12. OKYANUS ÇUKURU

💬

💬

🎧: Evanescence, Going Under

💬

🎧: JONY, Мне не больно

💬

‼️Bu bölümdeki bazı sahneler, olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar ve şiddet unsurları içermektedir.‼️

💬

Başımın üzerinde öyle bir ağırlık hissediyordum ki sanki bu yaşıma kadar hiç baş ağrısı çekmemiş, bu denli büyük bir ağrıyla karşılaşmamıştım. Haftalardır kulaklarımda çınlayan o dalga seslerini bastıran hiçbir ses olmamıştı. Şu âna dek. Artık dalga seslerini duymamı engelleyen bir ses daha vardı. O da telefondaki adamın sesi. Beni öyle bir korkuyla burun buruna getirmişti ki sesi bir gök gürültüsü gibi dalga seslerini bastırmıştı.

💬

Elim boşluğa düştüğünde kapanan telefon da kulağımdan uzaklaştı. Karşımda Tibet vardı, akmadan gözlerimin önünde duran gözyaşları yüzünden onu bulanık görüyordum. Dışarıda hava günlük güneşlikti, biliyordum ama yat fırtınaya yakalanmış gibi sarsılıyordu. Ya da sarsılan sadece bendim.

💬

İlkay’ın panikle, “Tibet,” dediğini duydum, gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum.

💬

İlkay’ın sesini duyan Tibet bana yaklaşarak, “Nefes al,” dediğinde, sanki bu komutu bekliyormuş gibi derin bir nefesi içime çektim. “Sana ne dedi?”

💬

Onun sorusuyla eş zamanlı telefonuma bir bildirim düştü. Hızla elimi kaldırıp telefonun ekranına baktığımda bedenimi saran panik daha da büyüdü. “Gitmem lazım,” diyerek hızla Tibet’in yanından geçtim fakat o benden daha hızlı davranmış, çok uzaklaşamadan kolumu tutmuştu.

💬

“Bekle,” deyince hiddetle ona doğru döndüm. “Bu şekilde onların yanına gidemezsin.”

💬

Kolumu sertçe geri çekip, “Bırak. Zamanım yok,” dedim, tekrar önüme dönüp hızlı adımlarla yattan çıktım. Bu kez beni durdurmak yerine arkamdan geldi.

💬

Mesajda adres haricinde bir de tehdit içeren cümleler vardı. Elbette polise haber vermememi isteyeceklerdi ama sadece bunu söylemekle yetinmemiş, şüphelenmeleri hâlinde bile aileme zarar vereceklerini yazmışlardı. Titreyen ellerimi sallarken karaya ayak bastım. Tam olarak nereye gideceğimi, kimlerle karşılaşacağımı ya da ne istediklerini bilmesem de annemle kardeşimi kurtarmak için her şeyi yapmaya hazırdım. Bunun için beni öldürebilirlerdi.

💬

“Gel,” dedi Tibet adımlarının yönünü değiştirerek. Aracına doğru ilerlediğini fark edince hız kesmeden onu takip ettim. Kendi arabam burada değildi, onun beni götürmesinden başka çarem de yoktu, bu konuda ona diklenemezdim.

💬

Araca bindiğimizde telefonumu istedi. Gelen mesajdaki adrese baktı. Arabayı çalıştırıp yola çıktığı sırada birilerini aradı, hararetli konuşmalar yaptı ama hiçbir cümlesine odaklanamadım. Tırnaklarımı şortumun kumaşına geçirip kumaşı çekiştirdim. Saçlarımı geriye atıp sıcak havadan dolayı değil de gerginlikten terleyen boynumu ortaya çıkardım. Nefes alamıyormuşum gibi boğazım yanıyordu.

💬

Daha hızlı hareket etmeliydim. Tibet’i beklemek yerine onlarla daha o gün konuşmalı, o gece onları göndermeliydim. Hata yapmıştım. Öfkeyle tırnaklarımı çıplak bacağıma geçirirken kendi telefonumun sesini duydum, telefonum hâlâ Tibet’teydi. Başım hızla ona döndü, telefonumun ekranına baktığını gördüm. “Babaannen,” diyerek telefonu bana uzattı.

💬

Telefonu kaptığım gibi aramayı yanıtladım. “Babaanne,” dedim tek nefeste.

💬

Ben konuşmaya devam edemeden, “Neredesin? Yanına geleceğim. Hiçbir yere ayrılma,” dedi, sesi çok sert çıkmıştı. Her şeyden haberi olduğuna emindim. Sonuçta ortadan kaybolan çoğu koruma ona aitti.

💬

“Onları almaya gideceğim,” dedim, sesinin yükseleceğini aldığı nefesten anlayınca, “Sana da adresi yollayacağım,” diye devam ettim konuşmama. Engel olacağını bildiğimden aramayı sonlandırıp hızla adresi ona attım.

💬

“Hazırlıksız gidiyoruz,” dedi Tibet aracın hızını arttırırken.

💬

“Umurumda değil,” dedim öfkeyle. Melin’in attığı çığlık tekrar kulaklarımda yankılanınca bedenim ürperdi, korkuyla yutkundum. “Beni orada bırak yeter, gelmene gerek yok. Babaannem çabucak yardım getirecektir.”

💬

“Bir yere gidecek değil,” dedi sertçe. Cevap vermedim, ne isterse yapabilirdi. Ben sadece çabucak orada olmak istiyordum.

💬

Yolun bizi havaalanı yönüne götürdüğünü fark edince kaşlarım çatıldı. Konuma birçok kez gözüm değse de kafam öyle doluydu ki gittiğimiz yerin neresi olacağına odaklanamamıştım. Bir anda gözlerim irileşti, korkuyla Tibet’e baktım. “Karaburun mu?”

💬

Tibet, bunu yeni fark etmiş olmamı yadırgayarak baktı. Bana bir cevap vermek yerine aracı daha hızlı sürmeye başlamıştı. Hava alanını geride bıraktığımızda elim göğsümü buldu. Bazen göğsüme bir kramp girer, beni felç geçirmişim gibi hareketsiz bırakırdı. Bu yeni olan bir şey değildi, uzun zamandır vardı. Böyle anlarda taş kesilir, nefes dahi zor alır, kramp geçsin diye beklerdim. Annem ve babam bu durumu öğrendiklerinde beni hastaneye götürmüşlerdi ama hiç kesin bir sonuca ulaşamamıştık. Verilen kremleri de ilaçları da düzenli bir şekilde kullanmıştım. Bir sene boyunca hiçbir değişim olmayınca ilaçları bırakmış, tekrar doktora gitmemiştim.

💬

Yine böyle bir zamanda, göğsüme kramp girmiş şekilde yatakta uzanırken nefes alamadığımı, bunu fark eden kardeşimin ne yapacağını bilemeyerek panikle etrafımda dört döndüğü anları hatırlıyordum. En son çare eline bir makas alıp tişörtümü, ardından da sütyenimi kesmişti. Dakikalarca göğsümün alt kısmına, kaburgalarıma masaj yapmış, ağlayarak beni izlemişti.

💬

Göğsümün alt kısmını sertçe ovarken Tibet’in gözleri bana kaydı, yola bakarken onun bana olan bakışlarını göz ucuyla görebiliyordum. Krampın şiddetlendiğini fark edince öksürmeye çalıştım fakat öksürmeye çalışırken saplanan ağrıyla durmak zorunda kaldım. Tibet bir düğmeye bastı ve aracın camları aşağı indi. Arabanın hızından dolayı sert bir rüzgâr yüzüme çarpınca gözlerimi yumdum. Göğsümü ovma işlemi yaklaşık on dakika sürmüştü ve bu on dakikanın sonunda hem kramp bir anda geçmiş hem de varacağımız konuma yaklaşmıştık.

💬

Araba durduğunda aynı anda başımızı çevirip birbirimize baktık. İlk kez onun gözlerinde endişeyi gördüm. Endişesi benim içindi. O bana baktığında ne görüyordu? Korkuyordum. Gözlerimi ondan ayırıp ileriye bakamadım. Zaman aleyhime işliyordu, biliyordum ama hareket edemiyordum. Neden bizi böyle bir yere çağırmıştı?

💬

“Niran,” dedi Tibet daldığımı fark edip. “Tek olmayacaksın, endişe etme. Hadi.”

💬

Benim hareket edemediğimi anlamış gibi ilk hamleyi yaptı ve kapıyı açıp araçtan indi. Araçtan inerken gözlerim, önümüzde uzanan mavilikteydi. İstanbul’un Karadeniz’e bağlı kıyılarında dalgalar daha şiddetli oluyordu. Bu kez karşımdaki Marmara Denizi değil, Karadeniz’di ve kıyıdaki balıkçı tekneleri, kayıklar dalgalar yüzünden oldukları yerde sallanıyorlardı. Dalga boyları yüksek olmasa da şiddetliydi. Neden buraya çağırdıklarını düşünürken esen rüzgârla birlikte kollarımı bedenime sararak Tibet’e yaklaştım.

💬

Kıyıda tek tük insan vardı, tekneler boş görünüyordu. Gözüme takılan sadece kayığının halatını sabitlemeye çalışan yaşlı adamdı. Büyük ihtimalle fazla insan olmamasının nedeni, şehrin bu kısmındaki havaydı. Gözlerim denizdeki birbirine yakın duran iki yata takıldı. Tam Tibet’e dönmüş konuşacakken telefonum bir kez daha çalmaya başladı ve bu beni hazırlıksız yakaladığı için yerimde sıçradım. Elimi cebime atarken bir aracın bize yaklaştığını, sürücü koltuğunda İlkay’ın olduğunu gördüm. Telefonun ekranındaki numara yine farklıydı. Bu içime korku salarken aramayı yanıtlayıp telefonu kulağıma yasladım. Tibet de bana daha çok yaklaşmış, dikkatini kulağımdaki telefona ve yüzüme vermişti.

💬

“Daha erken gelirsin sanıyordum,” dedi yine aynı adama ait ses. Bedenimden geçen ürperti gözle görülürdü. “Etrafına bakmana gerek yok. İçten içe nerede olduğumuzu biliyorsundur.” Son cümlesiyle birlikte gözlerim yan yana duran iki yata çevrildi. “Bu sana bir şeyi hatırlatıyor mu?”

💬

Dişlerimi sıkarken gözlerim bir anda doldu, gözlerimi kıstım. “Ne istiyorsun?”

💬

Adam midemi bulandıran bir gülüşün ardından, “Orada seni bekleyen biri var. Yaşlı herif seni yanımıza getirecek,” dedi. “Bizi daha fazla bekletme.”

💬

Arkadan annemin, “Niran gelme!” diye bağırdığını duydum ama bağırışı yarıda kesildi ve bu daha çok endişelenmeme, acıyla inlememe neden oldu.

💬

Adam başka bir şey söylemeden telefonu kapattığında, “Yata çağırıyor,” diyerek adımlarımı kayığın yanında bekleyen yaşlı adama doğru attım.

💬

Yanımıza gelen İlkay, “Al şunu,” diyerek Tibet’e bir şey uzattı ama ne olduğuna bakmadım. Bakmasam da biliyordum. “Birazdan gelecekler.”

💬

Tibet bir yandan İlkay’la konuşuyor, bir yandan da hızlı adımlarla beni takip ediyordu. Yanına vardığım yaşlı adam bir şey söylemeden eliyle kayığı işaret etti. Soğuk rüzgâr çıplak bacaklarıma çarparken seri bir şekilde kayığa atladım. Midem boştu ama içim doluymuş gibi her şeyi kusmak istiyordum. Yaşlı adam Tibet’i engellemeye çalışsa da Tibet ona ters bir bakış atıp kayığa atladı. O yanımdaki küçük alana otururken yaşlı adam da kayığa bindi.

💬

Kıyıdan uzaklaşmaya başladığımız sırada art arda gelen araçları, en öndekinin de bizi havaalanına bırakan, babaanneme ait olan araç olduğunu gördüm. Babaannemin aracına bakarken, “Seni kimin buraya diktiğini biliyor musun?” diye sordum yaşlı adama.

💬

Adam, “Arkadaşınmış, kızım,” deyince gözüm ona kaydı. “Para verdi bana, sana sürpriz yapacakmış. Hava kötü ama ricasını kıramadım. Sadece seni almamı söylemişti gerçi.”

💬

Hiçbir şeyden haberi olmadığı belli olan yaşlı adama öylece baktım. Bu halimin heyecandan falan mı olduğunu düşünüyordu? Bedenim bir yaprak gibi titriyordu. Yüzüm yatlara doğru dönük bir şekilde otururken kıyıdan babaannemin bağırışını duydum, rüzgâr onun bağırışını yuttu. Bir yolunu bulup arkamdan geleceğine emindim.

💬

Tibet kulağıma yaklaşıp, “Büyük ihtimalle beni içeri almayacaklar,” derken yata bakıyordum. Yatın burnunda dikilen bir adam vardı, adamın yüzünü net göremiyordum. Bu o muydu? “Seninle gelmenin bir yolunu bulacağım. İstedikleri neyse yapar, aileni alırız.”

💬

“Ya istedikleri bir şey yoksa ve sadece hepimizi ayak altından çekmek istiyorlarsa?” Yatın burnunda duran adam gözden kayboldu. Gözlerimi Tibet’e çevirdim. “Öyle olduğunu biliyorsun. Kayıkla geri dön.”

💬

“Bana bir şey yapamazlar,” dedi gözlerimin içine bakarken. “Sana da dokunamazlar.”

💬

Onun gözlerinin içine bakarken göz ucuyla ilerideki hareketliliği fark edince başımı çevirdim. Bir yat daha önde duruyordu ve diğeri, yavaşça uzaklaşmaya başlamıştı. Kaşlarım çatıldı, olanlara anlam veremeyen gözlerim her noktadaydı. Tedirginliğimi fark eden Tibet’in eli diz kapağımın üzerine kapanırken dalgaların arasına karışan kısık bir ses duydum. Çatık kaşlarla yata bakarken elimi cebime atıp telefonu çıkardım. Az önce arayan numaradan bir mesaj gelmişti ve mesajda yazan şeyi okuyunca kaskatı kesildim.

💬

Gönderen: 0536*******

💬

Siz çocuklar, büyüklerin işine karışmamayı öğreneceksiniz.

💬

Kulaklarım uğuldamaya başladığında korkuyla irileşen gözlerimi ekrandan ayırdım fakat gözlerim yeni bir noktaya dokunamadan kulaklarımı sağır edecek bir ses yükseldi. İlk önce ateşi gördüm. O ateş yükseldi, dalgalar büyüdü, içinde olduğumuz kayığı geriye püskürttü. Korkuyla sıçrarken ve geriye doğru savrulurken Tibet’in kollarının bedenime dolandığını hissettim. Aslında buna hissetmek denemezdi çünkü şu an tek hissettiğim kalbimi patlatacak yoğunlukta bir acıydı. Delirmiş gibi çığlıklar atarken yattan bir gümbürtü daha yükseldi. Annemin ve kardeşimin içinde olduğu yat, bir ateş topuna dönüştü.

💬

Zaman senin için acıdan bir döngüye dönüştü, Niran. Artık gözlerini ne zaman kapatsan, kendini bir okyanus çukurunda bulacaksın.

💬

Olaydan İki Gün Sonra

💬

Çığlık çığlığa yataktan kalkarken önümü göremiyordum. Birileri omuzlarımdan tutuyor, beni yeniden yatağa yatırmaya çalışıyordu. Halsiz bedenime rağmen deli kuvvetiyle onları itiyor, yataktan kalkıyordum. Kabloların bağlı olduğu direk gerginliğe dayanamayıp devriliyor, kolumun iç kısmına sabitledikleri serum ve ilaç iğnesi derimden ayrılıyor, kan bileklerime doğru süzülüyordu. Koşmaya çalışıyor ama yine başarılı olamıyor, birileri tarafından zorla yatağa yatırılıyordum. Direnişlerim birkaç dakika sürüyor, ardından beni yine zorla derin bir uykuya yatırıyorlardı.

💬

Olaydan Bir Hafta Sonra

💬

Göz kapaklarımı zorlanarak açtım, beyaz tavan odağımda titreşti. Parmağımı dahi hareket ettiremiyor, öylece tavana bakıyordum. Yanımda birinin varlığını hissetsem de başımı çevirip ona bakamıyor, nefes seslerinin kulaklarıma doluşunu engelleyemiyordum. Sızlayan kollarımın ne halde olduğunu göremesem de dün gece tırnaklarımın derime nasıl saplandığını, kendi derimi nasıl yırttığımı hatırlıyordum. Sürekli sayıklıyor, her cümlemin sonunda bedenime bir tırnak kesiği daha atıyordum. Bu döngü ne kadar sürmüştü o an kestiremesem de kendimi sonunda yine baygın bir şekilde yatakta bulmuştum.

💬

Yanımdaki kişinin eli elimin üzerine kapandı, titrek bir nefesin ardından burnunu çekti. Uyanık olduğumu gördüğünden bana bir şeyler söylüyordu ama onu duyamıyordum. Sözlerinde dualara da yer veriyor, birine benim için yalvarıyor, göz yaşı döküyordu. Başımı kaldırmaya çalıştığımda panikliyor, beni durdurmaya çalışıyordu fakat istediğim nefes almaktı. Ayağa kalkmamdan mı korkuyordu? Nefes almak istiyordum.

💬

Neden evime gidemiyordum?

💬

Olaydan İki Hafta Sonra

💬

“Bir şeyler yemen gerek,” dedi babaannem kaşığı bana doğru uzatırken. Gözlerim hastane bahçesindeydi, bir sandalyede uzanıyordum. Artık kolumda yer edinmiş o deliğin içine akan ilacın soğukluğunu bile hissedemiyordum. “Bir iki kaşık, söz daha fazlası için ısrar etmeyeceğim.” Sessizce, yavaşça gözlerimi ona çevirdim. “Kabul etmezsen Tibet’in ısrarlarına maruz kalacaksın ve biliyorsun ki o benden daha beter.”

💬

Gözlerinin etrafı daha da çökmüş, akları zor seçilen saçlarına şimdi yüzlerce ak düşmüştü. Ona bir cevap vermeden yeniden gözlerimi bahçeye çevirdim, iki haftadır benden tek kelime duyamadığı gibi yine duyamamak omuzlarının çökmesine neden oldu. Kendi sesime ben dahi ulaşamıyordum. Düşünmek istiyordum. Her zaman kaçtığım o düşüncelerin beni esir almasını, başımı ağrıtmasını, beni normal bir insan gibi hissettirmesini istiyordum. Ama beynim kelimeleri de görüntüleri de bir araya getirmeyi reddediyordu.

💬

Çorbayı onların elinden değil, annemin ellerinden içmek istiyordum. O neredeydi?

💬

Olaydan Üç Hafta Sonra

💬

Ellerimi kucağımda birleştirmiş bir şekilde, kolu alçılı adamın yavaşça bahçede yürüyüşünü izlerken Tibet, ellerinin arasında tuttuğu, topladığı bilgilerin olduğu dosyayı yavaşça kapattı. Bileğimdeki serum hortumunu kontrol ettikten sonra tamamen bana doğru dönüp, “Çok güneş var, başına güneş geçecek,” dedi. “İçeri girelim mi?”

💬

“Neden?” Sesimi duyduğunda irkildi, irkilişini bileğimde duran parmaklarından hissettim. Kaç gün geçmişti bilmiyordum ama uzun bir süre olduğuna emindim. Bu irkilme, bunca zaman sonra sesimi attığım çığlıklar ve sayıklamalar haricinde ilk kez duymasından dolayıydı. “Neden her gün buradasın?”

💬

Benim bomboş sesime rağmen o hafifçe güldü. “Benden mi sıkıldın? Seni görmek için geliyorum.”

💬

Bu kez ben güldüm ama benim gülüşüm buz gibi soğuktu. “Hayır. Kendimi öldürmediğimden emin olmak için geliyorsun. Sorun yok, henüz değil.” Duraksadığını hissetsem de ona bakmadım. Gerçi uzun süredir kimsenin yüzüne bakmamış, kimseyle göz göze gelmemiştim. Kulağımda bir çınlama nüksettiğinde avucum hızla kulağıma kapandı. Tibet’in paniklediğini fark ettim. “Sorun yok.”

💬

“İçeri geçelim hadi.”

💬

Annem ve Melin hâlâ ziyaretime gelmemişlerdi. Onların yanına gitmemi, onları ziyaret etmemi mi bekliyorlardı?

💬

Olaydan Dört Hafta Sonra

💬

El valizinin fermuarını çekerken kapının aralandığını fark ettim ama gözlerimi kapıya çekmedim. Tibet, teknesine götürdüğüm valizimi hastaneye getirmişti. Onun haricinde babaannem de el valiziyle birkaç kıyafet getirmişti. Bir aydır burada olduğumu dün öğrenmiştim, ondan öncesinde zaman kavramım yoktu. Bir aydır burada olmama da şaşırmamıştım, babaannem iyi para dökmüş olmalıydı. Aldığım duştan dolayı ıslak olan saçlarım yüzüme yapışmış olsa da onları itmek için bir harekette bulunmadım. Artık buradan bir an önce çıkmak istiyordum.

💬

“İşlemleri hallettim,” dedi babaannem bana yaklaşırken. “Çıkalım mı?”

💬

“Tibet nerede?” diye sordum el valizini alırken.

💬

“Hastanenin önünde bekliyordu,” dediğinde başımı salladım.

💬

“Sen valizimi alıp eve geçersin, benim onunla küçük bir işim var,” deyip babaannemin yanından geçecekken kolumdan tuttu.

💬

“Niran,” dedi tereddütte kalmış bir şekilde.

💬

“Babaanne,” dedim sertçe. Gözlerimi onun yüzüne çevirdiğimde elini yavaşça kolumdan kayarak uzaklaştı. “Evde görüşürüz.”

💬

Odadan seri adımlarla çıktım, ne arkamdan geldi ne de bana seslendi. Uzun süredir çok hareket etmeyen bedenim şu anki hızlı adımlarımla sarsaklasa da durmadım. Beynim bu son bir ayı silmiş gibi görünse de silinmeyen görüntüler vardı. Bu süreçte düşünmemi engelleyen şey, sürekli uyutuluyor oluşum ve verilen ilaçlardı. Düşünmek korkutucuydu ama bomboş bir zihinle gün geçirmek daha zordu.

💬

Tibet’in hastane önünde bekleyen aracına binip el valizini arka koltuğa attıktan sonra kapıyı kapattım. “İki gün önce ne söylediğini hatırlıyor musun?”

💬

Birkaç saniye bekledi, ardından, “Evet?” dedi sorar gibi.

💬

“Hazırım, gidelim.”

💬

Yan profilimi incelemesi uzun sürünce başımı ona doğru çevirdim. Artık hissettiğim her şey değişmişti, bunu fark edebiliyordum. Bir ağaca bakarken bile aynı şeyleri düşünmüyor, hissetmiyordum. Tibet aracı çalıştırdığında gözlerimi ellerime indirdim, bakışlarım kollarıma kaydı. Kollarımda kabuk bağlamış yaralar, iğnelerin oluşturduğu çürükler vardı. Dışarıdan bir enkaz gibi görünüyor, içimde bir enkaz varmış gibi hissediyor olsam da kendim gibi değildim.

💬

Sırf babamın yasını rahatça tutabilmek, onun huzurlu olduğuna emin olmak için girdiğim yolda iki parçamı daha kaybetmiştim. Bu süreçte konuşmamış, bomboş yaşamış olsam da etrafımda olup bitenleri duymuştum. Denizden birkaç ceset çıktığını, hiçbirinin tanınmayacak halde olduğunu ama ikisinin kadın olduğunu öğrenmiştim. Polisler, sanki patlamadan önce bu kişilerin bağlanarak denize atıldıklarını söylemişti. Amaçları onları boğarak öldürmekse, yatı neden patlatmışlardı? Bana aynı sahneyi tekrar izletmek için mi?

💬

Tibet, “Onları Yalova’ya gönderdim,” diyerek sessizliği kırdı. “İki saate bizi oraya götürürüm. Şimdi gitmek istediğine emin misin?”

💬

Sorusuna cevap vermeden, “Görkem’in parmağının olmadığına emin misin?” diyerek bir soru yönelttim. Sesim bile artık bana yabancı geliyordu.

💬

“Parmağı dokunmuştur ama yapanın o olmadığı kesin,” dedi başını bana doğru çevirip. “Sen emin görünüyorsun ama bugün gitmek konusunda emin değilim.”

💬

“Sür, Tibet,” dedim sadece.

💬

“Yeni bir gelişme daha var,” dediğinde başımı söylemesi için sessizce salladım. “Bulduğum adamlar sayesinde Turhan için de birkaç bilgi edindim.” Kaşlarımı kaldırarak yeniden ona baktım. “Avukat bilgilerin yeterli olabileceğini, durumla ilgileneceğini söyledi.”

💬

Alayla gülüp, “Patlama bir işe yaradı ha?” diye sorduğumda Tibet’in kaşları çatıldı. Gerildiğini hissetsem de gülmeye devam ettim.

💬

“Ailen için üzgünüm,” dediğinde gülüşüm bir anda kesildi. “Bu konu hakkında konuşup seni üzmek istemiyorum ama elimden gelen her şeyi yapacağımı bil.”

💬

İlk defa o hissettiğim duygusuzluğun kırıldığını, “Babam beni affetmeyecek,” derkenki sesimin titreyişinden anladım. “Onları korumamı isterdi, ölmelerine sebep olmamı değil.”

💬

“Onların senin gibi düşünmediğine, seni anladıklarına eminim,” dedi sakince.

💬

Ellerimin hafifçe titrediğini fark edince parmaklarımı sıktım. “Babamın yanına gömüldüler, değil mi?”

💬

Tibet başını sallayıp, “Merak etme, o konuyla ilgilendim,” dediğinde sertçe yutkundum. “İstersen bu işi erteleyip seni onların yanına götürebilirim.”

💬

Boğazımdaki ağrıyla gözlerim kısılırken, “İşimi hallettikten sonra gideceğim,” dedim. Tibet daha fazla üstelemeden tekrar başını salladı.

💬

Bu yaşıma kadar ne zaman neye isyan ettiğimi hatırlamıyordum. İsyan edeceğim kadar büyük bir şey yaşadığımı da hatırlamıyordum. Babamın ölümünden sonra isyan etmiştim, evet ama düştüğüm boşluk isyan etmeme de acı çekmeme de engel olmuştu. Şimdi isyan etsem neye yarayacaktı? Her şeyini kaybetmiş bir insanın edeceği isyan, ona ne fayda sağlayacaktı? Kırgın hissediyordum. Bunca şeyi sırtlanmak zorunda kaldığım için hissettiğim kırgınlık, kaburgalarımın tek tek kırılması kadar acı vericiydi.

💬

Şu an olduğum yerden arkama baktığımda, çok büyük olduğunu düşündüğüm o öfkenin aslında küçük bir sinir kriziyle eş değer olduğunu görebiliyordum. Biliyordum, ben artık tümüyle bir öfkeydim, beni durduran hiçbir şey kalmamıştı ve önüme geçen her şeyi, herkesi bir hortum gibi yutarak savuracaktım. Bunun böyle olacağını Tibet ve babaannem dahil herkes biliyor olmalıydı.

💬

Söylediği gibi iki saat geçmiş, Yalova’ya giriş yapmıştık. Yalova’ya birkaç kez ailemle gelmiştim, bu küçücük detay bile beni oturduğum yerde un gibi ufalarken evimin içine nasıl adım atacaktım? Dişlerimi alt dudağıma geçirip alt dudağımı ağzımın içine yuvarlayarak ısırdım. Saat dört beş civarındaydı ve hava oldukça sıcak olmasına rağmen esintiliydi. Açık camdan içeri giren esinti, yeni kuruyan saçlarımı geriye doğru savuruyordu. Normalde kendi kendine çabucak kuruyabilen saçlarım bile normalden daha geç kurumuştu. İçimdeki değişim, dışıma bile bu kadar vurabilir miydi?

💬

Şehrin merkezinden tepeye doğru çıkan yola saptı. Yaz aylarında ve yazlık bir şehirde olduğumuz için sokaklar insan kaynıyordu. Araç tepeye doğru ilerlerken insan kalabalığı azalmış, daha sakin bir ortama giriş yapmıştık. Dik yolun sonu bizi bir aracıya çıkardı. Bu arazi de eğimliydi ve yol, daha dik tepelere çıkıyordu. Geçtiğimiz yollarda yazlık evler olsa da bu kısımda prefabrik evler de vardı. Tibet, düz uzanan toprak yoldan saptı, boş araziye girdi. Aracın ilerlediği rotada, ileride tek katlı prefabrik bir ev vardı. Evin dışındaki ışıklar yanıyordu ve kapıda iki adam vardı. Sohbet eden adamlar aracı fark edince durmuş, bakışlarını bize çevirmişlerdi.

💬

Evin önünde üç araç duruyordu. Tibet arabayı onların yanında durdurdu. O bana kısa bir bakış atıp araçtan inerken arka koltuğa uzanıp valizin fermuarını açtım. Valizdeki kutunun içinde, kabzasında duran hançeri alıp arabadan indim. Hançer ucundu, arka cebime sıkıştırdığımda sapı belime doğru uzanmıştı. Etrafıma bakınırken adamların yanında duran Tibet’e doğru ilerledim. Prefabrik evler, araziye ara ara yerleştirilmişti, birbirlerine yakın durmuyorlardı. Neden burayı seçtiği belli oluyordu.

💬

“Diğerleriyle birlikte dışarıda bekleyin,” dedi Tibet karşısındaki adamlara.

💬

Uzun boylu olan, “Tamam efendim,” dediğinde gözlerim adamın yüzüne tutundu. Yüzünde sabit, düz bir ifade vardı ama gözlerine dikkatle bakan biri yorgun olduğunu anlayabilirdi. Ne kadar süredir burada uyanık durduklarını merak ettim.

💬

Tibet’le birlikte açılan kapıdan içeri girdik. Dışarıdan normal gibi görünen evin içi tam bir harabeydi. Bizim içeri girmemizle beş adam daha bize yaklaştı. Tibet’e baş selamı verip yanımızdan geçerek evden çıktılar. İçerideki küf kokusunu solurken kapının kapanmasıyla gözlerimi ileriye çevirdim. Evin koridorunda iki kapı vardı. Bir kapı asma kilitle kilitlenmişken diğeri ardına dek açıktı. Tibet açık kapıdan içeri girince onu takip ettim. Hançerin kının metal kısımları belime sürtünüyor, soğukluğunu hissettiriyordu.

💬

Odaya girmemle birlikte hava birden değişti. Gözlerim, odanın ortasındaki sandalyede bağlı duran adamlara kaydı. Dört adamın da yüzü kanlar içindeydi ve halsiz görünüyorlardı. Onlara bakmamla birlikte öfke bir rüzgâr gibi etrafımda döndü. Sanki bu rüzgârı onlar da hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdiler. En sağdaki adam bana bakmasıyla birlikte gülünce gözlerim onda takıldı. Otuzlarının sonlarında gibi duran adamın patlamış dudağından akan kan boynuna doğru yol çizmişti.

💬

Adam bana bakarak gülmeye devam edince Tibet, “Ses tellerin hâlâ kesilmemiş mi senin?” diye sorarak odanın köşesinde duran masaya ilerledi. Adamın gülüşü kesilse de bana bakmaya devam etti. “Oysa sizinle ilgilenmelerini rica etmiştim, beni hayal kırıklığına uğrattılar.”

💬

Bir heykel gibi dikilmiş, öfkeli gözlerle adama bakarken dilimi ağzımın içinde döndürdüm. “Neye gülüyorsun?”

💬

Adam tekrar gülmese de yüzü alayla şekillendi. “Sonunda hastaneden çıkabilmiş olmana.”

💬

Cümlesiyle beraber ona doğru atılacakken Tibet benden önce davrandı ve sert bir yumruğu adamın yüzüne indirdi. Adam acıyla inleyip başını eğerken, “Sesini kesmeni söyledim,” dedi Tibet sertçe. Ardından bakışlarını bana çevirdi. “Seç,” dedi, yeniden masaya yaklaştı. Söylediği şeyi anlamadığım için kaşlarım çatıldı. Zaten kafam da onda değildi, adamların varlığı zihnimi darmaduman etmişti. Tibet hafifçe kenara çekilip masadaki dosyayı öne itti, sonrasında dosyanın yanına belinden çıkardığı silahı koydu. “İster bu dosyaları kullan, onları içeri tık. Ya da silahı kullanayım, tamamen yok olsunlar.”

💬

Diğer adamlar korkuyla Tibet’e bakarken diğer adam tekrar konuştu. “İçeriden çıkmanın bir yolunu bulurum nasılsa. Bu kez hedefim o bunak babaannen olur. Sadece o kalmıştı değil mi?”

💬

Bu cümlelerin sadece beni kışkırtmak amaçlı olduğunu biliyordum fakat değindiği bir nokta, tamamen gözlerimin kararmasına sebep olmuştu. “Benimle konuşan sendin.”

💬

Adam acıdan boğuklaşan sesiyle, “Zeki olduğun belli,” diyerek güldü.

💬

Tibet yeniden ona yönelecekken Tibet’i durdurup, “Daha iyi bir seçeneğim var,” diye mırıldandım. Ses tonum Tibet’in dikkatini çekmiş olmalı ki öfkeli bakışları adamdan ayrıldı ve anında bana döndü.

💬

Elimi belime attım, Tibet’in gözleri elimi takip etti. Belime sıkıştırdığım hançeri çıkardığımda duraksadı. Normalde de soğukkanlı bir insandım ama böyle bir konuda soğukkanlı olmama neden olan onlardı. Hançeri yavaşça kınından çıkarırken, “Bu hançeri gerçekten beğenmiştim,” diye mırıldandım. Sakin adımlarla adama doğru ilerledim. Tibet tereddütte kalmış gibi bana baktı. Ona olan bakışlarımı görünce burnundan sert bir nefes verip geri çekildi.

💬

“Anlaşılan sevgilin ölmemizi istiyor,” dedi adam alayla Tibet’e bakıp. “Bu kadar zaman bir bıçakla ölmek-”

💬

Adamın sesi kesildi. Boş odanın içinde rüzgârı bile kesen metalik bir ses yankılandı. Adamın gözleri yavaşça bana döndü, aralık duran dudaklarından bir anda fışkıran kan tişörtüme sıçradı. Diğer adamların sıçramasıyla birlikte havada olan elim aşağı indi, ince hançeri kaplayan kan ucunda birikti ve zemine damlamaya başladı. Adamın kesilen boynundan akan yoğun kana bomboş gözlerle bakarken kalbimin atışlarının yavaşladığını hissettim.

💬

Boynundaki gözlerim, adamın yüzüne çıktı. Açık gözleri bendeydi ama artık nefes almadığını biliyordum. Ona daha da yaklaştım. Hançeri bir kez daha kaldırdım ama bu kez ona saplamak için değildi. Adamın üzerindeki ceketi kavrayıp hançerdeki kanı ceketine sürterek temizlerken, “Burada olduklarına göre bu heriften aşağı kalır yanları yoktur,” dedim. Gözlerimi adamın yüzünden ayırıp Tibet’e çevirirken doğruldum, sırtımı dikleştirdim. “O yüzden yaşamalarına gerek yok. Sen halledebilirsin.”

💬

Tibet’in yüzünde hiçbir belirgin ifade yoktu. Ne yaptığım şeye şaşırmıştı ne de bu onu tedirgin etmişti. Bakışları en az benimkiler kadar boş görünüyordu. Hançeri kınına geri yerleştirip son kez Tibet’e baktım ve ardından ona sırtımı dönerek odadan çıktım. Bir aydır durmadan titreyen ellerim, az önce bir anlık bile olsa titrememişti. Yanlıştı. Bir insanı öldürdükten sonra bu kadar boş ve duygusuz hissetmek kesinlikle yanlıştı. Ama onun bir insan olduğunu düşünmüyordum.

💬

Evden çıktığımda kapıdaki adamların gözleri bana döndü. Üzerime sıçramış olan kana baktıklarını biliyordum, içeride ne olduğunu da onlar biliyordu. Onlar kenara çekildiğinde aralarından geçip arabaya doğru ilerledim. Tıpkı Ferhan’ın ölümünde olduğu gibi şimdi de rahatlamış hissetmiyordum. Karşımdaki adamlar birer piyondu, belki de onları bizim önümüze yem olarak atmışlardı. Ben yem olarak attıkları itleri değil, yem atan elin sahibini istiyordum. O güne kadar hançeri tekrar birinin boynuna saplamam gerekecek miydi? Öyleyse bunu hiç düşünmeden yapacaktım.

💬

Ben arabanın kapısını açtığım sırada Tibet’in dışarıdaki adamlara, “İçeridekiler halledin,” dediğini duydum. O seri adımlarla yürürken arabaya binip kapıyı kapattım. Karanlık aracın içerisinde onun arabaya gelişini izledim.

💬

Buraya geldiğimde hâlâ varlığını sürdüren o kulak uğultusu azalmıştı. Onların eksilmesi, bu uğultunun tamamen yok olmasına neden olur muydu? Peki göğsümdeki uğultuyu nasıl durduracaktım? Biraz olsun suçlu hissetmek istiyordum. Bir insanın boğazını kestiğim, onu öldürdüğüm için az da olsa kötü hissetmek, kendime kızmak istiyordum. Sonra gözlerimin önüne geminin patlaması, babamın parçalanmış cesedi, annem ve kardeşimin kasten, sırf zevk ve korku salmak için bindirildiği yatın patlatılma anı geliyordu. Kardeşimin sesini son duyuşum, onun acı içinde çığlık atmasıyla olmuştu. Annemin sesini ise en son bana yanlarına gitmemen için bağırırken duymuştum. Onların seslerini bir daha duyamayacaktım. Artık boğazı gibi sesleri de kesilen insanların benim için biraz bile önemi yoktu.

💬

Tibet aracı çalıştırıp bizi araziden uzaklaştırırken gözlerim yoldaydı. Hava kararmaya yüz tutmuştu. Biliyordum ki içimde artık gündüz olması çok zordu. Bana ömrüm boyunca karanlıkta mahsur kalacağımı düşündürten bir acı bırakmışlardı. En başa dönmüştüm, her şey sanki benim için yeni başlıyordu. Bundan sonra daha büyük bir acı yaşayamayacağımı bilmenin o rahatsız edici rahatlığı beni korkutmuyor değildi. Bu işin sonunda kendimi ya bir mezarda ya da dört duvar arasında bulacaktım.

💬

“İlkay o gün denizden de destek göndermiş. Diğer kaçan yatı takip etmişler,” dedi Tibet benim gibi yolu izlerken. “Adamlarla çatışmaya girseler pek şansları olmazdı, bu yüzden gittikleri yere kadar takip edip sonradan İlkay’a haber vermişler.”

💬

“Anladım.”

💬

Tibet’in gözleri yüzüme çevrildi. “Onları içeri tıkarsın diye düşünmüştüm.”

💬

“Ve onlara ödül vermiş olurdum,” dedim, geriye yaslanıp gözlerimi yumdum. Üzerime sıçrayan kan, bedenime ağırlık yapıyordu. “Merak etme, pişman değilim.”

💬

“Bunu gözlerinde gördüm zaten,” deyip derin bir nefes aldı. Araç karanlığın içinde hızla ilerliyordu. “Şimdiye kadar hiç onlardan birini kendi ellerimle öldürmedim,” demesi üzerine bakışlarım ona döndü. “O raddeye çok geldim ama her seferinde beni durduran bir şey oldu. Ama şimdi, bu kadar kısa bir zamanda seni bu noktaya getirdikleri için kafalarını kopartman istiyorum.”

💬

Söylerinin altında suçlamanın değil de anlayışın olması beni öfkelendirdi. “Durduramaya yeltenmedin.”

💬

“Çünkü artık eşit değiliz, Niran,” derken sesi saki çıksa da içindeki öfkeyi belli ediyordu. “Senin yaşadığın acı, benimkinin çoktan boyunu aştı ve senin durumunda olsaydım seninle aynı şeyi yapardım, bu yüzden seni durdurma hakkını kendimde görmedim.”

💬

Sessizce onun yan profilini izledim. Ondan beklemediğim bir şekilde, hastanede olduğum süre boyunca yanımda olmuştu. Çoğu zaman dinlenmesi için babaannemi başka bir odaya gönderip yanımda beklemiş, hastaneye gelen arkadaşlarımın ısrarlarına rağmen onların odada kalmasına izin vermeyip kendi beklemişti. Bir gün odaya öfkeyle giren Hanzade’yi nasıl geri püskürttüğünü, onu odadan gönderdikten sonra, “Sinir krizlerini görmemeleri onlar için daha iyi,” diye mırıldandığını hatırlıyordum. Ben bunu onlar için yaptığını biliyordum ama muhtemelen arkadaşlarım ondan nefret ediyorlardı. Özellikle Tibet’le durumumuzu bilen Hanzade, her şey için Tibet’i suçluyor olmalıydı.

💬

Sanki yeniden o hastane odasındaymışım, ağır sakinleştiricilere maruz kalmışım gibi bedenim bir tüy kadar hafifledi ve bedenimi tamamen koltuğa bıraktım. Şakağımı cama yaslayıp dışarıyı izlerken bir rüyaya dalmak üzere olduğumu anlayabiliyordum. Bu işin en kötü yanı, belirli bir konuya odaklanamıyor olmamdı. Beynim annemi ya da kardeşimi düşünmeyi reddediyor, onlarla ilgili girdiğim bir anıdan beni yaka paça dışarı atıyordu. Ne zaman düşünmeyi denesem bedenim bir çuval gibi yığılıyor, yorgun düşüyordum.

💬

Yol boyunca belli aralıklarla gözlerimi açsam da genellikle uyku hâlindeydim. İstanbul’da, köprüde olduğumuzu, Avrupa Yakası’na geçtiğimizi görünce gözlerimi kırpıştırarak doğrulmaya çalıştım. Kendime geldiğimi gören Tibet, “Günaydın uyuyan cadı. Eve mi bırakayım?” diye sordu.

💬

“Beni prenses olarak görmemen kırıcıydı,” dedim yavaşça esneyip. “Hayır, yata gidelim.”

💬

Tibet, cevabıma şaşırdı fakat neden bunu istediğimi bildiğinden başını sallayarak beni onayladı. Marinaya gitmeden önce benzinlikte durdu, o benzin işini hallederken araçta onu bekledim. Dışarı çıkmam ikimiz için de iyi olmazdı çünkü tişörtümün ön kısmında kan lekeleri vardı. Kimse de bunların vişne lekesi olacağına inanacak kadar salak değildi. Arabanın ön kısmında durmuş sigarasını içerken gözlerim ondaydı. Ona baktığımın farkında olduğuna emin olsam da gözlerini aracın içine çevirmedi. Düşünceli görünüyordu ve bu düşüncelerin çoğunluğunu oluşturan kişinin ben olduğumu biliyordum.

💬

Sigarasını söndürüp ödemeyi yaptı, araca geri bindi. Emniyet kemerini taktıktan sonra aracı çalıştırıp benzinlikten çıkardı. Marinaya ulaşana kadar ikimiz de konuşmamıştık. Aslında konuşsam o da susmaz konuşurdu ama benim tek kelime etmeye halim yoktu. Yarım saat sonra marinaya girdiğimizde gözlerim Tibet’e ait yata çevrildi ve yatın önünde bekleyen kadını gördüm. Ona bakarken hiçbir şey hissetmediğimi fark etmek ürkütücüydü. Ne zamandan beri buradaydı?

💬

Tibet aracı durdurduğunda babaannemin gözleri de bize doğru çevrildi. Bacaklarımın arasında duran hançeri arka koltuktaki valizin içine koydum. Tibet valizi alacağını söyleyince de omuz silkip arabadan indim. Ben babaanneme doğru ilerlerken Tibet de valizimi almış arkamdan geliyordu. Babaannemin gözleri ilk önce yüzümde turladı, sonra gözleri bedenime indi. Karanlıktı, marinadaki ışıklandırma loştu ama gözlerinin radarından kaçamamıştım. Üzerimdeki lekeleri gördüğünde şaşkınlıkla tişörtüme, ardından bir bana bir de yanımda duran Tibet’e baktı.

💬

“Neredeydin sen Allah aşkına?”

💬

“İşim olduğunu söylemiştim,” deyip onun yanından geçerek yata uzanan köprüye çıktım.

💬

“Üzerinde kan var, Niran!” diye bağırdı, sonra sesi yüksek çıktığı için endişelenip etrafına bakındı. “Ne yaptınız siz?”

💬

Köprünün üzerindeyken gözlerim karanlık, durgun suya kaydı. Ne tedirginlik ne de başka bir şey hissettim, suyun beni gram korkutmadığını fark ettim. Zaten her şeyimi aldığı için mi?

💬

Tibet’in, “İçeri geçelim,” dediğini duydum. Ben yata atlarken onlar da arkamdan geldi. Kenara çekilip Tibet’in gelmesini, kilidi açmasını bekledim.

💬

Tibet kaydırarak açtı, onun ardından babaannem de yan yan bana bakarak içeri girdi. En son içeri girip kapıyı kapattım. Babaannem etrafı incelerken üzerimdeki tişörtü yukarı sıyırıp çıkardım. Bir elimde tişörtü tutarken diğer elimi Tibet’in tuttuğu valize uzattım. Tibet bir an duraksasa da gözlerini babaanneme çevirirken valizi bana verdi.

💬

“Üzerimi değiştirip geleceğim,” dediğimde babaannemin gözleri çıplak kalan üst kısmına çevrildi. Sütyenimin üzerinde de birkaç koyu nokta vardı, kan tişörtümden sızmış olmalıydı. “Ben gelene kadar onu soruya boğup bunaltma.”

💬

Babaannemin kaşları çatılırken ona alayla bakıp arkamı döndüm ve merdivenlere yöneldim. İlk başta sadece üzerimi değiştirmeye niyetlensem de sonrasında burnuma gelen pis kokuyla tiksinip duşa girdim. Banyoda bulduğum eşyalar temiz miydi bilmiyordum ama bunu önemsememiştim. Bulduğum şampuan ve duş jeliyle temizlenip suyun altından çıkmış, kenarda duran havluyu bedenime sarmıştım. Banyonun kapısının önünde bıraktığım valizi aldıktan sonra odaya geçtim.

💬

Bu odada geçirdiğim ilk gecede huzurlu bir uykuya yattığımı düşünürken aslında en büyük kabusumdan bir diğeri için gözlerimi kapatmıştım. Bunu o sabah uyandığımda bilmiyordum ama öğrenmem uzun sürmemişti. Valizi yatağın üzerine koyup içinden iç çamaşırlarımı çıkardım. Küçük bir valizdi, içinde pek kıyafet yoktu ama beni bugünlük idare ederdi. İç çamaşırlarımı giydikten sonra çıkardığım şortu ve tişörtü de üzerime geçirdim. Saçlarımı kurutmadan, çıplak ayaklarla odadan çıkıp onların yanına geri döndüm. Çıplak ayaklarla yere basmak, tuhaf bir şekilde kaskatı olan bedenimi gevşetmişti.

💬

Üst kata çıktığımda karşı karşıya oturmuş konuşan ikili sustu. Onların bakışlarına karşılık vermeden koltuğun kenarına oturup bacaklarımı yukarı çektim. Babaannemin bana doğru döndüğünü gördüğümde konuşmaya başlayacağını anlamıştım. Az çok neler söyleyebileceğini tahmin edebiliyordum.

💬

“Benimle birlikte Artvin’e dönüyorsun,” dediğinde kaşlarım havalandı.

💬

Gözlerinin içine bakarak, “Hiçbir yere gitmiyorum,” dediğimde kaşlarını çattı. “Sen dönebilirsin. Hatta dönmen benim için daha iyi olur. Bir de senin için endişelenmek zorunda kalmam.”

💬

“Ama ben senin için endişelenirim,” dedi babaannem öfkeyle. “Seni de kaybetmeyeceğim.”

💬

“Ailem burada. Buradan ayrılmayacağım,” dedim uyuşmuş gibi bir sakinlikle. “Dediğim gibi, sen dönebilirsin.”

💬

Babaannem hiddetle yükselecekken Tibet araya girerek, “Bırakın kendi istediğini yapsın, Nermin Hanım,” dediğinde ikimizin de bakışları ona döndü. “Siz de biliyorsunuz ki bu saatten sonra onu bir eve kapatmak, onun daha iyi olmasını sağlamayacak.”

💬

“Güvende olmuş olacak,” demesi dudaklarımın kenarının yukarı kıvrılmasına neden oldu ama o bana bakmadığı için bunu görmedi.

💬

“Siz güvende olduğuna inanacaksınız ama iyi hissetmeyen biri, güvende olduğunu da hissetmez,” dedi Tibet ellerini yavaşça birbirine sürterken. “Önemli olan Niran’ın güvende olması değil, güvende hissetmesi.”

💬

“Birilerini öldürerek mi kendini güvende hissedecek!” Babaannem aniden oturduğu yerden ayaklandı, öfkeyle Tibet’e bakıyordu. “Torunumun bir seri katile dönüşmesine izin vermemi istiyorsun.”

💬

“Öyle bir şey olmayacak,” dedi Tibet göz ucuyla bana bakıp.

💬

Babaannem de bakışlarını bana çevirince olduğum yerde kayıp koltuğa uzandım. “Uyumak istiyorum.”

💬

“Burada mı kalacaksın?”

💬

Babaannemin sorusunu gözlerim kapalıyken cevapladım. “Evet.”

💬

“Konu kapanmadı ve ben de hiçbir yere gitmiyorum,” dedi, hareketlendiğini duydum. “Aramanı bekliyor olacağım, Niran.”

💬

Bir şey demedim, o da bir cevap beklemedi. Onun yattan ayrıldığını bilsem de gözlerimi açmadım. Kapalı göz kapaklarıma birçok sahne yansıdı, sahneler hakkında düşünemeden kendimi onları üçüncü bir göz olarak izlerken buldum. Bütün sahneleri soğukkanlılıkla izlemek benim de beklemediğim bir şeydi. Sanki bir ay boyunca o hastane odasında kendini parçalayan, acıya dayanamayıp kendine zarar veren ben değilmişim gibi geliyordu.

💬

“Uyuyacak mısın?” diye sordu Tibet. Sesi yakından gelmişti.

💬

“Evet,” diye mırıldandığımda, “O zaman küçük bir gezintiye çıkalım,” dedi. Onu reddetmedim, başımı salladım.

💬

Uyku, babaannemden ya da olanlardan kaçmak için uydurduğum bir yalan değildi. Neden bilmiyordum ama göz kapaklarımı açık tutmak zor geliyordu. Gözlerim açıkken yaptığım şeyler, hareketlerim bir robotu andırıyordu. Ben gözlerim kapalı uykunun etrafında dönerken yat hareketlendi, denizde ilerledi. Bir ara üzerime örtülen örtüyü hissettiğim, örtü bedenime çarpan esintiyi engelledi. Bu bilinçsizce örtüye sarılıp daha derin bir uykuya gömülmemi sağladı. İzlendiğimi hissetsem de rahatsızlık hissetmedim, uyku daha cazip geldi.

💬

🌪️

💬

Ellerim deri ceketimin cebinde öylece durmuş nemli toprağı izliyordum. Hava sıcaktı, haziran ayındaydık ama titremelerimi durduramadığımı gören Tibet, ceketi giymem konusunda ısrar etmişti. Gözlerim ilk önce babamın mezar taşına kaydı. Taş yeni temizlendiği için mermerin üzerinden su damlaları kayıyordu. Bu damlalar bana onun akıttığı gözyaşlarını anımsatınca sertçe yutkundum. Beni görüyorsa, benim için ne hissediyordu?

💬

Gözlerimi zorlukla onun mezarından ayırıp yanındaki mezara çevirdim. Anneme ait olan mezar, olduğum yerde ince bir dal gibi titrememe neden oldu. Onlarla gelmem için ısrar etmişti. Eğer gitseydim, bir şeylere engel olabilir miydim? Onlarla birlikte mi ölürdüm? Ya da yine onların ölümünü bana izletirler miydi? Ceplerimdeki ellerim yumruk şeklini alırken dişlerimi sıktım. Birçok hata yapmıştım ve artık bunları geri alabilmemin imkânı yoktu.

💬

“Beni affetmeyecekler,” diye mırıldandım gözlerimi kardeşimin mezarına çevirirken. Gözyaşım hızla çeneme akarken yutkundum. Her an kriz geçirebilme ihtimalime karşı Tibet yanımda duruyordu ama sandığından daha farklı hissediyordum. “Özellikle Melin.”

💬

“Bu düşünceyle kendine eziyet etme,” dediğinde dolu gözlerimi ona çevirdim. Bana bakmak yerine babamın mezar taşına bakmaya devam ediyordu. “Merak etme, ona bir şey olmayacak, buna izin vermeyeceğim.” Son cümlesinin bana olmadığını fark edince duraksadım. Gözlerini bana dokundurmadan arkasını döndü. “Arabada seni bekliyor olacağım, istediğin kadar onlarla kal.”

💬

Tibet mezarlıktan çıkana dek arkasından baktım. Sabaha karşı yatı marinaya çekmişti, bugün mezarlığa gelmek isteyeceğimi biliyordu. Üzerinde tuhaf bir sessizlik vardı, bakışları da her zamankinden farklıydı. Zihnimi ondan uzaklaştırıp önüme dönerek kardeşimin mezarına baktım. En çok onun mezarına bakmak burnumu sızlattı. Belki de bunun sebebi onun bana olan inancını bilmemdendi. Gitmeden önce bağıra çağıra bana söyledikleri kafamın içinde yankılanıp duruyordu. Söz konusu sevdiğin bir insan olduğunda, ölürken neler hissettiğini düşünmeden edemiyordun ve bunu düşünmek, beni kendi içimde yavaş yavaş öldürüyordu.

💬

Tibet’in kenara bıraktığı kasalardaki çiçeklerle onların mezarını süslerken hissettiğim kırgınlık büyüdü. Bu ihtimal beni en başından beri korkutmuştu, hayal ettiğim bu değildi. Onların hak ettikleri cezayı bulmalarını, içeri tıkılmalarını, sonrasında ailemi de alıp buradan uzaklaşmayı istemiştim. Hiçbirinin oluru olmadığını anlamam uzun sürmemişti. Kendi aileme bir hayat borçlanmıştım, bunun yükü bana ölene dek yeterdi.

💬

Boş kasaları alıp doğruldum. Diğer kolumun iç tarafıyla yüzümü silip burnumu çektim. Kötü insanların bile bir dur noktası olabileceğine olan inancım sönmüştü. Hiçbirinden gram merhamet görmemişken, nasıl merhamet etmem beklenebilirdi? Bir süre sonra bu iyi niyetlilik değil, enayilik olurdu.

💬

“Özür dilerim,” diye fısıldadım, gözyaşlarım yeniden kendini ortaya attı. “Çok özür dilerim. Sizi sevdiğimi söylemeye yüzüm yok.”

💬

Dudaklarımı birbirine bastırdığımda gözyaşım dudaklarımın arasına yayıldı. Kasaları daha sıkı tutup hızla arkamı dönerek uzaklaşmaya başladım. Belime sarılmış bir ip vardı, beni çekip duruyor, sanki onların yanına uzanmamı istiyordu. Suçluluk hissinin bir ip gibi boğazıma dolanıp beni boğması da an meselesiydi. Kasaları mezarlığın çıkışına bırakıp kapının yanındaki çeşmeye yöneldim. Suyun altında toprak içindeki ellerimi temizlerken burnumu çektim. Suçlu hissetmeye bile hakkım yokmuş gibi geliyordu.

💬

Temizlediğim ellerimi kotuma sürterek ıslaklığını aldıktan sonra mezarlıktan çıkıp karşı yolda bekleyen araca ilerledim. Tibet camı açmış sigara içiyordu. Yaklaştığımı fark edince gözlerini bana çevirdi ama ona bakamadım. Sanki o da beni suçlayacakmış gibi geliyordu, elimde değildi. Arabaya bindiğimde sigarasını söndürüp kolunu içeri çekti, aracı çalıştırdı.

💬

“Abinden haber var mı?”

💬

“Yarın kesin bir haber gönderirler,” dedi direksiyonu sıkıca kavrayıp geriye yaslanırken. “Bugün hiçbir şey yapmayacağız.”

💬

Kaşlarımı kaldırıp, “Nasıl yani?” diye sordum.

💬

“Hiçbir şey yapmayacağız,” dedi yeniden. “Şimdi gidip güzel bir yemek yiyeceğiz, ki sana hastane odasında bakmak çok zordu, ne spora gidebildim ne de düzgün yemek yiyebildim.” Alayla bana bakınca kaşlarımı çattım. “Ödeşme vakti, sen de benimle ilgileneceksin.”

💬

Söylediklerinin bir isyandan ya da suçlamadan çok dalga amaçlı olduğunu anlayınca çatık kaşlarım düzeldi. “Her şeyi böyle karşılıklı mı yaparsın?”

💬

“Her şeyi karşılıksız yaparsam ne anlamı kalır, Niran?” Omuz silkip güldü, sonra bakışlarıyla yüzümü işaret etti. “Önce bir marinaya uğrayalım. Yüzün çamur ve sümükle dolu.”

💬

“Ne?” Şaşkınca ona baktım, ardından yan aynadan yüzümü görmeye çalıştım.

💬

Tibet gülerek, “Tamam, biraz abarttım,” dediğinde kolumu yana doğru atıp sertçe omzuna vurdum. “Kötü mü, biraz keyfin yerine geldi, diyalog kurmayı hatırladın.”

💬

“Sence keyifli olmam mı gerekiyor?”

💬

“Sadece öfkeyle yaşarsan, sadece kendini tüketirsin,” derken gülüşü kesilmişti. “Sana eğlen, gez toz, hayatını yaşa demiyorum. Hayatı kendine zindan etme yeter, bunun kimseye bir faydası olmaz.”

💬

“Bu akılları kendin için de kullanıyor musun?” diye sormam üzerine dudakları kıvrıldı.

💬

“Kullanmamış olsaydım şu an akşam yiyeceğim yemeği değil, yalnızca kafalarını uçurmayı düşünürdüm.” Burun kıvırdı. “Düşünmüyor da değilim ama ilk önce yemek.”

💬

“Sende bir tuhaflık var,” dedim yan profilini incelerken.

💬

“Yorgunum,” deyince üstelemedim çünkü bunu öyle bir tonda söylemişti ki, gerçekten yorgun olduğunu anlamamak imkansızdı. Belki olaylar onun etrafında dönmüyordu ama etkilenmesi de kaçınılmazdı.

💬

Söylediği gibi ilk önce yata döndük. Tamamen arınmak için duş almış, sonrasında da üzerimi değiştirmiştim. Artık bedenimde sabahki titreme olmadığı için askılı bir bluz giymiştim. Bugünü de bu şekilde atlatabilirdim fakat yarın o eve dönmem, kendim için kıyafet almam gerekiyordu. Bir yanım bunu babaanneme söylememi, kıyafetleri ona getirmemi istiyordu. Diğer yanım ise bu yüzleşmeyi ertelememem taraftarıydı. Şimdi olmasa bile o eve bir gün girmek zorunda kalacaktım. Bir şeyleri ertelememem gerektiğini öğrenmiştim.

💬

Tibet de kendi odasında duşunu alıp üzerini değiştirdikten sonra yattan ayrıldık. Ben altıma dar, siyah bir kot, üzerime de ince askılı koyu yeşil bir bluz giymiştim. Tibet’in üzerinde ise çok da açık renk olmayan bir kot ve beyaz bir tişört vardı. O gözlüklerini takmış arabaya doğru ilerlerken benden daha canlı görünüyordu. Ben ise süslenmiş bir ruh gibi arkasından onu takip ediyordum. Birinin yeniden saldıracak olmasından korkmuyor muydu? Gerçi o da haklıydı, kaybedecek çok da bir şey kalmamıştı.

💬

Bizi marinadan uzaklaştırıp yine deniz kenarında bir mekâna götürdü. İçeri girdiğimizde ona geri dönmek istediğimi söyleyecektim fakat beni engelleyen şey gördüğüm yüzler olmuştu. Beni görür görmez ayaklanan Hanzade ve Başak’a baktım. Gözlerim hızla onlardan ayrılıp Tibet’e çevrildi. Tibet mi onları çağırmıştı yoksa arkadaşlarım mı ısrar etmişti bilmiyordum ama şu an bunun iyi bir fikir olmadığını düşünüyordum. Buradan uzaklaşmam için beynimde çalmaya başlayan bir siren sesi vardı.

💬

Yavaşlayan adımlarımla masaya yaklaştım. Hanzade’nin sevgilisi Göksal ve okuldan arkadaşım olan Joseph de buradaydı. Babamın ölümünden sonra Joseph ile hiç görüşmesem de mesajlaşmıştım. Bana bakarken kırgın görünmüyordu, gülümsüyordu. Hanzade’den ayrılıp Başak’a sarılırken ona gülümsemeye çalıştım fakat çok da başarılı olabildiğimi düşünmüyordum. Philadelphia’dan üç yıl önce üniversite için gelmişti. Göksal’dan ayrıldığım sırada kızıl kahve gözleri yüzümdeyken ayaklandı. Ona bakarken onu özlemiş olduğumu hissettim.

💬

“Sonunda seni yakaladım,” dedi bana sarılırken. Boyu oldukça uzundu, sarılırken sürekli eğilmek zorunda kalması sık yaşadığımız bir şeydi ve bunu hatırlamak beni burukça gülümsetti. “Stajı da sayarsak seni yarım senedir falan görmüyorum.”

💬

Buruk gülümseme hâlâ dudaklarımdayken geri çekilip, “Üzgünüm,” diye mırıldandım. Joseph, Göksal ve Hanzade karşımızda otururken ben de Tibet’in yanına oturdum. Oturmak değil, gitmek istiyordum.

💬

“Tibet akşam yemeği yiyeceğinizi söyleyince biz de gelmek istedik,” dedi Hanzade mahcup bir şekilde. “Sana emrivaki yapmış gibi oldu biraz ama seni merak ettik.”

💬

“Önemli değil,” dedim sakince, masada duran su şişesini alıp kapağını çevirdim. Şişedeki suyu bardağa boşaltırken herkesin gözünün bende olduğunu biliyordum. “Ee, bu yaz nişan yapmayı planlıyordunuz, hazırlıklara devam ediyor musunuz?”

💬

Sorum üzerine masada kısa bir sessizlik yaşandı. Gözlerimi bardak ayırıp Hanzade’ye çevirdiğimde sorunun muhatabının kendileri olduğunu yeni anlamış gibi baktı. Ardından gülümseyerek, “Evet,” dedi ve neler yaptıklarıyla ilgili konuşmaya başladı.

💬

Madem buradaydılar, onlarla kendimle ilgili konuşmak, bakışlara maruz kalmak istemiyordum. Onları çağırdığı için Tibet’e kızgın değildim. Arkadaşlarımın onu sıkboğaz ettiğinden emindim, bir yerde buna mecbur kalmış olmalıydı ama bir yandan bunun bana iyi geleceğini de düşünmüş olmalıydı. Ben bana iyi gelebilecek bir şey olduğunu düşünmüyordum. Belki haftalar geçmişti ama benim için her şey dün gibiydi. Ve hep de öyle olacakmış gibi geliyordu.

💬

Dışarıdan görülen arkadaş arasında olan eğlenceli bir akşam yemeği, beni içten içe çöktürdü. Okyanus çukuru içimdeydi, derinliğini ve içinde neler sakladığını bilmememe rağmen kulaç atmaya devam ediyordum. Belki sohbet eden, beni gülümsetmeye ve konuşturmaya çalışan arkadaşlarım bunu fark etmiyordu ama eli diz kapağıma yaslanan Tibet’in bunu bilmese de hissettiğini anlayabiliyordum. Beni oradan çıkaramayacağının farkındaydı, hiçbir sebebi yokken kendini de o çukura sokuyordu ve ben bunu görebiliyordum.

💬

Arkadaşlarım, bir adamın boynunu yardığımı bilselerdi bana nasıl bakarlardı?

💬

Hiçbiri buna ihtimal dahi vermezdi. Olanlardan haberi olan Hanzade bile bu kadarını düşünmezdi. Belki de bir katil olduğumu öğrendiklerinde başlarını derde sokmamdan korkup benden uzaklaşırlardı. Başım derde girer miydi? Öyle bir ihtimal olsaydı Tibet önüme iki seçenek koymaz, dosyaları kullanarak onları içeri tıkmamızı sağlardı. Ama derde girecek olsaydı da bunu önemseyeceğimi sanmıyordum. Gökyüzünü görüyor olsam da dört duvarın arasındaydım.

💬

Boğulduğumu hissedince, “Kalkalım mı?” diye sordum Tibet’e. Masadaki sesler bir anda kesildi. Tibet gözlerimin içine bakarken arkadaşlarıma bakmaktan çekinip ona baktım.

💬

“Elbette,” dedi Tibet sandalyesini yavaşça geri iterken. Ardından gözlerini arkadaşlarıma çevirdi. “Hesap işini hallederim, misafir olan sizlerdiniz.”

💬

Onlar itiraz etti ama Tibet’in onları dinleyeceğini sanmıyordum. Sandalyemden kalkıp çekingen gözlerle arkadaşlarıma tek tek baktım. “Sonra yeniden görüşürüz, biraz yorgunum.”

💬

“Tabii, sen dinlen, biz buradayız hep,” dedi Hanzade paniğini saklayamadan.

💬

Onlar ayaklanırken geriye çekilip ellerimi önümde birleştirdim, yavaşça gülümsedim. “Görüşürüz o halde, kendinize iyi bakın.”

💬

Şaşkınlıklarını gizlemeden onlarda bana aynı şekilde karşılık verdiler. Arkamı dönüp çıkışa doğru ilerledim, Tibet’i beklemedim çünkü onun ödeme yapmasını bekleyemezdim, boğuluyordum. Kısa süren akşam yemeğinde zorla aldığım birkaç lokma haricinde bir şey yememiş, içmemiştim. Buna rağmen çok yemişim gibi bir mide bulantısı yaşıyordum. Mekândan çıkıp kendimi dışarıya attım, derin bir nefes aldım. Onlara doğru düzgün veda etmememi garipsemeyeceklerini biliyordum. Aksine bu benim için daha çok üzülmelerine neden olmuş olmalıydı.

💬

Yürüyüş yolunda durup kollarımı bedenime sararak Tibet’i beklemeye başladım. Cam kenarında oturan arkadaşlarımın bakışları üzerimdeydi muhtemelen ama gözlerimi onlara çeviremedim. Neyse ki Tibet beni çok fazla bekletmemiş, mekânın basamaklarını hızla inerek bana doğru gelmeye başlamıştı. O yanıma geldiğinde sessizce yürüyüş yolunda adımlamaya başladık, arabayı park ettiği yer çok da yakın değildi, park yeri zor bulmuştu.

💬

“Kusura bakma, senin de yemeğini böldüm,” diye mırıldandım adımlarımı izlerken.

💬

“Açıkçası nişan ve platoniklik konusu beni biraz baymıştı,” dedi omuz silkip. “Tabii bunu arkadaşlarına söyleme.”

💬

Burnumdan sert bir nefes vererek güldüm. “Söylemem. Zaten bir daha ne zaman görüşürüz bilmiyorum.”

💬

Tibet ellerini sokarken, “Onlara nasıl baktığını gördüm,” dedi, adımlarım kesildi. Ben durunca o da durup bana doğru döndü. Şimdi sahildeki yürüyüş yolunda karşı karşıya duruyorduk. “Her zaman insanları kendinden uzaklaştırmak onları korumuş olmak demek değildir.”

💬

Ona doğru bir adım attığımda gözleri yüzümü takip etti. “Annem ve kardeşim benim yüzümden öldüler,” derken sesim hiç olmaması gereken kadar sakindi. “Ve ben dün onların katillerinden birinin boynunu kestim. Hem de hiç tereddüt etmeden. Pişmanlık dahi duymadan.”

💬

“Biliyorum, ben de oradaydım,” dedi gözlerimin içine bakarken. Ardından o da bana doğru bir adım attı. “Bu saatten sonra isteyecekleri tek can benimki haricinde seninki olacak. Emin ol arkadaşlarınla uğraşmazlar, onları bir yem olarak bile görmezler. Çünkü sana zaten en büyük acıyı verdiler.”

💬

Bir an bunun ağırlığına dayamayan omuzlarım çöktü. “Doğru.”

💬

Tibet aniden ellerini omuzlarıma koyduğunda gözlerimi kaldırarak yüzüne baktım. “O gün bana neden diye sormuştun ama sana asıl cevabı vermemiştim çünkü söyleseydim de o anki bulanık zihin ne demek istediğimi anlamazdı,” dediğinde hangi günden bahsettiğini anlamam biraz zaman aldı. “Her gün yanındaydım, evet. Haklıydın, gözlerinde kendini öldürme isteğini gördüğümden ve bunu gerçekten yapabilecek olmandan endişe duymuştum.” Ben duraksarken omzumdaki elleri yavaşça kollarıma doğru kaydı. “Bu senin kendi isteğin, tercihin olsa dahi buna izin vermeyeceğim, Niran.” Bana öyle bir bakıyordu ki bu bakış aklımı allak bullak etti. “Kendim de dahil her şeyi ateşe atacak olsam dahi izin vermeyeceğim. Ölmeyeceksin.”

← Önceki Bölüm: 11. HANÇERİN HEDEFİ
Sonraki Bölüm: 13. VİCDAN MUHAKEMESİ

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top