25. HATIRALARDAN İP ÖRGÜSÜ

💬

💬

🎧: Kahraman Deniz, Beyhude Bir Gam

💬

🎧: Rıza Tamer, Benden Sonra

💬

Babasızlık gündüzünü çöle, annesizlik geceni kışa çevirdiğinde, sabah başını kaldırdığınla gece başını koyduğun yastık deve dikeni gibi batardı tenine.

💬

Benim tenim değil, kalbim delik deşik olmuştu.

💬

Kafamı öyle hızlı önüme çevirdim ki başım aniden dönmeye başladı. Irmak’ın elindeki silahtan çıkan kurşun, Görkem’in sırtına saplanmıştı. Görkem, gözleri açık bir şekilde çimlerde boylu boyunca uzanıyordu. İlk silahı ateşleyen Irmak olduğundan sesi duyan Bahtiyar’ın da dikkati anlık dağılmıştı ve bu dağınıklığı fırsat bilen Turhan, Bahtiyar’ın üzerine çullanmıştı. Diğer patlayan silah da Bahtiyar’ın elindeydi, o anlık dikkat dağınıklığı ve kargaşada silahı ateşlemiş, Turhan’ın yanındaki adamlardan birini vurmuştu.

💬

Kimse Irmak’a ya da cansız bir şekilde yerde yatan Görkem’e odaklanamadı çünkü Turhan, Bahtiyar’ı kafeslemişti. Şoktan irileşmiş gözlerle onlara bakarken hareket edemiyor, olanları tam anlamıyla algılayamıyordum. Turhan kolunu Bahtiyar’ın boynuna sıkıca dolamışken Tibet hemen yanındaydı, adamlar onların etrafını kuşatmıştı. Kendimi o an çemberin dışında kalan bir oyuncu gibi hissettim. Geriye doğru bir iki adım atmamla sert bir bedene çarptığımda hafifçe sıçradım, arkama dönüp bakamadım.

💬

Turhan elindeki silahın namlusunu Bahtiyar’ın şakağına sürterken, “Şimdi seninle baş başa kaldık,” dedi, sesi alaycı çıkmıştı. Tibet’in gözleri anlık Görkem’e kaydıktan sonra bakışları bana çevrildi.

💬

Bahtiyar’ın adamı olan Faruk, sakin görünmeye çalışsa da paniğini gözleyemiyordu. Gözleri bir şahin gibi herkesin yüzünde gezindi, ardından bana ve arkamda duran adama baktı. Aklına bir şey gelmiş gibi gözleri parıldarken, “Kızı tutun Başer Bey,” dedi ve ben arkamdakinin Başer olduğunu anladım.

💬

Faruk tetikte bir şekilde bana yaklaştığı sırada Başer, “Geri bas,” dediğinde Faruk duraksadı. “Kıza yaklaşma, patronundan önce senin beynin dağılır.”

💬

“Siz…” Faruk, karmaşık bir ifadeyle Başer’e baktıktan sonra gözlerini Bahtiyar’a çevirdi. Bahtiyar’a baktığımda şakağındaki silahı umursamadan gülerek Başer’i izlediğini gördüm.

💬

“Köpek,” dedi sinir bozucu gülüşlerinin arasından. “Sinsi köpek.”

💬

Başer ona aldırış etmeden bana, “Sizi buradan çıkarayım,” dediğinde hızla başımı iki yana salladım, gözlerim Tibet’teydi.

💬

“Bırak, Tibet,” dedi Turhan öfkeyle. “Şimdi bu herifin beynini patlatacağım ve bitecek.”

💬

Irmak’ın çığlık atarak ağlamaya başlaması Turhan’ın dikkatini dağıttı ve gözlerini kardeşinden çekerek Irmak’a çevirdi. Tibet, etraflarını çevreleyen adamlara kısaca bakıp, “Saçmalamayı kes,” dedi dişlerinin arasından. “Önce buradan çıkmamız gerekiyor.” Turhan’ın bir tepki vermediğini görünce sertçe abisinin omzuna vurdu. “Kafanı topla.”

💬

Turhan dişlerini sıkıp namluyu Bahtiyar’ın şakağına daha sert bastırdı ve “Yürü,” dedi. Bahtiyar hareketlenmeyince diziyle bacaklarının arka kısmına vurdu. “Yürümeni söyledim. Şu heriflere söyle geri çekilsinler.”

💬

Bahtiyar yine hareket etmemişti. Kaşlarını kaldırıp, “Neden söyleyeyim?” diye sordu. “Belki ben geberirim ama siz de sağ çıkamazsınız.”

💬

Turhan başını eğip dudaklarını Bahtiyar’ın kulağına yaklaştırdı. “Ben sağ çıkamasam da oğlunu da gebertecek adamlarım var ama sen sağ çıkamazsan, kimse senin oğlunun peşine düşmez,” dediğinde Bahtiyar’ın yüzü gerildi. Herkes tetikte olduğundan ortam o kadar sessizdi ki kısık sesle söylenenler bile rahatça duyuluyordu.

💬

Bahtiyar, “Geri çekilin,” deyip hareketlendiğinde Turhan’ın dudaklarında zafer kazanmış gibi bir gülümseme oluştu.

💬

“Turhan,” dedi Tibet abisinin yanında adımlarken. “Onu bana ver, sen kızları alıp çık, arkandan geleceğiz.”

💬

“Sen git.”

💬

“Dediğimi yap,” dedi Tibet abisine öfkeyle bakarken. “Çoktan sesi duyanlar olmuştur, birileri gelmeden çıkmamız gerek. Irmak’ı götür.”

💬

Artık aramızda pek de bir mesafe yoktu. Bahtiyar konuşulanları dinlerken diğer adamlar onları takip ediyorlardı. Başer beni kolumdan tutup yürütürken ona engel olmadım, Tibet’in söylediği gibi hızlı hareket etmeliydik. Tibet yere düşen adamdan aldığı silahı Bahtiyar’a doğrulturken Turhan etrafı kolaçan ederek geri çekildi ve yer değiştirmiş oldular. Eve doğru ilerlerken Irmak’ın onu götürmeye çalışan Turhan’a vurarak geri püskürtmeye çalıştığını, Turhan’ın sonunda dayanamayıp Irmak’ı omzuna atarak içeri girdiğini gördüm. Adamlar geri çekilin emrine uysa da yavaş adımlarla ardımızdan geliyordu. Şimdi Başer’in elinde de bir silah vardı ve her ihtimale karşı Bahtiyar’a doğrultmuştu.

💬

Bahtiyar’ı da yanımızda mı götürecektik? Onu burada bırakamazdık, bıraktığımız anda peşimize düşmeseler bile kardeşim ellerindeydi, ona bir zarar verebilirdi. Arkama baka baka malikânenin ön girişinden çıktık. Herkes arka tarafa toplandığı için malikânenin on kısmı boştu. Kapıdan çıkarken Turhan’ın Irmak’ı bir arabaya bindirdiğini görmüştüm. Büyük bahçe kapısından da çıktığımızda Başer yanımdan ayrılmış, Tibet’e yaklaşmıştı. Ben Tibet’e nazaran daha güvendeydim, bu yüzden Başer’in onun yanına gitmiş olması içimi rahatlatmadı desem yalan olurdu.

💬

Turhan arabanın kapısını sertçe kapatıp, “Niran, sen de arabaya geç,” dedi ve hızla yanımdan geçip kardeşine doğru ilerledi.

💬

Irmak ön yolcu koltuğundaydı, donmuş bir şekilde ileriye bakıyordu. Onun bu haline odaklanamadım çünkü endişeliydim, olanları idrak edememek bir yana dursun hala buradan tek parça çıkıp çıkamayacağımızı bilmiyordum. Benim hareket etmediğimi gören Başer, arka kapıyı açtı ve beni binmem için yönlendirdi. İki kardeş de Bahtiyar’ın kafasında dikiliyor, geri geri adımlıyorlardı.

💬

Turhan, “Söyle gelmesinler,” dedi öfkesini kusar gibi. “Zaten seni de götürmeye niyetimiz yok.”

💬

Duyduğum son cümlesiyle afalladım ve koltuğa tam yerleşmeden hızla dışarı fırladım. “Ne demek götürmeyeceğiz?” diye sordum bağırarak. “Kardeşim onun elinde!”

💬

Bahtiyar’ın güldüğünü duymak beni daha da korkuttu.

💬

Tibet göz ucuyla bana baktı. “Başer, sen kızları önden götür,” derken gözlerini yüzümden ayırmıştı. “Biz arkadaki araçla geliriz.” Başer başını sallayıp sürücü koltuğuna yönelse de açık duran kapının yanında dikilmeye, Tibet’e bakmaya devam ettim. “Niran, hadi yavrum.”

💬

“Ne diyorsun sen, Tibet?” diye sordum şaşkınlığımı gizlemeden. “Benden kardeşimi onun insafına bırakmamı istiyorsun. O halde siz gidin, ben burada kalacağım!”

💬

“Saçmalamayı kes de bin şu arabaya!” diye bağırdı Turhan öfkeli bakışlarını bana çevirirken. “Oğlu söz konusuyken kardeşine hiçbir şey yapamaz. Değil mi, bunak?”

💬

Bahtiyar, “Neler yapabileceğimi bilemezsin,” deyince Tibet öfkeyle dirseğini onun çenesine geçirdi.

💬

Bahtiyar geriye doğru savrulmadan Turhan onu tutmuş, hareketlenen adamlara, “Orada durun!” diye bağırmıştı. “Niran, bin, bir şey olmayacak.”

💬

Korkuyla Tibet’e baktım. Tibet başını sallayıp arabayı işaret etti. Araca binmiş olan Başer, kafasını arkaya doğru uzatıp, “Niran,” diye seslendi. Korkulu bakışlarımı Tibet’ten ayırmayarak geriye çekildim ve arka koltuğa oturup kapıyı sertçe kapattım. Benim araca binmemle Başer çalıştırdığı aracı hızla hareket ettirmiş, yeniden inmemden korkuyormuş gibi aceleci davranmıştı.

💬

Arka camdan baktığımda Turhan ve Tibet’in diğer araca yöneldiğini gördüm. Turhan sürücü koltuğuna geçerken Tibet, Bahtiyar’la birlikte arka koltuğa yerleşmişti. Bir an onu da aldıklarını, Tibet’in fikrini değiştirdiğini düşünsem de öyle olmamıştı. Turhan hızla aracı malikâneden uzaklaştırmaya başladığında adamlar dışarı dökülmüş ama Bahtiyar araçta olduğu için hiçbir atakta bulunamamışlardı. Sadece Faruk’un da başka bir araca bindiğini görmüştüm. Tibetler de bir süre arkamızdan yol almış, aracı yavaşlattıkları o küçük arada Tibet kapıyı açıp Bahtiyar’ı araçtan dışarı atmıştı. En son gördüğüm Bahtiyar’ın yol kenarına doğru yuvarlanışı ve Tibetlerin içinde olduğu aracın hızlanışıydı.

💬

Öne doğru eğilip, “Peşimize takılmayacaklar mı?” diye sordum tedirgin bir halde.

💬

Başer aynalardan arkayı kontrol etti. “Elbette takılacaklar ama bir şekilde atlatırız. Orada tıkılıp kalmaktan iyidir, kaçma ihtimalimiz var.” Göz ucuyla yanındaki koltukta oturan, bir ölü gibi ruhsuz duran kadına baktı. “Kim bu?”

💬

“Görkem’in nişanlısıydı en son, evlendiler mi bilmiyorum,” dedim göz ucuyla Irmak’a bakarken.

💬

Onu buraya getiren şey neydi? Görkem ölmüş müydü? Kanlar içinde çimlerde uzanırken gözleri açıktı, o an nefes alıyormuş gibi gelmemişti. Onu sevdiği adamı vurmaya iten şey neydi merak ediyordum. Kazablanka’ya kadar neden gelmişti, silahı nasıl bulmuştu, neden böyle dağılmış görünüyordu acaba? Mavi lensleri yoktu, kahverengi gözleri donuk bakıyordu ve göz makyajı yanaklarına dek akmış, yanaklarını da koyu bir renge boyamıştı.

💬

Gözlerimi ondan ayırıp arkaya baktım. Tibetlerin aracı tam arkamızdaydı, hatta Turhan’ın öfkeyle bir şeyler söylediğini de görebiliyordum. “Nereye gideceğiz?” diye sordum onları izlemeye devam ederken.

💬

“Sizi güvenli bir yere götüreceğim, buraya hazırlıklı geldim,” dedi Başer. “Niran, biliyorum sırası değil ama hazır zamanımız varken babaannenle konuşmak ister misin? Yanında olduğumu bilse de seninle konuşmadan rahatlamayacak.”

💬

Babaannemi hatırlayınca rüzgâr gibi yavaşça duruldum. “Olur,” diye mırıldandım. Başer başını sallayıp elini cebine atarak telefonunu çıkardı. “Babaannemi nereden tanıyorsun?”

💬

Telefonu bana uzatıp, “Bunları sonra konuşuruz,” dedi sadece.

💬

Uzattığı telefonu elime aldığımda aramanın cevaplandığını, babaannemin çoktan konuşmaya başladığını, seslendiğini fark ettim. Telefonu kulağıma yaslayıp, “Babaanne,” derken sesim titremişti.

💬

Karşı taraftaki ses anında kesildi ve birkaç saniye sessiz geçti. Ardından babaannem, “Niran!” diye bağırdı, sesinin acı çekiyormuş gibi çıkması kalbimi ağrıttı. “Kızım, Niran, iyi misin? Şükürler olsun.”

💬

Bedenimdeki tüm izlere rağmen, “İyiyim ben,” diye fısıldadım. “İyiyim ben, merak etme.” Babaannemin ağlamaya başlamasıyla ellerim buz kesmişti. “Sakin ol, bir şeyim yok, baka.”

💬

“Kuzum benim,” dedi iç çekişlerinin arasında. “Öldüm öldüm dirildim burada, bir şey yaptılar sandım sana.”

💬

Burnumun direği sızlarken gözlerimi kucağımda duran elime indirdim. Birçok şey yapmışlardı ama o bunları hiç öğrenemeyecekti. “Sapasağlamım, üzülme sen,” diye fısıldadım, ardından sertçe yutkundum. “Başer de yardımcı oldu. Geleceğim yakında yanına.”

💬

“Hemen gel, hemen gel,” dedi telaşla. “Başer’le konuşacağım, vakit kaybetmeden göndersin seni buraya. Ayırmayacağım seni yanımdan.”

💬

Derin bir nefes alamadan duramadım. Onun kalbindeki ağırlığı binlerce kilometre öteden bile hissederken, benim için bu kadar endişelenmişken ona nasıl Melin’den bahsedecektim? Ki Melin benimle değildi, hala esirdi. Bu durum babaannemin kalbine daha ağır gelirdi. Hemen yanına gidemeyeceğimi, gitsem dahi onunla kalamayacağımı bilsem de ret içeren bir cümle kurmadım. Onun yanına gidebilir, onu görebilir, bir gece onunla da kalabilirdim ama ertesi gün mutlaka harekete geçmem gerekirdi. Her şey bu kadar karmaşık bir hâl almışken babaannemin beni güvenli bulduğu bir yere kapatmasına izin veremezdim.

💬

Babaannem konuşmamızın sonunda telefonu kapatmamış, Başer’i telefona istemişti. Başer sık sık aynadan bana bakarken babaanneme onaylayıcı cümleler kuruyordu. Bahtiyar’la iş yaptığını, onlara yardım ettiğini duyduğum bir adamın şu an beni kurtarıyor oluşu, babaannemle iletişimde olması garip geliyordu. Aradaki bağlantıyı kuramıyordum. Uygun bir anda bunları da öğrenmeliydim. Babaanneme de Melin konusunu yüz yüzeyken anlatmanın daha iyi olacağını düşünüyordum.

💬

Telefonu cebine atan Başer, “Sinyal veriyorlar,” dedi sakince. “Yeterince uzaklaştık, tuhaf bir şekilde de arkamızda hareketlilik yok. Duralım kenarda, onlar da bu araca gelsin.”

💬

İki tarafımız da boş araziydi, genel olarak geçtiğimiz yollar tenha hissettiriyordu çünkü oldukça az yapı vardı. Başer yolu kontrol ettikten sonra aracı sağa yanaştırdı ve yavaşladı. Duracağımızı fark eden Turhan da aracı sağa çekmişti. İçinde olduğumuz araba durduğunda düşünmeden kendimi dışarı attım. Başer de arabadan inmişti fakat Irmak hala hareketsizce duruyor, ön camdan dışarıya bakıyordu.

💬

Kaldırıma çıktığımda Tibet hızla bana yaklaşırken Turhan bizim indiğimiz araca yönelmişti. O ön kapıyı açıp Irmak’ı kontrol ederken onu izledim, bu sırada Tibet de yanıma gelmişti. Ben hala öylece durmuş Irmak ve onunla konuşmaya çalışan Turhan’ı izlerken, “Bizdeki araçla ilerleyelim şimdilik, tek araç daha iyi,” dedi Başer. “Bir telefon görüşmesi yapacağım. Bu araçtan da kurtulup güvenli bir yere gitmemiz gerek.”

💬

Tibet sadece, “Tamam,” dedi.

💬

Başer telefonunu cebinden çıkarıp bizden uzaklaşırken, “Irmak neden burada biliyor musun?” diye sordum Tibet’e.

💬

Tibet ellerini ceplerine sokarken benim gibi karşımızdaki ikiliye baktı. “İşte bunu ben de bilmiyorum,” diye mırıldandı. “Sen iyi misin?”

💬

Başımı yavaşça salladım, gözlerimi onun yüzüne çevirdim. “Görkem ölmüş müdür?”

💬

Tibet bir süre sustu, sessizce abisini izledi. “Ölmüştür. Orada ölmemişse bile Bahtiyar onu kurtarmakla uğraşmaz.”

💬

Kollarımı kendi bedenime sarıp tekrar Turhan ve Irmak’a baktım. Turhan, Irmak’ın yüzüne dağılan saçları geriye doğru iterken ona sorular soruyor, ilgiyle ona bakıyordu. Kafamda oluşan yeni düşünceler, kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “O…”

💬

“Sonra,” dedi Tibet ve abisine doğru adımladı. “Turhan, siz arka koltuğa geçin, bu araçla devam edeceğiz. Daha fazla yol kenarında duramayız.”

💬

Turhan, kardeşinin sesini duyunca omzunun üzerinden ona baktı. “Neden burada sence?” diye sordu. Belli ki onun da kafasında Irmak konusunda şüpheler vardı.

💬

“Bilmiyorum ama öğreniriz,” dedi Tibet elini açık duran kapının üst kısmına bastırırken.

💬

Turhan elini Irmak’ın omzuna koyup, “Hadi arka koltuğa geçelim,” dediğinde, Irmak başını yavaşça ona doğru çevirdi. Bu malikâneden çıktığımızdan bu yana ilk tepki verişiydi. “Hadi güzelim.”

💬

Irmak, Turhan’ın onu dışarı çıkarmasına ve arka koltuğa yöneltmesine izin verirken sessizce onları izliyordum. Birini vurmuş olduğu için mi böyleydi yoksa öncesinde başka şeyler de mi olmuştu merak ediyordum. Ama mutlaka bir sebebi vardı. Oradan beklediğimden daha kolay bir şekilde kaçmayı başarmıştık ve kesinlikle Irmak’ın bunda etkisi büyüktü. Çağın bile bir şekilde işin içindeydi, Irmak’ın da olma ihtimali var mıydı? Malikâneyi elini koymuş gibi bulmuş, korumaların olduğu bir yere elinde silahla girebilmişti.

💬

Aracın yanına ulaştığımda Tibet elini sırtıma bastırıp, “Sen de geç arkaya,” dediğinde başımı salladım.

💬

Irmak cam kenarındaydı, Turhan da ortamızda oturuyordu. Başer telefon görüşmesini bitirip araca döndüğünde Tibet de ön koltuğa yerleşmişti. Tekrar yola çıktığımızda kimseden çıt çıkmamıştı çünkü herkes bu konuşma faslını erteliyordu. Yol boyunca Turhan’ın sessizce Irmak’ı izlemesi dikkatimden kaçmamıştı. Irmak’la tanıştığım sıralar Turhan hapishanedeydi, onları hiç yan yana görmemiştim. Sanırım arkadaşlardı, Turhan’ın yakınlığını şu an sadece bu şekilde adlandırabiliyordum.

💬

Araçta çok fazla kalmamıştık çünkü yaklaşık on dakika sonra bir ara sokakta durmuş, başka bir araca geçmiştik. Aracı getiren adam, bizim indiğimiz aracı alıp götürmüştü. Muhtemelen ıssız bir yerde bırakıp arabadan kurtulacaktı. Gelen araç daha büyük bir cipti, arka koltukta sıkışmamıştık. Aklım malikânede kalan eşyalarımdaydı. Bahtiyar beni bir şekilde gemiyle buraya getirtmişti ama eşyalarım olmadan bu ülkeden nasıl çıkacağımı bilmiyordum.

💬

Öne doğru eğilip çenemi ön koltuğun kenarına yasladım. “Tibet,” dediğimde başını çevirip yüzüme baktı. Yüzlerimizin arasındaki yakınlık beni afallattığından söyleyeceğim şey anlık kafamdan uçup gitmişti. “Şey… Benim eşyalarım orada kaldı, kimliğim falan. Nasıl buradan ayrılacağım?”

💬

Başer’in gözlerinin bana çevrildiğini hissetsem de gözlerimi Tibet’in gözlerinden ayırmadım. “Hemen buradan ayrılamayız, şimdilik ne olacağını da bilmiyoruz ama halleriz, İlkay’a söylerim,” dediğinde başımı salladım.

💬

Gözlerim, “Önemli bir şey değil, en azından bizim için, halledilir,” diyen Başer’e kaydı. Tibet de bakışlarını ona çevirmişti. “Tabii oturup ne olacağını beklemeyeceğiz, en kısa sürede seni İstanbul’a götürmem gerekiyor.”

💬

Tibet’in kaşlarını çattığını gördüm. Konuşmak için dudaklarını araladığı sırada Turhan, “Tibet,” dediğinde, Tibet’in dikkati dağıldı. “İlkay burada değil, bizim de bir ara gidip eşyaları almamız gerekiyor.”

💬

İlkay burada değil miydi?

💬

Ben geri çekildiğimde Tibet çatık kaşlarla abisine baktı. “Ne demek burada değil?”

💬

Turhan, “Değil işte oğlum,” diye söylendi. “Pekin’e öylesine birini yollayamazdık herhalde, onu yolladım.”

💬

“Şu arabadan inelim de seninle konuşacağız,” dediğinde Tibet, Turhan gözlerini devirerek başını yana çevirdi. Devirdiği gözleri sessizce camdan dışarıyı izleyen Irmak’a dokunduğunda kısıldı.

💬

Başer, “Geldik, Rabat’tayız,” diyene kadar öylece durmuş Turhan’ın yüzünü izlediğimin farkında bile değildim. Başımı sağa çevirip camdan dışarı baktığımda uzun, bir tarafı denize bakarken diğer tarafında sıralı binaların olduğu bir sokağa girdiğimizi gördüm.

💬

“Bir saati geçti,” dedi Tibet boynunu esnetirken. “Bahtiyar’ın ses çıkarmaması garip, takip ediliyormuşuz gibi gelmedi.”

💬

Başer aracı üç katlı bir binanın önünde durdurduğunda, “Elbet karşılık verecektir ama şu an önceliği farklı,” dedi ve kapıyı açtı. “Hadi, dikkat çekmeden gidelim.”

💬

Turhan ve Irmak dışında aramızda dağılmış görünen yoktu. Zaten her şey bizim için bir anda gerçekleşmişti. Bu yüzden dışarıdaki insanların dikkatini çekebilecek bir halde değildik ama takip edilmediğimizi düşünseler de her ihtimali göz önünde bulundurmalıydık. Araçtan indiğimizde Başer bizi önünde durduğumuz binaya değil, yaklaşık elli metre ilerideki başka bir binaya sokmuştu. Binada asansör yoktu ama zaten üç katlı olduğundan merdivenleri çıkarken pek zorlanmamıştık. Zorlanabilecek olan tek kişi Irmak’tı, Turhan da bunun farkında olduğundan onu kucağına almıştı.

💬

Her katta iki daire vardı, dairelerin kapıları karşılıklı duruyordu. Başer en üst kattaki dairelerden birinin kapısını açtığında tek tek içeri girdik. Başer’in oynadığı oyun da tehlikeliydi, bu yüzden her şekilde hazırlıklı olması beni şaşırtmamıştı. Kapı direkt salona açılıyordu, gözüme çok da büyük bir evmiş gibi gelmemişti. Turhan kucağındaki kadını krem rengi köşe takımının bir ucuna oturttuğu sırada Başer de balkona açılan kapıyı kaydırarak açmıştı, sanırım evdeki o garip kokuyu o da almıştı. Toz kokmuyordu, kirli de görünmüyordu ama içerisi havasız kalmıştı.

💬

“İstersen hanımefendiyi odalardan birine götür, uzansa daha iyi olacak gibi,” dedi Başer, Turhan’a bakarak.

💬

“Sorun yok, iyiyim,” diyen Irmak’la gözlerim ona çevrildi. İlk kez sesini bize duyurmuştu.

💬

“Olsun, biz bir elini yüzünü yıkayalım senin,” dedi Turhan onun tam önünde dikilirken. “Sonra da biraz uzan.”

💬

Irmak başını kaldırıp önünde dikilen adamın yüzüne baktı. Bir süre onun yüzünü izledikten sonra yavaşça başını salladı. Başer, “Şu odanın banyosu da var, oraya geçin,” dediğinde, Turhan, “Eyvallah,” deyip Irmak’ın ayaklanmasına yardım etti ve birlikte Başer’in işaret ettiği odaya yöneldiler.

💬

Onlar odaya girip kapıyı kapattığında, “Biz de balkona çıkalım,” dedi Başer, ardından sırtını dönüp balkon kapısına ilerledi.

💬

“Sen git, ben bir Turhan’dan telefonunu alıp İlkay’ı arayacağım, hemen gelirim,” dedi Tibet sırtını bize dönerken.

💬

Başer’in arkasından balkona çıktığımda sıcak, boğucu hava yüzüme çarptı. Geniş balkonda beyaz bir oturma grubu vardı. Başer duvar kenarındaki koltuğa kendini atıp sesli bir nefes verirken demir tırabzana yaslı duran koltuğa oturdum. Ben tedirgin bir şekilde sokağı kontrol ederken Başer benim aksime çok rahat ve sakin görünüyor. Bacak bacak üzerine atıp bedenini bana doğru döndürdüğünde konuşacağını anlayıp bakışlarımı ona çevirdim.

💬

“Aslında Kansas’a gelmiştim ama sizi yakalayamadım,” dediğinde kollarımı göğsümde bağlayarak dikkatimi ona verdim. “Sana daha önce ulaşmış olsaydım bunları yaşamak zorunda kalmazdın.”

💬

“Bahtiyar’la çalıştığını, ona yardım ettiğini düşünecek olursak,” diye söze girdim. “Nasıl oluyor da bizimle aynı tarafta oluyor, babaannemle hareket ediyorsun?”

💬

Başer derin bir nefes alırken kolunu koltuğun sırt kısmına uzatıp daha rahat bir pozisyon aldı. “Amcanla da çalışıyordum,” demesi üzerine kaşlarım hızla çatıldı. “Sandığın gibi bir taraf seçtiğim söylenemez, ben kendi işime bakarım. Babaannene gelecek olursak…” Kaşlarını kaldırdı. “O deli kadın evimi av tüfeğiyle bastı.” Bir an gülecek gibi oldum ama ifademi bozmadım. “Ona yardım edecek olmak bir nevi işime geldi çünkü bilirsin, bazen burnuna kötü kokular gelir. Bahtiyar ve diğerleriyle çalışmak her zaman risklidir, gerekmediği sürece risk almayı da sevmem. Kafamı dışarı çıkarıp ortama baktığımda da Bahtiyar’ın çöküşte olduğunu gördüm.”

💬

“Bahtiyar çöküşte mi?”

💬

“Bakma ortakların bir araya gelip Bahtiyar’ın etrafında toplandığına,” dedi elini sallarken. “Hepsi diken üstünde, hepsi kendi için ikinci bir plan kuruyor. Zincir bozuldu, Bahtiyar istese de eskisi gibi herkesi bir arada tutamaz.”

💬

Başımı yavaşça sallayıp, “Sen de paçayı kurtarayım dedin,” dedim sakince.

💬

Güneş direkt yüzüne vurduğu için rahatsız olmuş olsa gerek elini gözlerine siper etti. “Onlar öyle sansa da ben hiçbir zaman o zincire dahil olmadım, yani onların o yıkılmaz sandıkları kalelerinin yıkılması bana hiçbir şey kaybettirmez,” dedi. Kelimeleri vurgulu, hareketleri kendinden oldukça emindi. “Açıkçası babaanneni de sevdim, hayatıma renk kattı.”

💬

Alaycı bir tavırla gülüp, “Tüfeğiyle mi?” diye sormam Başer’i de güldürdü.

💬

“Bak Bahtiyar’a, kendini göz önünde tutuyormuş gibi görünse de oğlunu arka planda tutuyor çünkü her gece belli etmemeye çalıştığı korkusuyla yatıp kalkıyor,” deyince başımı omzuma doğru eğip söylediği şeyi düşündüm. “Bir de babaannene bak, elinde bir sen kalmışsın, istese seni alır kapatır bir yere ama yapmıyor. İstiyor ki için soğusun, kendi içi yansa da olur.”

💬

“Yardım etme ayağına babaannemi ortak yapmaya çalışıyor olabilir misin?” diye sorarken de sesim alaycı çıkmıştı.

💬

Parmağını şıklatıp, “Elbette öyle yapacağım,” derken güldü. Sonra ifadesi bir anda ciddileşti. “Niran, babaannen sadece seni kurtarmamı değil, her şeyi bitirmemi istedi.”

💬

Cümlesi benim de ifademin ciddileşmesine neden oldu. “Her şeyi bitirmekten kastın ne?”

💬

Tibet’in bize yaklaştığını fark etsem de bakışlarımı Başer’in yüzünden ayırmadım. Benim aksime Başer göz ucuyla Tibet’e bakmıştı. Gözleri tekrar yüzümü bulduğunda, “Elimde olan, kanıt niteliği taşıyan her şeyi istiyor,” dedi. “Bahtiyar’ı öldürmek değil, bitirmek istiyor.”

💬

“Ben…” Kaşlarımı çatıp bakışlarımı oturma grubunun ortasına duran sehpanın cam yüzeyine indirdim. “Babaannemin hiç işlere bu kadar dahil olabileceğini düşünmedim. Oturup bu şekilde plan yapacağını, duruma el koyacağını…”

💬

Başer, “Amcanın dahil olduğu işleri düşünecek olursak sen normal bir hayat sürerken babaannen çoktan her şeyin bilincindeydi,” dediğinde ona hak verir gibi bakışımı salladım.

💬

“Elindekileri verecek misin?”

💬

Tibet’in sorusuyla benim de Başer’in de bakışları ona yöneldi. Başer’e olan bakışlarından anladığım kadarıyla ondan hazzetmemişti. Herkese şüpheci gözlerle baktığını biliyordum ama Başer’e sadece şüpheyle bakmıyordu, ondan rahatsız da oluyordu.

💬

Başer sakin bir ifadeyle Tibet’e bakarken, “Elimdekiler Bahtiyar’ı bitirmek için yeterli olmayabilir,” dediğinde, Tibet, “Verecek misin vermeyecek misin?” diye diretti.

💬

Başer birkaç saniye sessizce Tibet’in gözlerine baktıktan sonra bakışlarını yüzüme çevirdi. “Babaannen elimdekilere karşılık mal varlığınızın yarısını teklif etti.” Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Elimdekiler için oldukça fazla bir fiyat ama anlaşılan bunu önemsemiyor.”

💬

Tibet cevap alamamanın öfkesiyle burnundan sert bir nefes verse de herhangi bir cümle kurarak atakta bulunmadı. Ben ise şaşkınlıkla Başer’e bakmaya devam ediyordum. “Anladığım kadarıyla kabul edeceksin,” dediğimde dudağının kenarı yukarı kıvrılmıştı.

💬

Başer, “Paraya ihtiyacım olmasa da meblağ büyük, geri çevirmeyi düşünmüyorum,” dediğinde Tibet’in güldüğünü duydum. Başer gözlerini yavaşça Tibet’e çevirdi ve “Yani seninle ortak olacağız, Niran,” dedi.

💬

Tibet’in eğik duran başı hızla kalkarken cümlesine anlam veremediğim için çatık kaşlarla Başer’e baktım, o ise hala Tibet’e bakıyordu. “Ortak mı olacağız?” diye sorduğunda bana bakmadan başını salladı. “Babaannemin sana para vermesiyle ortak olmamızın ne ilgisi var?”

💬

“Eminim babaannen sana yüz yüze geldiğinizde bundan bahsedecektir,” deyip ellerini dizlerine bastırdı ve ayaklandı. “Gidip neler olduğuyla ilgili bilgi alayım, sonra bir anda kafamıza binmesinler.”

💬

Başer başka bir şey söylemeden yanımızdan ayrıldı, bense soruma cevap alamamanın öfkesiyle onun arkasından bakakalmıştım. “Bir de bu herifle uğraşacağız,” diye söylenen Tibet’le dikkatim dağıldı.

💬

Başımı ona doğru çevirip, “Sence neyden bahsediyor?” diye sordum.

💬

“Ben bir piranayım, hazır av bulmuşken yapışacağım diyor,” demesiyle gözlerimi devirdim. “İş birliği ayağına babaanneni sömürecek.”

💬

Derin bir nefes aldıktan sonra, “Babaannem ne yaptığını biliyordur herhalde,” diye mırıldandım. “Konuşmamız gereken daha önemli şeyler var. Mesela İlkay şu an hangi cehennemde, Irmak neden burada ve Bahtiyar ne zaman üstümüze çökecek gibi.” Dilimi gergince ağzımın içinde döndürdüm. “Kardeşim ne durumdadır?”

💬

Diğer söylediklerimi es geçip, “Kardeşini ellerinden alacağız, bir yolunu bulacağız, merak etme,” dediğinde omuzlarım çöktü.

💬

İçeriden gelen tıkırtılar dikkatimi dağıttı fakat zihnimde bazı düşüncelerin de toparlanmasına, yeni sorular oluşmasına neden oldu. Başımı Tibet’e doğru çevirip kısık bir sesle, “Abinle Irmak yakın arkadaş mı?” diye sordum.

💬

Tibet birkaç saniye sessizce yüzümü izledikten sonra alt dudağını yalayarak ıslattı ve “Turhan onu lise zamanlarından beri seviyor,” dedi. İçten içe bunu düşünmüş olsam da şaşırmadan edemedim. “Görkem bunu bilmese de Irmak en başından beri biliyordu ama bir karşılığı olmadı, Görkem’i seviyordu.”

💬

“Ve onu vurdu,” dedim sessizce.

💬

Tibet geriye yaslanıp kolunu koltuğun sırt kısmına uzattı, kolunun baskısını sırtımda hissediyordum. “Birbirlerini ne kadar seviyorlar ya da aralarında neler oluyor bilmiyorum, dikkatimi hiç onlara vermedim. Irmak deli dolu görünse de sakin bir yapısı da vardır, onun gözünü bu derece döndüren şey ne merak etmiyor değilim.”

💬

Başımı geriye atıp gökyüzüne baktığımda kolu enseme bir dayanak gibi yerleşmişti. “Bir tek Turhan’ın sözlerine tepki veriyor. Eminim abin ondan bir cevap alacaktır,” dediğimde göz ucuyla başını salladığını görebilmiştim.

💬

Tibet Suavi’den…

💬

Koluma yaslanan başının o hafif baskısı gözlerimin yüzüne kilitlenmesine neden oldu. Belli aralıklarla kırptığı gözlerini çevreleyen uzun kirpiklerini izlerken kurduğu cümleye odaklanamasam da başımı salladım. Derin bir nefesin ardından gözlerini yumduğunu istemsizce yutkundum, kaşlarım çatıldı. Üç beş sokak koşmuşum gibi hızlanan kalbimi duyma ihtimali beni tedirgin etmedi, duysun istedim.

💬

“Bir anne, evladının başına kötü bir şey geldiğinde bunu kalpten hissedermiş,” derken gözlerini açmamıştı. Gözlerim hareket eden dudaklarına kaydığında çatık duran kaşlarım düzeldi. “İzlediğim bazı dizilerde de karakter ölmemişse, iyiyse, anneleri bunu hissediyor, hep bir yerden çıkıp geleceklerini düşünüyorlardı.” Belki başkası şu an onun bu cümlelerini duysa saçma bulur, neyden bahsettiğini anlamazdı ama gözlerini açsa onu ilgiyle izlediğimi, dinlediğimi görürdü. “Onun annesi değilim diye mi hissedemedim?”

💬

“Yine kendini suçlayabileceğin bir şey mi buldun?” diye sordum sakince.

💬

Niran, “Hissetmiştim,” dediğinde kaşlarım yeniden çatıldı. “Senin başın belada olduğunda bunu hissetmiştim.”

💬

Kurduğu bu cümlenin bana ne hissettireceğini ya da ne düşündüreceğini bilse yine de kurar mıydı? Gözlerini açtı, bana attığı kaçamak bakışın elimi titrettiğini fark edince yumruğumu sıktım. Yumruğumu sıktığımda başının yaslı olduğu kolum kasılınca gözleri elime kaydı. Onun en küçük bir hareketini bile dikkatle izliyordum ama aklım hala kurduğu cümlede takılıydı.

💬

Bir şey söylemek istedim. Soru sormak, konuşmak, hatta ondan daha fazlasını duymak için yalvarmak. Onu severkenki cesareti şu an hissedemesem de konuşmak için dudaklarımı araladım fakat benden önce konuştu. “Babam öldü diye,” dedi, elimdeki gözlerini kendi ellerine indirdi. “Babam yaşıyor olsaydı bana kötü davranmalarına izin vermezdi. Babam burada olsaydı bana böyle davranamazlardı.” Parmaklarını iç içe geçirip sıktığında kalbimi sıkıyormuş gibi hissetmek beni afallattı. “Babamı istiyorum.”

💬

Bacağımda duran diğer elimi kucağındaki ellerinin üzerine koyup, “Ben de izin vermem,” dediğimde hafifçe gülümsedi. Bu küçük gülümsemenin altında yatan anlamı çözemedim. “Bana inanmıyor musun?”

💬

“Beni babamdan daha iyi koruyabilecek biri olduğuna inanmıyorum ben, sana değil.”

💬

Kirpiklerinin altında parıldayan ama inatla yanağına düşmeyen yaşları gördüğümde dişlerimi sıkıp dilimi ağzımın içinde döndürdüm. Kalkıp gitmekle sırtına yaslı duran kolumu boynuna dolayıp onu göğsüme çekme isteği arasında kaldım. Tırnağını elinin üst kısmına bastırıp tenini çizdiğini görmek beni o ikilemden çıkardı ve kolumu boynuna sarıp onu kendime çevirerek göğsüme çektim. Çenesi omzuma yaslandığında yüzü gözlerimin önünde çekilince derin bir nefes aldım.

💬

Bazen Niran’ın yüzüne bakmak, aynada kendi yüzüme bakmaktan daha zordu.

💬

Diğer elimi de sırtına koyup, “Eğer bana bu hakkı verecek olursan,” dedim sadece onun duyabileceği kısık bir sesle. “Bir daha bu kadar savunmasız hissetmemen için her şeyi yaparım.”

💬

Çenesini omzuma sürtmesi, gözlerimi kısıp sertçe yutkunmama neden oldu. “Elinden geleni yapıyorsun.”

💬

“Daha fazlasını yaparım,” demem onu güldürünce kaskatı duran bedenim gevşedi. “Haklı olarak şu an ihtimal vermiyorsundur ama her şey düzelecek. Hemen olmasa da bir gün mutlaka düzelmiş olacak.”

💬

Bir şey söylemedi. Dakikalar önce konuşmasını nasıl istiyorsam şimdi de susması o kadar işime gelmişti. Niran’ın kendi hayatıyla ilgili kurduğu tüm cümleler dikenli olurdu. O bunu fark etmezdi, içinden geleni söylerdi ama dikeni bana batardı, bunu da bilmezdi. Bilmesini de istemiyordum çünkü bilirse, kuracağı her cümleyi törpülerdi. Ben bana batacak olsa da tüm cümleleri içinden geldiği gibi kursun istiyordum.

💬

Geri çekilir sansam da dakikalarca çenesi omzumda, göğsü göğsüme yaslı şekilde durdu. Fiziksel ve ruhsal yorgunluğumun bir buhar gibi nefesime karışarak benden uzaklaştığını, bedenimi terk ettiğini hissedebiliyordum. Yaralıydı, ruhunda olduğu gibi bedeninde de ezilmeler, morarmalar vardı fakat hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyor, fark etmeden tek bir temasla beni iyileştiriyordu. Parmaklarım benim isteğim dışı sırtı ve beli arasında tur atmaya başladı. Sanki parmaklarım da onun tenindeki yaraları iyileştirmek istiyordu.

💬

“Belki çoğu zaman o gün yaptığım şey için bana kızıyorsun ama,” diye mırıldandım. “Ben de o gün seni o gemiden kurtarmam gerektiğini hissetmiştim.”

💬

🌪️

💬

Niran Çiyiltepe’den…

💬

Kurduğu cümleyi de ona cevap veremeyişimi de yavaşça ondan ayrılıp bedenimi eski konumuna getirişimi de hatırlıyordum. Hava kararana kadar aynı yerde oturduk, hatta bir ara başım yorgunlukla yana devrilmiş, bir süre yanağım onun koluna yaslı şekilde uyuklamıştım. Sonrasında biz Başer’in bizim için sipariş ettiği yemekleri yerken Tibet evden çıkmış, Irmak’a ve bana kıyafet ayarlamak için gitmişti. Döndüğünde elindeki torbalarda kendileri için de bir şeyler olduğunu görmüştüm. Her ne kadar tek başına gidecek olmasına tepki göstersem de inadı kırılmamıştı, yanına kimseyi almamıştı.

💬

Başer, Irmak’ın götürüldüğü odadaki banyoyu kullanmamı, Irmak ve benim bu şekilde daha rahat edebileceğimizi söylemişti. Duş almak için odaya girdiğimde Turhan’ın ters bakışlarına maruz kalmıştım çünkü odadan çıkmak, Irmak’ı tek bırakmak istemiyordu. Normal şartlarda onunla atışır, tartışırdım ama durumunu göz önüne alınca hiçbir tepki vermemiştim. Duş aldıktan sonra odada üzerimi giyinmiş, bu süre zarfında da yatakta bir ölü gibi uzanan Irmak’ı izlemiştim. Yeni ateşlenmiş silahı elinde tutarken ne kadar cesur görünüyorsa şimdi bir o kadar çaresiz görünüyordu.

💬

Beyaz, bol tişörtü üzerime giydikten sonra yavaş adımlarla yatağa yaklaştım. Odadaki uzun lambader yanıyordu, sırtı bana dönük olan kadının gölgesi duvarda büyümüştü. Bir cevap alamayacağımı düşünsem de yatağın kenarına oturup gözlerimi sırtına diktim ve “Irmak,” diye seslendim. “Duş almak ister misin? Biraz rahatlamaya ihtiyacın var.”

💬

Tahmin ettiğim gibi cevap alamayacağımı düşüneceğim kadar uzun geçen bir sürenin ardından, “Benim ölmeye ihtiyacım var,” demesi beni duraksattı. Donup kalmama neden olan cevap vermesi miydi yoksa tanıdık hissettiren bir cümle kurması mıydı bilmiyordum.

💬

“Ben de öyle düşünüyorum ama bak,” dedim kendime bile yabancı gelen o ses tonuyla, “hala buradayım.”

💬

Hareketsizce yatmaya devam ederken, “Başına gelen şeyleri biliyorum, öğrendim,” dedi pürüzlü bir sesle. Bir an kimden öğrendiğini merak etsem de bunun üzerinde durmadım, zaten artık herkes her şeyin farkındaydı.

💬

Yine de konuşmayı uzatmak, onu konuşturmak için “Kimden öğrendin?” diye sordum.

💬

“Ondan,” derken yutkunduğunu duydum. “Görkem’den.”

💬

“Babasının yaptıklarını marifetmiş gibi anlattı herhalde,” dedim alaycı bir tavırla ama sonra kurduğum cümle için pişman oldum. Irmak’ın ufak da olsa olaylara parmağı dokunmamışsa bu cümlem kanına dokunabilirdi.

💬

“Ben bir şehit kardeşiyim,” deyip bedenini bana doğru çevirdiğinde ve sırtını yatak başlığına yasladığı sıra içimin ezildiğini hissettim. “Benim abim ülke bunlar gibi şerefsizlerin eline kalsın diye ölmedi.” İstemsizce dişlerimi sıktım ama o bunu görmedi, kucağında duran ellerine bakıyordu. “Ne alaka diye düşünme, çok alakası var. Küçük taşlar birleşince bir dağ oluşturabilir. Koca ülke yetmemiş, dünyada şebeke kurmuşlar, sınır nedir bilmiyorlar, umurlarında değil.” Bakışlarını yüzüme çevirdiğinde kan çanağına dönmüş gözleriyle burun buruna geldim. “Yaptıkları yetmemiş gibi benim sınırlarımı da aştı.”

💬

Ağır şeyler söyleyeceğimi fark edince alt dudağımı ağzımın içine yuvarlayıp sertçe ısırdım ve bir süre sessizce yüzünü izledim. Sonra, “Birbirimizi çok iyi tanımıyoruz ama burada sadece ikimiz varız. Konuşmak istersen seni dinlerim,” dediğimde bakışlarını tekrar ellerine indirdi.

💬

Yine sessizliğe gömüleceğini düşünsem de “Ferhan öldükten sonra,” diye söze girerek bir şeyler anlatacağının sinyalini verdi. Ona adıyla seslenmesi dikkatimden kaçmamıştı. Ne kadarını öğrenmişti? “Karakteri değişti. Aslında değişmediğini, sadece bunu da bana göstermeye başladığını fark ettim. Bazen öfke nöbetleri olurdu ama uzun sürmezdi, hemen sakinleşir ve eski neşeli haline dönerdi. Çoğunlukla bunları aile içi sorunlarına ya da yoğun işlerine bağlardım.” Uzun uzun konuşunca susmayacağını, içini dökeceğini anladım ve bacağımın tekini yatağın üstüne çekip daha rahat bir şekilde oturdum. “O gece kız kardeşi Çağla’yla kavga ettiler, büyük bir kavgaydı.”

💬

Kaşlarım çatılırken, “Hangi gece?” diye sordum.

💬

Parmaklarını sıkıp bakışlarını yüzüme yöneltti. “Buraya geldiği gece,” dedi sakin tutmaya çalıştığı belli olan bir ses tonuyla. “Evde sadece o, ben, kardeşi ve annesi vardık. Neden kavga ettiklerini anlamamıştım ama Çağla çok öfkeliydi, onu ilk kez o kadar delirmiş bir halde görmüştüm. Resmen abisine öfke kusuyordu ve Çağın’la ilgili bir şeyden bahsediyordu.” Çağın mı? Çağla, Çağın’ın bu işlere bulaştığını öğrenmiş olabilir miydi? “Çağla’yı zapt edemeyeceğimizi anlayınca Görkem’i uzaklaştırmak istedim, zor da olsa onu odasına götürebildim.”

💬

Ellerini izlerken yüzünü buruşturunca anlatacağı şeylerin yeniden zihninde canlandığını anladım.

💬

“O odadan çıkamayacağımı sandım,” deyip titrek bir nefes aldığında bedenimden tüylerimi diken diken eden bir ürperti geçti. “Kavga ettik, yine sakinleşir, söyledikleri için pişman olur sandım ama onun şiddeti kelimelerini de aştı. O telefon gelmeseydi, onu gece yarısı evden çıkaracak, ülke değiştirecek kadar acil çağırmasalardı…” Cümlesine devam etmedi, kaşlarını çattı. “Göz ardı edebileceğim şeyler yaşamadım.”

💬

Bana her şeyi anlatmadığının, yaşadıklarından tam olarak bahsetmediğinin ve sadece kavga ettikleri için burada olmadığının farkındaydım ama sorular sorarak, konuyu uzatarak onun üzerine gitmedim. Nasılsa gerçeklerin ortaya çıkması uzun sürmezdi, bir şekilde her şeyi öğrenirdik. Şimdi kendini rahat ve güvende hissetmesi daha önemliydi.

💬

Susup dalgın bir şekilde ellerini izleme süresi uzayınca konuşmayacağını anladım. Elimi ince pikenin üzerinden bacağına bastırıp, “Tibet senin için de temiz kıyafetler almış,” diye mırıldandım. “Hadi bir duş alıp üzerini değiştir. Kendime kahve yapacağım, eminim bana eşlik etmek istersin.”

💬

“Canım bir şey istemiyor,” diye fısıldadı.

💬

“Benim hakkımda bir şeyler öğrendiğini söyledin,” dediğimde kaşları hafifçe çatıldı, başını kaldırmadan gözlerini hareket ettirerek gözlerime baktı. “Hala buradaysam, hayattaysam bunun bir sebebi var. Eminim ki senin de sebeplerin vardır. Bugün zor bir gün geçirdin ama dibe çökmeye başlamadan önce hareketlenmezsen, hareket etmek için geç kalırsın.” Elimi iki kez bacağına vurup ayaklandım. “İçeri girmemelerini söylerim, rahat ol.”

💬

Hala nemli olan saçlarımı sağ omuzuma alıp odadan çıktım. Başer’in koridorda volta atarken telefonda konuştuğunu fark ettim, onun sessine odaklanamadan Tibet’in sesinin geldiği yöne, balkon kapısına baktım. Turhan ortalarda görünmüyordu, belki de o da balkondaydı. Aslında benim de canım bir şey istemiyordu ama Irmak’ın ayağa kalkmasını istiyordum. Birilerine yardım edemeyecek kadar yorgun hissetsem de bazen bu tür isteklerime engel olamıyordum.

💬

Tam balkona çıkacakken içeri girmek üzere olan Turhan’ın bedenine tosladım. Bir adım geri çekildiğimde ve ona baktığımda sakin bakışlarıyla karşılaştım. “Odaya gitme,” dediğimde kaşları çatıldı. “Irmak müsait olmayabilir, banyoyu kullanacaktı.”

💬

Bir anda yüzünü kaplayan o yoğun ilgiden dolayı afalladım. Evet, onu tanıdığım günden bu yana hiç duygularını gizleyen biri olduğunu düşünmemiştim, bu konuda Tibet’le benziyorlardı ama açıkçası ilgisini de bu kadar belli ediyor olması beni şaşırtıyordu. Bu konuda da Tibet’in ona benziyor oluşu yutkunmama neden oldu. Saklamıyorlardı.

💬

“Seninle konuştu mu? Kabul etti mi?” diye sorunca her ne kadar ağzından bir kabul cümlesi duymamış olsam da başımı salladım. “Başka bir şey anlattı mı peki?”

💬

“Bilmenizi isterse size anlatır,” dememle kolumu tutup bana yaklaşınca kaşlarım çatıldı.

💬

“Ne olmuş? Ona bir şey mi yapmışlar?”

💬

Tibet, “Turhan, kızı rahat bırak,” deyince Turhan’ın omzunun kenarından arkada duran Tibet’e baktım. “Sabırlı ol biraz.”

💬

Turhan burnundan sert bir nefes verip kolumu bıraktı ve elini yüzüne götürüp parmaklarını alnına bastırarak alnını sertçe ovdu. “Sik sik konuşma, Tibet. Sanki çok kolay.”

💬

“Merak etme, iyi olacaktır,” dedim anlayışlı bir tavırla. Ona karşı belki de ilk kez anlayışlıydım ve bu onun da dikkatini çekmiş gibi parmakları alnındayken gözlerimin içine baktı. “Onun sorulara değil, birilerinin yanında olmasına ihtiyacı var.”

💬

“Öyle yapıyorum zaten,” derken sesi şiddetini, gücünü kaybetmiş gibi çıkmıştı.

💬

Dudaklarımı birbirine bastırıp birkaç saniye bizi izleyen Tibet’e baktıktan sonra bakışlarımı tekrar Turhan’a çevirdim. “Evde kahve yoktur,” dediğimde söylediğim şeye anlam veremediğinden olsa gerek kaşları çatıldı. “Irmak’a kahve yapacağımı, işi bitince gelmesini söyledim. Gidip bize kahve alır mısın?”

💬

Yüzünün yavaşça aydınlanmaya başladığı âna şahit olmak bana tuhaf hissettirdi. Başını sallayıp hızla yanımdan geçip kapıya yöneldiğinde Tibet’le göz göze geldik. Balkondaki ışık yanıyordu ve yukarıdan yüzüne çarpan ışık, gözlerinin yeşil bir göl gibi ışıldamasını sağlıyordu. Kalçasını metal tırabzana yaslarken gözlerini yüzümden ayırmadı, dudağının bir kenarı yukarı kıvrılmıştı. Ben banyodayken o da üzerini değiştirmiş olmalıydı ve onun da saçları ıslak görünüyordu; kahverengi saçlarının simsiyah görünmesinin sebebi ıslak olmasıydı.

💬

“Umarım kaybolmaz, kafası pek yerinde değil,” dediğinde sesini duymak beni kendime getirdi. Onu izlemeyi bırakıp dışarı doğru bir adım attım. “Gerçi mecazen kaybolmuş durumda. Birini sevmek öyle hissettiriyor.”

💬

Gözlerimi yüzünden ayırıp sokak lambalarının yandığı boşa sokağa indirirken, “Bilmem,” diye mırıldandım. “Hiç öyle hissetmedim.”

💬

Özür dilerim, Tibet.

💬

Tibet’in alaycı bir tavırla güldüğünü duysam da ona bakmadım, bakamadım. Lafın ucunu her bana dokundurduğunda onu püskürtürsem belki bir süre sonra bunu yapmaktan vazgeçerdi. İçimden bir ses işe yaramayacağını söylese de ümit ediyordum. Hatalar yapmaya, kontrolümü kaybetmeye başlamıştım. Bunu derhâl kesmem gerekiyordu.

💬

“Yalancı,” diye mırıldandığını duyduğumda gözlerim kısıldı ama yine de ona bakmadım.

💬

Kollarımı göğsümde bağlarken, “Yaz neredeyse bitmek üzere,” dedim konuyu değiştirme isteğiyle. “Hangi aydaydık? Ağustos mu?”

💬

“Henüz değil,” dedi bana yaklaştığı sırada. “Temmuzdayız, yirmi biri.”

💬

Başımı yavaşça salladım. “Zaten aylardır günleri çok takip etmiyordum ama sanki gemideyken hayat hem benim için çok yavaş aktı hem de çok hızlı. Zaman algım tamamen kayboldu.”

💬

“Senin için günleri sayar, takibini yaparım,” dediğinde başımı sola çevirip omzumun üzerinden ona baktım. “Bana sorman yeterli.”

💬

“Beni bir süredir en çok üzen şeylerden biri de ne biliyor musun, Tibet?” diye sorduğumda gözlerini yüzüme indirdi, göz göze geldik. “Hayatını çalıyormuşum gibi hissetmek.”

💬

Gözlerini hızla yüzümden ayırıp, “Anlaşıldı, yine saçmalayacaksın,” dedi. “Bana böyle şeyler söyleme. Sen de düşünme.”

💬

“Göz ardı etmemiz gerçeği değiştirmeyecek,” dediğimde kaşlarının çatıldığını gördüm.

💬

Kaşları çatık bir şekilde gergince üst dudağını dişleriyle kemirirken onu izledim. “Ne yapmaya çalıştığının farkındayım,” dediğinde yakalanmış gibi hissetsem de yüz ifademi sabit tuttum. Durdu, sonra bir anda bana doğru dönüp, “Biliyor musun, vazgeçtim,” deyince duraksadım. “Bana bunu yapmana izin vermeyeceğim.”

💬

Başparmağımla diğer parmaklarımın eklemlerini ezerken, “Evet, benim de istediğim bu,” dedim tek nefeste.

💬

Tibet bana yaklaştığını sırada bir poşet sesi duydum, bakışlarım hızla kapıya kaydığında elinde poşetle kapıda dikilen, bize bakan Turhan’a çevrildi. Tibet birinin varlığını hissetmiş olsa da durmadı ve parmaklarıyla çenemi kavrayıp ona bakmamı sağladı. Panikle gözlerimi ona çevirmeme de aldırış etmedi. “Bana neyi neden söylediğini anlamayacak kadar aptal değilim,” dediğinde gözlerinin içine baktım. Turhan’ın hala bize baktığının farkındaydım. “Beni kıracağını düşünmene rağmen geri püskürtmek için saçma cümleler kullanıyorsun, bunu yapmana izin veriyordum ama artık vermeyeceğim.”

💬

Turhan’ın yavaşça geri çekilip içeri girdiğini göz ucuyla da olsa görebildim. Tibet’in çenemdeki parmaklarının baskısı artınca dikkatimi ona vermemi istediğini anladım. “Sen canına susamışsın,” diye mırıldandığımda, “Ha şunu bileydin,” diye karşılık verdi. “Bana karşı daha vicdanlı olmanı beklerdim Niran ama madem olmayacaksın, bunu da sorun etmeyeceğim.”

💬

Yüzünü yüzüme yaklaştırdığı esnada Başer’in, “Niran,” dediğini duydum. Ben ona bakamadan Tibet diğer elini kaldırıp arkaya doğru salladı. Gözlerim anlık Başer’e kaydığında ilk önce Tibet’in gitmesi için salladığı eline, sonra da bana baktığını ve arkasını dönüp gittiğini gördüm. Tibet’in nefesini dudaklarımda hissettiğimde yine aynı panik duygusuyla kuşanınca bakışlarımı hızla ona döndürdüm ve göz göze geldik. Burun buruna olmamız irademi temelinden sarsmaya yetti.

💬

“Tibet, ne yapıyorsun?” diye sorarken sesim kısık çıkmıştı. “Şu an bunun sırası değil.”

💬

Başparmağı çenemle alt dudağımın arasındaki çukuru okşarken, “Ne zaman sırası gelecek?” diye sordu. “Keşke ilk baştaki gibi sadece kendini düşünüyor olsaydın. Şimdi kendinle birlikte düşündüğün başkaları da var ve üstelik onları tanımıyorsun. Yine sadece kendini düşünüyor olsaydın tamam derdim, haklı, kendini düşünmeyecek de kimi düşünecek derdim. Fakat şimdi başka düşündüğün insanlar da var ve ben onlardan biri değilim.” Yüzünü yavaşça geri çektiğinde şaşkınlıkla ona baktım. “Bu benim kanıma dokunuyor.”

💬

“Ben kimseyi-”

💬

Yüzü gibi parmakları da benden uzaklaştı. Aramızdaki mesafeyi açması bana rahat bir nefes aldırmadı, nefesimin göğsümde tıkanmasına neden oldu. “Doğru, şu an bunların sırası değil,” deyip elini cebine atarak telefonunu çıkardı. “Senin için hiç gelmeyecekmiş gibi de görünüyor.”

💬

Bir şey söylememe müsaade etmeden bana sırtını döndüğünde ve balkon kapısına doğru ilerlediğinde onun sesini son kez duydum. O da kulağına yasladığı telefona doğru, “Merih,” derkendi. O gideli ne kadar oldu bilmiyordum ama Turhan gelip bana seslenene kadar Tibet’in çıktığı kapıya bakmaya devam etmiştim. Şimdiye kadar onunla aramızda kalp kıran birçok cümle geçmişti. Neredeyse hepsi benim dudaklarımdan çıkmıştı. Belki de ilk kez söylediği bir cümle içime bu denli oturmuş, bundan önceki tüm cümleleri unutturmuştu.

💬

Sessizce Turhan’a yaklaşırken hareketlerim de yüz ifadem kadar donuktu. Başka düşündüğün insanlar da var ve ben onlardan biri değilim. Çoğu zaman onun kalbini kırdığımın elbette farkındaydım, bunu hiç içim rahat bir şekilde yapmamıştım ama Tibet’e bunu düşündürtmüş olmak asıl benim kanıma dokunmuştu. Yazın ortasında üşüdüğümü, gecenin bir vakti güneşin içimde doğup içimi yaktığını hissettim. Bu histen değil ama ona böyle hissettirmiş olmaktan nefret ettim.

💬

Kalçamı mutfak tezgâhına yaslarken, “Nereye gitti yine?” diye sordum.

💬

Turhan kimden bahsettiğimi bildiğinden, “Başer’le dışarı çıktılar, halletmeleri gereken şeyler var,” diye yanıtladı beni. Tezgâhın üzerinde açtığı poşetin içinden bir cam kavanoz çıkardı ve “Aldım kahveyi,” dedi.

💬

Başımı sallarken bedenimi tezgâha doğru çevirip, “Ben hazırlarım,” diye mırıldandım. “Irmak’tan ses çıkmadı mı hala?”

💬

Turhan sırtını buzdolabına bastırıp kollarını göğsünde bağladı ve “Sana bir şey söyleyeceğim ama yanlış anlama,” dedi. Su ısıtıcısını çalıştırırken göz ucuyla ona baktım. “Bugün daha iyi anladım ki sana da yardım edebilecek eli güçlü insanlar var. Kardeşin de yaşıyormuş. Biz bir şekilde zaten Bahtiyar’ın ipini çekeceğiz. Neden kardeşini de alıp evine dönmüyorsun?”

💬

Kahve kavanozuna bakarken, “Farkındaysan kardeşim yanımda değil, hala onların elinde,” diye söylendim.

💬

Turhan, “O halde ilk önce kardeşini alalım ve sen onu da alıp dön,” deyince sertçe yutkundum. “Tamam, seninle anlaşamıyoruz ama bunu kötü niyetle söylemiyorum.”

💬

“Evet,” deyip bakışlarımı ona çevirdim. “Sen de kardeşini düşündüğünden söylüyorsun.” İnkâr etmedi, başını sallayarak beni onayladı. “Bizi mi dinliyordun?”

💬

Turhan’ın dudağının kenarı alaycı bir tavırla yukarı kıvrıldı. “Niran, kardeşimin kalbini kırdığını anlamam için sizi dinlememe gerek yok,” dediğinde su ısıtıcının içinde değil de göğsümde fokurduyormuş gibi hissettim. “İlk başta inatlaştığını falan düşünüyordum ama artık anladım, sen gerçekten istemiyorsun.”

💬

İlk kez benimle bu kadar sakin ve ılımlı konuşması dikkatimden kaçmamıştı, bana olan öfkesi de sakinliği de kardeşi içindi.

💬

Aldığım derin nefesi sesli bir şekilde dışarı bıraktım. “Konu isteyip ya da istememek değil,” diye mırıldandım ve parmaklarımı tezgâhın kenarına bastırdım. “Turhan bak ben tüm ailemi kaybettim, kendimi kaybettim, aklımı da kaybetmek üzereydim. Ben ne bir gün aynı şeyi tekrar yaşamak istiyorum ne de birine yaşatmak istiyorum. Bunu kimseye anlatamıyorum, anlatmaya çalışırken kendimle birlikte herkesi kırıyorum.”

💬

“Tibet’e bir şey olmasına izin vermem,” dediği sırada ısıtıcının düğmesi silahtan çıkan bir kurşun gibi tık sesi çıkararak yukarı kalktı.

💬

“Aylar önce bana sorsalardı, ben de aileme hiçbir şey olmayacağını, buna izin vermeyeceğimi söylerdim ama bak,” deyip ona doğru döndüm. “Hepsini kaybettim, elimden hiçbir şey gelmedi.”

💬

“Ama kardeşin-”

💬

“Kardeşimi hayatta tutan ben değildim, onlar kendi emelleri için Melin’i hayatta tuttular,” dedim sızlanır gibi. “Hadi gerçekten yaptığını düşünelim, gerçekten Tibet’in kılına zarar gelmesine izin vermedin, onu hayatta tuttun diyelim, peki ben?” Gözlerine bakarken orada parlayan küçük anlayış ışığını görmek omuzlarımın çökmesine neden oldu. “Sen kardeşin üzülmesin diye her fırsatta beni göndermeye çalışıyorsun. Aslında benim de tam olarak yaptığım şey bu.” Başını yavaşça sallayıp gözlerini zemine indirdiğinde burnumun direği sızlayınca dişlerimi sıktım. “Kardeşinin kalbini kırdığım, bunu görmek zorunda olduğun için özür dilerim, elimden geleni yapıyorum.”

💬

Gözlerini zeminden ayırmadan, “Kendi kalbini de kırmak zorunda değilsin,” diye mırıldandı. “Bazı şeyleri akışına bırakmak gerekir, korkarak yaşayamazsın. Ya dediğin gibi olacaksa ve iyi şeyler hissetmek için çok zamanınız yoksa?”

💬

Turhan’a bir cevap vermeden dolap kapağını açıp üç tane kupa çıkarırken, “O haklı,” diyen Irmak’ın sesini duydum. Elimde kupayla duraksayıp bakışlarımı kaldığı odanın kapısında durmuş bize bakan Irmak’a çevirdim. “Şu halimize bak, her şey boka batmış durumda zaten, bırak bazı şeyler akıp gitsin.”

💬

Turhan hızla Irmak’a doğru dönüp ıslak, kızıl saçlarına baktı. “Kurutma makinesi diğer banyodaydı, getireyim.”

💬

Onun bu alakasız cümlesi Irmak’ı gülümsetirken ben de elimde olmadan gülümseyip başımı iki yana salladım. Turhan saç kurutma makinesini almak için koridora girerken Irmak da arkasından gitti. Onlar geri dönene kadar sessizce kahveleri hazırladım. Tabii bu sırada zihnim hiç de sessiz değildi. Gerçekten işleri olduğundan mı dışarı çıkmıştı yoksa kaçmış mıydı merak ediyordum. Belki de kaçmamış, gitmek istemişti.

💬

Kahve kupalarını sehpanın üzerine bırakıp koltuğun kenarına oturduğum esnada ikisi de geri dönmüş, sessizce koltuktaki yerlerini almışlardı. Kupayı avuçlarımın arasına alıp geriye yaslandığımda göz ucuyla Turhan ve Irmak’a baktım. Turhan kupalardan birini alıp Irmak’a uzattığında, Irmak çekingen bir tavırla teşekkür etmiş, kupayı almıştı. Eminim ki Turhan’ın bugün bu kadar anlayışlı olmasında Irmak’ın büyük bir etkisi vardı.

💬

“Siz konuşurken duydum, kardeşin yaşıyormuş,” dedi Irmak kısık bir sesle. “Çok mutlu olmuşsundur.”

💬

Burnumdan sert bir nefes vererek güldüm, nefesim kupanın içindeki kahvenin yüzeyini dalgalandırdı. “Sevinmek için pek fırsatım olmadı,” dedim, sonra gözlerimi kıstım. “Çağın kardeşimin yanındaydı.”

💬

Irmak’ın yüzüne yayılan şaşkınlığı gördüm. “Cidden o da mı işin içindeymiş?” diye sordu.

💬

“Ne kadar içinde bilmiyorum,” deyip kahvemden bir yudum aldım. “Kardeşimin başına bir gardiyan gibi onu dikmişlerdi.”

💬

Irmak, “Çağla delirmekte haklıymış,” dediğinde ben ne demek istediğini anlamıştım ama anlamayan Turhan, dikkatini Irmak’a vermişti. “Göt Görkem. Kesin ölmemiştir.”

💬

Kurduğu cümle bir an beni gerçekten içten güldürdü ama Turhan, “Ölmemişse bu kez ben öldüreceğim onu,” deyince dudaklarımı birbirine bastırdım.

💬

Irmak omzunun üzerinden yanında oturan Turhan’a baktı. Normal şartlarda ikisi üzerine yoğunlaşabilirdim ama kafam şu an yeni bir şeye yoğunlaşamayacak kadar doluydu, patlayacakmış gibi hissettiriyordu. Yine de Irmak’ın yanımızda olması iyiydi, o bir ölü gibi kendini odaya kapattığında bizim de hareketlerimiz sınırlanırdı. Onlar kendi aralarında sohbet ederken sessizce köşeme çekilip kahvemi içtim. Aklım kardeşimdeydi, babaannemdeydi; Tibet’teydi.

💬

Tibet ve Başer’in geri dönmesi uzun sürmemişti. Başer yanımıza gelse de Tibet göz ucuyla bize bakmış, ardından odalardan birine girmişti. Başer bir plan kurduklarını ve Tibet geldiğinde konuşacaklarını söylediğinde karnım tedirgin hissediyormuşum gibi ağrımıştı. Az çok aramıza katıldığındaki tepkilerini, mimiklerini tahmin edebiliyordum. Tibet şimdiye dek hiç gözlerini üzerimden ayırmamıştı. Gözlerinin bende olmaması bana nasıl hissettirecekti bilmiyordum.

💬

🌪️

💬

Melin Çiyiltepe’den…

💬

Her şeyi hatırlamak, gördüğüm kâbuslarla birleştiğinde öldürebilecek güçte bir zihin işkencesine dönüşüyordu.

💬

Alıkoyulduğumuz günü hatırlıyordum. Annemle beni bir yata götürdüklerinde titreyen bacaklarımı da hatırlıyordum. Hayatım boyunca hiç o kadar korktuğum bir an olmamıştı. Avuçlarımı başımın iki yanına bastırıp bakışlarımı yere indirdim, başım fena halde ağrıyordu. O günden beri burada, Kazablanka’daydım. Beni bir odaya değil, bir eve kapatmışlardı. İlk zamanlar odadan dışarı adım atmamıştım, ölecek gibi hissettiğimden gözlerimi kırpmak dışında fiziksel bir hareketim olmamıştı.

💬

İki gün sonra o gelmişti.

💬

Evdeki diğerleri gibi beni yemek yemeğe, bir şeyler içmeye ya da ayağa kaldırmaya zorlamamıştı. Diğerleri susmuştu ama o susmamıştı. Bana annemin öldüğünden, ablamın ülkeden ayrılıp ülke ülke, şehir şehir gezdiğinden bahsetmişti. Onunla konuşmamıştım ama anlattıklarını dinlemiştim çünkü neler olduğunu bilmeye, hayatta kalabilmeye ihtiyacım vardı.

💬

Belki günler, haftalar geçtikçe düzenimde değişimler olmuştu ama ne düşüncelerim ne de hislerim hiç değişmemişti. Hala burada olmak da etrafımdaki insanlar da midemi bulandırıyordu. O kadar çok şeyimi kaybetmiştim ki ablamın yaşadığını bilmek, onu görmek bile iyi hissetmeme yetmemişti. Çünkü henüz her şey bitmiş değildi, hala suyla dolu bir obruğun içindeydik.

💬

“Başın mı ağrıyor?”

💬

Kafamı hareket ettirmeden gözlerimi kaldırarak ona baktım. Çağın. Kim olduğunu, nasıl bir işin içinde olduğunu biliyordum. Bana bu şekilde sürekli ilgili davranması kusma isteği uyandırıyordu. İlk başlarda onu da diğerleri gibi tersliyor, bana yaklaşmasına izin vermiyordum fakat daha sonrasında onu bir kalkan olarak kullanmaya başladım. Bunun farkında mıydı bilmiyordum ama umurumda da değildi.

💬

“Biraz,” diye yanıtladım onu. Kısa, net cevaplar vermeme alışık olduğundan bu halimi yadırgamıyordu, bu da benim işime geliyordu.

💬

Oturduğu sallanan koltuktan kalkıp, “Sana yiyecek bir şeyler ve ilaç getireyim,” dediğinde reddetmek yerine başımı salladım.

💬

“Acıktıysan sen de benimle ye,” diye mırıldanmam onu gülümsetti. Gülümsemesine bakarken en son ne zaman gülümsediğimi düşündüm. İşte bunu hatırlamıyordum.

💬

Ona gülümsemedim ama bunu da yadırgamadı. Odadan çıktığı an dişlerimi sıkarak bakışlarımı pencereden dışarıya çevirdim. Bana şu an için bir şey olmayacağını biliyordum, en azından bu asalak müsaade etmez gibi görünüyordu. Bahtiyar denilen bunağın birkaç sert cümlesinde bile yanımda durmuş, beni korumuştu. Bahtiyar, Çağın’ı bir tehlike olarak görmüyor muydu? Hepsinin geberip gitmesini istiyordum.

💬

Çenem ağrıyınca dişlerimdeki baskıyı azalttım, onlar için kendime küçük de olsa zarar verecek değildim, bunu anlamıştım. Hiç kaçmayı denememiştim çünkü başarısız olacağımı biliyordum, yok yere bu adamları uyandırmaya, diken üstünde tutmaya da gerek yoktu. Asalak Çağın’ın güvenini kazanmak zor olmamıştı, şimdi başarma olasılığım daha yüksekti. Yine de kaçabilsem bile Niran’ın yanına gidemezdim. Onun yanında olmam demek, onun üzerindeki baskının ve tehlikenin de artması demekti.

💬

Kaçmalı, kendime güvenli bir yer bulmalı, Niran’la haberleşip iyi olduğumu söylemeliydim. Onunla nasıl haberleşeceğimi henüz bilmiyordum ama bunun da bir yolunu bulurdum. Ne kimliğim ne de pasaportum vardı, kaçsam da elimi kolumu sallayarak ülkeye geri dönemezdim. Hepsi için kafamda oluşmuş küçük planlar vardı ve geriye bunları birleştirip asıl planı oluşturmak kalıyordu.

💬

Yasımı dahi tutamamanın öfkesiyle günlerimi geçirmiştim. Sandıklarından daha çok şey öğrenmiştim ve ben yas tutamamış olsam da onlar bundan sonraki her günlerini yas tutarak geçireceklerdi.

Sonraki Bölüm: 26. SANRI

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top