19. RÜZGÂRIN ESTİĞİ YOL

💬

💬

🎧: Dediler Ki, Küçük Bir Umut

💬

🎧: Kahraman Deniz, Sevmek Değil

💬

Doğrular bir ışıktı ve ben uzun önce yanlışlarla kör edilmiştim.

💬

Araç, gümbürtüsü tüm sokak boyunca yayılan bir barın önünde durdu. Mekânın isminin etrafına dolanmış olan yeşil ledlerin ışığı arabanın içine yansıyordu. Tibet tüm yolculuk boyunca olduğu gibi sessiz bir şekilde eğildi, torpido gözünü açtı ve oradan aldığı silahla birlikte geri çekildi. Ne düşünüyordu bilmiyordum ama arabanın içinde esen sert rüzgârın kaynağı oydu. İçimde onun çok daha büyük bir fırtınaya neden olacağına dair güçlü bir his var.

💬

Arka koltuğa uzandı, bilgisayar çantasının içinden birkaç şey alıp önüne döndü. “Sen arabada kal,” dediği sırada kapıyı açmıştı. “Hemen döneceğim.”

💬

“Tek başına mı halledeceksin?”

💬

Soruma bir cevap vermedi. Kapıyı kapatıp hızlı adımlarla araçtan uzaklaştı. Arkasından gitmek istiyordum ama bir yanım durmam gerektiğini, şu an onunla küçük de olsa bir çatışmaya girmemem gerektiğini söylüyordu. Emniyet kemerimi çözüp geriye yaslandım, kollarımı göğsümde bağlarken onun sırtını izledim. Aynı hızlı adımlarla mekâna girmişti. İçeride bir sorun yaşar mıydı? İşaret parmağımın tırnağını kemirirken gözlerimi mekânın dışındaki insanlarda gezdirdim. Bahtiyar’ın buraya başka adam göndermeyeceğinden emin görünüyordu.

💬

Ya da öfkesi önü körleştiriyordu.

💬

Ani bir kararla telefonu çıkarıp İlkay’ı aradım. Telefonu o kadar hızlı açmıştı ki şaşırmadan edemedim. “Niran?” derken onun da şaşkınlığını soludum.

💬

“Tibet içeri tek başına girdi,” dedim direkt konuya girerek. “Arkasından gitmeli miyim?”

💬

Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, “Gitmene gerek yok, halledemeyeceği bir şey değil,” dedi.

💬

“Emin misin?”

💬

“Niran o ilk defa bu işlere girişmiyor,” dedi gülerek. “Birkaç gün onu alttan al, tahminimce fazla gergin olacak.”

💬

“Kimin yaptığını biliyor musun?” diye sordum gözlerimi barın kapısına dikerek.

💬

“Yeni öğrendim,” derken sesi sıkıntılı çıkmıştı.

💬

Aklımda olanı içimde tutmadan, “Dalya mıydı yoksa Enes mi?” diye sorduğumda İlkay güldü.

💬

“Dalya’yı sevmedin değil mi?”

💬

Kaşlarım çatılırken, “Sevmemekle alakalı değil,” dedim.

💬

Yeniden gülüp, “Sevmedin yani?” diye sorunca gözlerimi devirdim. “Seni nasıl karşıladığını az çok tahmin edebiliyorum.”

💬

Arkadan Turhan’ın, “Tibet’e âşık o kızıl!” diye bağırdığını duyunca kaşlarım havalandı. Âşık mıydı?

💬

“Laf mı dinliyorsun?” İlkay bunu Turhan’a sormuştu. “Laf dinleyeceğine önündeki bilgisayarla ilgilen. Tibet’e iş yapmak yerine sosyal medyada dolandığını söyleyeceğim.”

💬

“Yaptığım hiçbir işi beğenmiyorsun. Boş konuşma, kalkarsam kafanla top oynarım.”

💬

“Tehdit etmekten başka bir şey bilmiyor musun sen? Dön mağarana.”

💬

Bir hışırtı sesi duydum. “Göstereyim mi tehdit olup olmadığını?”

💬

“Kendi aranızda konuşup durmayın,” dedim sesimi yükselterek. “Soruma cevap vermedin.”

💬

Boğuşma seslerini duyunca gözlerimi devirdim. “Henüz Tibet’e bilgi vermedim. Orada işiniz bittikten sonra adamın yanına gideceksiniz,” dedi İlkay. Bir yandan da Turhan’la boğuştuğunu belli eden çarpma sesleri geliyordu. “O zaman öğrenirsin!”

💬

“Karnıma ne vuruyorsun lan!” diye bağıran Turhan’la telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve aramayı sonlandırdım. Daha fazla bağırışlarına katlanamayacaktım.

💬

Telefonu cebime attığım sırada Tibet’in bardan çıktığını fark edince sırtımı dikleştirdim. Beklediğimden erken çıkmıştı. Acaba bir sorun mu olmuştu? O arabaya yaklaşırken barın kapısına baktım, onun arkasından çıkan ya da onu kovalayan birileri olmamıştı. Tibet de telaşlı görünmüyordu. Giderken yüzünde olan o ifade hala varlığını sürdürüyordu. Yanına aldığı kağıtlar falan da yoktu, elleri boştu. Arabaya binip kapıyı kapattı. Hiçbir şey söylemeden arabayı çalıştırdı ve arkayı kontrol ettikten sonra aracı hareketlendirdi.

💬

Onun konuşmayacağını fark edince, “Bir sorun mu çıktı?” diye sordum. “Erken döndün.”

💬

“İşim erken bitti,” dedi bana bakmadan. “Sorun yok, hallettim.”

💬

“Anladım,” diye mırıldandım. Konuşmaya pek istekli görünmüyordu. İlkay kimin ihanet ettiğini bildiğini söylemişti. Bu süreçte Tibet birinin üzerine odaklanmamış, hepsine karşı şüpheyle yaklaşmıştı. Buraya gelirken de telefon görüşmesi yapmamıştı. Yani net bir haber almadığından hala şüpheleri sürüyordu.

💬

“Şimdi gidip şu Bahtiyar’ın adamıyla bir konuşalım bakalım,” dedi telefonunu çıkarırken. Yola kısa bir bakış atıp telefonunun ekranına baktı, ardından telefonu kulağına yasladı. İlkay’ı aradığını düşünürken, “Söylediğim yerde misiniz?” diye sorunca ve bunu İngilizce sorduğundan İlkay’ı aramadığını anladım. “Diğerleri de getirildi mi? Tamam, birazdan orada olurum.”

💬

O telefonu kapatırken gözlerimi yüzünden ayırmadım. Diğerlerinden kastı neydi? Arkadaşlarını da aynı yere getirtmiş olabilir miydi? İlkay’ı aramaktan, ona kimin ihanet ettiğini sormaktan çekiniyordu sanırım. Nedense endişesini anlayabildiğimi hissediyordum. Eğer arkadaşları da orada olacaksa bu bir yüzleşmeye dönüşecekti. Peki buna hazır hissediyor muydu?

💬

“Şu an ne isterdim biliyor musun?” diye sorduğunda düşüncelerimden sıyrıldım, sorusu dikkatimi dağıtmıştı. “Kar tatili yapmak.”

💬

Neden bir anda böyle bir konu açtığını anlamasam da “Kayak yapmayı seviyor musun?” diye sordum. Sanırım aklını dağıtmak istiyordu.

💬

“Evet,” deyip göz ucuyla bana baktı. “Sen sever misin?”

💬

Omuz silktim. “Özellikle sevdiğim bir şey değil ama keyifli.”

💬

“Özellikle sevdiğin bir şey var mı peki?” Düşünceli bir ifade yüzüme yayıldığında kaşlarım da çatıldı. “Bu kadar düşündüğüne göre yok.”

💬

“Keyif aldığım şeyler var ama hiç en çok hangisi diye düşünmedim,” dedim açıkça. “Ben daha çok yaptıklarıma değil de yapmak istediklerime yoğunlaşıyorum.”

💬

“Hım,” dedi işaret parmağını burnunun ucuna sürterken. “Yapmayı istediğin şeyler neler?”

💬

Gerçekten merak ettiği için mi soruyordu yoksa öylesine kafasını dağıtmak için sorduğu şeyler miydi?

💬

“Safariye katılmayı isterdim,” dediğimde kaşlarını kaldırarak bana baktı. “Ya da günler sürecek bir orman gezisi. Gün boyu ormanda gezmek, akşam olduğunda ilk bulduğun yerde konaklamak falan.”

💬

“Sen kurda kuşa yem olmak istiyorsun.” Burnundan sert bir nefes vererek güldü. “Aramızdaki farkı anladım. Sen canlılığa merak duyuyorsun, bense canlının ardında bıraktığı kalıntılara.”

💬

Söylediği şey ilgimi çekince yan dönüp omzumu koltuğa yasladım ve ona baktım. “O ne demek?”

💬

“Anladığım kadarıyla doğayı, görmediğin türde hayvanları, canlıların yaşam alanlarını, yani insanlar dışındaki diğer canlıların hayatını merak ediyorsun, görmek ve öğrenmek istiyorsun,” dediğinde yavaşça başımı salladım. “Ben şu anki yaşamı değil de daha önceki yaşamı, önceki yaşamlardan günümüze taşınanları merak ediyorum. Eğer vaktim olsaydı her ülkenin bütün tarihi yerlerini görmek, tarihi yerler hakkındaki bilgiyi yerinde öğrenmek isterim.”

💬

“Bence senin istediğin de oldukça ilgi çekici.” Söylediklerini düşününce ne demek istediğini anlamıştım. Bu açıdan bakınca evet, aramızda dediği gibi bir fark vardı. “İmkânın var, zamanın da olacaktır.”

💬

Bir şey söylemeden gözlerini yüzümden ayırıp ileriye dikti. “Geldik.”

💬

Başta bunu anlayamadım fakat gözlerimi ileri çevirdiğimde yol kenarındaki eski fabrikayı gördüm. Gelmelerini istediği yer burasıydı anlaşılan. Bu güvenli miydi? Başka bir ülkedeydik ve eski bir fabrikada olacaktık. Ki burada olma nedenimiz bile illegaldi. Bir anlıkta olsa zihnim boşalmış, konuştuklarımız sayesinde berraklaşmıştı fakat fabrikaya bakarken yine kara bulutların üzerimize doğru ilerlemeye başladığını hissedebiliyordum.

💬

Tibet aracı fabrikanın önünde duran üç aracın hemen arkasına park etti. Üç araç da tanıdıktı. İkisini otelin önünde görmüştüm, Tibet’in görevlendirdiği adamlara aitti. Diğeri ise Dalya’nın aracıydı. Gözlerim kısılırken aracın kapısını yavaşça açıp dışarı çıktım. Demek ki onlar da gelmişti. Tibet onları ne söyleyerek buraya çağırmıştı? Gerçi telefondayken adama diğerlerinin de getirtilip getirtilmediğini sormuştu. O halde neden burada olduklarını biliyorlardı. İçlerinden biri ya da birileri her şeyin farkındaydı. Buna hazırlıklılar mıydı?

💬

Bir şey söylemeden yanımdan geçip fabrikaya doğru ilerledi. Onu takip ederken tedirgin hissediyordum. Tedirginliğimin sebebi içeride neler yaşanacağını kestiremememdendi. Konu sadece düşmanlar arasında olsa sorun değildi, çözümü vardı ama işin içine arkadaşlar girince duygusallık da ekleniyordu. Gözlerimi fabrikanın demir kapısını açan Tibet’in yüzüne diktim. Duygularını işe yansıtmayacağını söylemişti, buna arkadaşlık da dahil miydi?

💬

İçeri girdiğimizde fısıltılar kesildi, fabrikanın içindeki tüm gözler bize çevrildi. Tibet tam önümde olduğundan görüş açımı kapatıyordu, ileride durun bedenlerin bir kısmını görebiliyordum. Tibet hafifçe sola yöneldiğinde hepsi odağıma girdi. Bahtiyar’ın adamı bir sandalyeye bağlanmıştı, adamlar tam onun arkasında duruyor ve Tibet’e bakıyorlardı. Sağ tarafta duranlar ve merakla Tibet’e bakanlar ise arkadaşlarıydı. Onun arkadaşlarına bakarken omuzlarım elimde olmadan dikleşti. Yüzlerini bir şeyler anlayabilme umuduyla inceledim fakat şaşkınlık hepsinin yüzündeydi.

💬

Enes bir adım öne çıkarken, “Bahtiyar’ın adamının burada ne işi var?” diye sordu.

💬

Tibet, Enes’e baktı ama bir cevap vermedi. Cevap vermeme sebebi söyleyecek bir şeyi olmadığında değil, fabrikanın içine yayılan telefonunun sesindendi. Arkadaşına bakmaya devam ederken telefonu çıkardı ve aramayı yanıtlayıp telefonunu kulağına yasladı. “Söyle,” dedi telefondakine. Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra, “Tamam, sağ ol,” dedi ve telefonu kulağından uzaklaştırdı.

💬

Tibet üzerindeki deri ceketi çıkarıp sol tarafta bulunan büyük, paslanmış makineye doğru ilerlerken, “Robert ile olan işi hallettiniz mi?” diye sordu Erkan.

💬

Tibet ona da bir cevap vermedi. Çıkardığı deri ceketini paslı makinenin üzerine attı fakat bize doğru dönmeden önce birkaç saniye arkası dönük şekilde durdu. Bacaklarımı aralarken ellerimi ceplerime sokup sessizce bekledim. Bu benim meselem değildi, sessizce burada durmam yeterliydi. Herhangi bir şekilde karışmayı da düşünmüyordum.

💬

“Hallettik,” dedi Tibet ve ardından bize doğru döndü. Gözlerini Bahtiyar’ın adamının arkasında duran adamlara çevirip, “Onu da sandalyeye bağlayın,” dedi. Kalkan parmağının işaret ettiği bedene bakmadan önce kendime biraz zaman tanıdım. Sonra da kimi işaret ettiğine baktım.

💬

Cansel şaşkınca, “Ne?” diye sorduğu sırada adamlar Erkan’ın kollarını sıkıca tutup onu diğerlerinin yanından ayırdılar. “Ne bağlaması Tibet?”

💬

“Ne yapıyorsun birader?” diye sordu Erkan öfkeyle. Kollarını sallayarak adamların baskısından kurtulmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Onu bir başka adamın getirdiği sandalyeye oturttular.

💬

Enes kaşlarını çatarak, “Erkan bir şey mi yaptı?” diye sorunca gözlerimi Erkan’dan ayırıp yeniden Tibet’e baktım. Cansel ne yapacağını bilemiyormuş gibi bir sevgilisini bağlayan adamlara bir de arkadaşına bakıyordu. Tibet kollarını göğsünde bağlayıp onlara yaklaşırken gözlerim kollarına kaydı. Gerilen kollarındaki damarlar bile sanki öfkeyle daha da belirginleşmişti.

💬

“Tek bir soru soracağım,” dedi sandalyeye bağlanan arkadaşının önünde durup. Bu cümlesi bana asansörde yaşadığımız anı hatırlatınca gözlerim kısıldı. Dikkatim dağılmamalıydı. “Ne gibi bir kârın vardı?”

💬

Cansel öfkeyle ellerini Tibet’in kollarına bastırıp onu itmeye çalışırken, “Erkan’ı neyle suçluyorsun?” diye sordu bağırarak. “Onu Süha mı sandın?”

💬

Cansel’in itmesine rağmen yerinden kıpırdamayan Tibet’in kaşları havalandı Hala Erkan’a bakmaya devam ediyordu. Dalya, Cansel’in koluna dokunup, “Sakin ol, ne olduğunu bir öğrenelim,” dediğinde Cansel öfkeyle onu da itti.

💬

Tibet, Erkan’a, “Neden Bahtiyar’a otele gideceğimi söyledin?” diye sorduğunda Cansel duraksadı. Dalya ve Enes’in bakışları hızla Erkan’a çevrildi. “Sana arkadaşını satmanı gerektirecek kadar büyük ne vadetmiş olabilirler?”

💬

“Tibet ne-”

💬

Tibet işaret parmağını Erkan’a doğru sallayıp, “İnkâr edecek olursan tek kelime edemeden kafana sıkarım,” dedi, sesi cümlesindeki öfkeyi yansıtmamıştı, bu şaşırtıcıydı. Sanki normal bir şekilde sohbet ediyormuş gibiydi.

💬

Cansel afallamış bir halde sevgilisine bakarak, “Erkan, Tibet ne diyor?” diye sorarken sesi yıkılmışlığını görüntüsünden daha iyi yansıtmıştı.

💬

Erkan sessiz kaldı.

💬

“Sırf kim olduğunu görmek için bilmiyormuş gibi yaptım,” dedi Tibet havadaki elini indirirken. “Asıl adresi bilmediğimi düşün, otele gideceğimi söylediğimde bunu onlara bildir diye bekledim. Ki bunu kimin yapacağını, sen olduğunu bilmiyordum. Şüphelendiğim gibi olmamasını da istedim.” Bir anda öne doğru atılıp parmaklarını Erkan’ın boynuna geçirdiğinde irkildim. “Beni neden yanıltmadın?”

💬

Cansel’in Tibet’e engel olmasını, onu Erkan’dan uzaklaştırmasını bekledim ama o donmuş gibiydi. Diğerleri de hareket etmiyordu. Erkan yüzünü buruşturup, “Dünya senin etrafında dönmüyor,” dediğinde ben bu cümlesine şaşırmadım fakat Cansel’in gözlerinin şaşkınlıkla irileştiğini gördüm. “Her şeyini kaybetmek üzere olan birinin yanında durarak ne kendimi ne de ailemi riske atardım.”

💬

Tibet güldü ve elini onun boynundan çekti. Ardında yumruğunu sertçe onun yüzüne indirdiğinde Erkan sandalyesiyle birlikte geriye savruldu. Adamlar Erkan’ın sandalyesini eski konumuna getirdi fakat Tibet durmadı, tekrar bir yumrukla onun yere düşmesini sağladı. Artık öfkesini görebiliyordum. Yüzü hissettiği öfkeyle öyle bir gerilmişti ki Cansel de dahil kimse onun yanına yaklaşmıyordu ve Tibet art arda yumruklarını Erkan’ın yüzüne indirmeye başlamıştı. Cansel’in hıçkırığı boş fabrikada yankılandığında ona baktım. Anlaşılan onun gerçekten hiçbir şeyden haberi yoktu. Çok kötü hissediyor olmalıydı.

💬

Cansel’in ağladığını duyan Tibet durdu, eklemlerinde kan biriken eli havada asılı kaldı. Tam tekrar yumruğunu hareketlendirecekken Cansel’in yeniden hıçkırması onu tamamen durdurdu, öfkeden titreyen elini aşağı indirdi. Birkaç adım geri çekildiğinde adamlar yüzü kan içindeki Erkan’ın sandalyesini kaldırdılar. Tibet onunla ne yapmayı düşünüyordu?

💬

“Arkadaşına nasıl böyle bir şey yaparsın?” diye sordu Cansel ağlayarak. Erkan bayık bakan gözlerini sevgilisine çevirdi, patlayan kaşından akan kan gözünün etrafına yayılmıştı. “Biz birlikte büyüdük!”

💬

Erkan ağzında biriken kanı yere tükürdü. “Bizi diğerlerinden korumak için yapmak zorundaydım!”

💬

“Hayır, sen babandan korktuğun için yaptın!” diye çığlık atan Cansel, Erkan’a doğru atıldı. Tırnaklarını Erkan’ın omuzlarına geçirip yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı. “Bize kimse bir şey yapamazdı. Sadece böylesi senin için daha kolaydı.” Erkan’ı omuzlarından ittiğinde sandalyesi hareketlendi ama devrilmedi. Cansel ondan uzaklaştı. “Çocukluk arkadaşına bunu yapan, bir gün neden bana da aynısını yapmasın?”

💬

İşte bu söylediği Erkan’ın yüz ifadesinin değişmesine neden olmuştu. Gözlerinde paniği gördüm, telaşı tüm yüzüne yansıdı. “Seni üzecek, sana zarar verecek bir şey yapmam.”

💬

Cansel ona sırtını döndü ve Cansel’le göz göze geldik. Parmaklarıyla ıslak yanaklarını silerken yüzünde oluşan ifade beni duraksattı. “Süha ve Hilal’den sonra ne kadar üzüldüğümü gördün, bu bile seni durdurmak için yeterli olmalıydı.” Aldığı titrek nefesle omuzları sarsıldı ama yüzünde oluşan o ifade kaybolmadı. Başını çevirerek yanında duran Tibet’e baktı. “Bir gün senin gibi arkamdan vurulduğum için üzüleceğime ya da bu şüpheyle yaşayacağıma, beni de öldürecek dahi olsa hissettiğim bu sevgiyi öldürürüm.” Tibet’in kaşları çatıldığında Cansel hafifçe başını salladı. “Benim için kendini durdurmana gerek yok. Ne yapman gerekiyorsa onu yap.”

💬

Cansel son cümleleriyle herkesi şoka sokarken önüne dönüp yürümeye başladı. Erkan, “Cansel!” diye birkaç kez bağırsa da dönüp ona bakmadı. Bana yaklaşıyordu, gözleri yüzümdeydi ama beni görmediğine emindim.

💬

Tam yanımdan geçecekken kolunu tutup onu durdurdum. Onu durdurmak hiç zor olmamıştı çünkü dik duruyormuş gibi görünse de bir yaprak gibi titriyordu. “Bunu yapmak istediğine emin misin?”

💬

Başımı çevirip onun yan profiline baktım, o ise bana değil ileriye bakıyordu. “Yanıldım, Niran,” diye fısıldadı. “Sevgi her zaman dipsiz bir kuyuyu aydınlatacak kadar büyük bir ışık değilmiş, bazen seni içine çeken o karanlık kuyunun kendisiymiş.” Başını bana doğru çevirdiğinde göz göze geldik. Erkan hala ona seslenmeye devam ediyordu. “Olur da Tibet benim için tereddüt edecek olursa, bunu benim için sen yap.”

💬

Bana söyleyecek bir söz bırakmadı. Elim kolundan kayarak boşluğa düştüğünde yavaşça gülümsedi ve benden uzaklaştı. Cansel fabrikadan çıkarken gözlerimi diğerlerine çevirdim. Dalya hızlı adımlarla Cansel’in arkasından gitmişti. Erkan artık bağırmıyor, Tibet ise boşluğa bakıyordu. Gözlerim diğer sandalyede sessizce olanları izleyen adamda takıldı, sırasının gelmesini bekliyordu ama tedirgin görünmüyordu.

💬

Cansel, bir kez daha yanıldı.

💬

Tibet bara giderken yanına aldığı silahı çıkarıp arkadaşına doğrulttu ve kendi de dahil olmak üzere kimsenin ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden tetiği çekti. Fabrikanın içinde yankılanan silah sesi yerimde hafifçe sıçramama neden oldu, buna hazırlıksız yakalanmıştım. Enes bir adım geri çekilip yere yığılan Erkan’a baktı. Tibet’in sesi kan kokusuyla birlikte bana ulaştı. “Senin bana verebileceğin hiçbir şey yok, olsa da artık ihtiyacım yok,” dedi. Bunu Bahtiyar’ın adamına söylemişti. “Üzülme. Yakında köpekliğini yaptığın patronun da yanına gelecek.”

💬

Ve bir silah sesi daha.

💬

Yere yığılan iki bedenin sızdırdığı kan, zeminde birleşti ve bir göl oluşturdu. Tibet’in silahı tutan eli boşluğa düştü. Ona yaklaşmak için hareket etmek isteyen bacaklarımı zorlukla durdurdum.

💬

Adamlara doğru dönüp, “Sessizce halledin şunları, etrafı da temizleyin,” dedikten sonra bana doğru döndü. Göz göze geldiğimizde birkaç saniye duraksadı, ardından yürümeye başladı.

💬

Bir şey söylemeden yanımdan geçerken Enes de yerdeki arkadaşına kısa bir bakış atıp sertçe yutkundu. Adamlar cesetleri almak için hareketlendiğinde Enes de oradan uzaklaşıp bana doğru gelmeye başladı. Sanırım artık gitme vaktiydi. Derin bir nefes alıp fabrikanın demir kapısına yöneldim. Gördüğüm görüntüler değil fakat yüzler bana ağır şeyler hissettirmişti. Sevdiğin birini kaybetmenin ne olduğunu biliyordum, bu duyguyla her saniye baş etmeye çalışıyordum.

💬

Peki sevdiğin birinin ölümüne göz yummak ya da onu kendi ellerinle öldürmek ne hissettirirdi? Daha fazlasını mı bilmiyordum ama daha azını hissettirmeyeceğine emindim.

💬

Fabrikadan çıktığımda Dalya’nın arabasının dışarıda olmadığını gördüm. Tibet kendi aracına binmiş, ellerini direksiyona koymuş şekilde öylece boşluğu izliyordu. Cansel silah seslerini duymuş muydu yoksa duymadan önce mi gitmişlerdi? Kendimi ikincisinin olması için dilerken buldum. Onun o halini görmek bende ister istemez bir acıma hissi uyandırmıştı.

💬

Enes arka koltuğa binerken ben de ön koltuğa yerleştim ve biz biner binmez Tibet arabayı çalıştırdı. Adamlar cesetleri dışarı çıkarıyordu ama sanki cenaze taşıyan bizdik. Tibet arabayı sert bir dönüşle ana yola çıkardığında sırtımı koltuğa yasladım. İçimden bir ses Dalya’nın evine gittiğimizi söylüyordu. Cansel, Tibet’e onu suçlamayacağını söylemişti ama gerçekten öyle mi olacaktı? Öyle olsa dahi Tibet’in suçlu hissedeceğine emindim. Söylendiği ya da görüldüğü kadar kolay bir durum değildi.

💬

Araç hızla boş yolda ilerlerken Enes yavaşça öksürdü. Belli ki bir şeyler söylemek istiyordu ama söyleyemiyordu. Tibet aracın hızını arttırınca da bu isteğinden tamamen vazgeçmiş gibi arkasına yaslandı ve bakışlarını dışarı çevirdi. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Hatırladığım kadarıyla Süha’yı bırakmışlardı. Erkan için bu kadar kesin bir karar verilmesinin sebebi Cansel’in söyledikleri miydi yoksa Tibet’in artık bir şeylerin sınırında oluşu muydu bilmiyordum. Beni pek etkileyen bir durum olmasa da ne Cansel’in ne de Tibet’in böyle bir şeyin altına girmesini istemezdim.

💬

Aracın hızından olsa gerek tahmin ettiğim gibi Dalya’nın evine çok kısa bir sürede varmıştık. Dalya’nın arabası dışarıdaydı, demek ki direkt eve gelmişlerdi. Arabadan inip tekrar o eve girmek istemiyordum. Tibet de bunu istemiyor gibi bir süre duran aracın içinde bekledi. Enes bizden önce arabadan inip eve doğru yürümeye başlamıştı. O da hala olayın şokunu yaşıyordu. Bu işin sonunda bizi bekleyenin ya Enes ya da Dalya olacağını düşünürken Erkan bana da sürpriz olmuştu. Tabii yine de şaşırmış hissetmiyordum. Olanlardan sonra herkes her şeyi yapabilirmiş gibi geliyordu. Belki de Cansel de böyle düşündüğünden kararından emin görünmüştü.

💬

“İçeri girecek miyiz?” diye sordum Tibet’e bakmadan.

💬

“Ne yapacağımı bilmiyorum.”

💬

“Bunu isteyen Cansel’di,” dedim sakince.

💬

“Her şey benim elimdeydi,” dedi düz bir ifadeyle.

💬

“Mikrobu temizlemezsen ya güçlenir ya çoğalır, Tibet,” deyip başımı ona doğru çevirdim. “Belki bir gün elinde silah olan sen değil de o olacaktı ve namlunun ucu da bana bakacaktı.”

💬

“O zaman daha kolay olurdu,” dedi ve kapısını açıp dışarı çıktı. Hayır, ne olursa olsun kolay olmazdı. Birinden nefret ediyor olsan dahi önceden sevgi beslemiş olman, seni anlık da olsa duraksatır, tereddüde düşürürdü.

💬

Onun ardından ben de araçtan inip kapıyı kapattım. Evin aralık duran kapısından art arda içeri girdik. Telefonu çıkarıp mesaj yazan Tibet’in yanından geçerek salona girdiğimde Dalya ve Enes’i salonda buldum. Cansel içeride değildi. Üst kattan gelen tıkırtıları duyduğumda onun yukarıda olduğunu anladım. En başından beri diğerlerinin aksine Cansel’e karşı daha ılımlıydım. Bu işin altından o çıkmış olsaydı belki de gerçekten üzülebilirdim. Sanırım bu yüzden hiç onun olabileceğini düşünmemiştim.

💬

Arkamı dönüp merdivenlere yöneldiğim sırada Tibet kolumu tuttu. “Ben gitsem daha iyi olacak.”

💬

“Emin misin?” diye sorduğumda yavaşça başını salladı. O kolumu bırakıp merdivenleri çıkmaya başladığında arkasından baktım. Onlar için zor bir süreç olacaktı.

💬

Tibet Suavi’den…

💬

Birkaç dakikam elim havada, gözlerim önümdeki kapıya dikilmiş şekilde öylece dururken geçti. Hayatım boyunca doğru bildiğim neyse onun peşinden gittim. Doğru da olsa yanlış da olsa hepsi benim kararımdı ve sonuçlarını daima düşünürdüm.

💬

Sesli bir nefes verdikten sonra kapıyı yavaşça tıklattım. İçerideki sesler kesildi, ardından onun ‘gir’ komutunu duydum. Kapıyı açıp içeri girdiğimde beni beklediğim gibi bir manzara karşılamadı. Oda dağınık değildi, arkadaşım yatağın kenarına çökmüş zemindeki halıya bakıyordu. Ben içeri girip kapıyı kapattığımda başını kaldırarak bana baktı. Yüzünde gördüğüm ifade bana buraya neden geldiğimi hatırlattı. Gözlerimin içine baktığı an dudakları titremeye başlayınca emin oldum, onu bu işin dışında tutamazdım.

💬

Gözlerimi yüzünden ayırmadan ona yaklaştım ve yanına oturdum. “Özür dilerim,” diye mırıldandığında kaşlarımı çatarak arkadaşıma baktım.

💬

“Sen neden özür diliyorsun?”

💬

Dudaklarını birbirine bastırırken omuz silkti. “Belki durumu fark etseydim-”

💬

Elimi dizine bastırdığımda sustu. Bedenimi ona doğru çevirdim. “Ortada fark etmen gereken bir durum yoktu,” dediğimde gözleri yüzümü buldu. “Erkan’ın bir suçu yoktu.”

💬

İlk önce kaşlarını çattı, sonra şaşkınlıkla gözlerimin içine baktı. “Ama sen öyle dedin.” Durdu. “Ben silah sesi duydum.”

💬

“Bu Erkan’la oynadığımız küçük bir oyundu,” dedim kısık bir sesle. Göğsümden büyük bir ağırlık kalktı. “Enes’i oyuna getirebilmek için bunu yapmamız gerekiyordu.”

💬

“Bir saniye,” deyip elini kaldırdı. Belki ona olanları daha yavaş bir şekilde anlatmam gerekirdi ama Cansel’in şu anki durumunu göz önüne aldığımda, bir an önce onu bu karmaşıklıktan uzaklaştırmalıydım. “Enes mi?”

💬

“Sessiz ol,” diye fısıldadım. “Erkan, Enes’te bir gariplik olduğunu fark etmiş. Peşine düştüğünde de Enes’e yakalanmış. Enes de onu tehdit etmiş bana hiçbir şeyi belli etmemesi için.”

💬

“Ama Erkan…”

💬

“Ölmedi ya da yaralanmadı, merak etme,” dediğimde gözleri parıldadı. Cansel’in neler hissettiğini az çok tahmin edebiliyordum ve bu suçlu hissettiriyordu. “Biraz dayak yedi sadece.”

💬

Bir anda kollarını boynuma doladığında duraksadım. Öyle çok ağlamaya başladı ki, hiçbir şeyi bilmeseydim ve Enes’in tuzağına düşmüş olsaydım daha az çaresiz hissederdim. Cansel’in yeri bende hep ayrı olmuştu. Yaş olarak benden küçük olsa da her zaman bir abla gibi davranmıştı. Fabrikada söylediği şey doğruydu, onlara bir şey olmazdı. Ben de bile isteye onu bu ortamın içine çekmeyi istemiyordum. Planımıza göre o bir süre üzülecekti ama sonra her şeyi öğrenecekti. Her ne kadar plan bu olsa da yapamamıştım.

💬

Ağlamaya devam ederken, “Sizi öldüreceğim,” demesi beni gülümsetti.

💬

“Sen bence Erkan’la karşılaşacağın anı düşün,” dedim kısık bir sesle. “Adamı bana ihanet ettiğini düşündüğün için öldürmemi söyledin.”

💬

Sesi bir anda kesildi. Yavaşça geri çekilirken, “Öyle yaptım değil mi?” diye sordu. Yavaşça başımı salladım. “Beni affetmeyecek.”

💬

Gözlerimi devirdim. “Saçmalama. Erkan zaten böyle bir tepki vereceğini biliyordu,” dedim. “Bu konu aramızda kalmalı. Niran’a da söylemek yok.”

💬

Kaşlarını çatıp, “Neden Niran’a söylemiyorsun?” diye sorunca geri çekildim.

💬

“İşin içinde Erkan’ın değil de Enes’in olduğunu öğrenirse Enes’e olan bakışları değişir ve Enes bir şeylerden kıllanır,” dedim boynumu esnetirken. “Öfkelenince mimiklerini pek kontrol edemiyor.”

💬

“Tamam tamam,” dedi bana doğru eğilirken. Yüzünü silip burnunu çekti. “Sen bana her şeyi baştan anlat.”

💬

Niran Çiyiltepe’den…

💬

“Erkan nasıl böyle bir şey yapar?” Dalya ellerini dizlerine bastırırken dalgın gözlerle zemine bakıyordu. “Hadi arkadaşını düşünmedin, Cansel’i de mi düşünmedin?”

💬

Enes oflayarak parmaklarıyla saçlarını dağıttı. “Tibet umarım bu işi detaylıca araştırmıştır.”

💬

“Tibet emin olmasa arkadaşına böyle bir şey yapmazdı,” dedim kaşlarımı çatıp. Enes’in gözleri bana çevrildi. “Cansel’in toparlanması zor olacak.”

💬

Merdivenlerden gelen ayak sesleriyle üçümüzün de bakışları salonun girişine çevrildi. Tibet içeri girerken yüzünü dikkatlice inceledim. Yüzündeki ifadeye bakılırsa konuşma hiç de iyiye gitmemişti. Salonun ortasında durup, “Biz gidiyoruz,” dedi, ardından Dalya’ya baktı. “Cansel sabah İstanbul’a dönecek. Ona yardımcı olursun.”

💬

Dalya başını sallarken, “Tek başına gidebilecek mi?” diye sordu Enes.

💬

“Sen dönmeyecek misin?”

💬

Enes başını iki yana salladı. “Bir süre daha buralarda olurum. Zaten son yaptıklarımdan sonra aranıyorum, biraz uzak kalsam iyi olacak.”

💬

Tibet sakince, “En iyisi. Haberleşiriz yine,” dedi. “Cansel çocuk değil, tek gitmesi sorun olmayacaktır.”

💬

Dudaklarımı yalarken gözlerim kısıldı. “Bu acımasızca değil mi?” Bütün gözlerin bana döndüğünü hissetsem de hiçbirine bakmadım. “Bu gece sevgilisini kaybetti. Şimdi ülkeye tek başına dönüyor.”

💬

“Böyle olması gerekiyordu, Niran,” deyince Tibet, başımı kaldırarak ona baktım. “Böyle olmasını isteyenlerden biri de oydu. Bir kere birini affetme gafletine düştüm, tekrar düşmeyeceğim. Dediğin gibi, mikrobu temizlemezsen ya güçlenir ya çoğalır.” Yüzüne bakakaldığımda sırtını döndü. “Gidiyoruz.”

💬

O evden çıkarken ben de oturduğum koltuktan kalktım. Dalya ayaklanıp bana yaklaştı. “Niran,” diyene kadar onun yanıma geldiğini fark etmemiştim. Yavaşça ona dönüp sorguyla baktığımda kızıl saç tutamını kulağının arkasına itti. “Cansel için ne kadar zorsa, Tibet için de o kadar zor olacaktır. Görünen o ki bir süre yanında olan sen olacaksın. Dikkati dağınık olacağından arkasını kollaman gerekecek.”

💬

“Bir sorun çıkmayacak,” dedim sadece ve başka bir şey söylemeden arkamı dönüp salondan çıktım. Turhan, Dalya’nın Tibet’e âşık olduğunu söylemişti. Anlaşılan onun için endişeleniyordu. Benden hoşlanmamasına rağmen bana emanet edecek kadar mı? Kaşlarımı çattım.

💬

Evden çıkıp çalışır haldeki araca yöneldim. Arabanın kapısını açtığım sırada gözlerim eve kaydı, üst katın penceresinden bakan Cansel’i gördüm. Dünkü neşesinin zerresi bile kalmamıştı. Bir ruh gibi pencerenin önünde dikiliyordu. Elini yavaşça kaldırıp salladığında duraksadım. Bana el sallarken hafifçe gülümsemişti. Sertçe yutkunup ben de ona el salladım. Bunu neden yaptığımı tam olarak bilmesem de onu karşılıksız bırakmak istememiştim.

💬

Arabaya binip kapıyı kapattıktan sonra kemerimi taktım. Tibet aracı hareketlendirip yola çıkarırken yine aynı sessizliğine bürünmüştü. Artık yolculuklarımız bu şekilde mi geçecekti? Tamam, sessizlik benim de işime gelirdi ama bu şekilde bir sessizlik ruhumu daraltıyordu. Geriye yaslandığım sırada telefonum çalınca elimi cebime atıp telefonumu çıkardım. Arayanın İlkay olduğunu görünce kaşlarım havalandı. Neden beni arıyordu?

💬

“Efendim, İlkay?” diyerek açtım telefonu. İlkay’ın ismini duyan Tibet’in gözleri bana çevrildi.

💬

“Tibet’e mesaj attım ama görmedi,” dediğinde yan gözle Tibet’e baktım. “Ortalık karışıkken aramak da istemedim.”

💬

“İstiyorsan telefonu verebilirim?” dedim sorar gibi.

💬

“Mesajlarıma bakmasını söylesen yeterli,” deyince, “Tamam,” deyip telefonu kapattım. İlkay’ın sesi kulağa hiç üzgün gelmemişti.

💬

“İlkay sana ulaşamamış, mesajlarına bakmanı söyledi,” dedim telefonumu cebime atarken.

💬

Önüne dönüp, “Otele gidince bakarım,” dedi.

💬

“Biliyorum sırası değil ama şimdi ne yapacağız?”

💬

“Kaldığımız yerden devam edeceğiz,” dedi sakince. “Hiçbir şey olmamış gibi.”

💬

“İstersen birkaç gün-”

💬

“Beni düşünmene gerek yok,” deyince kaşlarımı çattım. “Ki bunu düşündüğünden değil de laf olsun diye teklif etmene hiç gerek yok.”

💬

“Tüh, çok mu belli ettim?” diye sorarken sesim sinirimi ele vermişti. Laf olsun diye söylememiştim ama öyle düşünmek istiyorsa düşünebilirdi.

💬

Bana bir cevap vermeden sessizliğe gömüldü. Şehrin merkezinde bir otelin önüne geldiğimizde saat gece yarısını geçmişti. Bagajdan valizlerimizi aldıktan sonra Tibet aracın anahtarlarını valeye verdi. Otel büyük ve lükstü, fakat boş oda bulmakta zorlanmıştık. Tuttuğumuz oda normal çift kişilik bir odaydı fakat Tibet sorun olup olmayacağını sorduğunda bunu sorun etmemiştim. Zaten büyük ihtimalle biraz dinlenip buradan ayrılacaktık.

💬

Beşinci kattaki odaya girdiğimizde bilgisayar çantasını ve kendi çantamı pencerenin önündeki koltuklardan birine bıraktım. Tibet valizleri kenara koyarken üzerimdeki ceketi çıkardım. Lacivert ve altın sarı kullanılarak tasarlanmış odanın boğucu bir havası vardı. Bunun sıcaklıkla alakası yoktu, klimalar çalışıyordu. Sanırım renklerle alakalıydı. Neyse ki yatak yeterince büyüktü, bir köşesine kıvrılırdım.

💬

“Banyoyu önce sen kullan, ben beklerim,” dediğinde gözlerim ellerine kaydı. Ellerinin üstü ve eklemlerinde hala kan vardı.

💬

“İlk önce sen gir, senin daha çok ihtiyacın var gibi görünüyor,” dediğimde gözleri gözlerimi takip edip ellerine indi.

💬

“Tamam,” diyerek kolayca kabullenmesini beklemesem de bunu belli etmedim. Valizinden birkaç parça kıyafet alıp banyoya girdi.

💬

Koltuğa oturup ellerimle yüzümü sıvazladım. Tabloda eksik olan bir kısım vardı ama zihnim o kadar bulanmış haldeydi ki tam odaklanamıyordum. İçten içe içimin sıkılma sebebinin Cansel ve Tibet’le alakalı olduğunu biliyordum ve bu durum kendime öfkelenmeme neden oluyordu. Evet, sonuçta ne yaşamış olursam olayım bir insandım, birilerine üzülebilirdim ama bu denli üzülmek, onlara bağlanmaya başladığımı gösteriyordu. Beni öfkelendiren üzülmem değil, bağlanıyor olmamdı.

💬

Ayaklarımı koltukların ortasında duran sehpaya uzatıp başımı geriye doğru attım. Üç adam gitmişti, geriye on iki ortak kalmıştı. Hepsinin yeri bulunmuş muydu bilmiyordum ama Tibet neredeyse tamamlandığını söylemişti. Acaba aynı yerde olan birden fazla ortak yok muydu? Eğer yoksa Gürcistan hariç on bir farklı yere daha gidecektik. Resmen koca dünyada sinek avlıyorduk. Her gün birine ulaşmak zordu. Kaba bir hesap yapacak olursak, her biri için üç günümüzü harcarsak ve arada olası ertelemeleri düşünürsek bir buçuk ay gibi bir süreçte bütün ortakları ortadan kaldırmış olurduk. Yani bu da eylül ayında sıranın Bahtiyar’a geleceği anlamına gelirdi.

💬

Keşke hepsi bir şehrin içinde olsaydı, bir günde hepsini ortadan kaldırsaydık ve günün sonunda Bahtiyar’la yüz yüze gelseydim.

💬

Gözlerimi kapatmış bir şekilde beklerken banyonun kapısının açıldığını duydum. Gözlerimi aralayıp başımı hafifçe çevirerek banyo kapısından odaya yayılan buhara baktım. Tibet banyodan çıktı. Altında koyu gri bir eşofman vardı, üzeri çıplaktı. Elindeki küçük havluyla saçlarını kurularken diğer elindeki karton poşeti kenara bıraktı. “Banyoda bir poşet daha var. Sen banyodan çıkınca kıyafetlerimizi kuru temizlemeye verelim, biz otelden çıkmadan geri getirirler.”

💬

O telefonunu eline aldığı esnada oturduğum koltuktan kalktım. “Vaktimiz olmayacak anlaşılan.”

💬

Bir cevap vermedi, gözleri telefonun ekranında geziniyordu. Bir şey okuduğunu anlayınca sessizce bekledim. Sonunda başını telefondan kaldırıp, “Bize bir yol haritası hazırlamışlar,” dedi. “İşini hallettiğinde bilgisayardan inceleriz.”

💬

“Uzun sürmez,” deyip valizime yöneldim. Valizin içinden aldığım temiz kıyafetlerle birlikte banyoya ilerledim.

💬

Banyoda hala buhar vardı ama boğucu değildi. Kapıyı kapattıktan sonra üzerimdekileri çıkardım ve kıyafetlerimi lavabo tezgahının köşesinde duran karton poşetin içine koydum. Duş kabinine doğru döndüğümde etrafı düzenli bulmak içimi rahatlattı. En azından küçük bir köpek gibi silkelenip etrafı ıslatma gibi bir huyu yoktu. Suyu açtığım sırada onun için düşündüğüm bu benzetme beni duraksattı ve aniden kendimi haftalar öncesindeki bir anıda buldum.

💬

Islanmış bir fino gibi banyoda silkelenmişsin.

💬

Melin’in sesini duyar gibi olmak bütün dengemi altüst etti. Elimi beyaz seramikle kaplanmış duvara bastırarak ayakta durmaya çalıştığımda soğuk su tüm bedenimi ıslatmaya başladı. Anıların zihnime saldırıp beni alaşağı etmemesi için çok çabalıyordum fakat istesem de istemesem de bu geceki yaşananlar, duygusal olarak içimde bir boşluk oluşturmuştu ve kendi anılarım o boşluktan sızıyordu. Ellerimi duvardan ayırıp gözlerimi yumdum, sakin nefesler almaya çalıştım. Küçük de olsa bir çöküşe izin veremezdim.

💬

Hızlıca, tırnaklarımla saç derimi kazıya kazıya uzun saçlarımı şampuanla köpürttüm. Ardından duş jeliyle bedenimi temizledim. İçeride oluşan buhar nefes almamı güçleştirmeye başlamıştı. Saçlarımdaki bedenimdeki köpükleri akıtıp durulandıktan sonra suyu kapattım ve duş kabininden çıktım. Katlanmış bir şekilde kenarda duran büyük havluyu bedenime, küçük havluyu da saçlarıma doladım. Gözlerim fayanslara akan suda takıldı. Yüzümde oluşan buruk ifadeyle, tezgâhın üzerinden aldığım kâğıt havlu tomarıyla fayansları kuruladım. Şimdi silkelenmiş gibi görünmeyecektim.

💬

Bedenimi kurulayıp kıyafetlerimi giydikten sonra etrafı topladım ve banyodan çıktım. Tibet’e bakmadan önce valizimde kenara ayırdığım birkaç kıyafeti de alıp poşete attım. Hazır kıyafetlerim temizlenecekken elimdekileri de çıkartmam iyi olurdu. Poşeti kenara koyup doğrulduğumda Tibet’i koltukta otururken buldum. Ayaklarını sehpaya uzatmış kucağındaki dizüstü bilgisayarına odaklanmıştı. Yanına yaklaştığımda başını kaldırıp bana baktı.

💬

Gözleri yüzümden kayıp saçlarımı saran havluda durdu, sonra tekrar gözlerime baktı. “Tüm yerleri bulmuşlar,” deyip dizüstü bilgisayarının ekranına baktı. “Rastgele gitmememiz için de bir planlama yapmışlar.”

💬

Dizimi koltuğun ahşap kolçağına bastırırken ekrana doğru eğildim. “Bu iyi oldu, vakitten kazanırız.”

💬

Tibet yavaşça başını salladı. Ekranda bir güzergâh şeması vardı. Parmağını şemadaki dördüncü şehrin isminin altına dokundurdu. “Şimdi Kansas’a gideceğiz,” dedi ve gözlerini kaldırarak bana baktı.

💬

O bana bakarken ben de şemayı inceledim. Sıralama şu şekildeydi: Milas, Toronto, New York, Kansas, Las Vegas, Meksika, Madrid, Paris, İngiltere, Amsterdam, Berlin, Bükreş, Tiflis, Dubai ve Tokyo.

💬

Gözlerim irileşirken, “Benim tansiyonum düştü galiba,” diyerek geri çekildim. “Yapacağımız aktarmaları uçuşları düşünmek istemiyorum.” Tibet, güldü. “Her an, neden Tokyo’ya gitmek için o kadar yol gideceğiz, Meksika’dan arkaya doğru dolanırsak daha yakın olur diyebilirim.”

💬

Tibet gülmeye devam ederken, “Aptal,” dedi, yüzümü buruşturdum. “Şöyle düşün, ücra köşelerdeki şehirlere gitmeyeceğiz.”

💬

Saçımdaki havluyu çekip, “Bu heriflerin oralarda ne işi var zaten?” dedim sorar gibi. “Bu gidişle işin sonunda iflas edeceksin.”

💬

Tibet dizüstü bilgisayarı sehpanın üzerine bıraktı. “Kızım neden sürekli yakıt parasını, uçak fiyatlarını falan dert ediyorsun sen?”

💬

Saçlarımı kurutmak için banyoya doğru ilerlerken, “Dert edilmeyecek gibi mi canım?” diye söylendim. “En azından birkaç uçak biletini ben halledeyim. Yani babaannem. Teknik olarak ben işsizim.” Tibet’in sessizliği dikkatimi çekince elimi banyo kapısına bastırıp arkama baktım. Öylece bana baktığını görünce kaşlarım çatıldı. “Ne oldu?”

💬

Gözlerimin içine bakmaya devam etti. “Bir şey olmadı.”

💬

“E o zaman neden gözlerini dikiyorsun?”

💬

“Keyfim öyle istedi. Sen gidip saçlarını kurut canım,” dediğinde duraksadım. Neden öküzün trene baktığı gibi baktığını anlayınca kaşlarım yeniden çatıldı. Ona cevap vermeden banyoya girip kapıyı kapattım.

💬

Kurutma makinesini açmadan önce biriyle konuştuğunu duydum. Makineyi açtığımdaysa kısık gelen o sesi de yok oldu. Kendi açımdan baktığım için mi bilmiyorum ama fabrikada yaşananlardan sonra hızlı bir atlayış yapmıştık. İlkay bana birkaç gün Tibet’i alttan almamı söylemişti fakat Tibet şu âna kadar alttan almamı gerektiren bir şey yapmamıştı. Aksine çok sakin ve donuk görünüyordu. Gerçi bu iyi miydi yoksa kötü müydü onu da pek anlamamıştım…

💬

Kuruttuğum saçlarımın arasından parmaklarımı geçirerek saçlarımı düzelttim. Kenarları buğulu olan aynanın orta kısmında duran yüzüm, bana bir yabancıya bakıyormuşum gibi hissettirdi. Hiçbir şey hissedememek, yüzde böyle bir ifadeyi mi doğuruyordu? Esmer tenim cansızdı, göz altlarımda morluklar oluşmuştu. Yüzümün birçok kısmında küçük sivilceler vardı, kızarmışlardı. Dudaklarımın çatlayan kısımlarında kan toplanmıştı, sızlıyorlardı. Gerginlikten sürekli tırnaklarımı boynuma sürttüğüm için boynumun sağ tarafında ince, uzun tırnak izleri belirgin görünüyordu.

💬

İçten içe çöküyordum ve bu sadece çöküntünün dışarı vuran küçük bir kısmıydı, farkındaydım.

💬

Banyonun kapısı tıklatıldığında irkildim, gözlerimi aynadaki yansımamdan ayırıp kapıya çevirdim. “Niran?” diye seslendi Tibet kapının arkasından. “Yarım saat oldu, bir sorun mu var?”

💬

“Hayır,” dedim ama kendi sesimi ben bile zor duymuştum. “Hayır, yok. Geliyorum.”

💬

Boynumu yavaşça esnettikten sonra kapıya yöneldim. Kapıyı açmamla Tibet’le burun buruna geldim. İkimiz de aynı anda bir adım geri atıp aramızdaki mesafeyi açtık. “Makinenin sesi yarım saat önce kesilince bir sorun var sandım.”

💬

“Anladım,” diye mırıldandım. İçimde oluşan doluluk hissini yok sayabilmek için parmaklarımı birbirine geçirerek sıktım. Bir anı gelip tüm dengemi bozduğunda toparlanırken zorluk çekiyordum. Yine öyle bir andaydım.

💬

Tibet’in gözleri yüzümden ellerime kaydı ama beni dikkatle incelemesine izin vermeden yanından kayarak geçtim ve odanın içinde ilerledim. “Bir şeyler içmek ister misin?” diye sorunca adımlarım durdu, gözlerimi yatak başlığına diktim. “Herkes için zor bir gece anlaşılan. Hem biraz kafan dağılır hem de daha kolay uyumanı sağlar.”

💬

Onu reddetmedim. “Bu kez şarap istemiyorum.”

💬

Kısa bir duraklamanın ardından, “Emin misin?” diye sordu.

💬

“Eminim,” deyip yeniden hareketlendim ve rotamı değiştirdim. Zemine dek uzanan camların önünde bir tekli bir de iki kişilik bir koltuk vardı. Tibet resepsiyonu arayıp içecek bir şeyler getirmelerini söylerken ben de ikili koltuğun kenarına oturdu.

💬

Tibet görüşmesi bitince cama yaklaştı, duvardaki küçük panele göz attı. Panelde dört tuş vardı. Tuşlardan birine bastığında camlar iki yana açıldı ve temiz hava yüzüme çarptı. Camın ardındaki bir karışlık bir mermerden yükselen demir parmaklıklar koruyucu görevi görüyordu. Dışarıdaki o hafif serinlik bedenimi sardığında derin bir nefes aldım. “Saat kaç?”

💬

Kolunu kaldırıp bileğindeki saate baktı. “Üçü geçmiş.”

💬

“Birkaç saate güneş doğacak ama şehir hala hareketli,” dedim dışarıyı izlerken. İçimdeki doluluk boğazıma yükseliyordu. “Hiç dinlenmiyorlar mı acaba?”

💬

Tibet’in güldüğünü duydum ama ona bakmadım. Sanırım saçmaladığımın farkındaydı. Yaklaşık bir on dakika sonra odanın kapısı tıklatıldı. Tibet telefonunu cebine atıp kenarda duran poşetleri aldı ve kapıya doğru ilerledi. Görevlinin getirdiği metal servis arabasını içeri çekti, elindeki poşetleri adama uzattı ve kuru temizlemeye göndermesini istedi. Kapıyı kapatmadan önce de adama bahşiş verdiğini görmüştüm.

💬

Servis arabasını iterek bana yaklaştığı sırada alkol haricinde yiyecek bir şeylerin de olduğunu fark ettim. Aracı yan bir şekilde durdurup bardakları sehpaya bırakırken, “Belki bir şeyler yersin,” diye açıklamada bulundu. “Yemezsen de çerez var.”

💬

“Teşekkür ederim,” dedim mırıldanır gibi.

💬

Viski şişesini kaldırıp salladı. “Aşırıya kaçmamakta fayda var tabii.”

💬

Gözlerimi devirirken keyifsizce güldüm. “Bırak da ona ben karar vereyim.”

💬

Omuz silkip, “Sadece küçük bir uyarıydı,” dedi.

💬

O bardaklara viski dökerken bacak bacak üstüne atıp onu izledim. Bardağın içine buz attıktan sonra önüme doğru itti, ardından şişeyi buz dolu kovaya bıraktı. Ben bardağı elime alırken o da servis aracındaki küçük çerez tabaklarını ve birkaç dilim pizzanın olduğu servis tabağını sehpaya bıraktı. İşi bitince kendi bardağını da alıp tekli koltuğa oturdu. Daha önce viski içmiştim ama pek tercih ettiğim bir seçenek değildi. Yine de zihnimi susturabilmeme yardım edecek güçteydi.

💬

Bardağımdan küçük bir yudum aldım. “Cansel gerçekten üstesinden gelebilecek mi?”

💬

O da bir yudum almak üzereydi fakat sorum onu duraksattı. Kısa bir duraksamadan sonra o yudumu aldı. “Onunla iyi anlaştın sanırım.”

💬

“Anlaşabildiğimden değil, sadece iyi birine benziyor ve böyle bir durumu yaşamasının haksızlık olduğunu düşünüyorum,” dedim. Aldığım ikinci yudum boğazımı yaktı. “Evet, sen arkadaşıydın ama o sevgilisiydi.”

💬

“Merak etme, Cansel üstesinden gelecektir,” dedi yüzümü dikkatle incelerken. “Verdiği karar hakkında ne düşünüyorsun?”

💬

“Nasıl yani?”

💬

“Erkan’ın ölmesine göz yumması hakkında,” dediğinde gözlerim elimdeki bardağa düştü.

💬

“Onun yüzündeki o ifadeyi gördüm,” diye mırıldandım. “Evet, seni önemsiyor ama bence böyle bir kararı vermesindeki en büyük sebep korkmasıydı.”

💬

“Korkmak mı?”

💬

“Bir gün Erkan’ın onu da sırtından vurmasından, yüzüstü bırakmasından korktu,” deyip gözlerimi yüzüne çevirdim. “Böyle bir şeyin kuşkusuyla bir ömür geçmez.”

💬

Söylediklerimin onu düşündürdüğünü gördüm. “Sevdiği adamın ölmesini istemesi yine de ağır gelmedi mi sana?”

💬

“Eminim ki Cansel senin onu sağ bırakmayacağını biliyordu, Tibet,” dedim ve bardağımdan bir yudum daha aldım. Sıcaklık boğazımdan mideme dek yayıldı. “O sana öldür demedi, öldürürsen sana cephe almam, seni anlarım dedi.”

💬

“Doğru, bunu zaten yapacaktım,” dedi başını sallayarak. Sessizce bardağımdakini bitirirken yeniden konuştu. “Sendeki bu bakışların nedeninin bu gece yaşananlar olmadığını düşünüyorum.”

💬

Biten bardağımı öne doğru ittiğimde kısaca boş bardağa baktı, sonra bardağımı tekrar viskiyle doldurdu. Dolan bardağı parmaklarımla sıkıca kavrayıp, “Peki ne olduğunu düşünüyorsun?” diye sorarken bendeki farklılığı, dolmuşluğu inkâr etmemiştim.

💬

“Dönüştüğün insandan memnun olmadığını biliyorum,” demesi kaşlarımı çatmama neden oldu. “Boşboğazlık etmek istemem ama kendine biraz izin vermelisin.”

💬

“Ne konuda?”

💬

Kendi bardağını da tekrar doldurduktan sonra geriye yaslanıp gözlerime baktı. “Babam öldükten sonra bir süre bunun sebebini, sorumlularını bilmiyordum ve o süreçte onun için yas tutma şansım olmuştu,” dediğinde gözlerim kısıldı. İstemsizce bardağı daha sıkı kavradığımı fark ettim. “Hatta annemi kırmamak için birkaç seans destek almıştım, benim için endişelenmesini istememiştim. Tabii her şeyi öğrendikten sonra işler değişti.”

💬

“Destek almam gerektiğini mi düşünüyorsun?” diye sordum alaycı bir tavırla.

💬

“Hayır. Şahsen şu an buna yeltensen de bir işe yarayacağını düşünmüyorum,” dedi açıkça. “Ailenin katilinin peşinde koşarken bir de destek alman biraz saçma olurdu. Ki buradan bakınca kendini kandırmaya çalışan birini de göremiyorum.” Sırtını koltuktan ayırıp öne doğru eğildi. “Öfkeni diri tutmak istemeni, ayakta durabilmek için sürekli başka şeylere odaklanma isteğini anlıyorum. Ama şunu bilmelisin ki, yas tutmak için bekliyorsan, o güne dek tükenebileceğini de hesaba katman gerekir.”

💬

Onu tersleme, söylediklerine karşı bir karşı atağa geçme isteğimi engelleyen, boğazıma kadar yükselip beni boğmaya başlayan hislerdi. Büyük bir yudum alarak gidermeye çalıştım o hisler, o yudumla daha da büyüdü. Zihnimin uyuşmaya başladığını hissedebiliyordum. Parmaklarım gibi damarlarım da hissizleşiyordu. Tibet konuşmadı, yeniden cümleler kurmadı. Benim konuşmamı bekliyor gibiydi. Savunmasız hissetmeye başlamıştım ve buna öfkelenemiyordum.

💬

“Sandım ki,” dedim, dudaklarımı yalayarak ıslattım. “Babamı kaybettikten sonra öfkemi dizginleyebilirim, diri tutarım ama dizginleyebilirim. Annem yardımcı olur dedim, kardeşim yardımcı olur dedim, bir şekilde ne bana ne de onlara zarar vermesini engelleyebilirim diye düşündüm.” Sıkı sıkı tuttuğum iplerin gevşediğini hissettim ve bunu bu kez kendi isteğimle yaptım. “Onlara yaslanırsam sadece katiller için tehlikeli olurum sandım. Sonra onları da kaybettim.”

💬

“Bunu kendin için de yapabilirsin,” dediğinde başımı iki yana salladım.

💬

Gözlerimin dolduğunu fark edince kaşlarımı çattım, bardağımda kalan son yudumu da içip bardağı onun önüne doğru sürükledim. “Onlar var diye kendimi de önemsiyordum. Kimsem yoksa, kendimi önemsememin ne anlamı var?”

💬

Tibet tereddütle baksa da bardağımı yeniden doldurdu, bana doğru itti. Kendi boşalan bardağını doldurmamıştı. “Hiçbir anne baba, çocuğunun eli kana bulansın, birilerinin canını acıtsın istemez,” dedi bana doğru eğilirken. “Ama en çok, çocuklarının canı yansın istemezler. Şu an onların istemeyeceği bir şey yaptığını biliyorsun, ki eminim bunun için de suçluluk duyuyorsun ama en azından kendi canını daha az acıtarak onlara yardımcı olabilirsin.”

💬

Gözlerimi kaldırarak ona baktım. “Peki sen neden yapmadın?”

💬

“Ben seninki gibi bir ailenin içinde büyümedim ki Niran,” dedi hafifçe gülümserken. “Bu elbette yaptıklarımı haklı çıkarmaz ama ben babamın ardında bıraktıklarını, annemi ve abimi korumak zorundayım.”

💬

“Benim koruyacak kimsem kalmadı,” dedim gözlerimi sehpaya indirip. “Dediğin gibi böyle biri olmamı istemezler fakat bana başka bir şans bırakılmadı.”

💬

Oturduğu koltuktan kalktığını göz ucuyla görsem de ona bakmadım. Burnumun direği sızlıyordu ve başımı hareket ettirecek olursam tüm göz yaşlarımı bir anda dışarı akıtacaktım. Tibet yanımdaki boşluğa oturdu. “Eğer bunun için duyduğun suçluluk sana bu kadar ağır geliyorsa, geri kalan her şeyi ben de halledebilirim. İstersen yanımda olabilir, benimle her yere gelebilirsin. Olanları uzaktan izler, müdahale etmezsin.”

💬

Başımı hızla iki yana sallarken gözlerimi sehpadan ayırmadım. “Bunu yapmak istemiyorum.”

💬

Tibet’in elini sırtımda hissedince ürperdim. Kayan gözyaşım başım eğik durduğundan burnumun ucuna doğru ilerlerdi. “Bu gece yaptın. Beni dışarıdan bekledin ve ben halledip geldim. Bu şekilde devam etmesi senin için yeterli olmaz mı?”

💬

“Alkol yüzünden kafam bulandığı için beni kandırmaya çalışıyorsun,” dediğimde kısık sesle güldüm. Bir gözyaşı daha tenimde hızla ilerledi. “İstemiyorum. Elini de çek sırtımdan. Zaten sinirlerimi bozuyorsun.”

💬

Elini çekerken, “Neden sinirini bozuyorum?” diye sordu şaşkınlıkla.

💬

Omuz silkip burnumu çektim. Boğazımdaki doluluk sanki bir dalga gibi geri çekiliyordu. “Kendi kafanı karıştırdığın yetmiyormuş gibi benimkini de karıştırıyorsun,” deyip elimin tersiyle yanağımı sildim. “Derdimi de anlatamıyorum zaten.”

💬

Bir süre sessizce beklemesinin ardından, “Anlatabilirsin,” dediğinde kaşlarımı çatarak ona baktım.

💬

“Sorun senin benimle ilgilenmen falan değil,” dedim çatık kaşlarla yüzüne bakarken. Midemdeki yanma hissi gözlerimin kısılmasına neden oldu. Alkol midemde dalgalanıyordu. “Normal şartlarda tam aklımı çelebilecek bir tipsin ve şu an bu olursa hiçbir şeye odaklanamam.”

💬

Kaşlarını kaldırarak, “Aklını çelebilecek bir tipim,” dediğinde başımı salladım.

💬

“Kaba saba biri olsaydın ben de götüne tekmeyi basardım, işim daha kolay olurdu,” dedim homurdanır gibi. “Ben senden daha kabayım. Sana siktir git diyorum gülüyorsun. Güldüğün yetmiyor bir de etkileniyorsun. Salak mısın nesin anlamadım.”

💬

“Biraz saçmalamaya başladın sanki…”

💬

“Ne saçmalaması ya?” diye yükseldim. Ağlama isteği tekrar boğazımı düğümledi. “Şarap içseydim keşke. Ağlayacağım sanırım biraz.”

💬

“Ben sana söyledim,” dediğinde ters ters ona baktım. “Ne bakıyorsun? Ağla o zaman sen, rahatlarsın.”

💬

“Benimle dalga geçiyormuşsun gibi geldi,” dedim burnumu çekerken. Çeneme kayan gözyaşını parmaklarımla sildim. “Ailemi de özledim zaten.”

💬

Gözyaşlarım art arda düşmeye başlayınca bu kez silmeye yeltenmedim, o kaybolduğunu sandığım doluluk hissinin de yeniden baş gösterdiğini fark ettim. Tibet bir anda kolunu omuzlarıma sarıp beni göğsüne çektiğinde ona karşı koyamadım. Gözyaşlarım gibi hıçkırıklarımı da durduramadım. Burnum çıplak göğsüne yaslandığında hıçkırıklarımın arasından titrek bir nefes aldım. Bazen nefes almaya devam ediyor olmak bile ağrıma gidiyordu.

💬

Tibet parmaklarını saç diplerimde gezdirirken çenesini başımın üstüne yasladı. Denizin ortasında kalan bir gemiydim. Anılar lodos gibi her köşeme çarpıyor, tahtalarımı yerinden söküyor, beni bir fırtınanın içine çekiyordu. Her noktasında delik olan, su aldıkça batmaya devam eden bir gemi olmama rağmen inatla fırtına ilerlemeye çalıştığımı, bunda ne kadar zorlandığımı insanlara açıklayabileceğimi sanmıyordum. Birileri beni ya da yaptıklarımı anlasın, haklı bulsun, destek olsun da istemiyordum. İstediğim tek şey, karaya ulaştığımda yıkılacak, parçalanacak ve yok olacak dahi olsam o karaya ulaşabilmekti.

💬

Bir gün bu fırtınadan kurtulacaktım, ne olursa olsun başaracaktım ve kan kusa kusa ölecek de olsam benim yüzeye çıktığım noktada onların batmasını sağlayacaktım.

💬

Tibet saçlarımı okşamaya devam ettiği esnada, “İçini döküp rahatlaman için ağlamanı söylemiştim,” dediğini duydum. “Bunun benim de içimi sökeceğini düşünemedim.” Cümlesi daha çok ağlamama neden olunca beni tutuşunu sıkılaştı. “Tamam, özür dilerim.”

💬

Gözyaşlarım göğsünü de ıslatmıştı ve yanağım tenine yapıştığı için yanıyordu. “Bu işin sonunda ben ayakta olduğum halde yine birini kaybetmiş olursam, ayakta olmazsan, ölene kadar seni suçlayacağım,” dedim sızlanır gibi. Çünkü biliyordum, onu kaybetmek de beni üzecekti.

💬

Elini diğer yanağıma kaydığında, “Söz. Bana bir şey olmayacak,” dedi. “En başından beri söylediğim gibi sana bir şey olmasına da izin vermeyeceğim.”

💬

Hıçkırıklarım sızlanmalara dönüştü, gözyaşlarım durulurken burnumu çektim. Bu konunun beni bu kadar öfkelendirmesinin bir sebebi de buydu. Ailemle ilgili konulardan kaçabilmek daha kolaydı, kendimi yapacaklarımıza odaklıyor, alacağım intikamın beni biraz da olsa sakinleştirmesini sağlıyordum. Fakat o her an yanımdaydı, karşımdaydı ve bu kadar gözümün önündeyken onunla ilgili konulardan kaçabilmek zordu. Pişmandım. İlk bu konuları öne süren bendim. O günkü konuşmamdan sonra her şey daha da tepetaklak olmuştu. Dile getirmekte hata yapmıştım.

💬

Bir nevi onu düşünmeyi aklıma davet eden ben olmuştum.

💬

Artık o da ne düşündüğümün farkındaydı. Belki o gün asansörde anlamamıştı ama şimdi anlamıştı, neyden korktuğumu görmüştü. Kafam bulanık da olsa berrak da olsa hiçbir zaman kendimi kandırma çabasına girmezdim. Alışmanın bir adım ötesi bağlanmaktı ve bağlandığım taktirde korktuğum şeyler beni her an diken üstünde tutacaktı. Alışmıştım. Bağlanmamaya çalışırken ne kadar başarılı olabileceğimi de bilmiyordum.

💬

Yavaşça geri çekildiğimde ıslanan göğsüyle burun buruna geldim. Elimi göğsüne sürterken, “Seni de biraz ıslattım,” derken sesim boğuk çıkmıştı.

💬

Tibet burnundan sert bir nefes verip, “Sorun değil,” dedi. Geri çekildiğinde göz göze geldik. “Hadi yatağa, uyku zamanı.” Sakince başımı sallayıp ayaklandım ama dengemi koruyamadım. Tibet dirseğimden tutarak düşmemi engelledi. “Tamam, ben götürürüm.”

💬

“Başım döndü bir an,” dediğimde ciddi olup olmadığımı anlamak ister gibi baktı. Dirseğimdeki elini çekip kolunu belime sardı ve yatağa doğru ilerlerken bana destek oldu.

💬

O yatak örtüsünü kaldırıp kenara ittiğinde bedenimi yata attım. Bacaklarımı uzatıp tavana baktığım sırada çalkalanan midemle yüzümü buruşturdum. Tibet geri döndü ve paneldeki düğmeye basarak camın kapanmasını sağladı. Elimi karnımın üzerine bastırıp, “Yatakta yatabilirsin, sorun etmem,” diye mırıldandım.

💬

“Niran ben de zaten şu göt kadar koltuğa sığmazdım,” dediğinde burun kıvırdım.

💬

“Sana da iyilik yaramıyor.”

💬

“Bana değil mi?” diye sordu alayla. Onu duymazdan geldim.

💬

Sehpanın üzerindekileri servis arasına geri koyduktan sonra aracı odadan çıkarıp kapının önüne bıraktı. O geri döndüğü sırada ben de bedenimi yan çevirmiştim. Sırtüstü yatmak midemi daha çok bulandırmıştı. Tibet yatağın diğer kenarına oturup telefonunu kontrol ettikten sonra telefonu komodine bıraktı ve yatağa uzandı. Yatak başlığının yanındaki düğmelerden iki tanesini indirince oda karanlığa gömüldü. Aslında tam olarak karanlık demezdi, tan yeri ağarıyordu.

💬

Bir kolunu dirseğinden büküp elini başının altına koydu. Ona doğru dönük olduğumdan ve camdan içeri sızan o tan yeri kızıllığı sayesinde her hareketini görebiliyordum. Gözlerim bir süre onun yüzünde oyalandı, sonra başını hareketlendireceğini fark edince gözlerimi yumdum. Yatakta bir hareketlenme oldu ama gözlerimi kapattığım için bunun ne olduğunu ilk başta anlamadım. Sonrasında nefesinin uzaktan da olsa yüzüme çarptığını hissedince onun da bana doğru yan döndüğünü anladım.

💬

“İstediğin kadar uyuyabilirsin, birkaç saatle hiçbir şeye geç kalmış olmayız,” dediğinde konuştuğu için nefesi daha şiddetli bir şekilde yüzümü buldu. Onun da nefesi benimki gibi alkol kokuyordu.

💬

Gözlerimi açmadan, “Yirmi dört saat sonra kalkarsam?” diye sordum.

💬

Güldü. “Sorun olmaz.”

💬

Gözlerimi yavaşça aralayıp ona baktım. Dikkatli bir şekilde yüzüme bakıyordu. “Bir söz verdin, tutsan iyi edersin.”

💬

Bahsettiğim sözün ne olduğunu ilk başta anlamadı ama sonra konuştuklarımızı hatırlamış olmalı ki gözleri kısıldı. “Sözüm sözdür.”

💬

Başımı sallarken yanağım yastığa sürtündü. “Tamam,” deyip gözlerimi tekrar yumdum. “Unutmayacağım.”

💬

“Bu gidişle ben de unutamayacağım,” dediğinde kurduğu cümlenin altında daha farklı anlamlar sezdim ama zihnim bulanık olduğundan buna pek odaklanamadım. Yorgunluk artık tamamen bedenimi ele geçirdiğinde, bir dağın tepesinden yuvarlanıyormuş gibi uykunun eteklerine yuvarlandım. Zihnim sessizliğe gömülmeden önce kurduğu diğer cümle kulaklarıma doldu. “Bu kadar yakınımda olursan mümkün değil.”

← Önceki Bölüm: 18. KADER YANKISI
Sonraki Bölüm: 20. ZİHİN KIRILMALARI

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top