💬


💬
🎧: Skapova, Yalnız Başıma
💬
🎧: Bad Omens, Just Pretend
💬
Kalın fon perdelerin arasından sızan, direkt gözlerime vuran güneş ışığıyla yüzümü buruşturup elimi gözlerimin üzerine kapattım. Başımdaki yoğun ağrının sebebi güneş değil, dün akşam maruz kaldığım gürültüydü. Güneşten gizlenmek için sırtımı pencereye döndüm, kısık gözlerle tam karşıya baktım. Tibet’ten aldığım mesajın üzerinden bir hafta geçmişti. Bu bir haftada planladığı gibi aşama atlamıştık. Sürekli bizi görmeleri bir noktada göze batacağından, Tibet bazen tek başıma da onlarla karşılaşmam gerektiğini söylemişti. Ben de öyle yapmıştım.
💬
Beş gün önce Tibet bana bir mağazanın adresini vermiş, ben de o mağazaya gitmiştim. Irmak’ın olduğu mağazada, normalde mağazada kalacağım süreden daha fazla kalmış, onun varlığını fark etmemişim gibi kendimi ona göstermiştim. Beni gördüğünü, izlediğini biliyordum. Üç gün önce de Görkem’in arkadaşlarıyla kahvaltı yapmak için gittiği bir kafeye gitmiş, Hanzade’yle birlikte orada kahvaltı yapmıştım. Arkadaşımın hiçbir şeyden haberi olmasa da Görkem’in göz hapsinde olmak beni germişti.
💬
Dün de Irmak’ın bizi yatta birlikte görmesinden sonra ilk kez Tibet’le beraber dışarı çıkmıştık. Hedef yine Görkem’di. Evet, ortamdaki gürültü beni fazlasıyla zorlamıştı ama en çok zorlayan, eğleniyormuş gibi görünmeye çalışmak, gülmekti. Kanıma dokunan bu durum bütün geceyi banyoda geçirmeme, halsiz düşene kadar kusmama neden olmuştu. Bu geçen bir haftada kustuğum tek an o gece değildi. Kalbim o an çarptığı gibi çarpmaya başladığında uykulu gözlerimi sıkıca yumdum, o günün tekrar zihnimde canlanmasına engel olamadım.
💬
Batmak üzere olan güneşin kızıl ışığı hafifçe dalgalanan denize vururken gözlerimi Tibet’in sırtından ayırmamaya çalıştım. Deniyordum, kendimi zorluyordum, denize katlanabilmek için çaba sarf ediyor, en büyük korkumla başa çıkmaya çalışıyordum. Adımlarım yavaşladı, tökezleyince dengemi koruyabilmek için yumruklarımı sıktım. Birkaç gün önce onunla şu an birkaç metre ilerimizde duran yata binmiş, denize açılmıştım. Kendimi nasıl sıktığımı hatırlıyordum, düşünmemek, plana odaklanmak için bütün gücümü kullanmıştım. O kadar güç harcamıştım ki artık kendime güvenmiyorum.
💬
“Daha fazla yapamayacağım,” diye fısıldadım güçsüz bir sesle. Sarsaklandım, yönümü değiştirip sağa doğru, denizden uzağa yürümeye başladım. Tibet’in bakışlarının bana döndüğünü fark etsem de ona bakamadım, gözlerimin önü kararıyordu. “Bu çok fazla.”
💬
“Sorun ne?” diye seslendi Tibet. Ona bir cevap vermeden ilerlemeye devam ettiğimde o da adımlarının yönünü değiştirip peşimden geldi.
💬
“Yapamayacağım,” diye sayıklamaya devam ettim. İçimden sayıklıyormuşum gibi gelse de sesli dile getirdiğimin farkındaydım. Görüşüm tamamen bulanık bir hal aldığında adımlarım da boşluğa düştü. “Denedim.”
💬
Adımlarım gibi bedenim de boşluğa düşüyormuş gibi hissettiğim sırada kulaklarıma dolan dalga sesleri şiddetlendi, bir kol belimin etrafını sardı. “Niran,” dedi, sesi zihnimdeki dalga seslerine karıştı. “İyi misin?”
💬
Kapanan gözlerimi araladığımda gökyüzündeki kara bulutları gördüm. Dizlerimin üzerine düşmüştüm, belimi kavrayan kolu tamamen yere serilmemi engelliyordu. Midem fokur fokur kaynarken boğazıma yükselen acı tatla yüzümü buruşturup, “Midem,” diye sızlandım. O tekrar bir cümle kuramadan aniden ileri atılıp eğildim, gözlerim dolarken öğürme isteğine engel olamadım.
💬
Aniden öğürmeye başlamam onu da panikletmiş olmalı ki belimde duran elinin baskısı arttı. Titreyen ellerimi sertçe yere bastırıp öğürürken gözlerimden akan yaşlar da yağmur gibi yere damlıyordu. O da benim gibi dizlerini yere bastırırken öne düşen atkuyruğu şeklinde bağladığım saçlarımın ucunu geri çekti. Deniz görmek istemiyordum. Suya bakmak, suya dokunmak, tenime suyun değmesini bile istemiyordum. İki kez o yata binmiştim, ikisinde de babam için katlanmıştım ama artık yapamazdım. Suya yaklaştıkça kulaklarımdaki o sesler şiddetleniyor, delirecekmişim gibi hissettiriyordu.
💬
Bir kez daha öğürdükten sonra, “Yapamayacağım,” dedim pürüzlü sesimle. Bedenime yaslı duran bedeninin gerildiğini hissettim. “Yata binmek istemiyorum.”
💬
Geri çekilip, “Bekle burada, su getireceğim,” dediğinde bir tepki vermeden gözlerimi sıkıca yumdum. Yanımdan uzaklaştığını adım seslerinden anlayabiliyordum.
💬
Midem bir yanardağın ağzındaki lav çukuru gibi fokurdamaya devam ederken zorlukla doğruldum. hâlâ dizlerimin üzerinde, dağılmış bir şekilde duruyordum. Yanımda duran çantama uzandım, çantanın fermuarını açıp içinden küçük ıslak mendil paketini çıkardım. Ben ıslak mendille dudaklarımı sildikten sonra sertçe ellerimi ovarken Tibet koşar adımlarla bana yaklaşıyordu. Bir an önce buradan uzaklaşmak, gitmek istiyordum. Öğürmelerim kesilse de gözyaşlarım durmadan akmaya devam ediyordu. Evet, güçlü durmaya çalışıyordum ama bedenim tam tersi tepkiler vermeye başlamıştı.
💬
Ayaklanacağım sırada Tibet beni durdurup, “Yüzünü yıkasan iyi olur,” diyerek tek dizini yere bastırdı. Su şişesinin kapağını hızla çevirerek açtı. “Avuçlarını uzat.”
💬
Titreyen ellerimi birleştirip ona doğru uzattım. Dikkatli bakışlarının yüzümde olduğunu biliyordum, ne gördüğü umurumda değildi ama bu halde olmaya katlanamıyordum. Avuçlarıma döktüğü soğuk suyu yüzüme çarptım. Tekrar uzatmamı söylediğinde reddetmedim ve birkaç kez daha bu işlemi tekrarladım. En sonunda geriye doğru yıkılır gibi kendimi bıraktığımda, yerde oturmuş, yüzümden sular akarken ileriyi izliyordum.
💬
Su şişesinin kapağını kapatırken, “Sorun yok,” dedi sakin bir sesle. Şişeyi kenara bıraktıktan sonra bana peçete uzattı. “Yata binmek zorunda değilsin.” Göz ucuyla ona baktıktan sonra uzattığı peçeteyi aldım, peçeteyi ıslak yüzümde gezdirdim. “Her zaman bir şeylerin üzerine yürüyerek onları yenemeyiz.”
💬
Islanan peçeteyi avucumda sıkıştırıp, “Eve gitmek istiyorum,” diye mırıldandım.
💬
Elini yerde duran dizine bastırıp ayaklanırken, “Seni eve bırakayım o halde,” dedi, ses tonunda anlayış vardı.
💬
Yerdeki çantamı alıp ayaklanırken yalpalayınca kolumu kavradı, doğrulmam için destek oldu. İki ayağımın üzerinde sağlam bir şekilde durunca, “Teşekkür ederim,” deyip bir adım geri çekildim.
💬
Bir şey söylemeden elini geçmem için ileri doğru uzatıp beni yönlendirdi. Arkama bakmadım, bakarsam tekrar öğürmeye başlardım. Adım attıkça ve denizden uzaklaştıkça hızla çarpan kalbim de duruldu. Kulaklarımdaki dalga sesleri tamamen kesilmese de azalıyordu, yaşamaya devam edebilmem için azalması gerekiyordu. Tibet’in gözleri sık sık yüzüme dokunsa da ona bakamadım. Her şeyin farkındaydı, bu sorun değildi, soru sormasa yeterdi.
💬
O anların içinden hızla çekilip şimdiye döndüğümde sertçe yutkunmadan edemedim. Doğrulup birbirine girmiş, dağılmış saçlarımı geriye ittim. Aynı zamanda bu süreçte babaannemle birlikte annemi de ikna edebilmiştik. Bugün yola çıkacaklardı, annem ve kardeşimi havaalanına bırakacaktım. Babaanneme bırakmayı teklif etmiştim ama halam ve çocukları da gideceği için herkesi bir arabaya sığdıramazdım, üstelik Nevide abla da vardı, bunu bildiğinden reddetmişti. Odamın kapısı tıklatıldı, ardından kapı açıldı ve Melin başını içeri uzattı.
💬
“Uyandırmaya gelmiştim ama uyanmışsın,” dedi içeri girerken.
💬
Parmaklarımı saç diplerime bastırıp, “Yeni uyandım,” dedim uykulu bir sesle.
💬
Yatağın kenarına oturup bana doğru döndü. “Senin gelmen çok sürer mi?”
💬
“Duruma göre,” diye açık uçlu bir cevap verince kaşları çatıldı.
💬
“Bir şeylerin peşinde koşacağın belli,” dediğinde gözlerimi yüzüne diktim, omuz silkti. “Bizi düşündüğünün farkındayım, tıpkı bizi göndermeye çalıştığının farkında olmam gibi.”
💬
“Sizi göndermeye çalışmıyorum,” dediğimde gözlerini devirdi.
💬
“Ne kadar kaybedecek gibi hissetsem de aklım hâlâ yerinde, Niran.” Bana doğru yaklaşıp dikkatle yüzüme baktı. “Kalmak istiyorum ama ben kalırsam annem tek başına gitmez. Patlamayla ilgili seni rahatsız eden bir şeyin olduğu ve senin de bunu öğrenmek istediğin ortada. Zorluk çıkarmamak için annemle gideceğim ama senin de başını belaya sokmayacağına dair bana söz vermen gerekiyor.”
💬
Söylediklerini reddetmeyip, “Başımı belaya sokmayacağım,” dediğimde dudaklarını birbirine bastırarak başını salladı.
💬
“Okul işini ne yapacağız? Annem bu konuda da endişeli,” dedi durgun bir sesle. “Şu an devam etmek istemiyorum, devam etsem bile hiçbir şeye odaklanamam, başaramam.”
💬
Elimi omzuna koyup omzunu yavaşça okşadım. “Bunu dert etme, hallederiz. İstiyorsan bir dönem, istiyorsan iki dönem gitme. İyi hissettiğin zaman hepsini telafi edersin.” Derin bir nefes alıp elimi koluna doğru kaydırdım. “Ben de sizi bıraktıktan sonra gidip öğrenci işleriyle konuşacağım, en azından bu dönemi dondurabilirim. Durumdan haberdarlar zaten.”
💬
Aldığı nefesle omuzları çöktü. “Babaannem mezarın Artvin’de değil de burada olmasına üzülüyor.”
💬
“Şartlar böyle gerektirdi,” dedim, o şartların ne olduğunu biliyorduk ve bu hatırladıkça bizi yaralayan bir detaydı. “Gidip bir şeyler yiyelim.” Yastığın kenarında duran telefonu alıp ekrana baktım. “Beş saat var, iki saat sonra çıkmamız gerek.”
💬
“Tamam,” dedi yataktan kalkarken. “Ben kahvaltıyı hazırlarım, annem Nevide ablayla birlikte mutfaktaydı zaten.”
💬
“Ben de bir duş alıp gelirim.”
💬
Melin odadan çıktığında ben de yataktan kalktım. Bornozumu ve saç havlumu alıp banyoya girdim. Duşa girmeden önce dişlerimi fırçalayıp saçlarımı taradım. Saçım karışıkken duşta bana zorluk çıkarıyordu. Duşumu alıp banyodaki işlerimi hallettikten sonra odama döndüm. Parkeler sıcak olsa da gardırobun önüne gelene kadar buzların üstünde yürüyormuş gibi hissetmiştim.
💬
Saçlarımı kurutup kıyafetlerimi giydiğimde hazırlığım tamamlanmıştı. Elimden geldiğince acele etmeye çalışıyordum çünkü neredeyse bir saat geçmişti bile. Giydiğim koyu yeşil kazağın kollarını yukarı sıvadım, deri, şişme montumu ve çantamı alıp odadan çıktım. Alt kata inip mutfağa geçtiğimde Nevide abla beni görünce çay bardaklarını doldurdu. Annemin gidecek olmaktan memnun olmadığı her hâlinden belliydi. Onu orada çok fazla tutamayacağımı, en geç on gün sonra geri döneceğini biliyordum. Belki birkaç gün sonra yanlarına gitsem bu süreyi uzatabilirdim ama gelmeyeceğimi anladığında o da orada durmayacaktı. Babam buradaydı, o da ondan ayrı kalamazdı.
💬
“Orası buradan daha soğuktur, kalın kıyafetler aldınız değil mi?” diye sordum çayımdan bir yudum almadan önce.
💬
Melin başını salladığında annem, “İçim hiç rahat değil böyle, Niran,” deyip bakışlarını bana çevirdi. “Seni de babanı da burada yalnız bırakacak olmak içime dert oldu.”
💬
“İlk defa yalnız kalmıyorum,” dedim ona gülümseyerek bakarken. “Okul işlerini de halletmem gerek. Hem babamı da yalnız bırakacak değilim, ben onun yanındayım.”
💬
“Öyle ama…” Gözlerini bardağına indirdi. Uzanıp elini tuttum ama bir şey demedim. Ne kadar konuşursam ve ne kadar cevap verirse iş o kadar karmaşık bir hale gelecekti sanki.
💬
Kahvaltı masasında geçen bir saatin sonunda onlar valizlerini alırken ben de montumu üzerime geçirip spor ayakkabılarımı giydim. Getirdikleri valizleri dışarı çıkardığım sırada da onlar ayakkabılarını giyiyorlardı. Annem sık sık küçük iç çekişleriyle koridora doğru bakıyordu. Bu da hissettiğim suçluluk duygusunu körüklüyordu. Yaptığımız planın ne getireceğini bilmiyordum, bunu Tibet’in amcasıyla karşılaşmadan anlayamazdım. En azından o karşılaşmaya kadar uzakta olmaları içimi rahatlatırdı.
💬
Otoparka inerken telefonuma gelen bildirim sesiyle elimi montumun cebine attım, telefonu çıkarıp bildirime baktım. Tibet mesaj atmıştı. Ne yazdığına daha sonra da bakabilirdim, şu an dikkatimi ona veremeyecektim. Acil bir durumsa zaten tekrar mesaj atar ya da arardı. Telefonu tekrar cebime atıp Melin’in arkasından asansöre bindim. Otoparka inip valizleri bagaja koyduktan sonra da yola çıktık. Çok fazla trafiğe takılacağımızı sanmıyordum, bu da otuz beş, kırk dakikaya havaalanında oluruz demekti.
💬
Parmaklarımla direksiyonda ritim tutarken dikiz aynasından arka koltukta oturan anneme baktım. Yüzü bir cam gibiydi, ona baktığımda kafasından geçen her düşünceyi görebiliyordum, duyguları yüz ifadesine yansımıştı. Nevide abla da annemin yanında oturuyordu, sessizdi, sessizlik içinde arkadaşını izliyordu. Melin yan koltukta normal bir şekilde telefonuyla ilgilense de onun da gerginliği duman gibi aracın içinde geziniyordu. Bir yerde onlara haksızlık yaptığımın farkındaydım ama onlar için korkuyordum. Özellikle Tibet’in amcası hakkında söyledikleri korkumu daha da büyütmüştü. Bana açıkça her şeyi yapabilecek ve yapacaklarını da temiz bir şekilde halledebilecek biri olduğunu söylemişti. Onun gözüne batmam demek, annem ve kardeşimin de dikkat çekecek olması demekti.
💬
Şerit değiştirmek için aynaları kontrol ederken telefonum çaldı. Ekrandan babaannemin aradığını görünce Melin’e telefonu açmasını söyledim. O babaannemle konuşurken aynı zamanda telefonumun onda olma tedirginliğini de yaşıyordum. Tibet’in atacağı herhangi bir mesaj, kardeşimin ilgisini çekebilirdi. Bu yüzden telefon konuşması bittiğinde telefonu ondan aldım. Tabii bu hareketim de dikkatini çekmişti ama her ne kadar telefonumu karıştırmayacak olsa da bir şey görme ihtimali daha kötüydü.
💬
Dikkatle bana bakarken, “Babaannemler havaalanına varmış, bizi bekliyorlarmış,” dediğinde ona bakmadan başımı salladım.
💬
“On dakikalık yolumuz kaldı.”
💬
O beni izlemeye devam ederken ona bakmamaya çalıştım. Her ne kadar sessiz bir yapım olsa da uyumlu bir insandım. Üzgün dahi olsam çevremdekiler mutluysa onlara ayak uydurur, kendimi ele vermezdim. Şimdi istesem de kendimi ailemden saklayamazdım çünkü gözlerime baktıklarında bile her şeyi görebilirlerdi. Verdiğimiz kayıp gibi düşüncelerimiz de ortaktı.
💬
Havaalanına vardığımızda aracı bir taksinin arkasında durdurdum. Onlar arabadan inerken ben de telefonumu cebime atıp kapıyı açtım. Yoğun araç ve insan gürültüsüne rağmen bizim aramızda gergin bir sessizlik vardı. Bagajdan valizleri alıp yere koydum, bagajın kapağını kapattım. Melin kendi valizini alırken annemin valizinin kolunu yukarı çekip sürüklemeye başladım.
💬
“Oradalar,” dedi Melin karşımızdaki sigara içilen alanı işaret ederken. Halam sigara içerken babaannem ve kuzenlerim onun yanında duruyor, babaannem suratını buruşturarak halama bakıyordu. Onun sigara kokusundan nefret ettiğini biliyordum, halam da biliyor olmalıydı ama önemsiyormuş gibi görünmüyordu.
💬
“Geldiler,” dedi babaannem onlara yaklaştığımızı gördüğünde. Halamın bakışları bize çevrildi, gözleri Nevide ablaya takıldığında ona dikkatle baktı. Birbirlerini tanımıyorlardı, yani hiç yüz yüze gelmemişlerdi, bu yüzden bu bakışları yadırgamadım.
💬
Birbirimize sarılırken herkesin yüzünde aynı solgun ifade vardı. Kuzenlerimle çok içli dışlı olmasak da aramızda bir sorun yoktu, arada bir mesajlaşırdık. Burcu on sekiz yaşında genç, güzel bir kızdı. Abisi Burak da benimle aynı yaşta, benden biraz uzun ama kalıplı bir adamdı. Burcu’yla Melin birbirine yakındı, Melin onunla benden daha sık konuşuyordu. Burak’a sarılıp geri çekildikten kolumu annemin omuzlarına sararak onu kendime çektim. Etrafındaki insanlar yabancı olmasa da çekingen görünüyordu.
💬
“Sen içeri gelme, kızım. Biz hallederiz bundan sonrasını,” dedi babaannem çantasını karıştırırken. “Gir çık zor olur sana da.”
💬
“Sorun değil benim için,” dediğimde annem bana doğru döndü.
💬
“Babaannen doğru diyor. Dön sen eve, üşütme buralarda.”
💬
Ne kadar aksini istesem de durup inatlaşmak istemiyordum ama bir yandan da onlardan bir süre de olsa ayrılacak olmak içimi sıkıyordu. “Tamam öyleyse,” diye mırıldandım.
💬
Annem kollarımın arasında dönüp bana sarıldığında kollarım onu sıkıca sardı, ona sarılırken babaannemle göz göze geldim. Onun yanındayken güvende olacaklardı. Annemin arada bir kendini kaybettiğine babaannem de şahit olmuştu ve biliyordum ki böyle bir durum yaşanacak olursa babaannem annemin iyi olması için elinden geleni yapardı. Annemden zor da olsa ayrıldıktan sonra Melin’e sarıldım. Elimi saçlarına bastırırken, “Birbirinize dikkat edin,” diye fısıldadım.
💬
“Asıl sen dikkat et,” dedi benden istediği sözü bana hatırlatmak ister gibi. Başımı yavaşça sallayarak geri çekildim. Halam, kuzenlerim ve Nevide ablayla sarıldıktan sonra babaanneme döndüm. O sırada o da çantasından çıkardığı paketle bana dönmüştü. Gözlerim bana uzattığı pakete kaydı.
💬
“Geç verilen doğum günü hediyesi olarak düşün,” dediğinde annemin arkamdan iç çektiğini duydum. Unuttuğu için kendine kızmış olmalıydı ama benim için önemi yoktu, kimseden hatırlamasını beklemiyordum. Doğum günümde babamın cenazesinde olduğumuzu hatırlayınca sertçe yutkunup kaşlarımı çattım. “Hattını halletmişsiniz ama kendine ait bir telefona ihtiyacın vardı.”
💬
Keyifsizce gülerken onu daha fazla bekletmemek için uzattığı paketi aldım. “GPS falan da taktırmışsındır sen şimdi.”
💬
Babaannem de benim gibi keyifsizce gülüp, “O kadar mı belli ettim?” diye sordu.
💬
Başımı iki yana sallarken, “Teşekkür ederim,” diye mırıldandım.
💬
Babaannem bana sarıldığında çenemi omzuna bastırdım. Saçlarımı okşarken, “Güvenlik işini hallettim ama sen kendin de beni haberdar etmeyi unutma,” diye fısıldadı kulağıma doğru. “Bir kedi çöpte yemek bulamayınca aramaktan vazgeçer, sokağa döner. Bazen vazgeçmek, çok eşelememek, boşa zaman harcamamak gerekir. Zaman senin gibi yeni bir kan için önemli.”
💬
Sırtını okşadım, geri çekilip bir şey söylemeden gözlerinin içine baktım. Daha sonra, “Dikkatli gidin,” dedim.
💬
Onlardan ayrılmadan önce bana kaçamak bakışlar atan anneme tekrar sıkıca sarılmıştım. Girişe doğru ilerlerlerken bir süre arkalarında kalıp onları izledim. Melin her şey yolundaymış gibi bana el sallamıştı ama annem dönüp bakmamıştı. Kendiyle verdiği bir savaş olduğunu görebiliyordum. Onu her gün arayıp iyi olduğuma inandırmalı, içini rahatlatmalıydım. Derin bir nefes alıp boş olan elimi montumun cebine sokarak araca doğru yürümeye başladım. Üzerime ağır bir duygu çökmüştü. Yalnızlık. Belki bunu isteyen bendim ama bunla nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Evimiz o günden beri sessiz olsa da onların evdeki varlığını bilmek bile bana iyi gelirdi. Şimdi kendi kendime yetinmek, odaklanmak zorundaydım. Onlardan ayrı kalacağım zamana değecek şeyler elde etmeliydim.
💬
Arabaya bindiğimde çalan telefonu cebimden çıkardım. Ekranda Tibet’in adını görünce kaşlarım çatıldı. Telefonu araca bağladıktan sonra aramayı yanıtladım. “Efendim?”
💬
Ben aracı çalıştırırken, “Müsait misin?” diye sordu.
💬
“Evet,” deyip aracı hareket ettirdim. “Mesajın için aradıysan o an müsait değildim, okuyamadım.”
💬
“Dışarıda mısın?” diye sorduğu sırada arkadan bir korna sesi geldi, o da dışarıda olmalıydı.
💬
“Ailemi havaalanına bıraktım, geri dönüyorum.”
💬
“Doğru olanı yaptın,” dediğinde sesli bir nefes verdim.
💬
“Umarım öyle yapmışımdır,” dedim içimdeki sıkıntıyı gizlemeden. “Sen ne için mesaj atmıştın?”
💬
“Görkem yeni bir restoran açacak, Irmak bu sabah seni de açılışa çağırmamı söyledi,” diye direkt konuya girdiğinde kaşlarımı çattım. Gerçekten bu kadar meraklı mıydı? “İçimden bir ses ona bunu Görkem’in söylettiğini söylüyor.”
💬
“Öyleyse bu daha iyi,” dedim ciddi bir sesle. “Ne zaman?”
💬
“Yarın.”
💬
“Yarın mı?” diye sordum şaşkınca. “Bir plan yapılacak mı yoksa doğaçlama mı ilerleyeceğiz?”
💬
“Küçük bir şey gibi görünse de aslında önemli bir gün olacak,” dediğinde gözlerim ekrandaki ismine kaydı. Sanki karşımdaymış, ona dikkatle bakıyormuşum gibi ismine baktım. “Yakın çevremizdeki insanlar da orada olacak ve bu da Görkem ve Irmak gibi diğerlerinin de seni göreceği anlamına geliyor. Aniden bu kadarının olmasına hazır mısın bilmiyorum.”
💬
Bir an öfkelenerek, “Hazır olmayacak ne var?” diye sorduğumda duraksadığını hissettim, bir süre sustu.
💬
“Bu olay senin çevrendeki insanların da kulağına gidecek,” dediğinde bu kez ben duraksadım. Evet, bu konuda haklıydı. Bir şekilde duyacak olmasalar bile bir yerde karşılaşmamız, bizi görmeleri olasılığı da yüksekti. Sonuçta rol gereği gideceğimiz yerlerin, mekanların sayısı da artacaktı.
💬
“Hallederim bir şekilde,” diye geçiştirmeye çalışsam da nasıl halledeceğimle ilgili şu an bir fikrim yoktu. Hanzade’yle bu konuyu daha önce de konuşmayı düşünmüştüm ama benim onunla olduğu kadar yakın olmasa da başka arkadaşlarım da vardı.
💬
“Öyle diyorsan,” diye ağzının içinde geveledi. “Açılış öğlen saatlerinde olacak ama kutlama işi akşamüzeri olur. Adresini söylersen gelip seni alırım, birlikte gitmemiz daha iyi olur.”
💬
“Birazdan mesaj atarım adresi,” dedim gözlerimi yeniden yola çevirirken. Nedense onun adresimi bildiğini, bilmiyormuş gibi davrandığını düşünüyordum. Araştırma yaparken sadece ismime bakmadığına emindim. “Gelmeden bir yarım saat önce haber verirsin.”
💬
“Tamam,” dedi ve telefon görüşmemiz sonlandı.
💬
Ona planını kabul ettiğimi söylediğimden beri ikimiz de birer robot gibi hareket ediyorduk. Plan yapıyor, uyguluyor, sonra da hiç yan yana gelmemişiz gibi ayrılıyorduk. Bir suçu olmadığını anlamıştım ama yine de ona bakmak bile karnımı ağrıtıyordu. Amcasıyla fiziksel olarak birbirlerine benzemeseler bile ona baktığımda anlık da olsa o adamı görüyordum. Yarın Görkem’in yüzüne bakarken nasıl sakin kalacaktım? Planlı hareket etmediğim sürece hiçbir şey elde edemeyeceğimi anlamışken soğukkanlı kalabilmek çok zor olacaktı.
💬
Eve gitmeden önce fakülteye uğramış, okulu bir dönem dondurabilmek için öğrenci işleriyle görüşmüştüm. Dondurmak istememin sebebini bildiklerinden bana herhangi bir zorluk çıkartmamışlardı, onlara geçerli bir sebep vermem yeterliydi. Güz döneminde ne durumda olurdum bilmiyordum fakat bu bahar dönemine kafamı yormak, bunca şeyin içinde bir de okulu düşünmek istemiyordum. Açıkçası düşündüğüm de yoktu, ne olacağını dert bile etmezdim. Denizin yakınından bile geçmek istemiyorken denizle içli dışlı olacağım bu bölüm beni sadece daha fazla yaralardı. Bencil olmak, her şeyi bırakmak istiyordum ama babam buna çok üzülürdü.
💬
Kampüste gördüğüm tanıdık yüzlerken onları görmemişim gibi davranarak kaçıp oradan ayrılmıştım. İnsanlarla görüşüp konuşacak halimin olmadığı gibi bana bir şeyleri tekrar tekrar hatırlatmalarını da istemiyordum. Kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatıp durmam da eve kadar sürmüştü. Aracı otoparka sokarken bile kendi kendime mırıldanmaya devam ettim. Şu son on günde akıl sağlımı koruyabilmemi sağlayan tek şey öfkemdi. Dinmeyeceğini biliyordum, azalmasına da izin vermeyecektim. Öfke tehlikeli bir duyguydu ama benim öfkemin kaynağı saman alevinden değil, bir geminin patlamasıyla oluşan o devasa ateştendi. Park ettiğim araçtan inip kapıları kilitledim, anahtarı parmaklarımın arasında döndürürken asansöre doğru ilerledim.
💬
Asansör beni son durağım alan kata çıkardığında ve asansörden inip koridora doğru döndüğümde, evimizin kapısında dikilen kadını gördüğümde kaşlarım çatıldı. Kadını tanımıyordum, daha önce gördüğümü de hatırlamıyordum. Adım seslerimi duyan kadın omzunun üzerinden bana baktı, beni tanıdığını belli eden ifadesi yüzüne yayılırken tamamen bana doğru döndü. Ben çatık kaşlarla onu incelerken yürümeye devam ediyordum, o ise ellerini önünde birleştirmiş ona doğru gelişimi düz bir ifadeyle izliyordu.
💬
Yanında durduğumda başını hafifçe sallayıp, “Niran Hanım,” dedi, gerçekten de beni tanıyordu. “Nermin Hanım verdiği adrese gitmemi söyledi, sizi bekliyordum.”
💬
Babaannemin adını duyunca yüzümdeki sert ifade silindi, şaşkınca ona baktım. “Babaannem neden buraya gelmenizi söyledi?”
💬
Kadın gözlerini kısaca koridorda gezdirdikten sonra, “Bunu içeride konuşabiliriz,” dediğinde şüpheyle ona baktım.
💬
“Seni tanımıyorum, neden evime girmene izin vereyim?” Sorgulayan tavrım, onu gülümsetecek gibi oldu. Tahminimce otuzlarının başındaydı, açık kahverengi saçlarını yüzünü gerecek sıkılıkta toplamıştı ve gözleri gibi açık kahverengi gözleri donuk bakıyordu.
💬
Elini siyah, yakaları kürklü montunun cebine sokup telefonunu çıkardı. O telefonunu karıştırırken aynı yüz ifadesiyle onu izliyordum. Birkaç saniye sonra telefonu bana doğru çevirdi, gözlerimi ekrana indirdim. Ekranda babaannemin yüzünü görünce duraksadım. Babaannem, “Tahmin etmiştim,” dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım. “Eda’yı ben gönderdim, sorun yok.”
💬
“Bu çok fazla, babaanne,” dediğimde babaannem kısaca yan tarafına bakıp telefona doğru eğildi.
💬
“Fazla zamanım yok, kontrolden geçeceğiz,” dediğinde sesli bir nefes verdim. “Eda sana konuştuklarımızı anlatır.”
💬
“Babaanne,” dedim ama ben cümlemi tamamlayamadan arama sonlandı. Gözlerimi devirip elimi cebime atarak anahtarlığımı çıkardım. Kadının neden burada olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.
💬
Kapıyı açıp içeri girdiğimde kadın izin ister gibi yüzüme baktı. Onu utandırmış olabileceğim düşüncesi karnımı ağrıtırken, “Gelebilirsiniz,” deyip kenara çekildim. Adının Eda olduğunu öğrendiğim resmî ifadeli kadın içeri girince kapıyı kapattım. Montumu çıkarıp askıya asarken kenarda durmuş beni izliyordu. Her ne kadar babaannem gelmesini istemiş olsa da onu tanımıyordum ve tanımadığım birinin varlığı gerilmeme neden oluyordu.
💬
Telefonumu alıp salona geçerken, “Beni izlemenizi mi istedi?” diye sordum. Kadın da beni takip ediyordu.
💬
“Sizi izlemesi için birkaç kişi ayarladı fakat benim daha çok sizi izlememi değil, evde kalmamı istedi,” demesi üzerine duraksayarak ona baktım. “Her ihtimale karşı evde yalnız olmamanızın iyi olacağını söyledi.”
💬
“Gerçekten abartmış,” derken kendimi koltuğa bıraktım. “Hadi dışarısı neyse de evde bana ne olabilir? Sanki peşimde seri katil var.”
💬
Kadın sakince ilerleyip tekli koltuğa oturduğunda başımı koltuğun sırtına yaslayıp ona baktım. “Ne olacağını bilemeyiz. Size evdeki varlığımı hissettirmem.”
💬
Son cümlesi bir an bana rahatsız hissettirince gözlerimi kaçırdım. Sonuçta o da ona söyleneni yapıyordu, ona zorluk çıkarma gibi isteğim yoktu. Bu durumu daha sonra babaannemle konuşup halletmeliydim. Aklıma Tibet’e adresi atacağım gelince telefonun ekran kilidini açtım. Adresi mesaj olarak ona yollarken, “Misafir odasında kalabilirsin ama bu konuyu babaannemle konuşacağım,” dedim kadına. Mesajı yolladıktan sonra gözlerimi aynı şekilde oturmuş beni izleyen kadına çevirdim. “Senin de bir evin içinde kapana kısılmanı istemem.”
💬
“Benim işim bu,” dedi sadece.
💬
Derin bir nefes alıp ayaklandım. Zaten bunu konuyu onunla çözemeyeceğimin farkındaydım, dediği gibi onun işi buydu, tabii ki her koşulu kabul etmek zorunda hissederdi. “Sana misafir odasını göstereyim. Ben de odama gidip biraz dinleneceğim.”
💬
Başını sallayıp ayağa kalktı ve sakince beni takip etti. Onu misafir odasına götürüp dolaptan aldığım temiz nevresim takımını yatağın üzerine bıraktım. Kullanabileceği havlu ve birkaç kişisel eşyayı da ona verdikten sonra odadan çıktım. Her ne kadar burada uzun süre kalmayacak olsa da en azından kaldığı süre içerisinde biraz rahat olabilirdi. Belli etmemeye çalışsam da babaannemin yaptığı bu emrivaki beni sinirlendirmişti. Beni korumak istemesini elbette anlıyordum ama evime birini sokmak istemesi, beni korumak için dahi olsa rahatsız hissettiriyordu. Onunla konuşmalı ve yarın bu evde tek kalmalıydım. Tanıdık biri bu durumu görecek olursa hiçbir şekilde açıklayamazdım.
💬
Üst kattaki odama girip kapıyı kapattıktan sonra üzerimdeki kıyafetleri çıkardım, dolaptan aldığım siyah eşofman altını ve gri kapüşonlumu giydim. Nisan ayının ikinci haftasına girmemize rağmen hava hâlâ kış ayındaymışız gibi soğuktu. Üşüyormuş gibi hissetmesem de tenim buz gibiydi. İçimde her gün biraz daha büyüyen bu ateş varken eksi kırk derecede de olsam üşümezdim. Birkaç ünite kan akıtmışım gibi halsiz düşen bedenimi yatağa devirdim. Elimi yastığın altına sokarken içli bir nefes aldım. Kendimi biraz uyutmazsam muhtemelen yeni bir krizin kapısını aralamış olacaktım.
💬
🌪️
💬
Bedenimdeki halsizlik iki saat uyumama neden olmuş, sonraki bir saatte de gözlerimi kendi isteğimle açmamış, öylece yatakta uzanmıştım. Geçen üç saatin sonunda gözlerimi açmıştım ama odam karanlıktı, güneş çoktan batmıştı. Elimi yastığın kenarındaki telefona uzatıp telefonu aldıktan sonra ekrana baktım. 20:57. Boynumu esneterek doğrulup bacaklarımı yataktan sarkıttım. Evdeki sessizliğin sebebi beni durgunlaştırırken hatırladığım ayrıntıyla kaşlarımı çatarak ayaklandım. Evimde biri vardı ama yabancıydı.
💬
Odadan çıkıp alt kata indim, koridorun ışığı haricinde hiçbir ışık açık değildi. “Eda Hanım?” diye seslendim fakat hiçbir yanıt gelmedi. Misafir odasına doğru ilerlerken sıkıca tuttuğum telefonumdan yükselen sesle irkildim. Durup gözlerimi ekrana indirdim. Arayanın Tibet olduğunu gördüğümde şaşırmadım desem yalan olurdu. Telefonu kulağıma yaslayıp, “Efendim?” diyerek yanıtlarken misafir odasının kapısını tıklattım. İçeriden bir komut gelmeyince kaşlarım daha sert çatıldı.
💬
Tibet, “Evde misin?” diye sorarken misafir odasının kapısını yavaşça aralamıştım.
💬
Boş odaya göz gezdirirken, “Evet,” dedim. Anlaşılan kadın evden gitmişti. Bunun temelli bir gidiş olmasını umuyordum. “Bir şey mi oldu?”
💬
“Otoparktayım,” demesi üzerine duraksadım. “Gelebilir misin? Söylemem gereken bir şey var.”
💬
Neden bilmiyorum ama garip bir hisle tüylerim diken diken oldu. Kafamda neden burada olduğuyla ilgili bir ton ihtimal geçti, hepsi de birbirinden kötüydü. Ses tonumu sakin tutmaya çalışarak, “Geliyorum,” deyip telefonu kapattım. Telefonda söylemek yerine buraya kadar geldiyse, söyleyeceği şey önemli olmalıydı. Ve bizim durumumuz göz önüne alındığında, önemli bir konu, tehlikeli bir konuydu.
💬
Odama dönüp üzerimi değiştirdikten sonra tekrar alt kata indim. Telefonu giydiğim koyu yeşil montun cebine atıp botlarımı ayaklarıma geçirdim. Evin anahtarlarını avucumda sıkarken evden çıktım. Koridorda yürürken de asansöre binip otoparka inerken de hareketlerim uyuşuktu. Dışarıdan nasıl göründüğümün farkındaydım. Binadaki herkesin olan durumdan haberi vardı ve ne zaman biriyle karşılaşsam, bana olan bakışları canımı sıkıyordu. Ben, karşımdaki insanın bir kayıp verdiğini bilsem, canının yandığını görsem, ona bunu yaşatan benmişim gibi yüzüne bakmaya utanırdım. Ona acısını hatırlatan bir ayna olmaktan korkar, başımı eğerek sessizce yanından geçip giderdim. Benim için doğru olan buydu, eminim ki benim gibi düşünen de fazlaca insan vardı.
💬
Gözlerim elimde çevirdiğim anahtarlardayken otoparka girip araçların arasında ilerledim. Derin bir nefes aldığım sırada başımı kaldırıp etrafıma bakındım. Ayaklarım beni kendi aracımın olduğu yöne, bizim bloğa ait olan park yerine götürüyordu. Normalde siteye her araç giremezdi, güvenliğe benim adımı söylese bile güvenliğin onu içeri almadan önce beni arayıp haber vermesi gerekirdi. Kaşlarım çatılırken bu durumun hoşuma gitmediğini fark ettim.
💬
Arabama yaklaştığım sırada benim aracımın yanında duran beyaz spor arabanın kapısı açıldı. Tibet araçtan çıktı fakat bana bakmadan aracın içine doğru eğildi. Kendi aracımın arkasında durmuş düz bir ifadeyle onun hareketlerini izledim. Poşet sesi duydum, sanki bir poşetin içini karıştırıyordu. Neden buradaydı? Kalçamı aracın bagaj kapağına yasladığım sırada doğruldu ve kapıyı kapattı. Bana doğru döndüğünde onunla göz göze geldik. Üzerinde kolları kısa, efil efil duran bej rengi bir gömlek vardı. Bir an üzerindeki kıyafetler kaşlarımı çatmama neden oldu.
💬
“Donmuyor musun sen böyle?” diye sorduğum sırada bana yaklaşıyordu.
💬
“Üşümüyorum desem yalan olur,” dedi alaycı bir tavırla. “Giymek zorunda kaldım.”
💬
Kaşlarımı kaldırıp, “Neden böyle saçma bir mecburiyetin olsun?” diye sorduğumda, yüzündeki alaycı ifade kayboldu.
💬
Tam karşımda durduğunda yaslandığım araçtan bedenimi ayırıp dikleştim. “Zamanı geri alamayacağımız için bir plan yapmam gerekti,” deyip elini kot pantolonunun cebine attı. Cebinden çıkardığı telefonu karıştırırken hiçbir şey anlamadığımı belli eden bir yüz ifadesiyle ona bakıyordum. “Geçen yaz İtalya’ya gitmiştim bir iş için. Tabii amcamlar kafa dağıtmak için gittiğimi düşünüyordu.”
💬
“Peki benim bunu neden bilmem gerekiyor?”
💬
Telefonun ekranına bakarken gözlerini devirdi. “Bu kıyafetlerle bir fotoğrafım var,” dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. “Şimdi seninle de bir fotoğraf çekileceğiz ve arka planını değiştirteceğim. Bu şekilde sanki sen de benimle birlikteymişsin gibi görünecek.” Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. “O fotoğrafı telefonunun ekranına koyarsan yarın için bir avantaj olabilir. Tabii bir de çaktırmadan ekranını görmelerini sağlarsan işimizi kolaylaştırırsın.”
💬
“Fotoğrafın orijinal olmadığını anlayacak olurlarsa?” diye sorduğumda bu kez onun kaşları havalandı.
💬
“Teknoloji gelişiyor, Niran. O kısmı düşünme.” Gözlerini kıyafetlerimde gezdirdi. “Mont olmaz. Sweatshirtün de uygun değil ama onu da hallederiz.”
💬
Montumu çıkarırken, “Bir fotoğrafın işe yarayacağını sanmam,” dedim bıkkın bir ifadeyle.
💬
“Hiçbir şey yapmamaktan iyidir.”
💬
Bir yandan haklıydı, bu küçük plan da bana mantıksız gelmemişti. Şu an birlikte olduğumuza inandırmak yetmezdi, daha öncesinde de tanıştığımıza bir şekilde inanmalılardı. Çabalıyordu, benim de ilerlemem için teşvik ediyordu. Bir yerde ikimizin de birbirimiz için işleri kolaylaştırmamız gerekiyordu. Her ne kadar benim kadar belli etmese de o da öfkeliydi ve ufak bir sürtüşmenin ikimizin de öfkesini ortaya çıkarıp bir kaos yaratacağının farkındaydım. Bu kaos ikimizi de farklı yönlere savururdu, o bensiz ilerleyebilirdi, şimdiye kadar bir çıkış bulamamış olsa da ilerlemişti ama benim tek başıma ilerlemem zamanımı alırdı. İlerlemek istiyorsam ona ayak uydurmalıydım.
💬
“Şu duvarı kullanalım, düz renkli, mekân değiştirmek daha kolay olur,” dedi gösterdiği duvara doğru yürürken. Montumu aracımın üstüne bırakıp onu takip ettim. Beyaz duvarın önünde durup bana doğru döndü. Ne yapacağımı bilemeyerek yanında durduğumda kolumu tutup beni yavaşça yanına çekti. “Askerlik arkadaşı gibi durmayalım.”
💬
Gözlerimi devirip, “Aç kamerayı,” dediğimde bir an duraksasa da söylediğimi yaptı.
💬
Ön kamerasını açtığı telefonu yukarı kaldırdığında gözlerimi yumup derin bir nefes aldım. Gözlerimi tekrar açtığımda, dudaklarımda zorla oraya yapıştırdığım bir gülümseme vardı. Aniden kollarımı onun beline sarıp yüzümü kameraya doğru çevirdiğimde, donup kaldı. Gülümsemeye devam ederken ekranda görünen şaşkın yüzüne baktım. Gülümsememi bozmadan dişlerimin arasından, “Hadi,” dediğimde sertçe yutkunduğunu duydum.
💬
Gözlerini yüzümden ayırdı, benim gibi o da ekrana baktı. Telefonu daha sıkı kavrarken diğer elini belime bastırıp beni tamamen kendine bastırdı. Benim donmuş gibiydi, kendimi cansız bir robot gibi hissediyordum. Birkaç kez ekrana tıkladı, çektiklerinin net olmadığını fark edince duruşumu değiştirdim. Yan döndüğümde yanağım boynuna yaslandı. Gözlerim anlık onun görüntüsüne kaydığında hafifçe gülümsediğini gördüm. Aynı hafif gülümseme benim dudaklarımda da vardı.
💬
Tibet birkaç fotoğraf daha çektikten sonra kolunu indirdiğinde geri çekildim ve yüzümdeki ifade saniyesinde değişti, bir duvara dönüştü. O çektiğimiz fotoğraflara bakarken birkaç adım daha uzaklaşıp, “Yeterli mi?” diye sordum.
💬
Bana bakmadan ekrana bakmaya devam etti, başını yavaşça salladı. “Yeterli.”
💬
“Yarın görüşürüz o halde,” deyip ona sırtımı dönerek montumu almak için arabaya doğru yürümeye başladım.
💬
Dişlerim acıyor, diş etlerim çekiştiriliyormuş gibi sızlıyordu. Sağ elimi sol omzumun baş kısmına sürterken dilimle ıslattığım dudaklarımı birbirine bastırdım. Montumu bıraktığım yerden alıp direkt üstüme geçirdim, savunmasızlık hissi bir anda gölge gibi üzerime devrilmişti. “Görüşürüz,” dediğini duydum Tibet’in. Avucumu çınlayan kulağıma bastırırken başımı sallayıp otoparktan çıkmak için hareketlendim.
💬
Önceden haberinizin olduğu şeylere kendinizi hazırlama şansınız olurdu. Ne hissedeceğinizi az çok tahmin edebilirdiniz. Ama aniden olan şeyler korkutucuydu, hazırlıksız yakalanırdınız. Tabii bu her zaman geçerli değildi. Bir atak geçireceğinizde, özellikle bu sizde sık sık olan bir şeyse, öncesinde de hissetme şansınız oluyordu. Böyle durumlarda önceden bilmenizin bir anlamı da olmuyordu çünkü kendini ne kadar hazırlarsan hazırla, kriz kapının önünde kâbus gibi seni bekliyor olurdu. Sonucun değişmezdi.
💬
Kulağımdaki çınlama büyüdü. Beynimin etrafını sarıyordu sanki. Avucumu daha sert kulağıma bastırdım fakat diğer kulağımda da aynı çınlama oluştuğunda ve bu çınlama dalga seslerine döndüğünde, kendim için korktum. Bir an önce buradan çıkma, evime, odama dönme isteğiyle hızlı adımlar atmaya yeltendim fakat birkaç adım sonrası benim için bir kabusa dönüştü. Durup avuçlarımı kulağıma bastırdığımda gözlerim kapandı, eğilmiş bir şekilde dururken acıyla inledim. Şu an bunu yaşamak istemiyordum.
💬
Tibet’in adımı seslendiğini duydum ama sesi kuyunun dibinden geliyormuş gibi boğuk ve yankılıydı. Birkaç kez yaşadığım bu durum, durumumun ne kadar kötü olduğunu anlamama yetiyordu ve şu an en kötüsünü yaşamak üzere olduğumun farkındaydım. Göğsüm ağlama isteğiyle havalandı, aldığım nefesi dışarı veremeden yere çöktüm. Avuçlarım kulaklarıma baskı uygularken çöktüğüm yerde yavaşça sallandım. Ortamdan kopmuş gibiydim, sanki otoparkta değil de bir denizin kenarındaydım ve büyük bir dalga gürültüyle üzerime geliyor gibiydi.
💬
“Hey,” dediğini duydum, sesi dalga seslerini bastıramayacak kadar güçsüzdü. Ellerini omuzlarımda hissettim ama bir tepki veremedim, yavaşça sallanmaya devam ettim. Birbirine kenetlenen dişlerimi ayıramıyordum. Damarlarımın çekildiğini hissetmek beni daha da panikletiyordu. “Nefes al.” Gözlerim kapalıydı ama önüme geçtiğini anlayabilmiştim. Sıcak nefesi, dalganın beraberinde getirdiği rüzgâr gibi yüzüme çarpıyordu. “Bak bana. Nefes al.”
💬
Dişlerimi birbirinden ayıramasam da gözlerimi aralayabildim. Nefes alıyormuşum gibi geliyordu, almıyor muydum? Odaksız bakan gözlerimi kaldırarak ona baktığımda yüzünü bulanık da olsa görebildim. Bir şeyler daha söyledi ama kelimeleri kafamda toparlayamadım. Başını hızla çevirip etrafına baktı, sonra bana doğru eğildi. Çökmüş bir şekilde dururken kollarını bacaklarımın altından geçirip beni kucakladı ama koca bir taş gibiydim, bilinçsizce sallanmak dışında uzuvlarımı hareket ettiremiyordum.
💬
Beni soğuk bir metalin üzerine oturttuğunda, oturduğum yerin arabanın bagaj üstü olduğunu anladım. Elleri bir an yüzümü kavradığında irkildim ve bu verdiğim ilk normal tepki oldu. “Aynen böyle,” dedi dikkatle yüzüme bakarken. “Nefes almaya devam et.”
💬
Benim ellerim kulaklarımdaydı, onun elleri yanaklarımı kavrıyordu. Bulanık görünen yüzü yavaşça netleşmeye başladı. Kafamın içindeki o yoğun ses aynı şiddetle beni sarsıyor, kalp çarpıntım devam ediyordu. Görüntü netleşince, yüzünde oluşan paniği gördüm. Dışarıdan çok kötü görünüyor olmalıydım.
💬
“İyisin, sorun yok,” dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan. “Hastaneye gitmek ister misin? Gözlerini açıp kapatarak cevaplayabilirsin.”
💬
Gözlerimi kırpmadan ona bakmaya devam ettim. Ellerim yavaşça kulaklarımdan kayıp iki yanıma düştüğünde, üzerime doğru gelen o dalga bedenimi savurmuş gibi ürperdim. Sesler, bir müziğin son kısmı gibi yavaşça azalmaya başladı. İkinci kez onun önünde bu durumu yaşıyordum ve bu kez yaşadığımın daha korkutucu olduğunu yüzündeki ifadelerden anlamak kolaydı. Gözlerimi yavaşça kırpıştırdığımda hissettiğim panik de geri çekildi. O etkinin üzerimden çekilmeye başladığını hissedebiliyordum ve bunu sabah ailemin yanında yaşamadığım için kendimi şanslı sayıyordum.
💬
“Beni anlıyor musun?” diye tekrar bir soru yönelttiğinde dudaklarımı yavaşça araladım, her ihtimale karşı dilimi dişlerimin arasından uzak tuttum.
💬
“Çok konuşuyorsun,” diye fısıldadığımda sesli bir nefes verdi. Buz gibi olan ellerimi arabaya bastırıp dikleşirken yüzümdeki ellerini geri çekti. “Hastaneye gerek yok.” Sesim hastaymışım gibi boğuk çıkıyordu ama kalbim birkaç dakika öncesine oranla daha düzenli atmaya başlamıştı.
💬
“Bu sık sık oluyor mu?” Bir adım geri çekilip dikkatli gözlerini bedenimde gezdirdi. “Bu bana normal gelmedi, hastaneye gidiyoruz.”
💬
Tekrar bana yaklaşıp kolumu tuttuğunda, elimi elinin üzerine koyup onu durdurdum. “Gerek olmadığını söyledim, Tibet,” dediğimde kaşları çatıldı. “Sık olan bir şey değil.” Daha iyi hissettiğimi fark ettiğimde ellerimi arabaya bastırıp kendimi yere bıraktım. Kafam Tibet’in göğsüne çarpınca Tibet afallayarak birkaç adım geri attı. Dalga sesleri azalmış olsa da zihnimin içini terk etmiş değildi. “Git hadi sen, ben de eve dönüp dinleneyim.”
💬
“Eve kadar eşlik edeyim, sonra giderim,” dediğimde başımı kaldırıp yüzüne baktım, kaşlarım çatılmıştı. Onunla inatlaşacak halim olmadığından bir şey söylemeden yürümeye başladım. İlk birkaç sarsak adımdan sonra hareketlerim düzene girmişti.
💬
Benden iki adım geride yürüyordu. Ben asansöre bindiğimde o da hemen arkamdan bindi, kat düğmesine bastıktan sonra omzumu asansörün metal duvarına yaslayıp gözlerimi yumdum. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Bu tür ataklarını onun önünde yaşıyor olmak bir yandan beni öfkelendiriyordu. Bu devam edecek olursa iyi olmadığımı düşünüp beni saf dışı bırakmak isteyebilir, psikolojik olarak böyle şeyleri kaldıramayacağımı söyleyebilirdi. Üzerimdeki baskının farkındaydım, çaba gösteriyor, kendimi dizginlemeye çalışıyordum. Şu an ne kadar bunu gösterebiliyordum bilmiyordum ama pes etmeye niyetim yoktu.
💬
Asansör durduğunda ve kapılar açıldığında gözlerimi araladım. Asansörden çıkan Tibet’in arkasından ilerledim. Sessizce koridoru döndüğümüzde gözlerim kapının önünde dikilen kadını buldu. Gittiğini sanıyordum, gitmemiş miydi? Eda, bana baktıktan sonra gözlerini Tibet’e çevirdi, kaşlarını çattı. Tibet de aynı ifadeyle, kim olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi ona bakıyordu.
💬
Eda’ya kısa bir bakış atıp Tibet’e doğru döndüm. “Teşekkür ederim,” diye mırıldandım, o an yanımda biri olmasaydı durumun ne derece kötüleşebileceğinin bilincindeydim. “Geç oldu, sen de dön artık. Yarın haberleşiriz.”
💬
Tibet, Eda’da olan dikkatli bakışlarını bana çevirdi. “Önemli değil,” dedi gözlerimin içine bakarken. “Herhangi bir durum olursa haber verirsin.”
💬
Ona haber vermemi gerektirecek bir durum olacağını düşünmesem de başımı salladım. Tibet son kez Eda’ya bakıp arkasını döndü ve bizden uzaklaşmaya başladı. o koridoru döndüğünde bir süre sesleri dinledim, asansörün kapılarının kapanma sesini duyunca da bedenimi Eda’ya doğru çevirdim. “Gittin sanıyordum?”
💬
“Nermin Hanım’la konuştuk, evde kalmamam konusunu kabul etti,” dediğinde rahat bir nefes verdim. “Fakat diğerleri gibi sizi uzaktan izlemek yerine sık sık gelip kontrol etmemi söyledi.”
💬
Gözlerimi devirirken cebimdeki anahtarları çıkarıp kapıya yöneldim. “Diğer seçenekten daha iyi.” Kapıyı açtıktan sonra omzumun üzerinden ona baktım. “Sen nerede kalacaksın?”
💬
Onu kovmuş gibi hissediyordum ve bu bir noktada berbat da hissettiriyordu.
💬
Eda hafifçe gülümseyip, “O konuyu hallettik, merak etmeyin,” dedi. “Size mesaj atacağım, numaramı kaydedersiniz. Herhangi bir durumda benimle iletişime geçebilirsiniz, yakınlarda olacağım.”
💬
Başımı yavaşça sallayıp, “Tamam, teşekkür ederim,” dedikten sonra ben de ona hafifçe gülümsedim. Kendini arada kalmış gibi hissetmesini istemezdim.
💬
Eve girip kapıyı kapattım, montumu çıkarırken koridordaki ayak seslerini dinledim. Sanırım gidiyordu. Montu portmantoya astıktan sonra mutfağa geçtim. Küçük bir şeyler atıştırmam gerekiyordu yoksa bu şekilde kendimi toparlayabilmemin imkânı yoktu. Aslında yarın önemli bir gündü. Görkem ve Irmak’la kasıtlı olarak her ne kadar bir yerlerde karşılaşmış olsak da büyük ihtimalle yarın ilk diyaloğumuzu kuracaktık. Onların karşısındayken ve onlarla konuşurken rol oynamam gerekecekti. Oynayacağım rol, şu anki durumuma çok ters olduğundan zorlanacaktım. Yine de onların karşısında en iyi şekilde duracaktım. Babasını kaybetmiş bir kadın olduğumu saklamayacağım için ara sıra yaşayacağım tuhaf durgunluklar da gözlerine batmazdı.
💬
Ayaküstü bir şeyler atıştırdıktan sonra odama döndüm. Otoparkta yaşadığım atağın izleri hâlâ bedenimde dolandığından fazla oyalanmadan kendimi yatağa atmıştım. Gökyüzünü kaplayan kara bulutların arasında bir oyuk açılmış, o oyuktan sızan ışık bir sahne ışığı gibi yatağıma, tam bedenimin üzerine vuruyormuş, herkesin gözü üzerimdeymiş gibi müthiş bir savunmasızlıkla kuşanmıştım. Bu savunmasızlık hissinin ara sıra beni yoklayacağını bilmek berbattı. Ama yine de başımı yastıktan kaldırdığımda, sabah olduğunda o hissin beni terk edeceğini biliyordum.
💬
🌪️
💬
“Başak da gelecekti ama ailesiyle ilgili bir durum olmuş,” dedi Hanzade çatalını tabağındaki salatalığa saplarken. “Birkaç gün sonra gelecekmiş.”
💬
Başımı sallarken dalgın bakışlarım önümdeki kahvaltı tabağına düştü. Sabah yine erkenden uyanmıştım. Hanzade beni görmek isteyince onu eve çağırmıştım. Öğle saatlerinde olsak da kahvaltı yapmadığımı gördüğünde, aç olmadığı halde bize kahvaltı hazırlamıştı. Telefonda Başak’tan bahsetmemişti. Başak da yakın arkadaşlarımdan biriydi, onunla telefonda mesajlaşsam da en son gemi stajına başlamadan önce görüşmüştük. Ailesi başka bir şehirde yaşıyordu, Başak da ailesinin yanına gitmişti. Hanzade dün döndüğünü söylemişti ama anlaşılan rutin aile sorunları onun peşini bırakmıyordu. Bu süreçte yanımda olamamanın onu ne kadar üzdüğünü yazdığı mesajlardan anlayabilmiştim ama bunu problem etmemiştim, etrafımda oluşacak insan kalabalığı beni daha da boğardı. Bu yüzden çoğu arkadaşımla da sadece birkaç cümlelik mesajla iletişim kurmuştum.
💬
“Bu dönemi dondurman iyi oldu,” dedi Hanzade, sessizce oturmam onda konuşma isteği uyandırıyordu belli ki. “Keşke sen de annenlerle gitseydin. Biraz uzaklaşmak kafanı dağıtmanı sağlardı.”
💬
Gözlerimi tabaktan ayırıp kaldırarak arkadaşıma baktım. Onunla paylaşamadığım şeyler vardı. Bir yardımı dokunmayacak olsa bile onunla konuşmayı ve yanımda olmasını istiyordum, bir desteğe ihtiyacım olduğunu inkâr edemezdim. “Gitmememin bir sebebi var,” dediğimde duraksadı. “Ama şu an bunlardan bahsetmek istemiyorum. Sonra anlatacağım sana.”
💬
Hanzade, yüz ifademden konunun ciddi olduğunu fark etmiş gibi oturuşunu dikleştirerek dirseklerini masaya yasladı. “Ne zaman anlatacağın önemli değil, kendini iyi hissettiğinde anlatabilirsin ama bana endişelenmemi gerektirecek bir şey olup olmadığını söylemen gerek.”
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Endişelenme,” dedim sadece. Eminim ki bu cevabım onun için yeterli olmayacaktı ama ne söylersem söyleyeyim her halükârda endişelenecekti.
💬
Derin bir nefes alıp ellerini birbirine bastırdı. “Akşam dışarı çıkıp bir yerde kahve falan içmek ister misin? Biraz hava almak iyi gelirdi sana da.”
💬
“Akşam başka işim var,” dedim, yalan söylemek istemiyordum. “Başka zaman içeriz.”
💬
Kaşları çatılsa da “Tamam, bunu da sonra anlatacaksın galiba,” deyip gözlerimin içine baktı.
💬
“Evet,” dedikten sonra soğuyan çayımdan bir yudum aldım. Her şeyi ona anlatabilir miydim bilmiyordum ama bazı şeyleri de bilmesi gerekiyordu. Tibet bir konuda haklıydı. Eğer onunla birlikte bir oyun oynayacaksam, tıpkı onun çevresindekileri inandırdığı gibi benim de çevremdekileri buna inandırmalıydım. Hanzade’ye gerçeği anlatabilirdim ama diğerlerine karşı rol oynamam gerekiyordu. Her ne kadar arkadaşlarım dahi olsalar bazen yakacakları küçük bir kibrit, koca bir ormanı ateşe verebilirdi. Yanan bir ormanın ortasında kalmaya niyetim yoktu. Bir orman yanacaktı ama içeride olan ben ya da ailem olmayacaktı.
💬
Kahvaltıdan sonra Hanzade Türk kahvesi yapmış, kahvelerimizi içerken beceriksizce bir sohbete girişmiştik. Beceriksizceydi çünkü benim sohbet edip konuşacak bir şeyim yoktu, onun ise amacı hem beni başka konularla meşgul etmek hem de ona anlatacağım şeylere olan merakını dizginlemekti. Ona kötü hissettirmemek için sorularına cevap vermiş, konuşmayı yürütmeye çalışmıştım. Böyle durumlar bana çok tuhaf geliyordu. Bir enkazdınız ama sevdikleriniz o enkazın başında yas tutmasın diye nefes almaya kendinizi zorluyordunuz.
💬
Saatler geçtikçe üzerimdeki gerginlikte artmaya başladı. Hanzade dışarı çıkacağımı bildiğinden iki üç saat daha benimle kalmış, sonrasında da gitmişti. Giderken bana açıkça bir şeyleri söyleyemese de benim için endişelendiğini hareketlerinden belli etmişti. Ağrıyan ensemi ovarken üst kata çıktım. Artık hazırlanmam gerekiyordu, Tibet on dakika önce mesaj atmıştı ve yedide beni almak için geleceğini söylemişti. Yani bir buçuk saat sonra.
💬
Duşa girip çıkmak yarım saatimi aldı. Bornozuma sarılmış bir şekilde odama döndüm, üstümü değiştirmeden önce saçlarımı kurutmam gerekiyordu. Saçlarımı kuruturken bir yandan da ne giyebileceğimi düşündüm. Süslenip bir yerlere gitme düşüncesi midemi bulandırıyordu ama onların ortamına da kot ve kazakla giremezdim. Varlığım zaten dikkatlerini çekiyordu, bir yerde görünüşümle de dikkatlerini çekmem, üzerlerinde iyi bir izlenim bırakmam gerekiyordu. Onlar için hazırlanıp oraya gitmem, davetlerini kabul etmem organizasyonlarına saygı duyduğum anlamına gelecekti fakat benim için o adamın oğlu saygı duyulmayı hak eden biri değildi.
💬
Saçlarım kuruyunca bornozumu çıkarıp iç çamaşırlarımı giydim. Düşündüğüm kombine ait parçaları kucaklayıp yatağın üzerine bıraktım. Önce siyah, ince çorabımı, sonra da gri, kenarında küçük bir yırtmaç olan kısa eteği giydim. Siyah, boğazlı kazağı giyip uç kısımlarını eteğin içine soktum. Etekle aynı hizaya gelecek olan gri ceketi giymeden önce makyaj masama yöneldim. Kül rengine dönmüş esmer tenimi renklendirmem gerekiyordu. İşe bir süredir krem görmediği için kuruyan cildimi nemlendirmekle başladım. Daha sonrasında ten makyajımı yapıp yüzümdeki o çökmüş ifadeyi, yorgun görüntüyü yok ettim. Kıvırdığım kirpiklerime rimeli sürmeden önce düzgün bir eyeliner çekebilmek için on dakika harcadım. Neyse ki on dakikanın sonunda başarabilmiştim.
💬
Yüzüme asıl canlı gösteren yanaklarıma sürdüğüm allıktı. Gözlerimdeki boş bakışa rağmen yüzüm hayat dolu bir renge bürünmüştü. Çekmeceden aldığım dudak kalemini ve ruju kenara bırakıp çekmeceyi kapattım. Aynaya doğru eğildim, kapağını açtığım dudak kalemiyle dudaklarımı çerçeveledim. Çerçeve işi bitince de kenara bıraktığım borda ruju sürüp makyajı tamamladım. Bu makyaj masasının karşısına geçtiğimde bu kadarını bile yapmayı düşünmemiştim.
💬
Yatağın üzerindeki ceketi giydikten sonra ceketin içinde kalan saçlarımı dışarı çıkarıp aynadaki görüntüme baktım. Ceket ve etek aynı hizadaydı, boğazlı kazak da gayet iyi duruyordu. Görüntüdeki tek sıkıntı saçlarımdı. Yanaklarımın içini şişirerek makyaj masasındaki çekmecemden bir toka aldım. Taradığım saçlarımı avuçlarımda toplayıp tepeden sıkı bir şekilde bağladım. Atkuyruğu şeklinde bağladığım siyah saçlarımın uçları dalga dalga duruyordu ve o kadar sıkmıştım ki yüzüm gerilmiş, kaşlarım ve gözlerim iki yana çekilmişti.
💬
Çalmaya başlayan telefonla gözlerimi aynadaki görüntümden çektim. Yatağın üzerindeki telefonu alıp kulağıma yasladığımda, “Otoparktayım,” dedi Tibet. Telefonu kulağımdan ayırıp saate baktım. 18:50.
💬
Telefonu tekrar kulağıma yaklaştırıp, “Tamam, geliyorum,” dedim ve telefonu kapattım. Gerginlikten avuçlarım terliyordu.
💬
Telefonumu, cüzdanımı ve ruju siyah çantamın içine attım. Eski cüzdanlarımdan biriydi ve içinde pek bir şey yoktu, henüz kendi kartlarımın almamıştım, yeni kimlik de çıkarmamıştım. Babaannem kartını verirken bunu da hesaba katmış olmalıydı. Bana aldığı yeni telefonu sabah açmış, sonra da annemi aramıştım. Keyifsiz sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Alışması birkaç günü bulacaktı. Akşam onu tekrar aramayı aklıma not ederek dolabımın karşısına geçtim. Dolaptan aldığım siyah, dizlerime uzanan kabanımı giyip parfüm sıktıktan sonra odadan çıktım.
💬
Alt kata inip mutfağı ve odaları kontrol ettim, ben yokken bir sorun yaşanmasını istemiyordum. Her şeyin normal olduğuna kanaat getirince portmantodan çizmelerimi aldım. Siyah, topuklu çizmelerim dizimin altında bitiyordu. Çizmelerimi giydikten sonra anahtarlarımı da çantama atıp evden çıktım. Çantamdan çıkardığım telefonumun ekranına baktığımda on beş dakika geçtiğini gördüm. Umarım zaman ben oradayken de bu kadar hızlı akardı ve bir an önce onlardan kurtulup evime dönerdim. Onlarla iletişim kurmak bile birkaç gün boyunca mayın gibi gezmeme neden olacaktı.
💬
Otoparka inip tanıdık araca doğru yürüdüm, beyaz araç yine benim aracımın yanında duruyordu. Aracın yanına varınca ön koltuğun kapısını açıp vakit kaybetmeden araca bindim ve kapıyı kapattım. O da vakit kaybetmek istemiyor olmalı ki ben biner binmez motoru çalıştırmıştı. Çantamı kucağıma alırken, “Çabuk çıkalım yoksa her an geri dönebilirim,” dedim.
💬
Tibet aracı otoparktan çıkarırken, “Aksine oraya gittiğin için heyecanlanmalısın,” dedi, göz ucuyla bana baktı. “Güzel görünüyorsun.”
💬
Diğer cümlesini es geçip kaşlarımı kaldırarak, “Neden heyecanlanmam gerekiyor?” diye sordum.
💬
“Onlara doğru bir adım daha atacaksın ve bu da seni bir adım öne çıkaracak. Mide bulantısı her zaman olacaktır, bu geçmez,” dediğinde gözlerimi onun yüzünden ayırdım. Onun da benim gibi midesi bulanıyordu? “Bir süre adım adım onlara yaklaşacaksın, sonra bir bakacaksın ki onlardan daha öndesin.”
💬
“Sen bunca zaman onların önüne geçemediysen benim de yolum uzun demektir,” dedim ama bir an kurduğum cümle pişman olmama neden oldu. Yine de bozuntuya vermemeye çalıştım.
💬
Tibet aracın hızını arttırırken, “Ben zaten onlardan öndeyim, Niran,” dedi, başını bana doğru çevirdi. “Sadece yolun sonunu pek net göremiyorum ve karanlık bir yolda tek başına yürümek her zaman zordur. Senin avantajın, tek başına yürümeyecek olman.”
💬
Aldığım derin nefes bile ona hak verir gibiydi. “Tam olarak ne yapmam, nasıl davranmam gerekiyor?”
💬
Bir eliyle direksiyonu tutarken diğer elini cebine atıp telefonunu çıkardı. “Şimdi sana bir fotoğraf atacağım, onu kilit ekranına koymakla başla.” O telefonuyla oynarken ben de kabanımın cebine attığım telefonu çıkardım. Ekrana bakmamla ekrana bir bildirim düştü. Bildirime tıklayıp gönderdiği fotoğrafa baktım.
💬
Yaşadığım şaşkınlıkla, “Bayağı gerçekçi duruyor,” diye mırıldandım. Üzerimde bir kazak yerine beyaz, askılı bir bluz, arkamızda da ünlü, Irmak’ın görünce bile anlayabileceği Milano’daki katedral vardı. Yüzlerimizdeki sahte mutluluğa baktım. Teknoloji gerçekten tehlikeliydi.
💬
Ben attığı fotoğrafı ekrana göre ayarlarken, “Ne olursa olsun ifadelerini kontrol etmen ve gülümsemen gerekiyor,” dediğinde kaşlarım istem dışı çatıldı. “Evet, kaş çatmaman ve onlara öldürecekmiş gibi bakmaman gerek. Zor olduğunu biliyorum ama buna kendini alıştırmalısın.”
💬
“Nerede yaşadığımı, okuduğumu, kaç yaşımda olduğumu falan da soracaklardır.” Ekrana koyduğum fotoğrafa son kez bakıp telefonu kabanın cebine attım.
💬
“Nasıl cevaplamak istiyorsan cevapla, yalan söylemene gerek yok,” dediğinde başımı salladım. “Zaten hakkında her şeyi öğrenebilirler, sosyal medya diye bir şey var. Irmak sayesinde şu an senin varlığından haberdar olanlar da vardır. Bu yüzden gerçekleri söylemen yeterli. Ben yanında olacağım, üstesinden gelirsin.”
💬
“Biliyorum,” deyip önüme döndüm. Terleyen avuçlarımı kabanımın kalın kumaşına sildim. Gözlerin üstümüzde olacağını ima ediyordu. O kadar insanın göz hapsinde olmak bile huzursuz hissetmeme yeterdi.
💬
Yarım saat sonra araç işlek bir sokağa girdi, nedense yaklaştığımızı hissettim. Görkem’in bir CEO olduğunu düşünecek olursak ondan kuytu köşede bir mekân açmasını bekleyemezdim. Göz önünde olmaya bayıldığına emindim. Araç beş dakika sonra bir mekânın önünde durduğunda da herhangi bir şaşkınlık yaşamadım. Mekânın dışı balonlarla, çeşitli malzemelerle süslenmiş, resmen ben yeni bir kanım der gibi işlek caddenin beğenisine sunulmuştu.
💬
Tibet araç durduğunda bana doğru dönüp ne durumda olduğumu anlamak ister gibi yüzümü inceledi. “El ele ya da kol kola girmek yerine yan yana girelim, onları bu duruma alıştırmak istediğimizi düşünürler,” dediğinde mekânın cam kapısındaki bakışlarımı ona yönelttim. “Gülümsemeyi unutma.”
💬
Gözlerimi devirip, “Sorun yok,” dedikten sonra aracın kapısını açtım, araçtan inerken derin bir nefes alıp gevşemeye çalıştım.
💬
Tibet araçtan inip yanıma geldiğinde, arabanın anahtarlarını yanımıza gelen valeye verdi. O elini belime hafifçe dokundurup geri çektiğinde verdiği komutla birlikte yürümeye başladım. Mekânın camları oldukça büyüktü, içerideki insan kalabalığını görebiliyordum. Cam kapıyı açan şık giyinimli garsona gülümseyip içeri girdim. İçeri girmemle hava birden değişmişti. Mekânın rengi beyaz ve altın sarısından oluşuyordu. Beyaz örtülü masaların üzerleri süslenmiş, tavanda bulunan üç büyük avizenin yaydığı ışık mekânı ışığa boğmuştu. Işıklandırmalar rahatsız edici değildi, her detayın sim gibi parılmasına neden alıyordu ve sarı ışıklar bir nevi loşluk da vermişti.
💬
Üzerimize çevrilen bakışların verdiği rahatsızlığı belli etmemeye çalışırken bize doğru gelen kadının topuklu ayakkabılarının sesi, içeride çalan hafif müziğe karıştı. Irmak, üzerindeki beyaz, kısa elbisesiyle bize doğru gelirken onu izledim. Bakır renkteki uzun saçları dalgalanarak beline dökülüyordu, benimkinin nazaran makyajı daha yoğundu. Gözlerimin onun üzerinden arkaya, onu daha yavaş adımlarla takip eden Görkem’e kaydı. Irmak’ın kıpır kıpır halinin aksine sakindi, mavi gözlerini bir şahin gibi bize dikmişti. Özellikle bana.
💬
“Hoş geldiniz,” dedi Irmak büyük bir gülümsemeyle.
💬
Görkem de hemen arkasında durup, “Hoş geldiniz,” dedi sakince.
💬
Mekânda bir uğultu vardı ve bu uğultunun sebebi bizim varlığımızdı. Gülümseyerek, “Merhaba,” dedim. Gözlerimi Görkem’e değil de Irmak’a çevirdim. Şu an için onu bir şeylere inandırmak daha kolay görünüyordu. “Davet ettiğiniz için teşekkür ederim.”
💬
Irmak ellerini önünde birleştirip gülümserken, “Geri çevirmediğin için mutlu olduk, seninle tanışmak istiyorduk,” deyip göz ucuyla Tibet’e baktı. Ne diyeceğimi bilemediğim için gülümseyip başımı salladım.
💬
Tibet gözlerini mekânın içinde gezdirirken, “Güzel yermiş,” dediğinde Görkem ona baktı. “Umarım yemekleri de güzel olur da başka yer aramak zorunda kalmam.”
💬
Irmak onun bu dediğine sesli bir şekilde gülüp Tibet’in koluna hafifçe vurdu. “Zengin olduğun halde bedavacısın.”
💬
Görkem burnundan sert bir nefes verip gülerek, “Bu konuda benim babama benziyor,” dediğinde, ortamda Tibet ve benim haricimde kimsenin göremeyeceği bir hava değişimi oldu. Belki de Görkem de görmüştü.
💬
Tibet alayla gülüp Görkem’in omzuna vurdu ve “Babanı benden kıskanman hoşuma gidiyor,” dedi. Bir an ikisinin arasında farklı bir gerginlik olduğunu hissettim.
💬
Tek hissedenin ben olmadığımı Irmak’ın, “Hadi diğerlerinin yanına dönelim, ayıp olmasın,” demesinden ve nişanlısının koluna girip ona gülümsemesinden anladım.
💬
Görkem gülüyor olsa bile bakışları iğneleyiciydi. Irmak’ın belini okşayıp arkasını döndüğünde biz de yürüyen çifti takip ettik. Bize bakan insanları kısaca göz atıp Tibet’e doğru eğilerek, “Seni mi kıskanıyor?” diye sordum kısık bir sesle.
💬
Tibet omuz silkip, “Onu sinir etmek hoşuma gidiyor, her zamanki halimiz,” dediğinde geri çekilip Görkem’e baktım. Onların bu tür atışmaları her zaman oluyordu demek ki. Dışarıdan gören birileri normal kuzen atışması ya da abi kardeş ilişkisi gibi görebilecek olsa da ben baktığımı bunu görmüyordum.
💬
Sonradan birleştirildiği belli olan iki uzun masa vardı. Sağ taraftaki masaya geçerken soldaki masada oturanların da bizim tarafımıza baktığını hissediyordum. Irmak masanın en ucundaki sandalyesine oturduğunda Görkem, Irmak’ın tam karşısındaki sandalyeyi çekip bana baktı. “Misafirimize yabancı hissettirmeyelim,” dedi kibarca.
💬
Üzerimdeki kabanı çıkarırken, “Teşekkür ederim,” deyip gülümsedim. Kabanımı sandalyenin sırtına asıp Görkem’in çektiği sandalyeye oturdum. Görkem gülümseyerek kendi yerine, Irmak’ın yanına geçerken Tibet de benim yanımdaki sandalyeye oturdu, gözleri kuzenindeydi.
💬
Oturduğumuz masadaki kadınlardan biri öne doğru eğilip, “Tibet’in kız arkadaşı mısın?” diye sorunca onun bu patavatsızlığına kaş çatmak istedim, kaşlarımı çatmamak için çabaladım.
💬
“Hey,” dedi Irmak benim yapmak istediğimi yapıp kaşlarını çatarak. “Onları sıkıştırmayın.”
💬
Kadın ellerini kaldırıp, “Sadece herkesin merak ettiğini sordum,” diyerek güldü.
💬
Irmak, “Yine de,” dediğinde onun cümlesini, “Sorun değil,” diyerek kestim. Irmak gözlerini yüzüme çevirdi.
💬
Ona gülümsediğim sırada Tibet alaycı bir ifadeyle gülüp, “Hale sana buradan dedikodu malzemesi çıkmaz,” dedi, adı Hale olan ve soruyu soran kadın dudak büktü.
💬
Görkem elini kaldırdığında kenarda duran garsonlar hareketlendi. Servislerin açılmasıyla bir nebze de olsa odak noktasından çıkmıştık. Sağ tarafımda, Tibet’in hemen yanında oturan adam masaya doğru eğildiğinde ona baktım. Adam gözlerindeki gizli tedirginlikle bana, “Selam,” dedi. “Ben İlkay.”
💬
Ben ona anlamsızca bakarken Tibet kulağıma doğru eğilip, “Gemideyken telefonda konuştuğum İlkay’dı,” dedi, yüzümdeki ifade saniyeler içinde değişti ve göz göze olduğum İlkay da bunu fark etti. Ayrıca Tibet bana doğru eğilmişken üzerimizde başka gözler de vardı.
💬
“Memnun oldum, ben de Niran,” dedim İlkay’ın gözlerine dikkatle bakarken.
💬
İlkay başını salladığı sırada Irmak, “Ne güzel bir ismin var,” deyince Tibet geri çekildi, ben de bakışlarımın odağına Irmak’ı aldım.
💬
“Teşekkür ederim,” dedim yavaşça. Irmak’ın yüzündeki gülümseme samimi görünüyordu.
💬
“Burada yaşıyorsun değil mi?” diye sordu bu kez, dirseklerini masaya bastırıp ilgiyle bana baktı. Diğer insanlar kendi aralarında konuşup yemeklerini yerken sohbet etseler de nedense bir kulaklarının bizde olduğunu düşünüyordum.
💬
“Evet, İstanbul’da yaşıyorum ailemle,” derken karnım ağrıdı. “On yaşındayken falan buraya yerleştik.”
💬
Irmak kaşlarını kaldırıp, “Daha önce nerede yaşıyordun?” diye sordu, Görkem yemeğini yese de bir yandan da bize bakıp cevaplarımı dinliyordu.
💬
“Ben Hırvatistan’da doğdum, Zagreb’de,” dediğimde konu şimdi Irmak’ın daha çok ilgisini çekmiş gibiydi. Sanki sorularına direkt cevap vermem hoşuna gitmişti. “Annem Hırvat fakat babam Türk. Daha sonra buraya taşınma kararı aldılar.”
💬
“Ne güzel,” dedi Irmak gülerek. “Melez güzelliğin kendini belli ediyor.”
💬
Utanmış gibi yaparak gülümsediğimde, “Öğrenimini de burada mı görüyorsun?” diye sordu Görkem. Onun da soru sormasını bekliyordum ama birden araya girmesi beni ürpertti. Onun gözlerine bakmamaya çalışıyordum, öfkelenmek istemiyordum.
💬
“Evet,” dedim öfkelenmemeyi umup gözlerine bakarak. “Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği okuyorum, üçüncü yılım.”
💬
İfadesinde olmasa da gözlerinde kesinlikle bir şeyler değişmişti.
💬
“Güya onu sorguya çekmeyeceğinize söz vermiştiniz,” dedi Tibet gerilimi önlemek için. Sonra önüme bir kadeh koyup bana baktı. “Miden ağrıyordu, dikkat et.”
💬
Irmak’ın gözlerinde hınzır bir ifade varken Görkem hareketlerimize inceleyici bakıyordu. Uzattığı şarap kadehini kendime çekerken, “Fazla içmiyorum zaten biliyorsun,” diye mırıldanıp gülümsedim.
💬
Tibet’in bana olan bakışları farklıydı, benim gibi rol oynadığını biliyordum ve açıkçası tek başıma rol oynuyor olmamak beni bir yerde rahatlatıyordu. Sohbetin kalan kısmında daha fazla sorular sormadılar ya da hayatımı didiklemediler. Bir süre sonra masadakilerle de ufak tefek diyaloglara girmeye başlamıştım. Tibet’in de dahil oluyor olması beni gevşetiyordu. Bu sayede rol oynamam da kolaylaşmıştı. Direkt olarak bir ilişkimizin olduğunu söylemesek de birbirimizle olan konuşmalarımızdan ve sahte samimi ifadelerimizden, hallerimizden bunu anlamış olmalılardı. En şaşırtıcı olan da Görkem’in de sonrasında gevşemesi ve daha samimi bir iletişime geçmesiydi. Belki de o da iyi bir oyun oynuyordu.
💬
Sonradan hatırladığım detayla kabanımın cebinden çıkardığım telefonu çaktırmadan masanın üzerine koyup Görkem’in yanında oturan kadına cevap verirken ekrana yavaşça dokundum. Sanki yanlışla dokunmuşum gibi görünüyordu ve ekranım aydınlanmıştı. Gülerek geri çekilirken göz ucuyla Irmak’a baktım, gözleri telefondaydı. Nedense bir zafer kazanmış gibi hissettim ve gözlerimi ondan ayırdığımda ekranıma gözü kayan Görkem’i görünce, bu zafer kazanmışlık hissi büyüdü.
💬
Mekandaki müzik değişti, daha hareketli bir ritme geçiş yaptı. Önümdeki kadeh üçüncü kez boşalmıştı. Çok alkol tüketen biri değildim, arkadaşlarıma ya da ortama ayak uydurmak istersem de kırmızı şarap içerdim. Hiç zil zurna sarhoş olduğum bir an olmamıştı. Çakırkeyif bir halde olursam da bu da genelde zihnim karmaşıkken olurdu. Tıpkı şu anki gibi. Gözlerimi yavaşça açıp kapattım. Masalardaki çoğu insan dans etmek için kalkmıştı, Irmak da Görkem’i cilveli hareketlerle dans etmek için ikna etmeye çalışıyordu. Ki ikna etmesi de uzun sürmemişti.
💬
Onlar da masadan kalktığında, masanın sonundaki iki kişi haricinde kimse kalmadı. Tibet bana doğru dönüp, “Sanırım daha fazla içmemelisin,” dediğinde İlkay da bana baktı.
💬
“Evet, içmeyeceğim,” diye mırıldandım. Bedenimdeki uyuşukluğun farkındaydım ve devam etmem rol yeteneğimi de engellerdi. Çünkü zihnimdeki zorla zapt etmeye çalıştığım bütün düşünceler benimle bir savaşa tutuşmuştu.
💬
“Onu eve mi götürsen?” dedi İlkay kısık bir sesle. “Bu kadarı yeterli olmuştur.”
💬
“Ben de öyle düşünüyorum,” dedi Tibet yüzümü incelerken.
💬
Gözlerimi devirip, “Sarhoş olmuşum gibi davranmayın, ben iyiyim. Birden kalkmam dikkat çeker,” dediğimde Tibet bana doğru yaklaştı.
💬
“Elinden geleni yaptın, daha fazla buna katlanmak zorunda değilsin,” diye fısıldadı. Müziğe rağmen onun fısıltısını duyabildim. “Sarhoş olmadığını biliyorum ama şu anki bakışlarını görsen eminim ki sen de gitmek istersin.”
💬
“Nasıl bakıyorum?” diye sordum gözlerinin içine bakmaya devam ederken.
💬
“Bu mekân bir gemi değil ve sen de bu mekânı batıramazsın.”
💬
Bu cümlesinden sonra müziğin sesi benim için kesildi.
💬
“Eminim ki yapmak istediklerimi bilseler, bir gemide olup batmayı tercih ederler,” derken öfkeli nefesim yüzüne çarptı.
💬
Tibet, “Gidiyoruz,” dedi sadece.
💬
Aniden geri çekilip ayağa kalktı, İlkay da ayaklanmıştı. Sandalyedeki kabanımı alıp elini omzuma bastırdı. Öfkemin bir sesi vardı ve bu ses bana, “Mayın olan sensin, patlat burayı,” diyordu. Onu dinlememe ramak kalmıştı ama gözlerimi kaldırıp etrafıma bakındığımda ve kendi hâlinde eğlenen insanları gördüğümde her şey değişti. Sandalyeden kalkıp Tibet’e doğru döndüm, kabanımı iki yanından tutup giymem için açtı.
💬
“Onlara sarhoş olduğunu söyleyeceğim, bu şekilde sıvışırız,” dediğinde bir şey söylemeden tuttuğu kabana kollarımı geçirdim. Kabanı giyerken yüzüm insanlara doğru dönmüştü ve bize yaklaşan Irmak ve Görkem’i görmüştüm.
💬
Ben çantamı alırken Tibet de masanın üstündeki telefonumu alıp bana uzattı. O sırada yanımıza gelen Irmak, “Gidiyor musunuz?” diye sordu.
💬
Tibet’ten aldığım telefonu cebime atarken, “Niran biraz fazla kaçırdı sanırım, onu götürsem iyi olacak,” dedi Tibet.
💬
Rol oynamam gerektiğinin bilincinde bir şekilde gülümseyip, “Gecenizi mahvetmek istemem,” derken bile ağlamak üzereymiş gibi hissediyordum. Kafamdaki sesleri susturmak zorlaşıyordu.
💬
“Evet, biraz kötü görünüyor, dinlense daha iyi,” dedi Görkem bana bakarken. Yüzünde samimi görünen bir gülümseme olsa da parmaklarımı onun boynuna geçirme isteğiyle savaşıyordum.
💬
Tibet kolunu belime dolayıp, “Siz devam edin, sonra görüşürüz yine,” dediğinde uyuşuk hareketlerle bedenimi Tibet’e yasladım.
💬
Irmak beyaz dişlerini göstererek gülüp, “Tanıştığıma memnun oldum, tekrar görüşelim, Niran,” deyince ona baygın gözlerle baksam da güldüm. Muhtemelen sarhoş olduğumu düşündüğü için böyle baktığımı sanıyordu.
💬
“Ben de sizinle tanıştığıma memnun aldım,” deyip gülerek hafifçe el salladığımda Irmak kıkırdadı, o da el salladı.
💬
Biz onlardan ayrılıp mekândan çıkarken İlkay da bizi takip ediyordu. Dans edenlerin arasından geçerken herkese sarhoş bir gülümsemeyle bakmıştım. Dışarı çıktığımızı gören vale aracı getirmek için hızla ilerledi. Kaldırama çıkıp mekânın girişinden uzaklaştık. Yavaşça geri çekilerek Tibet’in kolunun baskısından uzaklaştım. Yüzümdeki o sarhoş ifade bir anda silindi ve yerine öfkeden bir maske yerleşti.
💬
“Pek konuşma fırsatımız olmadı,” dedi İlkay yanımızda dikilirken. Ona yan gözlerle baktım. “Görüşelim yine, eminim konuşacaklarımız vardır.”
💬
Burnumdan sert bir nefes verip gülerken, “Var tabii,” dedim, İlkay bir cevap vermedi.
💬
Vale aracı getirdiğinde Tibet kapıyı açıp binmem için kenara çekildi, araca bindiğimde kapıyı kapattı. İlkay’la dışarıda bir şeylerle konuşuyorlardı ama dikkatimi onlara vermedim. Buraya gelirken terleyen ellerim, şimdi öfkeden buz kesmişti. Birkaç dakika sonra Tibet de araca bindi ve motorları çalıştırdı. Cebimden çıkardığım telefonun ekranına bakınca fotoğrafımızla karşılaştım, kaşlarım çatıldı. Saate baktığımda neredeyse gece yarısı olduğunu gördüm. Belki zaman hızlı geçmiş gibi görünüyordu ama o anları yaşarken hiç öyle gelmemişti.
💬
Tibet bendeki durumun farkında olduğundan yol boyunca konuşmadı. Böylesi benim de işime gelmişti. Zor bir gece olacağını zaten biliyordum. Şarap içmemiş olsam da gecenin bitişinde böyle bir çöküş yaşardım, belki biraz daha onlarla kalırdım ama sonuç değişmezdi. Şu an yaşadığım ekstra bir sıkıntı vardı, o da alkolün hassaslaştırdığı direncimdi. Evet, öfkemi körüklemişti ama duygusal bir boşluğa da sürükleniyordum. Çığlık çığlığa ağlama isteği beni her saniye yokluyordu.
💬
Araç otoparka girdiğinde parmaklarımı ağrıyan şakağıma bastırdım. Onun yanında herhangi bir krize daha girmek istemiyor, hatta yalnızken de girmek istemiyor, kendimi duşa atıp sonra da yatağa girmek, bu akşamı unutmak istiyordum. Tibet aracı park etmeden benim aracımın arkasında durdurdu. Sesli bir nefes verdiğim sırada bana doğru döndüğünü göz ucuyla gördüm.
💬
Başımın üstünde hissettiğim baskıyla duraksadım, gözlerimi ona çevirdim. “Bu akşam iyi iş çıkardın,” dedi eli başımın üstünde dururken. “Öfkeni lazım olacağı zaman için sakla.”
💬
Elinin saçımda hareket etmesi, başımın üzerinde olması bir an bütün hislerimi altüst etti ve ağlayacağım diye korktum. İyi iş mi çıkarmıştım? Babam beni izliyorsa, o da böyle mi düşünüyordu? Beni korkutan hisler ağırlaştığında aniden geri çekilip kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Bu ani hareketim onu duraksatmış, öylece bana bakakalmasına neden olmuştu. Eve gitmem gerekiyordu.
💬
“İyi geceler, Tibet,” dedim pürüzlü bir sesle. “Haberleşiriz.”
💬
Bir şey söylemesini beklemeden kapıyı kapatıp arkamı döndüm. Neden ondan kaçmak istediğimi bilmiyordum ama bu istek hızlı adımlarla ondan uzaklaşmama neden oldu. Arkama bakmadan otoparktan çıkıp asansöre yöneldim ama onun ben çıkana kadar arkamdan baktığına emindim, arabasının gittiğini duymamıştım. Asansörün kapıları kapandığında sırtımı aynaya bastırıp gözlerimi yumdum. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım, kafamdaki seslerin susması için çığlık atmak üzereydim.
💬
Asansör dokuzuncu katta durdu, kapılar açıldı. Kendimi sanki can havliyle dışarı attım. Ellerimi ceplerime sokup koridora girdiğimde yerdeki bakışlarım koridorda hissettiğim başka birinin varlığıyla kısıldı. Zaten şu an dorukta hissediyordum ve etrafımda insan istemiyordum. Her ne kadar Eda’nın niyeti kötü olmasa da bu bir şeyi değiştirmezdi. Kaşlarımı çatıp kafamı kaldırdığımda ve Eda’ya sesleneceğimde, gördüğüm yüzle sesim gibi adımlarım da kesildi.
💬
Evet, kapının önünde duran biri vardı ama bu kişi Eda değildi.
💬
Gecenin bir vakti amcamın benim evimin kapısında ne işi vardı?
