💬


💬
🎧: The Amazing Broken Man, New Year Son
💬
🎧: Yasir Miy, Sakladım Seni
💬
Bir soruna belki binbir çözüm bulunabilirdi fakat duyguların açtığı bir sorun için binbir çözümün biri bile işe yaramayabilirdi.
💬
Bir süredir duygularım beni, sonu denize açılan bir uçuruma sürüklüyordu ve ben çözüm aramak için kılımı dahi kıpırdatmıyor, rüzgârın beni sürüklemesine tüm kalbimle izin veriyordum.
💬
Bu hayatta Niran olarak var olmak, haftalar öncesine kadar her dakikası keyifli geçen bir seyahat gibiydi. Sonra içinde olduğum o arabanın lastikleri patlamış, içinde olduğum tren rayından çıkmış, dümeninde durduğum gemi bir buzdağına çarpmıştı. Şimdi kanlı ellerle o dümeni ya da direksiyonu tutmaya çalışsam da sonuç değişmeyecekti. Usul usul kan dökmeye, yavaş yavaş boğulmaya devam edecektim ve sonunda bir kâbusa dönüşen seyahatim, cansız bedenimin bulunmasıyla sona erecekti.
💬
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu Tibet yanıma yaklaştığı sırada.
💬
Kollarımı göğsümde toplamış, parmaklarımı çıplak kolumda gezdirirken gözlerim dışarıda, yoldan geçen arabalardaydı. Bir otelin on dokuzuncu katındaydık, caddeye bakan cam duvardan neredeyse tüm şehri görebiliyordum. Buraya bir hayli para dökmüştü. “Hiç,” diyebildim düşüncelerimden zorlukla sıyrıldığımda.
💬
“Bugün bir şey yapmayacağız, dinlenebilirsin,” dedi, yanımda durmuş benim gibi şehre bakıyordu.
💬
“İşimiz bittiğinde şirkete dönecek, kaldığın yerden devam edeceksin değil mi?”
💬
Sorum onu bir süre sessizleştirdi. Ardından, “Öyle olur sanırım,” dedi. “Neden sordun?”
💬
“Hiç,” dedim yeniden.
💬
Bedenini bana doğru çevirip, “Bütün gün konuşmadın,” dediğinde gözlerim kısıldı. “Gerçekten bir sorun olmadığına emin misin?”
💬
Benim bile beklemediğim bir anda, “Durdurman gerekiyor,” dediğimde, “Neyi?” diye sorunca göz ucuyla ona baktım. “Bu tavırlarına sebep olan şeyi.”
💬
Bahsettiğim şeyi anlamamış olmalı ki cümlem onu duraksattı. “Aklından geçen şeyleri bana daha açık bir şekilde söylemezsen seni anlayamam.”
💬
Ben de bedenimi ona doğru çevirdim ve gözlerinin içine baktım. “İstediğim tek şey bu işin bir an önce sonlanması, herkesin payına düşeni alması.” Başını yavaşça salladığında bir sonraki kuracağım cümleler için birkaç saniye sessiz kaldım. “Benimle ilgili farklı şeyler düşünme ya da hissetme. Bana karşı hissedeceğin yanlış bir duygu, sadece işimizi zorlaştırır.”
💬
İstediği gibi yeterince açık konuştuğumu düşünüyordum. Sandığım gibi sözlerim onu duraksatmadı ya da yüzünde cümlelerimi reddedecek cinsten bir ifade oluşmadı. “Neden yanlış bir duygu olduğunu düşünüyorsun?” diye sordu yüzümü incelerken.
💬
Gerçekten onunla böyle bir konuşma yapmak zorunda mıydım? Nasıl bu raddeye geldiğimi anlamıyordum.
💬
“Evet,” derken gözlerinin içine bakmakta zorlanmıştım. “Karşılığı olmayacak bir his, senin için de yanlış olmalı.”
💬
Yüzünü buruştururken dudaklarında tuhaf bir gülümseme oluştu. “Burada durmuş bunu mu düşünüyordun? Yani senden etkilenmiş olmamın yanlış bir şey olduğunu?”
💬
Dile getirdiği şey kaşlarımın çatılmasına neden olurken aynı zamanda beni duraksatmıştı da. “Sadece şu an değil, birkaç gündür düşünüyorum.”
💬
“Niran, bu seni ilgilendirmez,” deyince yüzüne bakakaldım. “Sana karşı herhangi bir kötü davranışım olmadı, olmaz da. Eğer korktuğun şey işimizin engellenmesiyse, korkmana gerek yok, etkilemesine izin vermem.” Kollarım iki yana düşerken öylece ona bakmaya devam ediyordum. Yüz ifadesi bir anda sertleşmişti. “Sen yanlış olduğunu düşünüyor olabilirsin ama ben düşünmüyorum. Herhangi bir beklentim de yok.”
💬
Yaşadığım kafa karışıklığının yüzüme yansıdığına emindim. “Bundan nasıl bu şekilde rahatça bahsedebilirsin?”
💬
“Neden bahsedemeyeyim?” diye sorarken sesi şaşkınlığını ele verdi. “Sanırım senin kafan gerçekten karışmış,” derken ellerini kaldırıp bana doğru doğrultmuştu. “Bu konuda düşünmene, kafa yormana gerek yok. Senin için yanlışsa, aynı zamanda anlamsız da olmalı.” Yüzünü buruşturdu. “Şu an bende suçluluk hissi uyandırıyorsun.”
💬
Gözlerim havada duran ellerine kaydı, sessizce ellerine baktım. Evet, söylediği gibi hislerinin işimizi engelleyeceğinden korkuyordum. Şimdi onun yüzüne bakarken ve ondan açıkça bu konuyla ilgili cümleler duyunca onun da haklı olduğunu anladım. Bu şekilde düşünmem Tibet’in açısından bakınca bencilceydi. Niyetim ona kendini suçlu hissettirmek değildi. Sadece basit gördüğü bu hislerin büyüme ihtimali ve oluşturacağı engel beni endişelendirmiş, kafamda türlü senaryolar kurmama neden olmuştu.
💬
“Özür dilerim, niyetim o değildi,” diye mırıldandım ellerine bakarken. Ellerini yavaşça indirdiğinde, gözlerim ellerinin ardında kalan göğsünde takıldı.
💬
“En başında sana karşı ilgili davrandım çünkü gözümde tehlikede olan masum bir kadındın. Tavırlarım sana özel değildi, başka biri olsaydı da aynı şekilde yaklaşırdım,” dediğinde göğsündeki gözlerimi yüzüne çıkardım. “Şimdiki ilgim ise evet, sana özel.” Gözlerimin içine bakarken yüzündeki o sert ifade kaybolmuştu. “İlgime aynı şekilde karşılık vermeni beklemiyorum ya da vermezsen sana karşı tavırlarım değişecek değil. Ben duygularını işine katan bir insan da değilim. Endişelenmene gerek yok.”
💬
Üzerime çöken durgunlukla, “Anladım,” dedim sessizce. “Sanırım gerçekten biraz dinlenmem gerekiyor.”
💬
“İçin rahat edecekse iletişimi minimumda tutarım,” dedi yanımdan uzaklaşırken. “Sen uyu, ben yan odada olacağım. Telefon görüşmesi yapmam gerekiyor diğer hedef için.”
💬
Benden bir cevap beklemeden koridora girdi. Bulunduğumuz oda, bağlantılı, yani aile odasıydı. Farklı odalarda kalmak istemediğimi bildiğinden böyle bir çözüm bulmuştu. O diğer odaya girip kapıyı kapattığında çift kişilik yatağa doğru adımladım. İnkâr etmeyeceğini elbette biliyordum ama inkâr etmesini ummuştum. Gerçekten onun hisleri beni ilgilendirmez miydi? Öfkesini belli etmese de hissetmiştim. Sanki onun çizdiği o sınırı aşmışım, özel alanına girmişim gibi öfkelenmişti. Öyle mi yağmıştım? Kafam tamamen karışmıştı.
💬
Yatağın kenarına oturduğum sırada Tibet’in odasından ses yükselince duraksadım. Bağırışını duymuştum ama sesi net gelmediğinden ne söylediğini anlamamıştım. Bir sorun mu vardı yoksa öfkesini kusabileceği birini mi bulmuştu?
💬
Kapı sertçe açıldı, Tibet kulağında telefonla dışarı çıkarken, “Hazırlan, dışarı çıkacağız, Niran,” dedi. Ben şaşkınca ona bakarken cümlesini kurar kurmaz arkasını döndü. “Sen söylemesen nereden bilecekler geri zekalı?” Bağırarak sorduğu sorunun ardından tekrar odaya dönüp kapıyı kapattı. Neler oluyordu?
💬
“Bunun da sinirli hali hiç çekilmiyor,” diye homurdandım valizime yönelirken. “Hep kibar kalsa ne olur sanki?”
💬
New York’taki bu otele gelmemizin üzerinden en fazla iki saat geçmişti. Hemen harekete geçmeyeceğimizi söylemişti, neden bir anda dışarı çıkıyorduk? İçimden bir ses bunun işle ilgili olmadığını söylüyordu. Neyin onu bu kadar sinirlendirdiğini merak ediyordum. Benim dışımda… Valizden aldığım kot şortu ve askılı, beyaz bluzu giydim, bluz kısaydı. Hava kapalı olduğundan uzun, oversize kot ceketimi de yanıma alsam iyi olacaktı. İnternetten New York’ta havanın üç gün boyunca yağışlı olacağını öğrenmiştim. Yağmurlu havaları severdim ama şu sıralar pek de istediğim bir şey değildi.
💬
Beyaz sporlarımı giyerken Tibet’in odasının kapısı yeniden açıldı. Bağcıklarımı düğümlerken gözlerimi kaldırarak ona baktım, o da üzerini değiştirmişti. Deri ceketini sandalyenin sırtına asıp mini dolabın kapağını açtı. O dolaptan aldığı sudan içerken doğruldum ve çıkardığım kıyafetleri katlayıp kenara bıraktım. Öfkesi yüzünden silinmemişti ve bu merakımı daha da arttırıyordu. Bu kadar öfkeli görünmesinin bir sebebinin de ben olduğumu bilmek bana geri adım attırıyordu.
💬
“Nereye gidiyoruz?” diye sordum daha fazla dayanamadan.
💬
Cam şişenin kapağını kapatıp bana baktı. “Davetsiz misafirlerimizin yanına,” dedi, yüzünün aksine sesi hiçbir duyguyu yansıtmıyordu. Davetsiz misafir derken kimden bahsediyordu? Yoksa abisi buraya mı gelmişti?
💬
Kaşlarımı çattım ama yeni bir soru sormadım. Kot ceketimi giyip çantamı omzuma astım, telefonumu ceketimin cebine attım. Başka soru sormamam işine gelmiş gibi sessizdi. Odadan çıkıp ona doğru döndüm. Deri ceketini giydi, ardından bilgisayar çantasını alıp odadaki büyük kilitli kasanın içine koydu, kasayı kilitledi. Odaya birinin girmesinden mi endişeleniyordu? Aslında bir bakıma haklıydı, elindeki dosyalar ve bilgiler önemliydi, tedbirli olmakta fayda vardı.
💬
Odadan çıktığında ellerimi ceketimin ceplerine sokup geri çekildim. Kapıyı kapattıktan sonra kartı bana uzattı. Kartı çantama koyduğum sırada asansörlerin olduğu kısma doğru ilerledik. Karnımı ağrıtan bir his vardı ama bunun sebebi ne dışarı çıkıyor olmaktı ne de bahsettiği davetsiz misafirlerin varlığıydı. Yürürken hareketlenen sırtını izliyordum ve karın ağrım artıyordu. Tüm konuşulanlardan kafama takılan tek kısım, ona suçlu hissettirdiğimi söylemesiydi. Benim aklımı bu şekilde karıştırmaya ne hakkı vardı?
💬
Asansörün kapıları açıldığında sırtına vurarak onu içeri ittim. Bu hareketi beklemediğinden ileri doğru yalpaladı. Arkasından asansöre bindiğimde bana doğru dönüp şaşkınca yüzüme baktı. Lobi tuşuna bastım, ona bakmasam da hâlâ bana baktığının farkındaydım. “Deli misin kızım sen?” diye sordu, sessiz kalacağımı fark etmiş olmalıydı.
💬
“Biraz daha hızlı itseydim de sümük gibi cama yapışsaydın keşke,” dedim homurdanır gibi.
💬
“Neden itiyorsun?”
💬
“Canım öyle istedi.”
💬
“Hadi ya?” Hareketlendiğini fark edince bakışlarımı ona çevirdim. Yaklaşması beni duraksattı. Spor ayakkabılarımızın burun kısımları birbirine değecek kadar yakın duruyordu. Başımı hafifçe kaldırdığımda onun da kaşlarının benimkiler gibi çatık olduğunu gördüm. “Her canımızın istediğini yapabilecek seviyeye mi geldik?”
💬
Beni alaşağı eden bütün duygular geri çekildi ve durgunlaştım. Gözlerim ilk önce burnuna kaydı, sonra dudaklarına, daha sonra da çenesine. Yakınlığı beni öfkelendirmedi, aksine durgun bir denize dönüştüm. “Şimdi ne demek istediğimi anlıyor musun?” diye sordum, sesim kısık çıkmıştı. “Bana bu kadar yakın olmak senin için sorun değil ama beni ürkütüyor.” Çenesi gerildi. Geri çekilecekken beyaz tişörtünü tutup onu durdurdum. “Belki senin kaybetmekten korktuğun şeyler vardır ama benim yok. Artık yok. Aynı korkuyu tekrar yaşamamak için sen de dahil herkesten uzak durmam gerekiyor.”
💬
Başını eğip tişörtünü sıkıca kavramış olan elime baktığında ben de onun yüzüne baktım. “Tek bir soru,” dedi elime bakmaya devam ettiği sırada. “Günler, haftalar sonra değil, tam şu anda, bugün, bu otelden çıkmadan önce ölsem,” deyip gözlerini gözlerime dikti. “Sana ne hissettirir?”
💬
En son ne zaman bir sorudan köşe bucak kaçmam gerekiyormuş gibi hissettiğimi hatırlayamadım.
💬
“Hiçbir şey hissettirmemesi gerekiyor,” dedim elimi tişörtünden çekerken. Cevabımdan ne anladı bilmiyordum ama dudaklarının kenarı yukarı kıvrılırken benden uzaklaştı.
💬
Gözlerini gözlerimden ayırmadı. “Anladım.”
💬
Hayır, anlamamıştı.
💬
Asansörün kapıları açıldığında hareketsizce bekledi. Sırtımı metal duvardan ayırıp dışarı çıkarken sertçe yutkundum. Sürekli birlikte vakit geçiren insanların önünde iki yol olurdu. Biri arkadaşlığa, diğeri ise sevgiye uzanırdı. Onu bir arkadaş olarak görmüyordum ve eminim ki engellemeye çalışmadığım müddetçe diğer yola girmem kaçınılmaz olacaktı. Şimdiye dek bu tür konular hakkında düşünmeye ne vaktim ne de halim olmamıştı. Şimdi ise beni düşünmeye iten oydu, bunun için onu suçlayamazdım çünkü konuyu açan da ben olmuştum.
💬
Düne kadar kesin konuşup düşünürken şu an her şeyin karmaşıklaşması benim için kötü olmuştu. Yanaklarımın içini şişirip otelden çıkarken tam arkamdaydı. Neden bana öldüğünü düşündürtmüştü? Onun ölmesinden korkup korkmadığımı mı anlamak istiyordu? Bunu ciddi bir şekilde düşünmek, cevap bulmak istedim ama zihnim bu düşünceyi reddedince afalladım. Onun ölmesi beni korkutur muydu?
💬
Önümüzde duran taksinin kapısını açıp, “Geç bakalım,” dediğinde, kendimi tokatlama hissini göz ardı etmeye çalışırken taksiye bindim. Neden şu an öfkeli hissettiğimi biliyordum.
💬
Ben cama doğru kaydığımda Tibet de yanıma oturdu ve kapıyı kapattı. O gideceğimiz yeri söylerken gözlerimi dışarı çevirdim. Bir restoranın adını söylemişti. Neden kafeye gidiyorduk ki? Sanırım şu an zihnimi boşaltmanın tek yolu buna odaklanmaktı. Nereye neden gittiğimizi, bizi bekleyenlerin kimler olduğunu düşünmek basit bir kaçış yolu olacaktı. Ya da babaannemi aramak. Kendi düşüncelerime baş sallarken elimi cebime atıp telefonumu çıkardım. Ben babaannemi ararken onun bakışlarının bana çevrildiğini göz ucuyla görmüştüm.
💬
Babaannem telefonu açtığında, “Babaanne,” dedim hızlıca. Sonra aceleci davranmamın saçma olduğunu fark edip kaşlarımı çattım. “Nasılsın?”
💬
“İyiyim, güzel torunum,” dedi babaannem. Sesinin yorgun çıktığını fark edince dikkatim dağıldı. “Sen nasılsın? Vardınız mı otele?”
💬
Sorularını es geçip, “Sesin neden böyle geliyor?” diye sordum.
💬
Yavaşça öksürdükten sonra, “Bu aylarda hava değil de polen soluyoruz, biliyorsun,” dediğinde gözlerimi kıstım. Doğruyu mu söylüyordu? “Boğazım falan tahriş oldu, o yüzden yani, sen dert etme beni.”
💬
“Babaanne, nasılsa bir süre dönmeyeceğim,” dediğimde sessizleşti. “Bu süreçte Artvin’e dönsen olmaz mı? Hem halam ve çocukları da orada. Dostların da var. Yalnız kalmazsın, seninle ilgilenirler.”
💬
Geçiştirir gibi, “Kaç yaşında kadınım, bakarım başımın çaresine,” demesi bana sesli bir nefes verdirdi. “Sen iyisin değil mi? Bir sorun yok?”
💬
“Kaç yaşında kadınım, başımın çaresine bakarım,” diye onu taklit ettiğimde homurdandı. “Bugün dinleneceğim, bir yere gitmeyeceğiz.”
💬
Göz ucuyla Tibet’e baktığımda onun da bana baktığını gördüm.
💬
“Bir ihtiyacın olursa haber et bana hemen,” dediğinde göremese de başımı salladım. “Çocuklara baktırdım, hava yağmurlu olacakmış orada, sıkı giyin.”
💬
Taksi durana dek babaannemle konuşmaya devam ettim. Bu kasıtlı olarak yaptığım bir şeydi. Bugün yeterince Tibet’in sınırlarında oylanmıştım. Devam edecek olursam onu değil ama kendimi gerçekten zor duruma sokacaktım. Taksi Brooklyn köprüsünün ayağında bulunan restoranlardan birinin önünde durduğunda babaannemle vedalaşıp telefonu kapattım. Tek yön bir yolda olduğumuzdan kendi tarafımdaki kapıyı rahatlıkla açıp dışarı çıktım, bu sırada Tibet de ödemeyi yapıyordu.
💬
Restoran taş bloklarla örülmüştü ve kapısında olduğu gibi büyük pencerelerinde olan siyah, metal, panjur gibi duran kapaklar da iki yana açılmış şekilde duruyordu. Lüks bir restoran olduğu iç dizaynından belliydi fakat dıştan köhne sokak aralarında bulunan barlara benziyordu. Kaldırıma çıktığım sırada bir adam omzuma çarptığında çantamın sapı omzumdan kayıp yere düştü. Sorun olmadığını söyledim ve çantamı almak için eğildim. Benimle aynı anda eğilen adam elini koluma koyduğunda ve gülümsediğinde kaşlarım çatıldı.
💬
Kolumu hızla geri çekip, “Önemli değil,” dedim tekrardan. Çantamı yerden aldım ve Tibet’in işini halledip halletmediğini görmek için arkamı döndüm.
💬
Adam bu kez elini sırtıma koyup, “Burada yaşamıyorsun sanırım,” dediğinde dilimi ağzımın içinde döndürdüm.
💬
Dirseğimi hızla geriye savurup adamın karnına vurarak onu kendimden uzaklaştırdım. “Bir kez daha dokunursan sen de yaşamıyor olacaksın.”
💬
Adam şaşkınlıkla geri çekildi ama onu daha ileriye savuran Tibet olmuştu. Kumral adamın sırtı restoranın metal panjuruna çarptığında çarpma sesi tüm sokağa yayıldı. “Piç kurusu her yerde piç kurusudur,” dedi, bunu Türkçe söylemişti. Yumruğunu adamın yüzüne geçirip adamın yere serilmesini sağladığında ona yaklaştım.
💬
“İçeri girelim, polislerle uğraştırma bizi,” dedim Türkçe konuşarak. Çoğu meraklı göz üzerimizdeydi ve olayı büyütecek olursak kesinlikle biri polise haber verirdi. Tibet beni dinlemeyip adamın üzerine yürüyünce kolunu tutarak onu durdurdum. “Başımıza insan topluyorsun.” Gözlerimi yerde oturan, burnunu tutan adama çevirdim. “Siktir git sen de.”
💬
Son cümlemde İngilizce konuştuğumda adam ne dediğimi anlamış, panikle yerden kalkarak ayaklanmıştı. Tibet tekrar ona yönelecekken kolunu daha sıkı tuttum, adam da arkasına baka baka hızla yürümeye başladı. Tibet’in kolundaki elimi bileğine indirip onu mekânın girişine çektim. Restoranda çalışan iki garson da seslerden dolayı dışarı çıkmıştı. Onlara bakışım tedirgindi çünkü böyle bir olaydan sonra bizi içeri alıp almayacaklarını bilmiyordum.
💬
“Adama bana söylediğinden daha öfkeli bir şekilde siktir git dedin,” dediğinde gözlerimi devirdim.
💬
“Çünkü o bir tacizciydi,” dedim sertçe. “Ayrıca her fırsatta sana siktir git dediğimi mi hatırlatacaksın?”
💬
Türkçe konuşuyorduk ve restorana girdiğimiz için iki garson bize tuhaf bir ifadeyle bakıyordu. Tibet beni cevapsız bırakıp garsonlardan biriyle konuşmaya başlayınca gözlerimi etrafta gezdirdim. İçeride çok fazla insan yoktu ama sanırım bunun sebebi çoğunluğun dışarıdaki masalarda oturmak istemesindendi. Çünkü diğer taraftaki, yani köprüye bakan yöndeki masaların neredeyse tümü doluydu. Yolda yürüyen insanlar da sık sık restoranın içine bakıp inceliyorlardı.
💬
Tibet koluma dokununca gözlerimi ona çevirdim. “Dışarıdalarmış, gidelim.”
💬
Başımı sallayıp onu takip ettim. Dışarı çıktığımızda Tibet’in arkasından ilerlerken nereye gittiğimizi anlamak için insanların yüzünü inceliyordum. Sonra köşedeki masada oturan tanıdık yüzleri görünce duraksadım. Beklediğimin aksine Turhan burada değil, gördüklerim beklemediğim yüzlerdi. Bizim geldiğimizi gören Erkan ve Cansel ayaklandı. Enes masadaki diğer kadınla konuştuğu için bizi fark etmemişti ama Cansel ve Erkan’ın ayaklanmasıyla ilk onlara, sonra da onların baktığı yöne, yani bize bakmıştı.
💬
Erkan, Tibet’in çatık kaşlarla ona baktığını fark edince, “Benim fikrim değildi,” diyerek elini kaldırdı. İşaret parmağıyla Cansel’i göstermişti ama Cansel bunu görmemiş, gülümseyerek bize yaklaşmıştı.
💬
İlk önce bana sarılmasını beklemediğinden anlık bir afallama yaşadım. “Hala kötü bir fikir olduğunu düşünmüyorum,” dedi bana sarılmaya devam ederken. Ben de ona karşılık verdikten sonra benden ayrılıp Tibet’e yöneldi. “Sevinmediğini söyleyemezsin?”
💬
Tibet elini Cansel’in sırtına bastırırken, “Buraya tatil yapmaya gelmedik,” dedi, sesindeki sertlik biraz da olsa kırılmıştı.
💬
Cansel gözlerini devirerek ondan ayrıldı. “Sanki aksini söyleyen oldu.”
💬
Diğerleriyle de selamlaştıktan sonra masadaki boş sandalyelere oturduk. Cansel karşımızda oturan kadına gülümseyip, “Niran,” diyerek beni tanıttı. “Bu da arkadaşımız Dalya. Uzun süredir burada yaşıyor.”
💬
Kızıl, omuzlarına dek düz bir şekilde inen saçlarına, sonra da yüzüne baktım. Simsiyah uzun kirpikleri, koyu renk gözlerini daha da belirginleştirmişti. Yüzünde düz bir ifade vardı. Cansel konuşurken sadece hafifçe gülümsemişti. “Memnun oldum, Niran,” dedi, Türkçe konuşmuştu fakat burada uzun süredir yaşadığı telaffuzundan belli oluyordu.
💬
“Ben de öyle,” diye mırıldandım. Adının Dalya olduğunu öğrendiğim kadının kucağında bembeyaz bir Pekinez oturuyordu, köpeğin dikkatli bakışları bendeydi. Yavaşça havladıktan sonra beni koklama isteğiyle uzanınca Dalya bana sorguyla baktı. “Sorun değil, köpeklerden korkmam.”
💬
Kasmasının ipini uzattığında köpek rahatlıkla hareket edip masanın üzerine çıktı. Masadaki bardaklara kısa bir bakış attıktan sonra bana yaklaştı. O bana doğru uzanıp beni koklarken yanımda oturan Tibet, elini köpeğin başına koydu. “Storm,” dediğinde köpeğin adının bu olduğunu anladım. “Görmeyeli daha uslu bir kız olmuşsun.”
💬
Köpek zararsız olduğumu anlamış gibi benden uzaklaştı ve küçük kuyruğunu sallayarak Tibet’e yöneldi. Dalya’nın gözlerinin bende olduğunu, beni dikkatle incelediğini biliyordum fakat gözlerimi ona çevirmedim. Diğerleri beni daha önce görmüştü, o ilk kez gördüğü için kim olduğumu anlamaya çalışıyor olmalıydı.
💬
Tibet kucağına uzanan köpeğin başını okşarken, “Neden buradasınız?” diye sordu, başını kaldırıp tek tek arkadaşlarının yüzüne baktı.
💬
“Nasıl olduğunuzu görmek için,” dedi Cansel ellerini masanın üzerine koyup.
💬
“İstanbul’da işler biraz karışık,” diyerek araya girdi Enes. “Olanlardan sonra üvey baba beni şutladı zaten.”
💬
Dalya geriye yaslandı. “Çok üzülmüş görünüyorsun.”
💬
“Ya, ne demezsin,” dedi Enes göz devirerek.
💬
“İlkay bir süre Amerika sınırları içerisinde olacağınızı söyledi,” dedi Cansel, Tibet’e bakarak. “Turhan zaten saatli bomba gibi etrafta dolanıyor tek başına olduğun için. Biz de belki bu süreçte burada oluruz, en azından kalabileceğiniz bir yer olur, otel otel gezmezsiniz dedik.”
💬
Tibet kaşlarını kaldırıp, “Bildiğim kadarıyla burada bir eviniz yok, Cansel,” dedi, hala burada olmalarından memnun olmadığını belli ediyordu.
💬
Cansel sırıtarak, “Ama Dalya’nın var,” dediğinde Tibet gözlerini kıstı. “Buraya geldiğimiz zamanlarda daha çok onunla kalırdık. Ne farkı olacak ki?”
💬
Tibet, “Sadece bana değil Dalya’ya karşı da emrivaki yaptınız öyleyse,” dediğinde, Dalya, “Saçmalama,” diyerek konuşmaya dahil oldu. “Burada olduğundan haberim olsaydı ilk teklifi yapan ben olurdum.”
💬
“Gerek yok,” dedi Tibet sırtını sandalyeye yaslarken. Gözlerini bana çevirdi. “Bir şey yiyecek ya da içecek misin?”
💬
Bedenimdeki gereksiz bulduğum kasılmaları göz ardı ederek, “Biraz alkol iyi olabilir,” dedim.
💬
Enes garsonlardan birini çağırırken masadakiler sessizleşti. Konuşmak, bir şeyler söylemek, Tibet’i ikna etmek istiyorlardı ama alacakları tepkiden çekindikleri belli oluyordu. Tibet kendi siparişini verdiğinde ben de kırmızı şarap istedim. Şarap kafamı da bedenimi de biraz dinginleştirirdi, otele döndüğümde yatağa girip direkt uyumama da yardımcı olurdu. Siparişlerimiz gelene dek sessizlik sürdü. Cansel içeceğindeki pipetle oynuyor, Enes telefonuyla ilgileniyor, Erkan yoldan gezen insanları inceliyor, Dalya ise düşünceli gözlerle önündeki uzun, yarısına kadar kahveyle dolu olan bardağa bakıyordu. Bir an gözlerim Hilal’i arar gibi oldu. Süha’nın yaptıklarını unutmamıştım, masadakiler kendi aralarında bunu konuşmuşlar mıydı onu da bilmiyordum. Hilal de abisiyle aynı görüşlere mi sahipti?
💬
Garsonun bıraktığı kadehi kendime doğru çektiğim sırada daha fazla dayanamayan Cansel, “En azından buradaki işinizi bitirene kadar kalsanız?” dedi sorar gibi.
💬
Tibet reddedecekken, “Birader bence en azından iki gün bekleyin,” dedi Enes. “Bu herifleri art arda indirmek de dikkat çekiyor. Bahtiyar çoktan herkese haber salmıştır.”
💬
“Bahtiyar ilk önce kendi götünü Oscar’dan nasıl kurtaracağını düşünsün,” dedi Tibet sertçe. “Daha fazla bu bunakların sikinin keyfini bekleyecek değilim.”
💬
Ona baktığımda, öfkeyle Enes’e baktığını gördüm. Öfkesinin arkadaşına yönelik olmadığını biliyordum, Enes de biliyor olmalıydı ki buna takılmıyordu.
💬
“Daha önce bu kadar pervasız hareket ettiğini görmemiştim,” dedi Dalya, Tibet’in öfkeli yüzünü izlerken.
💬
“Turhan gibi başlama sen de,” dedi Tibet ve zift gibi görünen kahvesinden büyük bir yudum aldı. “Otelde kalıyor olmak senin için sorun mu?”
💬
Soruyu bana sorduğunu fark edince yeniden ona baktım. “Nerede kaldığımın bir önemi yok.”
💬
Üzerimizdeki tüm bakışlar yabancı hissettiriyordu ama artık onun bakışlarından aynı hissi almıyordum.
💬
“O halde yarın Dalya’nın evine gider, ertesi gün de işe koyuluruz. Bu dangalaklar da boşuna gelmemiş olur,” dediğinde omuz silktim. Benim için gerçekten nerede kaldığımın bir önemi yoktu. Nasılsa tamamen bana yabancı olan bir şehirdeydim.
💬
Hava tamamen karardığında ve saat geceye sallandığında, elimde dördüncüsü bitmek üzere olan bir kadehle ağaçları izliyordum. Ağaçlardaki ışıklar hafifçe sallanıyor, nehrin sesi insanların sesine karışıyordu. Onlar kendi aralarında konuşurken sessizdim, bir şey sorulmadığı takdirde dudaklarım sadece kadehe yaslanmak için aralanıyordu. Üç kadehe kadar her şey normaldi fakat dördüncünün sonunu görmek dengemin bozulmasına, görüşümün bulanıklaşmasına neden olmuştu. Şarabı seviyordum çünkü ne diğerleri gibi midemi bulandırıyor ne de beni istemediğim bir duruma sokuyordu. Biraz halsizleştirme, kafayı bulandırma ve uyku getirmesi dışında etkisi olmuyordu.
💬
Tibet iki saattir kucağında oturan, uyuklayan köpeği kucakladı ve ayağa kalkıp köpeği sahibine uzattı. “Otelin adını mesaj atarım, yarın bizi alırsın,” dedi Erkan’a. Ardından bana doğru döndü, önce elimdeki kadehe, sonra da yüzüme baktı. “Uykunun gelmesi için başka bir yol bulmalısın.” Kaşlarımı çatarak ona baktığımda kolunu bana doğru uzattı.
💬
Çantamı omzuma asıp, “Sorun yok, halledebilirim,” diyerek ayaklandım. Doğrulurken bacaklarımın uyuştuğunu fark ettiğim için masaya tutunmuştum.
💬
“Sen yine de onu tut, Tibet,” dedi Cansel tereddütte kalmış gibi.
💬
Ben reddedemeden Tibet kolunu belime sarıp, “Yarın haberleşiriz,” dedi.
💬
Cansel elini kaldırıp gülerek, “Görüşürüz, dikkatli olun,” dediğinde ona gülümsedim. Elimde olmadan gülümsemiştim ve Cansel bunu fark etmiş gibi daha sesli gülmüştü.
💬
Biz masadan ayrılırken Dalya’nın, “Sevgili rolü devam ediyor herhalde,” dediğini duydum. Tibet de duymuş olmalıydı. Belimi daha sıkı tutunca kaşlarımı çatarak omzumun üzerinden masadakilere baktım. Kendi aralarında konuşmaya devam ettiklerini, bize bakmadıklarını görünce önüme döndüm.
💬
Restoranın içine girdiğimizde, “O da mı biliyordu?” diye sordum. Soru sorduğum sırada garsonla konuşan Tibet duraksadı, garsona taksi çağırmasını söyledikten sonra bana döndü.
💬
“Ben bu konuda konuşmadım, diğerleri anlatmıştır,” diye açıkladı.
💬
“Anladım,” diye mırıldandım. Dışarı çıkarken bana bakmaya devam etti ama benim gözlerim sokakta yürüyen insanlardaydı. Onları da bulanık görmeye başlamıştım.
💬
Gözlerim bulanık görüyordu fakat zihnim nasıl hala berrak olup bana acı çektirebilirdi?
💬
Kaldırımda durup taksinin gelmesini bekledik. Başım onun omzuna düştü, etrafı bulanık gördüğüm için başım ağrımaya başlamıştı. Belime sarılı duran, dik durabilmem için bana destek olan kolunun varlığını bile çok net hissedemiyordum. Gözlerim kısılırken, “Zaten zor bir durumdayım,” diye mırıldandım. “Lütfen beni daha zor bir durumun içine sokma.”
💬
Neden bahsettiğimi biliyordu.
💬
Sustu. Susmayıp bir cevap verse olmaz mıydı?
💬
🌪️
💬
Ahşap masaya benim için konan kupayı avuçlarımın arasına alıp kendime doğru çektim. Kahvenin dumanı yüzümde gezinirken bakışlarımı karşımdaki sandalyeye oturan Cansel’e diktim. Dün otele gittiğimizde direkt yatağa girmiş ve uyumuştum. Zaten kafamı kaldıracak halde değildim o an. Öğlen saatlerinde Erkan otelin önüne gelmiş, bizi alıp Dalya’nın evine getirmişti. Gece şiddetlenen yağmur, biz yola çıktığımızda hafiflemiş, eve vardığımızda da kesilmişti. Dalya’nın oturduğu ev müstakil, küçük ve şirin bir evdi. Diğerleri bahçedeki masada otururken Cansel’le birlikte evde kalmıştık. O dışarı çıkmak istememiş, ben de sessiz bir ortamda kalmak istemiştim.
💬
Cansel kendi kupasını avuçlarının arasına alırken, “Nasılsın, Niran?” diye sordu.
💬
Yüzeyi hafifçe dalgalanan kahveden çektiğim gözlerimi ona çevirdim. “Aynı,” dedim. “Başım ağrıyor biraz.”
💬
“Aslında şu andan çok genel olarak nasıl olduğunu merak ettim,” dediğinde gözlerimi yüzünde gezdirdim. “Bu koşuşturmaca ve olanlar seni yormuş olmalı.”
💬
“Kendi isteğimle bu işin içine girdim,” dedim gözlerimi yeniden kahveme indirirken. “Getirilerinin farkındaydım ve pek de umurumda olmadı.”
💬
“Buraya gelmek istememin sebebi daha çok sendin,” deyince kaşlarım çatıldı. “Tibet farklı bir ortama girmedi, girseydi de zorluk çekmezdi.”
💬
“Seninle iki üç kez falan karşılaştık. Neden ülke değiştirecek kadar beni düşünesin ki?”
💬
Güldüğünü duyunca göz ucuyla ona baktım. “Sokakta yalnız başına dolanan bir köpek gördüğümüzde de evsiz bir insan gördüğümüzde de ya da öylece sokakta yürüyen, üzgün görünen bir insan gördüğümüzde de endişelenebiliriz.” Kahvesinden bir yudum aldı. “Endişe duymak için o insanı veya canlıyı tanımamıza gerek yoktur. Empati yapmamız yeterli oluyor.”
💬
“Doğru,” dedim gözlerinin içine bakarken. “Evsiz bir insana, yalnız başına dolanan bir köpeğe ya da üzgün bir yüzle sokakta bomboş dolanan bir insana benziyorum.”
💬
“Bahsettiğim şeyin bu olmadığını biliyorsun,” derken paniklemiş göründü.
💬
“Evet, biliyorum,” diye mırıldanarak sıcak kupayı sıkıca tuttum.
💬
“Hem yalnız değilsin,” dediğinde Tibet’ten bahsettiğini anlamak zor değildi. “Yeni tanışmış olsak da bizler de varız.”
💬
Gözlerimi pencereden dışarıya, masada oturan arkadaş grubuna çevirdim. Diğerleri gülüşerek konuşurken Tibet öylece elinde çevirdiği araba anahtarına bakıyordu. “Yalnızlığı önemsemiyorum,” dedim onları izlerken. “Sadece her şey bitsin istiyorum.”
💬
“Hiç tur yapmak istedin mi?” Alakasızca sorduğu soru ona bakmama neden oldu. “Hani her şeyi bir kenara atmayı ve görmek istediğin şehirlere, ülkelere gidip gezmeyi? Belki her şey bittiğinde sana iyi hissettirirdi.”
💬
İyi hissetmeyi de istemiyordum. Bunu da önemsemediğimi söylesem, yine benim için endişelenecek miydi?
💬
“Belki de,” diyerek geçiştirici bir cevap vermekle yetindim.
💬
“Haddimi aşmak ya da sana sıkıştırıyormuşum gibi hissettirmek istemem ama,” dedi, dışarıya kısa bir bakış attı. “Arkadaşımın bu kadar durgun görünmesinin sebebini biliyor musun? Ona sorsam eminim ki bir cevap vermez.”
💬
“Kısacası benimle ilgili olup olmadığını öğrenmek istiyorsun,” dedim kahvemden bir yudum almadan önce. İnkâr etmemesi beni neredeyse gülümsetecekti. “Arkadaşı olduğun için onu benden daha iyi tanıyorsundur. Ben sadece ondan iş ilişkisi dışında başka bir şey düşünmemesini istedim.”
💬
“Sanırım bunun için biraz geç kaldın,” deyip kısık sesle güldü.
💬
Derin bir nefes aldım ve geriye yaslandım. “Cansel, sevgi benim şu an istediğim en son şeylerden biri. Beni anlıyorsun değil mi?” Gözlerimin içine bakarken başını yavaşça salladı. “Hayatımı daha karmaşık bir hale getirmek istemiyorum. Tibet’in de bunu anlayabilecek bir adam olduğunu düşünüyorum.”
💬
Yeniden başını sallayıp, “O anlayışsız biri değildir,” dedi. “Seni tamamen anlayabildiğimi söylesem sana haksızlık etmiş olurum.” Masanın üzerinden uzanıp elini ellerimin üzerine koyması beni duraksattı. “Beni bir arkadaşın olarak görseydin sana, sevginin dipsiz bir kuyuyu aydınlatacak kadar büyük bir ışığa sahip olduğunu ve bunu kabul edip etmemenin de tamamen sana kaldığı söylerdim.”
💬
“Bir ışığa ihtiyacım olduğunu mu düşünüyorsun?”
💬
“Herkesin ışığa ihtiyacı vardır,” deyip ellerimin üzerini okşadıktan sonra geri çekildi. “Toprağın altı bile biri eşelemediği sürece karanlıktır. Evet, onu tanıyorum. Tibet, ışık alabilmen için toprağını eşeleyip duracak.”
💬
Kaşlarım çatılırken durgun bakışlarımı masanın parlak yüzeyine indirdim. “Bunun bencillik olduğunu düşünmüyor musun?”
💬
Masaya yansıyan yüzünden gülümsediğini gördüm. “Senin ondan istediğin şey de onun açısından bencilce değil mi sanıyorsun?”
💬
Dış kapı açılınca irkilerek bakışlarımı koridora çevirdim. Storm mutfaktan çıkıp kapıya doğru koştu, dizinin üzerine çöken Dalya’nın kucağına atladı. Diğerleri eve dönmüştü ama Tibet hala bahçedeydi. Soğuyan kahvemden bir yudum aldığım sırada, “Siz gelmeden önce alışveriş yapmıştık,” dedi Cansel ve ayağa kalktı. “Dalya tek yaşadığı için dolabında sadece bitki vardı.”
💬
“Sebze,” dedi Dalya göz devirerek.
💬
Cansel, “Her neyse,” deyip elini salladı. “Akşam yemeğini hazırlayalım.”
💬
Enes az önce Cansel’in kalktığı sandalyeye otururken, “Hala dışarıdan sipariş verme taraftarıyım,” dediğinde, Cansel ona ters ters baktı. “Ne bakıyorsun? Sen yemek yapmayı bilmiyorsun, Dalya da sebzeleri suya atıp haşlıyor, sonra da başka bir işlemden geçirmeden onları yiyor.”
💬
İki kadın da aynı anda abartılı bir şekilde göz devirdi. Kupamı masada sürükleyerek iterken, “Ben yardımcı olurdum,” dedim. “Boş boş oturmak canımı sıkmaya başladı.”
💬
Enes bana alttan bir bakış atıp, “Güzel yemek yapar mısın?” diye sorduğunda, “Yediğinde anlarsın,” diye cevapladım.
💬
Erkan, yavaşça Enes’in ensesine vurdu ve “Kalk biz de içecek bir şeyler alıp gelelim,” dedi. “Yemekten sonra bahçede oturup bir şeyler içeriz, hava güzel, eve tıkılmayalım.”
💬
Kupamı alıp beyaz, uzun tezgâha yöneldim. Kupanın içinde kalan kahveyi boşalttıktan sonra kısaca duruladım ve bulaşık makinesinin üst bölmesine koydum. “Ellerimi yıkayıp geliyorum,” dedim mutfaktan çıkarken. Eve geldiğimizde Dalya kalacağımız odayı ve banyonun yerini göstermişti. Boş olan iki odadan birinde ben, diğerinde Cansel ve Erkan kalacaktı. Enes ve Tibet de salondaki kanepelere kalmışlardı. Yine de tek başına yaşayan biri için oda sayısı fazlaydı. Dalya bazen ailesinin ya da arkadaşlarının gelmesinden dolayı böyle tercih ettiğini söylemişti.
💬
Kalacağım odaya girdim. Odanın içerisinde banyo olduğu için odayı bana vermişlerdi, diğer türlü rahat edemeyeceğimi düşünmüş olmalılardı. Dert etmezdim ama bu şekilde daha iyiydi. Banyoya girip elimi yüzümü yıkadıktan sonra. Odaya geri döndüm ve üzerime daha rahat kıyafetler giydim. Telefonumu alıp bildirimlerimi kontrol ederken odadan çıktım. Arkadaşlarımdan gelen mesajlar vardı. Onlara ara sıra birkaç cümlelik mesaj atıyor, iyi olduğumu söylüyordum. Diğerleri bilmediği için sorular sormuyordu fakat Hanzade asıl durumu öğrenmek istiyordu. Tabii ona da bir bilgi vermemiştim. Tibet’in yattayken onu aramam için verdiği telefon acaba her zaman yanında mıydı? Belki yeniden Hanzade’yi arayabilirdim.
💬
Mutfağa girdiğimi gören Cansel, “Ne yapalım?” diye sordu.
💬
“Neler aldığınıza bir bakayım,” dedim buzdolabına yönelirken. Buzdolabının kapağını açıp raflarda göz gezdirdim. “Alışverişi siz değil de Enes yaptı anlaşılan, bizi kolesterolden hastanelik etmek istiyor gibi görünüyor.”
💬
“Arkadaşımız biraz sığır da,” diye mırıldandı Cansel gülerek.
💬
Paketlerdeki etleri alıp tezgâha bırakırken kafamda kısa bir planlama yaptım. İş bölümü yaptık ve mutfağın farklı kısımlarına dağıldık. Ben antrikotları fırınlamadan önce marinelerken Cansel pürdikkat patateslerin kabuğunu soymaya çalışıyor, Dalya da sebzeleri yıkıyordu. Yemek yapmak ortamdan tamamen soyutlanmamı sağladı. Bir süre sonra Erkan ve Enes dönmüş, Tibet de onlarla birlikte içeri girmişti. Etleri tavada kısaca mühürledikten ve baharatladıktan sonra fırına attım. Normalde bir şeylerle uğraşırken kafamın içinde sürekli birbirinden farklı onlarca düşünce dolanırdı ama bu kez tek bir düşüncenin etrafında dönüp durmak beni daha çok yormuştu.
💬
Aslında bahsetmek istediğim şey tam olarak buydu. Bunu Tibet’e anlatamadığım gibi Cansel’e de anlatamamıştım. İnsan zihni tuhaftı, bir şeye ne kadar odaklanmış olursanız olun küçük bir konu tüm dikkatinizi dağıtabiliyordu. Benim şu an düşünmem gereken şey yarın ya da ondan sonraki günler ne yapacağımız, nereye gideceğimiz olmalıydı. Tibet olmamalıydı. Buna engel olamamanın beni ne denli öfkelendirdiğini görmeleri gerekiyordu. Fakat biliyordum, bu saatten sonra hiçbir şekilde engelleyemezdim, ipin ucunu kaçırmıştım ve onunla ilgili tüm düşünceler zihnime yayılmıştı.
💬
Patates püresinin üstüne koyduğumuz etlerin kenarına hazırladığım mantarlı sostan ikişer kaşık ekledim. Dalya hazırladığı salata tabaklarını masaya götürürken Cansel de benim hazırladığım tabakları götürüyordu. Salonda da bir masa olduğunu görmüştüm fakat mutfaktaki masa hemen camın kenarındaydı ve cam büyük olduğundan bahçe tamamen görünüyordu. Burada yemek yemenin bizim için daha rahat olacağını söylemişlerdi. İçerideki koku çok rahatsız edici olmasa da camı yana kaydırarak açmış, kokunun çıkmasını sağlamışlardı.
💬
Erkan bardakları masaya koyduktan sonra diğerlerini çağırmak için mutfaktan çıktı. Her ne kadar mutfakta fazla insanın çalışmasının bunaltıcı olduğunu söylesek de Erkan yardım etmek konusunda ısrarcı olmuştu. Onu tam olarak tanımıyordum ama iyi bir adama benziyordu, Cansel’le olan ilişkileri de iyiydi. Dalya biraz mesafeli ve sessiz biriydi. Sık sık gözlerinin üzerimde olduğunu hissetsem de buna pek aldırış ettiğim söylenemezdi. Nasılsa bundan sonra hayatımda olacak biri değildi ve bir daha ne zaman göreceğim meçhuldü.
💬
Yemeklerimizi yerken Enes, Tibet’e bakarak, “Gideceğiniz otel buraya çok uzak değil,” dedi. Otel mi? “Gelmemizi istemediğine emin misin? Belki bir faydamız dokunurdu.”
💬
“Bu sizin işiniz değil,” dedi Tibet ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra. “O an bir de sizi düşünemem.”
💬
“Adamı nasıl yola getireceksiniz?” diye sordu Erkan.
💬
Tibet çatalının ucunu yavaşça sallayıp, “Açım, bunları yemekten sonra konuşuruz,” dedi. Durumun garipliği kaşlarımı çatmama neden oldu. Gideceğimiz yer otel değildi ki?
💬
“Turhan çıktı ha,” dedi Dalya konuyu değiştirme isteğiyle. “Hayret, onu İstanbul’da kalmaya nasıl ikna ettiniz?”
💬
Tibet omuz silkip, “Niran onu su şişesiyle kovalayarak azarladı, yattan da kovdu,” dediğinde bakışların üzerime döndüğünü hissettim. Başımı kaldırıp şaşkınlıkla Tibet’e baktım. “Suçlu olduğu için de üsteleyemedi.”
💬
Erkan kahkaha atarak, “Turhan’ı kovaladı ha,” dediğinde yanağımın içini ısırmış bir şekilde Tibet’e bakmaya devam ettim.
💬
Cansel suyundan bir yudum aldıktan sonra bardağı bana doğru kaldırarak, “Seni tebrik ederim,” deyince gözlerimi devirerek güldüm.
💬
Dalya’nın bakışlarını yüzümde hissedince gözlerimi ona çevirdim ve dikkatle beni izlediğini gördüm. Dayanamayıp göz kırparak başımı salladığımda gülümsedi. Gülümsemesi bende yeniden göz devirme isteği uyandırdı. Bakıp durmak yerine bir iki kelime etse derdini anlayacak, ona göre hareket edecektim ama kız yüzüme bakmak dışında da bir şey yapmıyordu. Önüme dönüp çatık kaşlarla yemeğimi yemeye devam ettim.
💬
Yemekten sonra masayı toplamak için yardım etmek istemiştim ama Cansel yeterince iş yaptığımı söyleyip beni mutfaktan kovmuştu. Israr etmedim, çok istiyorlarsa yapabilirlerdi. Mutfaktan çıktığım sırada Tibet’in dışarı çıkmak üzere olduğunu görünce adımlarımı hızlandırdım ve kolunu tuttum. Arkama kısa bir bakış attıktan sonra kolundan tutup onu dışarı çıkardım ve kapıyı arkamızdan kapattım. Bir şey planlıyorsa bunu bana da söylemeliydi, anladığım kadarıyla da planlıyordu.
💬
“Enes ne otelinden bahsediyor?” diye sordum kısık bir sesle. “Gideceğimiz yer otel değil ki?”
💬
Tibet eve doğru kısa bir bakış atıp beni köşeye çekti. “Çünkü öyle bilmelerini istedim,” dediğinde kaşlarım çatıldı.
💬
“Onlara güvenmiyor musun?”
💬
“Bir süre sonra kimseye güvenmemen gerektiğini anlıyorsun.”
💬
Elimi yavaşça kolundan çektim. “Güvenmemen için elinde bir neden var mı yoksa hislerinle mi hareket ediyorsun.”
💬
“Hislerimde yanılmam, bir nedene ihtiyacım yok,” dedi gözlerimin içine bakarken. Karanlık bahçeyi aydınlatan, bahçe ışıklandırmasıydı ve evin arka kısmına bakan bir köşesinde durduğumuzdan olduğumuz yer pek aydınlık değildi.
💬
“Yanılırsan bu onları gücendirebilir,” dediğimde başını hafifçe eğip bana yaklaştı ve “Hiçbir hissim beni yanıltmaz ya da pişman etmez,” dedi. Gözlerinin içine bakakaldığımda gözlerini gözlerimden ayırmadan usulca geri çekildi.
💬
Kapının açılma sesi bahçede yankılandığında, “Sen git, telefonla konuşup geleceğim,” dedi. “Bir şey soran olursa plandan henüz haberinin olmadığını söylersin.”
💬
“Tanımadığım insanlarla beni yalnız bırakıp durma,” dedim çatık kaşlarla. “Meraklı bakışlardan sıkıldım.”
💬
Kollarımı göğsümde toplayıp onun yanından ayrıldığım sırada arkamdan, “Beni de tanımıyordun,” diye mırıldandığını duydum. Bir tepki vermeden yürümeye devam ettim.
💬
Buraya geldikten sonra yağmur yağmamıştı fakat hafif bir rüzgâr esiyordu ve bu kesinlikle iyi hissettiriyordu. Böyle havalar bana küçüklüğümü hatırlatıyordu. Sanki yine bir yaz ayındaydık, ailemle gittiğimiz o pikniklerden birindeydik. Kalbim, kas ağrısı çekiyormuşum gibi beni iki büklüm edecek sandım. Hatırlanacak çok şey vardı ama hiçbirinin tekrarlanma ihtimali artık yoktu.
💬
Elindeki küçük çerez tabaklarıyla dışarı çıkan Enes beni görünce, “Tibet nerede?” diye sordu.
💬
“Telefonla konuşuyor,” dedim sandalyelerden birini çekip otururken.
💬
“Adamın da telefon görüşmeleri bitmiyor,” diye söylendiğini duysam da duymazdan geldim. O elindekileri masaya bırakıp karşımdaki ahşap sandalyeye otururken diğerleri de dışarı çıkmıştı.
💬
Sırtımı yaslayıp gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Bilmediğim bir yerde tanımadığım insanlarlaydım. Her şey normal seyrindeymiş gibi çerezlerle ve içeceklerle donatılmış bir masada oturuyor, bahçe keyfi yapıyorduk. Tibet gerçekten onlara güvenmiyor muydu? Süha olayını düşündüm. Onun ihanet etmesi diğerlerinin de ihanet edeceği anlamına mı gelirdi? Cansel’le konuştuğumuz anları anımsadım, o Tibet’e gerçekten değer veriyormuş gibi gelmişti. Enes ailesine ihanet etme pahasına onun yanında olmuştu. Erkan’da bir tuhaflık olsa Cansel bunu bilirdi. Dalya’ya gelecek olursak, onu diğerleri kadar bile tanımıyordum. Yoksa Tibet’in şüphelendiği o muydu?
💬
Diğerlerine servis yapan Cansel, “Sen bir şey içmek ister misin, Niran?” diye sorunca gökyüzündeki bakışlarımı onun yüzüne çevirdim.
💬
“Teşekkür ederim, bir şey içmeyeceğim,” dedim. Gözlerim cam şişedeki suya kaydı. Şişenin cam yüzeyi suyun soğukluğundan olsa gerek buğuluydu. Dilimin damağımın kuruduğunu hissettim. “Su alabilirim.”
💬
Aslında kendim de alabilirdim ama içecekler masanın diğer ucunda duruyordu. “Tabii canım,” dedi Cansel gülümseyerek. O uzun bardağa su dökerken diğerlerine baktım. Sanırım niyetleri alkol almaktı.
💬
Ben Cansel’in uzattığı bardağı alıp su içerken Tibet masaya geldi. Solumda duran başköşedeki sandalyeye oturdu. Bana kısa bir bakış attıktan sonra Cansel’den kendisi için yarım kadeh viski doldurmasını istedi. Sanki onunla bakışırsam diğerleri bir tuhaflık olduğunu düşünecekti, bu yüzden ona bakmamaya özen gösterdim. Kiminle konuştuğunu da merak etmiyor değildim. Bu seferki telefon görüşmesinin konusunun farklı olduğunu hissediyordum.
💬
Erkan ağzına birkaç fındık atıp, “İlkay diğerlerinin de yerini bulabildi mi?” diye sordu. Su bardağını iki avucumun içinde tutarken bakışlarımı ilk önce Erkan’a, sonra da Tibet’e çevirdim.
💬
“Birkaç kişi kaldı ama onların da bulunması uzun sürmez,” dedi Tibet ve kadehini dudaklarına götürürken geriye yaslandı. “Yarın şu otele bir gidelim de gerisi hallolur.”
💬
Cansel kaşlarını çatıp, “Zor biri mi?” diye sordu.
💬
Tibet dudaklarını yalarken gözleri kısıldı. “Genele bakacak olursak hiçbiri zor av değil. Sonuçta hepsi menfaatleri için birlikteler. Çoğu da kim daha çok yem verirse onun peşinden gidecek tipler.”
💬
Dalya, “Neden adamla konuşmak için oteli seçtiniz ki?” diye sorunca göz ucuyla ona baktım. “Otel bana çok da güvenli gelmedi.”
💬
“Bir cep saati ve kolye varmış ona gelecek olan,” dedi Tibet. Evet, bu doğruydu. “Adamı otele çağırmış, orada buluşacaklarmış.” Hayır, bu kısım yanlıştı. Daha doğrusu yanlış değil, yalandı.
💬
“Ee, bunun senin planındaki yeri ne?” diye sordu Enes kaşlarını kaldırıp.
💬
Tibet, “Robert kolyenin ve saatin ödemesini yapmış fakat sadece saati yollayacaklar,” dediğinde yanağımın içini ısırdım. Robert, peşine düşeceğimiz bağlantılardan bir diğeriydi. Genel olarak anlattığı olaylar doğruydu, yalnızca mekân kısmında yalan söylüyordu. “Bizim ihtiyar konseyinden birinin eline geçmiş eserler. Niyeti hem kolyeyi hem saati vermekmiş ama Bahtiyar kolyeyi kendine almış. Eserleri getiren herif kolyenin kaybolduğunu söyleyecek.”
💬
“Buna inanacak kadar salak mıymış peki?”
💬
Tibet, Erkan’ın sorusuyla güldü. “Elbette inanmayacak. İhtiyarlar biz yolladık ama kaybetmişler deyince günah keçisi eserleri teslim etmesi için görevlendirilen adam olacak.”
💬
“Anlaşılan siz de kaybolmadığını, onu oyuna getirdikleri Robert’a söyleyeceksiniz,” dedi Dalya beyaz şarabından bir yudum almadan önce.
💬
“Şimdiye kadar onlarca, belki yüzlerce kez birbirlerinden alışveriş yaptılar. Bu olay Robert’ın midesini bulandırır. Kandırıldığını öğrenmek, daha önce de kandırılıp kandırılmadığını düşündürtecek ona.”
💬
Enes, Tibet’in cümlesinden sonra, “Ki bence kandırılmıştır,” diyerek güldü.
💬
“Bir insan birinin arkasından konuşuyorsa senin arkandan da konuşur, iş çeviriyorsa senin arkandan da iş çevirir. Arkadaş ya da ortak olman onun gözünde seni diğerlerinden ayırmaz,” dedi Cansel sakince. “Yalancı her zaman yalancı, sahtekâr her zaman sahtekârdır.”
💬
Erkan kolunu sevgilisinin omuzlarına dolayıp, “Sen yine bilenmişsin bir şeye,” dedi gülerek.
💬
Enes kaşlarını indirip kaldırdı. “Hilal konusuna hala takık.”
💬
“Onun işin içinde olmadığına eminim ama bilip susması bile yeterli,” dedi Cansel öfkeyle.
💬
Tibet’in dudaklarının kenarı alaycı bir tavırla yukarı kıvrıldı. “Bana söyleyeceğinizden emin olduğu için susmuştur.”
💬
Söylerler miydi? Tibet’in yüzündeki alaycı ifadeye bakılacak olursa maksadı sadece ortaya yem atmaktı.
💬
Enes, “O pezevenk yüzünden hala kemiklerim ağrıyor,” diye söylendiğinde avuçlarımın arasındaki bardağı sıktım. Tibet bunca şüpheyle nasıl başa çıkıyordu?
💬
Dalya sesli bir nefes verip arkasına yaslandı. “Tüm bunlar bittiğinde hepimizin bir tatile ihtiyacı olacak. Bir dahaki sefere lütfen tatil için hazırladığınız çantalarınızla yanıma gelin.”
💬
“Konusu bile iştahımı kabarttı,” dedi Cansel az önceki öfkesi anında silinip gitmiş gibi. “Hem Niran da bize katılır belki?”
💬
Bardağımın dibinde kalan suyu izlerken adımı duyunca gözlerimi kaldırarak Cansel’e baktım. Söylediği şeye hafifçe gülümsemek dışında başka bir tepki vermedim. Yaşadığım şeylerden sonra burada oturup tatil planı yapacağımı falan mı düşünüyordu? Benim tek planım, bu işin sonunu görene dek ölmemeye çalışmaktı. Gerçi kimsenin bunu anlamasını beklemiyordum.
💬
İlerleyen saatlerde gülüşmelerden, konuşulan konulardan, anlatılan anılardan bunalınca oturduğum sandalyeden kalktım. Tüm gözler bana çevrilince, “Biraz uzansam iyi olacak,” diye açıklamada bulundum.
💬
Cansel, “Bir şeye ihtiyacın olursa seslenmen yeterli,” deyince gülümsedim. “İyi geceler.”
💬
“Size de iyi geceler.”
💬
Sırtımı onlara dönüp eve doğru adımlarken yüzümdeki gülümseme kayboldu. Ben kapıdan içeri girerken Storm da koşarak dışarı çıkmıştı. Kapıyı kapatmadan kalacağım odaya ilerledim. Otelde kalmaya devam etseydim belki daha iyi olurdu ama uyumsuz davranmak istememiştim. Tamam, Tibet de buraya gelme konusunda pek hevesli değildi fakat arkadaşlarına benim yüzümden istemiyormuş gibi bir hissettirmek de istememiştim.
💬
Odaya girip kapıyı kapattım. Kapının önünde bir süre dikilip karanlık odaya baktım. Bahçede yükselen kahkaha sesleri odaya kadar geliyordu. Adımlarımı pencereye doğru attım ve pencereden dışarı, bahçeye baktım. Tibet elindeki kadehi yavaşça sallarken yüzünde küçük bir gülümseme vardı ama yüzü dalgındı. Diğerleri ise gülüşerek konuşmaya devam ediyorlardı. Enes’in yanında oturan Dalya’nın yüzü de bana dönüktü ve onun da kahkaha attığını görebiliyordum. Benim gidişim onu rahatlatmış gibi görünüyordu çünkü ilk kez onu gevşemiş bir halde görüyordum.
💬
“Buradan gitmek istiyorum,” diye fısıldadım kendi kendime.
💬
Işığı açmadan yatağa yöneldim. Çift kişilik yatağın üzerindeki beyaz örtüyü kaldırıp yatağın kenarına kıvrıldım. Cebimden çıkardığım telefonun ışığı yüzüme yansırken bildirimlerimi kontrol ettim. Arkadaşlarımın mesajlarına cevap vermiştim, onlar da bana geri dönüş sağlamıştı fakat hiçbirini okumak içimden gelmeyince telefonun ekranını kapattım. Elim boynumdaki kolyeye gitti. Kolyenin ucunu sıkıca kavrayıp gözlerimi tavana diktim. Bahçedeki ışıklandırmalar tavanı ve yatağın karşısında kalan kısmı sarı bir ışıkla aydınlatıyordu.
💬
Kendimi on yaşında olan, ilk kez evden uzaklaşıp arkadaşının evine yatıya kalmaya giden ama gecesinde buna pişman olup yattığı yatakta annesi için ağlayan, evini özleyen bir çocuk gibi hissettim. Şimdi bu yatakta kıvranarak evime, aileme dönmek için ağlasam bile gidebileceğim bir yer yoktu. Küçükken, ağlarsan ya da gitmek istersen dönebileceğin bir yer olduğunu, ailenin gelip seni alabileceğini bilirdin. Beni buradan gelip alabilecek kimsem yoktu. İçinde beni bekleyenlerin olduğu bir ev olsaydı, günlerce ya da haftalarca sürecek olsa bile koşa koşa gidebilirdim.
💬
Belki mahrum kaldığım bir çocukluk yoktu ama koca bir gençlikten mahrum bırakılmıştım.
💬
Gözyaşlarım yüzünden sızlayan gözlerimi kapatmadan önce pencerenin önünde bir hareketlilik olduğunu gördüm. Kısık gözlerle pencereye baktığımda orada duran adamı gördüm. Işıklar arkasından vurduğu için bir silüet gibi görünüyordu. Muhtemelen içerisi karanlık olduğundan ve kısık baktığımdan uyuduğumu düşünüyordu. Artık kahkaha ya da konuşma sesleri duymuyordum, duyduğum tek ses yeniden yağmaya başlayan yağmurun sesiydi. Bakışlarımı hareketsizce orada dikilen adamdan çekip gözlerimi yumdum. Buradan gitmek istiyordum.
💬
Beni karın ağrısıyla uyumaya zorlayan gece bitti, gün doğdu. Ellerimi gergin hisseden yüzüme kapattığımda parmaklarıma bulaşan nemle kaşlarım çatıldı. Yüzüm ıslaktı. Terlemediğimi ve bu ıslaklığın sebebini bilmek beni sertçe yutkundurdu. Parmaklarımla yüzümü silerken yavaşça doğruldum. Sonra saçlarımı geriye atıp telefonumu elime aldım ve saate baktım. Saat öğlene geliyordu. Bunca saat gözümü açmadan uyumuş muydum? Biri beni uyandırmak için gelmiş olsaydı da bunu hatırlardım.
💬
Telefonu kenara bırakıp yataktan kalktım ve banyoya girdim. Banyodaki işlerimi halledip yüzümü yıkadıktan sonra da odaya döndüm. Bugün gideceğimizi bildiğimden kıyafetlerimi değiştirmek için kenarda duran valize yöneldim. Dün buraya gelmeden önce duş almıştım fakat saçlarımın yağlandığını hissedebiliyordum. Duş almam sorun olur muydu? Sonuçta rahat edebilmem için bu odayı bana vermişlerdi. Ani bir karar değişikliğiyle banyoya geri döndüm. Hem dün Cansel odayı gösterirken bana havlu da vermişti. Sorun olacağını sanmıyordum.
💬
Yine de kendimi rahatsız hissettiğim için hızlıca bir duş alıp saçlarımı ve bedenimi temizledikten sonra duş kabininden çıktım. Uzun saçlarıma küçük havluyu dolayıp diğer büyük havluyu da çıplak bedenime sardım. Birinin kapıyı çalma ihtimaline karşı aceleyle odaya döndüm. Kalın fon perdesini çektiğimde odadaki ışığın kaynağı kesildiğinden oda loş bir ortama dönüştü. Havluyla kısaca bedenimi kurulayıp valizden aldığım iç çamaşırlarımı giydim. Bugün işe koyulacaksak üzerime de rahat bir şeyler giymeliydim.
💬
Bugün yine yağmur yağma ihtimali olduğundan şort yerine siyah, kargo pantolon giydim. Üzerime beyaz, sıfır kol, kısa bir tişört geçirip saçlarımdaki havluyu çekerek saçlarımı özgür bıraktım. Banyoda kurutma makinesi göremediğimden ve gidip istemeye de çekindiğimden havluyla saçlarımın ıslaklığını almaya çalıştım. Nemli kalsa da kendiliğinden kuruması uzun sürmezdi. Saçlarımla işim bittiğinde ilk önce dişlerimi fırçaladım, sonra da banyoyu ve odayı toplayıp ilk haline çevirdim. Valizden çıkardığım eşyaları geri yerleştirdiğimde nemli kalan saçlarım da neredeyse kurumuştu.
💬
Telefonumu pantolonumun cebine atıp ayakkabılarımı giydikten sonra odadan çıktım. Mutfaktan gelen seslere ve kokuya bakılacak olursa kahvaltı hazırlıyorlardı. Ben mutfağa yöneldiğimde kapı açıldı, Dalya üzerindeki spor kıyafetlerle terli bir halde içeri girdi. Saatlerdir koştuğu yüzündeki kızarıklıktan ve nefes alışverişlerinden belliydi. Onunla kısa bir selamlaşma sonrasında mutfağa girdim. Tahmin ettiğim gibi Erkan ve Cansel birlikte kahvaltı hazırlıyorlardı. Beni gördüklerinde ikisinin de yüzünde oluşan gülümsemenin samimi olduğunu düşündüm. Belki yanılıyordum, kim bilir?
💬
Gece başlayan o durgunluğum gün içerisinde de devam etti. Herkes bunun farkında olsa da hiçbir şey sormamışlardı. Kahvaltıda midemdeki bulantıdan dolayı pek bir şey yememiştim. Sonrasında salona geçildiğinde ve kahve içildiğinde de bir köşede öylece oturmuştum. Tibet’in gözleri sık sık bana dokunmuş, yüzümü incelemişti. Saatin beşe geldiğini fark ettiğimde ve ne zaman gideceğimizi düşündüğüm sırada Tibet erkeklerle olan konuşmasını kesmiş, koltuktan kalkmıştı. İçimde oluşan o küçük mutluluk bana çok acınası gelmişti.
💬
Erkan da ayaklanırken, “Hemen yer mi değiştireceksiniz?” diye sordu.
💬
Tibet telefonunu siyah kotunun cebine atıp, “Büyük ihtimalle,” diye kısa bir cevap verdi.
💬
“Planda değişiklik olursa haber verirsin,” dedi Dalya. “Burası sizin için otellerden daha güvenilir.”
💬
Tibet, “Aklımda bulundururum,” deyip bakışlarını bana çevirdi. “Hazırsan çıkalım.”
💬
Başımı sallayıp, “Hazırım,” dediğimde o da başını salladı.
💬
“Dün kiraladığım araç kapıda, onu kullanın,” dedi Enes. “İşinize yarayabilir diye ayarlamıştım.”
💬
Tibet onun omzuna yavaşça iki kez vurdu ve “İyi düşünmüşsün,” dedi.
💬
Biz birlikte salondan çıkarken diğerleri de bizi takip etti. Odadaki valizimi alıp geri döndüğümde Tibet’i kendi valiziyle beni kapıda beklerken buldum. Diğerleri kenara çekilip bana yol açtı, ben Tibet’in yanına ilerlerken Enes anahtarları uzattı. Bir an önce çıkıp gitme isteği içimi kemiriyordu. Tibet de bunu fark ettiğinden arkadaşlarıyla vedalaşma faslını uzatmamıştı.
💬
Diğerleriyle tokalaştım fakat Cansel tokalaşmak yerine bana sarıldı. “Dikkat edin,” diye mırıldandı. “Aceleci davranıp kendinizi tehlikeye atmayın.”
💬
“Deneriz,” dedim keyifsiz bir gülüş eşliğinde.
💬
Cansel’den ayrılıp Tibet’e yaklaştım ve birlikte sırtımızı onlara döndük. Sesli bir nefes vermemek için kendimi zor tuttum. Aracı garajdan çıkaran da Enes olmalıydı. Dün Erkan’ın bizi aldığı araç Dalya’nın olmalıydı çünkü kapıdaki araç siyahtı. Tibet aracın kilidini kaldırıp elimdeki valizi aldı ve bagaja yöneldi. “Niran,” diye mırıldandığında gözlerimi ona çevirdim. Aracın ön kısmından dolanmak yerine onu takip ettim. Bagaj kapağını açmadan önce bana bakmadan konuştu. “Buradan çıktıktan sonra araç değiştireceğiz. Arabada konuşmayalım.”
💬
Dikkat çekmemeye çalıştığını anlayınca yanında durmadan yürümeye devam ettim ve diğer tarafa dönerken, “Tamam,” dedim sadece.
💬
O valizleri bagaja koyarken ön koltuğa yerleştim. Çantamı kucağıma koyduğum sırada o da sürücü koltuğa geçmişti. Gözlerim eve doğru kaydı, hala kapıda durmuş bize baktıklarını gördüm. Tibet aracı çalıştırırken, “Arkadaşların iyi insanlara benziyor,” dedim.
💬
Tibet sesimdeki imayı sezdi. “Evet, öyleler,” derken dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmıştı. Araç hareketlendiğinde ve bulunduğumuz sokaktan çıktığımızda geriye yaslandım.
💬
Arabadayken bizi dinleyen birinin olacağından şüphe duyuyor olmalıydı. Kiralanmış bir araca cihaz yerleştirmek saçma olmaz mıydı? Tibet çok mu pimpirikli davranıyordu yoksa böyle davranmakta haklı mıydı anlayamıyordum. Yine de kimseye güvenmediğini söyleyen birinin bu tavrını çok da yadırgayamadım. Birine mi güvenmiyordu yoksa hepsi için mi aynı şeyi düşünüyordu merak ediyordum. Onun için kötü bir durum olmalıydı. Çocukluk arkadaşı olduklarını söylediğini hatırlıyordum. Ağır bir hayal kırıklığı olmalıydı.
💬
Yaklaşık on dakikalık bir yolculuğun sonunda Tibet aracı caddenin kenarında durdurup, “Enes’in bulacağı araba da bu kadar olur,” diye söylendi. “Bozuk araçla kandırmışlar enayiyi.”
💬
“Ne oldu?” diye sorarken kaşlarım havalanmıştı. Sanırım dinleyen biri varsa ona araç değiştirmemizin kasti olmadığını göstermek istiyordu.
💬
“Yola çıktığımızdan beri fren pek tutmuyor, yumuşamış,” deyip bana yandan bir bakış attı. “Araç değiştirelim, sonra başımız ağrımasın.”
💬
“Her şey normalmiş gibi bir de kaza falan yaparsak gerçekten kafayı yerim,” dedim kapıyı açarken. “Gidip başka araç bulalım ya da taksiye binelim.”
💬
“Taksi daha kolay, otel de çok uzakta değil,” dedi Tibet de kapısını açarken. “Enes’e mesaj atıp haber vereyim, aracı bıraktığımızı bilsin.”
💬
Başımı sallayıp arabadan indim. Tibet telefonuyla ilgilenirken bagajın önünde onu bekledim. İşi bitince yanıma geldi ve bagajı açıp valizlerimizi aldı, ben de bilgisayar çantasını aldım. Araçtan uzaklaşırken konuşmadım, onun konuşmasını bekledim. İşlek bir caddedeydik ve kalabalığın arasında yürümeye çalışmak boğucuydu. Yağmur yağmaya başlasa muhtemelen hepsi evlerine dönecek, sokaklar bir nebze rahatlayacaktı.
💬
“Saat henüz erken, evden çıkmak istediğini gördüğüm için gidelim dedim,” dediğinde başımı ona doğru çevirdim. “Şu kafede biraz oturalım, sen de bir şeyler ye, kahvaltı yapmadın.”
💬
“Aç değilim ama otursak ve neler olduğunu anlatsan iyi olacak,” dediğimde başını salladı.
💬
Caddenin bir tarafında yan yana dizilmiş kafeler vardı. Rastgele bir kafeye girip köşedeki masalardan birine yerleştik. Yarım cam duvara dönük olan sandalyeye oturduğumda Tibet de karşımdaki sandalyeye oturdu ve valizleri kenara bıraktı. Biz konuşamadan garson gelmiş, Tibet orta boy bir pizza ve iki servis açılmasını istemişti. Reddedip konuyu uzatmak istemediğimden içecek sorulduğunda sadece su istemiştim.
💬
Garson masadan uzaklaştığında sorgulayıcı bakışlarımı gören Tibet, “Merak ettiklerini söyleseler de apar topar buraya gelmeleri garip,” diyerek ellerini masanın üzerine koydu. “Üstelik planların sorgulanması da.”
💬
Omuz silktim. “Sonuçta arkadaşsınız, neler yapacağından haberdar olmak istiyor olabilirler.”
💬
“Şimdiye kadar hep sessizce kenarda durup, onlardan yardım istenmediği sürece karışmamalarından sonra mı?” Kaşları havalandı. “Bardan önce bahsettiğim otele gideceğiz. Burnuma gelen kokular hoşuma gitmedi.”
💬
“Otele gitmek ne işimize yarayacak ki?”
💬
“Biri Bahtiyar’la ya da diğerlerinden biriyle haber halindeyse, otele bizim için gelenler olacaktır,” dediğinde kaşlarımı çattım.
💬
“Bana mantıksız geliyor,” diye mırıldandım. “Bu işi ayarlayanlar onlar. Haliyle teslimatın nerede yapılacağını biliyorlardır. Otel diyerek onlara yalan söylediğini anlamayacaklar mı?”
💬
“Şüphelenmeyecekler çünkü Robert gerçekten o otelde kalıyor,” dediğinde dikkatimi ona verdim. “Otelden bahsetmeseydim, gideceğimiz barı koruma altına alacak, bizi orada bekleyeceklerdi. Eğer bir sızıntı varsa şu an teslimatın otelde yapılacağını sandığım için oraya gideceğimi düşünecekler.”
💬
Parmağımı şakağıma bastırırken, “Şimdi oturdu,” dedim. “Otele gidip ne yapacağız?”
💬
“Gelen giden var mı diye kontrol edeceğiz,” dediği sırada garson gelince sustu. Siparişler bırakılana dek bekledik, ardından garson gidince konuşmaya devam etti. “Gerçekten birileri gelecek olursa onları enseleyeceğiz, bunun için birilerini ayarladık. Onlar aracılığıyla karşı tarafa ele geçirildiğimize dair bilgi vereceğiz. Tabii bizi yakaladıkları için teslimat sırasında da ekstra bir güvenlik oluşturmayacaklar.”
💬
“Rahatça Robert’a ulaşabileceğiz,” dediğimde başını salladı. “Arkadaşlarından biri ya da birkaçı ihanet ediyorsa işimiz daha kolay olacak. Bu da biri ihanet etsin diye dua eder gibi oldu ama…”
💬
Tibet ortaya konan pizzadan bir dilim alıp benim önümdeki tabağa koyarken, “Biliyor musun, Niran,” dedi. “Bence kolay olacak.”
💬
Ne diyeceğimi bilemedim. Kendinden çok emin görünüyordu. İnsan etrafında güvenebileceği birilerinin olmasını isterdi. Her ne kadar işimizin kolaylaşması benim için daha cazip olsa da bir yanım öyle olmamasını ve onun bu hayal kırıklığını yaşamamasını istiyordu. Otele gittiğimizde birilerinin bizim için geldiğini görecek olursak, onun yüzünde oluşan o ifadeye bakabileceğimi sanmıyordum. Hayatı boyunca sürekli bu şüpheyle yaşayacaktı ve bu korkunçtu. Hanzade’nin aslında her şeyi bildiğini ve benim arkamdan iş çevirdiğini düşündüm. Gerçekten korkunçtu.
💬
Tibet’in zoruyla iki dilim pizza yedim ve fazlası için ısrar etmesine izin vermeyerek geri çekildim. O kalan dilimleri yerken sessizce beklemiştim. Sonra ödemeyi yapıp kafeden ayrılmış, kendimize bir taksi bulmuştuk. Tibet otelin yakınlarında bizi bekleyen bir aracın olduğunu, oteldeki işimiz bitince o aracı kullanacağımızı söylemişti. Taksideyken çektiğim karın ağrısının sebebi kendimle ilgili değildi. İlk kez istediğim bir şey konusunda tereddüt ettiğimi fark ediyordum.
💬
Göz ucuyla Tibet’e baktım. Başını cama doğru çevirmiş dışarıyı izliyordu. Elindeki siyah çakmağı yavaşça çevirirken dalgın bakışları tek bir noktaya sabitlenmiş gibi duruyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı yüzünü bir aydınlatıyor bir karanlığa gömüyordu. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama tahmin etmek zor değildi. Nedense ona bakarken ilk defa hüznü hissettim. İlk kez yıkılmak üzere olan bir ev gibi görünüyordu. Her ne kadar ihtimallerden emin görünse ve bundan soğukkanlılıkla, alayla bahsetse de bu tamamen kendi için diktiği bir kılıftı.
💬
Kucağımda duran elim istem dışı havalandığında kaşlarımı çattım, onun omzuna dokunmak için havalanan elime çatık kaşlarla baktım. Elimi geri indirip parmaklarımı birbirine geçirerek sıktım. Neyse ki bu hareketimi fark edemeyecek kadar dalgındı. Fakat ben değildim ve bu kendime sinirlenmeme neden olmuştu. En makul olanın ona bakmamak olduğuna karar verince ben de bakışlarımı dışarı çevirdim.
💬
Dediği gibi otel fazla uzakta olmadığı için varmamız uzun sürmedi, en fazla on dakika sürmüştü. Taksi otelin önünde değil de otele yakın bir binanın girişinde durdu. Durduğumuzda Tibet bunun yeni farkına varmış gibi gözlerini kırpıştırdı, ardından cüzdanına uzandı. O ödemeyi yaparken taksiden indim. Açılan bagaj kapını tamamen kaldırıp valizlerimizi çıkarttım. Bilgisayar çantası omzumda asılıydı. Tibet de taksiden inip yanıma geldiğinde o istemeden valizleri ona uzattım.
💬
Önünde durduğumuz binaya yaklaştığımız sırada binanın önünde art arda duran üç araçtan ikisinin kapıları açıldı. Araçlardan inen adamları gördüğümde bunların Tibet’in bahsettiği adamlar olduğunu anladım. Tibet’e yardım etmek için buradalardı. Adamlardan biri en arkada duran araca yöneldi, aracın kilidini kaldırdı, ardından gelip Tibet’in elindeki valizleri aldı. Biri de bendeki bilgisayar çantasını almıştı. Eşyalarımızı arabaya bıraktıktan sonra adam aracın anahtarını Tibet’e verdi.
💬
Tibet, “Arabada bekleyin,” derken İngilizce konuşmuştu. “Size işaret vereceğim.”
💬
Valizlerimizi götüren sarışın, uzun boylu adam, “Tabii efendim,” dedikten sonra diğerlerine eliyle arabaya dönmelerini işaret etti.
💬
Onlar indikleri araca geri binerken biz de en arkadaki koyu gri araca bindik. Tibet aracı hareketlendirip diğerlerinin önüne geçti ve arabayı otele daha yakın bir yerde durdurdu. Peşimizden gelen adamlar da araçlarını hemen arkamızda durdurmuşlardı. İçeri girmeyecek miydik? Gelenlerin bizim için geldiklerini nasıl anlayacaktık? Tibet pürdikkat otele baktığı için de ona soru soramıyordum. En iyisi bekleyip görmekti.
💬
Yarım saat kadar sonra Tibet kolunu yarısı açık duran cama yasladı ve iki araç hızla yanımızdan geçti. Araçlar art arda otelin önünde durunca gözlerimi kıstım. Tibet, “Şu adamı görüyor musun?” diye sorarken camdan dışarı uzattığı elini hafifçe hareketlendirdi. Bu adamlara vereceğini söylediği işaret miydi? Bahsettiği adama baktım. Otelin önündeki araçlardan birinden kırklı yaşlarının sonunda gibi duran bir adam indi. İçinde olduğumuz araç hareketlendi ve arkadakilerden önce biz ilerledik. “İşte o adam Bahtiyar’ın eli ayağı.”
💬
Aracımız hızla onların araçlarının yanından geçerken ilk önce Tibet’in alayla şekillenmiş yüzüne, sonra da yan aynaya baktım. Biz otelden uzaklaştığımız sırada silahlar art arda patlamaya başladı. Beklemediğim bu ses, yerimden sıçramama neden oldu. Tibet’in işaret verdiği adamlar, otelin önünde duran araçlardan inen adamları bir bir yere serdi. Hepsi bir anda gerçekleşmişti. Bütün adamlar yere serildiğinde, panikle otele doğru yönelen, Tibet’in Bahtiyar’ın eli ayağı diye bahsettiği o adamı etkisiz hale getirip kendi araçlarına doğru sürüklemeye başladılar. Tüm olanlar donup kalmama neden olmuştu. Ağır hareketlerle başımı çevirip Tibet’e baktım.
💬
Tibet’in yüzünde artık alay değil, kanımı donduracak kadar ürkütücü görünen bir öfke vardı.
