💬

💬
🎧: Anıl Durmuş, Acıyla Kucaklaştım
💬
🎧: Birkan Nasuhoğlu, Zaten
💬
Yıldızlar bile zamanı geldiğinde ışıklarını kaybederler fakat benim için ışığını kaybetmeyen tek şey ruhtur. Bir insanın öldüğünde bile ruhunun parıl parıl parladığını düşünürüm.
💬
Daha doğrusu düşünürdüm.
💬
En kuvvetli inanç bile yeri gelince sarsılıyordu. Artık tam olarak neye inandığımı bile bilmiyordum. Şüphe, zehirli gümüş bir akrepti.
💬
Havluyla nemini büyük ölçüde aldığım saçlarımı geriye atarken havlumu sandalyeye bıraktım. Kimseye görünmeden evden çıkmayı düşünmüştüm, uyandığımda da evde ses yoktu fakat banyodan çıkarken alt kattan gelen sesler olmuştu. Her ne kadar ses çıkarmamaya özen göstersem de başarılı olamamıştım sanırım. Dolaptan aldığım sırt çantamı yatağın üzerine bıraktım. Evden çıkarken üniforma giyemezdim, bizimkilere bunun sebebini açıklayacak mantıklı bir yalan da bulamazdım. Dolabımın en köşesinde bulunan yedek üniformamı alırken parmak uçlarım bile karıncalanıyordu. Dokunmak bile bedenimi harekete geçiriyorsa, giydiğimde dik durabilecek miydim?
💬
Elimdeki üniformayı bir çırpıda sırt çantasına atıp hızla fermuarı çektim. Dikkatimi dağıtacak olursam, toparlanmak bana zaman kaybettirirdi. Tekrar gardıroba yöneldim. Altıma koyu renk bir kot, üzerime beyaz bir tişört geçirdim. Ne olur ne olmaz diye koluma astığım haki deri ceketle yatağa doğru adımladım. Büyük ihtimalle kendi konteynerlerini ilk önce gemiye yüklenmesini sağlayacaklar, ambarlara saklayacaklardı. Bu yüzden erkenden orada olmam daha iyiydi. Ne yapacağımı biliyordum. Buna hazır olduğum konusunda emin olmasam da elimden geleni yapmak zorundaydım.
💬
Saçlarımı sıkıca toplayıp topuz yaptım, biraz nemli kalmıştı ama sorun yaşamayacağımı düşünüyordum. Cüzdanımı, telefonumu ve anahtarlarımı da kol çantamın içine attıktan sonra sırt çantamı elime alıp odadan çıktım. Merdivenleri inerken alttan hâlâ sesler geliyordu. Melin’in değil de annemin uyandığına emindim. Neyse ki çıkarken ona söyleyeceğim şeyleri düşünmüştüm. Alt kata inince antreye yöneldim. Çantalarımı portmantonun önüne bırakıp kolumda asılı ceketimle tekrar doğrulduğum sırada birinin ayak seslerini duydum.
💬
Tam arkamı dönecekken, “Bir yere mi gidiyorsun?” sorusunu duymamla duraksadım. Aniden arkamı dönüp birkaç adım ilerimde duran babaanneme şaşkınca baktım.
💬
“Sen ne zamaan geldin?” diye sordum şaşkınca ona bakarken.
💬
“Sen uyanmadan önce,” dedi yüzümü incelediği sırada. Beni bir kez daha duraksatan şey, bakışlarındaki donukluktu. Onunla en son görüşmemizde de donuk bakıyordu fakat bu kez bir farklılık vardı. Yüzündeki çizgiler derinleşmişti.
💬
“Niran?” Annem ellerini küçük bir havluda kurularken başını mutfağın kapısından uzattı. “Çok mu ses yaptım?” Bakışları yüzümden ayrıldı, ilk önce üzerimdeki kıyafetlere, sonra da yerdeki çantalarıma baktı. “Dışarı mı çıkıyorsun?”
💬
“Evet, mama,” dedim gözlerim babaannemdeyken. “Hanzade’ye kahvaltı sözüm vardı.” Babaannemin dudaklarının belli belirsiz kıvrılışına şahit oldum. “Hazır gitmişken bende kalan birkaç parça eşyasını da götüreyim dedim. Siz yokken birkaç gün benimle kalmıştı da.”
💬
Annem gülümseyip, “Anladım kızım,” dedi, kafasını geri çekse de konuşmaya devam etti. “Sabah trafiği vardır, dikkatli sür arabayı.”
💬
“Tamam anne,” diye mırıldandım. Babaanneme doğru adımlarken onun gözleri bendeydi. “Haber verseydin gelip seni alırdım.”
💬
Kollarımı onun omuzlarına sarıp ona sarıldığımda, “Kendim hallettim,” dedi, elini belime bastırdı, birkaç kez belime yavaşça vurdu. “Arkadaşının yanına gitmediğine eminim.” Bunu kulağıma doğru kısık sesle söylemişti. “Konuşmamız gerek, işini sonraya ertele.”
💬
“Bu erteleyebileceğim bir iş değil,” dedim onun gibi kısık sesle, sonra yavaşça geri çekildim. “Döndüğümde konuşalım.”
💬
Babaannemin kaşları çatıldı. “Bensiz hareket etmemeni söylemiştim.”
💬
Benim de tıpkı onun gibi kaşlarım çatıldı. “Şimdi sırası değil, baka,” dediğimde kaşları daha sert çatılınca gözlerimi devirdim. “Yani babaanne.”
💬
Aynı ifadeyle bana bakarken, “Geç kalma,” dediğimde dört parmağımı yatay bir şekilde alnıma bastırıp, “Emredersiniz,” dedim, bu kez o gözlerini devirdi.
💬
Gergin ortamı yumuşatmak için gülsem de babaannemin yüzündeki ifade değişmemişti, bu yüzden yüzümdeki gülüşü hızla yok ettim. Deri ceketimi giyip arkamı döndüm, yere bıraktığım çantaları aldım. Ben kapıyı açıp spor ayakkabılarımı giyerken babaannemin sırtımdaki gözlerini hissedebiliyordum. Ayakkabı giyme işi bitince doğrulup çantaları omzumda sabitledim, tekrar babaanneme doğru döndüm. Tahmin ettiğim gibi gözleri benden hiç ayrılmamıştı.
💬
Kısık ama onun duyabileceği bir şekilde, “Dikkatli olun,” diye mırıldandım. “Benim peşime taktığın adamlara söyle, etrafınızdan ayrılmasınlar.”
💬
Babaannem konuşmamış olsak da her şeyin farkındaymış gibi bakıyordu. Bir cevap vermeyeceğini anlayınca derin bir nefes aldım, aramızda duran kapıyı yavaşça kapattım. Nermin Çiyiltepe’nin bakışları tanıdıktı. Hissettiği öfkenin boyutunu tahmin edebiliyordum. Bir şeyler planladığı kesindi ve onu caydırmak gibi bir düşüncem yoktu. Ben ne kadar haklıysam o da o kadar haklıydı. Buraya geliş amacının beni durdurmak olmadığı da belli oluyordu.
💬
Otoparktaki aracıma bindiğimde çantaları yan koltuğa bıraktım. Limana tek başıma gidecek olsam da Tibet işi tamamen bana bırakmaz, gözü üzerimde olurdu. Bunu dün gece de direkt söylemese de belli etmişti. Arabayı çalıştırmadan önce sırt çantamdaki üniformaları çıkarıp daracık alanda giymeye çalıştım. Uzun uğraşlar sonunda giydiğim üniforma, ateşten bir zırh gibi tenime yapışmıştı. Sanki acısı somutmuş gibi yüzümü buruşturdum. Giyerken bile kumaşa bakmamaya çalışmıştım. Hem ateştenmiş gibi derimi yakıyordu hem de ıslakmış, sudan yeni çıkmış gibi ağırlık yapıyordu. Hangisinin daha kötü olduğunu düşünmedim bile. Çünkü ıslaklığı hissetmektense ateş olup beni yakmasını tercih ederdim.
💬
Arabayı otoparktan çıkarıp bir daha hatırlamak dahi istemediğim, limana ulaşacak olan o yola çıktım. Kendime bile belli etmemeye çalıştığım gerginliği artık saklayabilmemin imkânı yoktu. Parmaklarım ritmik bir şekilde direksiyona vurdukça kalp atışlarım da hızlanıyor gibiydi. “Limana gideceğim, sonra da o adamı arayacağım, bu kadar,” diye mırıldandım kendi kendime. “Gemiye binmek yok, suya girmek yok.”
💬
Bir elim ter damlacıklarının oluştuğu alnıma giderken derin bir nefes aldım. Stres yönetimimi iyi kontrol etmeliydim. Evet, bana düşen sadece küçük bir roldü ama göründüğü gibi kolay gelmiyordu. Sabah uyanıktan hemen sonra Melin’in odasına girmiş, telefonundan Şahin’in numarasını almıştım. Neyse ki numarayı silmemişti, bu konuda şansım yaver gitmişti. Onu aramak, küçük planımızı gerçekleştirmek gerçekten de benim için hiç zor değildi, hiçbir tereddüdüm yoktu. Tek engel bulunacağımız ortamdı, elimden gelenin fazlasını yapıp suyun düşüncelerime sıçramasını engellemeliydim.
💬
Limanın girişine yaklaşırken boynumu sağa sola eğerek esnettim, boynumdan gelen çatırtılarla yüzümü buruşturdum. Ensemden başıma doğru yayılan ağrının sebebi belli olmuştu. Liman girişi hareketli görünüyordu. Dün bahsettikleri tır konusunu halletmişler miydi bilmiyordum, henüz beni aramamışlardı ama bir sorun çıkmış olsaydı haber verirlerdi. İçeri girdikten hemen sonra onları arayıp limanda olduğumu, harekete geçtiğimi söyleyecektim. Şu an büyük ihtimalle benden de haber bekliyor olmalılardı.
💬
Aracı limana sokup park hâlindeki araçların olduğu yöne ilerlettim. Limanın gürültüsü kulaklarıma dolduğu an bedenimden bir ürperti geçmişti. Denize, gemiye doğru bakmaktan çekinsem de birazdan zorunda kalacaktım. Sesli bir nefes verip aracı park etmeye çalıştığım sırada limanda siren sesleri yankılanmaya başladı. Aniden gelen siren sesleri, dikkatimin dağılmasına ve sıçramama neden oldu. Arabayı durdurup şaşkınca limanın girişine doğru baktım ve gördüğüm görüntüyle gözlerim irice açıldı. Hızla kapıyı açıp araçtan indim.
💬
Beş polis aracı da arka arkaya hızla limana giriş yaptığında elimi arabamın tavanına bastırdım. Polislerin burada ne işi vardı? Panikle etrafıma bakındığım sırada limanda da bir hareketlenme oldu. Polis araçları dağınık bir şekilde yan yana durdu. Limanda çalışan herkesin dikkati onlara çevrildi, vinçlerin hareketleri kesildi. Gözüm konteynerlere doğru koşup gözden kaybolan kadında takıldı. Henüz ben kimseyi aramamıştım, bu da neyin nesiydi?
💬
Yaşanan arbedede odağıma giren Şahin, beni daha çok şaşırttı. Önceden haberleri olmuş olabilir miydi? Bazı konteynerler gürültüyle açıldı, polisler konteynerleri kontrol etmeye başladı. Bense yaşadığım şaşkınlıktan dolayı hareketsizce aynı yerde duruyordum. Bir an önce buradan tüymem gerektiğini hissediyordum ama şu an aracı limandan çıkarmaya çalışmam daha çok dikkat çekecekti. Bu yüzden araca binip beklemek için geriye adımladım. Araca binmek için hareketlenmişken bir yandan da limanı kontrol ediyordum ve bana kilitlenen gözler, araca binmemi engelledi.
💬
“Hay şansıma,” diye kendi kendime söylenirken Şahin göz göze geldim. Aramızda mesafe olsa da gözlerinin bende olduğuna emindim. Elimi kapının kolundan çekip ona bakmaya devam ettim. Bu olayın bana yaşattığı gerginlik yüzünden limanda oluşumu bile unutacak kıvama gelmiştim.
💬
Bana doğru adımlamaya başladı. Kaçamazdım, aptalca bir hareket olurdu. O bana yaklaşırken ona söyleyebileceğim mantıklı yalanlar düşündüm. Belki ne söylersem söyleyeyim inanmayacaktı ama bu işten sıyrılmalıydım. Baskın yaptıkları anda burada olmamın mantıklı bir açıklamasının olmadığı gibi mantıklı bir yalan da bulamıyordum. Ve Şahin bana yaklaştıkça yüzündeki şaşkınlık ve şüpheyi daha net görmeye başlamıştım.
💬
Aramızda birkaç metre kalmışken, “Niran Hanım?” dedi sorar gibi. Dudaklarımı birbirine bastırdım, her şey aleyhime görünüyordu. “Burada ne işiniz var?”
💬
İşin içinden çıkamayacağımı fark edince yüzüme şaşkın bir ifade ekleyip, “Asıl sizin ne işiniz var?” diye sordum. Şahin duraksadı, kaşlarını çattı. “Bir sorun mu var?”
💬
Bu iş Tibet’in başının altından çıktıysa onu öldürecektim.
💬
Şahin yüzüme şüpheci bir ifadeyle bakarken, “Aldığımız bir ihbar üzerine geldik,” dedi fazla detaya girmeden. “Yoksa tekrar mı limanda çalışmaya başladınız?”
💬
Söylediği şey üzerine yüz ifadem değişti ve nerede olduğumu bir kez daha idrak ettim. Sertçe yutkunduktan sonra, “Hayır,” diye mırıldanabildim.
💬
Şahin kaşlarını kaldırıp, “Üniformalarınızla sizi burada görünce öyle olduğunu düşündüm,” dediğinde gözlerim bir an üzerimdeki üniformaya kaydı.
💬
Üniformaya bakmaya devam ederken, “Giymeyeli uzun bir zaman oldu. Yani en azından benim için öyle,” dedim sakince. Evet, sesim sakin çıkmıştı ve bu rol değildi. “Tekrar üniforma giymenin, burada olmanın bana ne hissettireceğini merak etmiştim ama sanırım yanlış bir günü tercih ettim.”
💬
Gözlerimi kıyafetlerimden çekip ona baktığımda dikkatli bakışlarıyla karşılaştım. “Evet, iyi bir gün değil,” dediğinde bana inanmadığını hissedebiliyordum. “Siz de yeni geldiniz galiba ama gitseniz iyi olacak.”
💬
Yavaşça başımı sallayıp, “Öyle görünüyor,” dedim fısıltıyla. Şimdi çizdiğim üzgün profil her ne kadar rol olsa da bir yanım bunun rol olmadığını biliyordu. Gözlerim polis araçlarına bindirilen adamlara kaydı. “Bir suç mu işlediler?”
💬
O da omzunun üzerinden benim gibi limana baktıktan sonra tekrar bana döndü. “Suçları yeterince büyük.”
💬
Daha fazla irdelemenin yararıma olmadığını bildiğimden, “Anladım. Ben gideyim,” dedim ve aracıma doğru döndüm.
💬
Aracın kapısını açıp bindiğim sırada, “Umarım bir dahaki karşılaşmamız da benzer bir anda olmaz, Niran Hanım,” dediğinde duraksadım, dilimi gergince ağzımın içinde yuvarladım.
💬
Kafamı dışarı uzatıp gülümseyerek, “Umarım, Şahin Bey,” dediğimde gözleri kısıldı. “Size kolay gelsin. İyi günler.”
💬
Yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan kapımı kapattım. Birinin Şahin’e seslendiğini duyduğumda yan aynadan onlara baktım. Şahin, aramdaki bakışlarını arkasına çevirdi, adama baktı, sonra tamamen adama doğru dönüp yürümeye başladı. O benden uzaklaşırken elimi hızla yan koltuğa atıp çantamı aldım, içindeki telefonumu çıkardım. Aynalardan etrafı kolaçan ederken Tibet’i arayıp telefonu kulağıma yasladım.
💬
Telefon açılır açılmaz, “Bu durumun umarım bir açıklaması vardır,” dedim dişlerimin arasından.
💬
Kısa bir sessizlikten sonra, “Böylesinin daha iyi olacağını düşündüm,” dediğinde yumruğumu sıktım.
💬
“Aynen, çok iyi oldu,” dedim alayla. “Şahin’le karşı karşıya geldiğimde ne diyeceğimi bilemedim. Adam uydurduğum şeye inanmamıştır bile.”
💬
Tibet’in derin bir nefes aldığını duydum. “Senin oradan en kısa sürede çıkman için bu gerekliydi,” dediğinde duraksadım. Limanda olmanın beni zorlayacağını düşündüğü için mi yapmıştı? “Senin hemen arkandan girmişler. Senin de yeni geldiğini görmüştür. Sen onun böyle bir konuda şüpheleneceği biri değilsin.”
💬
“Yine de haber verebilirdin,” derken sesim bir anda sakin çıkmıştı.
💬
“Sen de itiraz ederdin.”
💬
Gözlerimi devirip, “Şimdi ne yapacağım? Boşuna buraya kadar geldim,” dedim, telefonu kulağımla omzum arasına sıkıştırdım. Polis araçlarının limandan çıktığını göz ucuyla görmüştüm.
💬
“Limandan çık. Bir kilometre ileride falan İlkay’ı görürsün. Onu takip et,” dediği sırada arabayı çalıştırdım.
💬
“Tamam,” dedim geriye yaslanırken. “Geldiğimde bunu sana bir de yüz yüze soracağım.”
💬
“Bekliyorum,” deyip gülünce homurdanarak telefonu kapattım.
💬
Telefonu yan koltuğa attım. Arabayı hareketlendirip park alanından çıkaracakken arka kapı açılınca irkildim. Ben daha ne olduğunu anlayamadan biri araca bindi ve kapıyı sertçe kapattı. Arkamı dönüp ona bakacakken beni engelleyen şey, boynuma yaslanan keskin metal oldu. Bedenim anında buz kesmişti. Titreyen gözlerimi dikiz aynasına çevirdiğimde, boğazıma bıçak dayayan kadını gördüm. Bu konteynerlerin arasında gözden kaybolan kadındı.
💬
“Hareket et,” dedi soğuk bir sesle. “Sür arabayı.”
💬
“Ne yapıyorsun?” diye sorabildiğimde kadın bıçağın boğazımdaki baskısını arttırdı.
💬
“Arabayı sürmeni söyledim,” dedi hiddetle.
💬
“Peki,” dedim aynadan onu izlerken. Aracı park alanından çıkarıp limanın çıkışına doğru sürerken gözlerim hâlâ ondaydı. “Kimsin sen?”
💬
“Az daha başını yakacak olduğun biriyim,” dedi öne doğru eğilirken. Yeşil, öfkeyle bakan gözleri yüzümdeydi. Limandan çıkarken etrafa bakındı, boğazımdaki bıçağı aşağı indirip bıçağın ucunu belime yasladı. “Sana mı kaldı kızım bu işlerle uğraşmak?”
💬
“Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok,” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle. Gergin bakışlarım yoldaydı. Açıkçası şu an bir bıçağın derimi delip geçmesinden çok sobelenmiş olmamız ihtimali beni geriyordu.
💬
Kadın alayla gülüp bıçağın ucunu çevirerek gömleğin üstünden tenime baskı uyguladı. “Kavşaktan dön,” dedi, yüzü yüzüme yakın duruyordu. “Bir çuval inciri berbat ettiniz. Kapak bizim başımıza patlayacak.”
💬
“Şu bıçağını çek de bana düzgün bir şekilde cevap ver,” dedim göz ucuyla ona bakıp. “Ben o limanda staj görüyorum. Herkese böyle bıçak mı çekersin?”
💬
“Bahsettiğin kadar masum olmadığının farkındayım,” dedi öfkeli bir sesle. Yerinde kıpırdanıp duruyordu. Korkusunun kokusunu alabiliyordum. Neyden korkuyordu? “Baskın haberini verdiğimde ve limandaki durumu fotoğraflayıp gönderdiğimde ne hikmetse senin getirilmeni söylediler.”
💬
Kaşlarımı çatıp, “Kim söyledi?” diye sorduğumda bana cevap vermeden, “Sola dön,” dedi.
💬
Dişlerimi sıkarken sola döndüm. Burnuma iyi kokular gelmiyordu ve bir el mesafesi uzaklıktaki telefonuma uzanıp Tibet’i arayamıyordum. Tibet, İlkay’ın yakınlarda olduğunu söylemişti. İlkay bir tuhaflık olduğunu fark edip peşime düşer miydi? Aniden çalmaya başlayan telefonla irkildim. Tam hızla telefona doğru atılacakken kadın beni durdurup bıçağı daha sert bastırdı. Bıçağın ucu gömleği delmiş olmalıydı, kesin ucun tenime batışını hissetmiştim.
💬
“Sadece dediğimi yap,” dedi kadın tıslar gibi. Dilimi dudaklarımda gezdirip ıslattım. Telefon hâlâ çalmaya devam ediyordu. Göz ucuyla baktığımda arayanın Tibet olduğunu görmüştüm. Telefonu açmadığım için kesin bir terslik olduğunu anlardı. Yani en azından öyle ümit ediyordum.
💬
Kadının tarif ettiği şekilde ilerledik. Bıçağı hareket ettirmese de aynı şekilde derimde tutuyordu ve derimde küçük de olsa delik oluştuğunu hissedebiliyordum. Tarif ettiği yol bizi tenha mahallelerden birine çıkardı. Tıpkı İlkay’ın oturduğu mahalleye benziyordu. Burada da müstakil evler vardı ve hepsi duvarlarla çevrelenmişti. Daha önce buralara gelmesem de nerede olduğumuzu biliyordum. Kendi evime oldukça uzak bir yerdeydik.
💬
“Şu sağdaki ev,” dedi kadın ilerideki evi işaret ederek. “Arabadan inerken sessiz ol. Çok yakınında olacağım ve yanlış bir hareketinde bıçağın nasıl içine saplandığını anlamazsın bile.”
💬
“Daha kötüsüyle de karşılaştım,” dedim bomboş bir ifadeyle. Kadının gözlerinin yüzümde olduğunu bilsem de ona bakmadım.
💬
Arabayı aniden sağa döndürüp gösterdiği evin bahçesine soktuğumda, kadın bir an dengesini kaybetti ama hızlı toparladı. Gözlerimi karşımızdaki eve dikip arabayı bahçede durdurdum. Korkuyor muydum, evet. Ama bunu ona belli edecek değildim. Büyük ihtimalle başım da büyük dertteydi ama karşımdaki insanların nasıl birileri olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. Korkudan yalvarıp yakarsam bile beni kâle almazlardı.
💬
“İn,” deyip kendi tarafındaki kapıyı açtığında elim kapı koluna gitti. Kapıyı açıp inerken o da hızla inmiş, hemen arkamdaki yerini almıştı. Gömleğinin kol kısmından içeri sapını soktuğu bıçağın ucunu bu kez belimin ortasında hissettim. “Yürü bakalım.”
💬
Gözlerim tek katlı evin her köşesini incelerken kapının önündeki birkaç basamaklı merdiveni çıktım. Nasıl bir durumla ya da kiminle karşılaşacağımı bilmediğimden soğukkanlılığımı korumak güçleşiyordu. Kadın eğilip önünde durduğumuz kapıya birkaç kez vurdu. Arabada atak yapıp kadından kurtulmaya çalışmak bana araç kontrolümü kaybettirir diye hiçbir şey yapamamıştım. Şimdi ise onu karşı koysam ve kaçmaya çalışsam, bu evde kaç kişi olduğunu bilmiyordum. Birileri ben uzaklaşamadan beni sepetlerdi. Mevcut durumumu ölçüp tartarken kapı gıcırdayarak açıldı.
💬
Kapının arkasındaki iri yarı adam üsten bize sert bir bakış attı, gözleri en son benim yüzümde durdu. Geçmemiz için kenara çekilirken de gözlerini benden ayırmamıştı. Yavaş adımlarla içeri girdim. İçerisi tam donanımlı, canlı mobilyalara sahipti. Normal bir zamanda bu evi görmüş olsam burada mutlu, çekirdek bir ailenin yaşadığını düşünürdüm. Sadece tek göze batan, odaların kapısının metal oluşuydu. Kim evdeki kapıları metal yapardı ki? Yanağımın içini ısırıp etrafı incelerken kadın beni bir kapıdan içeri soktu. Girdiğimiz yer oturma odasıydı ve içeride iki adam daha vardı. Kadın elindeki bıçağı masaya bırakıp üzerini düzeltirken sarışın adam kenardaki sandalyeyi odanın ortasına koydu. Bakışlarıyla bana sandalyeyi işaret edince gözlerimi devirmeden edemedim.
💬
“Kimsiniz bilmiyorum ama yanlış iz üstündesiniz,” dedim sarışının işaret ettiği sandalyeye otururken. Beni bağlayacaklar mıydı? Umarım ürperişimi görmemişlerdir.
💬
Onlar birbirine bakarken, “Hiç sanmıyorum,” dedi odaya giren adam. Bakışlarım hızla kapıya çevrildi ve onu gördüm. Elleri ceplerinde odaya girerken sarışın adam haricindekiler dışarı çıktı.
💬
Şaşkınca, “Görkem?” dedim sorar gibi. “Bu da ne demek oluyor?”
💬
Öfkeyle bakan mavi gözleri bedenimde, kıyafetlerimde gezindi. “Neden burada olduğunu biliyorsun,” dedi, ardından sarışın adama bir işaret verdiğinde adam onun için de bir sandalye getirdi. Görkem sandalyesini tam karşıma ter bir şekilde koyup bacaklarını ayırarak oturdu. “Sen gerçekten canına susamışsın.”
💬
Kaşlarımı çatıp gözlerinin içine baktım. “Ne diyorsun sen? Beni neden buraya getirmelerini söyledin?” Ona bakarken artık ondan saklanamayacağımızı anlamıştım ama ilk önce onu savuşturmayı denemeliydim.
💬
Alayla, “Limanda ne yapıyordun, Niran?” diye sordu. Yeniden üzerimdeki üniformaya baktı. “Hem de bu şekilde.”
💬
“Bundan sana ne?” diye çıkıştığımda gözlerini kıstı. “Nereye gittiğim seni neden ilgilendiriyor? Orası benim daha önce çalıştığım liman.”
💬
“Benim en büyük artılarımdan biri ne biliyor musun, Niran?” İşaret parmağını uzatıp yüzümü işaret etti. “İnsanların yüzlerinin arkasında sakladıklarını diğer herkesten daha kolay görebilmem.” Elini geri çekerken kaşlarım havalandı. “Senin şu güzel derinin arkasında saklanan sinsi bir kadın var.”
💬
“Sen gerçekten kafayı yemişsin,” dedim yüzümü buruşturarak. “Bu yaptığın saçmalığı görmezden geleceğim. Şimdi beni bırak.”
💬
“Tekrar soruyorum,” dedi bana biraz daha yaklaşıp. “Limanda tam olarak ne yapıyordun?”
💬
“Benim babam o limanda öldü aptal!” diye bağırdığımda duraksayarak geri çekildi. “Ben bu üniformaların içindeyken ve o boktan limanda hiçbir şey yapamadan dururken o gözlerimin önünde öldü!”
💬
Aniden bedenime yüklenen öfkeyle titrerken Görkem tamamen geri çekilip eski konumunu aldı, dikkatli bakışlarla yüzüme baktı. “Bu orada, özellikle böyle bir zamanda olmanı haklı çıkarmaz.”
💬
Dişlerimin arasından, “Ben zaten sürekli oraya gidiyorum,” diye yalan söylediğimde başını yana doğru eğdi. “Böyle bir günden kastın ne? Ben oradayken polis baskını oldu. Ne yani, bu seninle ilgili bir durum mu?”
💬
İşaret ve başparmağını birbirine yaklaştırıp, “Beni kandırmana şu kadar kalmıştı,” dedi keyifli bir sesle. Yüzüne yumruk atma isteğimi bastırıp bomboş gözlerle ona baktım. “Yoksa Tibet mi oraya gitmeni istedi?”
💬
Yüzümü ekşitip, “Sen gerçekten paranoyak bir herifsin,” dediğimde kaşlarını kaldırdı. “Beni neyle itham ettiğin hakkında hiçbir fikrim yok ama beni buraya getirttiğine ve limanda olanları bildiğine göre pis iş peşinde olan sensin.”
💬
Yüzündeki alaylı ifade yerle bir oldu. Donuk gözleriyle gözlerimin içine bakıp, “Bir kez daha sizi yolumun üzerinde görürsem bu kadar güler yüzlü olmam,” dedi tehditkâr bir şekilde. “Babam bir aptal gibi size inanmıştı ama ben o değilim, Niran.”
💬
“Senin bu saçmalıklarına daha fazla katlanacak değilim,” diyerek ayaklandığımda başını hareket ettirmeden gözlerini kaldırarak bana baktı. “İmalarından hiçbir halt anlamasam da senin nasıl bir pislik olduğunu öğrenmiş oldum.”
💬
Tam hareketlenecekken, “Ne yani,” deyip ayaklandı. “Babanın öldüğü gemide kaçak mallar olduğunu biliyordun, diyelim ki o zamanlar arkasında bizim olduğumuzu bilmiyordun, ki bence biliyordun,” dedi gülerek. Bedenim anında buz kesti. “Şimdi yine böyle bir olay olmuşken ve kimin yaptırdığından emin olmuşken, hesap sormadan mı kapatacaksın konuyu?”
💬
Gözlerim odanın dışında bekleyen adamlara ve kadına kaydı. Bizim yanımızdaki sarışın adam da diğerlerinin yanında duruyordu. Bize bakmasalar da kulaklarının bizde olduğunu biliyordum. Söylediklerine kulaklarımı tıkamalı, bu evden çıkıp gitmeliydim. Bana bir şey yapamayacağını biliyordum, bu riski şu an göze alamazdı. Ama öfkem öyle çok büyüdü ki kontrolü kaybetmeye başladığımı hissediyordum. Asıl korku şimdi içimdeydi.
💬
“Babamı öldürdüğünüzü itiraf mı ediyorsun?” Bana bile yabancı gelen sesimin ona ne şekilde ulaştığını bilmiyordum. Belki de bunu ciddiye almamıştı ama beni ciddiye alması gerektiğini ona gösterebilirdim. Aniden ona doğru döndüğümde gözlerinin bende olduğunu gördüm. Yüzümdeki ifadeyi görünce keyifli ifadesi silindi, ciddi bir ifadeyle baktı yüzüme. Ona doğru iki adım atıp sorumu yineledim. “İtiraf mı ediyorsun?”
💬
“Ne fark eder? İtiraf etmesem de gerçeği biliyorsun,” dediğinde kendimi yol ayrımında buldum. Hislere ait olan yol ayrımı.
💬
Ona bir şey söylemeden arkamı dönüp kapıya ilerledim. Beni durdurmadı, ya da adamlarına herhangi bir harekette bulunmadı. Demek ki gitmem gerçekten de onlar için bir sorun teşkil etmiyordu. Kapının önüne gelince bir an durdum, adamların başları hâlâ eğik duruyordu. Hislerden oluşan yol ayrımında bir yol seni aydınlığa, diğer yol seni karanlığa ulaştırabilirdi. İki yol aydınlığa da çıkabilirdi. Ya da iki yol karanlığın kendisiydi.
💬
Gözlerim kısılırken ani bir hareketle kapıyı sertçe kapatıp metal sürgüyü çektim, çevik hareketlerim beni masaya yöneltti. Kadının masaya bıraktığı bıçağı elime alıp Görkem’e doğru döndüğüm sırada kilitlediğim kapı vurmaya başlamışlardı. Ben Görkem’e nasıl bakıyordum bilmiyordum ama onun bana olan bakışlarında keyif olduğu kadar şüphe de vardı. Ona bakarken o kadar öfkeli hissediyordum ki yolun beni nereye çıkaracağı umurumda değildi.
💬
“Ne fark eder öyle mi?” Ona doğru birkaç adım attığımda gözleri elimdeki bıçağa saniyelik değdi. “Kendi babasını öldürmüş bir adinin bana acımasını beklemiyordum.”
💬
Kaşlarını kaldırıp, “Babamı benim öldürdüğümü mü düşünüyorsun?” diye alayla sorsa da gözlerinde şaşkınlık vardı.
💬
Ona doğru birkaç adım daha atarken aynı ifadeyle beni izledi. “Babası ölmüş birine göre fazla keyifli ve boş işlerle uğraşan birisin,” deyip bıçağın sapını daha sıkı kavradım.
💬
Öfkelendiğini hissettim ama yine de güleç ifadesini bozmadan, “Sen de hiç katil olacak biri gibi durmuyorsun,” dediğinde kaşlarımı kaldırıp güldüm.
💬
“Elbette değilim,” deyip güldüm, ardından beklemediği bir anda bıçağı koluna doğru savurdum. Görkem bu ani hareketle irkilerek geriye çekilirken inlemişti ve bu kapıya daha sert bir şekilde vurmalarına, tekmelemelerine neden olmuştu.
💬
Görkem kolundaki kesiğe, kesikten akan kanın beyaz gömleğine yayılışına baktıktan sonra elini kesiğe bastırıp gözlerini bana çevirdi. Şimdi yüzünde ne alay ne de keyif vardı. Gerçek bir yüzle bana bakıyordu. Gülerek bir adım geri atarken pencerenin önünden birinin koşarak geçtiğini gördüm. Bu o sarışın adamdı. Belki de camı kırıp içeri girerdi ama bu şu an umurumda değildi.
💬
“Bu yaptığını görmezden geleceğim,” dedi Görkem bana öfkeden kararmış gözlerle bakarken.
💬
Kanayan koluna kısa bir bakış atıp, “Neden?” diye sordum. “Bana iyilik mi yapacaksın?”
💬
“Hayır,” deyip bu kez o bana doğru bir adım attı. “Ölmen için erken. Çünkü daha sevdiğin herkesi öldürmedim.”
💬
Bu söylediği beni tehdit etmesinden daha kötüydü. Burnumdan sert bir nefes verip ona doğru tekrar atıldığımda yana çekildi, ardından çevik bir hareketle kollarımı kavradı. Beni tutmasını beklerken koltuğa doğru savurunca dengemi sağlayamadım ve koltuğa devrildim. Elimdeki bıçak da yere düşmüştü. Toparlanıp bıçağa uzanacakken Görkem benden önce davrandı, bıçağı alıp geri çekildi. Burnumdan soluyarak ona bakıyordum.
💬
“Çocuklar böyle keskin aletlerle oynamamalı,” deyip dilini şaklattığında ellerimi koltuğa bastırıp bedenimi hızla iterek koltuktan kalktım.
💬
“Senin karşında çocuk mu var kıt beyinli?” Ona doğru bir kez daha hamle yaptığımda kolayca beni savuşturmuştu. “Ailemden uzak durmazsan o bıçağı boynuna saplarım.”
💬
Yüzünü buruşturup, “Bana hoş bir görüntü hayal ettirmedin,” derken alaylı konuşmuş olsa da bakışları ciddiydi. “Şimdilik sadece ben de sende bir iz bırakmak istiyorum.” Kendi kolunu işaret etti, kan parmak uçlarına doğru akıyordu. “Sonuçta sen bende bir iz bıraktın.”
💬
“Bana dokunabileceğini mi sanıyorsun?” diye sorarken sesim yükselmişti. Tamamen kontrolden çıkmış oluşum bedenimden belli oluyordu, bütün damarlarım gerilmiş, kaslarım sertleşmişti.
💬
“Küçük bir kesik,” dedi bana yaklaşırken. Ona doğru bir tekme savurduğumda tekmemi bıçağı tutan eliyle engelleyip bacağımı itti. Bir adım daha atacakken bahçeye hızla giren aracın çıkardığı gürültü evin içinde yankılandı. İkimizin de gözleri pencereden dışarı çevrildi. “Seninki biraz geç kaldı, daha erken gelmesini bekliyordum.”
💬
O penceren dışarıya bakarken bunu fırsat bilip üzerine atladım. Beklemediği hareketle dengesini kaybetti, geri doğru adımlayacakken ayağı kayınca sırtüstü yere devrildi. Üzerine çıkıp bıçağı sıkıca tutan bileğini kavradığım sırada şaşkınca bana bakıyordu. Evin içinde çıkan gürültülerin farkındaydım ama dikkati dağıtmaya niyetim yoktu. Dizimi karnına sertçe bastırıp bileğini sıksam da ona karşı çok bir şansımın olmadığının farkındaydım. Şaşkınlıkla bana bakıyor olmasa çoktan beni yere sermiş olurdu.
💬
Kaşlarını çatıp hareketleneceği sırada kesik koluna parmaklarımı sarıp sertçe çıktım. Bu onun fazlasıyla canını yakmış olmalı ki acıyla kükremişti. “Vazgeçtim, seni şimdi öldüreceğim,” demesiyle bıçağı kenara atıp parmaklarını boynuma sarması bir oldu. Beklemediğim baskı irkilmeme neden oldu. O boğazımı kavrarken sertçe kolunu sıkmaya devam ediyordum. Kolunun acısı yüzüne yansısa da beni boğazımdan tutarken oturur pozisyona geçti. Yetersiz gelen nefesin bana hayat vermesi gerekirken ok gibi ciğerlerime saplanıyordu. Tırnaklarımın onun kolundaki kesiği deştiğini hissettim, Görkem bir kez daha acıyla bağırdı.
💬
“Niran!”
💬
Duyduğum bağırışın ardından pencere gürültüyle patladı. Görkem’in yanındaki adamlar mahallede dikkat çekmemek için böyle bir hareketi yapmamış gibi dursa da Tibet için önemsizdi. Bakışlarımın odağı yavaşça kaydığı sırada onun içeri atladığını gördüm, Görkem’in kolundaki parmaklarımın tutuşu gevşedi. Boynumdaki kabaran damarların atışını da Görkem’in parmaklarındaki damarların derime çarpışını da çok net hissediyordum.
💬
Bedenim bir anda geriye savrulduğunda kafam koltuğa çarptı. Tavana doğru kayan buğulu gözlerimle hırıltılı nefesler alırken odada kopan gürültüye odaklanamıyordum. Kulaklarım yoğun bir basınca maruz kalmış gibi uğulduyordu. Kalbimin bu kadar hızlı çarpmasına sebep olan şeyin öfke mi yoksa nefessiz kalışım mı olduğunu ayırt edemiyordum. Ne kadar süre o şekilde tavana bakarak nefeslerimin düzelmesini bekledim bilmiyordum ama yüzümü kavrayan ellerle oda derin bir sessizliğe gömülmüştü.
💬
“Bak bana,” dedi sıcak nefesi yüzüme yayılırken. “Sorun yok, geçti. İyisin.”
💬
Tavandaki gözlerimi yavaş hareketlerle onun yüzüne çevirdim. Nefeslerim düzene girmiş, hava ciğerlerime eskisi gibi rahatça ulaşmaya başlamıştı ama zihnim gibi bedenimi de kilitleyen bir şey vardı. Tibet bir süre daha yüzümü ve bedenimi inceledikten sonra geri çekildi, kollarının beni kavradığını ve havalandırdığını hissettim. Beni kucaklayıp önüne döndüğünde İlkay’ın da içeri girdiğini, kilitlediğim kapıyı açtığını gördüm. Gözlerimi zemine indirdim. Yerde baygın bir şekilde yatan, kolundaki gibi yüzünde de kan olan Görkem’i görünce buz tutmuş gibi kilitlenen bedenim çözülmeye başladı.
💬
Beni bu noktaya getiren şey onun beni boğması ya da aramızda geçen boğuşma değildi. Korkuydu. Artık emindi, hiçbir şüphesi kalmamıştı ve gözünü aileme çoktan çevirmişti. Tibet beni evden çıkarırken boş gözlerle gökyüzüne baktım. “Onu öldüreceğim,” diye fısıldadığımda Tibet’in gözleri yüzüme indi ama bir şey söylemedi.
💬
Tibet beni araca bindirdiğinde onun arabasında olduğumu fark ettim. İlkay da gözleri bizdeyken benim aracıma doğru ilerliyordu. Tibet eğilip emniyet kemerimi taktıktan sonra, “Kimseyi öldürmeyeceksin,” diye mırıldandı, geri çekilip kapıyı kapattı.
💬
İlkay’la aralarında geçen kısa konuşmayı tepkisizce izledim. İlkay benim arabama binerken Tibet de kapıyı açıp yanımdaki koltuğa yerleşti. O arabayı evin bahçesinden çıkarırken ön camdan dışarıya bakıyordum. Ailem tehlikedeydi, buna engel olmalıydım. Titreyen ellerimi kucağımda birleştirip parmaklarımı sıktım. Tırnaklarımın arasında onun kanı vardı ve midem bulanıyordu. Öğürme isteğini durdurmak isterken sıktığım ellerimin üzerindeki baskıyla irkildim, gözlerimi Tibet’in eline indirdim.
💬
“Bir yerinde yara, kesik görmedim ama hastaneye gitmemiz gerekiyor mu?” diye sorduğu sırada da eline bakıyordum. “Düzensiz nefes alıyorsun.”
💬
Düzensiz mi nefes alıyordum? Oysa bana öyle gelmiyordu. Elinden ayırdığım gözlerimi yüzüne çevirdiğim sırada onun da bakışları bana çevrilmişti ama gözlerime değil boynuma bakıyordu. “Gerek yok.”
💬
Bir yola bir boynuma bakarken, “Özür dilerim, daha erken gelemedim,” dedi öfkeyle. “İlkay bir yerden sonra sizi gözden kaçırmış. Telefon sinyalinden bulmak zaman aldı.”
💬
Ellerimi elinin baskısından kurtarmak istiyordum ama bir şey beni durduruyordu. “Önemi yok,” dedim gözlerimi ön cama çevirip.
💬
“Var,” dese de cevap vermedim. “Erken gelebilseydim onu bıçaklayacağın kadar ileri gitmiş olmazdı.”
💬
“Beni zaten gitmem için bıraktı. Gitmeyip ona saldıran bendim,” dedim duygusuz bir sesle. Bedenim sakinleştirici almışım gibi bir anda boşlukta sallanıyor gibi bir hale bürünmüştü.
💬
“Bıraktı mı?”
💬
“Gözümün içine baka baka babamı öldürdüklerini söyledi,” dedim aynı ses tonuyla. “Onu öldürmek istedim.” Burnundan verdiği sert nefesle birlikte elinin ellerimdeki baskısı arttı. “Ben onlar gibi bir katil değilim. O an belki bırakır giderdim ama beni ailemi öldürmekle tehdit etti. İşte o zaman bu bir istek olmaktan çıktı.”
💬
“Ailene hiçbir şey yapamaz,” dediğinde cevap vermesem de alayla gülmüştüm.
💬
Yol boyunca elinin baskısı hiç azalmadı, ben de geri çekilmek için bir harekette bulunmadım. Alıp verdiği öfkeli nefesler haricinde arabada başka bir ses de oluşmamıştı. Konuşmak istiyor ama üzerime gelmiş olmaktan çekiniyormuş gibi bir hali vardı. Sitenin otoparkına girdiğimizde elim boynuma gitti. Boynumda herhangi bir iz var mıydı bilmiyordum ama Tibet’in boynuma diktiği dikkatli bakışlarının boşa olmayacağı kesindi. O aracı park ederken topuzumu bozdum, uzun saçlarımı salıp boynumu saçlarımla gizlemeye çalıştım. Biz durduğumuzda İlkay da benim aracımı hemen yan tarafımıza park etmişti.
💬
İlkay arabadan inerken Tibet elini yavaşça geri çekti, gözlerimi ona çevirdim. Bana değil, ileriye bakıyordu. “Gidip dinlen. Konuşma işini sonraya erteleyelim.” Gözleri beni bulduğunda gözlerindeki ifadelere dikkatle baktım. “Endişelenme, annene ya da kardeşine yaklaşmalarına izin vermeyeceğiz.”
💬
“Buna izin vermem,” deyip arabanın kapısını açtım. “Ama evet, konuşmamız gerekiyor.” Vereceği cevabı beklemeden arabadan indim. İlkay aracımın kapısını açık bırakmıştı. Yanından geçerken, “Teşekkürler,” dedim. Aracın içine doğru eğilip eşyalarımı aldıktan sonra geri çekildim. Ben aracı kilitleyip onlardan uzaklaşırken İlkay’ın bana baktığından emindim ama Tibet konusunda emin değildim.
💬
İşler asıl şimdi ciddileşiyordu. Sanki bir an önce eve varmazsan ailemin başı derde girecekmiş gibi seri adımlar atıyordum. Elbette bir gün okun da onlara çevrileceğini biliyordum. Başından beri tereddütlerim olmuşsa hep bu yüzdendi. Şimdi Görkem’i daha çok öfkelendirmiştik, bu öfkesinin ne denli bir hızla bize çarpacağı muammaydı. Ben kendime gelmeye çalışırken Tibet’in onu iyice benzettiğini o odadan çıkmadan önce görmüştüm. Görkem böyle bir olayda sessiz kalmazdı. Özellikle Tibet direkt, oyun oynamadan ya da rol kesmeden dahil olmuşken.
💬
Kapıyı açıp eve girdim, saçlarımla boynumu tamamen kapattım. Üzerimde hâlâ üniformam vardı ve ben bunu tamamen unutmuştum. Biri görmeden odama gitmem gerekiyordu. Çantalarımı koluma sabitleyip sessiz adımlarla merdivene yöneldim. Televizyonun sesini duyuyordum ve içten içe kapı seslerini duymamış olmaları için dua ediyordum. Birkaç sessiz basamak çıkışımdan sonra arkamda hissettiğim hareketlilikle içimden bir küfür savurdum. Yakalanmadan odama girmem zaten imkansızdı.
💬
“Annenle kardeşin markete gitti.”
💬
Babaannemin söylediği şeyle rahat bir nefes almak istesem de bende olan bakışları yüzünden bunu yapamadım. Gözlerinin üniformamda olduğunu fark edince, “Duşa girip geliyorum,” dedim ve basamakları hızla çıkmaya başladım. Koridorların ışıkları açık değildi. Muhtemelen ellerimde olduğu gibi üzerimde de kan lekeleri vardı ve bunları kesinlikle kimsenin görmemesi gerekiyordu.
💬
Odamın kapısını açarken merdivenlerden gelen ayak sesini işittim. Arkamdan gelmeyeceğini düşünmek aptallıktı. Hızla içeri girip çantalarımı bıraktım ve gömleğimi bir çırpıda çıkarttım. Gömleği dolabın içine atarken aralık duran kapım tamamen açıldı. Yarasına bastırdığım parmaklarımın olduğu elimi saçlarımın arasına sokarken koridorun ışığının aydınlattığı yüzüne baktım. Odamın ışığını açmaması için dua ederken gardırobuma doğru döndüm.
💬
“Sorun ne babaanne?” Dolabımdan yedek bornozumu alırken ona bakmamaya çalıştım.
💬
“Amcanın neden öldüğünü biliyor musun?” diye sorduğunda çekmecemdeki iç çamaşırlarımın arasında gezen elim durdu. Başımı çevirip omzumun üzerinden ona baktım. “Kalp krizinden ölmediğini biliyorum. Sen de biliyormuşsun gibi geldi.”
💬
Derin bir nefes alıp elimdeki iç çamaşırı takımımla doğruldum. Her şeyi ona anlatmayı düşünüyordum ama oğlu konusundaki gerçeği anlatmak onun için iyi olur muydu bilmiyordum. “Duymak istediğine emin misin?” Onun yanından geçip elimdeki bornozu ve çamaşırları yatağın üzerine bıraktım. “Senden bir şeyleri gizleme gibi bir düşüncem yok. Kaldırabileceğini düşünüyorsan anlatayım, ben henüz hazmedebilmiş değilim.”
💬
“Her şeyi anlat,” dedikten sonra ışığı açtığında gözlerim kısıldı. Yatağımın kenarına oturup beklemeye başladı.
💬
Zaten onun yardımına ihtiyacım vardı. Özellikle bugün yaşananlardan sonra buna daha çok emin olmuştum. Bu yüzden yanına oturup her şeyi en başından ona anlatmaya başladım. Yüz ifadeleri her cümlemle değişiyor, nefesleri sekteye uğruyordu. Amcamla olan kısmı da anlattım, sesim en az Ferhan’dan bahsederkenki kadar nefret dolu çıkmıştı. Babaannem inkâr etmek ister gibi başını sallasa da tek kelime etmemişti. Tibet’le tanışmamızı, oynadığımız rolleri, Tibet’in abisini ve bugün olanlara kadar her şeyi anlattım. Babaannemin gözlerinden akan yaşları görmemek için gözlerimi yüzünden ayırıp yere indirdiğimde artık söyleyecek bir şeyim de kalmamıştı.
💬
“Boynunu da onlar mı yaptı?” Ona bakmadan sorusunu başımı sallayarak yanıtladım. “Nasıl bu kadar ileri gitmiş olabilir? Nasıl hem kardeşini hem de kendisini ölüme götürecek kadar nefret dolu olabilir ve ben bu kadarını göremem?”
💬
“Kendini suçlama,” dedikten sonra gözlerimi kaldırıp ona baktım. Yaşlarla dolu olan gözleri boşlukta takılmış gibiydi. Sırtımı dikleştirip elimi ellerinin üzerine koydum. “Geri çekilemem babaanne. Gözlerini bu kez anneme, kardeşime çevirdiler, onları bir şekilde güvende tutmam gerekiyor.”
💬
Babaannem burnunu çekti. Elimin altında kalan ellerini kaldırıp yüzüne götürdü, ıslak yüzünü elleriyle kuruladıktan sonra tekrar burnunu çekti. “Bunu ben hallederim,” dedi kızarık gözlerini yüzüme çevirip. “Bu iş hallolana kadar dönmeye niyetim yok. Sizi güvende tutarım.”
💬
“Ne kadar tedbirli olursak olalım her iki işi aynı anda idare etmek zor olacak, biliyorum,” diye mırıldandım. “Onları eve kilitleyemeyiz sonuçta. Kafamda farklı bir plan var ama her şeyi onlara atlatmadan onları buna ikna edemem.”
💬
Babaannem başını sallayıp, “Bilmeliler, Niran,” dediğinde sertçe yutkundum. “Onların da haberdar olmaya hakkı var. Ne yapmayı düşünüyorsun?”
💬
“İkisini bu iş bitene kadar dayımın yanına yollamayı,” diye fısıldadığımda duraksadı. “Bu kez şehir değil ülke değiştirmelerini istiyorum ve onları bir şekilde ikna edeceğim. Onlar için bu kadar endişelenirken dikkatimi başka yöne veremeyeceğimi biliyorum.”
💬
“Melani bu kadarını kabul etmeyecektir.”
💬
Bedenimi babaanneme doğru çevirip tekrar ellerine dokundum. “Yanımda olacağını bilirse belki daha kolay ikna olur,” dedim ona umutla bakarken. “Bana yardım etmelisin.”
💬
Dikkatle yüzüme bakarken, “Neler yapabileceğimizi konuşuruz ama ilk önce benim dinlenmem gerekiyor,” dediğinde yavaşça başımı salladım. Duyduğu şeyleri hâlâ idrak edebilmiş gibi değildi. Ben bile bunca zaman sindirememişken, söz konusu çocuklarıyken ondan bir anda sindirmesini bekleyemezdim. “Boynuna krem sürüp uyu sen de. Annen ve kardeşine uyuduğunu söylerim, yanına gelmezler.”
💬
“Teşekkür ederim babaanne,” diye mırıldandığımda ellerimi okşadıktan sonra yavaşça ayaklandı. Odamdan çıkışı sessizdi, çökmüş omuzlarını, kamburlaşmış sırtını görmemek imkansızdı. Onun omuzlarına bıraktığım bu ağır yük yüzünden ister istemez vicdan azabı çekiyordum.
💬
Annemlerin her an gelebilme ihtimaline karşı hızla ayaklanıp duş almak için hareketlendim. Banyoda ellerimi temizlemiştim ama tırnaklarımı ne kadar temizlersem temizleyeyim sanki kanlar hâlâ tırnak diplerimdeymiş gibi gelmişti. Bu yüzden duştan çıktıktan sonra uzun tırnaklarımı kesmek, ellerimi tekrar birkaç kez daha yıkamak zorunda kalmıştım. Ben temiz bir şekilde odama dönerken alt kattan gelen kapı açılma sesiyle panikleyip kapımı yavaşça kapattım. Yarına kadar onlarla karşılaşmasam iyi olacaktı.
💬
🌪️
💬
“Hangi cehennemdesin bilmiyorum ama bana yapacağın açıklamaların sayısı artıyor.”
💬
Dişlerimi sıkıp telefonu kulağımdan uzaklaştırdım, telefonu yatağın üzerine attım. Ellerimi belimin iki yanına yerleştirirken pencereye doğru adımladım. Bu ona bıraktığım beşinci sesli mesajdı. Dört gündür ona hiçbir şekilde ulaşamıyordum. Kaç kez aradığımı saymayı artık bırakmıştım. Bu dört gün boyunca markete gitmek dışında evden bir kez çıkmıştım, o da İlkay’ın evine gitmek içindi. Ama oraya gittiğimde ne İlkay’ı ne de Tibet’i bulabilmiştim. Zaten her an bir şey olacak diye diken üstündeyken bir de onların ortadan kaybolması beni iyice işkillendirmeye başlamıştı. Onunla haberleşemediğim için annemlerle de olanları konuşamamıştım.
💬
“Sonuçta bu adamın bir işi var,” dedim parmaklarım çenemi bulurken. “Acaba şirkete gitsem onu bulabilir miyim?”
💬
Çenemi sıkarken gözlerim kısıldı. Şirkete gidersem Görkem’i de görme ihtimalim vardı. Gerçi görsem de bana insanların içinde saldıramaz, ters bir hareket yapamazdı. Oraya gittiğimde Tibet’i bulmam da daha büyük bir sorundu. İşe gidip geliyorsa telefonu neden kapalıydı ki? Cevap bulamayan sorularımın başımı daha çok ağrıttığını fark edince çantamı ve telefonumu alıp odadan çıktım.
💬
Hızlı adımlarla merdivenleri indim. Oturma odasına girmek üzere olan kardeşimin bakışları bana dönmüştü ama ona bakmadan portmantoya yöneldim. Spor ayakkabıları alıp kapıyı açtığım sırada, “Ne oldu? Nereye gidiyorsun böyle aceleyle?” diye sordu Melin.
💬
Eğilip ayakkabılarımı giyerken, “Babaanneme çıktığımı söyle. Birkaç saate gelirim, evden çıkacak olursanız da haber verin,” dedim, ayakkabılarımı giyince doğruldum. Cevap vermesini beklemeden çantamı omzuma asıp hızlı adımlarla asansöre ilerledim.
💬
Öğrenmem gereken şeyler vardı. En basiti, Görkem konusunda bir şey yapmış mıydı? Görkem bu işi tek başına yapmıyordu, diğerlerinin de bizden haberi var mıydı? Hiçbir şekilde haber vermemiş oluşu beni panikletiyordu. Birkaç kez Eda’yı bizim katta ve binanın girişinde dolanırken görmüştüm. Yanında duran adam her seferinde farklı biriydi. Babaannemin güvenlik konusunu arttırdığı belliydi ama sorun kökünden ele alınmadığı sürece tedbirler bir yere kadar işe yarardı.
💬
Aracıma binip yola koyulduğum sırada Tibet’i tekrar aradım ama telefonu hâlâ kapalıydı. İlkay’ın bende numarası yoktu, onu arayamamıştım. Tibet telefonu açacak durumda olmasa bile bir şey olduğunda İlkay beni aramaz mıydı? Bir şey olduysa da tek başlarına çözmek istemiş olabilirlerdi, bunca zaman yaptıkları gibi. Navigasyondan internetten bulduğum şirket konumunu açtım. Tibet, şirketteki durumun karışık olduğunu söylemişti, belki de bununla uğraşıyordu. Yine de Görkem’le aralarında geçen olaydan sonra hiçbir şey olmamış gibi yan yana durabileceklerine ihtimal vermiyordum.
💬
Dakikalar sonra konuma ulaştığımda aracı durdurdum. Başımı eğip önünde durduğum dev plazaya baktım. Siyah camlardan dolayı hiçbir şey görünmese de içeridekilerin gözünde bizim kabak gibi ortada olduğumuz belliydi. Gözlerimi binanın girişine çevirdim, kapıda duran görevliler dikkatle etrafı inceliyordu. Arabayı daha uygun bir yere park ettikten sonra çantamı ve telefonumu alıp arabadan indim. Arabadan inerken girişte olan gözlerim, binadan çıkan adama saplandı. Gözlerimi kısarak adama baktım, bu Görkem’di.
💬
Yanındaki adamla hararetli bir biçimde konuşurken girişte duran araca doğru ilerliyordu. Ona dikkatle baktığımda yüzündeki yaraları gördüm. O gün o evde yüzünü kanlar içinde görmüştüm ama bu kadar kötü bir hale gelmiş olabileceğini düşünmemiştim. Tibet onu iyi benzetmişe benziyordu.
💬
Benim varlığımdan habersiz aracına bindiği sırada ben de tedbirli adımlarımı binanın girişine yönlendirdim. Onun aracının uzaklaştığı anı izlerken daha birkaç adım atmıştım ki biri kolumu tuttu. İrkilerek arkamı döndüm. İlkay’ı arkamda görmemle şaşkınlıkla ona baktım, kalbim bu ani hareketi yüzünden hızla çarpıyordu.
💬
“Burada ne işin var?” diye sordu İlkay beni arabamın yanına doğru çekerken.
💬
Tekrar arabamın yanına döndüğümde kolumu hızla çekerek ondan uzaklaştım. “Ne demek ne işim var?” diye öfkeyle soludum. “Tibet nerede?”
💬
İlkay binaya doğru baktıktan sonra, “Arabaya bin,” dedi ve kolunun altında tuttuğu dosyalarla birlikte benim aracıma bindi. Bir süre arkasından anlamsızca baktım, ardından kapımı açıp sürücü koltuğuna bindim.
💬
Kapımı kapatırken, “Neden telefonu kapalı?” diye yeni bir soru yönelttim. “Kaç gündür ona ulaşmaya çalışıyorum.”
💬
“Yatta,” dedi dosyaları kucağına bırakıp başını bana doğru döndürerek. Bir an orada olabileceğini unutmuş olmak elimle kafama vurma isteği uyandırdı. “Gidince kendisine sorarsın. Şuradan bir an önce ayrılalım. Zaten içeri gizli girdim.”
💬
Başımı sallayıp arabayı hareketlendirirken, “Neden gizli girdin?” diye sordum bu kez. “Görkem’i gördüm az önce, arabaya binip gitti.”
💬
“Seni gördü mü?” Başımı iki yana salladığımda sesli bir nefes verdi. “İşler biraz karışık. Planlarımızın hepsi suya düşmeye başladı bu ani olaylar yüzünden.”
💬
Cevapları Tibet’in yanına gidince almak istediğimden başka soru sormadım. Bir ara telefonumu İlkay’ın eline tutuşturmuş, telefon numarasını kaydetmesini söylemiştim. İlk başta buna şaşırsa da dediğimi yapmıştı. Bir daha böyle bir durumla karşılaşacak olursam diye işimi garantiye almalıydım. İlkay’ın hareketlerine bakıldığında bir şeylerin ters gittiği anlaşılıyordu. Normalde rahat, alaycı bir adamdı ve ben onu ilk kez tedirgin görüyordum.
💬
Marinaya gidene kadar ikimiz de sessizdik. Aslında bulmayı ümit ettiğim kişi o değildi ama dolaylı yoldan istediğime de ulaşmış olmuştum. Aracı marinadaki uygun bir yere park ettiğinde İlkay hızla araçtan indi. Çantamı bırakıp telefonumu alarak ben de indim. En son buraya geldiğimde neler olduğunu net bir şekilde hatırlıyordum, ayaklarım geri geri gidiyordu ama Tibet’le karşılaşmam gerekiyordu. Dudaklarımı kemirirken İlkay’ı takip ettim. Yat durgun denizin üzerinde yavaşça hareket ediyor, sallanıyordu. Yaşadığım panik bana buranın varlığını bile unutturmuştu.
💬
İlkay metal köprünün üzerine çıktığında yatın kapısı yana kayarak açıldı. Köprüye çıkmadan karada bekleyip kapıya doğru baktım. Gördüğüm görüntü gözlerimin irice açılmasına, donup kalmama neden olmuştu. Şaşkınca Tibet’in yüzüne bakarken elini kaldırıp, “Gelme sen, ben gelirim,” dediğinde İlkay’ın bakışları da ona döndü.
💬
Tibet’in yüzünün birçok yerinde küçük de olsa kesikler vardı, dudağının kenarı patlamış, kabuk bağlamıştı. Gözleri yorgun bakıyordu ve düğmeleri açık gömleğinden karnındaki sargı görünüyordu. Yaşadığım şaşkınlık bedenini inceledikçe artıyordu. Ona ne olmuştu? Görkem’le mi kavga etmişlerdi? Köprüye çıkacakken elimi kaldırıp onu durdurdum. “Sorun yok, gelirim,” dedim. Yata binmek istemediğimi bildiğinden bunu yapıyordu ama şu an onun durumu daha kötü görünüyordu.
💬
Beni dinlemeyip köprüye çıkacakken hızla köprüye çıkıp yata doğru ilerledim. İlkay içeri girmişti. Tibet kaşlarını çatıp bana bakarken ona yaklaştım, yaklaştıkça yüzünü daha net gördüm. “Bu halin de ne böyle?” diye sordum köprüden inip yata atlarken. Tibet bir şey söylemeden bana sırtını dönerek içeri girdiğinde şaşkınca arkasından bakmaya devam ettim.
💬
“Dışarıda durma,” diye seslenince kendime gelip silkelenerek şaşkınlığı üzerimden atmaya çalıştım. İçeri girip kapıyı arkamdan kaydırarak kapattım. “Nerede karşılaştınız?”
💬
Sorunun kendisine olduğunu fark eden İlkay, “Şirkete gelmişti,” diyerek göz ucuyla bana baktı. “İçeri girmeden yakaladım.”
💬
Tibet koltukta geriye yaslanırken yüzünü buruşturdu, parmaklarını karnındaki sargıya gitti. Kaşlarımı çatıp karşısına oturarak, “Aklıma başka bir yer gelmedi,” dedim, sesim elimde olmadan öfkeli çıkmıştı. “İlkay’ın evine de gittim. Telefonun neden kapalı?”
💬
Tibet keyifsizce gülüp, “Gördüğün gibi pek müsait değildim,” deyince gözlerimi yaralı yüzünde gezdirdim. Sanırım Görkem de ona saldırmıştı.
💬
“Seni kurtarırken kendimizi de ortaya sermiş olduk,” dedi İlkay sıkıntılı bir sesle. “Turhan bu kez gerçekten bizi öldürecek.”
💬
Mahcupluğumu belli etmemek için sertçe yutkunup, “Görkem mi yaptı?” diye sorduğumda Tibet’in dikkatli bakışları yüzümü inceledi.
💬
Kurumuş duran dudaklarını yalayarak ıslattıktan sonra, “Görkem bana bir şey yapamaz,” dedi, bu cevabı beni daha çok tedirgin etti. “İş bozulunca korkak herif adamlara direkt beni hedef göstermiş zaten. Onun yüzünden hazırlıksız yakalandım, iki üç gündür denizin üzerindeyim.”
💬
Öfkeli çıkan sesine karşı bakışlarımı zemine indirdim. O evden hiçbir şey yapmadan çıkmış olsaydım, Tibet ve ben, Görkem’i bu kadar öfkelendirmiş olmasaydık yine de ona bunu yaparlar mıydı?
💬
Kısık çıkan sesimle, “Ne yapmayı planlıyorsunuz?” sorusunu yönelttim. İlkay elinde gördüğüm dosyaları karıştırıyordu, sayfaların çıkardığı hışırtıyı duyabiliyordum. Gözlerimi kaldırıp Tibet’e baktığımda onun sakince beni izlediğini gördüm.
💬
“Denizin üzerinde hareket hâlinde olacağız. Bir süre işleri bu şekilde yönetmek daha iyi olacak, onların karşısında olduğumu anladılar,” dedi Tibet gözlerimin içine bakarken. Gözlerimi kenarı patlamış, şişmiş dudağına indirdim. “Seni ve aileni gözetlemesi, koruması için birilerini ayarladım ama adamlar bana etrafının çevrili olduğunu söyledi. Seni de göz hapsine aldıklarını düşünsem de sonrasında bu kalkanın size ait olduğunu öğrendim.”
💬
Başımı yavaşça sallayıp, “Babaannem burada, bu konuyla o ilgileniyor,” diye mırıldandım.
💬
İlkay, “Babaanneye bak sen,” diyerek alayla güldüğünde göz ucuyla ona baktım. “Kadın sitenin etrafıyla yetinmemiş, neredeyse mahalleyi korumayla doldurmuş.” İmayla parıldayan gözlerini Tibet’e çevirdi. “Niranların evine mi taşınsak? Bir daha dayak yememiş olursun.”
💬
Bir an gülecek gibi oldum ama Tibet’in bakışlarını görünce kendimi tuttum. Tibet ters ters arkadaşına bakarken, “Bir süre etrafta görünmesen iyi olur,” dedi, gözleri bana döndü. “Ben yine de ek birilerini yollarım. Yeni planlamayı yaparken bana ulaşabileceğin bir numara da veririm.”
💬
Aklıma gelen şey ilk önce kalbimi sıkıştırdı, kalp atışlarım yavaşladı. Gözlerim yatın penceresinden denize doğru çevrildiğinde sertçe yutkundum. “Aslında benim aklımda daha farklı bir şey var?” gözlerimi zorlukla denizden çekip onun gözlerine baktım, bakışlarında merak oluşmuştu. “İsterseniz koca şehri adamlarla doldurun, bu insanlar zarar vermek istedikten sonra bir yolunu bulacaktır. Bu yüzden annemi ve kardeşimi, annemin ailesinin yanına göndereceğim. Bu iş ne zaman biter bilmiyorum ama bitene kadar onları geri getirmeyi düşünmüyorum.”
💬
“Onları bu kadar uzaklaştırmak konusunda emin misin? Kolayca ikna olacaklarını sanmam,” derken kaşlarını kaldırmıştı ama bu hareket yanını yakmış olmalı ki yüzünü buruşturdu.
💬
“Nasıl bir tehlikede olduklarını onlara anlatacağım,” dememle Tibet’in gözleri kısıldı. “Bu kez onları kandırmadan bu işi halledeceğim. Sonrasında da sana yardım etmek için buraya geleceğim.”
💬
Tibet’in yüz ifadesi anında değişti, bakışları sertleşti. “Bu olmaz.”
💬
“Olur,” dedim öne doğru eğilip ona bakmaya devam ederken. “Başınıza iş açtıktan sonra çekilecek, her şeyi senin halletmeni bekleyecek değilim. Dört gündür o evde ne olduğunu bilmeyerek kafayı yemek üzereydim zaten.”
💬
Başım, “Haber alamadın diye kafayı yedin yani?” diyen İlkay’a doğru hızla döndü. Kaşlarını kaldırmış bir şekilde elindeki kağıtlara bakıyordu.
💬
Tibet bir anda, “Kafanı suya sokup seni sesini kesmemi istemiyorsan kendi isteğinle sus,” dedi, sonra kaşları çatıldı. Söylediği şey onu rahatsız etmiş gidip gözlerini kısıp bakışlarını bana çevirdi. “Pardon, yersiz bir istek oldu.”
💬
Açıkçası o bunu söyleyene kadar hiç onun söylediği açıdan düşünmemiştim. Omuz silkip, “Dediğim gibi, bu işi birkaç güne halledip buraya gelirim,” dediğimde Tibet derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.
💬
“Hala kabul etmiş değilim.”
💬
“İyi işte, ben gelene kadar kendi kendine düşünürsün.”
💬
“Bence kötü bir fikir değil,” diyerek araya girdi İlkay. “Ben karada kalırım, daha çok işinize yaramış olurum. Bu şekilde sürekli demir atmak zorunda kalmazsın.”
💬
Tibet rahatsızlığını belli ederek, “Sorun benimle kalman değil,” dediğinde tek kaşımı kaldırdım. “Bizim denizin üstünde olacak olmamız. Üstelik birkaç saatliğine değil günlerce.”
💬
“Sorun çıkarmayacağım,” desem de ben de onun gibi pek kendimden emin olamıyordum. Sonuçta bu benim elimde olan, durdurabileceğim bir şey değildi.
💬
“Bunu kendim için bir sorun olarak görmüyorum,” dedi bana daha dikkatli bir şekilde bakarak. “Sen evdeyken de yardımcı olabilirsin.”
💬
“Burada olacak olmam sorun değilse ben kararımdan eminim,” deyip telefonumu ona uzattım. “Bana vereceğin telefonu yaz. Gelmeden önce sana haber veririm.”
💬
Dilini dişlerinde gezdirirken bir süre yüzümü inceledi. Daha sonra dikleşip elimdeki telefona uzandı. Telefonuma numarayı yazıp bana geri uzattığında, yazdığı numarayı kaydettim. Hem işleri daha kolay yürütürdük hem de babaannemden de uzaklaşmış olurdum. Ailemi göndermişken onun yanında kalarak onu da tehlikeye atamazdım. Biliyordum ki annemler gittiğinde beni yalnız bırakmaz, benimle kalırdı. Şimdi annemleri ikna etmekten çok babaannemi Tibet’le kalacak olmak konusunda ikna etmenin daha zor olacağını fark ediyordum. Fakat bunu da bir şekilde hallederdim.
💬
“Eve gideyim, size bu konuyu açmadan onlarla konuşmak istememiştim,” diyerek ayaklandığımda Tibet de elini koltuğa bastırıp doğruldu. “Şimdi onlarla konuşabilirim.”
💬
Ben dışarı çıkarken Tibet de beni takip ettiği sırada, “Psikoloji her ani kararı kaldıramayabilir, Niran,” dedi, salondan çıkıp ona doğru döndüm. O da dışarı çıkıp kapıyı arkasından çekerek kapatmıştı. “Bu kararınla sağlığını tehlikeye atıyorsun, benim de buna göz yummamı istiyorsun.”
💬
“Kolay atlatılacak bir şey olmadığının farkındayım, atlatabilir miyim onu da bilmiyorum,” dedim elimi demire yaslayıp gözlerinin içine bakarken. “Yeniden denemem gerekiyor, sürekli kaçmaya çalışmak da beni yoruyor. Başaramayacağımı hissedersem inat etmeden geri çekileceğim.”
💬
Tibet derin bir nefes aldı, ardından istemeye istemeye başını salladı. “Dikkatli git. Arkandan birilerini yollayacağım, her ihtimale karşı seni eve kadar takip ederler.”
💬
“Tamam,” dedim ona bakmaya devam ederken. Bir süre öylece birbirimize baktık, sonra uzayan bu bakışma bir şekilde bana rahatsız hissettirince ona arkamı dönüp köprüye çıktım. “İki üç gün sonra görüşürüz. O güne kadar tekrar dayak yememeye bak.”
💬
Arkamdan güldüğünü duydum, dönüp ona bakmasam da benim de dudaklarımda bir gülümseme oluşmuştu. Arabama doğru ilerlerken kararımı bin kez sorguladım, her seferinde aynı tedirginlikle kendime bunu kabul ettirdim. Bu konudan önce halletmem daha önemli bir şey vardı. Annemin ve kardeşimin gözlerinin içine bakarak onlara babamın katilinden bahsetmek, nasıl bir işin içine girdiğimi anlatmak. Beni gerçekten zor bir akşam bekliyordu.
