💬

💬
🎧: TalkinToys, Bleeding
💬
Odamda bir ileri bir geri yürürken ellerimi birbirine sürtüyor, parmaklarımı sıkıyor, gerginliğimi geri plana atmaya çalışıyordum. Sanki beni merdivenlerde bekleyen bir canavar vardı, ben o canavardan doğduğum andan beri korkuyordum, odamın kapısını açıp dışarı çıkmak için bir adım atamıyordum. Gerçekler, çoğu zaman beyni kemiren birer canavardı.
💬
“Erteledikçe başıma ağrılar giriyor,” diye homurdanarak adımlarımı ani bir hareketle kapıya çevirdim. Eve gelmemin üzerinden bir saat geçmişti. Kimseye görünmeden odama kaçmıştım. Elbette eve döndüğümü biliyorlardı fakat yanıma gelen kimse olmamıştı.
💬
Babaannemin bana destek olacağını bilmenin verdiği güvenle merdivenleri inip salona doğru ilerledim. İçeri girdiğimde üçünün de bakışları televizyondan ayrılıp bana çevrildi, annem ve Melin kısa bir bakışın ardından dikkatlerini tekrar televizyona verseler de babaannem, ben koltuğa oturana kadar gözlerini benden ayırmamıştı. Tabii benim de gözlerim ondaydı. Babaannemin yanına oturdum, gözlerimi annem ve kız kardeşime çevirdim. Babaannem niyetimi anlamıştı, ben ise konuya nasıl gireceğimi bilmiyordum. Odada esmeye başlayan soğuk rüzgârı şimdilik sadece ben hissediyordum.
💬
Yavaşça öksürdüğümde Melin göz ucuyla bana baksa da annem bu hareketimi olağan karşıladığından olsa gerek bana bakmadı. Melin tam önüne dönecekken tekrar öksürdüğümde, kaşlarını çatarak dik dik bana baktı. Bu kez annemin gözleri de bana çevrilmişti. Kesmek zorunda kaldığım birkaç gün önce kesmek zorunda kaldığım tırnaklarımı avuç içlerime batırdım ama uzun olmadıkları için derimde rahatsız edici bir his bırakmadı.
💬
Bir şey söyleyeceğimi anlayan Melin, “Ne kıvranıyorsun sen?” deyince ona kaşlarımı çatarak baktım. “Kıvranma da söyle. Dikkatimi dağıtıyorsun.”
💬
Melin’in cümlelerinin ardından annem de bana doğru dönüp, “Bir sorun mu var kızım?” diye sordu.
💬
“Sizinle konuşmam gereken bir konu var,” demem üzerine babaannem kumandadaki kırmızı tuşa bastı ve televizyonu kapattı. Bu, konunun ciddi olduğunu onlara hissettirmişti. “Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Şimdiden özür dilerim.”
💬
Annemin bakışlarını esir alan tedirginliği gördüm. “Beni korkutuyorsun.”
💬
Melin çatık kaşlarla beni izlerken, “Doğruca anlatman hepimiz için daha iyi olacaktır,” dediğinde derin bir nefes alıp başımı salladım.
💬
“Konuyla ilgili bana soru sormasanız bile ben sizin, benim o gemiden nasıl, ne şekilde çıktığımı ya da olayların aslında nasıl geliştiğini merak ettiğinizi biliyorum,” dedim, bu konuya girmemin onları nasıl sarstığını yüz ifadelerinden anlamak kolaydı. “Gemi teknik bir sorundan dolayı falan patlatılmadı, biri bunu kasten yaptı.” İkisinin de gözlerindeki ve yüzlerindeki ifade o kadar farklıydı ki. Yüzleri şaşkınlıkla şekillenirken ikisinin de gözleri bunu zaten biliyormuş, tahmin edebiliyormuş gibi bakıyordu. “Patlama olmadan önce biri beni o gemiden uzaklaştırdı.”
💬
Bir buz gibi çözüldüm, her detayı anlatırken su olup onları bastıkları zemini küçük bir göle çevirdim. Olan biteni babaanneme anlatırken bile bu kadar kalbim sıkışmamıştı. Bu benim için o kadar zordu ki, sanki her anlatışımda her şeyi baştan yaşıyordum. Tibet’le olan anlaşmama kadar anlatmıştım ve bu ayrıntının onları aydınlattığını, Artvin’e neden gitmelerini istediğimi anladıklarını görebiliyordum. Hiçbir yorum yapmadan sadece dinlediler ve hiçbir tepki vermemeleri beni rahatlatmaktan çok daha da gerdi.
💬
Amcama ait kısmı es geçmedim, anlattım, babaannemin başı öne eğildi.
💬
Annemin gözleri yaşlarla parıldıyordu ama asla o yaşlardan biri yanağına akmıyor, direniyordu. Melin’e bakmasam da içimi burkan iç çekişlerini duyabiliyordum. Ferhan ile amcamın ölümünden bahsettiğimde ise nefes sesleri dahi kesilmiş gibi oda sessizleşmişti. Burnumu çekip gözlerimi ellerime indirdim, ellerimin titrememesi için parmaklarımı öyle çok sıkıyordum ki esmer tenim bembeyaz görünüyordu. Kalbim de üzüntüden kanından arınmış, bir ruh gibi bembeyaz kesilmiş gibiydi.
💬
“Ben,” dedi annem fısıltı şeklinde. Elini ayaklanmak için koltuğun kolçağına bastırdı, tam ayaklanamadan koltuğa geri yığılınca panikledim. Ona doğru atılacakken elini kaldırıp beni durdurdu, havada duran eli titriyordu. “Asaf’ın ne günahı vardı?”
💬
Babaannemin başı hâlâ eğikti.
💬
“Bize bunları şu an anlatmanın bir sebebi var değil mi?” Melin’in titrek çıkan sesiyle bakışlarım onu buldu. Mavi gözlerini saran beyazlık kan içindeydi, burnunun ucu kızarmıştı. “Sen nasıl bir şeyin içine girdin?”
💬
“Olması gerekeni yapıyor,” derken istemsizce kaşlarım çatılmıştı.
💬
Melin bir anda ayağa kalkıp, “Babamızı öldürdüler ve sen katillerin peşinde olduğunu mu söylüyorsun?” diye bağırınca duraksadım. “Sen bir üniversite öğrencisisin! Bildiğin bunca şeyi bunca zaman sakladın, bunu anlarım, delil olmamasından falan bahsedersin. Ama bahsettiğin o herif katillerin arasında yetişmiş biri! Ona nasıl güvenip kendini böyle bir tehlikeye atarsın sen?”
💬
Annem, “Melin,” dedi ama cümlenin devamını getirmedi. Melin’in sözlerine hak verdiğinin ama şu an konuşacak halde olmadığının farkındaydım.
💬
Sessizce Melin’e baktığım sırada, “Şimdi ne isteyeceksin?” diye sorup güldü. “Yine kendi başına kararlar verip bizi tekrar Artvin’e mi göndereceksin? Biz de aptal gibi bir yere tıkılıp senin de ölüm haberini bekleyeceğiz öyle mi?”
💬
Son sorusu annemi ve yanımda başı eğik bir şekilde duran babaannemi irkiltti ama ben öylece ona bakmaya devam ediyordum. “Bağırmayı kes,” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle.
💬
O sinirle gülmeye devam ederken, annem, “Eşyalarınızı toplayın, buradan hemen gideceğiz,” dedi donuk sesiyle. “Benim elin leş yiyicilerine verecek bir canım daha yok.”
💬
Ondan zaten böyle bir cümle duymayı beklediğimden şaşkın ya da gergin hissetmedim. “Evet, Melin ve sen gideceksiniz.”
💬
Annemin bakışları artık üzüntüden, kederden arınmıştı. Bahsettiğim tehlikeyi yeni yeni idrak edebiliyordu. Bana bakarak, “Buna sen karar veremezsin,” dedi sertçe. “Kendi çocuklarımı korurken, alacağım kararları çocuklarıma dahi sormam.”
💬
Babaannem en sonunda eğdiği başını kaldırıp, “Melani,” dedi ama annem onu, “Hayır anne,” diyerek susturdu. “Niran’ın bahsettikleri delilik. Onun hislerini anlamıyor değilim ama göz göre göre onu tehlikeye atmamı isteyemez.”
💬
Bu kez sakinleşen Melin, çığırından çıkan annemdi.
💬
“Ben zaten bu işe girdim,” dedim üstüne basa basa. “Senin dediğin şekilde hareket ettiğimizde huzurlu mu olacağız sanıyorsun? Biz o huzuru haftalar önce kaybettik anne ve artık o adamlar, benim onların peşlerinde olduğumu biliyorlar.”
💬
“Sen daha yirmi üç yaşındasın!” diye sesini yükseltti annem. “Niran, sen bir polis ya da avukat değilsin, savcı değilsin. Sen genç bir kızsın! Nasıl bu kadar basitmiş gibi böyle konulardan bahsedebilirsin?”
💬
“Nasıl mı bahsederim?” Bedenimi tamamen anneme doğru çevirdim, annem ona olan bakışım ve ses tonum karşısında duraksadı. “Farkında mısın anne, orada ölen herhangi bir insan değil benim babamdı.” Annemin neredeyse mavi gözlerinin tümünü kaplayan göz bebekleri titredi. “Ben birilerini öldürmek için değil, babamı öldürdüklerini ispatlamak için peşlerine düştüm. Bana gelecek hiçbir zarar da umurumda değil. Babamın huzur içinde uyumasını istiyorum!”
💬
Annem yüz ifadesinin tam aksi bir sertlikle, “Eşyalarınızı toplayın,” dedi ve bu kez daha sağlam bir bedenle ayaklanıp odadan çıktı.
💬
Konuşurken kullandığım ellerim hâlâ havadaydı, sonra bir anda boşluğa düştü ve kollarım iki yanımda sallandı. Annemin çıktığı kapıya diktim gözlerimi. Elbet de hiçbir yere gitmeyecektim ama onunla bu şekilde olmak istemiyordum. Henüz anlattıklarımı sindiremediğinin farkındaydım. Yalnız kaldığında her cümlemi tekrar tekrar düşünecek, tüm bu olanları, anlattıklarımı zihnine kazıyacaktı.
💬
“Bu Tibet, o gün marketten dönerken karşılaştığımız adam mı?”
💬
Melin’in sesini duyunca gözlerimi ona çevirdim. Sesi gibi yüzü de sakin görünüyordu. “Evet,” dedim sadece.
💬
“Ona nasıl güvenebilirsin?” diye sordu, bu kez sesinde yargılama yoktu, gerçekten bir cevap istiyordu.
💬
Onu, “Çünkü onun da babasının ölümüne sebep oldular ve onun da istediği tam olarak benimkiyle aynı,” diye cevapladığımda, anlık bir şaşkınlıkla baktı. Ardından yavaşça başını sallayıp ayaklandı.
💬
“Bak, seni anlamıyor değilim,” dedi gözlerimin içine bakarken. “Aksine senin yerinde olsaydım senden farklı davranmazdım. Sadece sen de şunu anla, bu tür adamların peşine düşmek seni de ölüme götürebilir ve her şey dizilerdeki ya da filmlerdeki kadar basit değildir. Senin için endişelendiğimiz için bize kızamazsın.” Sessizce ona bakmaya devam ettim. “Babamın öldüğünü değil de öldürüldüğünü öğrenmek yeterince kalbimi ezmişken senin böyle bir belaya bulaşmanı öylece kabul edemem. Sana koşulsuzca arka çıkmak beni iyi bir kardeş yapmaz.”
💬
“Kötü bir niyetinin olmadığını biliyorum,” diye mırıldanırken kalktığım koltuğa yığılır gibi geri oturdum.
💬
“Güzel,” dedikten sonra derin bir nefes aldı. “Bir de ben annemle konuşayım.”
💬
Melin kapıdan çıkarken başımı geriye doğru atıp gözlerimi tavana diktim. Normal şartlarda sadece babamla ilgili gerçeği anlatsaydım her ikisinin de yeniden bir enkaza dönüşeceğini biliyordum. Ama benim adım attığım yol her ikisini de öyle endişelendirmişti ki, bir anda tamamen o kısma odaklanmışlardı. Onlar beni anladıklarını söylüyordu, ben de onları bir yerde anlıyordum ama birbirimizi anlıyor olmamız ortamı hiç de yumuşatmamıştı.
💬
“Elbet ikna olacaktır,” dedi babaannem bana bakıp. “Benim de seninle birlikte burada kalacak olmam onu bir nebze rahatlatacaktır. Seni koruyabileceğimi bilecek kadar şey gördü.”
💬
Tavana bakmaya devam ederken, “Ben burada kalmayacağım babaanne,” dediğimde, babaannemin afalladığını ona bakmasam da anladım.
💬
“Bu ne demek, Niran?”
💬
“Bu süreçte Tibet’le birlikte kalacağım,” diyerek gözlerimi tavandan ayırıp ona çevirdiğimde, çatık kaşlarla bana baktığını gördüm. “Eminim ki o adamlar senin korumaları da aşmanın bir yolunu bulur. Bu yüzden kendimi de seni de düşünmek zorundayım.”
💬
Babaannem ikna olmayacağını belli eden bir ifadeyle bana bakarken, “O çocuk zaten o adamların oluşturduğu çemberin içinde,” dedi sertçe. “Seni benden daha iyi koruyamaz.”
💬
Elimi elinin üzerine koyup yavaşça elini sıktım. “Şehirde olmayacağız. Belirli aralıklarda karaya inmek haricinde denizde olacağız. Bu şekilde bize ulaşmaları zorlaşacak.”
💬
“Denizde mi?” Sorusundaki tereddüdün sebebini biliyordum. Bu konudan ona hiç bahsetmemiş olsam da suya karşı olan rahatsızlığımı anlamış gibiydi. “Hem koca bir şehir ya da koca bir ülkede saklanmak mı daha iyidir yoksa açık denizde açık hedef hâlinde olmak mı?”
💬
“Eğer niyetimiz saklanmak olsaydı, sana hak verirdim,” dediğimde babaannem bir süre gözlerimin içine baktı. Bu süre bana o kadar uzun gelmişti ki, zihnime sızarak hiç konuşmadan aklındaki soruların cevaplarını benden aldığını düşünmüştüm.
💬
Bir an alayla, “Benim de bir yat alma zamanım geldi sanırım,” demesi beni de güldürdü. “Seni ikna edemeyeceğim değil mi?”
💬
“Artık bir şeyler için ikna etme zamanı geçti,” dediğimde yorgun omuzları verdiği nefesle çöktü. “Peki senin planladığın şey ne? Neden seni beklememi söyledin?”
💬
“Seni planlarıma dahil etmek için bekletmedim,” demesi üzerine kaşlarım çatıldı.
💬
“Beni dahil etmeyeceksin ama hareketlerimi de kontrol etmek istiyorsun, değil mi?”
💬
Elini yüzüme uzattı, avucunu yanağıma bastırdı. “Benim istediğim şey, attığın adımlardan haberdar olmak. Sana engel olmayacağımı söyledim, evet ama başka bir şey için söz verdiğimi hatırlamıyorum, güzel torunum.”
💬
Çatık kaşlarla gözlerinin içine bakmaya devam ettim. “Ben de kimseden bir söz istediğimi hatırlamıyorum.” Ona yavaşça gülümsedim. Elimi, yanağımda duran elinin üzerine bastırdım. Sonra yavaşça geri çekildim, yanağımdaki eli boşluğa düştü. “Gidip biraz dinlensem iyi olacak. Belki sonra uyurum.” Ayağa kalkarken ona gülümsemeye devam ediyordum. “İyi geceler babaanne.”
💬
🌪️
💬
Halka şeklinde kestiğim salatalıkları tabaktaki domates dilimlerinin yanına koyarken birinin mutfağa girdiğini fark ettim. Omzumun üzerinden mutfak kapısına baktığımda, Melin’in uykulu gözlerle içeri girdiğini gördüm. Salatalık ve domateslerin olduğu tabağı masaya götürürken, “Günaydın,” diye mırıldandım. Ben odama çekildikten sonra ev tamamen sessizleşmişti ve geç saatte uyumama rağmen gece de herhangi bir kapı sesi falan duymamıştım.
💬
“Günaydın,” dedi Melin sandalyeyi çekip otururken. “Ben de kahvaltı hazırlamak için uyanmıştım. Senin uyandığını anlasaydım biraz daha uyurdum.”
💬
Gözlerimi devirip tezgâha ilerledim. “Saat on bir, Melin.”
💬
“Benim gibi hiçbir görevi, işi olmayan genç ve güzel bir kız için erken,” dedi tabaktaki salatalık dilimlerinden birini ağzına attığı sırada. “Babaannem kiminle konuşuyor? Uyandım, banyoya girdim çıktım ama hâlâ telefon görüşmesi bitmemiş.”
💬
“Bilmiyorum, telefon çalınca direkt uzaklaştı,” derken gözlerim kısılmıştı. Açıkçası ben de merak etmiştim ama telefon görüşmesi bitmediği için sorma fırsatı bulamamıştım.
💬
Ben masayı hazırlamaya devam ederken Melin de başını duvara yaslamış uyukluyordu. Son olarak çay bardaklarını doldurduğum sırada annem mutfağa girdi. Ona göz ucuyla baktım ama o, uyuklayan Melin’e çatık kaşlarla bakıyordu. Bardakları doldurup Melin’in yanına oturdum, kolunu dürttüğümde bir an sıçradı. Öfkeli bakışlarının hedefi olsam da bunu umursamadım.
💬
Annem, “Günaydın,” deyip sandalyeye otururken sonunda telefon görüşmesi biten babaannem de içeri girdi. İçimden bir ses herkesin mutfağa girmesiyle birlikte telefonu bilerek kapattığını söylüyordu.
💬
Melin uzun bir esnemenin ardından, “Babaanne, sen de bu yaşta iyice iş kadını oldun,” dediğinde, babaannem çatık kaşlarla ona baktı.
💬
“Ne varmış yaşımda?” Eline aldığı çatalın sapıyla Melin’in kolunu dürttü. “Şu haline bak, saat kaç olmuş kafanı kaldıramıyorsun. Yaşım seninkinin üç katı ama senden daha dincim.”
💬
“Yaşlı ve huysuzsun,” diye homurdandı Melin, bir yandan da babaannemin dürttüğü kolunu ovuşturuyordu. “Ama senden korktukları için kimse bunu dile getiremiyor.”
💬
Babaannem tek kaşını kaldırıp, “Bu görevi de sen mi üstlendin?” diye sordu. “Bacaksıza bak.”
💬
Melin’e ters ters bakıp, “Uğraşma yaşlı başlı kadınla,” diye söylendiğimde Melin kıkırdadı. Söylediğim şeyi sonradan idrak edince göz ucuyla babaanneme baktım. Bana olan bakışları hiç hoş değildi, bu yüzden şirince gülümsedim.
💬
“Kaçmayacağım.”
💬
Annemin bir anda söylediği şeyle duraksadım, gülümsemem hızla yüzümden silindi. Benim gibi Melin’in ve babaannemin de bakışları ona dönmüştü.
💬
“Nereye gitmemizi istediğini anladım ama gitmeyeceğim,” dedi annem başını kaldırıp bana bakarak. Bu kez bizi alıp götürmekten bahsetmemişti. Sanki zaten bunun olmayacağını anlamıştı.
💬
“Senin de söylediğin gibi. Benim de onlara verecek bir canım daha yok, mama,” dedim yumuşak bir tonda. “Kendimi koruyabilirim ama siz de tehlikedeyken sadece kendime odaklanamayacağımı sen de biliyorsun.” Aile içindeki konuların ses yükselterek, direterek çözülemeyeceğini biliyordum. Uzanıp annemin elini tuttum. “Vazgeçmeyeceğimi biliyorsun. En azından bunu kabul ederek bana yardımcı ol.”
💬
Babaannem çay bardağını masaya bırakıp, “Gitmek yerine benimle birlikte buradaki evimde de kalabilirler,” dediğinde ona baktım.
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Orası da güvenli bir yer değil babaanne,” diye mırıldandım sakince. “Unutma, amcam da oradaydı ve ona ulaşmanın bir yolunu buldular.”
💬
“O zaman nereye gidersek gidelim bulabilirler?” dedi Melin sorar gibi.
💬
“Başka bir ülkede bulma ihtimalleri daha düşük,” dedi kardeşime bakmadan. Annem hâlâ ikna olmuş gibi durmuyordu. “Dayımda falan da kalamazsınız, onları da bir şekilde bulurlar. Onlarla iletişim hâlinde olsanız bile kalacağınız farklı bir yer ayarlarız.”
💬
“Her şeyi çoktan düşündün değil mi?”
💬
Annemin sorusuyla ona gülümsedim. Dünkü kadar sinirli görünmüyordu. Bütün gece her şeyi enine boyuna düşündüğünü biliyordum. “Dün sana o şekilde karşılık verdiğim için üzgünüm, bunu neden istediğimi anlamanız gerekiyor.” Tuttuğum elini yavaşça sıktım. “Sana söz, bu kez sizi gelip alan ben olacağım.” Annem gözlerini ellerimize indirdi. “Vakit kaybetmeden sizi sessizce uzaklaştırmam gerekiyor. Bana güvenmelisin.”
💬
“Sana zaten güveniyorum,” diye mırıldanması beni daha genişçe gülümsetti. Onunla ya da Melin’le bir kez daha tartışma düşüncesi beni saatlerdir geriyordu. Şimdiki aldığım karşılıkla rahatlamıştım.
💬
“Ben buradayım, Melani,” dedi babaannem, annemin omzuna dokunarak. “Hiçbir şeyden haberim yoktu, oğullarımı koruyamadım ama torunumun başına bir şey gelmesine izin vermem.”
💬
Annem gözlerini babaanneme çevirdi, ona, ona inanmak istiyor gibi baktı. Annemin tuttuğum elini kendime çektim, elinin üstünü öptüm. İçi bu iş bitene kadar rahat etmeyecekti ama hiç değilse şimdilik bir sorun çıkarmayacağı anlaşılıyordu. hâlâ tereddütlü görünse de kabulleneceğini anlamıştım. Geri çekilip sırtımı sandalyeye yasladığımda bakışlarım annemden ayrılmamıştı. Melin sessizdi, bir yerde onun beni daha çok anladığını, bana hak verdiğini biliyordum. Söylemese de desteğini ilk belli eden oydu.
💬
Kahvaltıdan sonra babaannem, annemi balkona götürmüştü. Ben de onlara kahve hazırlamak için mutfakta kalmış, masayı toparladıktan sonra Türk kahvesi yapmak için hareketlenmiştim. Ama ben yaptığım Türk kahvelerini onlara götüremeden kapı çalmıştı, bu yüzden tepsiyi Melin’in eline tutuşturup kapıya yönelmiştim. Kapıyı açtığımda karşımda bulduğum kargocu bir süre durumu sorgulamama neden olmuş, bana bir süre önce yaşanan bir ânı hatırlatmıştı. Ferhan’ın yolladığı çiçekleri hatırlayınca bedenimden bir ürperti geçti.
💬
Elimdeki ayakkabı kutusu büyüklüğündeki paketle ne yapacağımı bilemeden bir süre koridorda dikildim. Benim adıma gelmişti ama kim göndermişti? Kutuyla birlikte mutfağa geçtiğim sırada annemle babaannemin balkondan gelen seslerini duyabiliyordum. Paketi masanın üzerine koyup yavaşça açtım. Buruşturduğum kargo poşetini kenara atarken Melin de mutfağa girmiş, meraklı bakışlarını kutuya dikmişti. Ahşap kutu, koyu kırmızı, dümdüz, hiçbir deseni olmayan kadife bir kumaşla kaplanmıştı. Kutunun bana bakan kısmında gümüş bir toka vardı. Kutuyu açmak için parmaklarım gümüş tokanın üzerinde gezindi.
💬
“O ne?” diye sordu Melin bana yaklaşırken. “Çeyiz kutularına benziyor.”
💬
Alayla kurduğu cümleye aldırış etmedim. Metal tokanın ucunu kaldırıp kutuyu açarken içimde tuhaf bir korku vardı. Kutu gösterişliydi ve böyle bir kutunun neden bana gönderildiğini, içinde ne olduğunu bilmemek beni geriyordu. Kutunun kapağını kaldırdım, ben karşılaştığım şeyle duraksarken Melin sesli bir nefes verdi. Kaşlarımı çatıp kutunun içinde gömülü bir şekilde duran, siyah deriden ve metalden oluşan kılıfı elime aldım. Kılıfın uç kısmı metaldi, sivri görünüyordu. Bunun bir hançer kılıfı olduğunu anlamak zor değildi. Çatık kaşlarla hançerin işlemeli sapını tuttum ve yavaşça kınından çıkardım.
💬
Hançer ucun ve inceydi, bıçağın ucu gittikçe inceliyordu. Bıçağın ayna gibi parlayan metalinin orta kısmında da uca doğru uzanan zarif bir işleme vardı. Korku, yerini şaşkınlığa bıraktı, parmağımı sap kısmındaki işlemeli metalde gezdirdim. Biri bana neden bir hançer göndermişti? Bu bir tür tehdit falan olabilir miydi? Korku bir kez daha kendini gösterince hançeri hızla kınına sokup elimi eşofmanımın cebindeki telefona attım, hançeri kutunun içine bıraktım.
💬
Ben telefonun ekran kilidini açarken, “Not var,” diyen Melin’le dikkatim dağıldı, gözlerimi elinde tuttuğu küçük, siyah zarfa çevirdim. “Hançerin çeyiz için olduğunu düşünmüyorum.”
💬
Hızla uzanıp elindeki küçük zarfı aldım. Belli etmese de o da bu durumdan rahatsız olmuştu. İşaret parmağımla zarfın üçgen kısmını kaldırıp içindeki beyaz kartı çıkardım. Gözlerimi üç cümleden oluşan kısa notta gezdirdikten sonra öyle rahat bir nefes vermiştim ki, üzerimdeki bütün ağırlık bir anda kaybolmuştu.
💬
Küçük hediyem seni korkutmasın. Umarım kullanmak zorunda kalacağın bir anda bulmazsın kendini. Ama Niran, bulacağını ikimiz de biliyoruz.
💬
T.B
💬
Aslında notta bahsettiği şey çok da iç açıcı değildi fakat kutunun ondan geldiğini bilmek beni rahatlatmaya yetmişti. Melin notu okumak için eğildiğinde kâğıdı hızla ters çevirip, “Tibet’ten,” dedim sadece. Biz biliyorduk ama şu an için onun bilmesine gerek yoktu.
💬
Melin şaşkınca, “Sana neden bir hançer yolladı ki?” diye sorunca ona verebilecek mantıklı bir cevap bulamadım, bu yüzden omuz silktim.
💬
Gelişigüzel koyduğum hançeri yerine yerleştirip kutunun ahşap kapağını indirdim. Kutuyu kolumun altına alırken, “Annem görmeden odaya götüreyim, kuruntu yapmasın,” dediğimde kardeşim başını salladı. “Hem sizin için de uçak bileti bakmam gerekiyor, bilgisayarımı alayım.”
💬
“Anladım bana artık fikrimi sormuyorsun ama annem henüz kabul ettiğini söylemedi.”
💬
Boştaki elimi onun omzuna yavaşça vurup, “Hayır, etti,” dedikten sonra yanından geçip mutfaktan çıktım. Odama gelir gelmez kutuyu yatağın üstüne bırakıp telefonuma sarıldım.
💬
Üçüncü çalıştan sonra, “Efendim?” diyerek açtı telefonu Tibet. Dün numarasını verdiği telefonu aramıştım.
💬
“Bu hançer de ne?” diye sorarken odanın içinde turlamaya başlamıştım. “Böyle bir şeyin siparişini çok önceden vermiş olman gerekir.”
💬
“Hayır,” dediğinde kaşlarımı çatıp adımlarımı durdurdum. “Bu sabah aldım, sana getirmesi için de siteye giren kargocuya verdirttim.”
💬
“Çiçekten sonra hançer yollamak biraz ironik oldu,” dedim ağlanacak halime gülerken. “Her ihtimale karşı yanımda bir şeyin olmasını istediğini anlayabiliyorum fakat o hançeri cebime sokup taşıyabileceğimi sanmıyorum.”
💬
“Belki de hiç kullanmazsın ve sana verdiğim ilk hediye olarak odanın bir köşesinde eskir.”
💬
Bir an ne diyeceğimi bilemeyerek, “Teşekkür ederim,” diyebildim. “Şey…” Üzerimdeki afallamayı silkelenerek atıp sessiz bir nefes verdim. “Annemlerle dün akşam konuştum. Tahmin edilebileceği gibi gitmek istemiyorlar. Ama düne oranla bu sabah daha ılımlıydı.” Yatağın kenarına oturup gözlerimi penceren dışarıya çevirdim. “Sen nasıl anneni koruyabiliyorsun? Bazı şeyleri bilmediğini söylediğini hatırlıyorum. Nasıl ikna edebiliyorsun?”
💬
Tibet derin bir nefes aldı, bir yere yaslandığını belli eden kumaş hışırtıları duydum. “Annem göründüğü kadar sakin, sessiz bir kadın değildir,” dediğinde başımı yana doğru eğdim. “Kendisini korumak için çoğu zaman bana bile ihtiyaç duymuyor.”
💬
Çok fazla detay vermemesi dikkatimi çekse de bir şey söylemedim. “Anladım,” diye mırıldandım. Bir süre ikimiz de hiç konuşmadık, telefonu da kapatmadık. Bu süre ne kadar uzamıştı bilmiyordum ama en sonunda, “Kapatsam iyi olacak,” diyerek sırtımı dikleştirdim. “Durumdan haberdar ederim.”
💬
“Dikkatli ol,” dediğinde, “Sen de,” diye karşılık verip telefonu kulağımdan uzaklaştırdım, aramayı sonlandırdım.
💬
Ben duruyormuşum da zaman ben hariç herkese işliyormuş gibi hızla aktı. Güneş yavaşça batarak odamı karanlığa gömdü, güneş batana kadar odamdan çıkmadım. Aynı şeyleri tekrar tekrar düşündüm, düşüncelerimin beni aynı yere çıkaracağını bilmeme rağmen bunu yapmaktan vazgeçmedim. Bu süre zarfında evde neler olmuş, neler konuşulmuştu bilmiyordum. Belki de onlar da benim gibi bir köşede sessizce saatlerini geçirmişlerdi.
💬
Uzun zamandır aynı pozisyonda kalan bedenimi esnetip yatağın üstüne çıktım. Kenarda duran dizüstü bilgisayarımı kucağıma aldım. Bu kez onlardan daha uzun süre ayrı kalacaktım ama ilk seferki gibi tereddütlü hissetmiyordum. Bu olmak zorundaydı. Uçak bileti bakmak için siteye girdim. Zagreb’e şu iki gün içinde giden direkt uçuş yoktu, yarınki uçak doluydu. Aktarmalı uçaklara baktım, bekleme süresi en az olan uçuş akşamüzeri altıdaydı.
💬
Odamın kapısı ilk önce tıklatıldı, sonra yavaşça açıldı. Gözlerimi kaldırıp kapıya baktığımda, Melin kafasını içeri doğru uzattı. “Nefes alıyormuşsun.” İçeri girip kapıyı arkasından kapattı. O bana yaklaşırken ben gözüme kestirdiğim uçuşu inceliyordum. Melin tereddütlü bir şekilde bana yaklaşıp ekrana baktı. Geçen günkü tablet olayından sonra oluşan bir çekingenlikti bu.
💬
Ekranı daha net görebilmesi için bilgisayarı ona doğru çevirip, “Direkt uçuşlar dolu. Bir tane aktarmalı buldum,” dediğimde, parmağımla işaret ettiğim kısma baktı.
💬
Duraksadı. “Yarın mı?”
💬
“Ertelemenin bir anlamı yok,” dedim ekranı tekrar kendime çevirirken. “Annem, babaannemle mi?”
💬
“Babaannemin başı ağrıyormuş, o yüzden odasına çekildi. Annem de en son banyodaydı,” dedi yatağın kenarına oturup. “Bence sen de bizimle gelmelisin.”
💬
“Bence bu konuyu daha fazla uzatmamalıyız,” deyip dizüstü bilgisayarı onun kucağına bırakarak ayaklandım. “Sen kimlik bilgilerini falan gir. Ben annemin kimlik kartını alıp geleceğim.”
💬
Cevap vermesine müsaade etmeden yanından ayrılıp odadan çıktım. Henüz yirmisinde genç bir kızdı. Ona karşı bu kadar emrivaki yapmak benim de hoşuma gidiyor değildi. Yaşadığı süreç benimkiyle aynıydı, hisleri benzerdi. Belki ben bu süreci ondan daha sancılı atlatacaktım ama en azından onun daha az hasar aldığını bilmenin rahatlığını yaşayacaktım. Şimdi bana içten içe kızıyor, öfkeleniyordu ama anlıyordu da. Kızgınlığı, öfkesi bir süre sonra geçecekti.
💬
Alt kata inip koridora girdim. Annemlerin odasına yaklaştığımda kapının aralık olduğunu gördüm. Kapıyı itmeden önce kenarda durup karanlık odanın içine baktım. Perdeleri açık penceren giren ışık cılızdı fakat koridorun ışığı odayı daha loş gösteriyordu. Annem yatağın kenarında dikiliyor, yatağın üzerine koyduğu bavulun içine kıyafetlerini yerleştiriyordu. Onu bu şekilde bulmak, olduğum yerde sarsılmama neden oldu. Bir eliyle yüzünü kuruluyor, diğer eliyle kıyafetleri yerleştirmeye çalışıyordu.
💬
Sızlayan burnumun direğiyle odağım bir anda buğulandı. Onu böyle görmektense bana bağırıp çağırmasını, kalbimi kırmasını tercih ederdim. Elimi kapıya bastırıp yavaşça ittim. İçeri girdiğimi fark etmiş miydi bilmiyordum ama hareketleri senkronize bir şekilde devam ediyordu. Ona yaklaşırken, “Mama,” diye seslendim. Sesimi duyduğunda irkilerek bana doğru döndü. Koridordan vuran sarı ışık, kan çanağına dönmüş mavi gözlerine yansıdı. Kalbim bir cam gibi ufalandı.
💬
“Toparlanmamızı istemiyor muydun?” Gözlerini benden ayırıp yatağın üzerindeki eşyalarını valize yerleştirmeye devam etti. “Neden şaşırdın?”
💬
Gözleri gibi sesi de ufalanıyordu sanki. Valize uzanan elini aniden tuttuğumda hareketleri gibi nefes sesi de kesildi. O bana bakmasa da ben ona dikkatle bakıp, “Sana böyle hissettirdiğim için özür dilerim,” dedim, dudaklarımı yalayarak ıslattım. “Ama bana izin vermek zorundasın.”
💬
Bir anda bütün iplerini ellerinden bırakmış gibi yatağın üzerine yığılarak ağlamaya başladığında, yanına çökerek kollarımı onun bedenine sardım. Ne denli acı çektiğini görebiliyordum fakat elimden onu rahatlatacak hiçbir şey gelmiyordu. Sırtını yavaşça okşarken gözyaşları yüzünden bulanık gören gözlerimi onun yüzüne indirdim. Biliyordum ki Melin ve benim için ne kadar zorsa, annem için çok daha zordu. Bir annenin hissettiği acı, dışarıdan normal görünse de koca dünyayı yakıp kavuracak büyüklükte bir ateşti.
💬
“Söz veriyorum,” dedim gözyaşımın ıslattığı dudaklarımı şakağına bastırırken. “Çok uzun sürmeyecek ve gelip seni oradan ben alacağım.”
💬
🌪️
💬
Siyah aracın otomatik kapısı yana kayarak açıldığında herkesten önce inip kenara çekildim. Bizi havaalanına babaannemin ayarladığı araç getirmişti, benim aracımla gelmemiştik. Annemler valizlerini indiren adama yardım ederken gözlerim kendi valizime kaydı. Adam en son benim valizimi indirdi, ona yaklaşıp valizi elime aldım.
💬
Havaalanına gelmeden önce mezarlığa uğramış, babamı ziyaret etmiştik. Annemin babamın mezarına çöküp defalarca özür dilemesi, ruh halimi tamamen dağıtmıştı. Babamla daha önce vedalaşmış olmasına rağmen bugün bir kez daha vedalaşmış olması ve buna sebep olmak, suçluluk duygusu ve vicdan azabıyla kıvranmama neden oluyordu. Toparlanmaya ihtiyacım vardı. Her ihtimale karşı babaannemin ayarladığı adamlar etrafa dağılmış, bizi gözetliyorlardı. Havaalanın girişinde durduğumuzda valizimi sürüklemeyi bırakıp annemle kardeşime doğru döndüm, onlar da durmuşlardı.
💬
“Aktarma yaptığınız sırada bir buçuk saatlik bir bekleme süreniz olacak,” dedim keyifsiz bir sesle. “Beni arayıp haber verin.”
💬
Kollarımı kaldırıp annemin boynuna sardığımda birkaç saniye hareketsiz dursa da sonrasında kollarını belime dolamıştı. O birkaç saniyelik duraksama bile bana ağır gelmişti. “Babaannenin sözünden çıkma, onu dinle,” dedi annem yanağımdan yavaşça öperken.
💬
Söylediğine bir cevap vermeden ben de onun yanağından öpüp, “Seni seviyorum anne,” diye mırıldandım. “Dikkatli olun.”
💬
Annemi son kez öptükten sonra Melin’e döndüm. Melin valizini bırakıp bana sarıldığında ben de ona sıkıca sarıldım. “Anneme göz kulak olurum.”
💬
“Biliyorum,” dedim elimi saçlarına bastırıp. “Dayımla konuştum. Sizi birkaç gün kalmanız için bir otele bırakacak. Yarın size kalacak bir yer bulmuş olurum.”
💬
“Bunu dert etme, gerisini biz de halledebiliriz,” deyip benden ayrıldı.
💬
“İhtiyacınız olan bir şey olursa haber ver,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Unutma.”
💬
Başını salladığında ben de geri çekildim. Onlar babaannemle sarılırken sessizce izledim. Bir kez daha onları buradan tek yolluyordum. Bizden uzaklaştıkları anı çökmüş omuzlarla izledim. Babaannem kolumu sıvazlarken benim gibi onların gidişini izliyordu. “Uzun sürmeyecek,” dedi babaannem bana doğru dönüp.
💬
Havaalanının içine girip gözden kaybolmalarından sonra babaanneme baktım. “Biliyorum,” dedim durgun bir sesle. “Ben buradan taksiyle giderim. Konuştuğumuz gibi, kendi evinde değil bizim evde kalacaksın. Eda da seninle olacak.”
💬
“Roller değişti ha,” dedi alayla gülüp. “Kendini düşün sen. Sık sık aramayı da ihtimal etme sakın.”
💬
“Aklın bende kalmasın,” dedim ona sarılmadan önce. Dudaklarımı birbirine bastırıp burnumdan derin bir nefes çektim. “Melin’in hesabına biraz para gönderelim, orada rahat olsunlar.”
💬
Babaannem omzuma yavaşça vurup benden ayrılırken, “O kısım çoktan halloldu. Torunumu ve kızımı orada öylece bırakacak değilim,” dediğinde gülümsedim.
💬
“Teşekkür ederim,” dediğimde elini beni başından savuşturur gibi salladı.
💬
Arkasında bekleyen adama, “Bir taksi durdurun,” dediğinde adam başını sallayıp bizden uzaklaştı. “Şu Tibet’i görmek için geleceğim bir ara.”
💬
Onu huzursuz etmemek için, “Uygun bir zaman ayarlarız,” dedim.
💬
Babaannemle birlikte adamın durdurduğu taksiye doğru ilerledim. Valizimi şoföre verdikten sonra aracın kapısını açıp yavaşça bindim. Babaannem kapımı kapattı, birkaç adım geri çekildi. Camdan ona bakarken bana gülümsedi. Taksi hareket etmeye başladığında gözlerim babaannemden ayrılıp havaalanının girişine çevrildi. Annem büyük ihtimalle bekleme alanında oturmuş ağlıyor, Melin de ona sarılarak destek olmaya çalışıyordu. Taksiciye gideceğim yeri söyledikten sonra elimi göğsüme bastırıp yavaşça göğsümü ovdum. Fiziksel bir ağrı hissetmiyordum ama orada, göğsümde bir ağrı olduğunu biliyordum.
💬
Evden çıkmadan önce Tibet’i arayıp birkaç saat sonra geleceğimi söylemiştim. O da denizde olduğunu, ben gelmeden limanda olacağını söylemişti. Yanında olacak olmamdan rahatsızlık duymadığını biliyordum, bunu zaten kendi de söylemişti. Bu kararı vermeme şaşırdığını da biliyordum ama her şeyi enine boyuna düşündüğümde şu an için doğru olan buymuş gibi geliyordu. Anneme ve kardeşime her şeyi anlattığım akşamdan bu yana içimde öyle bir boşluk oluşmuştu ki, şu an gittiğim yolun beni denize çıkaracak olması bile tedirgin hissettirmiyordu.
💬
Annemler mezarlığın dışına çıktığında ben bir süre daha babamla kalmış, onunla konuşmuştum. Bir yerlerden beni izliyorsa, eminim ki çok kızgındı. Belki bir ruhtu, her saniye etrafımda dönerek bana durmam, bu işi bırakmam gerektiğini haykırıyor, bana sesini duyurmaya çalışıyordu. Onu o şekilde düşünmek bile beni paramparça ediyordu. Tıpkı annem gibi ondan özür dilesem de onun istediğinin özür olmadığını biliyordum.
💬
Bana kızma baba. Bu düşünce beni mahvediyor.
💬
Taksi marinada durduğunda ödemeyi kartla yapıp araçtan indim. Adam bagajdaki valizimi çıkarıp yere bıraktı, bagajın kapağını sertçe kapattı. Valizin metal sapını yukarı çekip bakışlarımı denize doğru çevirdiğimde, yatın kıyıya demir atmış olduğunu gördüm. Gözlerim yatın kenarında yazan Antares yazına takılırken adımlarımı yata doğru attım. Mayıs ayında olduğumuz için hava artık daha geç kararıyordu. Bileğimi çevirip saate baktım, saat altıya gelmek üzereydi ve hava henüz kararmamıştı. Üstelik annemlerin uçağının havalanmasına da az kalmıştı.
💬
Yata yaklaştığım sırada Tibet, yatın baş kısmından çıktı, iskele tarafına doğru yürümeye başladı. Bakışları bendeydi, geldiğimi görmüş olmalıydı. Ben yata gelene kadar o çoktan karaya ayak basmış, gelişimi izlemeye başlamıştı. Benim çökmüş omuzlarımın aksine onun beyaz tişörtünün altında kalan geniş omuzları dik duruyordu. Yanına vardığımda uzanıp valizimi aldı, metal köprünün üzerine çıkardı. “Birazdan İlkay gelecek,” dedi kendi de köprüye çıkarken. “Yiyecek işini falan ona bırakmıştım.”
💬
Denize bakmamaya özen göstererek gözlerimi onun ensesine diktim. “O gelmeyecekti değil mi?”
💬
Tibet valizi yatın içine sokarken onu takip ettim. “Hayır,” deyip bana doğru döndü. “Ne olur ne olmaz diye bir süre otelde kalır ama.”
💬
Dalgın gözlerle oturma alanına, mutfak kısmına bakarken, “Ne sıklıkla karaya dönmeyi düşünüyorsun?” diye sorduğumda, kıç kısmındaki masaya doğru ilerledi.
💬
“Tek başıma olsaydım yakıt almak dışında ya da acil bir iş çıkmadığı sürece üç dört günde bir falan derdim,” dediği sırada ben de onun karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum. “Bu senin için çok zor olacak, biliyorsun değil mi?”
💬
“Dediğim gibi, sorun çıkarmayacağım,” dedim ellerimi masanın üzerinde birleştirip. “Şirketteki işin ne olacak?”
💬
“Bunu Görkem düşünsün,” dedi geriye yaslanıp gözlerini bana dikerken. “Benim yokluğumla işler batmaz.” Başımı sallayıp ellerimi birbirine sürttüğüm sırada, “Bir şeyler içmek ister misin? Kafayı kırmak üzereymişsin gibi duruyorsun,” dedi.
💬
“Ailem konusunda endişeliyim sadece,” dedim gözlerimi masadan ayırıp ona çevirirken. “Bugün açılacak mıyız yoksa yarını falan mı bekleyeceğiz?”
💬
“Geceye doğru açılırız,” deyip sandalyesinden kalktı. “Ben içecek bir şeyler getireyim. Bu havalar beni bunaltıyor.”
💬
Yatın içine girse de kapıyı kapatmadı. İçerideki her hareketini görebiliyordum. Bu yata ilk geldiğimde etrafı üstünkörü incelemiştim ama dikkatle bakıldığında oldukça güzeldi. Muhtemelen yirmi dört, yirmi beş metre uzunluğundaydı, küçük değildi. O mutfak kısmına geçip içecek bir şeyler ayarlarken telefonuma düşen bildirim sesiyle irkildim. Elimi kotumun arka cebine atıp telefonumu çıkardım, Melin’den mesaj gelme olasılığı yüksekti, uçağa binmiş olmaları gerekiyordu.
💬
Telefonun ekranını yukarı kaydırıp bildirime baktığımda kaşlarım çatıldı. Mesaj Melin’den değildi. Hatta kayıtlı bir numaraya da ait değildi. Üzerimden geçen ürpertiyle bildireme tıklayıp mesajı açarken Tibet elindeki bardaklarla dışarı çıktı, bardakları masaya bıraktı. O normal bir şekilde sandalyesine otururken ben gelen mesajdaki videoya kilitlenip kalmıştım. Bu da neydi? Parmağımı video kaydına dokundurduğumda, video ekranımı kapladı ve kayıt başladı.
💬
Ekranda gördüğüm yüzle donup kaldım. Kameranın odağında bir çalışma odası vardı. Odadaki çalışma masasında oturan kişi Ferhan Suavi’ydi. Onu görmemle tüylerim diken diken olurken aniden videoyu durdurup gözlerimi Tibet’e çevirdim. Bakışları zaten bendeydi ve ona bakmamla göz göze gelmiştik. Yüz ifademi gördüğünde, onun da yüz ifadesi değişti. Yüzümden bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı. O bir şey sormadan yerimden kalkıp ona yaklaştım, hızla onun yanındaki sandalyeye oturdum. Şimdi yüzüne şaşkınlık da eklenmişti.
💬
“Bu amcan değil mi?” diye sorarak ekranı ona çevirdiğimde Tibet duraksadı.
💬
Videoyu başa sarıp tekrar oynattım. Görüntüde Ferhan masasında oturuyor, masadaki kağıtları karıştırıyor, bir şeyler yazıp çiziyordu. Çok kısa bir süre sonra aniden başını kaldırıp ileri bakıyor, hareket etmeyi kesiyordu. İçeri biri girdiğini anlayınca gözlerim kısıldı. Saniyeler içinde kadraja biri daha giriyordu ama kimin girdiğini anlayamamıştım, giren kişi komple blurlanmıştı. Videoda ses yoktu, gelen kişiyle aralarında bir konuşma geçtiği Ferhan’ın hareketlerinden belli oluyordu. Bir süre sonra Ferhan ayağa fırladığında ve diğer kişi hareketlendiğinde bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştım.
💬
Yoksa bu Ferhan’ın ölüm anına ait bir video muydu?
💬
Ferhan masanın kenarına geldi, ellerini sallayarak bir şeyler söylüyordu fakat görüntü çok net ve yakın çekim olmadığı için dudaklarını okuyarak bir çıkarımda bulunamıyordum. Videonun kalan on beş saniyelik kısmında her şey çok hızlı olmuştu. Adam Ferhan’ın üzerine çullanmış, Ferhan ondan kaçmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. Karşısındakinin genç biri olduğunu düşünüyordum fakat bulanıklık yüzünden kadın mı yoksa adam mı olduğunu anlayamamıştım. Ta ki Ferhan’ın boynuna bir iğne saplanana, bir adama ait el gözlerimizin önüne serilene kadar.
💬
Telefon aniden elimden düşerken video kapandı. Böyle bir video kimin elinde olabilirdi? Ve neden bana göndermişlerdi?
💬
Tibet aklımdaki soruyu duymuş gibi, “Bunu neden sana gönderdiler?” diye sorduğunda, iri iri açılmış gözlerim ona döndü. “Bana göndermek yerine sana göndermelerindeki amaç ne olabilir?”
💬
Böyle bir videonun olmasından çok bana gönderilmesine takılmıştı. Parmaklarımla dudaklarımı örterken, “Boynuna sapladığı iğne her neyse ona kalp krizi geçirtmiş,” diye mırıldandım.
💬
Tibet düşünceli gözlerle kararan telefonun ekranına bakarken, “Amcamın evinin belirli yerlerinde güvenlik amaçlı kameralar var,” dediğinde dikkatli bakışlarım onda olsa da aklımı videodan uzaklaştıramıyordum. “Çalışma odasında da bir kamera olduğunu hatırlıyorum ama kamera tüm odayı merceğine alacak bir yerde değildi. O kameranın tek odağı amcamın masası ve masanın karşısındaki dolaptı.”
💬
“Görkem bilerek göndermiş olabilir mi?”
💬
Tibet başını iki yana sallayıp, “Görüntüdeki herifle amcam arasında öyle çok bir boy farkı yoktu,” dedi, gözlerini kısıp dudaklarını yaladı. “Görkem çok daha uzun.”
💬
Kafam tamamen karışırken, yaşanılan bu durumu sindirmeye çalışırken aniden yata atlayan İlkay’la yerimden sıçradım. Onun yaklaştığını bile görmemiştim. İlkay elindeki poşetleri kenara bırakırken, “Bakıyorum da çoktan kaynaşmışız,” dedi, yüzünde büyük bir sırıtış vardı. Fakat bizim yüz ifadelerimizi gördüğünde sırıtışı kayboldu. “Yine ne oldu size?”
💬
Tibet ayağa kalkınca bir an bedenim sendeledi. Videoyu izlerken ona yaslandığımı fark etmemiştim. “Akşam yemeği için de bir şeyler aldın değil mi? Karnım aç,” deyip İlkay’ın kenara bıraktığı poşetlere ilerledi. “Düş peşime, masayı hazırlayalım.”
💬
İlkay durumun tuhaflığını fark etse de bunun üzerinde durmuyormuş gibi, “Yani daha çok ben hazırlayayım,” diyerek Tibet’in arkasına takıldı. Onlar mutfağa ilerlerden dirseğimi masaya bastırıp çenemi avucuma yasladım.
💬
Görüntüdeki Görkem olmasa bile o kişiye bunu yaptırtan Görkem olabilirdi. Ama şöyle bir şey de vardı ki, bunu herhangi birine yaptırmış olsa neden o kişiyi sansürleme ihtiyacı duysun? Ferhan’ın hareketlerine bakılacak olursa karşısındaki kişi yabancı biri değildi. O halde yine işin içinde tanıdık biri vardı. Ben tanımasan bile Tibet ya da İlkay illaki tanıyordu, sonuçta benim bu videoyu Tibet’e göstereceğimi biliyorlardı. Yat aniden sallanınca bütün odağım dağıldı, korkulu gözlerle denize baktım. Denizin yavaşça dalgalandığını görünce miden bir anda çalkalanmaya başladı. Tibet ve İlkay elindeki paketlerle masaya yaklaşırken bu durumu onlara belli etmemek için yüz ifademi sakin tutmaya çalıştım. Tibet ifademi fark etse de bu konuyu az önce izlediğimiz videoya yorabilirdi.
💬
Önüme konan kutuya, kutunun içindeki hamburger ve patates kızartmasına bakarken kaşlarım havalandı. “Akşam yemeği anlayışınız çok ilginç.”
💬
İlkay karşımdaki sandalyeye otururken, “Sen yandın, Tibet,” diye söylendi. “Niran kesin sürekli sağlıklı şeyler yiyen bir kadın ve sen de onunla kaldığın müddetçe ot çöp yiyeceksin.”
💬
Tibet’in bir an bana tereddütle bakması beni güldürecek gibi oldu. Kutunun üçündeki baharatlı patateslerden birini alırken, “Hamburger ve patates kızartmasına bayılırım,” dedim, yan gözlerle İlkay’a baktım. “Tabii her gün yemezsek iyi olur.”
💬
Tibet yanımdaki sandalyeye oturup, “Herkes kendi istediğini yesin, nasıl fikir?” diye sorunca bu kez güldüm, başımı salladım.
💬
“Gayet makul.”
💬
İlkay hamburgerinden koca bir ısırık aldıktan sonra, “Siz neden ben geldiğimde hortlak görmüş gibiydiniz?” diye sordu.
💬
“Niran’a biri Ferhan’ın nasıl öldüğünü gösteren bir video gönderdi,” dedi Tibet gazlı içeceğinden bir yudum alırken.
💬
İlkay aniden öksürerek öne doğru eğilince bir an panik yaptım. Bardağını ona doğru iterken elini kaldırıp beni durdurdu. “Boğuluyorum, sen de bana gazlı içecek veriyorsun,” derken kesik kesik öksürmeye devam ediyordu. Söylenmesi kaşlarımı çatmama neden oldu. Tibet ise İlkay’ın öksürüklerinin kesilmesini yemeğini yiyerek bekledi. İlkay sonunda konuşabilecek duruma geldiğinde, “Neden bu kıza yolluyorlar bunu?” diye sordu.
💬
Hepimizin aklında olan bu soruyla gözlerimi devirdim. Onlar bu konu hakkında konuşurken sessizce yemeğimi yedim, bir yandan da onları dinledim. Annemlerin gidişinden sonra bir de bunun yaşanması zihnimi iyice allak bullak etmişti ve tam olarak neyi düşünmem gerektiğini artık kestiremiyordum. Bir süre sonra masada bu konuyu kapatmış olsalar da arka planda bunun üzerine düşeceklerini anlamıştım. Yemekten sonra İlkay gitmeden önce benden mesaj atan numarayı almıştı. Tabii üçümüz de bu numaradan bir şey çıkmayacağının farkındaydık.
💬
İlkay gittikten sonra Tibet’e etrafı toplamasında yardım ettim. Topladığımız çöpleri atmak için yattan indiğinde ben de valizimin yanına gidip onun gelmesini bekledim. Çok sürmeden yata geri dönmüş, onu beklediğimi görünce yanıma gelmişti. Sormak istediğim şeyi anlamış gibi, “Kalacağın odayı göstereyim,” dedi, eğilip valizimi aldı.
💬
O ahşap merdivenlerden inerken onu takip ettim. Alt kattaki koridor, dar ve uzundu. Sağ tarafta bir, sol tarafta iki kapı vardı. Sağ taraftaki kapının tam karşısındaki kapıyı açıp içeri girdiğinde ışığı açtı. Meraklı gözlerle etrafı inceledim, içeriye doğru adımladım. Girdiğimiz odada tek kişilik bir yatak, yatağın hemen yanında küçük bir komodin, yatağın karşısında duvara montelenmiş bir televizyon ve televizyonun altında da bir masa vardı. İki kapaklı dolap, kapının arka kısmında kalıyordu. Mobilya bakımından yük gemisinde kaldığım kamaralara benzese de burası kesinlikle daha konforluydu.
💬
“Yan tarafta banyo var, orayı kullanabilirsin, benim kendi banyom var,” derken valizi dolabın önüne bıraktı. “Karşındaki oda benim ama orada ne kadar kaldın dersen ben de bilmiyorum. Genelde üst katta, koltuklarda yatıyorum.”
💬
Başımı sallayıp, “Anladım,” dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp geri çekildi.
💬
Elini kotunun cebine soktu. “Sen yerleş, ben de açıklamak için hazırlıkları yapayım.”
💬
“Teşekkür ederim,” diye mırıldandığımda omuz silkti ve odadan çıkıp kapıyı yavaşça kapattı.
💬
İçeride yalnız kaldığımda tuhaf bir duyguyla çevrelendim. Ailemden uzaktaydım, hiç bilmediğim bir yerde ve tam anlamıyla tanımadığım bir adamın yanındaydı. Bunlardan en zoru, ailemden uzak olmaktı. Odadaki küçük pencereden dışarıya baktım, pencere deniz seviyesine yakındı. Dudaklarımı yalarken pencereye yaklaştım, küçük ve kısa olan perdeyi kare şeklindeki perdeyi kapattım. Denizi görmeme gerek yoktu.
💬
Valizimi açıp içinden siyah bir şort ve beyaz bir tişört çıkardım. Aslında yanıma çok fazla eşya almamıştım. Havalar artık sıcak olduğundan ve denizde olacağımızdan üç dört şort, iki eşofman altı ve birkaç tane de tişört almıştım. Bunlar haricinde valize karada giyebileceğim birkaç parça da koymuştum. Arada bir birkaç saatliğine eve gidebileceğimi düşünüyordum. Zira diğer şekilde bütün dolabımı ve kişisel eşyalarımı da buraya getirmem gerekirdi.
💬
Üzerimi değiştirdikten sonra odadan çıkıp banyoya girdim, banyodaki işimi halledip elimi yüzümü yıkadım. Üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldiğimde yat yavaşça hareketlendiğinde ve motordan gelen sesleri duyduğumda, Tibet’in yatı hareketlendirdiğini anlamıştım. Üst kata ulaştığımda onu kaptan köşkünde buldum. Hava artık kararmıştı, içerideki ışıklar yanıyordu. Açık kapıdan dışarıya baktığımda kıç kısmından yayılan kırmızı ışığın denize doğru uzanışını gördüm. Köpüren karanlık sularla sertçe yutkundum.
💬
“Dinlenirsin diye düşünmüştüm,” dedi Tibet omzunun üzerinden bana bakarken.
💬
“Annemlerin uçağı aktarmalıydı, aktarma sırasında haber vereceklerdi ama hâlâ ses yok,” dedim l koltuğa otururken. “Haber vermelerini bekleyeceğim.”
💬
“Nerede kalacaklarını ayarladınız mı?”
💬
“Birkaç gün otelde kalacaklar. Yarın kalabilecekleri bir ev bakacağım,” deyip sırtımı geriye yasladım, bacaklarımı kendime doğru çektim. “Genelde burada kaldığını söylemiştin. Sıkılmıyor musun tek başına?”
💬
Tibet yatı ilerletmeye devam ederken birkaç düğmeye dokundu. “Gün içinde sıkılacak vaktim olmuyor. Buraya da bir şeyler yapmak için değil kafa dinlemek için geliyorum.” Koltuğunu bana doğru hafifçe döndürdü. “Baban kaptan olduğu için mi sen de denizci olmak istedin?”
💬
Kollarımı bacaklarımın etrafına sararken omuz silktim. “Büyük ölçüde etkisi var ama denizi sevmiyor olsaydım sırf babam kaptan diye ister miydim emin değilim,” dediğimde bir bana bir de önüne bakıyordu. “Sen niye mühendislik okudun? Aile şirketiniz için mi?”
💬
“Evet,” dedi sakince. Karadan bir hayli uzaklaşmıştık. “Seçim yapma zamanlarımda her şey benim için normal olduğundan işin bu boyutunu düşünme şansım yoktu. Görkem’in kendi babasına yardım ettiği gibi ben de babama yardım etmek, yanında olmak istiyordum. Benim aksime Turhan çok da istekli değildi.”
💬
“Abin bir gün oradan çıkacak,” dediğimde başını sallayarak önüne döndü.
💬
“Biliyorum. Orada geçirdiği sürenin uzun olmaması için uğraşıyorum.” Yatın hızı azalsa da tamamen durmadı, yavaşça denizde ilerlemeye devam etti. Mide bulantımı yok saymak için sürekli konuşmak, kafamı dağıtmak istiyordum.
💬
“Peki şimdi bir seçme şansın olsaydı? Yani her şeyi bilirken.”
💬
Bir süre sessiz kaldı, sanki ilk başta neyden bahsettiğimi anlamamış, az önceki konudan uzaklaşmıştı. “Bilmiyorum, hiç düşünmedim.”
💬
Yeniden sessizliğe gömüldü. Ben de sessizce onu izlerken şortumun cebindeki telefonumdan ses gelince kalbim anında gümbürdedi. Bacaklarımı indirip telefonumu cebimden çıkarırken Tibet’in de gözleri bana çevrilmişti. Telefonun ekranına korkuyla baktım ama mesajı Melin’in attığını görünce içime soğuk su serpildi. Mesajda otele yeni vardıklarını, haber vermenin aklından çıktığını, şimdi dinleneceklerini ve yarın arayacağını söylemişti. Sağ salim varmış olmaları içimi öyle rahatlatmıştı ki.
💬
“Melin,” dedim kardeşime yazdığım cevabı gönderip gözlerimi ekrandan ayırırken. “Otele varmışlar, onu haber vermiş.”
💬
Tibet bana bakmadan, “Bir sorun yaşamadan varmış olmalarına sevindim,” diye mırıldandı.
💬
“Ben de,” dedikten sonra yavaşça ayaklandım. “Artık gidip biraz dinlenebilirim. Senin için sorun olmaz değil mi?”
💬
Tibet gülüp elini sallarken, “Keyfine bak,” dedi. “Sıkılırsan ya da uyuyamazsan beni burada bulacağından emin olabilirsin.”
💬
Bana bakmasa da başımı sallayıp, “İyi geceler,” dedim, o da bana aynı şekilde karşılık verdi. Saat henüz gece yarısına gelmemişti ama bedenim halsiz hissediyordu. Bunda bugünkü olanlar ve şu an suyun üzerinde olmam etkiliydi.
💬
Alt kattaki odaya dönüp yavaşça kapıyı kapattıktan sonra yatağa doğru ilerledim. Hiç değilse yat sandığım kadar sallanmıyordu. Hatta şu an denizde olduğumu biliyor olmasam bunu anlamazdım bile. Yatağın üzerindeki örtüyü kaldırıp yatağa uzandım, mayıs ayında olsak da denizde olmamızdan kaynaklı bir serinlik vardı. İnce örtüyü üzerime çektiğimde kumaştaki temiz kokuyu soludum. Yeni yıkanmış gibi kokuyorlardı. Büyük ihtimalle ben gelmeden oda da temizlenmişti, odada herhangi bir toz görmemiştim.
💬
Yan dönüp komodinin üzerindeki kumandaya uzandım. Televizyon izlemeyecek olsam da odada hafif de olsa bir ses, ışık olması iyi olurdu. Açtığım televizyonun ışığı yüzüme çarparken televizyonun sesini kısıp kumandayı komodine geri bıraktım. Kanalda yabancı, romantik bir film vardı. Gözlerim ekranda olsa da filmi izlemiyor, kendi düşüncelerimin arasında boğuluyordum. Bir süre sonra o hafif sallantı da tamamen azaldığında yatı durduğunu, sadece denizin yatı yavaşça oynattığını anladım.
💬
Yatağa girmeden önce bütün gece uyanık olabileceğimi, yerimi de yadırgayacağımı düşünsem de bu sadece birkaç saat sürdü. Sonrasında televizyondan gelen o kısık ses benim için bir ninniye dönüştü ve yorgun göz kapaklarım usulca kapandı. Huzurlu bir uykunun beni içine çektiğini hissetmek garipti. Oysa haftalardır huzurlu bir uykuya çekildiğimi hissetmemiştim.
💬
Tekrar gözlerimi açtığımda artık odanın içini aydınlatan tek şey televizyon değildi. Kapattığım perdeyi bir engel olarak kabul etmeyen güneşin ışıkları da odanın içindeydi. Yavaşça uzandığım yerde gerindim. Ardından kumandayı alıp televizyonu kapattıktan sonra yatmadan önce komodinin üzerine bıraktığım telefonu elime aldım. Sabah olmuştu, saat ona gelmek üzereydi. Öyleyse ben neredeyse on saattir uyuyordum. Haftalardır bu uyku saatine yaklaşamamıştım bile. Bu yüzden saati görünce şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.
💬
Şaşkınlığı üzerimden atabildiğimde motor sesini yeni yeni algılayabildim. Hareket hâlindeydik, o halde Tibet de uyanıktı. Örtüyü üzerimden atıp yataktan kalktım. Üzerimi düzelttikten sonra odadan çıkarak banyoya yöneldim. Şimdilik elimi yüzümü yıkar, Tibet’e baktıktan sonra da duş almak için geri dönebilirdim. Banyodaki işlerimi hallederken banyonun küçük penceresinden marinaya varmak üzere olduğumuzu görünce bir an duraksadım. Buradan uzaklaşmıştık, yakıt için ya da başka bir şey için olsa farklı bir yere de gidebilirdik. Bu durumu garipserken hızla ellerimi yıkayıp kuruladım.
💬
Ben kullandığım kâğıt havluları küçük çöp kutusuna atarken yat tamamen durmuş, karaya varmıştı. Kaşlarım çatılırken kapıyı açıp banyodan çıktım. Yukarı çıkıp ne olduğunu öğrenmeden önce odama döndüm. Komodinin üzerindeki telefonumu alıp cebime attığım sırada üst kattan gelen bağırışa hazırlıksız yakalandığım için yerimden sıçradım. Neler oluyordu? Uyandığımdaki o huzur uçup gitti, içimi büyük bir korku kapladı. Hızla odadan çıkıp merdivenlere yöneldim.
💬
Merdivenleri çıkmaya başladığımda, “Ben seni neden oraya gönderdim?” diye bağıran Tibet’in sesi tüm yata dağıldı. Onun sesi kulaklarıma ilk kez bu kadar ürkütücü gelmişti.
💬
Üst kata çıktığımda gözlerimi yatın marinaya bakan kısmına çevirdim ve havuzcukta dikilen üç odamı odağıma aldım. Tibet karşısındaki adamın yakalarını tutmuş onu sarsıyor, İlkay da tuhaf bir ifadeyle onları izliyordu. Ne olduğunu anlamadığımdan öylece orada dikilmeye devam ettim. Kendi işleriyle alakalı bir konu olabilirdi, bu yüzden direk dahil olmak, işlerine karışmak istemiyordum.
💬
Tibet adamı daha sert bir şekilde sarsıp kenara ittiğinde adamın yüzü gün yüzüne çıktı ve yüzündeki kurumuş kanları, yaraları gördüm. Gözlerim şokla irileşti. İlk başta bunu yapanın Tibet olabileceğini düşünsem de yat daha yeni durmuştu ve adamın yüzündeki morluklardan ziyade yaralar şu an olmuş gibi durmuyordu. Adamın kim olduğunu ve neden bu halde olduğunu düşünürken Tibet bir cümle kurdu ve o cümle taş kesilmeme neden oldu.
💬
“Nasıl onları almalarına izin verirsiniz? O havaalanında bir ton insan vardı!”
💬
Havaalanı mı?
💬
Olduğum yerde sendeleyince İlkay’ın bakışları bana çevrildi. “Niran,” diye mırıldanması daha çok Tibet’e verdiği bir uyarıydı.
💬
Tibet’in sırtına dikilen gözlerim, onun kaskatı kesildiği ana şahitlik etti. Tibet başını yavaşça bana doğru çevirirken, “Bir şey olmuş,” dedim kekeleyerek. Yaralı adamın da bakışları bendeydi ama ben gözlerimi bedenini tamamen bana doğru çeviren Tibet’ten ayıramıyordum. Gelen farkındalıkla gözlerim şokla aralandı. “Anneme ve kardeşime mi bir şey oldu?”
💬
Tibet adama öfkeyle baktıktan sonra bana döndü, bana yaklaştı, sakin olmamı ister gibi elini yavaşça kaldırdı. “Babaannenin onları koruması için birilerini gönderdiğini bilsem de işi garantiye almak istedim,” dedi bastıramadığı öfkesiyle. Ela gözleri gün ışığına rağmen koyu duruyordu. “Sakin ol, halledeceğiz.”
💬
“Neyi halledeceğiz?” Çığlık gibi yükselen sesimle duraksadı. Gözlerim deli gibi, bir cevap arar gibi onların yüzünde tur atıyordu. “Melin mesaj attı, oteldeyiz dedi. Orada nasıl bulmuşlar hemen?”
💬
“İstanbul’dan hiç ayrılmamışlar, Niran,” demesi üzerine bir iki adım geriledim. Bu söylediğini kabul etmeyerek başımı hızla iki yana salladım. “Bütün korumaları etkisiz hale getirmişler, bu herifi de bize haber vermek için salmışlar.”
💬
“Annemi ve kardeşimi mi kaçırmışlar?” diye sorarken sesim de bedenim gibi titremişti. Gözlerimin önüne inen perde, bir katilin kalbini çevreleyen ince zarla aynı kumaştandı.
💬
Tibet dudaklarını araladı ama çalan telefonumla geri kapandı. Korkuyla elimi cebime attım, titreyen elim telefonu zor kavrıyordu. Ekrandaki numarayı tanımıyordum ama açmam gerektiğini, bu telefonun beni annem ve kardeşime götüreceğini hissedebiliyordum. Telefonu açıp kulağıma yasladığım Tibet bana yaklaştı, gözlerimin içine bakarken ben de ona bakıyordum ama onu göremiyordum. Sonra bir adamın kalın sesi kulakları doldurdu ve tüm dünyayı etkileyebilecek büyüklükteki depremi kalbimde hissettim.
💬
“Çok uzağında değiliz. Atacağım adrese gelirken acele etsen iyi olur, küçük denizci,” dedi ve onun sesinin arkasından Melin’in çığlığını duydum.
