💬

˚⊱🔮⊰˚
💬
🎧: Tavlı, Lure of Darkness 1
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
19. BÖLÜM
💬
“Yapboz”
💬
Bir tanrının bedeninden yayılan ışık daima iyiyi, güzelliği yansıtmazdı. Bazen aynaya bakarken görürdüm, izlerdim ışığımı; anlardım ışığımın kötülüğü simgeleyen değerli bir taş gibi parıldadığını.
💬
Hissettiğim düşmanlıktan mıdır bilinmez, Basilisklerin hep kötü bir ışıkla parıldadığını, enerjilerinin karanlık olduğunu düşünürdüm. Şimdi ay ışığının altında oturan Lior’u izlerken karanlığın yavaşça dağıldığını görebiliyordum. Yeni soyumuzun temiz, berrak enerjisi onu çevreliyordu. Buna dönüşüm diyebilir miydim? O da hissediyor muydu benim gördüğüm değişimi?
💬
Kapıyı kapattığımda hareket eden kolu durdu, velanın yaydığı mistik melodi kesilmiş olsa da sanki yankıları hâlâ odanın içindeydi. Bir süre hareketsiz bekledi, ardından başını sağa çevirip omzunun üstünden bana baktı. Aynı yerde durmuş ona bakarken göz göze geldik. Melodi gibi yaydığı ışık da kaybolmuştu, içerideki aydınlığın tek sebebi cam kubbeden içeri ışığını yayan aydı. Nedensizce bir şey söylemesini bekledim, daha doğrusu konuşacakmış gibi gelmişti ama o bunun aksine sessizce önüne döndü. Bacaklarının arasındaki velanın uzun sapını tutup ayağa kalktı ve velayı duvar kenarına bıraktı.
💬
“Zorlanıyorsun,” dediğimde yüzünü göremesem de kasılan sırtından gerildiğini anladım. “Akışına bırakmayı dene.”
💬
“Senden tavsiye isteyen olmadı,” dedi gerginliğini belli eden ses tonuyla. Ardından terasa açılan kapıya yaklaştı. Kapıyı açtığında ılık esinti içeri doldu. “Üzerimden varsayımlar yapma. Zorlandığım falan yok.”
💬
“Tabii kendini kandırmakta özgürsün,” derken bakışlarımı ondan ayırıp yatağa yaklaştım. Ben çalışanların yere bıraktığı koliyi kaldırıp yatağa bırakırken o ne yapıyordu bilmiyordum ama bakışlarının ağırlığını üzerimde hissedebiliyordum.
💬
Koliyi açıp içinden güldüğü çıkardığım sırada odadaki sessizlikten dolayı adım seslerini duyabildim. Yatağın daha önce uyuduğum kısmına otururken başımı kaldırıp Lior’a baktım. Gözleri kolideydi, yüzünde gergin, huzursuz olduğunu belli eden bir ifade vardı. İlk kez yüzündeki bu ifadelerin benden kaynaklı olmadığını hissediyordum. Garipti.
💬
“Lydia’nın defterinden not çıkarma işine yarın devam edeceğim. Zaten işime yarayacak kısımları not alıyorum, okuyarak ilerlediğim için de diğer kısımlar aklımda kalacaktır,” dedim günlüğün kalın kapağını açarken. “O yüzden bu gece günlüğü okumak istiyorum.”
💬
“İyi,” dedi sadece. Koliye yaklaştı, eliyle papirüsleri ve defterleri karıştırdı. Göz ucuyla ona bakarken günlüğün ilk sayfasını çevirdim. “Ben de Kara Süsenler neleri kayıt altına almış bir bakarım. Şu an ölü olsa da o şehrin tekrar canlanması gerekecek. İşleri nasıl ilerletmişler görmek gerek.”
💬
Başımı yavaşça salladım. “Bir yandan da şehri tekrar yaşanabilir hâlâ getirmek için çalışmaya başlanmalı. Bunun için sayımız az, yardım istemek en mantıklısı.”
💬
“Gerek yok,” deyince kaşlarımı çattım. Eğdiği başını kaldırınca göz göze geldik. “Uzun da sürse kendimiz hallederiz. Hem şu an insanları idare edebilecek güce sahip değiliz.”
💬
Aslında ben de yardım almak istemiyordum ama saraydaki çalışanları da hesaba katsak yirmi küsur kişiyle koca şehri eski haline getirmek çok uzun bir zaman isterdi. Lior’a da hak veriyordum, bu işi halletsek bile bir şehri idare edebilecek donanıma henüz sahip değildik. Ortam, daha doğrusu ikimiz arasındaki iletişim şu an sakin olduğundan üstelememeyi tercih edecektim. Elbette karşılık vermem gereken yerde verir, pasif kalmazdım fakat gerilimi ilk yaratan da olmaya niyetli değildim.
💬
Kalın bir defteri yatağın kenarına bıraktıktan sonra arkasını dönüp kapıya ilerledi. “İçecek bir şeyler alacağım,” diye açıklamasını beklemediğimden şaşırsam da bir karşılık vermeden sessiz kalıp günlüğün ilk sayfasındaki o cümleye baktım. Benim zehirli, kana bulanmış kaderim. Diğer sayfaya geçecektim ki Lior’un hâlâ çıkmadığını, sırtı dönük bir şekilde kapının yanında durduğunu fark edince göz ucuyla ona baktım. “İstediğin bir şey var mı? Ben çalışırken hareket edip dikkatimi dağıtırsan seni odadan atarım.”
💬
“Aman ne korktum,” derken yüzümde oluşan şaşkınlığı gizleyemedim. Neyse ki sırtı dönük olduğundan ifademi de göremezdi. “Arkadaşlarım muhtemelen beni bekliyordur, onlara işe erken başlayacağımı, odada olduğumu söylemen yeterli.” Belki de ondan bir istekte bulunmalıydım, böylece istemeden de olsa benim için bir şey yapmak zorunda kalırdı. “Ihlamur,” dediğim sırada kapıyı açtı. Omzunun üstünden bana baktı. “Ihlamur, içine de biraz bal eklesinler.”
💬
Ciddi ifadesi bir anlığına yok oldu, dudağının kenarında alaycı bir kıvrım oluştu. “Emredersiniz,” derken sesi de alaycı bir tondaydı. Dudaklarımı konuşmak için aralasam da konuşamadan odadan çıkmıştı. Gerçi konuşsam ne söyleyebilirdim onu da bilememiştim.
💬
“Budala,” diye homurdanarak bakışlarımı günlüğe indirdim ve sayfayı sert bir hareketle çevirdim. Sanki zihnimi dağıtabilirmişim gibi elimi başımın yanında sallayıp sayfada yazılanlara odaklanmaya çalıştım.
💬
‘Öleceği, yok olacağı, evrenden hiç var olmamış gibi silineceği günü dahi bilen bir tanrıçanın hayattan ne gibi bir beklentisi olabilir?’
💬
İlk cümlesi uzun uzun sayfayı izlememe neden oldu.
💬
‘Konuşup sohbet edebileceğim birileri var fakat her şeyi konuşabileceğim birine sahip değilim. Bu yüzden birçok kez tüyden kalemimi elime alsam da bugüne kadar bir kez bile yazmaya cesaret edemedim. Edemedim çünkü kendimi mürekkebe açmaktan bile korktum.’
💬
Diğer bir cümleye geçmeden önce, “Neden bu kadar yalnız hissediyordun ki?” diye mırıldandım kendi kendime.
💬
‘Tıpkı onu gördüğümde korktuğum gibi.’ Cümle kaşlarımı kaldırmama neden oldu. ‘Buzun yüzeyindeki kristallere benzeyen gözlerinin korkunç olmasından dolayı değil elbette. Sadece ne zaman onu görsem zamanından önce yok olacağımı hissettiğim için.’ Kimden bahsediyordu? ‘Yine tüm yasakları çiğneyip saraya sızmış. Mary’nin sevgilisi ne zaman gizlice saraya girse kız kardeşi ona yardım eder ama bana yardım edebilecek bir kardeşim ya da arkadaşım olmadığından hep panik yapıyorum. Mary’den yardım isteyemem çünkü onun buraya geldiğini o bile bilmemeli.’
💬
Kapı açılınca dikkatim dağıldı, içeri giren Lior’a baktım. Ellerinin boş olduğunu görünce kaşlarım çatılsa da arkasından içeri giren kadını görünce yüz ifadem değişti. Kadın kimseye bakmadan elindeki gümüş tepsiyi yatağın kenarına bıraktı ve yine ikimize de bakmadan odadan çıktı. Bana bakmamış olsa da yüzünün kızardığını fark etmiştim. Lior kapıyı kapattıktan sonra yatağa yaklaştı.
💬
Göz ucuyla bana bakarken gümüş tepsideki uzun, gümüş bardağı aldı. İçinde ne olduğunu göremesem de bardaktaki içecekten bir yudum aldığında çayım olmadığını anlamam zor olmadı. “Ne yazmış tanrıça?”
💬
Günlüğü açık bir şekilde kucağıma bırakıp geniş ağızlı fincanı tepsiden aldım. Ihlamurun kokusu ve çaydan yayılan buharla gözlerimi memnuniyetle kıstım. “Yalnızlığından bahsediyor. Bir de sanırım sevdiği bir adam varmış. Saraya gizlice girip çıktığından bahsediyor. Yasakları çiğniyormuş,” dedikten sonra çaydan bir yudum aldım. “Neden girmesi yasakmış anlamadım.”
💬
Lior yatağın kendine ait olan tarafına oturup kucağımdaki günlüğe baktı. Yine karşılaştığı bomboş sayfa olduğundan olsa gerek kaşları çatıldı. “İnsan olabilir mi?”
💬
Sorusuyla duraksadım. Olabilir miydi? “Bir tanrıçayla bir insanın ilişkisi mi?” diye sorarken kafamın karıştığı ses tonumdan da anlaşılabilirdi. “Bir felakete sürüklendikleri kesin. Belki de sebebi budur.”
💬
“Bir soyun ve koca şehrin sadece bu sebepten yok olacağını sanmam,” deyip odadan çıkmadan önce kenara bıraktığı kalın defteri eline aldı. “Hızlı okusan iyi edersin. Sadece tanrıçanın yaşadıklarından oluşan boş bir günlükse zaman kaybı olur.”
💬
“Nasıl okumak istersem öyle okurum,” dedim yan yan ona bakarken. Fincanı aramızda duran gümüş tepsiye bırakırken gözüm diğer defter ve papirüslerin yanında duran Lydia’nın defterine kaydı. Bir an aklıma gelen şeyle bakışlarım Lior’a çevrildi. “Sen Kara Süsen’in dört yüzyıl önce yok olduğu konusunda emin misin?”
💬
Lior beklenmedik soru karşısında durup yüzüme baktı. “Tam tarihi hatırlamıyorum ama o civarda bir şeydi.”
💬
“O zaman neden Lydia’nın defterinde soyun adı geçmiyor?” Uzanıp Lydia’nın defterini aldığım ve sayfaları hızla çevirdiğim sırada Lior sessizce hareketlerimi izledi. “Yok olmuş üç soyla ilgili bilgiler var ama Kara Süsen soyuyla ilgili bir şey görmedim. Ki bu yok olan soylar da dört, beş yüzyıl öncesinde yok olmuş. Zaman aralığı benzer. Lydia da neredeyse bin yaşında.”
💬
Lior gümüş bardağın kenarını alt dudağına sürterken gözlerini kıstı. “Soyla ilgili yaşanılanları kimse bilmiyor, belki not almaya değer bulmamıştır.”
💬
Başımı iki yana salladım. “Öyle bile olsa en azından soyun adı geçer, öncülerinden bahsedilirdi.”
💬
“Yerine oturan bir tane taş yok,” diye homurdanarak bardağı kenara bıraktı ve kucağındaki kalın defterin kapağını açtı. “Defteri verirken Lydia’ya sorarsın, şu an zihnimi bir de bunu düşünmekle yormayacağım.”
💬
“Suç bende ki sorgulamayı seninle yapıyorum,” dedim göz devirerek. Lior karşılık vermeden defterde yaşanları incelemeye başlayınca bir kez daha göz devirdim.
💬
Sırtımı yatak başlığına yaslayıp dizlerimi göğsüme çektim, günlüğü göğsüm ve bacaklarımın arasına koyduktan sonra fincanı elime aldım. Çayımı içerken günlüğü okumaya devam ettim. Bulmayı umduğum bir şey yoktu, yeni soyumuza fayda sağlayabilecek bir şey bulma ihtimalim de çok düşüktü ama yine de bu günlükte beni çeken bir şeyler vardı. Hatırası günümüze dek gelen tanrıçayı merak ediyordum.
💬
Gün içerisinde yaşadıklarından, sarayda neler yaptığından, yalnızlığından ve kaçamak buluşmalardan bahsettiği birkaç sayfanın sonunda dikkatimi çeken paragrafla gözlerim kısıldı.
💬
‘Yine de tek çocuk olmanın en büyük sorunu bu değil. Anne ve babam, Kara Süsen soyunun ilk tanrı ve tanrıçası. Tılsım odamızın anahtarı da onlar. Soyumuzun başka öncü aileleri olsa da odanın kapısını sadece onlar açabiliyor.‘
💬
“Lior,” deyip elimi yana atarak bacağını dürttüm. “Burada tanrıça, tılsım odasının kapısını sadece anne ve babasının açabildiğinden bahsediyor.”
💬
Bakışlarım Lior’a döndüğünde çatık kaşlarla bacağında duran elime baktığını görünce elimi hızla geri çektim. Lior’un gözleri yavaşça yüzüme çevrildi. Birkaç saniyelik bakışmanın ardından sanki söylediğim şeyi yeni idrak ediyormuş gibi ifadesi değişti. “Ne diyor?”
💬
Hafifçe öksürdükten sonra, “Anne ve babam, Kara Süsen soyunun ilk tanrı ve tanrıçası. Tılsım odamızın anahtarı da onlar. Soyumuzun başka öncü aileleri olsa da odanın kapısını sadece onlar açabiliyor,” diyerek cümleleri tekrarladım ve kaldığım yerden devam ettim. “Aynı şekilde ben de açabiliyorum. Babam bunun kan bağıyla ilgili olduğunu söylüyor. Uzun süredir kalbimde bir adamla yaşıyorum. Ailemin adını dahi duymaya tahammülü olmadığı bir adamla. Bir gün soyun kaderi için sevmediğim bir tanrıyla birlikte olmaktansa her şeyin yok olmasını göze alabilirim. Bu beni korkutuyor. Neden diğer soyların saraylarında böyle bir şey yok?”
💬
Lior dişlerinin arasından, “Siktir,” derken şaşkın bakışlarım hâlâ aynı sayfadaydı. “Devam et, başka ne diyor?”
💬
İşaret parmağımın ucunu sayfaya bastırırken, “Devamında başka bir konudan bahsediyor,” diye mırıldandım. Bakışlarım Lior’a dönünce göz göze geldik. Siyah gözleri sanki normalden daha büyük görünüyordu, yüzünde dehşetin ve öfkenin izleri vardı. “Asla.”
💬
“Asla,” diye tekrarladı. “Ucunda yok olacak olmam olsa bile.”
💬
“Aynen öyle,” deyip burnumdan sert bir nefes verdim ve önüme döndüm.
💬
Sayfa çevirme sesiyle onun da dikkatini elindeki deftere vermeye çalıştığını anladım. “Çok da gerekli bir bilgi değilmiş. Gerçekten önemli bir şey olmadığını sürece dikkatimi dağıtma.”
💬
“Benimle üstten üstten konuşmaya devam edersen dağılan kafan olacak,” dedim dişlerimin arasından. “Budala.”
💬
“İki oldu,” dediğinde ona bakmadım. Demek ki odadan çıktıktan sonra da ona budala dediğimi duymuştu.
💬
Çayım soğumuş olsa da içmeye devam ettim. Terasa açılan kapı aralık duruyordu ve gecenin serin rüzgârı odaya sızıyordu. Tanrısal bedenim soğuğu ve sıcağı normal insanlar gibi hissetmiyor olsa da serin rüzgâr beni ürpertmişti. Yaklaşık yirmi sayfa daha okudum, tanrıça yine kendinden ve yaşantısından bahsediyordu. Okuduğum son sayfada sitem vardı. Henüz adını bir kez bile geçirmediği o adam bir süredir yanına gelmediği için sitem etmişti.
💬
O adamdan bazen bir zaferiymiş, bazense mahkûmiyetiymiş gibi bahsediyordu. Birini sevmek böyle mi hissettirirdi?
💬
Bir süredir herhangi bir ses gelmediğini fark edince göz ucuyla Lior’a baktım. Defter açık bir şekilde göğsünün üzerinde duruyor, düzenli nefesleriyle inip kalkan göğsünde hareket ediyordu. Başı yastığa düşmüştü, gözleri kapalıydı. O kadar hareketsiz ve mimiksiz uyuyordu ki hareket eden göğsünü görmesem öldüğünü düşünebilirdim. Bakışlarımı ondan ayıracakken elimi kaldırıp kaşının üstündeki dövmenin olduğu kısmı kaşıdı, huzursuz bir mırıltı çıkardı. Bu çok kısa bir andı ama dikkatimin yeniden onun yüzünde yoğunlaşmasına yetmişti.
💬
Soyun akıbeti ne olurdu kestiremiyordum ama onun da benim gibi elinden geleni yapacağının farkındaydım çünkü söz konusu olan yalnızca kendi canı değildi. Ölümsüz değildik, bin yıl da yaşayabilirdik, on yıl da. Belki on yüzyıl geçerdi ama bir yerde soyun devamı için ardımızda birini bırakmamız gerekiyordu. Günlükte yazan buydu. Evlenmek bir noktada katlanılabilir olsa da çocuk fikri korkunç geliyordu. Başka bir yolunu bulamaz mıydık?
💬
Bakışlarım telaşa kapılmışım gibi hızla yüzünden ayrıldığında kaşlarımı çattım ve cam kubbenin ardındaki gökyüzüne baktım. Bir yanım ondan kurtulmayı çok istiyordu, diğer yanımsa kendim için değil, arkadaşlarım için korkuyordu. Gücümün farkındaydım, o olmasa bile bu soyu bir şekilde ayakta tutabilir, elimden gelen her şeyi yapabilirdim. Fakat onu oyun dışı bırakmanın dezavantajlarının da bilincindeydim.
💬
Yatakta bir hareketlilik oldu ve bacaklarıma doğru uzanan kolla donup kaldım. Şaşkın bir ifadeyle ona baktığımda yan döndüğünü, uykusuna kaldığı yerden devam ettiğini gördüm. Kolundan elbisemin kumaşını aşarak tenime yayılan sıcaklığı hissettiğim anda kolunu iterek apar topar yataktan kalktım. Ani hareketinden dolayı boş bardak ve fincan gümüş tepsinin içinde devrilmişti. Tepsiyi aldım ve yere bıraktım.
💬
“Hadsiz,” dedim dişlerimi sıkarken. Tanrıçaya ait günlüğü alıp kenara koyduktan sonra üzerimi düzelttim ve kapıya ilerledim. Buradaki işim bu gecelik bitmişti.
💬
Düzeni bir an önce oturtmalı ve bu mecburi ortaklığa son vermeliydik. Vermeliydik ki birkaç yüzyıl ona sabredebilmem daha kolay olsun. Odadan çıkarken aklım yine aynı noktada takıldı. Bu bağ, bizler arasındaki mevcut durumu etkiler, isteğimiz dışı bizi yakınlığa sürükler miydi?
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
Burnuma dolan çiçeklerin kokusu ve güneşin yüzüme vuran parlak ışığıyla huzuru hissettim, göz kapaklarım aralanırken kollarımı yavaşça kaldırarak esnettim. Derin bir nefes eşliğinde başımı yana çevirdiğimde gördüğüm yüzle irkildim. Bakışları bende olduğu için uyandığımı gördü, şaşkınlığıma düz bakışlarıyla karşılık verdi. Rüya mı görüyordum? Durumu idrak etmeye çalıştığım esnada ellerini arkasında birleştirip pencereye doğru ilerleyen tanrıyı izledim.
💬
“Senin burada ne işin var?” diye sordum şaşkınlığımı gizlemeden.
💬
“Ne kadar kaba bir soru?” diye soruma soruyla karşılık verdi. “Kızımın sarayına gelmeden önce haber mi göndermeliyim?”
💬
Kaşlarımı çatıp yavaşça doğruldum ve sırtımı yatak başlığına yasladım. “En azından uyurken rahat bırakabilirsin baba,” dedim ifadesiz bir sesle. “Seni erkenden buraya getiren şey ne? Beni özlemediğine eminim.”
💬
“Güne başlamadan önce neler yaptığınızı kontrol etmeye geldim,” deyip bedenini tekrar bana doğru döndürdü. Göz göze geldik. “Şehir için çalışmalara başlamayacak mısınız?”
💬
Uyurken bir yumağa dönüşmüş olan kıvırcık saçlarımı düzeltirken baygın gözlerle baktım. “Şu an daha önemli işlerimiz var,” dediğimde kaşları havalandı. “Hem uyanır uyanmaz bunları konuşmak istemiyorum.”
💬
Elini yavaşça sallayıp, “O zaman hazırlan ve kendine gel, yemek salonunda bekliyor olacağım,” dediğinde dişlerimi sıktım. “Diğerleri çoktan kahvaltı için salonda toplanmaya başlamıştı. Öncü olmak istiyorsan işe alışkanlıklarını gözden geçirmekle başla.”
💬
“Kendimi diğerlerine göre ayarlayamam,” deyip örtüyü iterek yataktan kaldığımda babam kaşlarını çatarak baktı. Muhtemelen bu hareketini uygunsuz ve saygısızca bulmuştu ama umurumda değildi. “Kaida hava aydınlanmadan uyanır, o zaman hiç uyumamam mı gerekiyor? Saçma.” Banyoya doğru sert adımlarla ilerledim. “Birazdan aşağıda olurum. Biraz bekleyebilirsiniz herhalde.”
💬
Banyoya girdiğimde, “Çocuk gibi davranmayı kes,” diye arkamdan seslense de karşılık vermedim. O da odada daha fazla durmamış, ben suyun altına girmeden önce kapıyı çarparak çıkmıştı.
💬
Güne huzurlu hissederek gözümü açtığımı mı söylemiştim? Babam tam da böyle zamanları mahvetmek için vardı. Bir yanım onu sıkıştırmak, huzursuz etmek istiyordu fakat işime çomak sokmasını da istemiyordum. Ki bence bir şeylerden şüpheleniyordu.
💬
Banyodaki işlerimi hallettikten sonra odaya dönüp elbiselerimden birini giydim. Lila rengi elbisemin etek kısmı volanlıydı, tam bir bahar elbisesiydi. Kalın askılarında küçük elmaslar vardı ve güneş ışığının altında güneşten daha parlak görünüyorlardı. Uzun, kıvırcık saçlarımı kendine getirebilmek beni biraz uğraştırsa da alnımın ortasına uzanan saç aksesuarımı takar takmaz odadan çıktım. Bir süre öncesinde her şey daha kolaydı. Elbiselerimi giymekle, saçımı şekillendirmekle hiç uğraşmazdım. Sihir odamın içinde gizliydi. En azından elmas tarağımı alamaz mıydım? Dudaklarım bükülürken merdivenlere yöneldim. Ortak odanın kapısına bakmamaya özen gösterdim çünkü nedense geceyi hatırlamak gerilmeme neden olmuştu.
💬
İkinci katta Taran’ı gördüğümde gülümseyerek, “Günaydın,” diye seslendim.
💬
Sesimi duyunca irkilerek bana baktı. Yüzünde yine aynı şaşkın ifade oluşmuştu. “G-günaydın efendim,” dediğinde gülümsemen genişledi. “Bir arzunuz var mı?”
💬
“Hayır, teşekkür ederim,” derken giriş kata uzanan merdivenlere doğru döndüm. “İş arasında kahvaltı yapmayı unutmayın.”
💬
“Unutmayız, teşekkürler,” dedi, şaşkınlığı sesine de yansımıştı. Garip bir adamdı ama ondan kötü bir enerji almıyordum.
💬
Ben giriş kata ulaşamadan arkamdan hızlı adımlarla gelen Duane, “Günaydın. Sesini duydum, kiminle konuşuyordun?” diye sordu.
💬
“Günaydın,” dedim arkadaşıma gülümserken. “Çalışanlardan biriyle. İyi bir genç adama benziyor.”
💬
Duane kaşlarını kaldırıp omzunun üzerinden arkamızda bıraktığımız kata baktı, bir şey söylemedi. Ta ki babamın yemek salonunun dışına kadar yayılan sesini duyuncaya dek. “Tanrı Cyril mı geldi?”
💬
“Gelmiş,” dedim memnuniyetsizliğimi belli ederek. “Gözümü açar açmaz onu görmek keyfimi çok kaçırdı.”
💬
“Kolay kolay uzak kalmayacağını biliyorduk,” dedi sesini alçaltarak. “Buraya yerleşmediğine şükretmelisin.”
💬
“Yok artık,” dedim abartışı bir mimikle.
💬
Yemek salonuna girince ikimiz de sessizleştik. Babamın ansızın gelişinden sonra beklemediğim iki şey varsa biri beraberinde annemi ve Arianwen’i de getirişi, diğeri ise babamın başköşeye oturmayışıydı. Bana gülümseyerek bakan annemle göz göze geldiğimde şaşkın ifademi hızla toparladım ve başköşenin iki yanına oturan aileme yaklaştım. Arianwen diğer köşede, Lior’un her zaman oturduğu başköşenin çaprazında oturuyordu ama Lior salonda yoktu.
💬
“Hoş geldiniz. Geleceğinizi bilmiyorduk,” dedim eğilip annemin yanağını öpmeden önce.
💬
Annem kolumu okşarken, “Sizinle kahvaltı yapmak istedik,” deyip göz ucuyla babama baktı. “Hem daha ilk günlerden sizi yalnız bıraktık sanmayın, en azından etrafınızda olduğumuzu bilin.”
💬
Gülümseyerek, “Elbette,” derken dişlerim dökülecekmiş gibi hissettim.
💬
Tam kendi sandalyeme oturacakken, “Morwenna,” diye seslenen Lior’un önce gür sesi salona yayıldı, ardından hızlı adımlarla içeri girdi.
💬
Bakışları beni nerede bulacağını biliyormuş gibi direkt yüzüme saplansa da ailelerin varlığını fark edince afalladı. Kendi annesine de dahil olmak üzere çatık kaşlarla bakarken, “Burada ne işiniz var?” diye sordu.
💬
Arianwen uyarıcı bir tonda, “Lior,” dese de oğlu aynı şekilde bakmaya devam ediyordu.
💬
“Misafirperveliğine ne oldu?” diye sordu alaycı bir ifadeyle.
💬
Lior ona bakmadı bile. Bakışları bana döndü. “Konuşmamız gerekiyor.”
💬
“Kahvaltıdan sonra,” dediğimde, “Şimdi,” demesi herkes gibi benim de dikkatimi çekmeyi başarmıştı. “Önemli.”
💬
“Tamam,” deyip yanına ilerledim. Lior salondan çıkarken içeridekilere ithafen, “Hemen geleceğiz, siz kahvaltınıza başlayın,” dedim.
💬
Ana girişte bekleyen Lior’a yaklaşırken gözüm elinde tuttuğu deftere kaydı. Her ne söyleyecekse gerçekten önemli olmalıydı çünkü bunu şu anki halinden anlayabiliyordum. Aksi halde bu şekilde bir üslupla beni çağırmasına vereceğim tek karşılık görmezlikten gelmek olurdu.
💬
Tam karşısında durup, “Bu kadar önemli olan ne?” diye sordum.
💬
“Yanlış şeyleri inceliyoruz,” deyince kaşlarım çatıldı. Defteri bana uzattı. “Kaldığım odanın olduğu koridorun sonunda bir oda var. Normal bir oda değil, arşiv gibi.”
💬
“Arşiv mi?” Defteri alıp kalın, sert kapağı kaldırdım. İlk sayfa boştu, diğer sayfayı çevirdim. “Kara Süsen’le mi ilgili?”
💬
“Burada yaşayanlar Kara Süsenler değilmiş,” dediğinde diğer sayfada yazanları okuyamadan şaşkın bakışlarım yüzüne uzandı. “Yani en azından bizden önce yaşayanlar.”
💬
Parmağımı sayfanın arasına sokup, “Bir saniye,” dedim. “Şimdi sen uyanır uyanmaz birden odaları karıştırmaya karar verdin, bir arşiv odası buldun ve bizden önce bu sarayda yaşayanların farklı bir soy olduğunu mu söylüyorsun?”
💬
“Deli miyim sabahın köründe odaları karıştırayım?” diye sorarken sesi öfkeli yükseldi. Göz ucuyla yemek salonuna baktı. “Dışarı gel.”
💬
Başka bir şey demeden saraydan çıkınca arkasından karmaşık bir ifadeyle baktım. Derdi neydi bunun? Defteri kolumun altına sıkıştırıp arkasından saraydan çıktım. Uzaklaşıyor olması gözümden kaçmadı, söyleyeceklerinin duyulmasını istemiyor gibiydi. Daha doğrusu ailelerin duymadını istemiyordu. Yeterince uzaklaştığı kanaatine varmış olmalı ki durdu, tam arkasında olduğumdan ben de aniden durmak zorunda kaldım.
💬
“Sabah diğer odaya geçerken ses duydum, sesi takip ettim,” deyip bana doğru döndü ve gözlerimin içine baktı. “Normal bir odanın aksine arşiv odasıyla karşılaşınca da durum daha garip geldi.” Elini uzatıp salladı. “Defteri ver.”
💬
Ses duymuş olmasının şaşkınlığını yaşarken defteri ona verdim. Onu oraya götüren şey bir ses miydi? “Nasıl bir ses?”
💬
Sanki bu önemsizmiş gibi sorumu yanıtlamadan, “Burada Cam Güve yazıyor,” dedi, defterdeki bir sayfaya parmağını bastırdı. Siyah gözleri belirsizlikle parıldıyordu. “Saraylar tek bir soya ait değildir, daha öncesinde birkaç soy da yaşamış olabilir. Burada yaşayan bir başka soy olabileceğini düşündüm ama…” Birkaç sayfa çevirdi, gözleri hızla sayfadaki cümleleri takip etti. “Odaların sırrını henüz çözebilmiş değiliz. Her iki odanın da kapısını açamadık. Ne zaman açmayı denesek saraydaki aksilikler çoğaldı, bu yüzden bu işin peşini bırakmak için her tanrımıza bir yemin ettirdik.”
💬
“Cam Güve. Bu adı Lydia’nın defterinde görmüştüm.” Defterden okuduğu cümleleri büyük bir şaşkınlıkla dinlerken yüzümde oluşan dehşet ifadesinin farkındaydım. “Tılsım odasının kapısını da mı açamamışlar?”
💬
“İki odayı da diyor,” dedi defteri sertçe kapatırken. “Bildiklerimizi hızlıca toparlayalım.”
💬
“Bizden önce Cam Güve soyu burada yaşıyordu o halde,” dediğimde başını salladı. “Onların açamadığı kapıları da biz açtık. O zaman tılsımlarını o odada değil, farklı bir yerde saklıyorlardı.” Tekrar başını salladı. “Uyuşmayan yerler var. Kara Süsen’in dört yüzyıl önce falan yok olduğuna eminsin. Lydia’nın defterinde de Cam Güvelerin dört yüzyıl küsur önce yok olduğu yazıyor.”
💬
Lior burnunun kemerini sıkarken düşünceli bakışlarını çimlere indirdi. “Bu karmaşada beni geren bir şeyler var,” diye mırıldandı kendi kendi. Ardından başını kaldırıp tekrar gözlerimin içine baktı. “Bunları oturup detaylıca konuşacağız ama öncesinde bizimkilere saray hakkında ne bildiklerini sorarız.” Başını çevirip saraya doğru baktı. “Kara Süsen’den de bodrumdaki arşivden de bahsetmeyelim.”
💬
“Bence de,” dedim. “Cevaplarına göre Cam Güve’yi öne süreriz. Ailelerimiz soy yok olduktan sonra doğmuş olsalar da en azından kimin yaşadığıyla ilgili bir şeyler biliyorlardır.” Saçımı arkaya doğru atarken gözlerim kısıldı. “Daha fazla savrulmadan her şeyi bir araya toplamak ve nasıl iletleyeceğimizin planını yapmamız gerekiyor yoksa işler daha da karışacak.” Kollarımı göğsümde bağlayıp saraya doğru ilk adımı attım. “Bu süreçte sana iyi davranacağım, korkma.”
💬
“Bu konuda nasıl endişelerim vardı anlatamam,” diye alay ederken beni takip etti. “Ayrıca eşini bu şekilde arkanda bırakman da hiç hoş değil. Hem gece uyuyakalmışım, yastığımı bile düzeltmeden kaçmışsın. Senin yüzünden boyun ağrısıyla uyandım.”
💬
“Sen uyurken boynunu koparmadığıma şükredeceğine,” dedim sertçe. “Hiç komik de değilsin ayrıca. Eş şakalarına devam edersen bir sonrakinde dilsiz uyanırsın.”
💬
Gözlerindeki muzip parıltı ve alaycı ifadesi beni daha da öfkelendiriyordu. “Sen beni böyle hep tehdit mi edeceksin? Üstelik ben sana gayet de iyi davranırken?”
💬
“Lütfettin budala,” dedim sevimsiz bir gülümsemeyle.
💬
Adımlarımı hızlandırdığımda arkamdan, “Üç oldu,” diyerek sesini yükseltti. “Saygısız bir eşsin! Boşanmamız yakındır.”
💬
“Hayır, bu adamın gerçekten sorunları var,” diye homurdandım kendi saçlarımı çekiştirme isteğimi bastırırken. Kesinlikle bu bir taktikti. Beni bu şekilde öfkelendirebildiğini fark ettiğinden bilerek yapıyordu.
💬
Öfkeden dolayı konuşulanları bir anlığına unutsam da yemek salonuna girerken tekrar zihnime doluştular. Ciddi uyuşmazlıklar vardı ve bazı kısımların bizi ilgilendirdiği çok aşikârdı. Cam Güveler açamadıysa biz nasıl açabilmiştik kapıları? Bu direkt bizi ilgilendiren bir konu olduğunu anlamamız için güçlü sebepti.
💬
Benim ardımdan Lior da salona girdi ve başköşelere yerleştik. Kimse yemeğe başlamamıştı, merakla bize bakıyorlardı. Genel sorular üzerinden gitmemiz gerekiyordu, bu sayede sanki onlardan da yardım alıyormuşuz, ihtiyacımız olursa onlara gidermişiz gibi görünürdü. Bizi de biraz rahat bırakmış olurlardı.
💬
Kahvaltımıza başladığımız sırada, “Bir sorun mu var?” diye sordu babam.
💬
Çatalı ağzıma götürmeden önce, “Lior bizden önce bu sarayda yaşayan soya ait arşivi bulmuş, onunla ilgili konuştuk,” diye yanıtladım sorusunu. Bakışlarım babama kaydığında kaşlarını kaldırdığını gördüm.
💬
Lior annesine, “Kimlerin yaşadığını hatırlıyor musun?” sorusunu yöneltince Arianwen’in yüzünü düşünceli bir ifade kapladı. “Sen doğmadan önce yok olmuşlar ama elbet haklarında bir şeyler duymuşsundur.”
💬
Arianwen, “Güveler,” dediğinde dikkatim anında ona yöneldi. “Cam Güve, değil mi Cyril?”
💬
Babam öksürünce gözlerim hızla ona çevrildi. “Evet, Cam Güve soyu yaşıyordu,” derken kaşları hafifçe çatıldı. “Onların arşividir muhtemelen. Sarayda ve şehirde işlerin nasıl yürütüldüğüyle ilgili bilgiler vardır, işinize yarar.”
💬
Arkadaşlarımın bana garip bir ifadeyle baktığının farkındaydım, bir açık vermedikleri için de onlara minnettardım. Duane elini masaya koyup, “Neden yok olmuşlar acaba?” diye sorarken bunu gerçekten merak ediyormuş gibi görünüyordu.
💬
“Satirler Menta ritüelinden sonra yok oldu,” dedi Edwin. “Belki onlar da yanlış bir şey yapmıştır.”
💬
Arianwen. “Lior, aslında sen bu hikâyeyi biliyorsun,” dediğinde Lior’un da benim gibi kaşları çatıldı.
💬
“Biliyor muyum?”
💬
Arianwen başını yavaşça salladı. “Babam sen küçükken sana soylarla ilgili hikâyeler anlatırdı,” dediğinde Lior’un gözleri kısıldı. Arianwen masadakilerin yüzüne tek tek baktı. “Sadece soy değil, soya bağlı halk da yok oldu. Soyun tanrıçalarından biriyle ilgiliydi sorun sanırım. Tanrıçanın annesi her ne yapıyorsa tüm soyun ve insanların yok olmasına sebep oluyordu.”
💬
Lior ile gözlerimiz birbirine saplandı. İyi de bu hikâye Kara Süsen’e ait değil miydi?
💬
Lior’un dişlerini sıktığını gerilen yanaklarından anladım. “Babam o kadar fazla hikâye anlatıyordu ki hepsini hatırlamam zor. Üstelik bazılarını uydurduğunu düşünüyordum.”
💬
Lior, “Babam asla yalan söylemez,” diyen annesine pürdikkat baktı.
💬
Tanrı Cyril, “Basilisk günlüğünden bir şey çıktı mı?” diye sorunca gerilimi hissettim. Ayrıca gelir gelmez odamda bana şehri sorması da garipti. Düğünden önce ona kendi halkımızı oluşturma fikrimi söylediğimde nasıl gerildiğini hatırlıyordum.
💬
Lior çayını içerken, “İnsanlara haber gönderilmesi gerekiyor,” dediğinde masadakiler ona baktı. “İnsanlar bağlı oldukları soydan memnun değilse ya da yer değiştirmek istiyorsa bize katılabilirlermiş.”
💬
“Demek öyle,” dedi babam. “Bunun için önce şehri yaşanabilir hale getirmeniz gerek. Kimse o harabede yaşamak istemez.”
💬
“Elbet halledilir,” dedi annem elini masanın üstünde duran elime bastırırken. “Daha çok tazeler, birkaç günde her şeyi düzene sokamazlar.”
💬
Lea, “Basilisk soyu kaç yüzyıl önce oluşmuştu?” diye sordu.
💬
“1981,” deyince Josh, Lior ile aynı anda, “1991,” diye düzelttik.
💬
Benim de cevap vermem ailemin dikkatini çektiğinden, “Lydia bana bir defter verdi,” diye açıkladım. “Defterde soylar ve soylarla ilgili yüzeysel bilgiler var.”
💬
“Soyumuz köklüdür,” dedi Arianwen. Bana olan bakışları hâlâ ilk günkü kadar sertti. İğreniyormuş gibi bakıyordu. Oğluna döndü. “Atalarımıza ait günlüğe herhangi bir zarar gelmesin. Dikkatli ol.”
💬
Lior’un, “Atalarımız,” derken dudağının kenarı yukarı kıvrılmıştı. “Atalarımız, soyun oluşumundan bir hafta sonra ava çıktıklarını da yazmış.” İşte bu benim de ilk kez duyduğum bir şeydi. Yeni mi öğrenmişti yoksa söylememiş miydi anlamadım.
💬
Babam bardağına uzanırken, “Av mı?” diye sordu. Ona baktığımda mavi gözlerinde bir pırıltı gördüm ve o pırıltı babama dikkat kesilmeme neden oldu.
💬
Lior, “Soy öncüleriyle birlikte ava çıkmışlar,” derken gözlerini babama dikti. “Yedinci günün gecesi Samur Ormanı’na siyah ceylan gelirmiş. Yeni soy öncüleri ceylanı var, diğer soyun avladığı hayvanlarla birlikte ertesi akşam ziyafet düzenlerlermiş.”
💬
Lumi yüzünü buruşturdu. “Hayvan avlamanın ne gibi bir anlamı olabilir soy için?”
💬
Lior, Lumi’ye baktı ve “Siyah ceylanın kanı döküldüğünde yeni soy toprağa varlığını gösterir, yeni bir soyun doğduğunun haberini verirmiş,” dedi. “Yeşilbudak törenlerinde neden kan dökeriz? Topraklarımızın verimi artsın, insanlar da bizler gibi verim alabilsin diye.” Sakince açıklıyor oluşuna Arianwen bile şaşırmıştı. “Bu da biz de varız, biz de geldik demek gibi bir şey.”
💬
“Diğer soylara da bunu göstermek gerek,” dedi Arianwen. “Sizi de kendilerinden saymalı, ciddiye almalılar. Her ne kadar şu an herkes barış içindeymiş gibi görünse de ne zaman ne olacağı belli olmaz.” Son cümlesiyle babamın omuzlarının dikleştiğini fark ettim. “Gücü baştan ele almalısınız yoksa Satirler gibi anılırsınız.”
💬
Lior alaycı bir ifadeyle annesini dinliyordu. “Merak etme, bence hepsi bizim yeniyetme tanrılar olmadığımızın farkında,” dedi. “Sonuçta onların da arkasını toplayan bizdik.”
💬
“Kendine pay çıkarma,” diyerek araya girdiğimde kaşlarımı kaldırması pişman olmama neden oldu çünkü zevzeklik yapacağını hissettim.
💬
“Karı koca arasında kimin neyi ne kadar yaptığının lafı mı olur?”
💬
Annem aniden öksürürken dişlerimi sıktım, yüzümde öfkenin ateşini hissettim. Babam kaşlarını çatarken Arianwen’in yüzünde mimik oynamadı. Tabağıma yaslı duran bıçağı tutup çevirdim ve hızla ona doğru fırlattım. Bıçağın sivri ucu alnına değmeden önce hızlı bir refleksle bıçağın sapını tuttu, sinsi bir sırıtışla yüzüme baktı.
💬
“Tılsım için güvenli bir oda ayarladınız, değil mi?” diye soran babamdı.
💬
Lior aynı sinsi gülümsemeyle babama bakıp, “Evet, sadece bizim açabildiğimiz bir odada,” dediğinde babamın duraksadığını gördüm.
💬
Annem, “Sadece sizin açabiliyor olmanız ileride sorun yaşanmasına neden olabilir,” derken göz ucuyla babama baktı.
💬
“Özellikle yaptığımız bir şey değil,” dediğimde annem kaşlarını çattı. “Bodrumdaki odaya koyduk, sonra da kapısını sadece bizim açabildiğimizi fark ettik.”
💬
Arianwen karmaşık bir ifadeyle oğluna baktı. “Bunun bir anlamı olmalı. Saraya özel bir durum mu?”
💬
Lior ile bakışlarımız aynı anda babama çevrilmişti ve bu bilerek yaptığımız bir şey değildi. Babam bakışların ona dönmesinin yarattığı rahatsızlığı gizlemeye çalışırken, “Diğer saraylarsa böyle bir durum olduğunu duymadım. Belki de Cam Güvelerden kalan bir şeydir,” demekle yetindi.
💬
Josh düşünceleri bakışlarını kuzeni Lior’a dikti. “İkinize de bir şey olursa ne olacak?”
💬
Lior bir süre Josh’ın yüzünü inceledi. Sonra ciddi bir ifadeyle, “Arşiv odasına bakacağız. Bu konuyla ilgili bir bilgi çıkacaktır,” dedi. Aslında biz bu konuyu farklı bir kaynaktan öğrenmiştik ama Lior bunu da saklamayı tercih ediyordu.
💬
Kendi çevresine de güveni yok muydu? Josh’ın da çoğu şeyden haberinin olmadığını düşünüyordum.
💬
Kahvaltıdan sonra babam arşiv odasına birlikte bakmayı teklif etse de Lior direkt reddetmiş, konunun dışında kalmaları gerektiğinin altını çizmişti. Ailelerimiz saraydan ayrılırken Arianwen’in Josh’ı da yanında götürmesi tıpkı Lior gibi benim de dikkatimden kaçmadı. Onların tarafında bir soğukluk vardı, hepsi bir sınır çizmiş gibi görünüyordu.
💬
Lior arşiv odasını karıştıracağını söyleyince ben de arkadaşlarımla kaldım. Bu durumla o ilgilenebilirdi, zaten önemli bir şey olacak olursa bana söylerdi. Bugünkü tavrından bunu daha iyi anlamıştım. Artık o da bazı noktalarda birlikte hareket etmemiz gerektiğini kabullenmişti. Muhtemelen ava çıkma kısmı herkesi ilgilendirdiği için diğerlerinin yanında söylemişti.
💬
Çimlerdeki büyük minderlerde otururken Lydia’nın defterinden not çıkarma işine devam ettim, bir yandan da arkadaşlarımın sohbetini dinliyordum. Cam Güve soyu da konuya dahil olduğu için onlarla ilgili bilgileri de not aldım. Günümüze dek yaşanan önemli olayları, çıkan kargaşa ve savaşları, soylar arasında yaşanan husumetleri ve getirilerini, gözüme takılan her noktayı papirüslere aktardım. Hızlı hareket ettiğim için çoğu aklımdan çıkacaktı, bu yüzden boş bir vakitte oturup hepsini tek tek okumayı düşünüyordum.
💬
Gözüm bir ara gruptan ayrılan, bahçede yürüyerek gülüşen Kaida ve Duane’e takıldı. Gülümsemeden edemedim. Her şey o kadar üst üste gelmişti ki birbirlerine çıkan yolu bulabilmeleri için zaman kaybetmişlerdi. Artık daha sakin bir yerde, daha çok bir arada olacaklardı ve eminim ki bu aralarındaki ilişkiyi etkileyecekti. Duane’in artık harekete geçmesini, kendini saklamaktan vazgeçmesini istiyordum.
💬
Gülümsemeye devam ederken bakışlarım etrafta dolandı ve sarayın girişindeki hareketlilik dikkat çekti. Eski Basiliskler saraydan çıkarken Lior’un da onları takip ettiğini, sessizce parmaklarının arasındaki bıçağı çevirdiğini gördüm. Parmaklarının bazı kısımlarında mürekkep lekeleri vardı. Bakışlarım ondan ayrılıp kendi ellerime, parmaklarımdaki mürekkep lekeletine indi. Belli ki onun da aldığı notlar olmuştu.
💬
Defterdeki son sayfayı da gözden geçirdikten sonra işi bitirmenin rahatlıyla derin bir nefes aldım. Güneş henüz batmasa da gökyüzü koyu kızıl bir tona bürünmüştü. Edwin, Lea’yı kovalıyor, Lea kahkahalarıyla bahçeyi inletiyor, Lumi onlara yan yan bakarken Callum kopardığı çiçekleri Duane ve Kaida’ya doğru fırlatıyordu. Basiliskler ise bir köşede oturmuş arkadaşlarıma bakıyor, onların bu hallerini garip bir ifadeyle izliyorlardı.
💬
Lior’un sırtını ağaca yaslamış otururken gözlerini bana diktiğini ona bakana kadar fark etmemiştim.
💬
Bakışlarına kaşlarımı çatarak karşılık versem de sanki dalmış gibiydi, daldığı yerde de ben vardım. Rahatsız hissettiğimden eşyalarımı toplayarak ayaklandığımda onun da bakışları hızla benden uzaklaştı, daldığı düşüncelerden çıktığını fark etmek zor olmadı. Herkesi arkamda bırakıp saraya girdim, üst kata çıkacakken merdivenlerden inen Taran’ı görünce adımlarım durdu.
💬
Taran baş selamı verdiğinde elimdekileri ona uzatıp, “Bunları büyük odaya götürür müsün?” diye rica ettim.
💬
Bir an panikleyerek ellerine baktı, ardından aynı garip ifadeyle, “Ellerim kirli efendim, başka birini göndereyim,” deyince duraksadım. Bakışlarım ellerine kaydı.
💬
Tam sorun olmayacağını söyleyecekken bana konuşma fırsatı vermeden merdivenlere yönelince ve hızla basamakları çıkınca arkasından bakakaldım. O sırada koridordan çıkan insanlardan birini durdurup, “Tamam Taran, birini çağırmana gerek yok,” diye seslendim arkasından.
💬
Durdurduğum çalışan bir bana bir merdivenlere doğru baktıktan sonra, “Bir şey mi istemiştiniz?” diye sordu.
💬
“Bunları büyük odaya götür,” derken bakışlarım yanımdaki kadına çevrildi. “Bir de Taran,” dedim. “Sizinle birlikte gelen genç adam. Onunla ilgili herhangi bir sorun mu var?”
💬
Kadın bir süre soruma anlam vermeye çalıştı. “Taran,” derken kimden bahsettiğimi düşünüyor gibiydi. “Herkesi tam olarak tanıyor değilim. Bahsettiğiniz kişi Basilisk şehrinden gelmişse muhtemelen hiç sohbet etme şansım olmamıştır.”
💬
Başımı yavaşça sallayıp, “Haklısın, olabilir,” diye mırıldandım.
💬
Kadının yanından ayrılacakken, “Sizin için göl kenarındaki ıhlamur ağacından da yeni yapraklar topladık,” deyince adımlarım durdu. “Tanrı Lior, mutfaktaki ıhlamurların değişmesini istemişti. Söylediğine göre nemlenmişler. Sanırım sizin için değiştirilmesini istedi, dün çay istemiştiniz.”
💬
Her bir cümlesi kaşlarımın biraz daha sert çatılmasına, damarlarımın gerilmesine neden oldu. Başta neden böyle davrandığını sorgulayacak gibi oldum ama sonra aklıma insanların, tanrılar arasındaki husumetlere dahil edilmediği, onların yanındayken her şey yolundaymış gibi davrandığımız geldi. Ki çoğu aramızdaki gerginliğe birçok kez şahit olmuştu. Lior bunu düzeltmeye çalışıyor olabilirdi.
💬
Gülümseyerek kadına bakıp, “Evet, ıhlamur severim,” dedim ve utanmış gibi davrandım. Kadın kıkırdadığında yanaklarımın kızardığını anladım ama o bunu kendi isteğimle yaptığımı, tamamen rol olduğunu fark etmedi. “Bu akşam tekrar yaparsanız hayır demem.”
💬
Kadın başını hızla sallayıp gülümsedi ve “Tabii ki,” dedi.
💬
“İki tane olsun.”
💬
Başımı çevirip sesin geldiği yöne, kapı eşiğinde duran Lior’a baktım.
💬
Kadın, “Sizinkine de bal eklememizi ister misiniz?” diye sorduğunda Lior bakışlarını yüzüme çevirdi ve gözlerimin içine bakarken, “Olur,” diye yanıtladı.
💬
Bedenimi Lior’a doğru çevirdiğim esnada kadın yanımızdan ayrıldı. Şimdi Lior’la karşı karşıyaydık ve yaklaştığı için aramızda birkaç adım kalmıştı. “Ne yapıyorsun?” diye sorduğumda adımları durdu.
💬
Kaşlarını kaldırarak, “Ne yapıyormuşum?” diye soruma soruyla karşılık verdi. “Yoksa sana özel bir içecek miydi?”
💬
“Bundan bahsetmediğimi anlayacak kadar zekisindir herhalde,” dedim alaycı bir tavırla ama göğsüme ağır bir taş çarpmış gibi hissediyordum.
💬
“İnsanlarımıza ne kadar uyumlu bir çift olduğumuzu gösteriyorum,” derken yüz ifadesi ciddileşti. “Burası onlar için de huzurlu ve mutlu olabilecekleri bir yuva olmalı, değil mi?”
💬
“Her neyse,” deyip sesli bir nefes verdikten sonra uzaklaşmak için sırtımı döndüm ama kolumu tutarak beni durdurdu.
💬
Dokunmasının yarattığı gerginlikle ona dönecekken zihnim bir anda fırtınaya yakalanmış, hortum tarafından yutulmuş gibi kuvvetli bir çekime uğradı ve kendimi Lior’un zihnine çekilirken buldum. Ona dokunmamıştım, bana dokunan oydu ve zihnine girme gibi bir isteğim de olmamıştı. Şaşkınlıkla bulunduğum ortama baktığımda yine aynı sarayda olduğumuzu fakat içinde değil, sarayın arkasındaki gölün kenarında durduğumu fark ettim. Kendi etrafımda dönerek neden burada olduğumu anlamaya çalışırken sarayın aralık duran kapısının kenarına gizlenmiş Lior’u gördüm. Sonra bakışlarım bakışlarını takip etti ve göl kenarındaki ağaçlardan birinin kenarından görünen babamın bedenini gördüm.
💬
Lior, gizlice babamı izliyordu.
💬
Tekrar Lior’a bakacakken, “Nasıl olur?” diye soran babamla dikkatim üzerinde yoğunlaştı. Kiminle konuşuyordu? Bunu anlamak için birkaç adım ilerledim.
💬
Karşısında biri yoktu, yine boşlukla mı konuşuyordu?
💬
“Duyduğunu biliyorum,” derken bu kez sesi öfkeli yükseldi. “Bana bir cevap vermen gerekiyor!” Sıktığı yumruklarını salladı. “Bana o kapıyı nasıl açabildiklerini söylemen gerekiyor!”
💬
Donup kaldım. Ardından başım hızla Lior’a döndü ve onun da kafasının karıştığını, karmaşık bir ifadeyle babama baktığını gördüm. Sonra başka bir kapıdan annem çıktı ve babama seslendiğinde babam panikle ona baktı. Lior ise çoktan gözden kaybolmuştu.
💬
Gözlerimi açıp kapattığımda âna döndüm. Lior’la göz gözeydik. Bana o anı göstermek isteyen o muydu yoksa tamamen tesadüfi miydi anlamaya çalışırken, “Gördün,” dedi. “Kapıdan bahsetti. Açılmadığını nereden biliyordu?”
💬
Dudaklarımı aralayamadım, ne diyeceğimi bilemedim. Kafamın içindeki uğultu o kadar büyüktü ki kelimeleri bir araya toplayamıyordum. Haklıydı. Babam bunu nereden biliyordu? Cam Güve soyu kapıyı açamadıklarını kayıt altına almıştı. Bu bilgiye ulaşmak için daha önce arşive girmiş olması gerekirdi. Diğer her ihtimal başımıza yeni bir sorun açabilirdi.
💬
“Baban, Morwenna,” dedi Lior siyah gözlerini yüzüme dikerek. “Babanın sakladığı şeyler var ve nasıl yaparsın bilmem ama öğrenmek zorundasın. Aksi halde ben zorla öğrenmenin bir yolunu bulurum.”
💬
˚⊱🔮⊰˚
