemle bir bağlantısı olduğundan. Şimdi sakinleş ve otur.” Parmağımı Noris’e doğru çevirdim, kaşlarını kaldırarak bana baktı. “Sen de beni nereye götürmek istiyorsan götür. Onu kışkırtma.”

💬

Ashton, Noris’i bırakıp bana dönerken Noris gömleğinin yakalarını düzeltiyordu. Evrenler de dahil olmak üzere herkes delirmemi istiyordu.

💬

“Bu çok tehlikeli, Astrid. Bahsettiği yeri görmüyor musun, resmen havada asılı duruyor o şey,” derken gözlerinden geçen tedirginliği görebiliyordum.

💬

“Eğer bana bir şey olursa o da ölür, unuttun mu?” dediğimde Noris’in homurtusunu duydum.

💬

“Ya bu doğru değilse?”

💬

“Doğru olduğunu biliyorum,” dediğimde dudaklarını bir cevap için aralayınca elimi kaldırdım. “Lütfen abi. Bir şeyleri bilmiyorum, evet ama hissedebiliyorum. Senin de hissettiğini biliyorum. Ben geri dönene kadar lütfen bekle.”

💬

Hâlâ aynı ifadeyle bana bakarken başımı iki yana salladım. Onu anlıyordum, onun yerinde ben de olsam ben de buna izin vermezdim ama başka çaremiz yoktu şu an için. Noris’in bahsettiği tehlike neydi bilmiyordum ama nedense doğru söylediğini biliyordum. Üstelik bahsettiği gardiyanın da kim olduğunu görmeliydim. Belki o bana yardım edebilirdi, bildiği başka yollar olabilirdi.

💬

Ashton’ı geride bırakıyor olmak içime ağır bir duygu yerleştirirken Noris ile birlikte odadan çıktık. O şatoya bakarken bile korkuyordum, oraya nasıl gidecektim? Noris güvenilir biri gibi duruyordu, aslında güvenilir olduğunu ona baktığımda hissediyordum ama bir yanım bunu kabul etmiyordu.

💬

Hareketleri aceleciydi. Hızla merdivenlerden inip geniş avluyu arkamızda bıraktık. Kalenin yüksek kapısından dışarı çıktığımızda bir an için rahatlamıştım. Kendimi orada kapana kısılmış gibi hissetmiştim. Bulunduğumuz tepenin toprak yolunda hızlı adımlarla yürürken ikimiz de sessizdik. Terastan gördüğüm o merdivenleri şimdi daha yakından görüyordum. Merdivenler şehirden biraz uzaktı, daha çok az önce ayrıldığımız kaleye yakın duruyordu ve şehirden yukarıda kalıyordu.

💬

Noris’in aceleci tavrı gerçekten de bir şeylerin yolunda gitmediği enerjisini veriyordu. Birkaç dakika sonra o merdivenlerin önündeydik. Başımı kaldırıp taş merdivenlere baktım, ucu buradan bakılınca görünmüyor gibiydi. Yavaşça boynunu esnetti. Ardından pantolonunun cebinden çıkardığı altın renkteki kalın yüzüğü işaret parmağına geçirdi. Gözlerim parmağına taktığı yüzüğe kaydı, üzerinde tuhaf bir sembol vardı. Bir harfe benziyordu ama emin değildim.

💬

“Şimdi senden gözlerini kapatmanı isteyeceğim,” diyerek bana doğru döndüğünde anlamsız gözlerle ona baktım. “Seni kucaklamam gerekiyor. Sana gözlerini açmanı söyleyene kadar sakin açma lütfen. Güvende olacaksın. Bana güvendiğini biliyorum,” dedi gözlerimin içine bakarak. Gözlerimizin içinden birbirine uzanan o ip gerildi. “Bunu görebiliyorum.”

💬

“Neden gözlerimi kapatmam gerekiyor?” diye sorduğumda yavaşça güldü, dişleri uzun ve parlak görünüyordu.

💬

“Henüz buraya çok yabancıyken daha fazla korkmanı istemem. Hem dediğin gibi, sen ölürsen ben de ölürüm.”

💬

“Onu öylesine söylemiştim,” diye ağzımın içinde sözcükleri gevelerken aniden kolunu bacaklarımın altından geçirerek beni kucakladı. Bu ani hareketiyle dudaklarımdan bir çığlık koptuğunda yüzünü buruşturdu.

💬

“Sakin ol ve gözlerini kapat, ben söyleyene kadar da açma,” deyip beni göğsüne bastırdı. Kolumu boynuna sararken kaşlarım çatılmıştı. Binlerce merdiveni kucağında ben varken tırmanmayı mı düşünüyordu?

💬

“Ben kucağındayken bu kadar merdiveni çıkamazsın. İndir beni, korkmayacağım.”

💬

“Kapat gözlerini, Astrid,” diye fısıldadığında yutkundum. Sesi beni mayıştırırken gözlerimi yumdum.

💬

Ona güvendiğimi düşünüyor, bundan emin olduğunu iddia ediyordu. Parmaklarımı ensesine bastırırken ilk önce saçlarım geriye doğru savruldu, ardından bir yarış arabasının içindeymişim, gaz pedalına son gücümle basıyormuşum ve cam sonuna kadar açıkmış gibi hissettim. Yüzüme çarpan serin rüzgâr kirpiklerimi titretiyordu.

💬

Ona şimdiden güvenmiş miydim? İçimde tek bir korku bile yoktu.

💬

Birkaç saniye sonra yüzüme çarpan rüzgârın şiddeti azalırken gözlerimi daha sıkı yumdum. Kulaklarıma artık rüzgârın sesi değil, Noris’in hızlı nefes sesleri doluyordu. Bacaklarımı kavrayan kolu sıkılaştı.

💬

“Gözlerini açabilirsin, Astrid,” dediğinde bu cümleyi bekliyormuşum gibi beklemeden gözlerimi açtım. Aşağıdan baktığımda bile büyük görünen bu şatonun kapısında olmak, ona yakından bakmak anlık heyecanlanmama neden oldu. Ben hâlâ onun kucağında şatoyu incelerken gelen öksürük sesiyle gözlerimi şatonun dev demir kapısına çevirdim.

💬

“Bağınız çabuk güçlenmiş bakıyorum da.”

💬

Duyduğum kalın sesin sahibine bakarken Noris beni yavaşça yere indirdi. O da Noris gibi uzun bir adamdı, sadece bedeni daha belirgin hatlara sahipti. Bunun sebebi vücudunu saran ceketiyle de alakalı olabilirdi. Gözlerim bedeninden ayrılıp yüzüne odaklandı. Esmer teninde parlayan gümüş gözlerine bakarken bir an için tanıdık bir hisle doldum. Yüzü, burnu, dudakları çok karakteristik görünüyordu. Ben onu incelemeye devam ederken o Noris’e bakıyordu. Noris yavaşça kolumu kavradı.

💬

“Düşündüğümüz gibi değil, o hiçbir şey bilmiyor,” dediğinde karşımızdaki adam kaşlarını kaldırarak bana baktı. “Benimle bağını hissediyor ama diğer şeyleri şu an için yadırgıyor.”

💬

“Alışacaktır,” dedi adam elini sallayarak. “İçeri geçip küçük hanımın kafasını biraz daha karıştıralım.”

💬

Onun bu alaylı cümlesi Noris’in söylenmesine neden olurken kaşlarımı çattım. Adam arkasını dönüp yürümeye başladığında biz de onu takip ettik. Aşağıya bakmamak için verdiğim büyük çabam boşa gitti, kendimi gözlerimi altımızdaki şehre dikmiş hâlde buldum. Neredeyse küçük dilimi yutacaktım. O koskocaman kale bile küçücük görünüyordu. Noris sanki korktuğumu hissetmiş gibi elini omzuma koyup bana gülümsedi. Yanağımın içini ısırırken birkaç metre ilerimizde yürüyen adamı takip ediyorduk.

💬

Büyük demir kapıdan geçtik. Uzun, çakıl taşından bir yolda yürümeye başladığımızda bir yandan da şatoyu inceliyordum. Topraktan olduğunu düşünmüştüm ama değildi. Taş duvarlarının bazı kısımları sivri bir şekilde yükseliyordu. Görebildiğim sadece iki tane uzun ve geniş kulesi vardı. Ama aşağıdan baktığımda daha fazla olduklarını görmüştüm. Üst kısmı oval gelen onlarca penceresi vardı. Ön kısmı beş katlı bir bina yüksekliğindeyken arkasında onun iki üç katı yüksekliğinde başka bir yapı daha vardı. Ve bu iki yapının etrafını uçları sivri, yapılardan çok daha uzun kuleler sarmıştı.

💬

Şaşkınlığımı gizlemeden incelemeye devam ettim. Bir süre sonra çift kanatlı büyük bir kapıdan içeri girdik. Bizi kaledekinin birkaç katı büyük bir avlu karşıladı. Beni en çok şaşırtan ise büyüklüğü değil, zemindeki parlak mermer kaplamaydı.

💬

“Durum çok mu tehlikeli?”

💬

Noris, diğer adama yaklaşarak sorular sorarken onların sohbetine kulak asmadan hayranlıkla avluyu inceledim. Salonun bir ucunda büyük, geniş bir mermer merdiven vardı. Aynı zamanda bu katta onlarca kapı da vardı. Merdivenleri çıkmaya başladıklarını görünce silkelenip adımlarımı hızlandırdım. Kafamın içinde hiçbir düşüncenin olmamasını, hiçbir sorunumun olmamasını ve saatlerce bu koca şatoyu keşfetmeyi istiyordum. Onlar önde ben arkada bir şekilde merdivenleri çıkmaya devam ettik. Bence bu şehrin merdivenlerle ilgili bir problemi vardı…

💬

Merdivenlerin sonunda büyük bir koridora adım attık. Büyük, çift kanatlı bir kapıdan içeri girdiler, ardından ben de içeri girdim. En az girişteki kadar büyük bir yerdi burası ve zemin yine parlak bir mermerdendi. Duvarlarda uzun, kırmızı mumlar vardı. O kadar fazlaydılar ki, bu koca yeri onlar aydınlatıyordu. İçeride büyük koltuklar, köşelerde büyük minderler vardı. En göze çarpan ise uzun, dikdörtgen masaydı. Masanın üzerini şamdanlar süslüyordu. Başımı iki yana sallayıp bu güzelliklerden uzaklaşmaya, konuştukları şeylere odaklanmaya çalıştım. Onlar birer sandalye çekip oturduklarında ben de bir sandalye çekip oturdum. Yabancı adamın gözleri üzerimdeydi.

💬

Noris yabancı değil miydi?

💬

“Onu buraya getirirken dikkatli olmalıydın,” dedi adam gözlerini Noris’e çevirirken.

💬

“Bir süredir her şeyi tek başıma yapmaya çalışıyorum,” dedi adama düz bir bakış atarak. “Geçit kapanırken her şey normaldi.”

💬

“Değilmiş,” dedi adam gözlerini devirip, ardından tekrar bana baktı. “Sen de mi bir şey hissetmedin?”

💬

“Neyi hissetmem gerekiyordu?” dedim kaşlarımı çatarak. Benden sürekli bir şey bekleniyor olması sinirlerimi bozmaya başlamıştı. “Ben ne yaptığımı bile bilmiyordum üstelik.”

💬

Adam derin bir nefes alıp ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Gözlerini gözlerime dikmiş olması bir an rahatsız hissettirmişti. Bir süre bana beni anlamaya çalışıyormuş gibi baktı, daha sonra bir çıkar yol bulamamış gibi dişlerini sıktı.

💬

“Ben Endymion,” dedi. “Senin gibi bir gardiyanım.”

💬

Beni tanıştırmak istediği gardiyan bu adamdı öyleyse. Yavaşça başımı sallarken ona bakmaya devam ettim. Ne tuhaf bir ismi vardı.

💬

“Başka bir evren daha mı var?”

💬

Sorum karşısında sessiz kalıp öylece bana baktı, daha sonra, “Adın Astrid, değil mi?” diye sordu.

💬

“Evet.”

💬

“Onun hiçbir şey bilmediğini gördüğün hâlde ona bunları anlatmadın mı?” diye sorarken ters ters Noris’e bakmıştı.

💬

“Yeterince korkmuştu,” dedi Noris dişlerinin arasından. “Her şeyi bir anda anlatmamı beklemen senin aptallığın Endymion.”

💬

“Her neyse,” dedikten sonra gözlerimin içine baktı. “Senin koruman gereken köprü haricinde dört köprü daha var,” diyerek aniden konuya girmişti, bütün dikkatimi ona vererek söylediklerini anlamaya çalıştım. “Toplam beş köprü, beş evren. Senin evrenin ile Antares arasındaki köprüyü de geçitleri de sen korumak zorundasın. Benim görevim ise Antares ve Castor arasındaki köprüyü korumak. Her şey birbirine bağlı ve korunmak zorunda, Astrid.”

💬

“Castor mu?” dedim merakla ona bakarken. “Sen de orada mı yaşıyorsun?”

💬

“Hayır, ben de burada yaşıyorum. Tıpkı senin de burada yaşayacağın gibi,” derken gri renkteki gözleri gümüş gibi parıldıyordu. “Diğerlerini şu an bilmesen de olur. Annenle çalışma şansım oldu. Aslına bakarsan senin değil de kardeşinin geleceğini düşünmüştüm, senden daha büyük olduğu için.”

💬

“Abim de benimle birlikte burada,” dediğimde kaşlarını kaldırarak bana baktı. “Noris ikimizin de buradan çıkamayacağını söyledi.”

💬

“Şu an buradan başka gidebileceğin bir yer yok,” dedi sakince. “Noris ile bağınızı tamamladığınızda ve ilk tutulmanızı yaşadığınızda, kapılar senin için açılacak. İstediğin zaman kapılardan geçebileceksin bizim gibi.”

💬

Sinirle Noris’e baktım. “Bana böyle anlatmamıştın. Sonsuza kadar burada kalacağımı düşündüm.”

💬

Noris ellerini havaya kaldırırken Endymion yavaşça öksürdü. “Bir dahaki tutulmaya kadar hiçbir yere gidemezsiniz, Astrid. Yani sen gidemezsin.”

💬

“Peki abim? Daha sonrasında ben de annem gibi gidip gelebilecek miyim?” Noris ve Endymion birbirlerine bir süre baktı. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken sertçe yutkundum.

💬

“Astrid,” dedi Endymion yatıştırıcı bir sesle. “Abini buradan ne şimdi ne de tutulmadan sonra çıkarabilirsin.”

💬

“Ne?” Bütün algılarım bir anda kapandı. Aynı cümle kafamın içinde tekrarlanıp dururken boş bir ifadeyle yüzüne bakıyordum.

💬

“Abin buraya ait olmadığı hâlde buraya seninle geldi. Artık buradan çıkamaz. Gerçekten annen sana hiçbir şeyden bahsetme-” Cümlesini tamamlayamadan bir gürültü koptu. Büyük kapı gürültüyle açılırken gözlerim buğulu bakıyordu. Bir hırıldama sesi duydum. Henüz Endymion’un söylediklerini sindirememişken bu ses tamamen ortamdan kopmama sebep oldu.

💬

Odağıma giren şeyle oturduğum sandalyede donup kalmıştım. Ardına kadar açılan kapının önündeki şey yavaşça içeriye doğru adımladı. Dudaklarımdan kaçan çığlıkla sandalyemi geriye doğru itip ayaklandım. İçeri giren çakala bakarken ellerimi dudaklarımın üzerine örttüm. Noris omzunun üzerinden arkasına bakarken Endymion da sakin bir şekilde kapıya bakıyordu. Bu onlar için gerçekten normal miydi? Onların bu rahat tavrı biraz rahatlamama neden olmuştu ama hâlâ korkuyu taze bir şekilde içimde hissediyordum.

💬

Elimi sandalyenin kenarına bastırırken çakalın görüntüsü titredi. Patileri yavaşça uzayarak şekillenirken sırtı da geriliyordu. Bu korkumu daha da tetiklerken geriye doğru bir adım attım, Noris de ayaklanmıştı. Çakaldan ürkütücü bir ses daha yükseldi, tekrar korkuyla çığlık atıp gözlerimi yumdum. Bedenim kaskatı olmuştu. Olduğum yerde hareketsizce dururken yapabildiğim tek şey titremekti.

💬

Birkaç saniye sonra nahif bir kıkırtı duydum. Gözlerimi yavaşça araladım, gözlerim yanıyordu. Çakal, en son olduğu yerde değildi. Başımı hareket ettirmeden gözlerimi yavaşça çevirdiğimde onu gördüm. Çırılçıplak bir kadın yavaşça koltuğa doğru adımlıyordu. Gözlerim irice açılırken hareketlerini kaskatı bir bedenle izledim. Uzun, siyah saçlarını omuzlarından geriye doğru atıp tekrar kıkırdadı. Ardından gözlerini bana çevirdi. Dudaklarındaki gülümsemeyle bana bakarak koltuğun üzerindeki siyah, büyük gömleği eline aldı. Yavaş hareketlerle gömleği üzerine geçirdi. Çıplak bedeni gömleğin altında kalırken gözlerini gözlerime dikti, gömleğin düğmelerini iliklemeye başladı.

💬

“Seni korkutmak istemezdim,” dedi kibar bir şekilde. Ardından çıplak ayaklarıyla bize yaklaştı. “Burada olduğunu bilmiyordum.”

💬

Noris çatık kaşlarla ona bakarken Endymion, gözlerini masanın yüzeyinde gezdiriyordu. Sertçe yutkunarak içimdeki bu panik duygusunu yenmeye çalıştım. O çakal az önce dört ayağının üzerinde karşımda hırıltı çıkarırken şimdi bu kadına mı dönüşmüştü? Bu fazlaydı, çok fazlaydı.

💬

“Lütfen otur,” dedikten sonra karşımdaki, Noris’in yanındaki sandalyeyi çekip oturdu.

💬

“Sana dikkatli olmanı söylemiştim, Briella,” dedi Endymion. Sesli bir nefes verip sandalyeme oturdum, hâlâ tedirgin hissediyordum.

💬

“Üzgünüm,” dedi, kaşlarını kaldırıp dudaklarını birbirine bastırdı. Karşımda oturan güzel kadına baktım, gözleri bir cam gibi canlılıkla parıldıyordu. Siyah gözleri kara deliği anımsatıyordu. Göz bebeklerini bile göremiyordum. Beyaz dişleri, çikolata gibi olan teninde bir yıldız gibi ışıldıyordu. Soğuk bakışları olmasına rağmen gözlerinde dostane pırıltılar vardı.

💬

“Briella,” dedi gözlerimin içine bakarken. “Bu kaba adamın,” eliyle Endymion’u gösterdi, “sadık arkadaşıyım.”

💬

“Erk hayvanı,” diye düzeltti Noris.

💬

Kadın kaşlarını çatarak ona baktı. “Bu tabirden hoşlanmıyorum, kızıl kuyruk. Ben senden hayvan diye bahsediyor muyum?”

💬

“Bundan gocunmam biliyor musun?” Noris alayla kadına bakıyordu, gözlerimi kırpıştırdım.

💬

“Sen de mi onun gibisin?” dediğimde Noris yüzünü buruşturdu.

💬

“Asla,” dedi, hafifçe masaya doğru eğildi. “Ondan daha asil görünüyorum.”

💬

Bu durumu idrak edememiştim. Bir Noris’e bir de Briella’ya bakıyordum. Onlar kendi aralarında laf dalaşına girmiş, ortam bir anda daha da tuhaf bir hâl almıştı. Endymion bana doğru eğildiğinde nefesinin yüzüme çarpmasıyla irkildim. Başımı çevirmeden sadece gözlerimi hareket ettirerek ona baktım.

💬

“Kendi yardımcını da mı tanımıyorsun?” Gümüş gibi parlayan gözleriyle bana bu kadar yakından bakması başımı hafifçe geri çekmeme neden oldu. “O bir tilki. Kızıl tilki.”

💬

“O da mı istediğinde öyle olabiliyor?” diye sorarken aslında sorduğum soruya kendim bile inanamıyordum. O çakalın bir insana dönüştüğünü gördükten sonra onun bir tilki olduğuna şaşıramamıştım bile.

💬

“Evet. Aslında insandan çok bir hayvan olarak hayatlarına devam ediyorlar. Gerçek bir insan değiller, bu onlar için sadece bir kıyafet,” dedi, göz ucuyla hâlâ didişmeye devam eden ikiliye baktı. “Tutulmalarda insan hallerine bürünmek zorundalar. Onun haricinde canları ne zaman isterse ya da sen ne zaman istersen.”

💬

“Bunlar bana çok uzak şeyler,” dedim yutkunarak. “Hâlâ aniden gözlerimi odamda açacağıma, rüyamda bunları gördüğüm için kendi kendime güleceğime inanıyorum.”

💬

“Ama gerçek olduğunu da biliyorsun,” dediğinde duraksasam da başımı sallamıştım.

💬

“Bir yanım olması gerekenin, aslında doğru olanın bu olduğunu biliyor, çok tuhaf,” dedim, bir süre gözlerimin içine bakmakla yetindi. Ardından derin bir nefes alıp diğer ikiliye döndü.

💬

“Kesin şunu, çocuk gibi kavga etmeye devam ederseniz sizi bahçeden atarım,” dedi dik dik onlara bakarken. “Aşağı doğru.”

💬

Briella uysalca başını salladığında buna şaşırmıştım, az önce çok hırçın görünüyordu. Noris de sessizleşmişti. Endymion parmağındaki yüzüğü çıkarıp yavaşça parmaklarının arasında çevirmeye başladı, bir anda ifadesi kararmıştı.

💬

“Gece geç saatlerde sokakta iki adam bulunmuş,” dedi hâlâ yüzüğe bakarken. “Bedenleri bir kömür gibi karaymış, sanki yanmış gibi.”

💬

Briella ve Noris birbirine baktı. İkisinin de gözlerinde ciddiyet vardı.

💬

“Bu yanık ayrıntısı hoşuma gitmedi,” dedi Briella. “Birden fazla mı sızma olmuş?”

💬

“Bilmiyorum, umarım öyle değildir.” Endymion yüzünü sıkıntıyla buruşturdu. “Siz ikinizin gidip bunu öğrenmesi gerekiyor. Tutulma ânında biz köprüdeydik, bu yüzden buradan Castor’a geçiş olmamıştır. Her ne ise Antares’te sıkıştı.”

💬

Her ikisi de itaatkâr bir şekilde başını salladı. Bir an kendimi çok suçlu hissettim. İstemeden sebep olduğum şey iki insanın ölümüne de sebep olmuştu. Ellerimi birleştirip yumruk yaptım, gözlerimi ellerime diktim. Ellerimin üzerine konan elle duraksarken başımı yavaşça kaldırdım.

💬

“Sorunu çözeceğiz,” dedi Noris güven veren bir sesle. “Sen burada olduğun için ben de ruhen daha güçlü hissediyorum.” Dudaklarımı birbirine bastırdığımda gülümsedi. Elimi yavaşça okşadıktan sonra geri çekildi.

💬

Endymion sandalyesini geriye itip ayaklandığında herkes gibi benim de bakışlarım ona döndü. “Senin için bir oda ayarlarız,” dedi bana bakmadan. “Briella, gitmeden önce ona yardımcı ol.”

💬

“Neden oda hazırlıyorsunuz?” diye sorduğumda gümüş gözlerini yüzüme dikti.

💬

“Hâlâ kendi evrenine dönebileceğini düşünüyor olamazsın.”

💬

“Noris kalenin bana ait olduğunu söyledi,” dediğimde alayla Noris’e baktı, ardından gözlerini tekrar bana çevirdi.

💬

“Evet. Yani kısmen sana ait,” dedi, kafam karışmıştı. “O kale, uzun bir süre önce annenin var ettiği bir yer. Çünkü annen Akrebin Kalbi’nde yaşamayı reddetmişti.”

💬

Kafamın tamamen karıştığını gören Noris, elini sallayarak araya girdi. “Antares’i koruyan gardiyanların evi burası ama annen bir sebepten ötürü burada kalmayı istemediğinden kendine bir yer inşa ettirdi.”

💬

Kaşlarım çatıldı. “Anneme ait bir yerde kalmak istiyorum. Hem Ashton da orada,” dedim.

💬

“Abin orada kalabilir ama senin burada kalman daha iyi. Üstelik şu an bir tehlikenin içindeyiz,” dedi Noris. “Ona değer verdiğini görebiliyorum. O yüzden en azından onu şimdilik bu tehlikeden uzak tutalım.”

💬

Burada kalmak istemiyordum. Abimi orada tek başına bırakmak, bilmediği bir yerde tanımadığı insanlarla kalmasını istemiyordum. Yine de son söylediği şey dikkatimden kaçmamıştı. Onu tehlikeye de atmak istemezdim.

💬

“Abimle konuşmam gerekiyor öncesinde,” derken sesim umutsuz çıkmıştı. Ona tüm bu olanları nasıl açıklayacağımı bilmiyordum.

💬

“Ona yardımcı olursun, Briella,” dedi tekrardan Endymion. Ardından arkasını dönerek bizden uzaklaştı. Briella da ayaklanıp onu takip etmişti. Noris sandalyesinden kalktığında artık gitme vaktinin geldiğini anlamıştım. Sanki düşünmem gerektiğini biliyormuş gibi sessizce bana eşlik etti. Beraber merdivenlerden inmeye başladığımızda da şatodan çıktığımızda da sessizdik.

💬

“Yine gözlerimi kapatmamı mı isteyeceksin?” diye sorduğumda o uzun merdivenlerin başındaydık.

💬

Yavaşça güldü. “Hayır,” dedi. “Bir şeyleri daha net kavradığına göre artık bizimle ilgili de bir şeyler öğrenmelisin.” Elini bana uzattığında gözlerim eline kaydı. “Tutulmadan sonra güçleneceksin, o zaman kendi gücünün de farkına varacaksın ama şimdilik seninle enerjimi paylaşabilirim.”

💬

“Güçlenecek miyim?” derken elimi avucuna bıraktım. Bunu sorgusuzca yapmam beni anlık duraksatmıştı.

💬

“Evreni bu şekilde koruyabileceğini mi sanıyorsun?” Elimi sıkıca tuttu. Parmaklarından parmaklarıma doğru akan o enerjiyi hissetmedim, gördüm. Turuncu renkte bir iplik yavaşça ellerimizin etrafına dolanmaya başladı. Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. “Köprü seni tanıyacak, sana, sana ait olan o gücü verecek.”

💬

Söylediklerini dinlerken bir yandan da ellerimizin etrafında dönüp duran, kollarımıza doğru uzanan o ipe bakıyordum. İçimi müthiş derecede tanıdık bir his kaplamıştı. Damarlarımda akan kanın bile hızlandığını hissediyordum. Ellerimize baktığımı görünce dudakları yukarı kıvrıldı.

💬

“Hadi,” dedi merdivene doğru atılırken. “Sadece normal koşuyormuşsun gibi koş. Hiçbir şey düşünmene gerek yok. Ve bana güven.”

💬

Aniden göğsüme dolan heyecanla başımı salladım ve Noris ile birlikte merdivenleri koşarak inmeye başladık. İlk başta normal bir şekilde koşarken birkaç saniye sonra bacaklarımdaki hareket benim kontrolüm dışı değişti. Noris’in elini sıkarken dudaklarımın arasından istemsizce güçlü bir kıkırtı çıktı. Saçlarım omuzlarımın üzerinden geriye doğru savruluyor, yüzüme çarpan rüzgâr gözlerimin yaşlarla dolmasına neden oluyordu. Olağanüstü bir hızla koşmaya devam ederken merdivenlerin sonunu görmüştüm. Parmaklarımı sıkıp ileri doğru atılarak beni de çektiğinde şimdi gözlerimi açmakta bile zorlanacağım bir hızdaydık. Birkaç saniye sonrasında ise yavaşça yavaşlayamaya başladık. Merdivenlerin sonuna nefes nefese bir şekilde geldiğimizde istemsizce gülmeye başladım, bu onu da güldürmüştü.

💬

“Nasıl hissettin?” diye sorduğu sırada göğsü hızla inip kalkıyordu.

💬

Kuruyan dudaklarımı yaladım. “Sanırım buraya geldiğimden beri normal hissettiğim tek andı.”

💬

“Daha da iyi hissedeceksin,” dedi, parmaklarımızdan kollarımıza doğru uzanan turuncu ip yavaşça geri çekilirken gözlerinin içine baktım. Parmaklarını parmaklarımdan ayırıp gülümsedi. “Bu biraz yorgun hissettirdi.”

💬

Hissettiğim utanmayla gözlerim kısıldı. “Üzgünüm.”

💬

“Sorun değil,” deyip elini salladı. “Enerjin bedenine yerleştiğinde ödeşiriz…”

💬

Çok normal şeylerden bahsediyormuşuz gibi konuşmak garipsememe neden olurken kaleye doğru yürümeye başladık. Oraya giderken akşamdı, şimdi ise gün doğmak üzereydi. Zamanın nasıl bu kadar çabuk geçtiğine anlam verememiştim. Ashton meraktan ölmüş olmalıydı. Yanağımın içini ısırırken birazdan sıkı bir azar yiyeceğimi biliyordum ama beni anlamasını da umuyordum. Hem onunla oturup konuşmalı, bir şeyleri düşünüp tartışmalıydık.

💬

Her ne kadar hâlâ tuhaf gelen şeyler olsa da kabullendiğim şeyler de olmuştu. Kabullenmemdeki en büyük etken ise içimdeki tanımışlık hissiydi. Bu evreni tanıyormuşum, Noris’i hep görüyormuşum, Akrebin Kalbi gerçekten benim hep yaşadığım yermiş hissi bazı şeyleri kabullenmeme öncü olmuştu. Sanırım bahsettikleri şey buydu. Her şeyin bilincinde bir şekilde buraya geleceğimi düşünmüşlerdi. Şimdi ise aniden içimde oluşan hisler vardı.

💬

Kaleden içeri girdiğimizde bizi orta yaşlarda bir kadın karşıladı. Yüzündeki nahif gülümsemeyle başını yavaşça eğip kaldırdı. Onu daha önce görmemiştim. Aslına bakılacak olursa burada Noris’ten başkasını da görmemiştim. Acaba burada yaşayan başkaları da var mıydı?

💬

“Hoş geldiniz efendim,” diyerek saygılı bir şekilde konuştuğunda Noris başını salladı.

💬

“Merhaba Holly,” dedi, göz ucuyla merdivenlere baktı. “Bir sorun çıkmadı değil mi?”

💬

“Pek değil,” derken gözlerinden tedirgin bir ifade geçmişti. “Hanımefendinin abisi saatlerdir gelip gelmediğini soruyor, biraz da sinirli gibiydi.”

💬

“Şimdi nerede?” diye sordum, bedenim gerilmişti.

💬

“Odasında, hanımefendi,” dedi.

💬

“Teşekkürler,” dedikten sonra merdivenlere yöneldim. Birkaç merdiven çıktıktan sonra durup omzumun üzerinden baktım. “Ben Astrid, tanıştığıma memnun oldum. Bana adımla seslenirsen beni mutlu edersin.” Kadın itiraz dolu bir ses çıkarmıştı, cevap vereceği sırada ona gülümseyip önüme dönerek merdivenleri çıkmaya devam ettim. İyi bir kadına benziyordu. Onunla daha fazla konuşmak isterdim ama ilk önce Ashton’ı görsem iyi olacaktı.

💬

Abimin kaldığı odanın önüne geldiğimde bir süre bekledim. Bundan kaçamayacağımı biliyordum. Ahşap kapıyı birkaç kez tıklattım, bir cevap alamayınca kapıyı yavaşça açıp içeri girdim. Ashton, pencerenin önünde dikiliyordu. İçeride loş bir ortam vardı, titreyen mumların alevi duvarlarda şekiller oluşturuyordu.

💬

Yanağımın içini ısırırken yüzüne baktım. Yorgun görünüyordu. Yorgun göründüğü kadar sakin de duruyordu fakat sakin olmadığını biliyordum. Usulca ona doğru sokuldum, hiçbir tepki vermeden aynı noktaya bakıyordu. Pencerenin kenarında duran büyük yatağın kenarına oturup gözlerimi ona diktim. Bir süre sonra odadaki sessizlik kulaklarımı ağrıtmaya başlamıştı.

💬

“Küçükken en zorlandığım şey, annemin eve dönüşünü beklemekti,” diyerek sessizliği bozdu. “Babam normalde de geç geldiği için buna alışıktım ama annem bazı akşamlar çok geç gelir, hatta bazı geceler eve gelmezdi.”

💬

Anne ve babamızdan bahsediyor olması durgunlaşmama neden olmuştu. Sertçe yutkunup durgun gözlerle onu izlemeye devam ettim. Hâlâ aynı noktaya bakıyordu.

💬

“Sen o zamanlar çok küçüktün. Kendimi bile koruyamayacak yaştayken hem seni hem de kendimi korumayı öğrendim,” dedi, onun da yutkunduğunu duyabilmiştim. “Annemin gelmediği gecelerde ne zaman babama onu sorsam hiçbir cevap alamazdım. Hatta hiç dönmeyecek sanıp ağlardım.” Yavaşça güldü. O gülmüştü, benim kalbim neden kırılmış gibi hissediyordu? “Ama hep dönerdi. Sanki hiç gitmemiş gibi devam ederdik hayatımıza.”

💬

Yüzünü bana döndüğünde gözlerini daha net görme fırsatı buldum. Koyu görünen gözleri bir yıldız gibi parlıyordu. Orada öylece dikilmiş bana o gözlerle bakarken, büyük bir kayanın altında ezilmiştim.

💬

“Yine annemin gittiği bir geceydi,” deyip dudaklarını yaladı. “Üstelik babam da yoktu.” Daha fazla gözlerinin içine bakamayıp gözlerimi ellerime indirdim. Neden bana bunları anlatıyordu ki? “Annem iki gün sonra geri döndü. Ama babam bir daha dönmedi.”

💬

Burnumun direği sızlarken dişlerimi birbirine bastırdım. Babamın ölümünden detaylı bahsedilmezdi. Sadece ölmüştü işte. Bana neden bunları şimdi anlatıyordu?

💬

“Ona ne oldu bilmiyorum, annem trafik kazası olduğunu söyledi,” dedi, elini geçiştirir gibi havada salladı. Nedense bu hareketi bana kötü hissettirmişti. “Ben büyüdüm, genç bir adam oldum. Sen büyüdün, genç, güzel bir kadın oldun. Annem yine bazı geceler yoktu.” Dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. “Tek fark, artık bir neden söylüyordu. İş seyahatleri.”

💬

“Değildi,” dedim, başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.

💬

“Değilmiş, anladım.”

💬

“Onlardan hiç bu kadar bahsetmezdin,” dediğim sırada yanımdaki boşluğa oturdu. Aslında çok bahsetmemişti ama bu bile bana fazla gelmişti.

💬

“Ben yirmi beş yaşında bir adamım, Astrid,” dedi solgun bir sesle. Sesi bile yorgun çıkıyordu. “Sanki beş yaşındaki kandırılmış o çocuk gibi hissediyorum.”

💬

Bu cümle gözlerimin dolmasına neden olurken kollarımı boynuna sarıp ona sarıldım. Onu burada nasıl bırakabilirdim? Ondan bunu isteyemezdim.

💬

“Ne yapman gerekiyorsa onu yap,” dediğinde gözlerimi duvara sabitledim. “Her ânında yanında olacağım.”

💬

“Bizimle birlikte buraya gelen başka şeyler de olmuş.” Yutkundum. “Dün gece iki kişinin ölümüne sebep olmuş bu durum.”

💬

Elini belime bastırdı, derin bir nefes aldım. Elimde olan bir durum olmamasına rağmen suçlu hissediyordum. Bu hissi nasıl yenebileceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu.

💬

“Tehlikede olacaksın, değil mi? Sen daha küçük bir kızsın gözümde, koca evreni nasıl koruyacaksın aklım almıyor. Başka evrenlerin varlığını da aklım almıyor,” dediğinde sesinde sitem vardı.

💬

“Noris, tutulma zamanı güçleneceğimi, koruyabilmem için enerjiyle dolacağımı söyledi. Sanırım ona güveniyorum.”

💬

Bir süre sessizce bana sarılmaya devam etti. Tehlikeli bir sorunun içinde olduğumuzu anlamıştım. Ashton’ı korumam gerekiyordu. Kendimi bir şekilde koruyabilirdim, bu konuda diğerlerine inanıyordum ama onu da korumalıydım.

💬

“Ashton,” dediğimde yavaşça benden ayrılıp gözlerimin içine baktı.

💬

“Kendini zorlama. Ne söylemek istiyorsan onu söyle.”

💬

“Diğer gardiyan ile tanıştım. Tutulmadan sonra istediğim gibi geçiş yapabileceğimi söyledi,” dedim. Gözlerinde oluşan parıltıya sevinememiştim.

💬

“Sonunda güzel bir haber aldım,” dedi, yüzüm gerilmişti. Bunu fark ettiğinde gözlerindeki parıltılar yavaşça yok oldu. “Bu da güzel bir haber değil, değil mi?”

💬

“Senin buradan hiçbir zaman çıkamayacağını söylediler.” Bu cümleyi kurarken karnım ağrımıştı ama onun yüzünde oluşan o ifadeyi görmek, ağrının tüm bedenime yayılmasını sağlamıştı.

💬

“Neden?”

💬

“Sen buraya ait değilmişsin, buraya girmen bile yanlışmış. Şimdi ise çıkma şansın yokmuş.” Dudaklarımdan zorla çıkan kelimeler onun ifadesini daha da değiştirdi, karanlık yüzünün ortasına çöktü.

💬

“Tamam, sorun değil,” dedi, şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Zaten seni burada bırakamazdım.”

💬

“Üzgünüm, bu kadar meraklı olmamalıydım.” Gözlerim dolmuştu, onu buraya sürükleyen bendim. Avucunu yüzüme yasladığında dolu gözlerle gözlerine baktım.

💬

“Geçerli sebeplerin vardı. Asıl yanında olmasaydım ve bunu tek başına yapsaydın kötü hissederdim. Çok kötü hissederdim,” deyip yanağımı okşadı.

💬

“Yine de üzgünüm,” dediğimde gülümsemekle yetindi. “Bu kale anneme aitmiş. O yaptırmış.” Başını salladığında ona nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. “Aslında kalması gereken yer burası değilmiş, Akrebin Kalbi diye bahsettikleri o şatoymuş ama annem orada kalmamak için burayı inşa ettirmiş.”

💬

“Neden orada kalmamış?” diye sorarken kaşları çatılmıştı.

💬

“Bilmiyorum,” dedim. Derin bir nefes aldım. “Benim orada kalmam gerekiyormuş. Diğer gardiyanla birlikte.”

💬

Bu fikir hoşuna gitmemiş gibi görünüyordu. Yanağımı tekrar okşayıp elini geri çekti. Bana bağırıp çağıracağını düşünürken çok sakin konuşuyordu.

💬

“Her şekilde bilmediğimiz bir yer. Orada ya da burada kalıyor olmamız fark etmez. Madem orada kalmalısın, oraya gideriz,” dediğinde gergince parmaklarımla oynadım.

💬

“Benim kalmam gerekiyormuş,” diye fısıldadım.

💬

“Tek başına mı?” Ses tonu anında değişmişti. “Bunu asla kabul etmeyeceğimi biliyorsun, Astrid.”

💬

“Biliyorum, evet,” dedim sessizce. “Ama senin burada, güvende olman gerekiyor abi.”

💬

“Kendimi koruyabilirim, beni düşünmene gerek yok,” dedi, gerçekten bu durumdan hoşlanmamıştı. “Bazı şeyleri sen yokken düşünüp zor da olsa kabul ettim ama bunu benden isteme.”

💬

“Ashton.” Ellerini ellerimin arasına alıp gözlerinin içine baktım. “Bu benim için de çok zor. İstediğim tek şey seninle birlikte evimize dönmek.” Çatık kaşlarla gözlerimin içine bakıyordu. “Gidemiyoruz. Gidemediğimiz gibi tehlikeyle beraber geldik. Eğer seni burada bırakmazsam, yanımda olursan, sen de tehlikede olacaksın.” Bir çocuk gibi başını iki yana salladığında ellerini sıktım. “Bana yardım edecekler, bu sorunu çözeceğiz. Sen burada güvende olacaksın. Ben de tam olarak neyin içine düştüğümüzü öğreneceğim.”

💬

“Sen tehlikenin ortasındayken burada oturmayacağım,” dedi, çenesi kasılıyordu.

💬

“Burası bizim, yabancı bir yerde olmayacaksın. Sürekli yan yana olacağız,” dediğimde bakışları değişmemişti. Yanaklarımın içini şişirince kaşlarını daha sert çattı. “Senden çok büyük bir şey istediğimi biliyorum ama bana yardımcı olmalısın.”

💬

Sessizce bana bakmaya devam etti. Gün doğmuştu, saatler ilerliyordu. Son cümlelerim bunlar olmuştu ve biz yeniden bir sessizliğe gömülmüştük. Büyük bir ikilemin arasında olduğunu biliyordum, bu yüzden onu daha fazla köşeye sıkıştıramamıştım.

💬

Ona sarıldıktan sonra odadan ayrıldığımda da kendi odama girip yatağa boylu boyunca uzandığımda da üzerimdeki sessizlik perdesi kalkmamıştı. Kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki, sanki enerjim tümüyle sömürülüyordu. Daha fazla düşünmeye zamanım olmadı, göz kapaklarım birbirine kavuşmak için titriyordu. Derin bir uykunun koynuna yuvarlandığımı hissettiğimde, bütün bedenim gevşedi. Belki de uyuyabileceğim son rahat uykuya gözlerimi kapatmıştım…

← Önceki Bölüm: 2. ANTARES
Sonraki Bölüm: 4. KARANLIKTAN SIZAN

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top