💬

💬
🎧: Yedinci Ev, Ezberledi Kalbim
💬
🎧: Sufle, Lakin
💬
Arabanın bütün camları kapalıydı fakat bir geminin güvertesindeymişim gibi duyduğum tek ses dalga sesiydi. Birini kaybettiğinizde onun sesi bile zamanla zihninizden siliniyordu ama bu dalga sesleri ben ölene dek benimle kalacak, her denize yaklaştığımda daha da güçlenecekti. Ellerim kucağıma düşerken bir oyuncak bebek gibi boş, hiçbir duygu barındırmayan gözlerle ona baktım.
💬
Babamın katili amcasıydı.
💬
Babasının katili de amcasıydı.
💬
Ve amcasına yardım eden kişiyi tanıyordum.
💬
Konuşamayacak halde olduğumu anlamış olmalı ki, “Başka bir yere gidelim,” dedi, göz ucuyla sahile doğru baktı. “Daha fazla şüphe çekmeyelim.”
💬
Bir robot gibi bedenimi hareket ettirip arabayı çalıştırdım. Direksiyonu tutan ellerim, bir şeyleri parçalama isteğiyle titriyordu. Öfke nöbetinin kapıda durduğunun, içeri girmek için küçük bir açık beklediğinin farkındaydım. Tek bir konu odaklıyken şimdi odağım dağılmış, hangi konuya gideceğini şaşırmıştı. Beni gitmek istediği yere doğru yönlendiriyor, hiçbir şey söylemeden aracı tarif ettiği yönden ilerletiyordum.
💬
Söylediği doğruysa, neden onun gözlerinde aynaya baktığım zamanda kendi gözlerimde gördüğüm o duyguyu göremiyordum?
💬
Benim gözlerimde öfke vardı, her şeyi yakıp yıkma isteğimi gözlerime bakan biri görebilirdi, bunu saklamıyordum. Böyle büyük bir kaybı olan insan, bu duygudan daha azını hissedemezdi. Onun bulunduğu şartları düşündüğümde, duygularını gizlemek zorunda kalması çok normaldi. O bir katille aynı çatının altındaydı.
💬
“Şuraya park edebilirsin,” dediğinde gözlerimi kırpıştırdım, başımı ona doğru çevirdiğimde aramızdan kuvvetli bir rüzgâr esip geçti.
💬
İşaret ettiği yere aracı park ettikten sonra ikimiz de sessizce araçtan indik. Hava çoktan kararmıştı ve deniz kenarı daha soğuktu. Yan yana dizilmiş teknelerin, yatların yanından geçerken benden iki adım öndeydi. Sorgusuzca arkasından geleceğimi biliyordu, bilgiye ihtiyacım olduğunun farkındaydı. Onu takip ederken bile bana vereceği her bilgi içeren cümlenin beni yıkacağını hissediyordum. Kabanımın ceplerindeki ellerimi yumruk yapıp sıktım, yas tutmak için çırpınan kalbimi, mantığım şefkatli bir el gibi sakinleştirmeye çalışıyordu.
💬
Kara ve yat arasındaki metal köprünün üstüne çıktı, beyaz yata adım atmadan hemen önce elini bana doğru uzattı. Elini tutmak, yata binmek sorun değildi fakat tekrar denizin içinde olma düşüncesi beni geriyordu. Ona fark ettirmeden nefesimi tutup eline uzandım, metal köprünün üstüne çıktım. Hafifçe dalgalanan denize bakmamak için gözlerimi onun yüzünden ayırmadım. Aceleci adımlarla yata binmem onu anlık duraksatsa da bunun üstünde durmadı. Sorunun ne olduğunu anlayabilecek kadar bir şeylere şahit olmuştu.
💬
Yatın cam kapısını kaydırarak açıp içeri girdiğinde onu takip ettim. Dışarıdaki koltuk ve masa gibi içerideki mobilyalar da krem rengindeydi. Oldukça sadece görünseler de lüks oldukları gerçeği de göz ardı edilemezdi. Şu an hiçbir şey ilgimi çekmediğinden büyük l koltuğun kenarına oturup çantamı kucağıma aldım. Ben gözlerimi irdeleyici bir şekilde ona dikmişken dolaptan küçük bir şişe su çıkarıp dolabı kapattı. Koltuğun diğer ucuna otururken gözlerini bana çevirdi, elindeki şişenin kapağını açıp sudan büyük bir yudum aldı. Yat sanki deniz sakinmiş gibi hiç hareket etmiyordu ama dalga sesleri midemi bulandırmaya başlamıştı.
💬
“Amcam mı?”
💬
Soruma hazırlıksız yakalanmış olmalı ki suyundan bir yudum daha alamadan öksürdü. Dişlerimi sıkarak ona bakmayı sürdürdüm. Diş tellerim hâlâ ağzımdaymış, teller diş etlerimi çekiştirerek ağzımı uyuşturuyormuş gibi hissediyordum. Diğer yudumu almadan şişenin kapağını kapatıp bana doğru döndü.
💬
“Yardım eden kişi benim amcam mı?”
💬
Bu aniden ortaya çıkan bir düşünce değildi. O, o cümleyi kurduğu andan beri aklımda dönüp duran bir düşünceydi.
💬
Gözlerimin içine dikkatle bakarken, “Neden amcan olduğunu düşünüyorsun?” diye sordu.
💬
“O mu değil mi?” diye sordum ısrarla.
💬
“Amcan,” demesi beni şaşırtmadı.
💬
Ben aptal biri değildim. Gördüğüm, duyduğum birçok şey vardı ama burnumu sokmazdım. Amcamla ilgili de çok fazla şey duysam da hiç ilgilenmemiştim. Ucu hiç bana, bize dokunmaz sanıyordum ama yanılmıştım. Öfkeden titreyen ellerimi sıkarken burnumdan sert bir nefes verdim. Aklımdan geçen şeyleri durdurmak çok zordu.
💬
“Neden bunu olağan karşıladın?”
💬
“Amcam,” dedim tükürür gibi. “Amcana ne konuda yardım etti?”
💬
Hafifçe öne eğilip ellerini birleştirirken gözlerini ellerine indirdi, gözleri kısıldı. “Amcam bu işleri yıllardır sürdürür,” diyerek konuya girdiğinde bütün dikkatimi ona vermeye çalıştım. “Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmese, şimdiye kadar enselenmiş olurdu. Babam onun hırsının kurbanı oldu. Abimi de başlarına bela olmamaları için içeride tutuyorlar.” Kendi kendine güldü. “Abimin elinde bir kanıt olmadığından pek de şansı yoktu.”
💬
Konuya en başından girdiğini fark edince akışı bozmamak için diğer sorularımı bekletip, “Öyleyse sen neden dışarıdasın?” diye sordum. “Seni neden tehdit olarak görmüyorlar?”
💬
“Çünkü gerçekten de babam ölene kadar hiçbir şeyin farkında değildim,” dedi öfkeyle. Bu bana öfkesini az da olsa gösterdiği ilk andı. “Babamın doğal yollarla ölmesi, abimin üstüne suç bırakılması, hiçbiri şüphe uyandırmadı. Hiçbir haltı bilmeyen bana normal geldi. Hatta bir süre abime karşı öfkeyle yaşadım.” Derin bir nefes alıp geriye doğru yaslandı, gözlerini gözlerime dikti. “Gerçekten hiçbir şey bilmediğimden de yaşadığım acı gerçekti, bunun amcam da farkındaydı. Abimle yüzleşmek için onu görmeye aylar sonra gittim. Derin bir uykuda olduğumu görüp tehlikede olduğumu hissetmiş olmalı ki bana bildiklerini anlattı.”
💬
Gözlerimi kısıp elimi hafifçe sallayarak, “Babanı öldürüp bunu doğal yollarla olmuş gibi gösterdi, abini susturmak için üzerine suç atıp içeri attırttı,” dediğimde beni onaylayarak başını salladı. “Diyelim ki o sıralar habersiz olduğunu düşünüp senden şüphelenmedi, hiç mi abinle görüşebileceğini akıl edemedi?”
💬
Başparmağını çenesine sürterken, “Abimi bu konuda tehdit etmiş. Bana bir şeyler anlatması hâlinde benim sonumun da onların gibi olacağını söylemiş,” dedi, alayla güldü. “Abimle birkaç gez görüştüm, her görüşmenin sonunda amcama karşı rol oynamam, abime öfkeli olduğumu göstermem gerekti. Amcamın gözünde abisini seven, sevdiği için dayanamayıp onu ziyaret eden ama her seferinde hayal kırıklığına uğrayan yeğeni olarak kaldım.”
💬
“Şimdiye kadar hiçbir insanın ölmesini istemedim ama o adamın acı çekerek ölmesini istiyorum,” dedim donuk bir sesle. “Babamdan ne istedi?”
💬
“Bazı insanlar için her şey ikiye ayrılır, Niran,” dediğinde kaşlarımı çatarak ona baktım. “Önemsiz olan şeyler ve önemli olan şeyler. Onun için önemli bir eşya için bile önemsiz gördüğü bir insanı harcayabilir. Böyle birinin gözünde ne senin babanın ne de benim babamın, yani kendi kardeşinin bir yeri vardır.”
💬
Kalbimde hissettiğim ağırlıkla, “Elinde hiç mi bir şey yok onunla ilgili?” diye sızlandım. Umutsuz hissetmek istemiyordum.
💬
Gözleri yüzümden ayrılıp başka bir noktayı bulduğunda, omuzlarım çöktü. “Onu tamamen yıkabileceğim kadar büyük bir şey yok.”
💬
Tırnaklarımı avuç içlerime batırıp, “Amcama bunun hesabını sorup her şeyi ortaya dökmesini sağlayacağım,” dediğimde dudağının kenarının kıvrıldığını gördüm. Bu bir aşağılama gibi değildi, fikrimin işe yaramayacağına emindi.
💬
“Eminim amcan da kendini ortaya atmaz. Sonuçta babanı bu işe bulaştıran, türlü yollarla daha güvenli olacağını düşündüğü için konteynerleri babanın gemisine yüklettiren o,” derken tekrar bana baktı. “Diyelim ki bir şey oldu ve tamam dedi, sence amcam buna izin verir mi? Gözleri bir akbaba gibi amcanın üzerindedir.”
💬
“İyi de babam amcamla hayatta ortak bir iş yapmaz,” diyerek savunmaya geçtim. “Onlar görüşmüyor bile.”
💬
“Amcanın görüştüğü kişi baban olmayabilir, sonuçta baban da bir yerden emir alan, aldığı emirlerle hareket eden bir çalışandı,” dediğinde cümlesinden çok cümlesinin sonundaki eke takıldım. “Sana tam aksini söylemiş olsam da babanın bu işte parmağı olmadığının, kurban olduğunun farkındayım.”
💬
Gözlerimi avuçlarıma indirdim. Tırnaklarımın avuç içlerimde bıraktığı izlere bakarken sertçe yutkundum. “Elimden hiçbir şey gelmeyeceğini mi söylüyorsun? Ben o eve döneceğim, o adamın yüzüne bakacağım ve hiçbir şey yapamayacak mıyım?”
💬
“Bu yüzden senden bir söz istedim, Niran,” dedi sakince. “Seni anlamadığımı sanma. Senin geçtiğin yoldan ben de geçtim. Konu aynı olsa da herkes aynı şeyi hissetmeyebilir ama senin hissettiğin şeylerin benzeri, belki aynısını, belki de daha fazlasını hissettim.” Başımı hareket ettirmeden gözlerimi kaldırarak ona baktım. “Kırıp dökmek, saldırmak bir çözüm getirseydi şu an bir yudum su için yalvarırlardı.”
💬
“Bana bunca şeyi anlattığına göre aklında benimle ilgili şeyler de vardır,” dediğimde bunu yalanlamadan başını salladı.
💬
“Risk almak istiyorum,” deyince sırtımı dikleştirip anlamadığımı belirtircesine kaşlarımı kaldırdım. “İki seçeneğim vardı. Ya sinsice arkalarından ilerleyecektim ya da tam karşılarında durup deli bir cesaretle onlara karşı koyacaktım. O durumdaki birinin deli cesareti olur elbette ama babamı kaybetmişken abimi ve annemi kaybetmeyi göze alamazdım. Elim zayıftı, ilk seçeneğe mecburdum.”
💬
Karmaşık bir ifadeyle ona bakarken, “Fikrini değiştiren ne oldu?” diye sordum. Risk almaktan bahsettiğine göre amcasının karşısına geçmeyi planlıyordu.
💬
“Bu şekilde onları takip ederek sadece attıkları adımları görebilir, o adımlara basarak izimi belli etmeden onları izleyebilirim. Pişman değilim, şimdiye kadar bir sonuca varamasam da bu sayede onlara karşı elim güçlendi,” dedi, ardından koltukta kayarak bana yaklaştı. “Sana kendimi fazlasıyla açtım. Çünkü senden bir şey isteyeceğim ve bana cevap vermeden önce bu işin hangi aşamasında olduğumu bilmen gerekiyordu.”
💬
Kaşlarımı çatıp, “Benden ne isteyeceksin?” diye sorduğumda göz bebeklerinin genişlediğini gördüm. Öfke, genişleyen göz bebeklerinin içinde saklanıyordu.
💬
Yat yavaşça sallanırken tavana çarpmaya başlayan yağmurun sesi içeri doldu. “Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle,” dediğinde başımı aşağı ve yukarı tek hareketle salladım. “Ben tamamen olmasa da ortaya çıkmayı planlıyorken ve sen de bu işte olmak istiyorken seni arkada bekletemem, senin de benim gibi ortada olman gerekiyor. Amcanı tanıyan biri elbette ki seni de tanıyabilir, özellikle kurban seçilenlerden biri babanken.” Sözlerinin nereye varacağını düşünürken dikkatle onu dinliyordum. “Görkem senin kim olduğunu bilmese de yanımda gördü. Babasının ve kendisinin hakkımda her şeyi öğrenme isteğini göz önünde bulundurursak diğer çevremde olan insanlar gibi seni de sorgulayacaklardır. Seni bu olaylar olmadan önce tanıdığıma onları ikna etmem gerek.”
💬
Yağmur sesi dalgaların sesini bir nebze olsun bastırdığı için zihnim daha sakin hissediyordu ama yine de dikkatim çabuk dağılıyordu. Dikkatimi toparlamak için gözlerimi gözlerine dikip odaklanmaya çalıştım. “Madem göz önüne çıkmak istiyorsun, neden hâlâ onları bir şeylere inandırman gerektiğini düşünüyorsun?”
💬
“Niran ben sana yardım edeceğimi söyledim, seni yem olarak kullanacağımı değil,” demesi beni duraksattı. “Eğer kabul edersen seni içeri, olayların olduğu yere alacağım. Yani ailenin içine.” Söylediği şey bir an şaşkınca ona bakmama neden oldu. “Yakın arkadaşlarım var fakat herkesle bir sınırım vardır, ailemin çok içinde değiller. Seni yakın arkadaşım olarak tanıtamam, biriyle bir anda yakın olmayacağımı bilirler.”
💬
Alayla gülüp, “Sevgilin falan mı olmalıyım?” diye sordum ama ciddi bakışı gülüşümü soldurdu.
💬
“Onlarla aynı masaya oturtacağım kadar ciddi bir ilişkim olsa bundan da haberdar olurlardı,” dediğinde yanaklarımın içini şişerek ona baktım. Tam olarak ne istiyordu?
💬
“Ee, nasıl gireceğim?”
💬
“Seni içeri ben sokmayacağım, onlar girmeni isteyecek,” dedi omuz silkerek. “Görkem ve nişanlısı Irmak bugün bizi gördü. Görkem ilk başta seni takıldığım biri olarak görür, Irmak durumu eşeler. Yani evet, senin deyiminle arkadaş değil de sevgili kavramı daha çok işimize yarar.” Ciddi olup olmadığını anlamak için öylece yüzüne baktım. “Eğer bu yolu kabul edersen sana planımı anlatırım. Ama etmezsen farklı bir yol bulana kadar bekleyeceğiz.”
💬
Konuşulan her şey kafamda öyle büyük bir karmaşaya yol açmıştı ki hiçbir şey yerli yerine oturmuyordu. Emin olduğum tek şey, tek başıma hareket edemeyeceğimdi. Evet, babaannem yardım edebileceğini söylemişti ama Tibet’in söylediği şeylerden sonra onun da yardımlarının bir sınırı olduğunu anlamıştım. Diş etlerimdeki sızı başımdaki ağrıyı arttırırken parmaklarımı enseme bastırdım. Eve gitmem gerekiyordu. Evime dönmeliydim, annemi ve kardeşimi görmeli, sonra da odama kapanıp tüm bu olanları düşünmeliydim.
💬
Çantamı alıp ayaklandığımda Tibet dikleşerek hareketlerimi takip etti. “Eve gitmem gerekiyor,” dedim ona bakmadan. “Evet, öylece durmayıp bir şeyler yapacağım. Bunca şeyi öğrendikten sonra öylece durup yas tutamam, bu öfke ve kinle hiçbir şey olmamış gibi yaşayamam.” Çantamı omzuma asarken ona doğru dönüp gözlerinin içine baktım. “Ama bu öylece verebileceğim bir karar da değil. Tıpkı senin gibi benim de oturup düşünmem, bir şeyleri planlamam gerek.”
💬
Başını yavaşça sallayıp, “Nasıl istersen,” dedi.
💬
Birkaç saniye ona baktıktan sonra arkamı dönüp kapıya ilerledim. O da koltuktan kalkıp arkamdan geldi. Ben cam kapıyı kaydırıp açtığımda yağmurun yoğun sesi rüzgâr gibi yüzüme çarptı. Dışarı doğru bir adım attım, gök şiddetle gürledi. Bir adım daha atacağım sırada uzattığı şemsiyeyle duraksadım. Buradan arabaya kadar gitmem beş dakikadan fazla sürerdi ve dışarıda geçireceğim bir dakika bile baştan aşağı ıslanmama yeterdi. Fazla düşünmeden uzattığı siyah şemsiyeyi aldım. Metal köprünün üstüne çıkınca şemsiyeyi açıp altına sığındım.
💬
Aynı yerde durmuş beni izlediğini bilsem de dönüp ona bakmadan metal köprüden indim ve arabama doğru yürümeye başladım. Adımlarım aceleci değildi, bir şemsiyem olmasaydı da acele etmezdim. Islanmak şu an önemseyeceğim son şeydi. Evet, belki bu kadarını beklemiyordum ama üzerime aniden yapışan sakinlik, delirme hissini bastırıyordu. Arabama doğru ilerlerken düşündüm. Bütün bunları ondan değil de bir başkasından, bir polisten veya bir şekilde yardım alarak öğrenmiş olsaydım, yine bu kadar sakin kalabilir miydim? Tuhaf bir şekilde karşımda sakince durup perde arkasında olanları anlatan adam, kendi sakinliğini bana da bulaştırmıştı.
💬
Kurduğu cümleler kışkırtıcı değildi. Öfkemin farkındaydı. Sanki istese bu öfkemi körükleyebilir, bunu kullanabilirdi. Belki de tam aksine bana her şeyi anlatıp kararı bana bırakmasıydı beni dizginleyen.
💬
Eve vardığımda neredeyse gece yarısı olmak üzereydi. Babaannemi misafir odasında uyurken bulunca bir an panikledim. Annem ve babamın yatak odasına sessizce girip içeriyi kontrol ettiğimde, annemin kendi odasına döndüğünü gördüm. Yorgana sıkıca sarılmış uyuyordu. Eve döndüğümde göreceğim manzaradan korkmuş, tedirgin olmuştum ama herkesin uyuduğunu görmek omuzlarımdaki yükü hafifletmişti. Bitkin adımlarla odama girdim. Kalbimi taşlarla örecek olsaydım, bugün yaşadıklarım bir taş olur, kalbimin üstündeki yerini alırdı.
💬
Ertesi gün, gece her ne kadar geç uyumuş olsam da sabah erken kalktım. Duş alıp üzerimi değiştirdikten sonra alt kata indiğimde babaannemi mutfakta buldum. Saçlarını ensesinde toplarken göz ucuyla bana baktı. “Günaydın,” dedi, ardından tezgâhın üzerindeki çay bardaklarını masaya taşıdı.
💬
“Günaydın,” deyip diğer iki bardağı alarak tezgâhtan aldım. Dün öğrendiklerimden sonra gözlerim bile onun yüzüne dokunmaya çekiniyordu. “Neden bu kadar erken kalktın?”
💬
Kaşları havalandığında alnındaki çizgiler belirginleşti. “Sen neden kalktın?”
💬
“Muhtemelen seninle aynı sebepten,” diye mırıldanırken sandalyeyi çekip oturdum. Babaannem durumu bilseydi ne yapardı? “Neden kendini yoruyorsun? Gözlerin kan çanağı olmuş.”
💬
Beni duymazdan gelip, “Annen banyoda, çıkar birazdan,” dedi. “Benim kalbim, ben çok gençken yaşlanmaya başladı. O yüzden kafanı bana takma.” Gözleri mutfak kapısına kaydı. “Kardeşin de uyanmış. Bir şeyler yiyin, güçten düşmeyin.”
💬
Melin gözlerini ovalayarak içeri girdi, karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Kısık, kızarık gözlerle babaanneme baktı. Onun varlığını yeni fark etmiş gibi, “Babaanne,” dedi kaşlarını çatarak. “Sen ne zaman geldin?”
💬
“Dün akşam,” dedi babaannem tezgâha doğru dönerken. Çaydanlığı alıp bardaklarımızı doldururken yüzüne şefkatli bir gülümseme yayıldı. “Birazdan çıkacağım. Kahvaltınızı güzelce yapın.”
💬
“Kahvaltı yapmadan mı gideceksin?” diye sorduğumda, başını sallayarak, “Halletmem gereken işler, güzel torunum,” diyerek yanıtladı beni.
💬
İtiraz etsem de onu ikna edemeyeceğimi bildiğimden üstelemedim. Annem gelene kadar bizimle birlikte bir bardak çay içmiş, sonra annemle koridorda kısa bir konuşma yapıp evden ayrılmıştı. Annem kahvaltı masasına geldiğinde Melin’le beraber ona kaçamak bakışlar attık ama bakışlarımıza karşılık vermedi. Yüzü solgun, bakışları durgundu. Sanki bardağa bakarken orada bardaktan başka her şeyi görüyordu.
💬
Kahvaltıdaki gibi tüm gün de aramızda doğru düzgün bir iletişim olmamıştı. Ta ki akşamüzeri Nevide abla gelene kadar. Onun gelişiyle evde biraz da olsa hareketlilik olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, kendim için değilse bile annem için oldukça rahatlamıştım. Nevide abla uğraşmamızı istememiş, dışarıdan yiyecek bir şeyler söylemişti. Akşam yemeğinde masada tek konuşan o olsa bile annem ve Melin de ona eşlik etmişti. Yemekten sonra Melin odasına çekilmiş, annem ve Nevide abla da ortadan kaybolmuştu. Karanlık salonun önünden geçip merdivenlere yöneleceğim sırada annemlerin odasından gelen ağlama sesi, rahatlattığı kadar kalbimi de ağrıtmıştı.
💬
Rahatlamıştım çünkü arkadaşının yanında kendini sıkmaktan vazgeçmiş, acısını dışa vurabilmişti. Aksi daha korkutucuydu.
💬
Odama girip kapıyı kapattıktan sonra sırtımı kapıya yasladım. Bütün gün düşünmekten kaçındığım şeyler odama döndüğüm anda etrafımı çevreledi. Merak ediyordum, amca demeye utandığım adam biraz olsun vicdan azabı çekiyor muydu? İhsan Çiyiltepe, hayatı boyunca karşılaşmadığı kadar büyük bir sorunla karşılaşacaktı. Sırtımı kapıdan ayırdım, hızla yatağa çıkıp oturdum, komodinin üstündeki laptopu kucağıma aldım. Bir şeyleri önüme alıp detaylıca düşünmediğim sürede sürekli bir kafa karışıklığı yaşayacaktım. Daha önce onun adını aratmış olsam da bu yeterli değildi, onlarla ilgili daha fazla bilgiye ihtiyacım vardı.
💬
Laptop çantamdaki küçük not defterimi ve kalemi alıp yanıma koydum. Hatırladığım şirket ismini arama kutucuğuna yazdım. Şirketin yönetim kurulundaki isimlerin en başını çeken isme odaklandım. Ferhan Suavi. İsmin yanındaki görselde o vardı. Adamın yüzüne bakarken dişlerimi ağrıtmak pahasına sımsıkı birbirine kenetledim. Siyah saçlarının arasında tek tük görünün beyazlar, mavi gözler ve midemi altüst eden bir gülümseme. Yüzünü o kadar uzun süre izledim ki, bir gün herkesin yüzünü unutsam bile onun yüzünü unutmayacaktım.
💬
Gözlerim diğer isimlere kaydı. Görkem Suavi. Babasının bir kopyası olan yüzüne uzun süre bakamadım. Onlarla aynı soyadını taşıyan bir kadın daha vardı fakat diğerleri aileden değil gibi görünüyordu. İsimleri not ettikten sonra sayfadan çıkıp haber kısmına girdim. Fersah Suavi’nin ölümüyle ilgili olan haberlerden iki sene önce vefat ettiğini öğrendim. Birkaç haberde Tibet’in abisinden de bahsediyordu. Turhan Suavi. Haberin başına konmuş fotoğrafa baktığımda Tibet’le olan benzerliklerine şaşırmadım. Abisinin saçları daha koyuydu, fotoğrafta siyah gibiydi ama gözleri Tibet’in gözleri gibi elaydı. Haberde yirmi dokuz yaşında olduğu yazıyordu.
💬
Bir an Tibet’in kaç yaşında olduğunu merak edip haber sayfasından çıktım. Onunla ilgili bilgileri bulmam da zor olmadı. 2 Ocak doğumluydu, yirmi altı yaşındaydı. Sayfada İnşaat Mühendisliği mezunu olduğu da yazıyordu. Anne ve babasının adının yazdığı cümleden annesinin adını da öğrenmiş oldum. Asya Suavi. Öğrendiğim yeni isimleri ve bilgileri de not defterine yazdıktan sonra şirketle ve yaptıkları işlerle ilgili de birkaç araştırma yaptım. Tibet’in söylediği gibi amcası ya da şirket hakkında küçük de olsa bir usulsüzlükle ilgili haber yoktu, her şey temiz görünüyordu. Bir inşaat şirketinin sahibinin eser kaçakçılığı yapması bana da saçma gelirdi. Eğer babamın ölümüne sebep olduklarını bilmeseydim.
💬
“Bütün düzeninizi altüst edeceğim,” dedim öfkeyle. Kalemin arka kısmını şakağıma bastırdığımda gözlerim kısıldı. Odağımı Suavi ailesinden çekip kendi yönüme çevirdim. Gözlerimi yumup İstanbul’a döndükten sonraki geçen o bir günü düşündüm. Babam evdeydi, bilgisayarını kontrol ediyordu, Orhan amcayla telefonda konuşuyordu. Ertesi gün Orhan amcayla limanda karşılaşıyordum, bana denetimlerin yapıldığını ve bir sorun çıkmadığını söylüyordu? Bir değil on beş konteynerden bahsetmişti Tibet.
💬
On beş koca konteynerde tarihi eser varsa, nasıl oluyordu da denetimde sorun çıkmıyordu?
💬
Kaşlarım çatıldı. Kapalı göz kapaklarımın ardında görüntüler geriye sardı, babamın telefonla konuştuğu anı düşündüm. İşin aciliyetini sorguluyordu, ses tonu bile rahatsız oluşunu belli ediyordu. Orhan amcaya paraya ihtiyacı olduğu için bu işin onun için iyi olacağını söylüyordu. Kaşlarım daha sert çatılırken gözlerimi araladım. Babamın bu konudaki tavrından dolayı ondan yana hiçbir şüphem yoktu fakat Orhan amcayı düşündüğümde ona karşı bir şüphe duydum. Aklıma aniden gelen şeyle hızla yataktan fırladım. Babamın bilgisayarına bakarsam belki bir şeyler görebilirdim, eve gelir gelmez bilgisayarına gömülmüştü ve o gün de bunu yadırgamıştım.
💬
Koşar adımlarla merdivenleri aşıp alt kata indim. Çıkardığım ses yüzünden korkan Nevide abla, kafasını mutfaktan uzatıp bana baktı. Nevide abla bana seslense de ona bir cevap vermeye zamanım yoktu. Salona girip hâlâ masanın üzerinde duran bilgisayarı kaptığım gibi odama geri döndüm. Babam kişisel bilgisayarını yanında taşımazdı. Seyahatlerde yanında olan başka bir laptop daha vardı ama onu iş için kullandığından şüpheli bir şeyi barındırmayacağına emindim. Yatağın üzerine çıkıp kendi laptopumu kenara ittim, babamın laptopunun kapağını kaldırdım. Ekrana gelen kutucuğa şifreyi girdim. Şifresini bana kendisi söylemese de daha önce onu şifresini girerken görmüştüm.
💬
Bir süre açılan ekranın kendisine gelmesini bekledim. Birkaç fotoğraf dosyası vardı, onları hızla taradım ama zaten fotoğraflar arasından bir şey çıkmasını beklemiyordum. Belgeleri topladığı dosyaya girdim, her belgeyi dikkatle inceledim fakat onlarda da bir tuhaflık yoktu. Mailinin açık olduğunu fark edince dikkatimi oraya çevirdim. Bankalardan gelen mailler, reklamlar ya da sosyal medyaya ait mailler vardı. Gönderilen maillere girdiğimde en son Orhan amcaya attığı bir mail olduğunu gördüm. Nedense o mail beni tedirgin etmişti. Gönderilen maile tıkladığımda, babamın gönderdiği şeyden önce neye yanıt verdiğine baktım.
💬
Gözlerim hiçbir şeyi kaçırmamak için yavaşça satırlarda gezerken ellerim terlemişti. Geminin nereye gideceğini, alacağı yükü ve talimatları içeren bir maildi. Casablanca’ya gidileceğini biliyordum, bu gizli değildi. Kaç konteyner olduğu bilgisini de Orhan amcadan o gün öğrenmiştim. Gönderdiği ek dosyada konteynerlerle ilgili içerik bilgisi de vardı ve bu bilgilerde her şey normaldi. Suavilere ait bir yük olduğu da yazmıyordu. Üzeri örtülü bilgiler olduğu belliydi. Bir açık bulamamanın hayal kırıklığıyla belgelerden çıktım, babamın yanıtına baktım. Babam ona sadece bekleyebilecek bir teslimat olduğunu, bu aceleye anlam veremediğini falan yazmıştı ama onun mailine bir cevap vermemişti. Anlaşılan telefonla konuşmaları da bu mailden sonra olmuştu.
💬
Bir yük gemisinin limandan ayrılması, limana yanaşması gibi durumlarda birçok kontrol yapılırdı. Hava durumunu da göz önüne aldığımızda bütün bunların bir günde halledilmesi de tuhaf geliyordu. Daha önceden planlanmış olduğu belliydi. Bir yerlerde bir açıklık olduğu da ortadaydı ama her şey kılıfına uydurulmuş gibiydi.
💬
Son olarak arama geçmişini kontrol etsem de orada da garip bir şey bulamadım. Laptopun kapağını kapatıp gözlerimi pencereme çevirdim. Babamla amcamın ortak bir iş yapmayacağını biliyordum. Amcam burnunu eğip de babamdan bir şey istemezdi. Orhan amcayla konuşmuş olabilir miydi? Bunu da öğrenemezdim çünkü babam gibi arkadaşı da o patlayan gemideydi. Kim bilir cesedi neredeydi. Patlamayla ilgili onlarca haber görmek zorunda kalmıştım. Babamın cesedinin bulunduğu haberi vardı ama arkadaşına dair bir haber yoktu.
💬
Tibet’in teklifi açıktı. Ailesini bizim daha önce tanıştığımıza inandırıp beni aile sevgilisi olarak sokmak istiyordu. Hadi bir şekilde kendi ailesini inandırdı diyelim, benim amcam öğrendiğinde buna inanır mıydı? Bir şekilde bir yerde şüphe çekecektik. Ama ona şu konuda katılıyordum: Ben bu işi gizlenerek yapmak istemiyordum. Tehlike umurumda değildi, herkesin cezasını çekmesi gerekiyordu.
💬
Peki böyle bir durumda annemi ve Melin’i nasıl güvende tutacaktım? Babaannem bana bu konuda yardım edebilir miydi?
💬
Bir şeyler kafamda şekillenirken vereceğim kararda küçük tereddütlerim olsa da yalnız ilerleyemezdim. Telefonu elime aldığım sırada kapımın tıklatılmasıyla duraksadım, gözlerim kapıya çevrildi. “Gel,” dedim, sesim pürüzlü çıkınca yavaşça öksürdüm.
💬
Nevide abla küçük bir gülümsemeyle kapıyı açtı. “Bir sorun mu var diye merak ettim. İyi misin?”
💬
Başımı yavaşça sallayıp gülümsedim. “Sorun yok, Nevide abla. Annem nasıl, daha iyi mi?”
💬
Bana buruk bir ifadeyle baktı. “İyi, kuzum,” dedi ellerini birbirine sürterken. “Doğru düzgün bir şey yemedi. Ihlamur yapacağım sana dedim, zorla kabul ettirdim. Sen de ister misin?”
💬
“Canım istemiyor, için siz. Ben birazdan yatarım, başım ağrıyor,” dediğimde başını salladı. “Teşekkür ederim, Nevide abla. Burada olman anneme daha iyi hissettirir.”
💬
Sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çatıp, “Ne demek, Niran. Arkadaşımın yanında olmayacağım da nerede olacağım?” diye sordu. “Hadi uyu sen, dinlen. Bir Melin’e de bakayım.”
💬
“Tamam abla.”
💬
Nevide abla odadan çıktığında gözlerimi tekrar telefona indirdim. Son aramalardan babaannemin numarasına tıklayıp telefonu kulağıma yasladım. Saatin kaç olduğuna bakmamıştım ama çok da geç olmadığını düşünüyordum.
💬
Babaannem, “Niran?” diyerek telefonu açtığında yerimde kıpırdandım.
💬
“Uyandırdım mı?”
💬
Arkadan gelen hışırtı sesine bakılırsa yataktaydı. “Yok, uyumamıştım daha. Bir şey mi oldu?”
💬
Birkaç saniye susup düşündükten sonra, “Yarın mezarlığa gideceğim, sen de gelmek ister misin diye soracaktım,” dediğimde derin bir nefes aldı.
💬
“Ben de gitmeyi düşünüyordum,” dedi durgun bir sesle. “Gelip alırsın beni, gideriz birlikte.”
💬
“Alırım,” diye mırıldandım.
💬
“Başka bir şey olmadığına emin misin, güzel torunum?”
💬
“Merak etme, bir sorun yok,” dedim tırnaklarımı dizime sürterken. “Yarın görüşürüz. İyi uykular babaanne.”
💬
“Sana da iyi uykular, güzel kızım,” dediğinde hissettiğim vicdan azabıyla gülümseyemedim bile.
💬
Yatağın üzerindeki laptopları üst üste koydum, halının üzerine bıraktım. Amcam konusunu babaanneme söyleyebilir miydim ya da söylesem ne düşünürdü bilmiyordum. Onun yaşlı kalbinin daha fazla kırılmasını istemiyordum. Yorganı kaldırıp altına girdim, yanağımı yastığa bastırıp pencereden görünen yüksek binalara baktım. Elimdeki telefonun ışığı yüzüme vururken atmam gereken bir adım olduğunun farkındaydım. Bakışlarımı telefona indirdim, mesaj kısmına girerken göğsüm sızladı.
💬
Niran Çiyiltepe: Yapalım.
💬
Tek kelimelik mesajıma uzun uzun baktım.
💬
Tibet Suavi: Sabah yata gel, nasıl başlayacağımızı anlatacağım.
💬
Bana bir plan yaptığını ama eğer kabul edersem anlatacağını söylemişti. Mesajına cevap vermeden telefonu kenara bıraktım, ekran kararıp kapandı. Benim gibi o da babasını kaybetmişti, bize bunu yapan amcalarımızdı. Bütün akşam düşünmekten, bilgi toplamaya çalışmaktan yorulan zihnim sessizleşince, kalbimin sesini duydum. Yatağa girdiğim anda sızlamaya başlayan kalbim, bana kendini hatırlatmaya çalışıyordu. Gözlerimi yummamla akan gözyaşı yanağımda süzülüp yanağımı yasladığım yastığa düştü. Bundan sonra her gece yarısı kalbimle yüzleşmek zorunda kalacaktım çünkü tüm gün onu susturmak zorundaydım, kalbimi böyle kandırmaktan başka şansım yoktu.
💬
Sabah yine erken saatlerde kalkınca yapacak bir şey bulamayıp duşa girdim. Ben duştan çıkıp üzerimi giyinene kadar da Nevide abla uyanmıştı. Büyük ihtimalle üst kattaki seslerden birinin uyandığını anlayıp kalkmıştı. Siyah, bilekleri lastik olan kargo pantolonun üzerine boğazlı siyah kazağımı giydim, kazağın eteklerinin pantolonun içine sokup pantolonun düğmesini kapattım. Çoraplarımı ve siyah, krem kürklü ceketi yatağın üstüne bıraktıktan sonra makyaj masasının önüne geçtim. Kuruttuğum saçlarımı tarayıp tepeden sıkı bir atkuyruğu yaptım. Göz altlarım yorgunluktan morarmıştı. Çatlayan ve acıyan dudaklarıma krem sürüp geri çekildim. Çoraplarımı giydim, ardından içine telefonumu, anahtarlarımı ve cüzdanımı attığım çantamla birlikte ceketimi de alarak odadan çıktım.
💬
Eşyalarımı salona bırakıp, mutfağa, Nevide ablanın yanına gittim. Esnerken bir yandan da su ısıtıyordu. “Günaydın,” dediğimde dalmış olmalı ki sıçrayarak bana doğru döndü.
💬
“Günaydın. Korkuttun beni,” dedi gülerken.
💬
“Yardım edeyim sana,” dedim kazağımın kollarını yukarı sıvarken. “Annem uyuyor mu?”
💬
“Odasına gittiğimde uyanıktı,” dedi dalgın bir sesle. Eliyle masayı gösterdi. “Kahvaltı hazırlamış. Ben de çayı yapayım dedim.”
💬
Göz ucuyla masaya baktım, içeri girdiğimde masayı fark etmemiştim. “Uyku tutmadı demek ki,” diye mırıldandım. “Ben ayılmak için bir kahve içip çıkacağım.”
💬
Nevide abla kaşlarını çatıp, “Dinlenseydin kuzum,” derken gözleri merakla bakıyordu.
💬
“Birkaç işim var,” dedim başımı iki yana sallayıp. “Babaannemin yanına uğrayacağım sonra, birlikte mezarlığa gideceğiz.”
💬
Nevide ablanın yüzü gölgelenirken sessizce başını salladı. Tezgâhın ucunda duran kahve makinesini çalıştırıp kapsülü yerleştirdiğim sırada annem mutfağa girdi. Girdiğini göz ucuyla görmüştüm. Yüzüme yerleştirdiğim gülümsemeyle ona doğru döndüm, kahvem dolarken anneme yaklaştım. “Sabahın köründe bile güzel,” dedim kolumu omuzlarına sarıp yanağını öperken. “Soranlara güzelliğimi annemden aldım diyorum.”
💬
Annem buruk bir ifadeyle güldü. Elini başımın üstüne koydu, atkuyruğu şeklinde bağladığım saçımın ucunu okşadı. “Yalan söylemek iyi bir şey değildir, Niran. Bana değil, babana benziyorsun.”
💬
Yüzümdeki gülümseme titredi, kaybolmaması için büyük bir çaba verdim. “Bu güzel olduğun gerçeğini değiştirmez, mama.”
💬
Annem yüzündeki aynı buruk gülümsemeyle omzumu okşayıp geri çekildi. O masaya yöneldiğinde arkamı dönüp kahve makinesine baktım, yüzümdeki gülümseme anında kayboldu. Makinenin fişini çektim, beyaz mutfak dolabına bakarken kahvemden bir yudum aldım. O bizim için iyiymiş gibi görünmeye zorluyorsa kendini, bunu ben de yapabilirdim. Avuçlarımın arasındaki kupayla masaya yöneldim. Ben sandalyeye otururken Nevide abla da bardaklara çay doldurdu.
💬
Melin mutfağa girip, “Günaydın,” dedi uykulu bir sesle.
💬
Yanımdaki sandalyeyi çekip otururken gözlerimi ona çevirdim. “Yüzünü yıkamadın mı sen?”
💬
Melin gözlerini devirip Nevide ablanın uzattığı çay bardağını aldı. “Islanmış bir fino gibi banyoda silkelenmişsin, keyfimi kaçırdın.”
💬
“Üşengeçliğine kılıf uydurma,” diye homurdandım. Kahvemden bir yudum alırken annemin bakışlarının bizde olduğunu fark edip ona baktım. Dudaklarındaki gülümsemenin bana ne hissettirdiğini bilseydi, biliyordum ki bana bir daha gülümsemek istemezdi.
💬
“Bir yere mi gideceksin?” diye sordu Melin bana bakmadan.
💬
“Birkaç işim var,” diye geveledim. Üstümdeki bakışların ağırlığıyla gerilirken kupamda kalan son yudumları da içip masadan kalktım. “İstediğiniz bir şey olursa ararsınız.”
💬
Ben mutfaktan çıkarken annem arkamdan, “Dikkatli ol,” diye seslendi.
💬
“Olurum,” dedim ama sesim kısık çıktığından duydu mu bilmiyordum.
💬
Salondaki ceketimi giyip çantamı omzuma astım. Antredeki ayakkabıların olduğu dolaptan siyah deriden, bileğin biraz üstünde biten kalın tabanlı botlarımı giydim. Botların boğaz kısmı streçti, pantolonun lastikli beklerini içine almıştı. Evden çıkıp otoparka indim. Hava düne oranla daha soğuktu ve arabama gidene kadar ellerim donmuş, derim soğuktan acımıştı. Arabaya binip çalıştırdım, aracı otoparktan çıkarttım. Dünkü kafa karışıklığım yüzünden gideceğim yeri hatırlamak birkaç dakikamı almıştı. Navigasyonu açıp konumu girdiğimde yanaklarımın içini şişirdim, sabah trafiğine yakalanma olasılığım yüksekti.
💬
Ve tahmin ettiğim gibi de oldu. Yarım saatimi alacak olan yol, bir saatten fazla bir sürmüştü. Dün beni getirdiği marinaya gelince aracı park etmek için uygun bir yer aradım. Trafikte olmasa da en azından park yeri bulmaktan şansım yaver gitti. Aracı bulduğum ilk yere park ettim, çantamı alıp arabadan indim. Sabah güneşi gözlerime saplandığında gözlerim kısıldı. Kısık gözlerle yan yana dizilmiş yatlara, teknelere bakarken yürümeye devam ettim. Yolumu bulmamda, dün yanından geçtiğimiz büyük ağaç yardımcı oldu. Ağacın yanından geçip ilerlerken de onu gördüm, yattaydı, elini demir korkuluğa bastırmış denize bakıyordu. Yatın yan yüzeyinde parlayan metal yazıya baktım. Antares. Dün akşam bu yazıyı fark etmemiştim.
💬
Yatın önüne geldiğimde hareketliliği fark eden gözleri bana doğru döndü, eğilmiş bir şekilde duran bedeni dikleşti. “Vazgeçtin sandım.”
💬
Metal köprüye çıkıp, “Trafik biraz daha kilitlenseydi geri dönecektim,” diye söylendim. Köprüden geçip yata atladığımda ona baktım, dudağının kenarı yukarı kıvrılmıştı. “Plan ne?”
💬
Kaşları havalanırken, “Sabır demiştim, Niran,” dediğinde gözlerimi devirdim. “Kısa bir yolculuğa çıkacağız, o sırada anlatacağım.”
💬
O köprüden geçip marinaya ayak bastığında, “Ne yolculuğu diye sordum?” Yata bağlı elektrik kablosunu çektikten sonra halatları çözdü. Tekrar yata binene kadar sessiz kalması benim de tekrar konuşmamı engelledi.
💬
Yatın ön kısmına gittiğinde onu bekledim, hareketleneceksek torozu gevşetmek için gitmiş olmalıydı. Geri döndüğünde, “Irmak’ı görmüştün,” dedi, başımı yavaşça salladım. Yatın üst kısmına çıkan merdivenlere yürüdü. “İlk olarak onun merakını kullanacağız. Seni bir kez bile görmüş olması meraklanmasına yetmiştir.” Merdivenleri çıkıp tavandaki kapakçığı iterek kaldırdı. O üst kata çıkarken onu takip ettim. Alt salonda da bir kaptan köşkü vardı ama üste de kaptan için ayrılmış bir bölüm olduğunu biliyordum, deniz taşıtlarına aşinaydım. “Bizi tekrar görmesini sağlayacağız.”
💬
“Bunu denizdeyken mi yapacağız?” diye sordum alayla.
💬
O dümene geçip kontağı açarken demire tutundum. Elinde zincir sayacı vardı. O motorları çalıştırıp dümeni eline alırken sağ tarafta bulunan koltuğa oturdum. Bir elini gaz koluna atıp, “Bizi görebileceği bir yere gideceğiz,” dedi. Tekneye dönüşünü aldırdıktan sonra birkaç düğmeye bastı. “Her sabah gittiği sahilden geçeceğiz.”
💬
“Sonuçta sahile çok da yaklaşamayız,” dediğimde hafifçe başını salladı. “Bizi nasıl görmesini bekliyorsun?”
💬
“Yatı tanıyacaktır ve ben de onu tanıyorum,” dedi sadece. Yat hiç sarsılmadan suda kayarak ilerlerken yüzüme çarpan soğuk rüzgârla gözlerim kısıldı. Üst kısım belli ölçüde kapatılmış olsa da soğuğu çok da engellemiyordu.
💬
“Bizi görünce ne değişecek?” diye sorduğumda omzunun üzerinden bana baktı.
💬
“Bizi görmesi değil, bizi yakın görmesi gerekiyor,” deyince kaşlarım çatıldı. “Görkem’e bundan bahsetmek için an kollayacak. İlk etapta daha önce söylediğim gibi Görkem seninle takıldığımı falan düşünür, ciddiye almaz. Irmak’tan sonra Görkem’in de bizi bir şekilde görmesini sağlayacağız, bu konuda da bir planım var.”
💬
“Kuzenin bu duruma inandığında benim kim olduğumu merak edip araştırmaz mı?”
💬
“Benim de istediğim bu,” dediğinde oturduğum yerden kalkıp onu daha net duymak için ona yaklaştım. “Öğrensinler, merak etsinler, seni onlara götüren ve tanıştıran ben olmayayım, onlar gelip tanışmak istesinler.”
💬
“Bunlar ilk evre,” dedim dikkatle onu izlerken. “Sonra?”
💬
“Senin kim olduğunu bilmeleri onları tedirgin edecek, bana yaptıkları gibi gözlerini senin üzerine de dikecekler,” dedi soğuk bir sesle. Fark ettim ki onlardan bahsettiğinde öfkesi kendini belli ediyordu. “Ama beklemedikleri şekilde onlara sıcak yaklaşmamız kafalarını karıştıracak. Onların gözünde hiçbir şeyden haberi olmayan yaralı bir av haline geleceksin.” Gözlerimin içine baktı. “Benim gibi.”
💬
Kalçamı demirlere yaslayıp kollarımı göğsümde topladım, derin bir nefes aldığımda soğuk hava göğsümü yaktı. “Üstünü kapattıkları her şeyi ortaya çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacağım ama bundan önce benim de almam gereken önlemler var.”
💬
“Güvenliğin için elimden geleni yapacağım, seni yem olarak kullanmayacağımı söyledim,” dediğinde başımı iki yana salladım.
💬
“Annem ve kardeşim için önlem alacağım,” dediğimde yüzünde anlayışlı bir ifade oluştu. “Öfkem beni deliliğe sürükleyecek de olsa onları yanımda götürmem.”
💬
“Yardım gereken bir şey olursa söylersin,” deyip önüne döndü. Cevap vermedim, sadece dikkatlice yan profilini inceledim.
💬
Beni yem olarak kullanmayacağını söylese de ikimiz de biliyorduk ki birbirimizi yem olarak kullanacaktık. Aslında daha çok onu kullanan ben oluyordum bu durumda çünkü suçlulara yaklaşabilmem için onun yanında olmam gerekiyordu. Şu an onun benden alabileceği hiçbir şey yoktu, sadece benim varlığımla onları tedirgin edebilirdi. Yatın bir sahile doğru ilerlediğini fark edince gözlerimi sahile çevirdim. Yalıların olduğu kıyılar daha sığ olduğundan çok yanaşamazdı ama yine de kendimizi gösterebilirdik.
💬
Sahile yanaşabildiği kadar yanaştıktan sonra yatı durdurdu, birkaç düğmeyle oynadı ve zaten çok sallanmayan yat tamamen hareketsiz bir hale geldi. Oturduğu koltuktan kalkıp sahile kısa bir bakış attı. “Burun kısmına geçelim,” deyip bana doğru döndü.
💬
O yanımdan geçip merdivene yönelince bir an ne yapacağımı bilemedim. O kadının bizi göreceğinden çok emindi. Onun arkasından ben de merdivenleri indim ve onu takip ederek yatın burnuna ilerledik. Hava soğuk olsa da güneş ışığı her yerdeydi, önünü kapatacak bulutlar yoktu. Sahilden yan profili görünecek şekilde durduğunda ben de sakin adımlarla ona yaklaştım, gözlerini yüzümden ayırmıyor oluşu gerilmeme neden oluyordu.
💬
“Sahile bakmamaya çalış, kasten yapıldığını düşünürse plan bir işe yaramaz,” dediğinde başımı sallayıp elimi soğuk demir korkuluğa bastırdım.
💬
“Sana bir şey soracağım,” dedim üzerimdeki gerginliği atmaya çalışırken. Aslında şu an o kadının bizi görüp görmemesi pek umurumda değildi, işe yaramazsa başka bir yol da bulunabilirdi. “Abinin her şeyi bildiğini söyledin. Neden ilk plan amcana değil de abine yönelik olmuyor? İlk önce onu oradan çıkarabilecek şeyler düşünmek daha yararlı olurdu.”
💬
Bana doğru bir adım attığında bunu kasıtlı yaptığını bildiğim için yüz ifademi aynı tutmaya çalıştım. “Sağlam kazık atmışlar,” dedi doğrudan gözlerime bakarken. “Her taşın altına baktım ama kanıt çürütecek bir şey bulamadım.”
💬
Başımı yana doğru eğmeden önce ben de ona doğru bir adım attım, kaşları çatılır gibi oldu. “Taşların altına tekrar bakmaktan bir zarar gelmez. Senden daha çok şey bildiğini düşünecek olursak abin Turhan işimize yarardı.”
💬
Abisinin adını söylememle dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. “Bir şey bulsak bile senin gelişinin hemen ardından onu çıkaramayız. Bu riskli olur,” dedi, gözlerini yüzümde gezdirdikten sonra demir korkulukta yan yana duran ellerimize baktı. “Kendisinden daha dedikoducu olan arkadaşı da yanında.”
💬
Bir an neyden bahsettiğini anlamadan öylece ona baktım. Sonra ellerimize bakarken çaktırmadan sahile doğru baktığını gördüm. “Gelmiş mi?”
💬
Başını çevirip tamamen bana yaklaştığında dilimi alt dişlerimin arkasındaki tele sürttüm. Güneşin altında gözlerinin rengi daha belirgindi, kahverengiyi bastıran yeşil yoğundu. Gözlerim burnuna inerken, “Evet,” dedi, yüzüme çarpan sıcak nefesiyle gözlerimi kısıp kaşlarımı çattım. “Biraz daha sahile yakın olsak telefonunun patlayan flaşını görürdük herhalde.”
💬
“O zaman işe yaradı,” deyip elimi göğsüne koyduğumda duraksadı, elimi iki kez yavaşça göğsüne vurdum. “Dönebiliriz, işlerim var.”
💬
Geri çekilip demire bastırdığım, buz gibi olan elimi ceketimin cebine soktum. Arkamı dönüp yavaş adımlarla ilerlerken bomboş gözlerle dalgalanan denize bakıyordum. Söylediği gibi o kadını meraklandırmış olsak iyi olurdu, en azından dişlerimi sıkarak ağrıttığıma değerdi. Yatın üst kısmına çıkıp çantamı aldıktan sonra geri döndüm, alt kattaki salona geçtim. Ben koltuğa oturup ceketime sarılırken Tibet de salonda bulunan kaptan köşküne geçmişti. O tekrar yatı hareketlendirdiği sırada sessizce önümdeki beyaz masaya bakıyordum. Irmak’ın işkillenmemesi için yatı hemen döndürmeden bir süre ilerletti, sonrasında geri dönüş yoluna girdik.
💬
“Sen de mi amcanla baban gibi iletişim kurmuyorsun?”
💬
Dakikalar sonra sessizliği bölen sorusuyla başımı çevirip ona, sırtına baktım. Üzerindeki krem rengi oversize kazak kalın görünüyordu ama yine de üşümüyor muydu? “Bir problemim yoktu,” dedim geçmiş zaman eki kullanarak. “Zaten senede bir kez falan görüyordum.”
💬
“O zaman ona nasıl davranacağının da pek bir önemi yok, yakın değilmişsiniz,” dediğinde görmese de başımı sallayarak onayladım. “Sen benimle ilgili araştırma yapmışsın ama ben seninle ilgili pek yapmadım. Babanın başka kardeşi falan var mıydı?”
💬
İmalı cümlesine göz devirdim. “Halam var bir de. Artvin’de yaşıyorlar, cenaze için geldiler,” derken ellerimi kazağımın kollarından içeri çektim. “Babam annesiyle ve kız kardeşiyle görüşür, konuşurdu. Amcamla olan problemlerinin sebebini tam olarak bilmiyorum, hiç ilgilenmedim de.”
💬
“Anladım,” dedi sadece. Ben de başka bir cümle kurmadım.
💬
Yolculuk bittiğinde ve yatı aynı yerine park edip demir attığında çantamı omzuma asarak ayaklandım. Ben salondan çıkıp havuz adı verilen kıç kısmına çıktığımda o da arkamdan geldi. Sessizce birlikte köprüden geçip karaya adım attık. O halatları bağlamak için yanımdan geçerken durup onu izledim. Bir şey söylemem gerekiyor muydu? Bir gelişme olursa bana haber vereceğini düşünüyordum.
💬
Halatları bağlarken omzunun üstünden bana baktı. “Sonuç bugün yarın kendini belli eder,” dedi, sonra önüne dönüp halatı düğümledi. “Duruma göre sana ulaşırım, bir sonraki aşamaya geçeriz.”
💬
“Tamam,” dediğimde ellerini birbirine vurup silkeledi, ayağa kalktı.
💬
Bana yaklaşırken yüzüne bakmaya devam ettim. Önümde durup elini uzattı. “Sonra görüşürüz o zaman, Niran.”
💬
Kazağın içine sakladığım elimi dışarı çıkardım, uzattığı elini tutarken gözlerinin içine baktım. “Görüşürüz, Tibet.”
💬
Başını küçük bir hareketle salladı, elini yavaşça sıkıp geri çekildim. Şu an için konuşulacak başka bir şey kalmamıştı. Ona arkamı dönüp aracımı park ettiğim yere doğru yürümeye başladım. Bu görüşmelerin her zaman bir iki saat sürmeyeceğinin farkındaydım. En kolay kısımda da olduğumuzu biliyordum. Üzerimde oluşan gerginliği atıp bu duruma alışmam gerekiyordu yoksa düzelmesi için senelerimi verdiğim, ağrılar çektiğim dişlerim ağzıma dökülecekti.
💬
Arabaya binip motoru çalıştırdıktan sonra ısıtıcıları açtım. Kucağımdaki çantadan telefonumu aldım, babaannemi arayıp yola çıktığıma dair onu bilgilendirdim. Onunla konuşacağım konular da beni tedirgin ediyordu ama mezarlığa adım atacak olmak o tedirginliği daha ağır bir duyguyla eziyordu. Arabayı marinadan çıkarıp babaannemin evine doğru sürmeye başladım. Soğukkanlı hareket etmeye çalışmak yorucuydu. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak da yorucuydu. Şu an bu kadar zorlanıyorsam, işler sarpa saracak olursa ne yapacaktım? Derin bir nefes aldım, kendime her zamanki gibi güvenmem gerekiyordu.
💬
Babaanneme ait villanın önünde durduğumda, dışarıda bekleyen babaannem arabaya yaklaştı. Aracın kapısını açıp bindiğinde bedenini saran soğuk resmen yüzüme çarpmıştı. Aracın kapısını kapatırken, “Bu havalar neden ısınmıyor?” diye söylendi kendi kendine.
💬
Söylenmesine gülmeden edemedim. “Bir iki haftaya ısınmaya başlar.”
💬
Çalışır vaziyetteki aracı hareket ettirdiğim sırada, “Evdekiler nasıl?” diye sordu.
💬
“Nevide abla geldi dün akşam. Annemin arkadaşı,” dediğimde başını sallayıp bana doğru döndü. “Bu sabah daha iyi görünüyorlardı. Tabii ne kadar iyi olabilirlerse.”
💬
Babaannem elini omzuma koyup yavaşça omzumu okşadı. “Taze henüz,” diye mırıldandı. “Birlikte iyileşmenin yolunu buluruz.”
💬
Bir elimle direksiyonu tutarken diğer elimi omzumdaki elinin üstüne koydum. “Sen nasılsın? Kahvaltı yaptın mı? Yapmadıysan bir şeyler yiyelim.”
💬
“Yaptım ben kahvaltımı,” diyerek teklifimi reddetti. “Birkaç gün sonra halan çocuklarıyla birlikte dönecek. Amcan kalacakmış biraz daha. Ben de kalırım yanınızda.”
💬
Amcan neden kalacak? Kaşlarım çatılırken sertçe yutkundum. “Aslında sana söylemek istediğim bir şey var.”
💬
“Söyle bakalım, var senin bir karın ağrın,” dedi elini çekip.
💬
“Halam dönecekse sen de onunla git,” deyip ona baktığımda kaşlarını çattı. “Düşündüm ki sen giderken annem ve Melin’i de alsan, bir süre orada kalsalar belki onlar için iyi olur.”
💬
Çatık kaşları düzeldi fakat sorgulayan bir ifadeyle baktı. “Aklımdan geçmedi değil tabii de neden onları göndermek istiyorsun? Sen gelmeyecek misin?”
💬
“Senden bir şey saklamayacağımı söylemiştim babaanne,” dedim ama bir şeyi saklayacaktım, amcamla ilgili kısmı söyleyemezdim. “Adının Tibet olduğunu söylediğim adam bir şeyler biliyor. Araştırmak istiyorum. Hatta konunun daha derinine inmek istiyorum ama annem ve kardeşimin güvende olması gerek.”
💬
Babaannemin gerildiğini hissettim. “Üstünkörü bana kendini tehlikeye atacağını söylüyorsun, Niran,” dedi sertçe. “Buna izin verebileceğimi nasıl düşünürsün?”
💬
“Babaanne,” dedim ben de onun gibi sertçe, sonra durup derin bir nefes aldım. Öfkemi ona yansıtamazdım. “Babamın gemisini biri patlattı. Ben babamın cesedinin bulunmasını günlerce bekledim.” Başımı ona doğru çevirip gözlerine baktığımda içim sızladı. “Onu buldum ama parçalanmış bir şekilde.” Daha fazla şey söylemek, içimdekini kusmak istiyordum ama babaannemin gözlerinin titremesi bana engel oldu. “Bırak da üstüne düşeyim. Hissettiğim öfke acı çekmeme bile izin vermiyor, yasını tutamıyorum.”
💬
Babaannem gözlerini kaçırarak önüne döndüğünde araçta karın ağrıtan bir sessizlik oluştu ve bu sessizlik mezarlığın kapısına gelene dek sürdü. Aracı mezarlığın karşısındaki boş alana park edip durdurdum. Babaannem çantasını açtı, içinden çıkardığı siyah şallardan birini bana uzattı. Ben şalı elinden aldığımda da arabadan indi. Elimdeki şalla öylece ileriye baktım. Ben onu anlıyordum, o da beni bir şekilde elbet anlayacaktı.
💬
Arabadan indikten sonra şalla başımı örtüp ucunu omzuma attım. Babaannem mezarlığın kapısını itip içeri girerken arkasından onu takip ettim. Bastığımız toprak soğuktan donmuş gibi her adımımızda çatırdıyordu. Mezarlıklarla insanın içini sıkan ağır bir enerji olurdu. Ama içeride kendi kanınızdan biri olduğunda o enerji sadece içinizi sıkmaz, bir el olup boğazınızı sıkarak sizi boğmaya çalışırdı. Bir şey hem içimi hem de boğazımı sıkıyordu ve attığım her adım devrilecekmişim gibi hissettiriyordu.
💬
Babama ait mezarlığın önünde durup dua ederken gözlerim onu saran topraktaydı. Beni görmesini istiyordum. Beni görmesini, duymasını, yol göstermesini. Kalbim onun için yas tutmaya o patlamanın olduğu an başlamıştı. Yasını tutarken sanki her gün biraz daha yaşlanıyordu. Hissediyordum ve kalbimi yas tutmak için gece yarısını beklemesini söyleyerek kandırıyordum. İçten içe kendimi de kandırıyordum.
💬
Babaannem diz çöküp elini toprağa bastırırken yanağıma düşen gözyaşını elimin tersiyle sildim. Ben de babaannem gibi diz çöküp elimi toprağa bastırdım. “Bana çok kızacak,” dedi burnunu çekerken. “Sana kızmaya kıyamaz belki ama bana çok kızacak.”
💬
“Sana da kıyamaz,” diye mırıldandım çatlayan sesimle. “Öyle düşünme.”
💬
“Anneni ve kardeşini götüreceğim,” dedi, toprağı okşadıktan sonra ayaklandı. Başımı kaldırıp ona baktığımda çantasını önüne çekti, içini karıştırmaya başladı.
💬
Elimi toprağa bastırıp ayağa kalktım. “Bana kızıyor musun?”
💬
“Kızıyorum tabii,” dedi sitem eder gibi. “Ama anlıyorum da.” Çantasından çıkardığı cüzdanını açtı, içinden aldığı kartı bana uzattı. “Al bunu.” Reddedercesine elimi salladığımda, “Almazsan kabul etmem,” dedi.
💬
Gözlerinin içine baktım ama onun gözlerinde bendekinden daha katı bir inat vardı. Kartı alıp, “Neden veriyorsun bunu?” diye sordum.
💬
“Şifresi dedenin doğum yılı,” dedi cüzdanını çantasına geri koyarken. “Burada yalnız olursan aklım kalır, etrafında olması için de birilerini ayarlayacağım.”
💬
“Babaanne, birinin korumasına gerek yok ki. Öyle daha çok dikkat çekerim,” diye sızlandığımda kaşlarını çatıp sert bakışlarını yüzüme dikti.
💬
“Çekmezsin. Uzaktan izlerler, sen anlamazsın bile,” dedi inatla. Sesli bir nefes verip ona bakmaya devam ettim. “En azından neredesin, güvende misin bunu öğrenirim.”
💬
“Ben sana haber verirdim zaten.”
💬
“Sorun sadece nerede ne yaptığın değil, Niran,” deyip bana yaklaştı. Elimi avuçlarının içine aldı. “Ben seni anladım, sen de beni anla.” Onu daha fazla üzmek istemediğimde başımı salladım. Ne kadar reddedersem o kadar engel olmaya çalışırdı. “Polislerle de konuştum. Herhangi bir şey olursa bana haber verecekler. Annene ya da kardeşine gitmesin haber, sıkılmasın canları.”
💬
“Bir şey olursa bana da söyle ama,” dediğimde başını salladı. Bir açıdan bu iyi olmuştu. İlk ifademi verirken rahattım, yalan söylemem gereken bir konu yoktu ama tekrarı yaşanırsa bu kadar şeyi bilirken yine sakin kalabilir miydim bilmiyordum.
💬
“Hadi eve gidelim. Ben de bir annenle kardeşini göreyim.” Babaannem önden ilerlerken son kez mezara baktım.
💬
Aklımdan geçenleri görüyorsan, konuştuklarımızı duyuyorsan, bana kızma baba. Benim yerimde sen olsaydın, orada yatan sen değil de ben olsaydım, taş üstünde taş bırakmazdın. Bırak ben de taş üstünde baş bırakmayayım.
💬
Babaannemle birlikte eve döndüğümüzde herkesi salonda bulduk. Melin oturmuş televizyondaki diziye bomboş gözlerle bakarken annem de Nevide ablanın anlattığı konuyu sakince dinliyordu. Biz gelince ayaklandılar, babaannem Melin’e sarılıp ona sevgi sözcükleri sıralarken saçlarını okşadı. Ben ceketimi çıkarırken de anneme sarılmış, Nevide ablaya selam vermişti. Babaannem de Nevide abla gibi sık sık annem ve Melin’i konuşturmak için konuşup durmuştu. Annemin ona olan bakışlarını görebiliyordum. Sanki babaannemin bu güçlü duruşundan kendine ders çıkarmaya çalışıyordu.
💬
Onlar salonda otururken üstümü değiştirip Nevide ablayla mutfağa geçtim. Birlikte akşam yemeği hazırlarken sohbet ettik. Aslında yemek yemek istemiyordum, midem hiçbir şey almazdı ama annemi ve kardeşimi de teşvik etmeliydim. En azından bir iki lokma yerlerdi. Elimdeki salata tabağını salondaki büyük yemek masasına bıraktıktan sonra mutfağa döndüm. Nevide ablayla birlikte tabakları, kaşık ve çatalları masaya taşırken Melin de bize yardım etti. Bu sayede masayı hazırlamak daha kısa sürdü.
💬
Herkes masadaki yerlerini aldığında kaselere doldurduğum çorbaları tek tek uzattım, en son kendi kasemi doldurup sandalyeme oturdum. Kasesindeki çorbadan bir kaşık alan babaannem, başını kaldırıp, “Birkaç güne Artvin’e döneceğiz,” dedi. Çorbamdan bir kaşık alırken yan gözlerle ona baktım. Konuya hemen girmesini beklemiyordum.
💬
“Erken değil mi? Kalsaydınız biraz daha,” dedi annem babaanneme bakarken.
💬
“Ateşin yakınında olduğun sürece yanmaya devam edersin, Melani,” dediğinde babaannem, annem duraksadı. “Arada bir biraz uzaklaşmak gerekir ki yaşayabilesin.”
💬
Annem düşünceli gözlerle ona bakarken, “Anne,” dedim, annem bakışlarını bana döndürdü. “İsterseniz Melin ve sen de gidin. Biraz sakinlik iyi gelebilir.”
💬
“İstemem,” diyerek direkt reddeden annem, gözlerini kasesine indirdi.
💬
“İhsan bir süre daha burada kalacak,” dedi babaannem normal davranmaya devam edip kaşığını çorbasına daldırırken. “Benim kız da dönecek Artvin’e ama artık benimle kalmıyorlar, kendi evlerine giderler. Siz gelseniz yalnız kalmazdım.”
💬
Babaannem anneme bakmasa da annem alttan alttan ona baktı. Bir an babaanneme hayretle bakacak gibi oldum. “Filiz ayrıldı mı evden?”
💬
Babaannem başını sallayıp güldü. “Kendi kızım dırdırıma dayanamamış olabilir.”
💬
Annem bir an gülecek gibi olunca dikkatle ona baktım. “Çok dırdır yapmıyorsun,” demesi babaannemi daha çok güldürdü. Annem gözlerini aniden bana çevirince yutkundum. “İstersen bir iki haftalığına gidebiliriz, Niran.”
💬
Anlık babaanneme bakıp anneme döndüm. “Melin’le birlikte gidin siz anne. Ben buradaki işlerimi halledip öyle gelirim.”
💬
Annem itiraz edecek gibi olunca babaannem Nevide ablaya dönüp, “Sen de gel istersen,” deyince annem sustu, Nevide abla şaşkınca babaanneme baktı. “Bunlar çok konuşmuyor, sen konuşkan birisin, canım sıkılmaz.”
💬
Nevide abla bir anneme bir babaanneme bakıp, “Olur,” dedi kekeler gibi.
💬
Babaannem şu anlık annemi susturmuş olsa da annemin bu konuyu eşeleyeceğini, onları göndermenin babaannemi ikna etmekten daha zor olacağını biliyordum. Yine de babaannem yemek boyunca onları bu konudan uzak tuttu. Yemekten sonra babaannemle birlikte evden çıkıp onu evine bıraktım. Yolda bana bu konuyu halledeceğini söyledi. Eve geri döndüğümde de annemle Nevide ablayı salonda buldum ama Melin yoktu, Nevide abla odasına çıktığını söyledi. Ben de olası bir sorgudan kaçmak için başımın ağrıdığı söyleyerek kendi odama kaçtım.
💬
Sweatshirtümün üzerine giydiğim montu çıkarıp sandalyemin üzerine bıraktım. Telefonuma gelen bildirimlere bakarken bir yandan da çoraplarımı çıkarıyordum. Hanzade’den ve okuldaki birkaç arkadaşımdan gelen mesajlar vardı. Çoğu baş sağlığı mesajına kısa cevaplarla geri dönüş yapmıştım, bunun sebebi de ne diyebileceğimi bilmememdendi. Hanzade’ye mesaj atarken yatağa uzandım. Beni merak ettiğini biliyordum, onu merakta bırakmak da istemiyordum. Hanzade’ye yeni bir mesaj yollayacakken gözüm ekranın üst kısmındaki yeni gelen bildirime takıldı. Kaşlarım çatılırken gelen mesaj bildirimine dokundum.
💬
Tibet Suavi: *görsel*
💬
Tibet Suavi: Sıra ikinci aşamada.
💬
Mesajı okuduktan sonra gönderdiği ekran fotoğrafına tıkladım. İlk önce üste, gönderdiği mesajlaşmanın kime ait olduğuna baktım. Görkem Suavi. Kaşlarım daha sert çatıldığında Görkem’in yazdığı mesajı okudum.
💬
Görkem Suavi: Irmak seni geçen gün yanında olan kızla samimi bir şekilde görmüş. Böyle şeylere dikkat et, insanlar ciddiye alabilir.
💬
Tibet Suavi: Bir sorun görmüyorum.
💬
Görkem Suavi: Dalga geçme.
💬
Mesajlaşmanın devamı yoktu, Tibet ona bir cevap vermemişti. Ve Tibet’in dediği gibi Görkem bu durumu ciddiye almamış gibi görünüyordu. Bir an bu beni öfkelendirdi.
💬
Niran Çiyiltepe: Ne yapacağımızı anlatırsın.
💬
Telefonu yastığın kenarına bırakıp gözlerimi tavana çevirdim. Belli ki Görkem’i kandırmak daha zor olacaktı. Önemli değildi. Ben bir an önce herkesi kandırmak, onlara daha da yaklaşmak ve içlerine sızmak istiyordum. İçlerine sızdıktan sonra rol oynamak kolaydı, onlara onları sevdiğime, saygı duyduğuma inandırabilirdim. Daha önce birini bu şekilde, böyle bir konuyla kandırmamıştım ama artık herkes benden her şeyi bekleyebilirdi.
