💬

💬
🎧: Dediler Ki, Duy Beni
💬
🎧: Dediler Ki, Anlarsın
💬
🎧Starsailor, Where The Wild Things Grow
💬
İntikam isteyen bir insanın içinin soğuması için karşısındakinin ölmesi şart mıydı? Ya ondan sonra?
💬
Bir kez daha kendimi mezar taşlarının arasında buldum. Bu kez ne mezar taşlarının sahiplerini ne de etrafımdaki insanları tanıyordum. Tek tanıdığım kişi yanımda duran, gözlerini kalabalığın başında dikildiği mezar taşına dikmiş olan adamdı. İçi soğumuş gibi hissediyor muydu? Ben hissetmiyordum.
💬
Aldığımız haber sonrası yaşanan tek şey kaostu. İkimiz sessizdik ama bizi çevreleyen koca bir gürültü vardı. Dün sabah annemler apar topar gelmişti, babaannem de onlarlaydı. Annemler dönmüştü fakat babaannem cenazeyi almış, amcamın ailesiyle birlikte Artvin’e geri dönmüştü. Her şey o kadar ani gelişmişti ki sessizce izlemekten başka bir şey yapamamıştım. Babaannemin ya da diğerlerinin benim sessizliğimi fark ettiğini düşünmüyordum, annemle Melin de bunu ani ölüme yormuşlardı sanırım. Ama işin aslı farklıydı. Beni sessizleştiren, bu kaosun ardında sinsice bekleyen bir diğer kaostu. Fırtınanın yakınlığı, bir kaplumbağa gibi kendi kabuğuma çekilmeme neden olmuştu.
💬
Şimdi ise buradaydım. Ferhan Suavi’nin cenazesinde. Ne ironikti değil mi? Babamın ölümünde parmağı olan adamın cenazesindeydim, onun aile mezarlığına gömülüşünü kendi gözlerimle görmüştüm. Aslında Tibet’in sevgilisi olarak gelmiş olmam herkes için normaldi ama benim gelme sebebim bu değildi. İstesem kimin ne diyeceğini umursamaz, buraya adım atmazdım. Benim istediğim bu ana gözlerimle şahit olmaktı.
💬
Gözlerim onun üzeri yeni örtülmüş mezarından ayrıldı, mezar başında yıkılmış bir halde olan Yasemin Hanım’a ve ona destek olmaya çalışan Irmak’a çevrildi. Onun ölümü içimi soğutmamıştı, beni rahatlatmamıştı. Aksine daha farklı bir huzursuzluk yaşamama sebep olmuştu. Bu işin sonunda kendi ölümümü bile düşünmüştüm ama onun normal yollarla öleceğine bir an bile ihtimal vermemiştim. Amcamın ölümüne gelecek olursak… Sadece babaanneme ve amcamın ailesine üzülüyordum. Aklıma babaannemin cenazenin önünde dizlerinin üzerine düşüşü geldiğinde yumruklarımı sıktım. Kalbi bu kadarına nasıl dayanacaktı?
💬
“Bunaldım,” diye mırıldandığını duydum Tibet’in. Bana bakmıyordu, sesi kısık çıkmıştı ama bunu bana söylediğini anlamıştım. Gözlükleri yüzünden kimse nereye baktığını göremiyordu belki ama ben onun yanında dikilirken nereye baktığını görebiliyordum. Ses tonu gibi duygusuzluk akan bakışları Ferhan’ın gömüldüğü topraktaydı.
💬
Ona biraz daha yaklaşıp, “Görkem nerede?” diye sordum kısık bir sesle.
💬
“Cehennemin dibindedir umarım,” dedi umursamaz bir tonda.
💬
Bir an kaşlarım çatılır gibi oldu. Haberi almamızın üzerinden iki gün geçmişti ve bu süreçte Tibet’le telefonda dahi konuşmamıştık. Şu an ilk kez yan yana geliyorduk. Ki tek diyalog kurduğumuz an da bu andı. Tam olarak ne hissettiğini anlama şansım olmamıştı. Ben bomboş hissediyordum ama nedense onda daha farklı şeylerin olduğunu düşünüyordum.
💬
“Bu kadar yeterli, çıkalım şuradan,” dedi koluma uzanarak.
💬
“Sen git, ben birazdan geleceğim,” dediğimde başını çevirip kısa bir süre bana baktı. Ardından elini geri çekip bir şey demeden sırtını bana döndü.
💬
Onun gidişini izlediğim kısacık sürenin ardından adımlarımı kalabalığa doğru attım. Gözlerim bir an Ferhan’ın mezarının yanındaki mezara kaydığında ve mezar taşındaki ismi gördüğümde duraksadım. Fersah Suavi’yle, yani Tibet’in babasıyla yan yanalardı. Aile mezarlıkları bana hep daha farklı geliyordu. Sanki biri öldüğünde diğerleri de onu karşılamaya gelirdi, aile yeniden bir arada olurdu. Eğer gerçekten öyle olsaydı, Fersah kardeşi Ferhan’ı gördüğünde ona nasıl bakardı? Katilin kardeşinse, ona nasıl bakardın?
💬
Dilimi ağzımın içinde gergince döndürürken Yasemin Hanım’ın yanında durdum. Her ne kadar benim ne dediğimi algılayamayacak olsa da ona başsağlığı diledim. Çağla ve Çağın da hemen yanındaydı. Çağın, kollarının arasında hıçkırarak ağlayan Çağla’nın sırtını okşuyordu. Onları böyle görmenin bana hatırlattığı şeyler, sertçe yutkunmama neden oldu. Onlara da sessizce başsağlığı diledikten sonra hızla arkamı dönüp onlardan uzaklaştım. Onların yanına gidişimi tamamen rol olarak görsem de bu hallerini izlemek bana keyif vermiyordu. Haklarında bir şey bilmiyordum, şu an masum olduklarını düşünüyordum ve masum insanların acıları ne olursa olsun bana keyif vermezdi. Babam beni böyle yetiştirmemişti.
💬
Başımın üzerinde duran gözlüğü indirip mezarlığın önündeki kalabalığın içinden sıyrılarak geçtim. Çok fazla insan vardı, çok fazla kamera vardı ve bu çok gericiydi. Gözlerim aracının içinde bekleyen Tibet’i buldu. Onun aracını da merceğine alan kameralar vardı ve benim onun aracına binecek olmam biliyordum ki ilgilerini çekecekti. Bunu umursamadım, araca yaklaştım. Şimdi değilse bile bir gün elbet dikkat çekecektik.
💬
Arabanın kapısını açıp vakit kaybetmeden bindim. Tibet de durumun farkında olmalı ki aracı çalıştırıp bizi hızla mezarlıktan uzaklaştırdı ama eminim ki biz ayrılmadan önce bir sürü fotoğraf çekilmişti. Araba diğer park hâlindeki araçların yanından geçerek mezarlığı aşarken gözlüğümü tekrar başımın üzerine çektim. Parmaklarımı şakağıma bastırırken gözlerim kısılmıştı, fazla düşünce her zaman baş ağrısına sebep oluyordu.
💬
“Önemli bir işin var mı?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. “İlkay’la görüşmem gerek, sen de gel.”
💬
“Olur,” diye mırıldandım. “Bence de bir şeylerin konuşulması gerekiyor.”
💬
“Bu durumdan hiç hoşlanmadım,” dedi direksiyonu daha sıkı kavrarken. “Burnuma gelen kokulardan da.”
💬
Başımı geriye yaslayıp kısık gözlerle yolu izlemeye başladım. “Babaannem cenazeyi alıp döndü,” dedim ona bakmadan. “O, amcamın kalp krizinden öldüğüne asla inanmaz. Bu konuyu irdeleyecek.”
💬
“Onu şimdilik durdurman gerekiyor,” dediğinde yan gözle ona baktım. “Elbette hesap sormak onun da hakkı ama fevri davranmasa iyi olur.”
💬
Gözlerimi tekrar yola çevirip, “O ne yapacağını bilir,” dedim, Tibet cevaptan tatmin olmamış gibi dursa da bir yorum yapmadı.
💬
Tibet bizi şehrin merkez ilçelerinden uzakta bir eve getirdiğinde sakince ona ayak uyduruyordum. Her ne kadar onunla hareket etsem de olayla henüz tam hakim değildim ve durum böyleyken yaşanan bu olay da benim kafamı iyice karıştırmıştı. Bir bakıma Tibet’in en başta ne demek istediğini de daha iyi anlamamı sağlamıştı. Evet, Ferhan büyük bir tehditti, tehlikeydi ama bu tehlikeyi tek başına yaratmıyordu.
💬
Araç iki katlı müstakil bir evin önünde durduğunda eve dikkatle baktım. Bulunduğumuz mahallede bu şekilde müstakil evler vardı ve sakin, gürültüden uzak bir yerdelerdi. Tibet araçtan inince ben de kapımı açıp dışarı çıktım. Çantamı omzuma sabitlediğimde Tibet’le birlikte müstakil evin bahçe kapısından içeri girdik. Biz eve doğru yürürken evin kapısı açılmış, İlkay kapıda belirmişti. Geldiğimizi görmüş olmalıydı. İlkay, elleri pantolonunun ceplerinde bizi beklerken ona yaklaştık. Onun da yüzünde buz gibi bir ifade vardı. Tek fark, onun gözlerindeki tedirginlik kendini belli ediyordu.
💬
“Harika görünüyorsunuz,” dedi alaycı bir ifadeyle. Ona gözlerimi devirdim.
💬
“Çok konuşma, başım çatlıyor,” dedi Tibet onun omzuna vurarak içeri girerken.
💬
İlkay sevimsiz bir yüzle onun arkasından bakıp, “Konuşmak için gelmedi sanki,” diye söylendi. Ben de ona aldırış etmeden yanından geçerek içeri girdim. “Birdi iki oldular.”
💬
Tibet’in girdiği kapıdan girdiğimde beni oturma odası karşıladı. Çok da büyük olmayan odanın boydan camları, evin bahçesine açılıyordu. İçeride kahverengi bir köşe takımı, köşe takımının karşısında televizyon ve bahçeye açılan camın önünde de bir yemek masası vardı. Tek mi yaşıyordu bilmiyordum ama oldukça düzenli görünüyordu. Tek dağınıklık, masanın üstüne saçılmış kağıtlar ve kağıtların yanında duran dizüstü bilgisayardı. Yamuk duran sandalyeye bakılırsa o iş üstündeyken gelmiştik.
💬
Tibet masanın üstündeki kağıtlara kısaca göz gezdirip, “Var mı bir şey?” diye sordu.
💬
İlkay yüzündeki sıkıntılı ifadeyle masaya ilerlerken ben de koltuğun kenarına oturdum. “Niran’ın amcası kalp krizinden ölmüş olarak görünüyor,” deyip eline bir kâğıt aldı. “Ferhan da aynı şekilde.” Elindeki kâğıdı Tibet’e uzatırken kaşları çatıldı. “Ki amcanın bir hafta kadar önce kalp krizinden hastaneye yattığını düşünürsek, herkesin bunu normal karşılaması çok doğal.”
💬
Tibet kâğıdı incelerken, “Niran’ın amcası evde ölmüş, ailesi bulmuş,” diye mırıldandı. “Herhangi bir hastalığı da görünmüyor. Eve biri girmiş olmalı.” Gözlerini bana çevirdi. “Yaşadıkları yerde kamera var mı?” Sonra kendi sorusuna göz devirdi. “Olsa bile halletmişlerdir.”
💬
“Yengem ya da çocuklar da bir gariplik olsa bundan bahsederlerdi,” dedim başımı sallarken.
💬
“İkisinin de akşamüzeri ölmüş olması cabası,” dedi İlkay sandalyesine oturup. “Ferhan’ın iş birliği yaptığı adamlar büyük şüpheli ama onu öldürmeleri için de bir şey olmuş olması gerekir. Ki Niran’ın amcasını da hesaba katacak olursak, konu patlamaya dayanır.”
💬
Tibet dalgın bir şekilde kâğıdı masaya bıraktı. “Ferhan’ı da Çağın bulmuş, eve döndükten sonra olmuş ne olduysa.” Göz ucuyla bana baktı. “Diğer herifleri göz hapsine almamız gerek. Ucu İhsan’a da dokunduysa herkesi gözlerine kestirebilirler. Belli ki canlarını sıkan bir durum olmuş.”
💬
“O gün,” dediğimde ikisinin de bakışları bana döndü. “Kaza olmadan önce Orhan amcanın evine gittim. Gideceğimi sana da söylemiştim, Tibet.” Tibet başını salladı. “Eşi ve oğlu arasında biraz tuhaf bir konuşma geçti. Orhan’ın gitmeden önce bankada biriktirdikleri tüm parayı oğluna gönderdiğini öğrendim. Bu durumda o da işin içindeyse, onun da ailesi tehlikede midir?”
💬
Tibet soğukkanlı bir tavırla, “Muhtemelen öyledir,” deyince sertçe yutkundum. Onların her şeyden bihaber olduklarını düşünüyordum ve masum oluşları onlar için endişelenmeme neden oluyordu. “Sen onların etrafında olarak çok da dikkat çekme. Zaten ipin üstünde duruyoruz.”
💬
Kaşlarımı çatıp, “Tehlikedelerse bilmeliler,” dedim. “En azından oğlu Ekin’e dikkatli olmalarını söyleyeyim.”
💬
Durup öylece gözlerimin içine baktı, ben de inatla ona bakıyordum. İlkay ellerini masaya yavaşça vursa da bakışlarımızı birbirimizden ayırmayınca, İlkay dikkatimizi çekmek için elini tekrar, daha sert bir şekilde masaya vurdu. “Arkadaşlar, şu an tek tehlike çanları sizin için çalışıyormuş gibi duruyor. O yüzden sizin ne yapacağınıza odaklanalım.” Dilimi ağzımın içinde döndürürken gözlerimi İlkay’a çevirdim. “İlk önce ailenizi güvende tutmanız gerekiyor, onların güvende olmaması sizi de aptallaştırır.”
💬
Bu konuda haklıydı. Elleri amcama uzandıysa, annem ve kardeşim de benimle birlikte ipin üstündeydi. Sanki bunu yeni algılayabiliyormuşum gibi ani bir panik yüklenince, tedirgince Tibet’e baktım. Onu da beni izlerken buldum. O da annesi için endişeleniyor olmalıydı. Anneme ve Melin’e hiçbir şey anlatmadan onları tam anlamıyla koruyabilmemin imkânı yoktu. Babaannemin yardımıyla onları dışarıdan korusak bile tehlike içeri de girebilir, onları hazırlıksız yakalayabilirdi.
💬
“Anneme ve kardeşime durumdan bahsetmem gerekiyor,” derken sesim de tedirgin çıkmıştı. “Aksi halde hareketlerimi tuhaf bulurlar ve şu an son istediğim sorgulanmak.”
💬
Tibet’in karşı çıkacağını düşünmüştüm ama o, “Her detayı olmasa da bir şeyleri bilmeleri ve ciddiyeti görmeleri iyi olabilir,” diye mırıldandı. Şaşkınca ona baktım ama onun gözleri benim üzerimden ayrıldığı için o bunu görmedi. “Rotayı değiştiriyor muyuz?”
💬
Sorunun ona sorulduğunu fark eden İlkay, “Acil bir durum görmediğimiz sürece birkaç gün daha bekleyelim,” deyip gözlerini kaldırarak ayakta dikilen arkadaşına baktı. “Ama daha fazla dışarıda duramayacağınızı biliyorsun, Tibet. Artık içlerine girmeniz gerekiyor yoksa siz daha ne olduğunu anlamadan tahtalı köyü boylayabiliriz.”
💬
“İçlerine girmekten kastın ne?” diye sordum İlkay’a.
💬
Gözlerini arkadaşının yüzünde bir süre daha tuttuktan sonra bana baktı. “Ferhan bile gözden çıkarıldıysa hiçbirimizin önemi yoktur onlar için. Kendi isteğinizle onların ayağına gitmeniz, onlar gibi davranmanız gerekiyor.”
💬
Parmaklarım şakağıma baskı uygularken, “Onların kim olduğunu bile bilmiyorum,” diye mırıldandım. “İş adamları mı? Mafyalar mı? Tam olarak kimler? Şu an böyle insanlardan bahsetmek bana tuhaf ve komik geliyor.”
💬
“Kafanın arkasına silah dayadıklarında hiç de komik gelmiyor, tatlım,” deyince İlkay, duraksayarak ona baktım. Tibet elini arkadaşının ensesine vurunca İlkay’ın kafası öne doğru gitti. “Ne? Bilinçlendirmek istedim. Sonuçta yanımıza gelirken saklambaç oynayacağımızı düşünmüyordu değil mi?”
💬
Ben gözlerimi devirdiğim sırada Tibet, “Kızı korkutma,” deyip geriye adımladı. “Birkaç gün bekleyelim, sonra harekete geçeriz. Şu an bize başka şans bırakmışlar gibi görünmüyor.”
💬
İlkay parmağını şıklatıp, “Tamam öyleyse, artık gidin,” dedi bir anda. “Birazdan kız arkadaşım gelir.”
💬
Tibet ona söylenmeye başlasa da ben çantamı alıp ayaklandım. Tuhaftır ki iki ölüme karşı da kendimden beklediğim tepkiyi görmemiştim. Amcam için üzülmemek bende gram vicdan azabı yaratmıyordu. Umarım onu gittiği yerde karşılayan babam olurdu.
💬
Evden birlikte çıktık. Tibet önden ilerlerken İlkay koluma dokunup beni durdurdu, omzumun üzerinden ona baktım. “Bir şekilde halledeceğiz, endişelenme,” derken yüzünde samimi bir ifade vardı. Gözlerinin içine bakarken sadece başımı salladım, ardından sırtımı ona dönüp Tibet’in arkasından ilerledim. Bir önce eve dönmek, annemin ve kardeşimin yanında olmak istiyordum.
💬
İlkay’ın evinden uzaklaşmaya başladığımızda başımı cama yasladım. Annemin ve kardeşimin dönüşü bazı açılardan sıkışmama da neden olmuştu. Özellikle yaşadığım kaza ve arabamın son durumu hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşları başıma ağrılar sokuyordu. Bir şekilde onları endişelendirmeden durumu anlatmalıydım. Evet, onlarla konuşacak, tehlikeli durumdan bahsedecektim ama araba kazasına kadar her şeyi anlatmam onları panikletirdi. Ve annemi biraz tanıyorsam, ilk işi Melin’i ve beni alıp şehirden, hatta belki de ülkeden ayrılmak olurdu.
💬
Bir an aklıma gelen şeyle ona bakmadan, “Abinle görüşmemiz bunu etkilemiş olabilir mi?” diye sordum.
💬
“Sanmıyorum,” dedi, sesi durgundu. “Ölen sadece amcan olsaydı ihtimal verebilirdim.”
💬
“Ailenin nasıl bir şeyin içinde olduğunu tam olarak bilmesem de bana başlamadan tökezledik gibi geliyor,” diye mırıldandım tıpkı onun gibi durgun bir şekilde.
💬
“Tökezlememiz için başlamış olmamış gerekirdi, Niran,” dedi, gözlerinin bana döndüğünü hissettim. Gözlerinin yüzümdeki ağırlığını hissedebiliyordum sanki. “Sen sadece içeri girdin, birlikte adım atmaya başlamadık.”
💬
“Bilmece gibi cümleler sadece başımı ağrıtıyor,” dedim gözlerim kısılırken. “Benimle bu konuları konuşurken daha açık olmalısın.”
💬
“Açık olmalıyım demek…” diye kendi kendine mırıldandığını duydum ama bir karşılık vermedim.
💬
Eve vardığımda hava kararmak üzereydi. Tibet’e kısaca veda etmiş, otoparktan çıkarak evime dönmüştüm. Kapıdan girdiğimde annem ve Melin seslerini duymak bir an garip hissettirdi. Bir süredir ev sessizdi, yalnız hissettirmişti ama şimdi yeniden o sıcaklığı hissedebiliyordum. Bu beni buruk bir ifadeyle gülümsetirken çantamı kenara bırakıp mutfağa doğru ilerledim.
💬
Ben mutfağa girmeden annem, “Niran sen mi geldin?” diye seslendi, içeri girmemle rahat bir nefes alıp bana yaklaştı. “Seni aradım ama açmadın.”
💬
“Telefonum sessizdeydi,” deyip kolumu omuzlarına sardım. Gözlerim masaya yaslanmış bana bakan kardeşime kaydı. “Ne yapıyorsunuz?”
💬
“Yemek hazırlıyorduk,” dedi annem benden ayrılırken. “Kendi mutfağımı özlemişim.”
💬
Elimi sırtına bastırıp sırtını okşadım. “Yormasaydın kendini.”
💬
Annem omuz silkerek tezgâha doğru ilerlerken tekrar Melin’e baktım. Kaşlarını kaldırarak, “Bok gibi görünüyorsun,” dediğinde annem hiddetle ona dönüp, “Melin!” dedi, ayıplayan gözlerle ona baktı.
💬
Melin omuz silkip, “Dinlensin biraz o da,” dediğinde gözlerimi devirerek sandalyeyi çekip oturdum.
💬
Annem onaylamayan bir ifadeyle bakıp başını iki yana salladıktan sonra bana baktı. “Cenazeye gitmeyerek ayıp ettik.”
💬
“Ayıp etmedik,” dedim bir an, ardından susup dirseğimi masaya, çenemi de avucuma yasladım. “Gelmemizi istemeyen babaannemdi.”
💬
Annem işine devam etmek için tezgâha doğru dönerken, “Yine de gitmeliydik,” diye mırıldandı. Kendini rahatsız hissetmesini anlayabiliyordum. Her şeyi bilse yine aynı hissedebilir miydi? Ya da ben amcamla olan durumu ona söylemeli miydim?
💬
Kelimeler dilimin ucuna gelip gitti ama bir türlü onları dışarı çıkaramadım, konuyu onlara açamadım. Melin ile birlikte masayı hazırladılar, onları izledim. Yemeğe başladık ama aklım hâlâ söyleyeceklerimdeydi. Yemek boyunca da birkaç kez yeltenmiş olsam da yine konuya giremedim. Onları son görüşümün aksine yüzlerinde huzurlu bir ifade vardı ve bunun sebebi tekrar bir arada olmamızdı. Bir yanım bu ortamı da bozmak istememişti. Çünkü biliyordum, ben onlara bir şeylerden bahsettiğim an üzerimize kara bulutlar çökecekti.
💬
Yemekten sonra annem masadaki tabakları toplarken hafifçe kalçasına vurduğumda annem küçük bir çığlık attı. Sırıtıp, “Seninle uyuyayım mı bu gece?” diye sorduğumda annem yan yan bana baktı.
💬
“Yok mu yatağın senin?” Aynı şekilde sırıtıp tekrar kalçasına vurduğumda elindeki tabakları tezgâha bırakıp bana döndü, kaşlarını çatarak elime vurdu. “Elini yüzünü yıkamadan yatağa girme!”
💬
Yüzümü buruşturarak, “Neden bana pislikmişim, yatağını kirletecekmişim gibi davrandın?” diye sorduğumda bu kez o benim kalçama vurup, “Çok konuşma, banyoya yürü,” dedi. Dudaklarımı bükerek ona arkamı döndüm, mutfaktan çıktım. Mutfaktan çıkmamla yüz ifadem değişse de buruk tebessümüm hâlâ dudaklarımdaydı.
💬
Kenara bıraktığım çantamı da alıp üst kata çıkarken çantamdaki telefonumu çıkardım. Melin’in kapısı açıktı, saçlarını havluyla kurutuyordu. Ona kısaca göz attıktan sonra odama girdim. Çantamı dolabıma koymadan önce telefonumu aldım. Telefonun cenazeye giderken kapattığım sesini açtım. Elimi yüzümü yıkamak yerine direkt duş almak istediğimden üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp bornozumu aldım. Tam odanın kapısını açmış dışarı çıkacakken çalan telefonumla omzumun üzerinden yatağın üzerine bıraktığım telefona baktım, kaşlarım çatıldı.
💬
Yönümü değiştirip bornozu yatağa bıraktım, telefonu elime aldım. Telefonu açarken gözlerim pencereme kaydı, iç çamaşırlarıyla dikilen bedenimin yansımasına baktım. Arayan babaannemdi, kaşlarım daha sert çatıldı. “Efendim babaanne?” diye yanıtladım aramayı. “Bir şey mi oldu?”
💬
Bir süre cevap vermemesi tam beni endişelendirmişti ki, “Yarın sabah cenaze var,” diyerek konuşmaya girdi. “Cenazeden sonra İstanbul’a geleceğim.” Gözlerim yansımamda dondu. Beni duraksatan babaannemin ses tonuydu. “Ben gelene kadar hiçbir işe girişme, beni bekle, Niran.”
💬
🌪️
💬
Fincanı dudaklarıma yaslayıp kahvemden bir yudum alırken gözlerim tabletin ekranındaydı. Ferhan’la ilgili haberleri ruhsuz bir ifadeyle okuyordum. Ayağımı balkonun demirliklerine yasladım, sayfayı yavaşça kaydırırken gözlerim satırları takip ediyordu. Herkes ünlü iş adamının ani ölümünden bahsediyordu. Bazıları yıllar önce bir benzeri yaşanan olayla, yani Tibet’in babasının ölümüyle olan benzerliği hakkında yorumlarda bulunmuştu. Ferhan da tıpkı kardeşi gibi aniden kalp krizinden ölmüştü. Normalde insanların kendi kafasından ürettiği, doğruyu yansıtmayan saçma teorilere karşıydım ama Ferhan’ın düştüğü bu durum bir yandan beni keyiflendirmişti.
💬
Parmağımı ekranda kaydırırken kahvemden bir yudum daha aldım. Ekranı kaydırmamla önüme yeni bir fotoğraf daha düştü ve o fotoğrafla birlikte altına döşenen yazıyı gördüğümde, kahvemi yutamadan hızla dışarı püskürttüm. Elimin tersiyle dudaklarımı silerken yayıldığım sandalyede dik bir konuma geçtim. Fotoğraftaki bendim, Tibet’in aracına biniyordum ve Tibet de yan profilden görünüyordu, gözleri araca binen bendeydi. Böyle bir fotoğrafın internete düşeceğini elbette biliyordum ama beni hazırlıksız yakalamıştı.
💬
Tibet Suavi, amcasının cenazesinden bir kadın ile birlikte ayrılırken görüntülendi. Aileleyle iç içe, samimi bir şekilde gördüğümüz genç kadının, Tibet Suavi ile ilişkisi olduğu şüpheler arasında. Görkem Suavi’nin nişanlısı Irmak Zaim’den sonra aileye yeni bir gelin daha mı geliyor?
💬
“Gelin mi?” Sesimin yüksek çıktığını fark edip parmaklarımı dudaklarıma bastırdım, kaşlarımı çattım. “Adamın cenazesi olmuş bunların merak ettiğine bak,” diye homurdandım kendi kendime. “Yok, evlendik. Size haber veremedik, kusura bakmayın.”
💬
“Ne konuşuyorsun öyle kendi kendine?”
💬
Aniden yanımda beliren Melin’le irkilerek yerimde sıçradım, panikle tabletin ekranını ters çevirdim. “Ne geliyorsun öyle sessiz sessiz? Ödümü kopardın.”
💬
Melin bana aldırış etmeden gözlerini tabletime dikti. “Bir şey mi saklıyorsun?”
💬
Paniği belli etmemek için gözlerimi devirerek ayaklandım, kupamı sıkıca kavrarken tabletimi kolumun altına aldım. “Çok merak iyi değildir,” deyip yanından geçecekken Melin bir anda bana doğru atıldı ve kolumun altına sıkıştırdığım tableti aldı. Bu ani hareketi beni daha çok panikletince ben de ona doğru uzandım ve bu hareketim kupadaki kahvenin üzerime bocalanmasına neden oldu. İkimiz de donup kaldık ama benim aksime Melin hızla toparlamış, gözlerini tabletimin ekranına çevirmişti.
💬
Ekran kilitlenmişti, Melin şifremi bilmediğinden bir süre ekrana bakakaldı. Gözlerini bana çevirdiğinde onu donuk bakışlarla karşıladım. Boş kupamı sandalyenin üzerine bırakıp ona doğru bir adım attığımda sertçe yutkunduğunu gördüm. “Bir daha,” dedim, uzanıp elinde tuttuğu tableti aldım. “Bunu yapma.”
💬
“Özür dilerim,” derken sesi şaşkındı, cümlesine devam edeceğini anlayınca elimi kaldırıp onu susturdum.
💬
“Görmen gereken bir şey olsaydı gösterirdim,” dedim sert bir sesle. Gözlerimle yere dökülen kahveyi işaret ettim. “Annem görmeden temizle.”
💬
Ona sırtımı dönüp balkondan çıkarken arkamdan şaşkınca baktığını biliyordum. Görmemesi gerektiğini düşündüğüm bir şey olsa bile görmekte ısrar etse, bunu güzel bir dille söylese, nasılsa öğrenecek diyerek gösterebilirdim. Ailemden biri dahi olsa, yapılan emrivakilere veya aşılan sınırlara katlanamıyordum.
💬
Odama dönüp üzerimdeki kıyafetleri değiştirdim. Neyse ki akşamüzeri serin olduğundan üzerime sweatshirt giymiştim ve sweatshirtün kalın kumaşı dökülen kahvenin tenimle temas etmesini engellemişti. Damarlarımı çekiştirecek kadar bedenime yayılan öfkenin geçmesini bekledim, biraz daha sakinleşmiş hissedince telefonu eşofmanımın cebine atıp odadan çıktım.
💬
Merdivenleri inerken annemle Melin’in mutfakta konuştuklarını duydum. Çatılmak için hareketlenen kaşlarımı zorlukla durdurdum. Her ne kadar ona öfkelensem de bu konuyu uzatmak, daha can sıkıcı bir hal almasını sağlamak istemiyordum. Onun da hatasını anladığını fark ettiğimde zaten bu olayı çabucak unuturdum. Aslında kindar bir insandım. Bir sınırım vardı, o sınır aşıldığında karşımdaki çok sevdiğim biri bile olsa kin tutabiliyor, buna engel olamıyordum. Bunun karşımdaki kadar beni de yaraladığı zamanlar olmuştu, yine de bastıramamıştım.
💬
Ama babamdan sonra fark ettiğim şeylerden biri de şu olmuştu: Aile, hiçbir kurulan bağla aynı değildi. Bu herkes için aynı mıydı orası tartışılırdı. Sonuçta her aile aynı değildi. Fakat benim için bu değişmişti. Artık aramızda ne geçerse geçsin anneme ya da Melin’e karşı ufak bir kin bile besleyebileceğimi düşünmüyordum. Onlarla arama girecek en küçük engel, beni fazlasıyla korkutuyordu.
💬
Mutfak kapısından girecekken Melin’in, “Canım tatlı bir şeyler istiyor,” diye mırıldandığını duydum. Sesi durgundu. Gözlerim kısılırken içeri girdim, ikisinin de bakışları bana döndü ama Melin hemen gözlerini çekmişti.
💬
“Benim de öyle,” dediğimde Melin göz ucuyla bana baktı. “Evde kek için gerekli malzeme var mıydı mama? Islak kek yapalım.”
💬
Annem bir süre düşündü, sonra muftak dolaplarını karıştırdı. “Un bitmişti sanırım,” dedi üst dolap kapağını açarken. “Evet, bitmiş.” Omzunun üzerinden bana baktı. “Bir de kakao yok. Sipariş ver, getirirler hemen.”
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Kendim gideceğim, belki alacağım başka şeyler olur,” dediğimde annem sen bilirsin der gibi omuz silkti. “Sen de gel, Melin. Hava alırsın.”
💬
Melin itiraz edecek gibi oldu ama sonra yüzüme bakınca derin bir nefes aldı. “Üzerime ceket alıp geliyorum.”
💬
O yanımdan geçip mutfaktan çıkarken, “Cüzdanımı da getir gelirken. Kapıda bekliyorum,” dedim. Bir şey söylemeden tekrar başını salladı.
💬
Annem, “Neyi var bunun?” diye fısıldayarak yanıma yaklaştı, gözleri merdivenlerden çıkan Melin’deydi.
💬
Saklama gereği duymadan, “Atıştık biraz,” diye mırıldandığımda annemin gözleri bana çevrildi. “Küçük bir şey, merak etme. Alırım şimdi gönlünü.”
💬
“Kırmayın birbirinizi,” dedi annem geri çekilirken.
💬
Dudaklarımı yalarken mutfaktan çıktım. Yeni giydiğim sweatshirt de kalın olduğundan üzerime ceket almadan dışarı çıktım. Ben spor ayakkabılarımı giyerken merdivenlerden inen Melin’in ayak seslerini duyuyordum. Ben ayakkabılarımı giyip doğrulduğumda yanıma geldi, cüzdanımı uzattı. Cüzdanımı alınca kendi ayakkabılarını giymek için hareketlendi. O ayakkabılarını giyerken onu izledim. Yaptığı şeyin pişmanlığı yüzündeydi, mavi gözlerinde bunu görebiliyordum, bu yüzden diyalog kurmaktan da çekiniyordu.
💬
Kapıyı kapatıp birlikte asansöre binerek giriş kata indik. Sitenin etrafında ve yakınlarda ona yakın bildiğim market vardı. Üç dört tanesi büyük zincir marketlerdendi ve bu imkan her zaman işimize yarıyordu. Binadan çıktıktan sonra sitenin giriş kapısına ilerledik. Bu sırada gözlerim kendi adımlarını izleyen kardeşimdeydi. Normalde benimle didişmekten hoşlanır, hatta tartışma sonrası bile beni sinir etmeye devam eder, haksızsa bile haklı olduğunu savunurdu. Ona karşı bunu ben de yapıyordum. Yine de küslüğümüz bir saati geçmezdi. Birden kendimizi hiçbir şey olmamış gibi sohbet ederken bulurduk. Ama eminim ki artık onun da değişen düşünceleri vardı.
💬
Ben dudaklarımı aralamışken benden önce davranıp, “Niyetim seni öfkelendirmek değildi, özür dilerim,” diye fısıldadı. “Bu kadar gerilebileceğini düşünmedim.”
💬
Kolumu onun omuzlarına atıp kendime çektiğimde gözlerini yüzüme çevirdi, bense ileriye bakıyordum. “Önemi yok, ben de fazla tepki verdim,” dedim sakin bir sesle. “Ekstra gerginim bu aralar.”
💬
“Fark ettim,” dedi başını sallayıp.
💬
Turnikeden geçip siteden çıktık. Karşı yoldaki zincir markete doğru ilerlerken birbirimizden ayrılmıştık ama elini tutmuştum. Bu hareket bizde biraz huy haline gelmişti. Genelde karşıdan karşıya geçerken el ele tutuşurduk. Özellikle annem bizimleyse, karşıya geçerken civciv yavrularına benziyorduk. Annem bu konularda daha panik yapan biriydi. Kendi kendime düşünceme gülerken Melin göz ucuyla bana baktı. Yolun karşısına geçtikten sonra direkt markete girdik. Henüz banka kartlarım ya da kimliğim gelmemişti ama babaannemin verdiği kart bendeydi, bu süre zarfında onu kullanmamıştım. Asıl kullanmamam büyük sıkıntı yaratabilirdi. Babaannemin peşime taktığı adamların ya da Eda’nın evime sürekli bir şeyler alıp getirmesini istemezdim, bu beni daha çok utandırırdı.
💬
Market arabasıyla rafların arasında gezdik. Ben ıslak kek için ne olur ne olmaz diye tüm malzemeleri alırken Melin de kendine bir şeyler alıyor ya da raflardaki ürünleri inceliyordu. Onunla ya da annemle markete gitmeyi, alışveriş yapmayı, çok bir şey almayacak olsak bile rafları didik didik etmeyi seviyordum. Bunu en son ne zaman yaptığımızı da hatırlamıyordum. Bu yüzden şu an burada olmak bile huzurlu ve normale dönmüşüm gibi hissetmeme neden oldu.
💬
On dakika sürmeyecek gezintimiz yarım saatten fazla sürdü. Aldıklarımızı kasadan geçirip poşetlemeye başladık. Ödemeyi yaparken Melin’in merakla elimdeki karta baktığını fark etmiştim. Kart okuturken arka yüzü görüyordu, bunu bilerek yapmamıştım, ön yüzündeki ismi görmemesi biliyordum ki meraklı kardeşimin daha çok ilgisini çekmişti. Kartı cüzdana atarken elimde olmadan güldüm. Ardından eğilip ağır olan poşetleri aldım, daha hafif olan iki poşeti ona bıraktım. Ağırları taşıyacak olursa yol boyu söylenip duracaktı ve buna katlanmaktansa ağırları taşımak daha çok işime geliyordu.
💬
Ellerimizde poşetlerle marketten çıkıp kaldırımda ışığın yanmasını bekledik. Sakin gözlerle etrafı, evleri, insanların hareketlerini izledim. İnsanlara durup bu şekilde bakmayalı da uzun zaman olmuş gibi geliyordu. Omuzlarım sakinlikle verdiğim nefesle çökerken bir an ürperdim. Günlerdir yaşadığım tedirginlik, şu anki huzurumu gölgelediğinde gözlerim etrafımızda daha hızlı dolandı. Neden bir anda izleniyormuşuz gibi gelmişti bilmiyordum ama bu beni panikletti. Işığın yandığını fark edince adımlarımı hızlı attım, aceleci tavrımı fark eden kardeşim bir an durup bana baksa da ayak uydurdu.
💬
Yaşanılanlardan ve konuşulanlardan sonra böyle bir şey hissetmem çok doğaldı ama bu şekilde ani gelişmesini de beklememiştim. Karşıya geçerken de gözlerim insanları inceliyordu. Çok fazla belli ettiğimi fark edince derin bir nefes aldım, durduk yere kardeşimin dikkatini çekmek de istemiyordum. Sitenin girişine doğru ilerlediğimiz sırada güvenliğe kadar kaç adım atacağımızın hesabını yaparken, gözlerim turnikelerden geçip dışarı çıkan adama saplandı. Adımlarım aksadı, ona şaşkın gözlerle baktım. Tibet’in burada ne işi vardı? Geleceğinden bahsetmemişti.
💬
Melin adımlarım yavaşlayınca bana baktı, ben ise bize yaklaşan adama bakıyordum. Sonra Melin’in de gözleri baktığım yöne döndü, Tibet bize birkaç metre uzaklıktaydı. Yürümeyi kesip yaklaşmasını bekledim. Durmam Melin’i şaşırtsa da bir bana bir de yanımıza gelen adama bakıyordu. Hava kararmış olsa da Tibet’in gözlükleri gözlerindeydi. Bunu çoğu zaman tanınmamak, dikkat çekmemek için yaptığını biliyordum.
💬
Karşımızda durduğunda gözlüklerini çıkarıp eline aldı. “Aradım ama duymadın sanırım,” dediğinde kaşlarım çatıldı. Telefonum sessizde değildi oysa. Gözlerini üzerimde gezdirdikten sonra yanımda şaşkınca bize bakan kardeşime döndü. “Melin sensin sanırım.”
💬
Melin üzerindeki şaşkınlığı atıp, “Evet,” dedi sadece. Tanımadığı adamın yüzüne bakarken gözlerinde meraklı bir ifade parlıyordu. Sanırım o da Tibet’i daha önce görmemişti. Gerçi Melin çok magazinsel şeylerle ilgilenen biri değildi. Sonuçta Tibet oyuncu ya da şarkıcı falan değildi.
💬
Tibet’in dudakları yukarı kıvrılırken elini Melin’e uzattı, sonra Melin’in ellerinin dolu olduğunu fark edince yüzünü buruşturup elini geri çekti. “Ben de Tibet. Ablanın arkadaşıyım.”
💬
Melin ona dikkatli bir bakış atıp, “Genelde ablamın arkadaşlarını tanırım ama…” diye mırıldandı. “Yeni arkadaş oldunuz sanırım.”
💬
“Evet,” derken bana bakmıştı. “Yeni arkadaş olduk.”
💬
Poşetleri daha sıkı kavrarken, “Neden gelmiştin?” diye sordum.
💬
Melin omzuyla omzuma vurup, “Kov bir de istersen arkadaşını,” diye sessizce homurdandığında ona yan yan baktım.
💬
Tibet bana doğru uzanıp elimdeki poşetleri aldı. Poşetlerin ağırlığına şaşırmış olmalı ki bir süre yüzüme tuhaf bir ifadeyle baktı. Ardından, “Kardeşini eve bırakalım da konuşuruz,” dedi.
💬
Tibet, Melin’e doğru uzanınca Melin geri çekilip, “Ağır değiller, taşıyabilirim,” dediğinde Tibet’in kaşları havalandı. Melin önden ilerlemeye başladığında gözlerim kardeşimin sırtındaydı, Tibet’le yan yana yürüyorduk.
💬
“Dışarıda olduğumuzu nereden bildin?” diye sordum ona bakmadan. Nedense o geldikten sonra üzerimdeki o izlenme hissi de uçup gitmişti.
💬
Rahat bir tavırla, “Annen söyledi,” deyince başım hızla ona doğru döndü, şaşkınlıkla ona baktım. “Ne? Bir sorun var sandım.”
💬
Parmaklarımı yavaşça alnıma bastırdığımda taşıdığım poşetlerin parmaklarımda bıraktığı kesik sızladı. “Beni bir ton soru yağmuruna tutacak.”
💬
Omuz silkip, “Bunun zaten bir gün olacağını düşünerek kendini rahatlatabilirsin,” dediğinde gözlerimi devirip, “Çok rahatlatıcı oldu,” dedim, tekrar omuz silkti.
💬
Gözlüklerini yeniden gözlerinin üzerine indirirken siteye girdik. Yürüyüş yolundan yürüyerek oturduğumuz binaya doğru ilerledik. Melin’i evin kapısında poşetlerle bıraktıktan sonra da annem kapıya çıkmadan Tibet’in kolunu tutarak onu asansörlere doğru çekiştirmiştim. Melin’in arkamızdan şaşkınca bakarken kapı açılmıştı. Şimdi annem onu tekrar görecek olursa sorularına kapının önünde başlar, biz daha ne olduğunu anlamadan kendimizi evin içinde sorguda bulabilirdik. Melin meraklı yönünü kesinlikle ondan almıştı.
💬
Binadan çıkarken de hâlâ Tibet’in kolunu tuttuğumu fark edince hızla elimi geri çektim. Bu ani hareketime aldırış etmeden yürümeye başlayınca sessizce onu takip ettim. Sonuçta anlatacakları olan oydu. Tekrar sitenin dışına çıktık. Tibet bizi sitenin karşısında, sağ tarafında kalan küçük kafeye götürdü. Küçük bir yer olsa da içerideki insanların resmi görüntüleri, eşofmanlarıyla içeri giren beni utandırmıştı. Yanağımın içini ısırırken Tibet’in arkasından ilerledim. Köşedeki iki kişilik masaya oturduk. Tibet etrafa baktıktan sonra gözlüklerini çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Ardından ceketinin cebinden bir sigara paketi ve çakmak çıkardı. Sigara mı içiyordu? Daha önce yanımda içtiği bir anı hatırlamıyordum.
💬
“Seni gördüğümde yüzün bembeyazdı,” dedi elini masaya koyduğu sigara paketine uzatırken. “Bir şey mi oldu?”
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Bir an izleniyormuş gibi hissedince panikledim sadece,” dedim, Tibet’in kaşları çatıldı. “Boş ver, bana öyle gelmiştir. Sen ne söylemek için gelmiştin?”
💬
Tibet birkaç dakika dikkatle yüzümü izleyip sessiz kaldıktan sonra, “İlkay bugün bir sevkiyat daha olacağını öğrenmiş,” dediğinde duraksayarak ona baktım.
💬
“Sevkiyat mı?”
💬
“Evet, yarın akşam için hazırlık yapılıyormuş,” dedi yaktığı sigarasının filtresini dudaklarının arasına alırken. “Hazır ortalık karışıkken bunu fırsata çevirmek istiyorlar anlaşılan.”
💬
Düşüncesi bile beni irkiltti. “Burnumuzu sokarsak yine gemiyi patlatabilirler.”
💬
Dumanı dışarı verip dudaklarını yaladı. “Sanmıyorum. Kısa sürede iki patlama dikkat çeker, bunu bildiklerinden farklı bir önlem alırlar,” dedi soğuk bir sesle. “Bu önlem kafamızda silah patlatmak da olabilir.”
💬
“Karışmayacak mısınız?” diye sorarken sesim hem tedirgin hem de öfkeli çıkmıştı. İstediklerini almalarını istemiyordum ama başkalarının da hayatını riske atamazdık.
💬
“Daha farklı bir plan yapıyoruz, tam netleştirince sana da anlatacağım,” dedi gözlerimin içine bakarken. Mekânın sarı ışıkları ela gözlerini sarıya boyadı. “Şu an çok vaktim yok. Bir sorun olduğunu düşündüğüm için geldim.”
💬
“Bu kadar çabuk gelebildiğine göre yakınlardaydın,” derken sesim imalı çıkmıştı.
💬
Yüzümdeki bakışları derinleşerek daha dikkatli bir hal aldı. “Bu saatten sonra daha yakında olacakmışım gibi görünüyor.”
💬
Tibet Suavi’den…
💬
İki Saat Sonra
💬
Dilimi sıktığım dişlerimin arkasında gezdirdiğim sırada arabayı hızla mekânın önünde durdurdum. Yeterince problemle uğraşmıyormuş gibi bir de Görkem itinin peşinde koşuyordum. Umurumda olan o değildi ama o dengesiz herifin başımıza bir bela daha açmasını durup bekleyemezdim. Şu an için Ferhan’ın ölümünde parmağı var mıydı bilmiyordum ama varsa bile buna şaşırmazdım. Armut ağacının dibine ayva değil armut düşerdi sonuçta.
💬
Araçtan inip kapıyı sertçe kapattım. Şirket birbirine girmişken ortadan kaybolup duruyordu ve onların pisliğini temizleyip durmak canımı sıkmaya başlamıştı. Ferhan olmadığına göre Görkem’e daha fazla tahammül etmeme de gerek yoktu. Mekâna yaklaşırken içeride kimsenin olmadığını, masaların boş olduğunu fark ettim. Normalde böyle bir olay bile mekânın tıka basa dolmasına yetecekken neden kimse yoktu? Kaşlarımı çatıp kapıyı hızla iterek içeri girdim. Bomboş mekânda sadece bir iki garson vardı. Sert adımlarım boş mekânda yankılanırken bir garson koşar adım bana yaklaştı, elimi kaldırıp onu durdurdum. Birkaç adım daha attığımda, büyük kolonun arkasındaki grubu gördüm.
💬
Görkem’in yüzü bana doğru dönükte, önünde duran, ondan daha kısa olan adamla konuşuyordu. Saçlarına ak düşmüş adamın yüzünü görmediğim için kim olduğunu bilmiyordum ama diğer adamların ona çalıştığı belli oluyordu. Durmadım, adımlarım onlara doğru düştü. Ortamda gergin bir hava vardı ve bunu onları tanımayan, yoldan geçen herhangi bir insan da fark edebilirdi. Birkaç adamın bakışları bana döndü. Sonra Görkem de gözlerini kaldırıp onlara yaklaşan adama, bana baktı. Gözlerinden geçen anlık paniği gördüm.
💬
Görkem’in, “Tibet,” demesiyle önünde bana sırtı dönük şekilde duran adamın başı hareketlendi, omzunun üzerinden bana baktı. Adamın yüzüne bakarken gözlerim kısıldı. Herifi tanıyordum, Görkem’in yanında ne işi vardı?
💬
“Yüzünü gören cennetlik, Tibet,” dedi yaşlı adam gülerek bana dönerken. “Biz de Görkem’e başsağlığı dilemeye gelmiştik.”
💬
Görkem’in kaşlarının çatıldığını gördüm ama ona çok bakmadan tekrar adama döndüm, adımlarımı onun karşısında durdurdum. “Sen telefonun icadını bile görmüş birisindir, Bahtiyar,” dedim alayla ona bakıp. “Buraya kadar zahmet edip niye yordun bacaklarını?”
💬
Gözlerim anlık elindeki bastona kaydı, bunu görünce kaşları çatılır gibi oldu ama kırışık yüzündeki ifade hızlı toparlandı. “Neden zahmet olsun yahu?” Gülerek bastonunu daha sıkı kavradı. “Sizi de görmüş oldum. Ferhan’ın yokluğunda çökmenizi istemem çocuklar, aramızda bir dostluk var sonuçta.”
💬
“Dert etme sen bizi,” dedim ona biraz daha yaklaşıp. Yanındaki adamların tetikte duruşu bir an beni güldürecek gibi oldu. “Sen kendi sağlığına dikkat et, bir dostumuza daha zarar gelsin istemeyiz.”
💬
Bahtiyar şen bir kahkaha attığında ona iğneleyici bir gülümsemeyle baktım. Huzursuzluk istiyorsa istediğini seve seve verirdim. “Kaya gibiyim ben,” dedi gülüşlerinin arasında. Sonra bir an duruldu. “Neyse ben gideyim artık çocuklar, yapacak işler var ve işler beklemez.” Göz ucuyla yanındaki adamlara baktı. “Arayı açmayalım, siz de gelin arada.”
💬
“Geliriz geliriz,” dedim elimi cebime sokup ona aynı gülümsemeyle bakarken.
💬
Görkem’e dönen gözleri ciddileşse de güleç ifadesini bozmadı. Elini kaldırıp selam verdikten sonra adamlarıyla birlikte yanımızdan uzaklaşmaya başladılar. Onlara doğru döndüm, onlar dışarı çıkana kadar gidişlerini izledim. Dışarı çıkıp kapıya getirilen arabalarına bindiklerinde ve arabaları uzaklaşmaya başladığında dilimin ucunu ısırıp öfkeli bir nefes verdim. O buraya boş yere gelmiş olamazdı.
💬
“Ne yapıyorsun sen?” diye hiddetle soran Görkem’e omzumun üzerinden baktım. Öfkeyle bakışına bomboş bakışlarla karşılık verdim. “Adamı neden durup dururken tehdit ediyorsun? Deli misin oğlum sen?”
💬
Dudaklarımı alayla büküp ona doğru döndüm. “Durup dururken olduğuna emin misin?” Yüzümdeki alaylı ifade anında silindi, çenem öfkeyle gerildi. “Senin kadar aptal olmadığımı bildiğin halde beni öyle görmek isteyip kendini böyle kandıracaksan keyfin bilir.”
💬
“Ne zırvalıyorsun, Tibet?” Gözleri öfkeli baksa da o gözlerde parıldayan paniği saklamayı beceremiyordu artık. Babasının ölümü müydü onu duygularını saklamakta zorlayan?
💬
Ona doğru bir adım attım. Yüz yüze geldiğimizde gözlerinin içine daha dikkatle baktım. “Seni defalarca kez uyardım,” dedim sakin ama tehlikeli olduğunu ona hissettirdiğine emin olduğum bir sesle. “Tekrar, tekrar ve tekrar. Seni bu saatten sonra uyarmayacağım, Görkem. Kendini bok çukurunda bulmaya bu kadar meraklıysan devam et. Sana hiç acımadım, bu saatten sonra da acıyacağımı düşünme.”
💬
Söylediklerim onu duraksattı ama onun yüzüne daha fazla bakmayıp sırtımı döndüm. Hızlı adımlarla çıkışa ilerlerken arkamdan, “Gerçek yüzünü göstermeye başladın işte,” diye seslendi ama ona bir cevap vermedim.
💬
Mekândan çıkıp kendimi dışarı attıktan sonra arabamın gelmesini beklerken telefonu çıkardım. Aracı getirdiklerinde ise arabaya doğru ilerlerken telefonu kulağıma bastırdım. Kapıyı açıp arabaya binmeden önce açılan telefonla, “Harekete geçeceğiz, İlkay,” dedim. Arabaya binip kapıyı sertçe kapattım. “Vereceğim adrese gel. Niran’ı alacağız.”
💬
Niran Çiyiltepe’den…
💬
Sesten önce titremeyi hisseden bedenim irkilerek yataktan sıçrarken telefonun melodisi odada çınlamaya başladı. Uykulu gözlerle, hiçbir şeyi algılayamıyormuş gibi etrafıma bakarken yüzümden terler akıyordu. Terlerin sebebi, telefonla son bulan kâbusumdu. Yüzümü buruşturarak elimi çalmaya devam eden telefonuma attım. Bulanık gören gözlerime telefonun ışığı vurunca bir kez daha yüzümü buruşturdum.
💬
“Tibet?” diyerek telefonu açtım. Sesim hem yeni uyandığım için boğuk hem de şaşkın çıkmıştı. Saat kaçtı?
💬
“Aşağı gelmen gerekiyor, Niran,” dediğinde kaşlarımı çattım. Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp saate baktım. 02:17.
💬
“Bu saatte olması şart mı gerçekten?” diye sordum huysuzca. Gecenin bu saatinde aramasını gerektirecek kadar önemli ne olmuştu ki? Zihnim yavaş yavaş berraklaşınca ayaklarımı yataktan sarkıttım. “Birine bir şey mi oldu?”
💬
“İlkay’la birlikte bekliyoruz. Konuşma işini erkene çekmemiz gerekti. Bekliyoruz.”
💬
Kapanan telefon ekranına birkaç dakika şaşkınca baktım. Sesinde telaş olmasa da garip bir şeyler vardı. Benim yanımdan ayrıldıktan sonra bir şeyler olmuş olmalıydı. Yataktan kalkıp dolabıma ilerledim. Aldığımı taytı bacaklarıma geçirip oversize ince bir kazağı üzerine giydim, ceket almama gerek yoktu, havalar ısınmıştı. Çoraplarımı giyip cüzdanımı ve telefonumu küçük bir çantaya attım, kapıyı yavaşça açıp odadan çıktım.
💬
Oldukça dikkatli, sessiz olmasına özen gösterdiğim adımlarla alt kata indim. Annem ve Melin uyanık değildi, ses çıkarıp onları uyandıracak olursam hiçbir açıklama yapamazdım. Spor ayakkabılarımı dolaptan alıp evin dış kapısını da yavaşça açtım. Küçük bir gıcırtı çıkarmıştı ama bu kadarını duyacaklarını sanmıyordum. Kapıyı ardımdan kapatmadan önce evin anahtarlarını da aldım. Spor ayakkabılarımı giyip evin anahtarlarını da çantama attıktan sonra asansöre doğru ilerledim. Bir yandan esniyor, elimle esnememi durdurmaya çalışıyordum.
💬
Asansöre binince aynaya doğru dönüp dağınık duran saçlarımı parmaklarımla düzelttim. Şansa çok fazla dağılmamışlardı. Otoparka inen asansörden inerken elimi çantama attım. Her zaman çantalarımın içinde naneli şeker ya da sakız bulundururdum. Hatta bir süre sonra onlarsız dışarı çıkmak beni rahatsız etmeye başlamış, bu bir takıntıya dönüşmüştü. Çantamda son kalan naneli şekeri ağzıma atarken araçların arasında ilerledim. Normalde tek gelirdi. İlkay’la gelmiş olması bile durumu ciddileştiriyordu.
💬
Alışkanlıktan dolayı arabamı her zaman park ettiğim yere kayan gözlerim, orada gördüğü şeyle irileşti. Gözlerimi yavaşça ovuştururken yürümeye devam ediyordum. Araçtan ayrılan gözlerim plakaya kaydığında şaşkınlığım büyüdü? Rüya falan mı görüyordum? Hızlı adımlarla araca yaklaştım. Sürücü kapısı açıldı, Tibet yavaşça dışarı çıktı. Şaşkın bakışlarımı görünce bir an duraksayarak bana bakakaldı. Ardından ifadesini toplayıp, “Geç direksiyona,” dedi.
💬
O arabanın arkasından dolanıp diğer ön koltuğa geçerken durumu idrak etmeye çalışarak dediğini yaptım. Hem aracı inceliyor hem de ön koltuğa binmeye çalışıyordum. Sonunda şaşkınlığı bir kenara itip araca bindim, kapıyı hızla kapattım. “Bu benim arabam… Yaptırıldı mı?”
💬
İlkay arka koltuktan kafasını uzatarak, “Sence o araba eski haline geri dönebilir miydi, Niran? Hem de bu kadar kısa sürede?” diye sordu, sesi alaycıydı.
💬
“Anlatırız o kısmı, sen arabayı çalıştır,” dedi Tibet geriye yaslanırken.
💬
Söylediğini yapıp arabayı çalıştırarak park alanından çıkarırken, “Bunu görmeyi beklemiyordum,” diye mırıldandım.
💬
“Ailene yalan söylemek istemediğinin farkındayım,” dedi Tibet sakince. Onun da sesi uykuluydu. “Arabanın aynısından alıp plakanı taktırdık.”
💬
Siteden çıkarken şaşkınlıkla, yan gözle ona baktım. “Bu kadarı gerekli miydi?”
💬
“Sen kurtarmasan da adam ölecekmiş zaten, giderayak bize bir miktar para soktu ama önemli değil,” dedi alayla. “Diğerlerinin yanında ufak bir sorundu, halletmiş olduk.”
💬
Ne diyeceğimi bilemedim. Bir yandan mahcup, diğer yandan da rahatlamış hissediyordum. “Teşekkür ederim,” dediğimde göz ucuyla bana baktı. “Ben yine bir şekilde hallederdim de bu hızlı bir çözüm oldu.”
💬
“Tibet Bey gerektiğinde çok hızlı hareket edebiliyor,” dedi İlkay arka koltuktan. Dikiz aynasından ona baktım, gözleri Tibet’teydi, yan bir gülüşle ona bakıyordu ama Tibet ona bakmamıştı.
💬
“Amcamın birlikte çalıştığı bir adam var, onu bugün Görkem’le gördüm,” dedi Tibet konuyu asıl özüne çekerek. “Büyük ihtimalle amcamın yokluğu onun da işine yaradı, sevkiyat da onun başından çıkıyordur. Ağır bir borcun altına girdiğini duymuştum, bir yerden bir şekilde ona acil kaynak gerekli sonuçta.”
💬
Bu kez konuşmaları daha açıktı. Laf arasında, “Nereye gidiyoruz?” diye sordum.
💬
“Arabasız geldik, İlkay’ı eve bırakacağız,” dedi, ardından konuyla ilgi bilgi vermeye devam etti. “Ya Görkem’e gözdağı veriyor, onu sindirmek istiyor ya da onu da bu işe zorluyor.” Başını bana doğru çevirdi. Muhatabı daha çok benmişim gibi duruyordu. İlkay’la elbette ki bu konuyu çoktan konuşmuşlardı. “Bu kez gemiye yükleme yapılmadan el atmamız gerekiyor.”
💬
“En başından beri istediğin amcan değildi değil mi?” diye bir soru yönelttiğimde göz göze geldik.
💬
“Şimdiye kadar zorlanmamın tek sebebi amcamın tek olmayışı,” dedi gözlerime bakarken. “Tek olsaydı hiçbir bilgiye ihtiyaç duymadan bıçağı boğazına takmış olurdum.” Ses tonundaki soğukluk beni ürpertti. Ben ara ara ona bakmaya devam etsem de o yolu izlemeye kaldığı yerden devam etti.
💬
“İki tır çıkaracaklar,” dedi İlkay öne eğilip. “Asıl tır ne olur ne olmaz diye farklı yoldan çıkacak, olası bir ihbarı, polis çevirmesini hesaba katmışlar.” Tam sağa dönecekken, “Bir sonraki sağdan,” diyerek bana müdahalede bulundu. Başımı salladığımda konuşmaya devam etti. “Şimdi, ilk önce boş tırın çevirmeye girmesini ve onların rahatlamasını sağlayacağız. Asılsız bir ihbar işimize yarar. Diğer tır limanda denetlemeye girer elbet ama bir kılıf bulduklarından denetlemeden diğerinde ve ondan öncekilerde olduğu gibi sorunsuz geçer. O yüzden bize bir ihbar daha ve bir denetleme daha gerekiyor.”
💬
Gözlerinin aniden bana doğru döndüğünü hissedince ona bakıp, “Bana niye bakıyorsun?” diye sordum. “Ben mi denetlemeye gideceğim.”
💬
İlkay gülüp, “Şakacı kız,” dedikten sonra ifadesi ciddileşti. “Sen denetlemeyeceksin ama katkıda bulunacaksın.”
💬
“Adı Kartal mıydı Şahin miydi neydi, beni ispiyonladığın polis,” dedi Tibet sevimsiz bir gülümsemeyle. “Onu oraya yönlendireceksin.”
💬
Alayla gülüp, “Adama ne diyeceğim?” diye sordum. “Limana tır geliyormuş, içinde tarihi eserler varmış gidin bir bakın mı? Senden önce beni alır içeri.”
💬
İlkay geriye çekilirken, “Yapacağın şey kolay aslında ama,” dedi Tibet tereddütle. “Mental açıdan seni fazlasıyla etkileyecek.” Söylediği şey beni afallatırken ona öylece baktım. “Tekrar üniformalarını giymen, o limana gitmen, sanki gemide görev alacakmış gibi görünmen gerek.”
💬
Direksiyonu tutan ellerimin bir anda buz kestiğini hissettim. “Tekrar bir yük gemisine binmem gerektiğini mi söylüyorsun?”
💬
Sesim yükselmişti ve bakışlarımdaki paniği de donukluğu da görmüştü. İlkay sessizce bizi dinliyordu. Tibet beni sakinleştirme isteğiyle elini omzuma koydu. “Gemiye binmene gerek yok, Niran. Senden o kadarını istemem.” hâlâ ona aynı şekilde bakıyordum. “Yakınlarında olsan yeter. Denetleme yapılırken o adamı arayıp çağırman yeterli. O geldiğinde sanki bir tuhaflık fark etmişsin, bir usulsüzlük görmüşsün gibi onu yönlendirmen gerek.”
💬
Gözlerimi hızla onun yüzünden ayırdım. Eli bir süre daha omzumda kalmış, sonra da benden ayrılmıştı. Benim hiçbir yorumda bulunmamam onları da sessizleştirdi. Konuşmadan önce benim bir şeyler söylememi beklediklerinin farkındaydım. İlkay’ın evine kadar konuşmadık, İlkay arabadan inerken de bir şey sormadı. Bunun Tibet’le benim aramda çözülecek bir şey olduğunu biliyordu. Bize iyi geceler dileyip gitmesini de tepkisizlikle karşıladım.
💬
Aracı tekrar hareketlendirip gecenin içinde ters istikamette ilerledik. Sanki izlediğim yol değildi, denizdi. Deniz yavaşça dalgalanıyordu. Bu bir an bana o kadar gerçekçi geldi ki arabanın anlık kontrolünü kaybetmemle araba yalpaladı. Tibet’in gözleri usulca yüzümü buldu. Bu onun teknesine binmekten çok daha kötü bir durumdu. Şu an bile düşeceğim boşluğu anımsayabiliyordum. O limanda durup tekrar bir yük gemisine bakmak, benim için babamın mezarına bakmaktan farksızdı.
💬
Gaz pedalına biraz daha yüklendiğim sırada, “Başka bir şey düşünürüz,” dedi Tibet. Ses tonu anlayışı içerdiği kadar sertti de. “Yaşadığın şeyin üzerindeki etkisini küçümsediğimi düşünme. Öyle bir niyetim olmadı hiç.”
💬
“Seni suçladığım yok,” dedim direksiyonu daha sıkı kavrayıp.
💬
“Dediğim gibi, başka bir yol düşünürüz.”
💬
Aniden direksiyonu kırıp aracı kenara çekerek durdurdum, tekerleklerin çığlığı dışarıyı olduğu gibi aracın içini de doldurdu. Elimi direksiyondan zorlukla ayırıp, “Nefes almam gerekiyor,” dedim ve hızla araçtan indim. Aracın kapısını tam kapatmadan ellerimle yüzümü sıvazladım, ellerim saçlarıma doğru ilerledi ve saçlarımı geriye doğru attım. Bulunduğumuz konumdan dolayı dışarısı esintiliydi.
💬
Aracın arkasına geçip bagaj kapağına kalçamı yaslarken bir araç hızla yanımdan geçti. Bazı korkulardan kaçmak kolaydı. Bir insanın yılandan korkmasının büyüklüğüyle yükseklikten korkmasının büyüklüğü aynı olabilir, eşit görülebilirdi. Ama bunlardan uzak durmak ikisi için de aynı kolaylıkta değildi. Belki bir yılanı televizyonda, videolarda görmek dışında başka bir yerde çok sık göremeyebilirdin ama bir inşaat ustası için yükseklik, onun her gün karşısına çıkardı. Ellerimi yıkarken bile midemi bulandırmaya başlayan sudan kaçmak benim için hiç de kolay değildi.
💬
Aracın kapısının açıldığını duydum ama arkama bakmadım. Aldığım nefeslerin ciğerlerime batmaya başladığını hissettim, aynı batma hissi gözlerimde de vardı. Tibet’in adım seslerini duydum, birkaç saniye sonra benim gibi kalçasını arabaya yasladı. Az önce de dediğim gibi, onu suçladığım herhangi bir konu yoktu. Benim derdim tamamen kendimle ilgiliydi. Aksi olan düşüncelerini reddetmek için de onunla konuşabilecek enerjim yoktu.
💬
“Amcan da amcam da öldü,” dedi bir anda. “Ölmesini istediğini söylemiştin bana. İstediğin oldu, bu yüzden artık devam etmen gerekmiyor.”
💬
Başımı hızla ona doğru çevirip, “İçimin soğuduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordum sertçe. “Onların ölmeleri benim için hiçbir şeyi değiştirmedi. Bu iş kaldığı yerden devam ediyor.”
💬
“Evet ama babanın ölümüne sebep olan ana karakterler ortadan kalktı,” derken ses tonu düzdü, ileriye bakıyordu. “Bundan sonrası zaten sen olmasan da halledeceğim.”
💬
Kalçamı bagaj kapağından ayırırken öfkeyle güldüm. “Sana bunu düşündürten ne?” İşaret parmağımı ona doğru salladığımda, gecenin karanlığında simsiyah görünen gözlerini parmağıma indirdi. “Bu iş tamamen bitmeden hiçbir yere gitmeye niyetim yok. Yol nereye giderse gitsin.”
💬
Doğrulup, “Niran sen bir yol aramıyorsun, senin istediğin uçurum,” dediğinde ona bakakaldım. “Bilmiyorsan diye söylüyorum, ben de bir yol aramıyorum çünkü yolun nereye gittiğini biliyorum. Son noktayı koymadan da kendimi uçurumdan itmek gibi bir niyetim yok.”
💬
Patlamak üzere olan öfkemle, “Siktir git, Tibet,” diye soludum. Ona arkamı dönüp aralık duran kapıyı açarak arabaya bindim.
💬
Arabayı hareketlendirirken hareketlerim sertti, verdiğim nefeslerin sesi arabanın içini dolduruyordu. Zayıflık gösterdiğimi düşünerek mi vazgeçmemi istiyordu? Aracı uzaklaştırırken elimi direksiyona vurdum. Öfke, bedenimi ele geçirmek üzere olan durgunluğu da üzüntüyü de yok etmişti. Gözlerim dikiz aynasından onun gittikçe küçülen bedenine kaydı, sırtı hâlâ bana dönük duruyordu. Dişlerimi sıkmaktan sızlayan diş etlerimle gözlerim kısıldı. Tibet bile vazgeçmemi söylüyorsa, ben daha büyük bir sorunla karşılaştığımda karşıma çıkacak insanlara kendime güvenimi nasıl gösterecektim?
💬
O halde bunu ilk önce Tibet’in görmesi gerekiyordu.
💬
Elimi bir kez daha direksiyona vurup direksiyonu kırarak aracı yolun ortasında döndürdüm. Yavaşlamadan ona doğru sürdüğüm sırada bedenini bana doğru çevirmişti. Benimle ilgili kafasında oturmayan bir konu olduğunu bu gece daha iyi görmüştüm. Tam olarak neye inanması gerekiyordu? Arabayı hızla onun karşısında durdurup ileriye bakarak bekledim. Duraksamadan ya da bu hareketime şaşırmadan attığı yavaş adımlarla arabaya yaklaştı.
💬
Onun sessizce arabaya binmesiyle beklemeden arabayı tekrar hareketlendirdiğimde, “Siktir git demen biraz ağır oldu,” demesiyle kaşlarımı çatarak ona baktım. Sonra ben sinirle gülmeye başladığımda o da güldü.
💬
“Hak ettin, boş boş konuşuyorsun,” dedim gülerek önüme dönerken. Benim aksime onun gülüşü sinirden değildi, bu durumu komik bulmuştu.
💬
“Siktir git, Tibet,” diyerek beni taklit ettiğinde yan yan ona baktım. Dudaklarını yalayıp başını iki yana salladı. “Söylediklerim seni sinirlendirmiş olabilir ama hâlâ geçerliler.”
💬
Dilimi dişlerimde gezdirdim. “Teklifini kabul eden, bu işe giren bendim,” dedim ona bakmadan. “Yine ancak ben istersem geri çekilirim.” Gözlerimi ona çevirdiğimde göz göze geldik. “Yarın o arı kovanına elimi sokacağım. Şimdi planı daha detaylı anlat.”
