💬
🎧: Zoey Lily, I Wish I Had A Heart
💬
🎧: Chapters, Unworthy Of Love
💬
Bu evrene ilk ayak bastığım anda bulunduğum ortamı hatırladım. Mağaranın duvarlarında ve zemininde damar gibi uzanan lavları hatırladım. Ağrılı geçen uykumun içinde bunları düşünüp durdum. Sanki vücudumdaki damarlar o lavlardan oluşuyordu. Bedenimi saran damarların içinden kan yerine lav akıyormuş gibi hissetmek korkutucuydu.
💬
Alnımdan şakağıma doğru akan sıcak ter damlası, bir parmağın engeline takıldı. Terli alnıma dokunanın kim olduğunu bilmiyordum, gözlerimi açamayacak kadar hasta hissediyordum. Uyuduğumda geçeceğini, hiç değilse biraz azalacağını düşünmüştüm ama aksine bu şey daha da dışa vurmuştu.
💬
Bazen çok hasta olurdum. Kış aylarını severdim, o aylarda kendime çok da dikkat ettiğimi söyleyemezdim. Dikkat etmediğim için haliyle ağır hastalandığım zamanlar olurdu. Ateşler içinde yanar, uzandığım yerden kalkamazdım. O halim bile bana ölüm gibi gelirken şimdiki halime katlanamıyordum.
💬
O elin alnımdaki terleri sildiğini hissediyordum. Bir başka el ise bileğimdeydi, bileğimdeki parmakların yumuşak dokusunu net bir şekilde algılayabiliyordum. Alnımdaki elin derisi daha sertti, bileğimdeki el gibi narin dokunmuyordu.
💬
“Çok fazla ateşi var,” dediğini duydum nahif bir sesin. Eğer uyuyabilecek kadar iyi hissetseydim, bu ses kesinlikle beni mayıştırabilirdi.
💬
“Ona ne olduğunu anlamıyorum,” dedi başka bir ses. Bu ses kulaklarıma tanıdıktı, gözlerimi kapatmadan önce bana uyuyup dinlenmemi söylemişti.
💬
“Bu bir zehirlenme gibi durmuyor, Endymion,” dedi yine aynı nahif sesli kadın. Evet, bu ses bir kadına aitti. Gözlerimi açmak ve onu görmek istiyordum.
💬
Kurumuş dudaklarımın arasından bir inilti sızdığında alnımdaki parmaklar saçlarıma doğru yol aldı. Ashton da burada mıydı? Beni bu halde görmesini istemiyordum.
💬
“Uyumadığını biliyoruz. Gözlerini açamıyor musun?” Endymion’un sesi çok yakından geliyordu. Sanki dudakları kulağıma çok yakındı, sesi fısıltıdan daha yüksekti. Gözlerimi daha sıkı yumdum. Göz kapaklarım bile yanıyordu.
💬
“Bedenim.” Sesim o kadar kısıktı ki, duyduklarından emin değildim. Bileğimdeki parmaklar bileğimi daha sıkı kavradı. Birkaç denemenin ardından kirpiklerimi birbirinden ayırmıştım ama bir şey göremiyordum. Sanki kirli bir denizin dibinde yüzüyordum ve açık olan gözlerim burnunun ucunu bile göremiyordu.
💬
Kuruyup çatlayan dudaklarımda dilimi gezdirdiğimde dışarı verdiğim sıcak nefes bana hastalıklı bir nefes gibi gelmişti. Gözlerimi biraz daha araladığımda tavanla göz göze geldim. Noris’in titreyen sesini duyuyordum ama kulaklarım basınca maruz kalmış gibi uğultuluydu. Gözlerimi yavaşça yumup geri açtım. Bir kadın bana doğru eğildiğinde tepkisizce ona baktım, onun ise bakışları şefkatliydi.
💬
Gözlerimi indirip ileriye doğru baktığımda ise çatırdama sesleri duyuldu. Aniden odayı dolduran kızıl ışıkla odadakiler paniklerken gözlerimi kırpmadan ileriye bakıyordum. Bu oda neden bu kadar sıcaktı?
💬
“Bu nasıl oldu?” Noris elindeki ceketi perdelere doğru savururken ona baktım. O an odadaki uzun perdelerdeki alevleri gördüm. Yanan perdelere baktığımda ise alevler aniden söndü, gri dumanları odayı doldurmuştu.
💬
Üzerimde hissettiğim bakışlara karşılık veremiyordum. Sertçe yutkundum, damarlarım hala yanıyordu. Briella odadaki pencereleri açıp dumanın dışarı çıkmasını sağlarken yabancı kadın kaşlarını çatarak bana baktı. Beyazının kan gibi olduğuna emin olduğum gözlerimi ona çevirdim.
💬
“Bunu sen yapıyorsun,” dedi kadın ilgili gözlerle beni incelerken. “Briella, bana çantamı getir.”
💬
Briella onun söylediği şeyi ikiletmeden odadan çıkmıştı. Noris kızarmış gözleriyle bana baktı, ağlamış mıydı? Galiba kötü hissettiğimi hissedebiliyordu.
💬
“Sorun yok,” diye fısıldadım ona bakarak, sesim bile hastalıklıydı. O bana yaklaşırken Briella da tekrar odaya girmişti.
💬
Yabancı kadın Briella’nın getirdiği çantayı yatağın üzerine koydu, fermuarını açıp büyük çantanın içini karıştırmaya başladı. O sırada Noris, yanımda olduğunu fark edemediğim Endymion’ı kenara iterek yanıma oturdu. Sıcak elimi ellerinin arasına alıp bana bakmaya başladı, ona gülümsemeye çalıştım. Bu bağ onun için yorucu olmalıydı.
💬
Çantasından çıkardığı küçük iğneleri alıp bana yöneldi. “Evet, elini tutmaya devam et,” dedi Noris’a. Diğerlerine dönüp, “Yerinizde olsam buradan çıkardım çünkü bu küçük hanım bize biraz sorun çıkaracak.”
💬
Ben onun elindeki iğnelere bakıyordum, diğerleri ise tuhaf bir ifadeyle kadına bakıyordu. Kadın göğsüme kadar uzanan örtüyü çekti. Parmaklarının arasına aldığı iğnenin ucunu yeşil renkli bir sıvının içine batırdı. Kimse onun dediğini yapmamış, oldukları yerde durmaya devam etmişlerdi. Yeşil sıvıyla ucunu ıslattığı iğneyi omzuma batırdığında gözlerim irileşti. Hissettiğim yanmayla çığlık atarken bedenim yatakta yükselip tekrar yatağa düştü.
💬
“Ne yapıyorsun, Penelope?” dedi Endymion gergin sesiyle.
💬
Penelope diye bahsettiği kadın bir diğer ıslattığı iğneyi göğsüme batırırken ona baktı. “Zehirlenmemiş, güç edinmiş.” Endymion ona bakakaldı. Üçüncü iğnenin bedenime saplanışıyla tiz bir çığlık daha attığımda boğazım yırtılıyormuş gibi acımaya başladı. Hissettiğim bu güçlü acının yanı sıra bedenimde bir rahatlama da oluyordu. Ateşimin düştüğünü, damarlarımda fokurdayarak akan kanın soğuduğunu hissediyordum.
💬
Kimse ona bir soru sormadı, ne yaptığını bildiğini biliyorlarmış gibi ona engel olmuyorlardı. Noris korkuyla, Briella kaskatı bir çeneyle beni izliyordu. Kadın on birinci iğneyi de soluk boşluğumun altına batırdığında artık çığlık atamayacak kadar uyuşmuştum. Bedenim yatakta tir tir titriyor, dişlerim birbirine çarpıyordu.
💬
Şimdi iyi,” dedi kadın yatıştırıcı bir sesle.
💬
Hızlı soluklarımın arasında gözlerimi tavandan ayırmıyordum. Geri kazandığım gücümü hissettim, elimi yumruk yaparak tırnaklarımı avucuma sapladım. Gözlerimin beyazındaki kanın bile geri çekildiğini hissediyordum. Kadın bedenime sapladığı iğneleri bir bir geri çekerken her çekişinde rahat bir nefes alıyordum. En son iğneyi de çektiğinde titreyen elimi karnıma bastırdım.
💬
“Astrid,” diye mırıldandı Noris. Başını bana doğru uzatmış nasıl olduğumu anlamak ister gibi bana bakıyordu.
💬
“İyiyim,” diye fısıldadım. Çektiğim o keskin acıdan sonra şu an gerçekten iyi hissediyordum. Üzerimdeki o ağırlık kalkmıştı.
💬
“Şimdi biraz uyuyacaksın,” dedi kadın yüzüme eğilip narin parmaklarını alnıma bastırırken. Mavi mi yoksa yeşil mi olduğunu anlayamadığım tuhaf gözleri gözlerimdeydi. “Uyandığında eskisinden daha iyi hissedeceksin.”
💬
Sertçe yutkunup gözlerine bakmaya devam ettim. Parmakları alnımda gezinirken bedenim gevşiyor, uzun bir koşuşturmacanın ardından rahat bir yatak bulmanın sevincini yaşıyormuş gibi kendimi bırakıyordum. Uyumadan önce gördüğüm o tuhaf gözlerin sahibi kadına güvendim, onu tanımasam bile iyi hissedeceğime emindim.
💬
🦂
💬
Uyanalı birkaç saat olmuştu. Üzerimde bir ceket ile balkonda dikilirken kendi odamdaydım. Düne oranla yüzüm şu an daha sağlıklı görünüyor, bedenim daha iyi hissediyordu. Gözlerimi açtıktan sonra gördüğüm ilk kişi Ashton olmuştu. Güzel yüzü çökmüştü, uyanmamı bekliyordu. Tutulma için mağaraya gitmeden önce onu şatoda bırakmıştık, beni bekleyeceğini söylemişti. Bir araya getiremediğim düşüncelerim yüzünden onun şatoda kaldığını unutmuştum. Kimseye ulaşamayınca o binlerce merdiveni tek başına inmeye çalışmış, onda birine bile gelemeden yorgunlukla basamaklara yığılmıştı. Bana bunları anlatan da onu orada bulan da Noris’ti. Yanıma birkaç kez geldiğini söylemişti ama bunu hatırlamıyordum. Ashton’ı bu kadar merakta bırakıp korkutmak bana kendimi kötü hissettiriyordu.
💬
Canlılığını kazanmış yeşil gözlerimi yanımda dikilen abime çevirdim. Yüzü her ne kadar ben uyandıktan sonra renk kazanmış olsa da hala çökmüş görünüyordu. Ona yaklaşıp başımı omzuna bastırdığımda çenesini saçlarıma sürttü. Benim için endişelenmesinin yanı sıra onda farklı bir şey daha vardı. İçimi tırmalayan merak hissi saatlerdir varlığını sürdürse de sormaya cesaret edemiyordum. Birinin onu sıkıştırdığını hissettiğinde güzel yüzüne bir canavar oturuyordu. Ama yine de o benim abimdi, her ne kadar konuşulması gereken ciddi şeyler olsa da önceliğim oydu.
💬
“Canını sıkan ne, Ashton?”
💬
İlk başta duraksasa da bakışlarını yüzüme indirip bana baktı. “Her an tehlikede olman,” dediğinde yanaklarımın içini havayla şişirdim.
💬
“Canını sıkan başka bir şey var,” dedim ama beni duymazdan gelerek dudaklarını saçlarıma bastırdı, ardından yanımdan ayrılıp odaya girdi.
💬
Bu tavrı arkasından bakakalmama neden oldu. Kalede bir şeylerin ters gitmediğini biliyordum, Noris sürekli onu kontrol ediyor, istediğinde onu buraya getiriyor, bir şeye ihtiyacı olduğunda ise ihtiyacını hemen karşılıyordu. Avucumu çeneme yasladım, onunla ilgili dikkatimi çeken bir şey olmamıştı. Tuhaf hareketleri yoktu ama bugün her zamankinden daha farklı bakıyordu. İstediğim cevabı alamamanın sıkıntısıyla oflayarak yaslandığım korkuluktan bedenimi ayırdım.
💬
Odama girdiğimde abimi benim yatağıma uzanmış bir şekilde buldum, gözleri kapalıydı. Bu hali içimdeki merakı daha da arttırdı. Onunla daha fazla konuşmak istiyordum ama anlaşılan o şu an için bunu istemiyordu. Omuzlarımı düşürerek giyinme odasına girdim. Üzerime temiz kıyafetler giyip diğerlerinin yanına gitmeliydim. Konuşmamız gereken şeyler olduğunu herkes biliyor, gerginlikle bu ânı bekliyordu.
💬
Siyah bir kot şortu bacaklarımdan geçirdim, üzerine de bordo, askıları sırtımdan çapraz inen bir bluz giydim. Bluzun kumaşı satene benziyordu, Briella gerçekten zevkli bir kadındı. Ayaklarıma rahat bir ayakkabı giyip giyinme odasından çıktım. Ashton hala aynı şekilde uzanıyordu. Odadan çıkmadan önce iç çekerek ona bakmıştım.
💬
Geniş merdivenleri sakince insem de zihnim hiç de sakin değildi. Bazı şeyler çok hızlı gerçekleşiyordu, ayak uyduramıyordum. Bana ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim şey, bunun diğerlerinin de garipsediği bir şey olduğuydu. Adının Penelope olduğunu hatırladığım kadın bir şeyler biliyor gibiydi, sanırım şu an için ondan daha bilgili birine rastlamamıştım. Endymion da ona güveniyor olmalıydı ki birine ihtiyaç duyduğumuzda aklına ilk olarak Penelope gelmişti. Kadın ile ilgili pek bir şey hatırlamıyordum, o haldeyken dikkatimi çeken tek şey gözleri olmuştu.
💬
Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimi dağıtmaya çalıştığım sırada son basamakları da inip büyük salona doğru ilerledim. Sesler duyuyordum ama ne konuştuklarını anlayamıyordum. Terleyen avuçlarımı şortuma sürterken büyük kapıdan içeri girdim. Salona girerken dışarı çıkan kişiyle çarpışınca irkilip geri çekildim. Parmaklarımı saç diplerime bastırdım, saçlarımda hissettiğim kir kendimi kötü hissettirmişti. Bir an önce duş alıp temizlenmeliydim, duş almadan temiz kıyafetler giymek bu hissi yok etmemişti.
💬
“Ben de senin yanına geliyordum,” dedi Briella, gözlerimi yüzüne çevirdim. “Daha iyi hissediyor musun?”
💬
“Evet, daha iyiyim,” diye mırıldandım. Briella’nın dudakları yukarı kıvrıldı, elini koluma sürterek beni salona yönlendirdi.
💬
Noris, oturduğu deri koltuktan kalkıp yanıma gelmek için hareketlendi, gözlerimi diğerlerinin üzerinde gezdirdim. Endymion, parmaklarını saçlarının arasında gezdirip yavaşça çekiştirirken koltukta öne doğru eğilmişti. Karşısındaki koltukta tanımadığım bir kadın oturuyordu. Turuncu ve uzun saçları vardı, öne doğru eğildiğinden saçlarının uçları dizlerine sürtünüyordu. Beyaz teninde, yüzündeki çiller sim gibi parıldıyordu. Kahverengi gözleri yanında oturan kadındaydı. Gözlerimi turuncu saçlı kadından ayırıp yanındaki kadına çevirdim.
💬
Penelope. Ona baktığımı hissetmiş gibi gözlerini yüzüme dikti. Koyu kızıl saçları dalgalı bir şekilde omuzlarına dökülmüştü. Tuhaf gözleri bendeyken gözlerimi üzerinde gezdirdim. O an onun koltukta değil de koltuğun yanındaki tekerlekli sandalyede oturduğunu gördüm. Yanındaki kız rahatsızca yerinde kıpırdanınca Penelope’yi incelememden rahatsız olduğunu anladım. Aslında kötü bir niyetim yoktu, ilk karşılaştığımızda sadece yüzünü tam olarak görebilmiştim. Kolları sandalyenin kenarında dururken o kadar güçlü görünüyordu ki, ondan yayılan bilgeliği onu tanımasam da anlamıştım.
💬
Gülümseyerek onlara doğru adımlamaya başladığımda turuncu saçlı kız başını kaldırarak yüzüme baktı. Penelope’nin ince dudakları ise benim dudaklarımdaki gülümsemeye eş bir şekilde kıvrılmıştı.
💬
“Size teşekkür etme fırsatım olmadı,” derken tam önünde duruyordum.
💬
Penelope elini sallayıp, “Bir önemi yok güzelim, iyi olmana sevindim,” dedi. Ardından diğer elini yanındaki tek kişilik ama tek kişilik olmasına rağmen geniş olan koltuğun kenarına vurdu. “Ayakta dikilme, otur hadi.”
💬
Başımı sallarken koltuğa oturdum. Briella ve Noris de oturduğunda Endymion kafasını kaldırarak Penelope’ye baktı. “Sorunun Astrid ile ilgili olduğunu düşünüyorsun yani?” diyerek direkt konuya daldığında kaşlarım çatıldı. Ben gelmeden önce de bu konuyu konuşuyor olmalılardı.
💬
“İlk kez tutulmaya katıldı, Endymion,” dedi Penelope, ellerini kucağında birleştirdi. “Ne olduğunu anlayabilecek kadar çok yaşadım.”
💬
“Penelope,” diye mırıldandığımda mavi, içinde yeşil damarları olan gözlerini Endymion’dan ayırıp bana baktı. “Belki de bu görev benlik değildir, bir şeyler ters gitmiştir.”
💬
Güldüğünde çıkardığı kıkırtı kaskatı olan bedenimi gevşetti. Karşımdaki kadının aurasını sevmiştim, rahatlatıcı bir havası vardı. “Bu öyle bir şey değil, Astrid,” dedi nahif sesiyle. “Sana söyleyen oldu mu bilmiyorum ama gardiyanlar, erk hayvanlarıyla bütünleştiklerinde onlardan farklı güçler alabilir ya da ikisinin oluşturduğu aura farklı bir güç de doğurabilir.”
💬
“Benden güç mü aldı? Daha ilk tutulmasıydı,” diyerek araya girdi Noris. İşaret parmağını şakağına sürterken düşünceli gözlerle karşısındaki kadına bakıyordu.
💬
Penelope, “Noris,” deyip sandalyesinde ona doğru döndü. “Sen haricinde tilkilerden birçok erk hayvanı vardı. Hiç Tilki Çağlayanı diye bir şey duymuş muydun?”
💬
Noris kaşlarını çatıp gözlerini yere indirerek ona yöneltilen soruyu düşünürken ben hiçbir şey anlamamıştım. Tilki Çağlayanı ne demekti? Ben tuhaf bir ifadeyle onları izlerken Endymion ayaklandı, onun da yüzünden düşünceli olduğunu anlaşıyordu. O bir şeyler biliyor olabilir miydi?
💬
“Böyle bir şey duyduğumu hatırlamıyorum ama nedense annemin bildiğini düşünüyorum.” Noris’ın gözlerini saran gölgeleri gördüğümde annesinden bahsetmenin onun için zor olduğunu bir kez daha fark etme şansım oldu. “Diğerlerine sormamı ister misin?”
💬
“Hayır hayır,” dedi Penelope elini sallarken. “Ben ne olduğunu biliyorum, sadece nasıl kontrol altına alındığını tam olarak bilmiyorum.” Uzun, ince parmaklarını boynuna sürttü, gözleri kısıldı. “Aslında bilen birini biliyorum.”
💬
“Tilki Çağlayanı ne?” diye sorduğumda dudaklarını bir cevap için araladı fakat Endymion’ın konuşmasıyla sözleri kesildi.
💬
“Ateşten yıldırım,” dedi Endymion. Göz ucuyla Penelope’nin başını salladığını gördüm. Şaşkınca ona bakarken gri gözlerini yüzüme dikti. “Ateşin kendi yıldırımını oluşturması.” Hiçbir şey anlamamış gibi ona bakmaya devam ettiğimde gözlerini devirdi.
💬
“Biliyorsan düzgün anlatsana şunu,” diye homurdandı Briella, gözlerinde merak vardı.
💬
Endymion, “Terslenme bana çakal yavrusu,” diyerek dik dik Briella’ya baktığında ellerimi birbirine çarptım.
💬
“Birbirinize sataşmayı bırakın, ne olduğunu öğrenmek istiyorum,” dediğimde Penelope tekrar dudaklarını araladı ama Endymion yine ondan önce davranınca kaşlarını çatarak ona baktı.
💬
“Normal insanların sadece volkanik patlamalarda görebileceği bir şey. Patlama sırasında volkanın püskürttüğü hava, bulutlardaki zıt yüklerle karşılaşınca yıldırımlar oluşturuyor. Tek tek nasıl oluştuğunu anlatırsam kafan karışır.” Elini koltuğun sırt kısmına bastırdı, dikkatle onu dinliyordum. “Kendiliğinden oluşan bu yıldırımlara deniyor işte. Bir volkan olduğunu düşün, içinde ateşin gücü var, istediğinde bu güçle kendi yıldırımlarını yaratıyorsun.”
💬
“Vay canına,” dedi Briella irileşmiş gözlerle Endymion’a bakarken. “Yeterince ateşli değilmiş gibi…” Muzipçe bana baktığında gözlerimi devirsem de gülümsemiştim.
💬
“Neden Tilki Çağlayanı deniyor?”
💬
Noris’ın sorusuyla Penelope ona dönüp, “Ateş tilkilerden gelir, yani sizi temsil ediyor. Bu yüzden bu şekilde adlandırmışlar, sadece erk hayvanın bir tilkiyse bu gücü elde edebilirsin,” dedi.
💬
“Ben kendimde bir farklılık hissetmiyorum,” diye fısıldadım. Bahsettikleri şey büyük bir şeydi, bunun farkındaydım. Normal bir insandım, neden böyle bir güce sahip olmam gerekiyordu?
💬
“Henüz yeni,” dedi, zarif elini dizimde duran elimin üzerine koydu. “Geçitleri bozan şey de bu olmalı. Hiçbir gardiyan bunu hissedemese de o duvarlar ateşten, bu yüzden sadece sen girebildin.”
💬
“Ama ben de tilkiyim,” dedi Noris çatık kaşlarla. “Ben neden duvarları göremedim?”
💬
Penelope gözlerini devirerek, “Ateş sizi temsil ediyor dedim, ateşe sahipsiniz demedim, aptal çocuk,” dediğinde Noris homurdandı.
💬
“Kontrol edememekten bahsetmiştin,” deyip merakla ona baktığımda başını salladı.
💬
“Aylar öncesinde sıradan bir insan olduğunu düşünüyordun, şimdi ise karşılaştığın şeyleri düşün,” dedi, ona hak verip başımı salladım. “Ne yapacağını ve duygularını nasıl kontrol edip bu gücü nasıl yöneteceğini bilmediğinden tehlike oluşturabilirsin.”
💬
Tehlikeden bahsetmesi göğsümü korkuyla doldururken diğerlerine baktım. Noris her zamanki gibi güven verircesine bakıyordu. Endymion elindeki küçük tahta çubukla oynuyor, Briella ise hala merakla konuşulanları dinliyordu.
💬
“Tehlike yaratmak istemem.” Sesim, içimdeki tedirginliği belli ediyordu. “Bilen birini tanıdığından bahsetmiştin.”
💬
“Evet,” dedi, yüzünü buruşturdu.
💬
“Onunla konuşmak zorunda mıyız?” İlk kez duyduğum sesiyle gözlerimi turuncu saçlı kadına çevirdim. Donuk gözlerle Penelope’ye bakıyordu ama bu bakışların ona değil de bahsettikleri kişiye karşı olduğunu anlayabilmiştim.
💬
“Başka seçeneğimiz yok gibi görünüyor, Nabi,” dedi Penelope sıkıntılı bir nefes verirken. “Ona haber yollayıp konuyu konuşmak için ziyaretine gideceğim.”
💬
“Gerek yok,” dedi Endymion. “Tutulmalardan sonra gardiyanlarla toplanıp yemek yiyoruz. Bu seferki yemeğe gelmesini istesen yeterli.”
💬
“Doğru ya,” diye ayaklandı Briella. Bu ani hareketiyle şaşırarak ona baktım. “Yarın Castor’da toplanacaktık.”
💬
“Neden bu kadar panikledin?” diyerek anlamsızca ona baktım.
💬
“Eğlenceyi sever,” dedi Endymion bize arkasını dönüp masaya ilerlerken.
💬
“O adam yine gelmeyecek,” dedi turuncu saçlı kız. Penelope ona Nabi demişti, sanırım adı buydu.
💬
“Merak etme, ben halledeceğim,” deyip elini Nabi’nin omzuna bastırdı Penelope. Nabi, hoşnutsuzca homurdanmakla yetinmişti. “Biz artık gidelim, yapacak işlerimiz var.” Gözlerini Nabi’ye çevirdiğinde, Nabi ayaklanıp sandalyesinin arkasına geçerek sandalyenin kenarlarını kavradı. “Yarın o huysuz adamın orada olmasını sağlayacağım.”
💬
Ona minnetle bakarken ayaklandım. Gülümseyip elime uzandı, elimi tutup yavaşça sıktı. Ona baktığımda otuzlu yaşlarında genç bir kadın görüyordum ama hareketleri aslında ruhunun ne kadar yaşlı olduğunu hissettiriyordu.
💬
Onlar giderken Briella ve Noris da çıkmışlardı. Derin bir nefes alıp kendimi diğer büyük koltuğa attım, bacaklarımı uzatıp rahat bir pozisyon aldım. Bunları duymak beni Briella kadar heyecanlandırmamıştı. Onun için bu tür şeyler olağan olsa da benim için imkânsız şeylerdi. Yani bir süre öncesine kadar…
💬
“Çok normal karşıladın,” dedi Endymion, bir an onun da burada olduğunu unutmuştum, sessizdi.
💬
“Tam olarak idrak edemediğim ya da kendimi o şeyin içinde bulmadığım için galiba,” dediğimde sesim kısık çıkmıştı ama duyduğuna emindim.
💬
“Merak ediyorsan söyleyeyim, bizim bu tür güçlerimiz yok,” dediğinde gözlerimi yumup başımı salladım. Uzanmak bedenimi mayıştırmıştı.
💬
“Tepkilerinizden tahmin etmek zor olmadı.” Birkaç patırtı duysam da gözlerimi açmadım, bardağına içecek bir şeyler döküyor olmalıydı.
💬
“Tanışmadığın tek bir gardiyan kaldı,” dedi, sesi sinirli gibi çıkmıştı. “İlk ve son kez de olabilir, kendini gösteren biri değil.”
💬
“Kimse sevmiyor mu onu?” diye sorarken gözlerimi açtım. Ona baktığımda elindeki su dolu bardağa baktığını gördüm.
💬
“İnsanların onu sevmemesi için elinden geleni yapıyor,” deyip derin bir nefes aldı, bardaktaki suyu tek dikişte içip bardağı masanın üzerine koydu.
💬
“Sadece gardiyanlar ve erk hayvanları mı oluyor yemekte?” İlgili gözlerle ona bakarken uzandığım koltukta ona doğru döndüm.
💬
“Şehirdeki çoğu insan gelir, büyük bir kutlama gibi,” dedi, kaşlarımı kaldırarak baktım. “Tabii onlar normal bir eğlence olarak görüyor. Biz de ayrı bir masada oluyoruz.”
💬
Dudaklarımı birbirine bastırıp doğruldum, Noris’e benzeyen tilkiler -ya da tanıdığım bir tane tilki olduğundan Noris olarak düşündüm- kafamın içinde koşuşturuyordu. Omuzlarımı dikleştirip derin bir nefes aldım. Belki de soracağım soru yüzünden kendimi kandırmaya çalışıyordum içten içe.
💬
“Endymion,” diye mırıldandım, sol elimin işaret parmağını ovalarken gözlerim ellerimdeydi. “Artık Dünya’ya gidebilir miyim?”
💬
Endymion bu soruyu beklemiyormuş gibi anlık duraksamıştı, onu göremesem de bu duraksamayı hissetmiştim. Karşımdaki koltuğa oturup gözlerini bana diktiğinde gözlerimi kaldırarak ona baktım. Gözlerinde anlayış vardı.
💬
“Elbette,” dedi, hafifçe öne doğru eğildi. “Görmek istediğin birileri mi var?”
💬
“Arkadaşlarımın nasıl olduğunu merak ediyorum,” dediğimde başını yavaşça salladı.
💬
“Ashton’ı götüremeyeceğini unutmadın değil mi?” diye sorduğunda sessizce yutkundum. Bunu aklımdan çıkarabilmem çok da mümkün değildi zaten.
💬
“O burada diye başka bir yerde olmayı hiç düşünmedim,” diye fısıldadığımda bakışları yoğunlaştı. “Artık hangi evrende kalmak istediğimin bir önemi kalmadı.”
💬
“Bundan aslında kalmak istediğin yerin burası olmadığını mı çıkarmalıyım?” Dudakları yukarı kıvrıldı, sessizce ona baktım. Nedense bu sorusuna cevap vermek istemiyordum.
💬
Konuyu değiştirme ihtiyacıyla, “Neden Castor’da toplanacağız? Yani neden burası değil?” diye sordum.
💬
“Aslında özellikle seçtiğimiz bir yer yok. Her seferinde değişiyor,” dedi, anladığımı belli etmek için başımı salladım. “Ursula her şeyi kendi ayarlamak istedi.”
💬
“Hiç söyleme fırsatım olmadı ama teşekkür ederim,” dediğimde teşekkürümü sorgularcasına kaşlarını kaldırdı. “Burada olduğum süre boyunca bana hep yardım ettiniz. Açıkçası herkesin bana bu şekilde anlayışla yaklaşmasını beklemiyordum.”
💬
“Sana kötü davranacağımızı mı düşünmüştün?” diye sorduğunda dudak büktüm. Kaba davranışlara maruz kalacağımı düşünmedim desem yalan olurdu. “Yeri geldiğinde kavga edebiliriz, birbirimizi öldürmek isteyecek kadar öfkeyle de dolabiliriz ama kimse sana zarar vermez.” Ellerini pantolonun üzerinden dizlerine bastırarak sürttükten sonra ayaklandı. “En azından benden böyle bir karşılık almazsın, merak etme.”
💬
“Ursula ve Penelope’den de almam,” dedim, bu söylediğime gülmüştü.
💬
“Onları gerçekten sevmiş gibi görünüyorsun,” dediğinde başımı salladım. “Penelope görüp görebileceğin en iyi kalpli kadındır. Onun öfkesi sadece kötü olanlara. Ona iyi kalbinle yaklaşırsan köprüsünü bile senin üzerine yapar…” Bu söylediği beni güldürürken o da gülmüştü. “Ursula biraz fevridir, çabuk öfkelenir ama öfkesi sevdiği insanlara karşı saman alevinden farksızdır. Sinirlenip sana bağırabilir, beş dakika sonra da pişmanlıktan karnı ağrıya ağrıya peşinden gelir.”
💬
“Onları uzun zamandır tanıdığın için mi böyle düşünüyorsun yoksa gözlem yapmakta mı iyisin?”
💬
“Biraz temiz hava almak ister misin? Uykulu görünüyorsun,” diyerek konudan farklı bir şey söylediğinde ilk başta duraksadım. Evet, uykum varmış gibi hissediyordum. Kötü mü görünüyordum? Aklıma gelen şeyle kendime içimden küfrederken gözlerim kısıldı. Duş alıp temizlenmem gerektiğini unutmuştum. Gerçekten kötü görünüyor olmalıydım.
💬
“Aslında odama gitsem daha iyi olacak,” diye mırıldandım, sesim boğazıma kaçmış gibi çıkmıştı. “Duş alırsam daha iyi hissederim.”
💬
“Tabii, odana kadar eşlik edeyim,” dediğinde başımı salladım.
💬
Birlikte salondan çıkıp koridoru geride bırakarak merdivenlere yöneldik. Tilki Çağlayanı diye bahsettikleri konuyu biraz olsun konuşmuştuk, hiç yoktan fikir sahibi olduğum şeyler olmuştu. Bu konu konuşulduğuna göre artık oturup Ashton’la da konuşmam gerekiyordu. Onun tuhaf halleri aklımdan çıkmamıştı.
💬
“Diğerlerinin aksine sen bir şeyleri gizlemeyi iyi biliyorsun,” diyerek sessizliğini bozduğunda omzumun üzerinden ona baktım, bir kat merdiven arkamızda kalmıştı. “Bu karmaşanın seni nasıl korkuttuğunu gördüm, yine de bununla iyi başa çıktın.”
💬
Dikkatle onu dinlerken parmaklarımı merdivenlerin kalın korkuluğuna sürterek adımlamaya devam ettim. Yerimde kim olsa korkardı. Ben böyle bir durumla karşılaşan insanın bunu sakince karşılayacağını düşünmüyordum. Başka bir evrenin varlığını hayal edebilirdin, bununla ilgili düşünebilirdin, belki de bu senin için bir inanca dönüşürdü ama bunun gerçekliğini görmek, yaşamak, düşündüğün kadar kolay olmazdı. En azından ben böyle düşünüyordum.
💬
“O gün terasta gözlerinin aldığı şekli de etrafına nasıl baktığını da hatırlıyorum.” Bana o ânı hatırlatması duraksamama neden oldu. Bir yeni basamağı çıkmadan öylece durup ona baktım. “Ben senin bir şeyleri bilmediğine inanıyorum, Astrid. Buraya geldiğinde ne olduğunu bilmiyordun, evrenleri bilmiyordun, bizi bilmiyordun. Şu an sana olan şeyi de bilmiyorsun.” İki basamak altımda dururken gözlerini gözlerime dikti. “Ama sanki içinde senden başka bir ruh daha var, o her şeyi biliyor ve senden saklıyor. O terasta gözlerine baktığımda, sen ne olduğunu anlamadığını söylerken gözlerin her şeyin bilincinde bakıyordu.”
💬
Kaşlarım çatılırken, “Böyle söylersen gerçekten içimde başka bir ruh taşıdığımı düşünürüm,” dedim, gözlerini devirerek güldü.
💬
“Elbette böyle bir şey olamaz, sadece bir örneklendirmeydi,” dediğinde anlık rahatlamış hissettim, bir de böyle bir şeyin olabileceğini söyleselerdi bayılırdım. “Demek istediğim şey, bedenin bu gücü tanıyor, kabul ediyor.”
💬
“Umarım başınıza yeni dertler açmam,” derken merdivenleri çıkmaya devam ettim. Bunu gerçekten istemiyordum.
💬
“Daha kötü zamanlarımız olmuştu, dert etme,” demesi beni rahatlatmaya yetmedi.
💬
İkimiz de sustuk. Odamın kapısına gelene kadar konuşmadık. Kapının önünde durup ona baktığımda hiçbir şey söylememiş, sadece bir süre yüzüme baktıktan sonra arkasını dönüp geldiğimiz yöne doğru yürüyerek benden uzaklaşmıştı. Garip bir adamdı.
💬
Kapıyı açıp odama girdiğimde Ashton’ın hala yatağımda uzandığını fark ettim. Yavaşça ona yaklaşıp yüzüne baktığımda uyuduğunu gördüm. Yorgun muydu? Belki de benim düştüğüm durum onu da yormuştu. Sessiz olmaya özen göstererek banyoya girdim. Kapıyı yavaşça kapattıktan sonra üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. Sıcak su saçlarıma çarptıkça saç diplerim rahatlıyor, biri parmaklarını saçlarımın arasında gezdiriyormuş gibi gevşiyordum. Kollarımda hissettiğim yanma, sıcak sudan kaynaklı değildi. Gözlerimi kollarıma indirdim. Şaşkınlıkla aralanan dudaklarımın arasından sızan su damlalarını hissediyordum.
💬
Beyaz tenim, saatlerce güneşin altında uzanmışım gibi yanmıştı, kan gibi kırmızı görünüyordu. Kaşlarım çatılırken koluma dokundum, acı yoktu. Tuhaf bir yanma hissediyordum ama bu can sıkacak derecede değildi. Damarlarım şişmiş ve derimi zorluyordu. Bu görüntüyle korkarak kolumu suyun altında ovalamaya başladım. Derim gittikçe hassaslaşıyordu.
💬
Elimi kolumdan çektikten sonra hızla durulanıp suyu kapattım. Aynanın üzerindeki buharı elimle sildikten sonra gözlerimi aynaya yansıyan gözlerime diktim. Yeşil gözlerimin ortasında, göz bebeklerimin etrafını sarmış kızıllığı gördüğümde afalladım. Gözlerimde farklı bir renk geçişi yoktu normalde, sadece yeşil ve tonlarını barındıran gözlerimin içindeki bu kızıllık da neydi?
💬
Aynaya tamamen yaklaşıp gözlerimi daha yakından incelemeye başladım. Siyah göz bebeklerimin etrafında ateş gibi parlayan bir kızıllık vardı, ateş sönmüyordu. Korku yavaş yavaş geri çekildi, aynadan uzaklaştım. Bornozu hızla üzerime geçirip banyodan çıktım. Ashton hâlâ uyuyordu. Çıplak ayaklarımla fazla gürültü çıkarmadan giysi odasına geçtim. Bornozu üzerimden çıkardıktan sonra temiz iç çamaşırları giyecekken gözlerim tekrar kollarıma takıldı. Az önce gördüğüm kızarık deriyi görememek duraksamama neden oldu.
💬
Titreyen ellerimi zapt etmeye çalışırken iç çamaşırlarımı zorlukla üzerime geçirdim. Ardından raflardan aldığım temiz kıyafetleri de vakit kaybetmeden giyinip giysi odasından çıktım. Islak saçlarımın uçlarından damlayan su, üzerimdeki bluzu ıslatıyordu.
💬
“Astrid?”
💬
Ashton’ın aniden duyduğum sesiyle yerimde sıçradım, başımı ona doğru çevirdim. Sıçramam onun kaşlarını çatmasına sebep olmuştu. Doğrulup uzun bacaklarını yataktan sarkıttı, hareketlerime anlam veremiyormuş gibi bakıyordu ama benim anlam veremediğim şeyler daha ciddiydi.
💬
“Sorun ne?” diye sorduğu sırada ayaklandı. “Bir şey mi oldu?”
💬
“Hayır,” derken sesimi sabit tutmaya çalışmıştım. “Aniden seslenince dalgınlığıma geldi.”
💬
“Emin misin güzelim?” diye sorunca başımı sallamakla yetindim.
💬
Makyaj masamın önündeki geniş pufa oturup saçlarımı kurutmaya çalışırken aynı zamanda ona da bakmamaya çalışıyordum. Ben saçlarımla uğraştığım süre boyunca beni izledi. Ben ise gözlerimi aynadaki yansımamdan ayıramıyordum. Kollarımdakiler geçmişti, gözlerim neden hala böyleydi?
💬
Omuzlarımda hissettiğim ellerle irkilirken gözlerim aynadaki yansımasından onun yüzüne çevrildi. Hafifçe eğilmiş bana bakıyordu. Zoraki bir şekilde gülümsedim ama onun yüzünde değişen bir ifade olmadı. Gözlerimi fark edecek olması beni korkuttuğundan gözlerimi ondan ayırdım.
💬
“Bir şeyler öğrenebildin mi?”
💬
“Tutulma sırasında bir güce sahip olmuşum,” diye konuya giriş yaptığımda uzun parmaklarını saçlarımın arasında gezdirerek beni dinlemeye başladı. “Öyle söylediler, bazen onları hiç anlamıyorum, sanırım yine yaşayarak anlayacağım.”
💬
“Nasıl bir güç?” Saçlarımı avucunda toplayıp omzuma doğru attı, elini omzuma bastırdı.
💬
“Tilki Çağlayanı. Ateşin kendi kendine şimşek oluşturması gibi garip şeylerden bahsettiler,” diyerek geçiştirir gibi cevap verdiğimde kaşları çatıldı.
💬
“Volkanik yıldırımlar gibi mi?” diye sorunca ona doğru döndüm.
💬
“Ne olduğunu biliyor musun?”
💬
“Elbette,” deyip gözlerini gözlerime dikti, afallayarak bana baktı. “Gözlerine ne oldu?”
💬
“Bir şey olmadı,” derken sesim kısık çıkmıştı.
💬
“Yirmi bir yıllık kardeşimi tanımayacak değilim,” dedi sert bir sesle. “Bu güç diye bahsettiğin şeyle mi alakalı? Sana acı veriyor mu?”
💬
“Hayır hayır,” dedim elimi sallarken. “Yani acı kısmına hayır. Neden olduğunu bilmiyorum, az önce fark ettim.”
💬
“Bunu diğerlerinin de anlayabileceğini düşünmüyorum,” dediğinde başımı salladım. “Bilgili birini bulmalıyız. Ya sana zarar verecek bir şeyse?”
💬
“Merak etme, olmadığına eminim,” desem de içten içe ihtimalleri de düşünüyordum. “Sen yıldırımlar hakkında ne biliyorsun?”
💬
“Birkaç kez önüme çıkan haberlerde görmüştüm,” dedi. “Patlama sırasında çıkan dumanların bulutlarla teması halinde oluşuyordu. Peki bunun seninle ne ilgisi varmış? Bir süper kahraman gibi yıldırım attığını falan söyledilerse utanmadan şurada bayılır, sonra gülerek uyanırım. Akıl sağlığım yeterince iyi değil.”
💬
“Ne işe yaradığını bilmiyorum…” Gözlerini devirip homurdandı. “Tanışmadığım bir gardiyan kaldı. Tutulmalardan sonra toplanıp eğleniyorlarmış, yarın başka bir evrende toplanılacakmış. Orada bu konuyu ona soracağız.”
💬
“Artık istediğin yere geçiş yapabileceksin değil mi?” Sorusuyla yutkunamayıp ona baktım. Gözlerine inen durgunluk beni de etkilemişti. Ardından gülümsedi ama bu gülümseyiş canımı daha çok sıkmıştı.
💬
“Gitmek istediğim ya da gitmem gereken bir yer yok,” dedim. “Sen buradaysan, kalmak istediğim yer de burasıdır.”
💬
“Bu yüzden benim için de üzülme. Fark etmiyorum sanıyorsun ama ediyorum,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. “Yanımdaysan sorun yok benim için. Dünya’da ya da burada, ne fark eder? Orada da senden başka kimsem yoktu.”
💬
Omuzlarıma binen ağırlıkla omuzlarım çöktü. Dudakları yukarı kıvrılırken omzumu yavaşça sıkıp okşadı. Bir iki saat kadar birlikte oturup sohbet ettik. Onunla normal şeylerden konuşmayı, gülmeyi özlemiştim. Her ne kadar her şey normalmiş gibi davransa da bilmediğim bir konu olduğunun farkındaydım. Ona bunu sormayı tekrar denemiştim ama yine farklı bir konu açarak beni savuşturmuştu.
💬
İlerleyen saatlerde odamda tek başıma uzanıp düşüncelere dalmışken Briella gelmişti. Yatağımın üzerine biri büyük diğeri orta büyüklükte olan iki kutu bırakıp gitmişti. Bunları bana Ursula’nın hediye olarak gönderdiğini, yarın akşamki yemek için giyersem mutlu olacağını söylediğini söylemişti. Bu ince hareket beni mutlu etmişti. Bana karşı kötü düşünceler beslemediklerine inanıyordum.
💬
Yatağımın kenarında duran komodinin üzerindeki deftere gözlerim kaydı. Bu defteri kaledeki, anneme ait olan odadan almıştım. Oraya ilk girişimden sonra sadece bir kez daha girme gücünü kendimde bulabilmiştim. İkinci seferde de dışı deri olan bu defteri bulmuştum. Holly’ye sorduğumda defter hakkında bir fikri olmadığını söylemişti.
💬
İçini açıp incelememiş, hazır hissetmemiştim. Kalın, deri kapağı kaldırdığımda sararmış bir sayfayla karşılaştım. Sayfa boştu, sadece tam ortasında ‘Anılar 2’ yazıyordu. Yani bu ikinci defteri olduğu anlamına mı geliyordu? O zaman ilk defter neredeydi? Odada başka bir defter görmemiştim.
💬
Diğer bir sayfayı çevirdiğimde sayfanın onun güzel yazısıyla dolu olduğunu gördüm. Sayfanın sağ üst köşesinde bir tarih vardı. Gözlerim buğulanırken derin bir nefes alıp gözlerimi cümlelerinde gezdirdim.
💬
15 Ağustos 1996.
💬
Bugün uzun zamandır hissetmediğim kadar iyi, olmadığım kadar mutluyum. Aylardır bir mucize gibi içimde taşıyıp koruduğum oğlumu bugün kollarımın arasına aldığımda, bütün her şey kafamın içinden silindi.
💬
Gözümden akan gözyaşı aralık duran dudaklarımın arasından içeri sızdı. Abimin doğduğu günden bahsederkenki mutluluğunu okurken bile içimi tuhaf bir huzur sarmıştı. Dolu gözlerle okumaya devam ettim.
💬
Şu an Charlize’in kucağındasın. Benim gibi sen de ona güveniyor olmalısın. O benim için bir dosttan daha fazlası. Seni görebilmek için uzak bir yerden geldi. Baban ise uyuyor, sanırım birkaç gündür onu çok yorduk, güzel bebeğim. Büyüdüğünde sana şu an bu hissettirdiklerin için teşekkür edeceğim. Beni karanlık bir zamanda ışığınla aydınlattın.
💬
Dudaklarımın arasından kaçan hıçkırıkla çenemde duran damlanın sayfaya düşmesi aynı anda oldu. Defterin kapağını kapattıktan sonra komodinin üzerine koydum. Ellerimi ıslak yüzüme bastırırken hıçkırıklarımı bastırmaya çalışıyordum. Ona karşı hissettiğim bu özlem, beni mahveden en büyük şeydi. Onu kaybettiğimde henüz on sekiz yaşındaydım. Bana bıraktığı bu duygu, bana bir günde elli yıl geçmiş gibi bir yorgunluk vermişti.
💬
Yanağımı yastığa bastırıp gözlerimi yumdum. Deftere sırtımı dönmüştüm. Sanki o defterin içinden bir el uzanıyor, o el sırtımı okşayarak rahatlamam için dua ediyordu. Bu düşünceye inandım, tutundum. Ağlamaktan yorulan gözlerimi açamıyordum. Şu an Ashton’a ihtiyacım vardı ama onu bu saatte tedirgin etmek, üzmek istemiyordum. Benim için şu anda en iyi seçenek, uykuya direnmeyip uyumaktı. Yarın geçecekti, biliyordum. Geçtiğiyle ilgili kendimi kandıracaktım. Dışarıya karşı her zaman işe yarıyordu.
💬
Uyku, annemin huzurlu kolları gibi bedenimi sardı. Ona karşı direnmedim, kendimi kollarına bıraktım. Keşke kollarını açan annem olsaydı.
💬
Uyandığımda gözlerimi açmak zor olmuştu. Büyük ihtimalle uyumadan önce ağladığım için şu an balon gibi olmuş gözlere sahiptim. Parmaklarımla sızlayan gözlerimi ovalarken yataktan inip banyoya girdim. Yüzümü yıkadığımda göz kapaklarıma çarpan soğuk su biraz da olsa iyi gelmişti. Elimdeki havluyla yüzümü kurularken saatin kaç olduğunu düşünüyordum. Burada saatin kaç olduğunu nasıl anlıyorlardı? Kendilerine göre bir yöntemleri olmalıydı.
💬
Gözlerimi pencereden dışarı çevirdiğimde yakıcı güneşin sisli havada bile nasıl parladığını gördüm. Bugün diğer günlere oranla daha sıcak olmalıydı çünkü yüzümü kurulamama rağmen terlediğini hissediyordum. Bakışlarım anlık komodinin üzerindeki deftere kaysa da kendime engel olup düşüncelerimin oraya yönlenmesine izin vermedim. İpek geceliğimin omzuma doğru düşen askısını düzeltirken terasa açılan kapıyı açıp dışarı çıktım. Boğuk bir bağırış sesi duyuyordum ama bu sesi saran gülüş sesleri de vardı. Ellerimi taş korkuluğa yaslayıp gözlerimi bahçeye indirdim. Yükseklik gerçekten sevdiğim bir şeydi.
💬
Briella, elindeki bir yumruk büyüklüğündeki taşı havaya kaldırmış, Endymion’a bağırıyordu. Endymion büyük, kurumuş dalları olan ağacın kalın gövdesine yaslanmış sırıtarak ona bakıyordu. Onu sırıtırken görmek, içimde onu inceleme isteği uyandırdı. Dirseklerimi korkuluğa yaslayarak eğildim, yüzümü avuçlarımın arasına aldım.
💬
Endymion ona ne demişti bilmiyordum ama Briella daha da sinirlenmiş, elindeki taşı Endymion’a fırlatmıştı. Taş ona çarpmamıştı ama eminim ki Briella’nın da niyeti buydu, aksi halde istese o taşla kafasını bile yarabilirdi…
💬
“Saatlerdir susmadılar.”
💬
Duyduğum sesle ilk başta irkilsem de sesin sahibinin kim olduğunu bilmek daha fazla korkmama engel olmuştu. Ashton elini omzuma koyup yavaşça sıkarken gülümseyerek ona baktım. Burada olmasını beklemiyordum.
💬
“Burada mı kaldın?” diye sorduğumda başını salladı.
💬
“Evet. İyi olduğundan emin olmak istedim,” derken kaşları çatılmıştı. Doğruldum, kollarımı beline sararak ona sarıldım. “Gözlerinin şişliği umarım çok uyumanla alakalıdır.”
💬
Yanağımın içini ısırdım, her zaman çok dikkatliydi. Bu huyu bazen bana gerçekten zor durumdaymış gibi hissettiriyordu.
💬
“Keşke sen de bizimle gelebilsen,” dediğimde derin bir nefes aldı. Bunu gerçekten istiyordum.
💬
“Beni merak etme, sen yokken beni yemeyecekler,” diyerek alayla güldüğünde homurdandım. “Matvey ile ata bineceğiz. Sizin sıkıcı yemeğinizden daha eğlenceli olacağına eminim.”
💬
“Matvey uzun zamandır ortalıklarda görünmüyor,” dedim, bakışlarını yüzüme indirdi. “Bir sorun yok değil mi?”
💬
Omuz silkti. “Hepimizin sorunları olabiliyor.”
💬
Daha fazla bir şey söylememesi kaşlarımı çatmama neden oldu. Ashton’ın bir sorunu vardı, bunun ilk başta Matvey ile ilgili olduğunu düşünmüştüm ama ata binecek olmaları aralarında bir sorun olmadığını gösteriyordu. Ben onu sakin gözlerle izlerken göz ucuyla Noris’in yanımıza geldiğini gördüm.
💬
“Bir saat sonra yola çıkacağız,” dediğinde Noris, omzumun üzerinden ona baktım. “Hazırlan istersen sen de.”
💬
Başımı sallayıp, “Tamam,” dediğimde gülümsedi, başka bir şey söylemeden yanımızdan ayrıldı.
💬
“Gitmeden önce Noris’a beni şehre bırakmasını söyleyeyim,” deyip alnımdan öptü. “Dikkatli ol. Seni en son bulduğum şekilde bulmak istemiyorum.”
💬
“Dikkatli olacağım,” dedim, kollarımı ona sarıp sarıldığımda o da sarılarak karşılık verdi.
💬
Ashton da gittiğinde odanın ortasında tek başıma kalmıştım. Ursula’nın hediye ettiği kıyafeti giyecektim, kıyafet aramakla zaman kaybetmeme gerek yoktu. Adımlarımı banyoya çevirdim. Banyoya girip hızlı bir duş aldıktan sonra elimdeki havluyla ıslak saçlarımı kurutmaya çalıştım. Makyaj masamın önüne oturduğumda masadaki küçük çanta dikkatimi çekmişti. Çantanın içine baktığımda makyaj malzemelerini gördüm, Briella bırakmış olmalıydı. Her zamanki gibi düşünceliydi.
💬
Saçlarımı kurutup sıkı bir atkuyruğu yaptım, önden iki küçük tutam bırakmıştım. Döndüğümde sıkı atkuyruğum yüzünden şiddetli bir baş ağrısı çekeceğime emindim.
💬
Makyaj yapmayı severdim. Sıkıldığımda aynanın önüne oturur, yüzümü bir tuval gibi boyardım. Daha sonra da saatlerce uğraşmamışım gibi makyajımı siler, yüzümü temizleyip yatağıma gömülürdüm. Dışarı çıkacağım zaman ise yüzümdeki küçük lekeleri kapatır, öyle çıkardım. Makyaj konusunda biraz dengesiz biriydim.
💬
Makyaj çantasını karıştırıp kullanacağım malzemeleri masanın üzerine dizdim. Yüzümü nemlendirdikten sonra yüzümdeki lekeleri kapatıcı yardımıyla kapattım. Bu sene yüzüm daha sakindi ama ondan önceki senelerde yaşadığım bunalım ve stres yüzünden biraz sivilce sorunum olmuştu, bu da yüzümde az da olsa leke sorunu yaratmıştı. Daha öncesinde bunu dert ederdim ama artık çok da umurumda olan bir şey değildi. Her insanda olabilecek şeylerdi.
💬
Düzgün çekmeye büyük uğraş verdiğim eyeliner ve kirpiklerime sürdüğüm rimel işlemi de bittikten sonra yanaklarıma hafif bir allık dokundurmuştum. Kırmızı bir ruj sürecektim ama bunu kıyafeti giydikten sonra da yapabilirdim.
💬
İki kutuyu da yatağın üzerine koydum, giyinme odasından aldığım iç çamaşırlarını da yanına bıraktım. Kutuların kapağını açtım. Orta boyuttaki kutuda bir çift ayakkabı ve çanta vardı. Çanta küçük ve süetti. Ayakkabılar da aynı şekilde süetti, ince topuklu ve sivri burunluydu. Topuğun alt kısmından yukarı doğru dönerek uzanan, bileğimi saracak şekilde ovalleşen altın renkli bir metal vardı. Benzer bir ayakkabının bende de olduğunu hatırlamak buruk hissettirmişti.
💬
Büyük kutuyu açtığımda elbiseyi gördüm. Kırmızı elbisenin yaka kısımlarını tutup kaldırdım. Gözlerim beğeniyle parıldadı, elbiseleri seviyordum.
💬
İç çamaşırımı bacaklarımdan geçirdikten sonra kalın, tok kumaşı olan elbiseyi de rahatça giydim. Sütyen giymemi gerektirmiyordu. İki omzumdan da belime doğru iki kalın şerit iniyordu. Bu şeritler sadece boynumdan karnıma kadar ince bir yol bırakacak kadar dekolte veriyordu. Sırttan ise iplerle birbirlerine bağlılardı. Ellerimi etek kısmına sürterken duvardaki büyük aynadan kendime baktım. Etek kalçamı ve bacaklarımı sıkıca sarıyordu, diz kapaklarımın biraz üzerindeydi.
💬
“Gerçekten zevkli bir kadınsın,” diye kendi kendime mırıldandım.
💬
Hediyeleri için teşekkür etmeyi aklımın bir köşesine yazarken yatağın kenarına oturup topuklu ayakkabıları giymekle uğraştım. Zaten beni biraz uğraştıracaklarını biliyordum. Antares’teki kıyafetlerden ziyade Castor’daki kıyafetlerden getiriyordu Briella, oradaki kıyafetlerle daha rahat edeceğimi düşünüyordu, ki bunun için ona minnettardım. Ursula da kıyafet bedenim ve ayakkabı numaramı ona sormuş olmalıydı.
💬
Ayakkabıları da giydikten sonra aynanın karşısına geçtim. Rujun kapağını açıp kırmızı ruju dikkatlice dudaklarımda gezdirdim. Biliyordum ki en ufak kaymada sinir krizi geçirebilirdim, kırmızı ruj taştığında toparlamak beni uğraştırıyordu.
💬
Tamamen hazır olduğuma ikna olunca ruju küçük çantanın içine attım. Çantaya koyabileceğim başka bir şeyim yoktu. Bir an telefonumun ve cüzdanımın yanımda olmaması canımı sıktı. Gerçi Castor’da telefon kullanıldığını bilsem de para konusunda pek emin değildim. Antares’te para yerine küçük metaller kullanılıyordu. Bunu ilk başta garipsesem de her şey gibi alışmıştım.
💬
Odadan çıkıp kapıyı ardımdan kapattım. Asansöre yönlendiğim sırada asansörün benim olduğum kata yükseldiğini gördüm. Asansörün önünde durduğumda kapılar açılmadan önce onun sesini duydum.
💬
“Güzel kadın kokusu asansöre doldu, yardım edin,” dediğinde kıkırdadım. Kapılar açıldığında Briella bir kuğu gibi dışarı süzüldü.
💬
Üzerinde siyah, kısa bir elbise vardı. Boynundaki mavi taşlı kolyenin parıltısı gözlerimi kamaştırmıştı. Bir ıslık çalarak beni elimden tutup kendi etrafımda döndürdüğünde gülmeden edemedim. Enerjisi her zaman yerindeydi.
💬
“Sana parfüm getirmiştim ama hiç gereği yokmuş,” dedi muzip bir sesle.
💬
“Aslında ihtiyacım var,” deyip dudak büktüğümde güldü. “Sen de çok güzelsin.”
💬
“Evet, biliyorum ama senden duymak daha güzel hissettirdi şu an,” dedi, ardından elindeki parfüm şişesini uzattı, şişenin yanında küçük bir kutu da vardı. “Elbiseyi görmüştüm, kolye yerine bir küpenin daha güzel olacağını düşündüm. Bir de birkaç yüzük.”
💬
Elindeki kutuyu alıp kapağını açtım. Altın renkli birkaç yüzük vardı. Birlikte asansöre binerken yüzükleri parmaklarıma geçirdim, zariflerdi. Ardından küçük, altın renkteki küpeleri zor da olsa kulaklarıma taktım.
💬
“Bu topuklularla geçide kadar gidemezsin, biliyorsun ki biraz çamurlu bir yer,” dediğinde başımı salladım, haklıydı. “Senin için şimdilik bir spor ayakkabı ayarladım, ben de o şekilde gideceğim. Castor’a gittiğimizde ayakkabıları değiştiririz.”
💬
“Her şeyi düşünmüşsün,” derken parfüm şişesinin kapağını açtım. Parfümü burnuma yaklaştırıp kokladım, baharatlı bir kokuydu, şekerli olmadığı için sevinmiştim. Şekerli parfümleri pek sevmiyor, kendime yakıştırmıyordum.
💬
“Birinin zekâsını kullanması gerekiyor,” dediğinde kaşlarımı çattığımı görünce, “Senden değil bebeğim, o iki işe yaramaz adamdan bahsediyorum. Gerçi parfümü Noris söylemişti ama olsun, o da diğeri gibi.”
💬
Sinirle homurdanmasına gülerken asansörün kapılarını açıp dışarı çıktım. Dışarı çıktıktan sonra parfümü boynuma ve bileklerime sıktım, ardından şişeyi küçük çantama sıkıştırdım.
💬
“Sen bu kıyafetlerle nasıl bir çakala dönüşüp koşmayı düşünüyorsun?” diye sorduğum sırada koridorda ilerlemeye başlamıştık.
💬
“Ruli’nin arkadaşıyla,” dediğinde tuhaf bir ifadeyle ona baktım. “Kartal olan Ruli.” Kıkırdadı. “Komik bir isim ama ona Ruli demek hoşuma gidiyor.”
💬
“Ben de öyle seslenirim o zaman,” dediğimde omzunu hafifçe omzuma vurup güldü.
💬
Beraber büyük kapıdan çıkıp bahçeye yönelmeden önce Briella ayakkabıları alıp geleceğini söyleyerek benden uzaklaştı. Bahçeye çıktığımda çakıllarda yürümek beni fazlasıyla zorlamıştı. Briella haklıydı, o bataklıkta iki düzgün adım atamazdım.
💬
Noris, “Harika olmuşsun,” diye seslenirken bana doğru hızlı adımlarla yaklaştı. Hemen önümdeki kartala baktım. Az ileride başka bir kartal vardı, onun renkleri daha açıktı. Ruli’nin arkadaşı o olmalıydı.
💬
Noris kolumu tutup, “Ayakkabıların zorluyordur, diğeriyle gideceğiz, yardım edeyim,” dediğinde Ruli’nin arkasından Endymion’ın çıktığını gördüm.
💬
“Onu daha fazla yürütme, bununla götürürüm ben,” dediğinde Noris’ın kaşları çatıldı. Gözlerini ayaklarıma indirdikten sonra homurdanıp elini kolumdan çekti.
💬
“Doğru,” dedi. Omuz silkip Ruli’ye doğru yöneldim.
💬
Endymion gözlerini üzerimde gezdirdikten sonra bakışlarını kartala çevirdi, elini kartalın boynuna koyup yavaşça okşadı. Üzerinde koyu yeşil bir gömlek vardı, altında da siyah bir kot. Her zamanki Endymion’dı.
💬
Beni dikkatlice belimden tutup kartalın üzerine yan bir şekilde oturttuğunda Briella, elindeki spor ayakkabı ile koşarak bize doğru geldi. Kendi spor ayakkabılarını giymişti. Göz ucuyla Noris’in, Briella’nın elindeki sporlara bakıp göz devirdiğini gördüm. Dudaklarımı birbirine bastırırken gözlerim kısılmıştı.
💬
“Getirdim,” derken soluk soluğaydı. Elindeki sporları bana uzattı, ayakkabıları aldığımda bir süre bekledim. Noris bana yöneleceği sırada Endymion elimdeki ayakkabıları aldı.
💬
“Bu kıyafetle, bir de orada otururken yapamazsın,” dediği sırada ayak bileğime parmaklarını sarıp bana baktı.
💬
“Beni indirirsen giyebilirim,” dediğimde bana bakmaya devam etti. Bir an kendimi rahatsız hissetmiştim.
💬
“Yardım etmem sorun olacaksa indiririm,” deyince duraksadım. Briella’nın Noris’ı çekiştirerek diğer kartala götürmeye çalıştığını göz ucuyla görmüştüm. “İndirsem de oturup giyebileceğin bir yer yok.”
💬
Etrafıma bakındım, haklıydı, yere oturamazdım. Gerçi onun için sorun olmayacaksa ben de bunu sorun etmezdim.
💬
“Benim için sorun olmaz,” derken hafifçe eğilip bileğime sarılı demiri çektim.
💬
Endymion beni durdurdu. Ayakkabıları ayağımdan çıkarırken onu izledim. Parmaklarımı üzerinde oturduğum kartalın tüylerine bastırınca kartal homurtuya benzer bir ses çıkardı, aniden ellerimi çekip kucağımda birleştirdim. Ayakkabıları çıkardıktan sonra spor ayakkabıları da ayağıma geçirip iplerini dikkatlice bağladı. Yüzünde ciddi bir iş yapıyormuş gibi bir ifade vardı.
💬
“Hallettim,” deyip doğruldu, elindeki topukluları bana uzattı. “Düşürmemeye çalış.”
💬
“Teşekkür ederim,” dediğimde başını sallamakla yetindi. Boynum yanıyordu.
💬
Bacaklarını açıp o da kartalın üzerindeki yerini aldı. Arkamdan kollarını uzatıp elini kartalın boynuna bastırdı. Omzumun üzerinden diğerlerine baktığımda onların çoktan havalandığını gördüm. Ruli de hazır olduğumuzu anlamış gibi yavaşça havalandı.
💬
“Sırtını koluma yaslayabilirsin, bu yükseklikten düşmek istemezsin. Biliyorsun ki ölümsüz değiliz,” dedi. Gözlerim altımızda küçücük kalan şehre indi, sırtımı arkamdaki koluna yasladım. Yan oturduğum ve o öne doğru eğildiği için yüzü yüzüme yakındı. İlk defa bu kadar gerildiğimi hissetmiştim ama o çok rahat görünüyordu.
💬
Rüzgâr saçlarımın uçlarını onun omzuna çarparken, “Sence gerçekten gelecek mi?” diye sordum.
💬
Kimden bahsettiğimi biliyordu. “Penelope kendinden emindir, onu getireceğini düşünüyorum,” dedi. Bana değil ileriye bakıyordu. Bu iyiydi, şu an kafasını çevirip bana bakmasını istemezdim.
💬
“Kimse umurunda değilmiş gibi yaşıyorsa bu da umurunda olmayacaktır,” dedim, nefesim yüzüne çarpınca gözleri kısıldı.
💬
“Gardiyanlar birbirine yardım etmek zorunda, özellikle ciddi bir konuda,” deyip sadece gözlerini hareket ettirerek bana baktı. Benim ise konuşurken yüzünden başka bakacak yerim yoktu. Sessiz kalıp başımı salladım. Ruli bazen ani hareketler yapıyordu, bu da sertçe sırtımı onun omzuna çarpmama neden oluyordu. Tanıdık yerlerin üzerinde olduğumuzu fark ettim, geçidin olduğu bataklığa yaklaşmış olmalıydık.
💬
“Güzel görünüyorsun,” dediğinde duraksadım, gözlerimi yüzüne çevirdim. “Kırmızı yakışmış.”
💬
“Teşekkür ederim,” dedim kısık sesle. “Gömlek de sana yakışmış.”
💬
Gülerken gözleri kısıldı. Utançtan kafamı Ruli’nin boynuna gömmeme, sonra dengemi kaybedip düşme merasimime az kalmıştı. Adam zaten çoğunlukla gömlek giyiyordu, neyden bahsediyordum? Ben sıkıntıyla kabuğuma çekilirken o da üzerime gelmemişti. Ayakkabılarımı sıkıca tutarak bekledim. Birkaç dakika sonra bataklığın üzerinden geçip ağaçların arasına daldık. Dallardan korunmak için kafamızı eğdiğimizde nefesi yüzüme çarptı, sanırım inene kadar nefesimi tutabilirdim.
💬
Ruli diğerlerini görüp onların yanına inene kadar nefesimi tuttum. O durduğu gibi Endymion da zıplayarak yere inmişti. Nefesimi hızla dışarı verip tekrar derin bir nefes aldığımda gümüş gözlerini yüzüme dikti. Bir süre yüzüme baktıktan sonra bir şey söylemeden beni de yere indirdi. Nefesimi tuttuğumu fark etmiş olması düşüncesi karnımı ağrıtmıştı.
💬
Birlikte diğerlerinin yanına gittiğimizde girişi açtıklarını fark ettim. Briella, “Gelmeniz uzun sürdü,” dediğinde omzumun üzerinden Endymion’a baktım. Uzun mu sürmüştü?
💬
“Bizden önce çıktınız,” dedi Endymion umursamazca, ardından girişe doğru yöneldi.
💬
Noris yanıma gelip, “Hastalığın geçmiş gibi duruyor ama iyisin değil mi?” diye sorunca elimi kolundan geçirip koluna girdim.
💬
“Gayet iyiyim,” dedim, gülümseyerek başını salladı.
💬
“Abin onu şehre indirmemi söyledi ama sonra vazgeçti. Şatoda seni bekleyecekmiş,” dediğinde duraksadım, başımı omzuma doğru eğip ona baktım. Noris omuz silktikten sonra elimdeki topuklu ayakkabıları aldı, birlikte merdivenlerden inip geçidin olduğu alana girdik.
💬
Hepimiz duvarın önünde durup ileriye baktık. Buraya en son gelişim hiç iyi bir sebepten değildi, üstelik son olduğu gibi ilk gelişimdi. Şimdi de ilk kez başka bir evrene gitmek için gelmiştim. Bedenimde oluşan gerginlikle sertçe yutkundum. Birlikte duvardan geçtik. Köprü gözlerimizin önüne serildiğinde parmaklarımı Noris’ın koluna bastırdım. Kısık fısıltılar kulaklarıma dolsa da rahatsız etmiyordu. Köprüyü sakin adımlarla geçip diğer duvarın önüne geldik. Heyecandan kasılan karnımın ağrısı neredeyse kıvranmama neden olacaktı.
💬
Briella ve Endymion duvardan geçerken Noris bana döndü. “Heyecanlı mısın?”
💬
“Sanırım evet,” diye fısıldayınca güldü.
💬
“Öyleyse yeni bir evrene merhaba de,” dedikten sonra bileğimi kavrayıp beni duvara doğru çekti. Gözlerimi yumup duvardan geçtikten sonra duyduğum ilk şey yoğun bir uğultu sesiydi.
