💬
🎧: No Signal, Venus
💬
🎧: No Signal, Aphelion
💬
Kendimi bildim bileli hafızam oldukça kuvvetliydi. Bunun iyi mi ya da kötü mü olduğunu bilmiyordum. Beni büyük bir dertten kurtardığı da olmuştu, bir çıkmaza soktuğu da.
💬
Şimdi ikisini de aynı anda yaşıyordum. Anılarımın arasında duran, oldukça net hatırladığım o görüntüler, beni bir saat öncesinde hissettiğim o karmaşadan kurtarmıştı. Aynı zamanda o anları hatırlamak, durdurmaya çalıştığım hüznün beni bir kenara itmesine, kendisini belli etmesine de neden olmuştu.
💬
St. Joseph adası yaşadığımız şehre yakın sayılırdı. Arabadan ziyade uçakla gitmek daha kolaydı ve o adaya birkaç kez gitmiştik. Bahsettiği kalıntı taşları hatırlıyordum. Anneme ait defterde gördüğüm ismi annemin normal bir arkadaşı sanmıştım ama Douglas’ı bildiğine ve onu yanında gezdirebildiğine göre Charlize, annemin erk hayvanı olmalıydı. Noris’ın annesi. Onu tanımayı isterdim.
💬
“Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” Douglas yaslandığı yerden doğrulup bize baktı. “Belli ki aradığınız, peşinde olduğunuz bir şey var.”
💬
Dudaklarımı araladığım ama Endymion benden önce davranıp, “Gidip biraz dinlen. Artık odana yemek gelmeyecek, yemek vakitlerinde salona gel,” dedi. Douglas ona sevimsiz bir gülümsemeyle baktıktan sonra bir şey söylemeden arkasını dönüp gitti. Endymion bir süre Douglas’ın çıktığı kapıya baktı, ardından bana doğru döndü. Ona güvenmiyor olabilir miydi?
💬
“Doğru söylüyor,” diye mırıldandım. “Şimdi ne yapacağız? Orası olduğunu düşünüyorum ama bundan emin de olamayız.”
💬
“Eğer o ada olduğunu düşünüyorsan aradığımız yer orasıdır,” dediğinde duraksayarak ona baktım. “Yaşadığın yere aynı uzaklıkta başka göl adalar da var. Aklına gelen ilk yer St. Joseph adasıysa, bakmamız gereken yer de orasıdır.”
💬
“Sen nerede yaşadığımı ve etrafında neler olduğunu nereden biliyorsun?” Şaşkınlıkla sorduğum soruya alayla gülüp arkasını döndüğünde gözlerim kısıldı.
💬
Ellerini ceplerine sokup pencereye doğru yürüdü. “O adaya gitmemiz gerekiyor.”
💬
“Dünya’yı bildiğine göre, oraya gitmenin Castor’a gitmek kadar kolay olmayacağını da biliyorsundur umarım,” dedim gözlerimi devirirken. “Ne yapacağız, buzullarda oturup bir geminin gelmesini mi bekleyeceğiz?”
💬
“Astrid,” deyip omzunun üzerinden bana baktı. “İki evreni birbirine bağlayan bir köprüde gardiyanlık yapıyorsun, evreninin en hızlı arabasından daha hızlısın ve ayarsız bir güce sahipsin ama endişelendiğin şey bir geminin gelip gelmeyeceği mi?”
💬
“Mantıklı konuşman bazen çok sinir bozucu oluyor,” diyerek memnuniyetsizce yüzümü buruşturdum. Kendimi koltuğa bırakıp başımı geriye doğru attım. “Hemen gitmek zorunda mıyız?”
💬
Aslında gideceğimiz yer başka bir evren olsaydı hiç sorun değildi. Ama Dünya’ya geri dönecek olmak şimdiden karnımı ağrıtmaya başlamıştı. Sanki oradan ne kadar uzak durursam o kadar iyi olacaktım. Bunu söyleyen kalbimdi. Beynim ise sadece yapacağı işe odaklanmayı, her şeyi bir kenara bırakmayı istiyordu. Ona bunu ben öğrettim. Çünkü mantığım, başka şeylere odaklanıp düşünmemenin benim için daha iyi olacağını biliyordu. Kalbim ise daha duygusaldı.
💬
“İçimden bir ses acele etmemizi söylüyor,” dediğinde gözlerimi yumup yutkundum.
💬
“Diğerlerine haber vermemiz gerekiyor mu?” İçimdeki ses kendi soruma cevabını vermiş, beni reddetmişti.
💬
“Briella ve Noris gelse yeterli,” dedi tahmin ettiğim gibi.
💬
Gözlerimi açıp yavaşça doğrularak ona baktım. Hâlâ aynı pozisyonda duruyor, dışarıyı izliyordu. “Onlara güvenmiyor musun?” diye sorduğumda yan profilinden kaşlarının çatıldığını gördüm.
💬
“Sadece doğru zamanın şu an olduğunu düşünmüyorum,” dedi, sesi düşünceliydi. Bana doğru döndüğünde gözlerim gözlerini buldu. “Bizi neyin beklediğini bilmiyorum, Astrid ama sanki bir kayayı yerinden oynattık ve artık geri de dönemeyiz.”
💬
“Bu ne demek oluyor?” Başımı omzuma doğru eğip onun esmer teninde parlayan gri gözlerine baktım. Gözleri bana dolunayın yüzeyini hatırlatıyordu.
💬
“Geldiğin günden bu yana düzende değişiklikler, kopmalar oldu,” dediğinde, kurduğu cümle gözlerimi ondan ayırmama neden oldu. “Kendini suçlaman için söylemedim. Zaten olması gereken buymuş, bunu hissediyorum. Artık eskisi gibi, normal insanlar gibi yaşayıp sadece tutulmalarda bir kahramana dönüşmeyecekmişiz gibi geliyor. Yapmamız gereken başka bir şey daha varmış, bunun için tamamlanmamız ve senin gelmen gerekiyormuş gibi.”
💬
“Dediğin gibi, bizi neyin beklediğini bilmiyoruz,” deyip derin bir nefes aldım. “Ya bizi bekleyen şey felâketi de getirecekse?”
💬
“Öylece durursak zaten felâket daha da yakınlaşacak. Görmüyor musun, geçitlerdeki sorunlar artıyor,” dedi, ona hak veriyordum. “Briella’yla konuşacağım. En erken ne zaman gidebileceğimize baksın.”
💬
“Tamam,” diyerek kabullendiğimde bakışları yüzümdeydi.
💬
“Şehre inmek ister misin?” Sorusuyla birlikte birbirine sürttüğüm ellerimin hareketi durdu. Başımı kaldırarak ona baktım. Normalde de şehre indiğim olmuştu ama o bunu ilk kez teklif ediyordu. “Gitmek istemez-”
💬
“Gidelim,” dedim yavaşça ayaklanırken. “Benim için de değişiklik olur.”
💬
Başını sallayıp beni onayladı. Birlikte şatodan çıkıp merdivenlere doğru yürümeye başladık. Genelde hep karamsar olan hava, bugün gerçekten iyiydi. Merdivenlere yaklaştığımız sırada dün olanlar tekrar anılarımın içinden çıktı.
💬
İçimde oluşan acı, bir bedene bürünmüştü. O acı, ilk önce gökyüzünden kül yağdırmıştı. Sonra ise yeryüzünü yağmurla yıkamıştı. O an buradaydım. Acımı zapt etmeye çalışıyordum ve yanımda o vardı.
💬
Onu öpmüştüm.
💬
Sertçe yutkunurken yan gözle ona baktım. Gözleri altımızda uzanan şehirdeydi. Bana bakmamasının rahatlığıyla onu izledim. Özünde nasıl bir adam olduğunu hâlâ çözebilmiş değildim ama ondan hiç kötü bir enerji almamıştım. Hiçbir zaman da beni yanıltmamıştı. Yerine göre davranan biriydi. Onun da benim gibi bir şeyleri iyi gizleyebilen biri olduğunu düşünüyordum. Onu ilk gördüğüm günden bu yana bana karşı hep kibar olmuştu. Onu sadece dışarıdan gören bir göz olsaydım, tam tersi olduğunu düşünürdüm. Ne ön yargılı bir düşünce ama…
💬
Gözleri aniden bana döndüğünde hızla gözlerimi ondan uzaklaştırdım. Yanağımın içini ısırdığım anlarda merdivenlere ulaşmıştık. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissetmek gerilmeme neden olunca önden ilerleyip merdivenleri inmeye başladım. Bir süre sonra alıştığım o hız bedenimi sarmıştı. Onunla bir bütün olmayı öğrenmiştim.
💬
Hızla merdivenleri indiğim sırada o da tam arkamdaydı. Benden daha hızlıydı ama bana ayak uydurarak hızını yavaşlatıyordu. Basamakları saran hafif sisi arkamızda bırakıp merdivenin sonunu bulmamız bir dakikamızı bile almamıştı. Son basamaklara doğru hızımı düşürüp normal adımlarla indim.
💬
“Gün geçtikçe daha iyi ilerliyorsun,” dedi, tam arkamda duruyordu.
💬
Ona doğru dönüp, “Bu bile benim için yeterince iyi,” dediğimde dudakları yukarı kıvrıldı.
💬
“Bu tür hırslarının olmaması güzel,” dedi kaşlarını kaldırarak. Yan yana yürümeye başladığımızda gülümsemiştim.
💬
“Aslında hırslarım vardır ama gereksiz hırs yapmam,” derken yerdeki küçük taşı ayakkabımın ucuyla ileri doğru fırlattım. “Nereye gideceğiz?”
💬
“Uğramam gereken bir dükkân var,” dedi küçük dükkânların olduğu sokağa girdiğimizde. Şehre ilerlerken de hızlı hareket etmiştik çünkü merdivenler şehirden biraz uzaktı. “Sonrasında biraz dolaşıp insanların arasına karışırız.”
💬
Son kurduğu cümle gülmeme neden oldu. Ben de onun gibi bazen şatoda sıkılıyordum. Her ne kadar çoğu zaman yalnız kalmak istesem de insanların olduğu kalabalık bir yere girmemek, farklı insanlar görmemek sıkılmama neden oluyordu. Hem sevdiğim şarkıları dinlemeyi, sevdiğim kafelere, mekânlara gitmeyi de gerçekten özlemiştim. Antares’te olduğum süre boyunca sevdiğim yerler olmuştu ama hiç özellikle bugün oraya gitmek istiyorum diye düşüneceğim yerler değildi. Elinden telefonunu düşürmeyen, sürekli dizi ya da film izleyen, bunu seven birine göre biraz çabuk alışmıştım sanırım. Gerçi alışmış olmam özlememe engel olamıyordu.
💬
Desenli küçük pencereleri olan, tek katlı taştan bir dükkânın önünde durduk. Kapıdaki adam Endymion’ı gördüğünde elindeki kumaşı kenara bırakıp ona gülümsedi. Bulunduğumuz sokak oldukça kalabalıktı. Onlar dükkânın içine girdiklerinde ben de onları takip ettim. İçerisi çok büyük değildi ama oldukça fazla çeşitte kumaş vardı. Endymion, yaşlı adamla konuşurken renkli kumaşlara yöneldim. İlk sırada kadife kumaşlar vardı. Parmaklarımı bordo renkteki kadife kumaşa sürttüğümde yüzümde bir gülümseme oluştu. Buradaki ortam bana fazlasıyla sıcak gelmişti.
💬
“Dene bir sen, istediğin gibi olmadıysa üzerindeyken düzeltmesi daha kolay olur,” dediğini duydum yaşlı adamın. Omzumun üzerinden onlara baktığımda Endymion’ın başını salladığını gördüm.
💬
Yaşlı adam büyük rafların arkasına geçtiğinde bedenimi tamamen onlara doğru çevirdim. Endymion üzerindeki gömleğin düğmelerini açmaya başlayınca şaşırmıştım. Sıcak mıydı? Rafların arasından elinde bir kumaşla gelen adam, Endymion’a yaklaştı. O ise üzerindeki gömleği çıkarmış, bana doğru dönmüştü.
💬
“Tutar mısın?” Çıkardığı gömleği bana uzattığında duraksadım, ardından şaşkın ifademi toparlayarak elindeki gömleği aldım. “Teşekkürler.”
💬
Yaşlı adamın ona uzattığı ipek kumaşı gördüğümde bunun bir gömlek olduğunu anladım. Sıcak tonlarda bir kahverengiydi. Gözlerim onun esmer tenine kaydı. Bedeni güçlü görünüyordu. Sağ omuz başında ve karnının üzerinde birkaç iz gördüm, izler eski ve küçüktü. Ama esmer teninde belirgin duruyorlardı. Gömleği giyerken omuzları dikleşti, karnı gerildi. Yaşlı adamın gözlerinin bana döndüğünü hissedince aniden gözlerimi dükkânın ahşap kapısına doğru çevirdim. Göz ucuyla da olsa adamın bıyık altından güldüğünü görmüştüm.
💬
Endymion üzerindeki gömleğin düğmelerini ilikledi. Bedenini yavaşça hareket ettirip gömleğin bedenine oturup oturmadığını test ediyordu. Gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde göz göze geldik.
💬
“Olmuş mu?” diye sorunca bir an konuşma yetimi kaybettiğimi düşündüm.
💬
“Güzel görünüyor,” dediğimde dudakları yukarı kıvrıldı.
💬
“Ben de beğendim,” deyip adama doğru döndü. “Diğerleri de olur o halde. Bu üzerimde kalsın, sen diğerlerini paketleyebilirsin, Arthur.”
💬
“Biraz bekleteceğim,” dedi yaşlı adam, arkasını dönüp bizden uzaklaştı.
💬
Elimdeki gömlekle öylece ona bakıyordum. Üzerindeki gömleğin kolunu düzeltirken çok dikkatli bakıyordu. “Arthur iyi bir terzidir,” dedi, başını hareket ettirmeden gözlerini kaldırarak bana baktı. “Beğendiğin bir kumaş varsa senin için de bir şeyler hazırlayabilir. Ona güvenebilirsin.”
💬
Başımı sallarken kumaşlara doğru döndüm. “Kıyafetlerini buradan mı alırsın?”
💬
“Hayır,” dedi, bana yaklaştığını adım seslerinden anlayabilmiştim. “Sadece onun kumaşları hoşuma gidiyor ve onun da bir şeyler satmaya ihtiyacı var.”
💬
“Bu kumaşları her yerde bulabilirsin, daha çok amacının ona yardım etmek olduğunu düşünüyorum,” derken sesimi daha düşük bir seviyede tutmuştum.
💬
Endymion kolunu omzumun üzerinden uzatıp bir kafa boyu yukarıda duran kumaşa dokundu. Koyu yeşil, saten bir kumaştı. Kolu yanağıma sürtündüğünde gözlerim kısıldı. “Bu renk sana yakışır,” dediğinde yutkundum. “İstersen bununla sana bir elbiseye diktirebiliriz.”
💬
“Sevdiğim bir renk. Neden olmasın?” Ona doğru döndüğümde gözlerini indirerek bana baktı. Eli hâlâ kumaşın üzerindeydi.
💬
Adının Arthur olduğunu öğrendiğim yaşlı adamın adım seslerini duyunca kenara çekilip yanından geçtim. O hâlâ orada dururken adama kumaşı göstermiş, nasıl bir elbise istediğimi basitçe tarif etmiştim. Kenarları kırışmış gözlerinin parladığını görmek beni de gülümsetmişti. Gözlerinden okunan, yeni bir sipariş almanın mutluluğuydu.
💬
Dükkândan elimizde iki büyük torbayla çıktık, bana verdiği gömleği de torbalardan birine koymuştum. Sokaktaki insanların çoğu dağılmıştı, artık o kadar da kalabalık değildi. Öylece insanları izleyerek yürümeye başladık. Yaşlı insanları ve etrafta koşuşturan çocukları görmek bana kendimi normal hissettirmişti. Yüzümde saf bir gülümseme vardı.
💬
Gezerken birkaç dükkâna bakmıştık. El işçiliğine hayran kaldığım bir dükkândan Briella için bir bileklik almış, nasıl ödeyeceğimi bilmediğimden Endymion’dan yardım istemiştim. Sorun ettiği tek şey kendime almayı reddedip Briella’ya almış olmamdı.
💬
Tutulma olmadan önceki zamanda Antares’te çok kalmamıştı. Şu an benimle sokak sokak geziyor olmasını garipsemiyor değildim. Burada başka arkadaşları yok muydu?
💬
“Astrid! Endymion!”
💬
Adımı duyduğumda irkilerek arkama baktım. Briella’nın koşarak bize doğru geldiğini görünce bedenimi ona doğru çevirdim. Siyah saçları geriye doğru savrulurken çikolata gibi olan esmer teni yakıcı güneşin altındaymış gibi parıldıyordu. Bir an korksam da yüzünde oluşan sırıtmayla içim rahatladı.
💬
“Şehre geleceğinizi bilmiyordum,” derken nefes nefese önümüzde durdu. Üzerindeki kısa tişörtün açıkta bıraktığı karnına ellerini bastırdı. Yerdeki tezgâhın başında duran yaşlı kadın ona tuhaf tuhaf bakıyordu.
💬
“Hava almak için çıktık,” dedim, yüzünü buruşturarak Endymion’a baktı.
💬
“Arkadaş canlısı olmaya mı karar verdin?” diye sorduğunda Endymion gözlerini devirdi.
💬
Endymion, “Sen neden ormanında değilsin? Gidip avlanmaya çık, arkadaşlarınla gez,” deyince Briella’nın siyah gözleri kısıldı.
💬
“Çok şüpheli,” dedi anlam veremediğim bir mırıltıyla. Endymion ona aldırış etmeyerek ters istikamette yürümeye başladığında arkasından homurdanarak baktı.
💬
“Sana bunu aldım,” dedim elimdeki paketi uzatırken. “Umarım beğenirsin.”
💬
“Bana mı?” Şaşkınca elimdeki pakete baktı.
💬
“Evet,” deyip gülümsedim, paketi yavaşça salladım.
💬
Tuhaf bir şekilde yerinde sallandı. Bu heyecanlandığı anlamına mı geliyordu? Paketi alıp açtıktan sonra içindeki bilekliği çıkardı. Büyülenmiş gibi bilekliğe bakıyordu, bu kadar çok mu sevinmişti?
💬
“Bu harika,” dedi parmağını işlemeli bileklikte gezdirirken. “Çok teşekkür ederim.”
💬
Aniden boynuma sarılınca donup kaldım. Ondan böyle ani tepkiler görmek beni şaşırtıyordu. Sert derisinden sıyrıldığında bambaşka biri gibi görünüyordu. Kollarımı beline sarıp ona karşılık verdim. Gözlerim öylece durmuş bize bakan adama kaydı. Onun bu tavırlarını o da garipsiyormuş gibi bakıyordu.
💬
Şatoya dönerken yol boyunca Briella’nın anlattıklarını dinlemiştik. Her ne kadar onu dinleyip arada cevap veriyormuş gibi görünsem de düşüncelerimi pek toplayabildiğim söylenemezdi. Şehirdeyken bir şekilde uzaklaştırmayı başardığım düşünceler, şatoya yaklaştıkça kafamın içinde basınç yaratmaya başlamışlardı.
💬
Gözlerim Briella ve Endymion’a döndü. Briella onun önüne geçmiş, ters bir şekilde yürürken ellerini sallayarak bir şeyler anlatıyor, gülüyordu. Endymion ise bir eliyle torbaları tutuyordu, diğer eli cebindeydi ve arada sahte yüz ifadeleri yapsa da karşısındaki kadını ilgiyle dinliyordu. Onları izlerken elimde olmadan gülümsedim. Her ne kadar sürekli atışsalar da ortadaki bağ onların birbirlerinden kopmasına izin vermiyordu.
💬
Birlikte hızla merdivenleri çıktığımız sırada gökyüzü kararmış, akşam üzerimize çökmüştü. Şatonun kapısına doğru yürürken Endymion elindekileri Briella’nın ellerine tutuşturmuş, onu sırtından iterek yürütmeye başlamıştı. Atışmalarına gülmeden edemedim. Briella homurdanarak elindeki paketlerle birlikte büyük kapıdan geçti, biz ise arkasında kalmıştık.
💬
“Bir şeye canı sıkılmış,” dedi Endymion düşünceli bir ifadeyle önümüzden yürüyen kadını izlerken.
💬
“Nasıl yani?” Başımı çevirerek ona baktığımda gözleri kısıldı.
💬
“Sürekli konuşup gülmeye çalışıyor, bir şeyleri saklamak ister gibi,” dediğinde ben de Briella’nın bizden uzaklaşan bedenine baktım. “Bana pek böyle şeyleri anlatmaz ama belki sana anlatır. Sana yakın davranıyor.”
💬
“Onunla ilgilenirim,” derken başımı salladım. Onun için endişeleniyor olmalıydı. Aklıma Noris için endişe duymam geldi. Sanırım bu bizim elimizde olan bir şey değildi. Noris’te bir tuhaflık hissettiğimde, sanki boynumda bir ip oluyordu ve o ip durmadan çekiştiriliyordu.
💬
Şatoya girdikten sonra sessizce merdivenlere yöneldiğim sırada, “Gidip onunla şu yolculuk işini konuşacağım. Sen de biraz dinlen, yemek için salonda oluruz,” dedi.
💬
“Üzerimi değiştirip Noris’a bakacağım, gelmiş olmalıydı,” dediğimde başını yavaşça salladı.
💬
Birbirimize zıt istikamette yürümeye başladık. Derin bir nefes aldım, nefesimi verirken omuzlarım çökmüştü. Merdivenleri yavaşça çıkarak boş gözlerle ileriye bakıyordum. Parmaklarımı merdivenlerin taş korkuluğuna sürttüm. Üzerime aniden çöken bu sakinlik içten içe tedirgin hissetmeme neden oluyordu. Aniden tökezleyince parmaklarımı korkuluğa bastırıp dengemi korumaya çalıştım.
💬
“Aklın nerede senin?” Kendi kendime mırıldanarak basamakları çıkmaya devam ettim. Aniden dolan gözlerimle görüşüm bulanıklaşmıştı, başımı iki yana sallayarak gözyaşlarımı geri itmeye çalıştım. Üzerime birden saldıran bu duygu yoğunluğu da neydi?
💬
Adımlarımı hızlandırarak bir rüzgâr gibi merdivenleri çıktım. Nefes nefese odamın kapısının önüne geldiğimde, gözlerimden akan yaşlar çoktan boynumu ıslatmıştı. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra sertçe kapattım. Görüntüm anlık siyah beyaz oldu, gözlerimi sıkıca yumup açtığımda düzeldi. Hissettiğim panikle elimi göğsüme bastırdım.
💬
“Ne oluyor bana?” Tırnaklarımı derime saplayarak elimi göğsüme bastırmaya devam ettim. “Sakin ol.”
💬
Kendi kendime sakinleşmeye çalışırken adımlarımı terasın kapısına yönlendirdim. Kapıyı açtığımda yüzüme doğru sert bir rüzgâr esti. Derin derin nefesler alıyor, bir karabasan gibi üzerime çöken bu hissin geçmesini bekliyordum.
💬
Gözlerimi açtığımda terasın kapısının önünde duruyordum. Gözlerim gökyüzüne doğru uzanan iplikleri odağına aldığında kalbim tekledi. Koşar adımlarla terasa çıkıp ellerimi korkuluklara bastırdım. Bakışlarım gökyüzüne uzanan turuncu iplerin ucunu yakalamaya çalıştı. Gözlerim hissettiğim telaştan dolayı öyle hızlı hareket ediyordu ki odağım bir türlü düzelemiyordu.
💬
Sonra o iplerin ucunu yakaladım.
💬
Şatonun bahçesinde yavaş adımlarla yürüyen Noris, bedeninden saçtığı iplerle bir kukla gibi ilerliyordu. Gözlerim bu görüntü karşısında irileşti. Öne doğru eğildiğim sırada Noris aniden dizlerinin üzerine düştü.
💬
Bedenim korkuyla kasılırken, “Noris!” diye çığlık attım. Bilinçsizce elimi ona doğru uzattığımda, bedeninden fışkıran iplerden biri hızla bana doğru uzandı.
💬
O ipi tuttum.
💬
İpin güçsüz enerjisini hissediyordum. Sertçe ipi tuttum, içimdeki enerji gözle görülür bir şekilde ipe yayıldı. Dizlerinin üzerinde duran Noris, geriye doğru devrildi.
💬
Kendime düşünme payı vermeden tuttuğum iple birlikte kendimi boşluğa bıraktım. Enerjimi verdiğim ip beni Noris’a doğru çektiğinde, terastan bahçeye doğru süzülüyordum. Bedenim bir ateş topu gibi cayır cayırdı. İpi daha sert çekmemle düşüşüm hızlandı.
💬
“Noris!” diye bağırırken dizlerimin üzerine, Noris’ın tam ayakucuna düştüm.
💬
Ne dizlerimdeki acı ne de az önce yaptığım şey şu an umurumda değildi. Hızla ona doğru atıldım. Elimi göğsüne bastırdım, nefesleri düzensizdi, gözleri kapalıydı. Ona dokunmamla birlikte saçtığı ipler aniden bedeninin içine saplanarak kayboldu. Gözyaşlarım yüzünden yüzünü tam olarak göremiyordum ama elimden onun bedenine akan enerjiyi hissediyordum. Arkamdan gelen ayak seslerini duydum, birileri koşarak bize yaklaşıyordu.
💬
“Beni duyuyor musun?” Elimi yanağına bastırdığımda göz kapakları titredi.
💬
“Ne oldu?” Endymion dizini yere bastırıp yanıma çöktüğünde ellerim titriyordu, gözlerimi Noris’ın yüzünden ayıramıyordum.
💬
“Bilmiyorum,” dedim titrek bir sesle. “Birden yere yığıldı.”
💬
“Onu içeri taşıyalım,” dedikten sonra eğilip Noris’ın kolunu kendi omzuna attı. Diğer kolunu tutarak onu kaldırmasına yardım ettim.
💬
Endymion, Noris’ın bütün ağırlığını kendi üzerine alsa da Noris’ın kolunu tutmaya devam ediyordum. Briella şaşkın gözlerle bizi izliyordu. Onu içeriye sokup girişte bulunan salona taşıdık. Endymion onu deri koltuğun üzerine bırakınca hemen yanına çöktüm ve yüzünü izlemeye başladım. Nefesleri hâlâ düzensizdi.
💬
“Ona ne olduğunu anlamıyorum,” diye mırıldandım içimde taşıdığım korkuyla. “Görünürde bir yarası falan da yok.”
💬
“Çok tuhaf,” dedi Briella eğilip Noris’ın yüzünü incelerken. “Seni şatodan çıkarken görmedim, ne ara bahçeye indin?”
💬
Sorusuyla afallayarak ona baktım. Terastan bahçeye doğru bir iple süzülmüştüm ve bunun nasıl olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu. O an içimde ne korku olmuştu ne de tereddüt. Sanki o an bu benim için çok normaldi, bilindikti.
💬
Briella ona cevap vermediğimi fark etti ama üstelemedi. Noris bir ölü gibi uzanırken yapabildiğim tek şey onu izlemekti. Ne olduğunu anlayabilseydik belki bir şey yapabilirdik ama kimsenin bu konuda bir fikri yoktu. Onun bu şekilde uzanması derimin acıyarak çekilmesine neden oluyordu. Ben yaralandığımda o da böyle mi hissetmişti? Endişeden kalbim patlayacakmış gibi hissediyordum.
💬
Elimi elinin üzerine koydum, yavaşça sıktım. Parmaklarından çıkan güçsüz iplikler elimin üzerine doğru uzanıyordu ama o kadar az bir enerjisi vardı ki, o turuncu ipler bile titriyordu. Endymion ve Briella’nın da ellerimize baktığının farkındaydım. Parmağımdaki yüzük bir ateş gibi yanıyordu, derime yapışmıştı.
💬
“Görünürde hiçbir şey yok,” dedi Endymion gözleri ellerimizdeyken. “Beklemekten başka seçeneğimiz de yok.”
💬
Çaresizce başımı salladım. Birdenbire neden öyle hissettiğimi, duyguların neden beni ele geçirip dengemi bozduğunu daha iyi anlıyordum. Sebebi Noris olmalıydı.
💬
Yaklaşık iki saat kadar orada öylece oturup bekledim. Bileklerimize uzanan iplerdeki enerjinin artması, içimdeki endişeyi de bir nebze olsun azaltıyordu. Endymion sessizce pencere kenarında dikilirken Briella diğer koltukta uzanmış uyukluyordu.
💬
Elimin altındaki parmakların hareketlendiğini hissettiğimde boşluğu izleyen gözlerimi aniden onun yüzüne çevirdim. Gözleri aralanmıştı ama kısık bakıyordu. Yüzünden çekilen kan biraz olsun yerine oturmuştu.
💬
“Noris,” diye fısıldadım, sesim güçsüz çıkmıştı. “İyi misin?”
💬
“İyiyim,” dedi kısık sesle. Yavaşça öksürdüğünde ben de doğruldum. Elimi yavaşça sıktı. “Sorun yok.”
💬
“Yorgun mu düştün?” diye sorduğumda başını yavaşça iki yana salladı. Ellerimizi saran ipler geri çekildiğinde ben de elimi elinin üzerinden çekmiştim.
💬
“Ne olduğunu anlamadım,” derken sesi hâlâ pürüzlü çıkıyordu. Gözlerini artık tamamen açmıştı. Yavaşça doğrulmaya çalıştığında ona yardım ederek sırtını koltuğa yaslamasını sağladım. “Merdivenlerin sonunda enerjimin aniden çekildiğini hissettim. Şatoya kadar dayanmaya çalıştım ama pek faydası olmamış.”
💬
“İyisin, önemli olan bu,” dedim, yerden kalkıp onun yanına oturdum.
💬
Endymion karşımızdaki koltuğa otururken Briella da uyanmıştı.
💬
“Gün içerisinde sana tuhaf gelen başka bir şey oldu mu?” Endymion düşünceli ve meraklı gözlerle Noris’ı inceliyordu.
💬
“Hayır,” dedi Noris yüzünü buruşturarak. Kızıl gözlerini kaldırıp Endymion’a baktı. Onlar bir süre birbirlerini izlerken sessizce onlara bakmıştım. Burnuma hiç hoş olmayan bir kokular geliyordu ama bunu onlara belli etmedim. İçimde hâlâ onu o şekilde gördüğüm anki korku vardı ama o anki kadar güçlü değildi. Kendimi bir an çok suçlu hissettim. Tutulmadan sonra yaşadıklarım belki de onu da etkiliyordu. Sonuçta o benim koruyucu hayvanımdı ve benden etkileniyor olması muhtemeldi.
💬
Derin bir nefes alıp tırnaklarımı birbirine vurduğum sırada üzerimde hissettiğim bakışlarla daha da gerildim. Bu Tilki Çağlayanı meselesini bir an önce halletmeliydim. Yarattığım sorunlar gün geçtikçe artıyordu ve benim yüzümden birine ciddi bir zarar gelsin istemiyordum.
💬
“Briella,” dediğini duydum Endymion’ın. “Ne zaman gidebiliriz?”
💬
Bir anda bunu sormuş olması onun da aklına aynı şeyin geldiğini gösteriyordu. Gözlerimi kaldırarak ona baktığımda onun da bana baktığını gördüm. Gözlerimdeki tedirginlikten ne düşündüğümü anlamış mıydı bilmiyordum ama yavaşça gözlerini açıp kapattı, ardından Briella’ya baktı.
💬
“Penelope’ye haber gönderdim, Endymion ama akşamüzeri cevap gelir,” dedi Briella sıkıntılı bir sesle. Sonra bir açıklama ihtiyacıyla bana doğru döndü. “Onun köprüsü sizin evrenin daha normal bir yerine açılıyor. En azından Antarktika kadar uç bir noktada değil. Bizim için gemi ayarlaması kolay olur diye düşündüm.”
💬
“Dünya’ya mı gideceğiz?” Noris elini karnına bastırırken tuhaf bir ifadeyle konuşmaları dinliyordu.
💬
“Gitmemiz gerekiyor, sana anlatırım,” dediğimde gözlerini kısarak bana baktı.
💬
“Yaşadığın yere mi?” diye sorunca başımı salladım. “İyi de oraya gitmek için bir gemiye ihtiyaç yok ki.”
💬
“Ne? Madem başka yolu vardı, neden biz gemi ayarlamaya çalışıyorduk?” Briella ona sinirle bakarken Noris sırıttı, keyfi biraz yerine gelmiş gibiydi. Briella homurdanmaya devam ederken ben bir cevap bekler gibi Noris’a bakıyordum.
💬
“İyi de Endymion da biliyor ki bunu.” Noris’ın bu cümlesiyle Briella’nın gözleri irileşti, şok olmuş bir ifadeyle Endymion’a baktı. Endymion ise onun bakışlarına karşılık vermemiş, eline ne zaman aldığını bilmediğim ansiklopediye benzeyen kitaba bakmaya devam etmişti.
💬
Bütün bakışların onda olduğunu hissetmiş gibi başını hareket ettirmeden gözlerini kaldırarak bize baktı. “Ben ne zaman gidebiliriz diye sordum, nasıl gidebiliriz diye değil.”
💬
Ben çatılan kaşlarımın ortasına parmağımı bastırırken Briella hayvansı bir hırıldamayla Endymion’a doğru atıldı. Endymion elindeki kitabı ikisinin arasına koyup onu uzaklaştırmaya çalışıyordu.
💬
Onlar laf dalaşı yaparken yorgun gözlerimi Noris’a çevirdim. “Nasıl gideceğiz?”
💬
“Ben normal bir insan değilim, Astrid,” dedi Noris gözlerimin içine bakarken. “Ben bir ruhum, bir ruh hayvanıyım. İnsan olabiliyorum, bir yerden bir yere bir parmak hareketiyle gidemez miyim sanıyorsun?”
💬
Şaşkınlıkla ona baktığımda gülümsedi. Onu tanıdığımı sanıyordum.
💬
“O zaman neden bir yere giderken kartal kullanıyorsunuz? Ya da Castor’daki gibi araba?” Sorum ona komik gelmiş gibi güldüğünde kaşlarımı çattım.
💬
“Bu sandığın kadar bana keyif veren bir şey değil,” dedi, kafam karıştığı için öylece ona baktım. “Sayende insan olabiliyorken, böyle bir görünüşüm varken neden bir yerlere ışınlanayım ki? Herkes gibi yaşamak bana kendimi daha normal hissettiriyor. Zorunlu olmadığım sürece yapmıyorum. Sen başka bir evrendeyken seni görebilmek için kullandım en çok.”
💬
Kendini normal hissetmek istemesi kısmında takılı kaldığım için diğer şeyleri düşünemedim. İçim şu an ona o kadar hak verip onu anladı ki başka bir şey sormak istemedim.
💬
“Briella’nın böyle bir gücü yok ama Endymion biliyordu,” dedi derin bir nefes almadan önce.
💬
“Sizinle ilgili her şeyi bildiğimi düşünmüştüm,” diye fısıldadığımda elini omzuma sürttü.
💬
“Senin ilk önce kendinle ilgili şeyleri çözmen gerekiyor,” dediğinde umutsuzca ona baktım, doğru söylüyordu.
💬
Briella ve Endymion sakinleşmişti. Noris da daha iyi görünüyordu. Adadan, Douglas’tan ve gördüklerimden onlara da bahsetmiştim. Onlar da Endymion ve benim gibi bir şeylerden şüphelenmişlerdi.
💬
Sabah olmadan önce onların yanından ayrılıp odama dönmüştüm. Aklımın bir köşesinde de Noris’ın söyledikleri vardı. Aslında ilk geldiğim zamanlarda bana gardiyanların erk hayvanlarından özellikler aldığını söylemişlerdi. Demek ki ruh hayvanlarımızın gerçekten ilginç yetenekleri vardı. Özellik dediklerinde hiç bu kadarını düşünmemiştim. Acaba Briella’nın da ilginç yetenekleri var mıydı?
💬
Uyuyana kadar hep bu tür şeyleri düşünmüş, Dünya’ya gidecek olmamızı ve peşinde olduğumuz şeyi düşünmemeye çalışmıştım. Sonrasında ise uzun bir uyku çekmiştim. Dinlenmiş bir bedenle uyandığımda hava kararmak üzereydi. Bunu görünce dehşete kapılmıştım. Neden kimse uyandırmamıştı ki? Üstelik etraf çok fazla sessiz görünüyordu.
💬
Ayaklarımı sürüyerek banyoya girdim. Geceliğimi çıkarıp sıcak suyun altına girdiğimde tam olarak ayılmış da sayılmazdım. Sudan koyulaşan sarı saçlarımı köpürterek temizlerken bileğimdeki acıyla ıslak kirpiklerimi kırpıştırdım, bileğime baktım. Bileğimde gördüğüm yanıkla irkilerek geriye doğru bir adım attım. Bu tanıdık görüntü beni korkutmuştu. Daha önce de bunu yaşamıştım. Hızla durulanıp suyun altından çıktığımda banyonun ortasında öylece dikiliyordum.
💬
Avucumun içine aldığım bileğime baktım, derim kabarmıştı ve acıyordu. Neden böyle oluyordu ki?
💬
Havluyu bedenime sarıp banyodan çıktım. Sızlayan bileğim yüzünden dişlerim birbirine kenetlenmişti. Üzerime temiz kıyafetler giydiğim sırada bacaklarımda da yer yer kızarıklıklar görmüştüm. Bileğim kadar acı vermiyorlardı. Yine de bacaklarımı zorlamamak adına bol paça bir pantolon giydim. Üzerime de sıfır kol, hafif vatkaları olan bir tişört geçirmiştim.
💬
Ben saçlarımı kuruturken bileğimdeki o yanık iz yavaşça solmaya başladı, acısı da hafiflemişti. Sanırım bu konudan da diğerlerine bahsetmeliydim. Gerçi bahsetsem de benimle aynı şeyi düşüneceklerdi. İyi de Aidoneus bana suyun iyi geleceğini söylememiş miydi? Bir terslik olmalıydı.
💬
Saçlarımı omuzlarımdan geriye doğru atıp odadan çıktım. Normalde şatoda gürültü olurdu ama uyandığım anki sessizlik hâlâ sürüyordu. Merdivenlere yönelmeyip direkt asansörü kullandım. Nereye gideceğimi bilemez bir şekilde bir süre bekledim, ardından giriş kata indim. Kırmızı mumların duvarları süslediği koridorda ilerlerken gözlerim hâlâ bileğimdeydi. Biri omzuma çarpana kadar da gözlerimi bileğimden ayırmamıştım.
💬
“Hey,” dediğinde gözlerimi kaldırarak ona baktım. “Bir sorun mu var?”
💬
“Hayır,” diye yarım ağız mırıldandığımda Douglas kaşlarını kaldırdı. Onu görmeye hâlâ tam olarak alışabilmiş değildim. “Diğerleri nerede?”
💬
“Bilmiyorum,” deyip omuz silkti. “Saatlerdir kimseyi görmedim.”
💬
Bu kaşlarımı çatmama neden oldu. Nerede olabilirlerdi ki? Douglas’ın yanından sıyrılıp yürümeye başladığımda bakışları üzerimdeydi. Tam olarak bana nasıl yaklaşması gerektiğini bilmediğini hissedebiliyordum. Belki de bu her şey normalmiş gibi davranışımı o da garipsiyordu.
💬
Birkaç oda ve salona baktım, kimseyi görememiştim. Koridorlara da göz atmıştım ama yine kimse yoktu. Merak duygusu içimde büyürken şatonun bahçesine çıktım. Duyduğum tek ses şehirden gelen sesler ve gökyüzündeki kartalların bağırışlarıydı. Kollarımı bedenime sarıp bahçenin içine doğru ilerledim.
💬
“Ona güvenmemelisiniz.”
💬
Kulaklarıma dolan sesle omzumun üzerinden geriye baktım. Endymion ve abimi gördüğümde içim bir nebze rahatlamıştı. Bedenimi tamamen onlara doğru çevirdiğimde abimin bakışları bana kaydı. Yüzünde oluşan gülümsemeyle yönünü bana doğru çevirdiğinde Endymion da bana doğru dönmüştü.
💬
“Kime güvenmemeliler?” diye sorduğumda tek kaşını kaldırdı.
💬
“Her zamanki gibi kulakları dikmişsin.” Yanıma geldiğinde başını eğip dudaklarını saçlarıma bastırdı. “Endymion şu garip gardiyan hakkında birkaç şey söyledi. Bir de bizim evrenimize gideceğinizi.”
💬
Bakışlarında bir farklılık yakalamaya çalıştım ama yoktu. Ya da o iyi gizliyordu. Kalbinin kırılması düşüncesi beni çok korkutuyordu. Abimin kolunun altına girerken, “Şatoda kimse yoktu,” dedim, parmaklarıyla saçlarımı karıştırdı.
💬
“Briella ve Noris ormandadır,” dedi Endymion bize yaklaşırken.
💬
Anladım der gibi başımı salladım. “Sana bir şey söylemem gerek,” dedim Endymion’a bakarak.
💬
“Elbette,” derken gözleri bendeydi.
💬
“Bazen duştan sonra bedenimde yanıklar oluşuyor,” dememle Ashton’ın bedeni kasıldı, Endymion’ın ise kaşları çatılmıştı.
💬
“Bakabilir miyim?” dedikten sonra bana yaklaşacakken Ashton gözlerini onun yüzüne dikti, Endymion duraksayarak ona baktı.
💬
“Birkaç dakika sonra kayboluyorlar,” dedim dikkati üzerime çekmek için. “Ben mi hayal görüyorum diye düşünmek isterdim ama az önce ikinci kez oldu ve acısını hissettim. Üstelik gözlerimdeki bu şey de duştan sonra oldu.”
💬
“Neden böyle oluyor ki?” Abimin sorusuyla omuz silktim. Ben de anlayabilmiş değildim.
💬
Endymion düşünceli gözlerle etrafına bakınırken bir süre sessiz kaldı. Bazen bütün sorularımın cevabının onda olduğunu düşünüyordum. Bilmiyor olsa bile bana bu konuda o güveni vermişti.
💬
“Belki de Aidoneus’un bahsettiği gibi su seni rahatlatmıyordur,” dedi kaşlarını çatarak, bu beni gülümsetti çünkü benim de aklımdan benzer şeyler geçmişti.
💬
“Sanırım,” diye mırıldandım. “Aksine suyun altından çıktıktan sonra sanki daha gergin oluyorum.”
💬
Abim, “Sudan uzak durmalısın o halde,” derken gözleri endişeli bakıyordu.
💬
“Daha dikkatli olacağım, merak etme,” deyip ona gülümsedim, kollarımı beline sardım.
💬
Yaklaşan ayak seslerini duyduğumda Ashton’ın gerilen bedenini hissettim. Başımı kaldırarak kimin geldiğine baktım. Douglas sakince bize yaklaşıyordu. Gözlerimi kaldırarak abime baktığımda onun dikkatlice Douglas’a baktığını gördüm.
💬
“Çok sıkıldım tek başıma,” dediğinde Endymion gözlerini devirdi.
💬
“Gidip taşlardan kale falan yap,” dedi Endymion umursamazca.
💬
“Çocuk muyum ben?” Douglas çatık kaşlarla ona baktığında Endymion sırıttı.
💬
Endymion cümlesini kuramadan Ashton araya girdi. “Ata binmeyi sever misin?”
💬
Afallayarak şaşkınca ona baktım. Ona ata binmeyi teklif edecek değildi, değil mi?
💬
“Evet,” dedi Douglas, gözleri anlık parıldamıştı.
💬
“İyi o halde, gidip biraz gezelim,” dedikten sonra başımın üzerini öpüp geri çekildi.
💬
“Ata mı bineceksiniz?” Duraksayıp bana baktığında gözlerim kısıldı. “Daha bana teklif etmedin.”
💬
“Çocuk musun sen?” Gözlerinde beliren şefkatle kaşlarım çatıldı, homurdandım. “İşlerini hallettiğinde seninle de bineriz.”
💬
Elimi kaldırıp sallayarak, “Gidin buradan,” dediğimde gülüp saçlarımı karıştırdı. Ben homurdanırken onlar bizden uzaklaşmaya başlamıştı. Bir süre arkalarından baktım. Aslında kıskanmıyor değildim ama abartma sebebim biraz da onlara kendilerini rahat hissettirmek istememdendi. Douglas deli doluydu, serseriydi de ama konu gerçeklere geldiğinde mahcup görünüyordu. Mahcup olması gereken o değildi.
💬
İçli bir nefes aldığım sırada gözlerim Endymion’a kaydı. Dikkatli gözlerle beni izliyordu. Kaşlarımı kaldırarak baktığımda dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. Yavaşça bana yaklaştığında duraksadım.
💬
Elini başımın üzerine koyup avucunu yavaşça saçlarıma sürttü. “Saf bir iyi niyetin var.”
💬
“Her zaman değil,” diye mırıldandığımda elini geri çekti, gözlerinin içine baktım.
💬
“Bana göre doğru olan da bu,” dediğinde gözlerimi yüzünde gezdirdim. Akşamüzeri oluşan o kızıl ışıklar esmer tenine yansımıştı. Yüzüne vuran kızıl ışıkla birlikte gri gözleri elmas gibi parıldıyordu. Parmaklarımı birbirine geçirerek sıkarken etrafıma bakındım, gözlerinin hâlâ üzerimde olduğunun farkındaydım. “Gel, sana bir şey göstereceğim.”
💬
Duraksayarak ona baktım.
💬
“Ne göstereceksin?”
💬
“Gel,” diyerek elini uzattığında gözlerim uzattığı eline indi.
💬
Öylece eline baktığımı görünce elini yavaşça salladı. Karnımda hissettiğim ılık hisle gerilmiştim. Gözlerim kısılırken elimi avucunun içine bıraktım. Elini tuttuğumda bir şey söylemeden yürümeye başladı, ben de sessizce onu takip ettim. Onu tanıyalı altı aydan fazla olmuştu ama geçmediği bir sınır vardı. Son günlerde o sınırın hep etrafında dolanıyordu, bunun farkındaydım. Tavırları aynıydı ama sanki değişen bir şey vardı ve bunu göremiyordum.
💬
Sıcak elini tutarken avucum terlemişti.
💬
Birlikte şatoya girdik. Duvar şamdanlarındaki mumlar dalgalanarak yanarken geçtiğimiz koridora loş bir ışık yayıyorlardı. Beni daha önce yürümediğim bir koridora soktu. Koridor boyunca hiç kapı yoktu. Merakla etrafıma bakındığım sırada o hiç konuşmamıştı.
💬
“Buraya gelmemiştim hiç,” dediğimde hafifçe güldü.
💬
“Bu şatoda binlerce oda ve yüzlerce koridor var,” dedi, şaşkınlıkla ona baktım. “Elbette hepsini bilme şansın olmamıştır. Üstelik bilmediğin tek şey bunlar da değil.”
💬
“Başka ne var ki?”
💬
“Bilmediğin şeylerden birini göstereceğim,” dediğinde içimdeki merak duygusu büyüdü.
💬
Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o koridorun sonunda demirden bir kapı gördüm. O kapıya doğru ilerlediğimizi anladığımda bilmediğim bir tedirginlik hissettim. Göstereceği şey ne olabilirdi ki?
💬
“İyi şeyler düşün ve elimi bırakma,” demesi beni panikletmişti. Demir kapının sürgüsünü çekti. İstemsizce elini sıktığımda o da güven vermek ister gibi elimi sıktı.
💬
Demir kapı açıldığında gördüğüm tek şey zifir bir karanlıktı.
💬
O içeri doğru adımlayınca ona daha da yaklaşıp arkasından ilerledim ve o karanlığın içine girdik, demir kapı ardımızdan yavaşça kapandı. Korkuyla kapıya baktım ama bir şey göremedim. Bir ışık gözüme çarptığında irkilerek gözlerimi kapattım. Gözlerime yansıyan o ışık yavaşça azalmaya başladı, korkarak gözlerimi araladım.
💬
Gördüğüm görüntüyle afallamıştım.
💬
Burası evrenler arasındaki o köprüydü.
💬
“Neden-”
💬
Cümlemi kesen çığlıkla irkilerek gözlerimi köprüye çevirdim. O an olduğum yerde donup kaldım.
💬
Bir kadın köprünün üzerinde uzanırken başka bir kadın onun yanı başındaydı.
💬
İri gözlerle onlara bakıyordum.
💬
Köprüde uzanan o kadın annemdi.
💬
“Ne?” Korkuyla geri adım attığımda Endymion bana bakarak elimi sıktı. Gözlerimi köprüde uzanan annemden ayıramıyordum.
💬
Kadın bir çığlık daha attığında yanındaki kadın korkarak ona yaklaştı.
💬
“Sakin ol, seni çıkaracağım,” dediğini duydum kadının.
💬
Dehşetle onlara bakarken gözlerim annemin karnına kaydı. Yaşadığım şokla titredim. Endymion elimi bırakmadan bana sokuldu. “İyi şeyler düşün demiştim,” diye fısıldadığını duydum Endymion’ın. Dikkatimi ona veremiyordum.
💬
“Anne,” diye fısıldadığımda gözlerime dolan yaşlar görüşümü bulanıklaştırdı.
💬
“Ne olursun bitsin!” diye çığlık attı annem. Bu çığlık kulağımda yankılandığında dudaklarımın ardında biriken hıçkırığı dışarı saldım. “Bitsin.”
💬
Ona doğru bir adım atacağım sırada, “Bu çocuk geliyor,” dedi diğer kadın dehşetle.
💬
Bedenim söylediği şeyle sarsıldı.
💬
“Ah!” Annemin çığlığı boşlukta bile yankı uyandırdı.
💬
Diğer kadın eğilip bir şeyler yaparken ne yaptığını anlayamıyordum. Odaksız gözlerle annemin kızarmış yüzüne bakıyor, durduğum yerde zangır zangır titriyordum.
💬
“Kahretsin, beş dakika dolmadı mı?” Endymion kendi kendine konuşurken titremelerim şiddetlenmişti.
💬
Birkaç saniye sonra ince bir ağlama sesi duydum. Bu bendeki kopma noktası oldu. Dizlerimin üzerine düşerken elimi bırakmayan Endymion’ı da kendimle birlikte çektim. Annem sarsılarak ağlıyor, ince bir ses ağlayarak ona eşlik ediyor, bebeği ellerinde korkuyla tutan kadın hareket dahi edemiyordu.
💬
Köprünün etrafını saran boşlukta bir uğultu büyümeye başladığında, “Çıkar onu buradan!” diye var gücüyle bağırdı annem.
💬
Neden konuşamıyordum?
💬
Kadın elindeki bebekle birlikte panikle koşmaya başladı. Biz köprünün ucundaydık ve bize doğru koşuyordu. Korkuyla ona baktım. Beni görmedi, yanımdan geçip gitti ama ben onun yüzünü de ellerinde tuttuğu bebeği de görebilmiştim.
💬
Boşluktaki uğultu ve sesler arttı.
💬
Annem inleyerek başını köprünün tahta yüzeyine vurduğunda kan çanağı olmuş gözlerle ona bakıyordum. Uzandığı yerde gözleri bizim olduğumuz tarafa döndüğünde göz göze geldik ama baktığının ben olmadığımı biliyordum. Biraz önce rahminden acı içinde çıkardığı o bebeğin geçtiği duvara bakıyordu.
💬
Aynı ışık tekrar etrafa yayıldığında gözlerimi yummadım. Endymion elimi bırakmamaya özen göstererek beni kaldırdı, geriye doğru adımladı.
💬
“Çıkacağız buradan,” derken sesi tedirgindi.
💬
Endymion beni sıkıca kavradı. Işık o kadar yoğunlaştı ki, gözlerimi kapatmadan duramadım. O ışık azaldığında, hatta tamamen söndüğünde bile gözlerimi açamamıştım. Kapalı gözlerimden akan gözyaşlarını hissediyordum ama bir tepki veremiyordum.
💬
“Astrid,” diye fısıldadığını duydum Endymion’ın, sesi endişeliydi. “Özür dilerim, bunu yapmak istemedim.”
💬
Gözlerimi yavaşça araladım. Beni tutarken endişeyle yüzümü izliyordu. “Annem,” diye fısıldadığımda yüzü gerildi.
💬
“Özür dilerim,” diye mırıldandı.
💬
Dudaklarım bir hıçkırık için daha aralandığında sıkıca tuttuğu elimi bırakıp beni kucakladı. Kalbim yüz derecelik bir havada, güneşin altında kalmış gibi kavruluyordu. Gözyaşlarıyla ıslanan dudaklarım hıçkırıklarımla titriyor, Endymion ben kucağındayken koridorda ilerliyordu.
💬
Mumlarla aydınlatılmış koridorda ilerlediğimiz esnada birinin bağırdığını duymuştum ama şu an hiçbir şeyi ayırt edemiyordum. Ne düşüneceğimi dahi bilmiyordum. O kadar beklemediğim bir görüntüyle karşılaşmıştım ki, bunu bin yıl da yaşasam ölmeden unutamazdım. Ölmeyi diledim.
💬
“Normalde onu hissederdim,” dediğini duydum birinin. Sanırım Noris’ti. “Hiçbir şey hissedemedim. Kendimi bile. Ne oldu ona?”
💬
“Sırası değil,” dedi Endymion.
💬
Daha aydınlık bir yere çıktığımızda acıyan gözlerimi yumdum. Endymion yürüdükçe hareket eden bedenim titrememi gizliyor olmalıydı ama ben titrediğimi hissediyordum.
💬
“Kötü bir şey mi gördü?”
💬
“Noris,” dedi Briella. “Sonra konuşuruz bunu. İyi olacak, sakin ol tilki.”
💬
“Senin için demesi kolay,” diye hırladı Noris.
💬
“Aptal, tek hisseden sen değilsin,” diye sertçe konuştu Briella. “Ben de bu adamı hissediyorum ve hissettiğim tek şey endişe. Hissettiği endişe yüzünden kafatasım patlayacakmış gibi. Şu an onları rahat bırakmamız gerekiyor.”
💬
Gözlerimi araladığımda odağıma giren tanıdık görüntüyle yavaşça yutkundum. Asansörde olmalıydık. Kızarık gözlerle ona baktım, o ise durgun bir ifadeyle ileri doğru bakıyordu.
💬
“Senin suçun değildi,” dediğimde sesim ağır bir hastalık geçiriyormuşum gibi boğuktu.
💬
“Öyleydi,” dediği sırada bizi asansörün içinden çıkardı. Beni odama kadar taşıdıktan sonra yatağımın üzerine bıraktı. Normal bir yatakta değil de çivili bir yatakta uzanıyormuş gibi hissettim.
💬
Gözlerimin önünde hep aynı sahne oynuyordu. Silmeyi denemiyordum bile çünkü başaramayacağımı biliyordum. Dudaklarım bir kez daha ağlamak için titrediğinde içli bir nefes aldım, kızarmış gözlerle tavana baktım. Bu hissi bilirdiniz. Kalbiniz kırıldığında saatlerce ağlar, gözyaşlarınız kuruduğunda sessizce bekler, sonra da ağlama hissi aniden tekrar içinizde patlardı.
💬
Ateş gibi yanan avuçlarımı yanaklarıma sürterek gözyaşlarımı sildiğim esnada yatağın bir kenarı içe doğru çöktü. Noris sessizce beni izliyordu. Yüzünde duvar gibi bir ifade olmasına rağmen kızıl gözleri korku doluydu.
💬
Alt dudağımı ısırırken Briella’nın Endymion’ın yanında dikilip sessizce onu izlediğini gördüm. Endymion ise burun kemerini sıkarak öylece duruyordu.
💬
“O odaya mı girdiniz? Ne gördün?” Noris bana doğru eğilip fısıltıyla konuştuğunda gözlerimi ona çevirdim. Bakışlarımı gördüğünde dudaklarını birbirine bastırıp geri çekildi.
💬
Annemin yanındaki kadının Noris’ın annesi olduğunu biliyordum. Onları gördüğümde hissettiğim şeyleri Noris’ın de hissetmesini istemiyordum. Bu yüzden ona bir cevap vermedim. Verdiğim tek tepki elimi elinin üzerine koyup sıkmak oldu.
💬
“Biraz yalnız kalabilir miyim?” diye sorduğumda başını hızla sallayıp doğruldu. Kırgın sesimi diğerlerinin de duyduğunu biliyordum.
💬
Noris sorgusuz bir şekilde odadan çıkarken Briella da bana bakıp şefkatle gülümsedi, ona bir karşılık veremeden arkasını dönüp Noris’ın ardından çıktı. Derin bir nefes aldığım sırada Endymion sessizce kapıya yönelmişti.
💬
“Kendini suçlama,” dediğimde adımları aksadı. “Elinde olan bir şey değildi.”
💬
“Bir şeye ihtiyacın olursa buralarda olacağız,” dedikten sonra aralık duran kapıyı açıp sessizce dışarı çıktı. Yavaşça doğruldum ve sırtımı yatak başlığına yasladım, ellerimi yüzüme kapattım. Neden böyle bir şeyi görmem gerekmişti ki?
💬
Dışarıya yansıtmadığım, kendi içimde halletmeye çalıştığım çok şey vardı. O odaya girerken beni neyin beklediğini bilmiyordum ve içime gömmeye çalıştığım şeyleri gün yüzüne çıkaracağından da bihaberdim.
💬
Belki dakikalarca, belki saatlerce odanın içerisinde dönüp durdum. Hareketlerim hızlandırılmış bir video kaydı gibiydi. En sonunda kendimi pencerenin önünde dikilmiş bir şekilde buldum. Şimdiye kadar taşıdığım en ağır yük kalbimdi. Bunu şimdi daha iyi anlıyordum. Kalbim, içimde gizlediğim onca yükü sırtlandığı için artık yaşlı hissediyordu.
💬
Tırnaklarımı pencerenin kenarına ritmik bir şekilde vururken gözlerim güneşle yer değişen ayın üzerindeydi. Parmaklarımın hareketi durdu, acıyan gözlerim kısıldı. Sırtımı dikleştirip derin bir nefes aldıktan sonra başımı geriye doğru attım.
💬
“Kendini bırakmanın sırası değil kızım,” diye mırıldanırken başım geriye yaslı duruyordu, gözlerim kapalıydı. “Sen kendini toparlamazsan dışarıdan uzanan her ele düşman olursun.”
💬
Başımı düz bir konuma getirdim, kuruyan dudaklarımı yalayıp gözlerimi açtım. Elimi sol göğsüme bastırıp yavaşça sıkarken giysi odasına yöneldim. Dağılan saçlarımı ellerimle geriye doğru ittiğim sırada gözlerim kıyafetlerin arasında dolanıyordu.
💬
Antares’e ilk geldiğim gün üzerimde olan kıyafetlerim de buradaydı. Gözlerim sırt çantamın üzerinde takıldı, dudaklarımı birbirine bastırdım. Üzerimdeki kıyafetleri bir bir çıkarıp odadaki geniş pufun üstüne bıraktım. Ağlama isteğimi bastırmak için çok hızlı hareket ediyordum.
💬
Siyah, boğazlı bir badiyi üzerime geçirdikten sonra kenara bıraktığım kotu da bacaklarımdan geçirdim. Badinin etek kısmını pantolonun içine sıkıştırmıştım. Gümüş tokalı kemeri pantolonun kemer kısmına geçirirken gözlerim kalın montumdaydı. Buraya gelirken üzerimde o mont vardı. En son botlarımı da ayaklarıma geçirdim ve montumu alıp giysi odasından çıktım.
💬
Kapının önündeki ayak seslerini duyabiliyordum. Aslında bu ses saatlerce odamın içinde yankılanmıştı. Bir an olsun kapımın önünden ayrılmamıştı. Saçlarımı sıkı bir atkuyruğu yapıp montumu koluma astım ve odanın kapısını açtım. Kapıyı açmamla birlikte adım sesleri kesildi. Ellerinde duran gözlerini bana çevirdiğinde ona gülümsedim.
💬
“Bir yere mi gidiyorsun?”
💬
“Gidiyoruz,” diye düzelttim, kaşları çatıldı.
💬
“Nereye?” Sorusuyla omuz silkip merdivenlere yöneldiğimde o da beklemeden arkamdan yürümeye başlamıştı.
💬
“Beklemek istemiyorum,” dedim kendimden emin bir tavırla. “Dünya’ya dönelim.”
💬
Yüzüne yayılan şaşkınlığı arkamda olmasına rağmen tahmin edebiliyordum.
💬
“Ani bir karar değil mi bu?” Adımlarını hızlandırıp yanıma geldiğinde omzumun üzerinden ona baktım.
💬
“Duygusal bir karar vermiyorum, Noris.” Hayır, veriyordum.
💬
“Öyle diyorsan,” derken bana inanmadığı belliydi, buna şaşırmamıştım.
💬
Dakikalarca merdiven indik ve o da bana sessizce ayak uydurdu. Nedense merdivenleri hızlı inmek istememiştim. Noris da arada bir bana bakıp iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. Ani bir karar verdiğimin farkındaydım ama o odada oturup ağlamaya devam etseydim, toparlanmam çok uzun bir zamanımı alacaktı. Kendimi tanıyordum, yere yığıldığımda ayaklanmam anne karnındaki bir bebeğin gelişiminden daha uzun sürüyordu. Kendime bunu yapmak istemiyordum.
💬
Kapısı olmayan büyük salondan bir gürültü yayılınca ikimizin de adımları kesildi. Başımızı geniş koridora doğru çevirdik.
💬
“Sakin olmalısın,” dediğini duydum Briella’nın. Bedenimi koridora doğru çevirdiğimde bir gürültü daha koptu. Sesler, kırılma seslerine benziyordu. “Endymion, lütfen.”
💬
Kaşlarım çatılırken adımlarımı sesin geldiği yöne doğru çevirdim. Noris kolumu tuttu, omzumun üzerinden ona baktığımda başını iki yana salladı. “Bekleyelim,” dediğinde kaşlarım daha sert çatılmıştı.
💬
Tam dudaklarımı aralayacağım sırada bir gürültü daha patlayınca elimi elinin üzerine koyup kolumu geri çektim ve salona doğru yürümeye başladım. Kapıya yaklaştığım sırada Briella’yı görmüştüm, elleri iki yanında yumruk şeklini almıştı, ileriye doğru bakıyordu. Sertçe yutkunup kapının önünde durarak içeriye baktım. Briella’nın bakışları bana doğru döndü.
💬
Endymion salonun ortasında dikiliyordu, sırtı kapıya dönüktü. Hızla inip kalkan omuzlarına baktım, ardından etrafa saçılmış şamdanlara ve camlara. Karşısındaki duvarda büyük bir tablo vardı, gözleri o tabloda olmalıydı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Briella yanıma geldi, gergin olduğu kadar tedirgin de görünüyordu.
💬
“Daha iyi misin?” diye sormasını beklemiyordum, Endymion da bunu duymuş olmalı ki hızla inip kalkan omuzları aniden durdu.
💬
“Sorun ne?” Soruma karşılık dudaklarını birbirine bastırmakla yetindi. “Onu bu şekilde korkutamazsın,” diye seslendim Endymion’a Briella’yı kastederek.
💬
Endymion’ın duraksadığını gördüm. Başını çevirip omzunun üzerinden bize baktı, gözleri Briella’ya kaydı. Yüzü o kadar gerilmişti ki, bu sinirli ifadesini ilk kez görüyordum. Esmer teni sinirden birkaç ton açılmış gibiydi, gözleri öfkeyle parıldıyordu. Ama bu öfkenin bize karşı olmadığını biliyordum. Neye karşı olduğunun da farkındaydım.
💬
“Üzerine kalın bir şeyler al,” dedim Briella’ya dönerek. “Gidiyoruz.”
💬
Briella şaşkınlıkla başını yana eğdi. “Nereye?”
💬
“Benim evrenime.” Bunu derken gözlerimi Endymion’ın yüzüne dikmiştim.
💬
Şaşkınlık bir su gibi onun da yüzüne yayıldı. Güneşe tutulmuş bir cam gibi parıldayan gri gözlerini gözlerime dikti. Gözlerindeki öfkeyi bastıran o duygu meraktı.
💬
“Acele ediyorsun,” dediğinde Endymion, gözlerimi ondan ayırıp Briella’ya çevirdim ve gülümsedim. O ise kararsız bir şekilde Endymion’a bakmıştı.
💬
“Ha iki gün sonra ha bugün, ne fark eder ki?” Gözlerimi kolumda asılı duran monta indirdiğimde derin bir nefes aldığını duydum.
💬
“Benim için de bir ceket getirir misin Briella?” Briella başını salladıktan sonra gülümseyerek bana baktı ve salondan çıktı. “Tam olarak bir plan yapmamıştık.”
💬
“Gitmeden önce Ashton’ı görmem gerekiyor,” dediğimde sakince başını salladı. “Geceyi bizim evde geçiririz, yarın da adaya gideriz.”
💬
Bir an evimden bahsetmek kalbimdeki yükün üzerine baskı yapsa da ifademi sabit tutmaya çalıştım. Noris’ın gözlerinin yüzümde olduğunu hissediyordum, bu ifademi bozmamamı zorlaştırıyordu.
💬
“Ben Ashton’a haber vereyim,” dedi Noris, onu onaylayan mırıltılar çıkardım.
💬
“Evin anahtarlarını da getirmesini söyle lütfen,” dediğimde gözlerini yavaşça yumup geri açtı.
💬
Noris da salondan çıktığında aynı yerde dikilmeye devam ettim. Endymion’ın bana doğru yaklaştığını fark edince başımı hareket ettirmeden gözlerimi kaldırarak ona baktım.
💬
“Yeterince özür diledin, artık bunu düşünme,” demem adımlarının kesilmesine neden oldu.
💬
“Kendini çok fazla zorluyorsun, Astrid,” dedi, yüzüm gerilirken gözlerinin içine baktım. “Bir düğümü çözmeden ipi sarmaya devam edersen, yapabildiğin tek şey düğümün etrafında dönüp durmak olur.” Bir süre yüzümü izledikten sonra konuşmaya devam etti. “Bir yumak oluşturduğunda ise o ipi kullanmak için geri dönüp tek tek göz ardı ettiğin düğümleri çözmen gerekir. Bu da seni daha fazla yormaktan başka işe yaramaz.”
💬
Aldığım sakin nefesle omuzlarım ağır hasar almış bir bina gibi çöktü.
💬
“Bana deselerdi ki, oradaydım, annen o haldeyken oradaydım ve çok acı çekti…” Sertçe yutkundum. “Bana bunu deseydiniz Endymion, on gün ağlayıp on yıl kahrolurdum.” Gözlerini farkında olmadan sıktığım ellerime indirdi. “Ama ben bunu kendi gözlerimle gördüm, o ânı yaşadım. Şimdi ne yapmam gerekiyor?” Dudakları aralanacakken elimi kaldırıp onu durdurdum. “Lütfen özür dileme, seni suçlamadığımı biliyorsun.”
💬
“Hiçbir şey olmamış gibi devam ederek mi bunun üstesinden geleceksin?”
💬
“Ben şimdi şurada oturayım, günlerce ağlayayım. Babam bir hiç uğruna öldü diye, annemle babam sandığım gibi bir hayat yaşamadı diye,” dedim, duraksayıp tırnaklarımı avuç içlerime batırdım. “Bir kardeşim varmış ve bunu hiç bilmemişim diye, annemi gördüm diye ağlayayım. Peki sonra?” Bedenimdeki gücün yavaşça çekildiğini hissettim. “Biliyorum, belki bu senin için saçma, başkaları için saçma ama Endymion, kendimi durdurmazsam, kendimi bırakırsam toparlanamam.”
💬
Gözlerinden ve yüzünden birçok ifade gelip geçti, ne diyeceğini bilemiyormuş gibi bana bakıyordu. Arkamdan gelen adım seslerini duyduğumda Briella’nın geldiğini anlamıştım. Gözlerini Endymion ve benim aramda gezdirdikten sonra elindeki kalın ceketi Endymion’a uzattı. Endymion’ın gözleri hâlâ yüzümdeyken bakışlarımı ondan ayırıp sırtımı onlara dönerek salondan çıktım. Çöken omuzlarımı dikleştirmek beni fazlasıyla zorluyordu.
💬
Yeryüzüne inen merdivenlere yöneldiğim sırada onlar da arkamdan gelerek beni takip ediyorlardı. Hepimizin üzerine çöken bir sakinlik vardı. O sakinlikle sessizce şatodan ayrıldık ve uzun merdivenleri hızla inerek karanlığın çöktüğü şehre ayak bastık. Biz merdivenlerin sonuna geldiğimizde Noris ve abimin bizi beklediğini gördüm.
💬
Ashton yanıma gelerek kollarını omuzlarıma sardı, yanağımı göğsüne bastırdım. Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamış gibi bedenimi sarmalamıştı. Başımı kaldırıp ona gülümsediğimde bakışları yumuşadı.
💬
“Gitmek için saat geç olmadı mı?”
💬
“Hemen halledip yanına dönmek istedim,” dediğimde gülümsese de buna pek inanmadığını görebiliyordum. Cebinden çıkardığı anahtarları bana doğru uzattı, dalgın bakışlarımı uzattığı anahtarlara indirdim.
💬
“Seninle gelmek isterdim ama biliyorsun,” dedi, dudaklarımı birbirine bastırıp anahtarları avucumun içine aldım. “Dikkatli ol, neyi aradığını bilmiyorsun.”
💬
“Buraya gelmeden önce de neyi aradığımı bilmiyordum,” diye mırıldandım sakince.
💬
“İşte bu yüzden dikkatli olmanı istiyorum,” diyerek tekrar bana sarıldı. Ona sıkıca sarılıp karşılık verirken gözlerim arkasında dikilen Noris’a kaydı. Her şey yolundaymış gibi bana gülümseyip, gözlerini yavaşça kapatıp açtı.
💬
“Sakın burada beni düşünüp kendi kendine delirme, hemen geleceğim,” diyerek ona takıldığımda kaşlarını çattı. “Douglas konusunda dikkatli ol, durumunu biliyorsun.”
💬
“Büyük olan ben miyim yoksa sen mi?” Gözlerini devirip elini omzuma koyarak beni hafifçe ilerletti. “Hadi git.”
💬
Yüzümü buruşturarak diğerlerinin yanına ilerledim. “Ağlama arkamdan koca bebek.”
💬
“Arkandan parti vereceğim,” diyerek sırıttığında memnuniyetsizce ona baktım. Rahatlamam ve kendini rahatlatmak için normal davranmaya çalıştığının farkındaydım. Ona arkamı dönmemle yüzümdeki gülümseme soldu. Emindim ki onun da gülümsemesi kaybolmuştu.
💬
Ashton’ı ardımızda bırakıp yola koyulduğumuzda şehrin üzerine çöken gecenin bir benzeri de benim içime çöktü. Geçide gitmek için yürümeyi tercih ettik. Arada Briella’nın benimle konuşması dışında pek bir şey konuşulmadı. Mağaraya yaklaşırken elimde tuttuğum montu üzerime geçirdim. Her ne kadar benim evrenimde mayıs ayında olsalar da Antarktika donmama yetecek kadar soğuktu.
💬
Mağaraya girdiğimizde en son buraya geldiğim ânı hatırladım. Neredeyse her şey o gün yaşadığım tutulmadan sonra olmuştu. Adımlarımızı durdurmadan önümüzde uzanan duvara doğru yürüdük. Onlar duvardan geçerken birkaç saniye durup duvara baktım. Artık onu görebiliyordum. Benim için her an açık olan bir kapıydı. Anahtarı da bendim.
💬
Duvardan geçip diğerleri gibi köprünün üzerine çıktım. Köprüde sakince ilerliyordum ve etrafımdaki o karanlık, beni çepeçevre sarmıştı. Zifir karanlık bu görüntü artık beni korkutmuyordu. Kulaklarıma dolan o fısıltılar ve cızırtı da normal gelmeye başlamıştı. Ellerimi yumruk yapıp sıktığımda fısıltılar bir anda kesildi. Noris omzunun üzerinden bana baktı ama durmadı, yürümeye devam etti.
💬
Köprünün sonundaki o diğer duvara geldiğimizde, kalbimin atışları hızlandı. Diğerleri normal bir şeymiş gibi beklemeden duvardan geçtiler ama ben geçmeden önce duraksamıştım. Kalbim deli gibi çarparken elimi yavaşça duvara uzattım. Parmaklarım o duvarı yararak geçti, yutkunarak elime baktı. Kafamın içindeki her şey bir anlığına durdu. Titreyen bacaklarla o duvardan geçtiğimde gözlerim kapalıydı.
💬
Tenime sert bir rüzgâr çarptı. Buzun ve soğuğun kokusunu aldım. Kapalı olan göz kapaklarıma çarpan beyaz yansımayla gözlerimi açmak istedim. Gözlerimi açtığımda ise aylar önce burada olduğum o anı hatırlamak neredeyse ağlamama neden olacaktı. Okyanustaki büyük dalgalar sertçe buzullara çarpıyor, soğuk rüzgâr bu ıssız yerde hızla savruluyordu.
💬
“Donmadan önce gidelim,” dedi Noris. Onun sesiyle kendime gelip onların yanına ilerledim.
💬
“Hepimizi götürebilecek misin?” diye sorduğumda dudakları yukarı kıvrıldı.
💬
“Elbette, izle ve gör.”
💬
İki elini de öne uzattığında gözlerim ellerine kaydı. Sağ avucundan iki turuncu ip dışarı fırladığında şaşkınlıkla ona baktım. Bir ipin ucu Briella’nın bileğine dolanırken diğeri Endymion’a doğru ilerledi, onun da bileğini sardı. Gözlerini bana çevirdiğinde bir an irkilmiştim. Sol elini bana doğru uzattı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde ona yaklaştığımda sol elinden fırlayan o ipi gördüm. İp bileğime dolandı. Enerjisini hissetmek anlık bedenimi gevşetti.
💬
“Şovun bittiyse artık gidebilir miyiz?” Briella yerinde kıpırdandı. “Şu an güzel tüylerim yok ve bu soğuğu sevmedim.”
💬
“Ben olmasaydım gemi bekleyecektin, biraz sabret,” dedi Noris. Briella yüzünü ekşiterek ona baktı.
💬
Noris onu umursamadan gözlerini yumdu. Bileklerimize sarılı olan turuncu ipler bir ateş gibi ışık saçtığında tedirgince gözlerimi yumdum. Ne olacağını, ne hissedeceğimi bilmemek beni tedirgin etmişti.
💬
İlk önce hissettiğim o soğuk hava yavaşça kırıldı, yerine dolan sıcaklık tenimin karıncalanmasına neden oldu. Ardından göz kapaklarıma yansıyan o ışık kayboldu ve karanlık çöktü. Dalgaların sesleri yoktu, yerini kalabalık bir şehrin uğultusu almıştı. Bedenim heyecanla gerilirken sıkıca kapattığım gözlerimi araladım.
💬
Esen ılık rüzgâr, altında durduğum ağacın dallarını hafifçe salladı. Dallardan düşen bir yaprak gözlerimin önünde süzülerek botumun ön kısmına yapıştı. Yeşil gözlerimi kaldırarak bahçesinde durduğum eve baktım.
💬
İki katlı evimiz dışarıdan bakıldığında canlı duruyordu ama içi terk edilmişti. Elimi göğsüme bastırdığım sırada bileğimi saran o ip geri çekildi. Her şeyin başladığı o yere geri dönmüştüm.
