💬

💬
🎧: Dedublüman, Dön
💬
🎧: Anıl Durmuş, Durmam
💬
Bir acı göğsüne yavan geliyorsa, geçmişte daha hakikatlisini yaşadığındandır. Sadıksan bir acıya, gelecek senin için yalnızca bir zindandır.
💬
Güneş yüzümü kavurur gibi yakarken gözlerimi yumup boynumu esnettim. Balkonda uyuyakaldığım için boynum tutulmuştu ve bu da müthiş bir baş ağrısı doğurmuştu. Irmak dışında herkes balkonda toplanmıştı, havada uçuşan kelimeler kulaklarıma bir uğultu gibi geliyordu. Buna baş ağrımın sebep olduğunu biliyordum. İlaç almam şarttı.
💬
Başer’in, “Niran’ın kimlik işini hallettim,” dediğini duyunca gözlerimi aralayıp ona kısık gözlerle baktım. “Hâlâ içeride iki üç adamım var, deşifre olmamışlar. Niran’ın çantasını almaları kolay olacak, nasılsa Bahtiyar’ın dikkati fazlasıyla dağıldı.”
💬
“Şu an benim kimliğimden daha önemli şeyler var. Plan kurduğunuzu söylemiştiniz,” dedim dikkatle Başer’e bakarken. “Plan nedir?”
💬
Başer’e bakarak konuşuyordum çünkü Tibet’le dün geceden beri bir kez bile göz göze gelmemiştik ya da konuşmamıştık. Bunu tercih eden o olunca ben de ona ayak uydurmuştum. Karşımda otururken ve kahvesini içerek yolu izlerken sakin görünüyordu. Sakin görüntüsünün aksine bir şeylerin değiştiğinin de farkındaydım. Bana bakmayı ve benimle konuşmayı istemeyecek kadar mı incinmişti?
💬
“Yaşananlardan sonra tüm ortaklar Bahtiyar’ın ikazlarını dinlemeden apar topar dağılmışlar,” dedi Başer öne doğru eğilip ellerini bacaklarının arasındaki boşlukta birleştirirken. “Bir de… Görkem ölmemiş.”
💬
İçeriden gelen cam kırılma sesiyle dişlerimi sıktım. Turhan’ın da bakışları hızla balkon kapısına çevrilmişti. Irmak yanımızda değildi ama muhtemelen salondaydı ve konuştuklarımızı duyuyordu. Nasıl ölmemiş olabilirdi? Yaşıyorsa bunu isteyen kesinlikle Bahtiyar’dı çünkü o yardım etmemiş olsaydı Görkem kurtulamazdı. Bir çıkarı olmalıydı.
💬
Tibet’in, “Dokuz canlı pezevenk,” diye homurdandığını duydum.
💬
“Planı bana özet geçersiniz,” diyen Turhan, hızla ayaklanıp içeri girdi. Onu böyle görmek beni şaşırtıyordu.
💬
“Bahtiyar da ilk fırsatta buradan ayrılacağımızı düşünüyordur,” dedi Başer konuya dönerek. “Bizim iş dünyamızda ne olursa olsun işler durmaz, devam eder. Dün yaşananlara rağmen Bahtiyar çalışmalara devam edecektir. Ortakların da tüydüğünü düşünecek olursak o da oyunu sert oynamaya başlayacak.” Aynısını düşündüğümden başımı salladım. “Ortaklara ulaşma, onları caydırma kısmını geçelim, bu artık işe yaramaz çünkü zaten sonunda olacak olan bu.”
💬
Tibet, “Bahtiyar buraya boş gelmemiş, ki bu da tahmin etmesi zor bir şey değildi,” dediğinde ona baktım. Gözleri kupanın ağız kısmında dolaştırdığı parmağını takip ediyordu. “Elimizdekileri kullanabilmemiz için ilk önce Bahtiyar’ı yakalamamız gerekiyor. Aksi taktirde biz bin belge de sunsak işe yaramaz, Bahtiyar kaçar.”
💬
“Nasıl yakalayacağız?” diye sorduğumda Tibet geceden bu yana ilk kez bana baktı.
💬
Gözlerimin içine bakarken, “Meblağ çok yüksek olmadığı sürece tahsilatlara katılmaz. Bu kez hem yüklü para hem değerli birkaç mücevher alacak, bu yüzden de tahsilata kendi gidecek,” dedi. Kupayı kenara bırakıp bacak bacak üstüne atarken bakışlarını yüzümden ayırmıştı. “O adamlar yerine Bahtiyar’ın karşısına biz çıkacağız.”
💬
Şaşkınlıktan afalladım. “Biz mi çıkacağız? Adamın elinden zor kurtulduk.”
💬
Başer, “Sen değil, biz,” deyince başımı hızla ona doğru çevirdim. “Hiç öyle bakma. Babaannenle bir anlaşma yaptım. Diretecek olursan ona haber vermek zorunda kalacağım.”
💬
“Diretebileceği bir şey değil,” dediğinde Tibet, bu kez başım aynı hızla ona dönmüştü. “Sen plana dahil değilsin. Irmak’la birlikte bizi burada bekleyeceksiniz.”
💬
“Hadi ya?” Alaycı tavrım karşısında kaşlarını kaldırmak dışında bir şey yapmadı ya da söylemedi. “Burada oturup sizi beklemeyeceğim.”
💬
Tibet gözlerimin içine bakarak, “Aynen öyle yapacaksın,” dedi sertçe. Sert tavrı beni ikinci kez afallattı. “Oradan zor kurtulan biz değildik, sendin. Bunu ne çabuk unuttun? Üstelik kurtarılmayı bekleyen bir kardeşin var, en azından bunu unutma.”
💬
“Benimle bu şekilde-”
💬
“Sen benimle her şekilde konuşabilir, her şeyi söyleyebilirsin ama ben bunu yapamam, öyle değil mi?” Alaycı bir tavırla gülerken ellerini dizlerine bastırdı ve ayaklandı. “Bu gece Irmak’la birlikte burada kalacaksınız, konu kapanmıştır.”
💬
Tibet içeri girerken dışarı çıkmak üzere olan Turhan’a çarptı ama ikisi de bunu umursamadı. Turhan sadece kardeşinin arkasından bakmakla kalmıştı. Bir süre üzerimdeki şaşkınlığı atamadım. Sakin görüntüsünün altında yatan o öfkeyi göstermesini beklemiyordum. Gözlerinde parlayan o duygular da neyin nesiydi öyle? Tüylerimi ürperten tavrı ya da sözleri değil, bakışlarıydı.
💬
“Yine niye delirdi bu?” diye sordu Turhan yanımıza gelirken.
💬
Başer, Turhan’ın sorusunu duymazlıktan gelip, “İstersen sen de kızlarla kal,” dedi ona. “Tibet’le giderim, yanımızda adamlar da olacak.”
💬
Turhan bir şey söylemeden, “Gerek yok,” diyerek araya girdim. “Ben Irmak’a göz kulak olurum. Turhan’ın da yanınızda olması iyi olur.”
💬
Başer sanki bu kadar kolay kabullenmemi beklemiyormuş gibi şaşkınlıkla baksa da gözlerimi uzun süre onun üstünde tutmadım. Her şey bir yana, Tibet bir konuda haklıydı. Melin yaşıyordu ve benim onu da düşünmem gerekiyordu, daha öncekiler gibi pervasızca davranamazdım. Yine de bir yanım canımı sıktığı için Tibet’le inatlaşmak istiyordu. Ben olmadan halledebileceklerini, hatta ben yokken daha rahat olacaklarını biliyordum. Benim varlığım onlar için dikkat dağıtıcı olurdu.
💬
Turhan, “Buraya da adam dikelim,” dediğinde Başer başını salladı. Turhan bunu söylememiş olsaydı da Başer yapardı, her fırsatta babaannemi öne sürdüğünden beni yalnız bırakmayacağının farkındaydım.
💬
“Bahtiyar’ı yakaladıktan sonra ne olacak?” diye sordum sakinliğimi korumaya çalışırken.
💬
Başer, “Sana yaptığının aynısını yapacağız,” diye cevaplayınca kaşlarım çatıldı. “Onu buradan alıp götüreceğiz. Herkes kendi çöplüğünde öter neticede, burada onu uzun süre elimizde tutamayabiliriz.”
💬
Bu kez, “Onu içeri attırdık diyelim, içeride tutabilecek miyiz?” diye sordum. Sonuçta Bahtiyar öylesine bir adam değildi.
💬
Başer sinsice gülümsediğinde ürpermedim desem yalan olurdu. “Onu hemen içeri tıkacak değiliz. Hem kim bilir, belki hiç içeri girmez.” Parmaklarıyla alnına düşen saçlarını geriye itti. “Tabii öncesinde biraz hırsızlık yapmam gerekiyor.”
💬
Turhan gözlerini devirdi. “Adam hâlâ para peşinde.”
💬
“Senin banka kartındaki gibi bir paradan söz etmiyoruz, dostum. Elbette iliğini kurutacağım.”
💬
Turhan sevimsiz bir sırıtışla, “Banka kartımda ne kadar olduğundan haberinin olduğunu sanmıyorum, dostum,” dediğinde Başer ona alaycı bir bakış atmıştı.
💬
“Melin’i nasıl kurtaracağız?” diye sordum. Bunu da bilmem gerekiyordu. Aslında benim için şu an Melin daha önemliydi. “Bahtiyar’ı enseledikten sonra mı?”
💬
“Evet, Bahtiyar’ı aldığımızda işimiz daha kolay olacak,” dedi Başer başını sallayarak. “Benim için çalışan adamlardan biri, Melin’in tutulduğu yere gidebilmek için uğraşacak. Sık sık koruma değişimi olduğundan bahsetti. Bugün değilse de yarın içeri sızacaktır.”
💬
Kaşlarımı çattım. “Madem böyle bir şey var, adamların Melin’le ilgili hiç mi bir şey bilmiyordu?”
💬
Başer kaşlarını kaldırıp, “Sence esirin kim olduğunu ya da bir esiri koruduklarını öylesine adamlara söylerler mi, Niran?” diye sordu.
💬
Turhan ellerini dizlerine vurdu ve “Kahvaltı yapalım yoksa hiçbirimizin beyni şu ankinden daha iyi çalışmayacak,” dedi. “Ben yiyecek bir şeyler alıp geleyim.”
💬
Ayağa kalktığı esnada, “Irmak’ı da alsana,” dediğimde bakışları yüzüme indi. “Biraz hava almak iyi gelir.”
💬
“Geleceğini sanmam ama sorarım,” dedikten sonra sırtını bize dönüp uzaklaştı. Bana kalırsa Irmak teklifini kabul edecekti.
💬
“Sana söylemek istediğim bir şey var,” deyince Başer irkildim çünkü nedense söyleyeceği şeyin kötü bir şey olduğunu hissetmiştim. “Ama söylemem iyi mi olur bilmiyorum.”
💬
“Kötü şeyler duymaya alışığım,” diye mırıldandım. “Çıkar ağzındaki baklayı.”
💬
Başer ellerini birbirine sürtüp, “Elimde o güne ait görüntüler de var,” deyince bir an algılayamadım ama sonra hangi günden bahsettiğini anlayınca donup kaldım. “Sizin limana girişiniz, sonrasında yaşananlar. Diğerleri gibi o görüntüleri elimde tutmadım, karşılıksız bir şekilde babaannene teslim ettim.”
💬
Eline nasıl geçtiğini ya da neden karşılıksız verdiğini sorgulamadım. Buz gibi bir his boğazımdan akıp göğsümde yoğunlaştı. Herkes Melin yaşadığı için mutlu olmam gerektiğini, bunun beni teselli etmeye yeteceğini düşünüyordu, farkındaydım. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Babamın parçalanmış cesedini toprağa gömmüş, annemin ise cesedini görememiştim. Kendi eceliyle ölen insanların bile yası bir ömür tutuluyorken ben öldürülen ailemin yasını tutmamı engelleyen bir öfkeyle nefes almaya çalışıyordum.
💬
Bu daha ne kadar böyle sürebilirdi?
💬
Melin’in varlığı bu öfkeyi dindirmezdi, emindim ama azaltabilir miydi?
💬
Bundan emin değildim.
💬
Ağlama isteği boğazıma haram lokma gibi dizilince ne düşüneceğimi bilemediğimden etrafıma bakındım. Bazen delirmenin raddesine geldiğimi, sınırda dolanıp durduğumu ama bir türlü o eşiği geçemediğimi hissediyordum. Ölecekmişim, öldüğüm anda her şey bitecekmiş gibi geliyordu. Ölümün pençesinde olmasına rağmen çocuğunu son kez göremediği için can veremeyen bir anne, sakladığı sırrı bir kambur gibi sırtında yıllarca taşıdığından ve bu sırrı asıl sahibine ulaştıramadığından ecelle cebelleşen bir insan gibi dudaklarımda son nefesle bekliyordum.
💬
O son nefesi ne zaman, ne şekilde verirdim bilmiyordum ama ecelimle ölmeyeceğimi biliyordum.
💬
Çünkü insan bazen bunu bilir, hissederdi.
💬
Hissediyordum.
💬
Omzuma dokunan elle irkildim. “Hadi kalk,” dedi Tibet. “Turhanlar döndü, bir şeyler yiyelim.”
💬
Cümlesine bir an anlam veremedim. Ne zaman gidip gelmişlerdi? Koltukların boş olduğunu, Başer’in de gitmiş olduğunu fark edince şaşkınlığım büyüdü. Nasıl bu kadar andan kopabilirdim? Tibet’e bir şey söylemedim, karşılık olarak sadece başımı salladım. Zihnim şu an donmuş bir göl gibiydi.
💬
İçeri girdiğimizde Turhan ve Irmak’ın mutfakta olduğunu, kahvaltılık bir şeyler hazırladıklarını gördüm. Görkem’in yaşıyor oluşu bana kalırsa Irmak’ı rahatlatmıştı, şu anki hareketleri daha tutarlı ve sakin görünüyordu. Katil olma düşüncesinin onu denli korkuttuğunu anlayabiliyordum. Elimde kanlı bir hançer tuttuğum günü hatırlayınca bakışlarımı zemine indirdim.
💬
Tibet’le birlikte onlara yardım edince masa daha hızlı hazırlanmıştı. Masamız çok gösterişli olmasa da karnımızı doyurmak için yeterliydi. Zaten bizim de bir süredir yaptığımız yaşamaya devam edecek kadar yemekti. Gemide esir tutulduğum o süreçte doğru düzgün bir şey yemediğimden çok hızlı kilo vermiştim. Bir şeyler yiyip gücümü toplamam gerektiğinin farkında olsam da içimden gelmiyordu. Birkaç lokma fazla yesem ciğerlerimi kusardım.
💬
Yemek boyunca Tibet’in gözlerini üstümde hissettim. Gözlerini bir gece boyunca bana değdirmemiş olması her nasıl hissettirdiyse, şimdi yeniden bana bakıyor oluşu şaşırtıcı geliyordu. Tabaklar boşaldı, boşalan bardaklar tekrar dolduruldu ve ardından yeniden boşaldı. Diğerleri masadan ayrıldı ama Tibet’in gözleri yüzümden bir an olsun ayrılmadı. Ben de sonunda gözlerimi tabaktan ayırıp başımı kaldırdım ve ona baktım.
💬
Göz göze geldiğimiz an, “Özür dilerim,” diye mırıldandı.
💬
“Neden özür diliyorsun?”
💬
“Elimde olmadan seni kırdığımı biliyorum,” derken sesi kısıktı.
💬
“Tibet,” dediğimde yüzümdeki bakışları derinleşti. “Sen bana ne söylersen söyle, biliyorum ki senin kırıldığın kadar kırılmam ben.”
💬
“Benim gibi hissetmediğinden mi?” diye sorunca elimi göğsüme bastırma isteğiyle doldum.
💬
Bir süre ne diyeceğimi bilemediğimden öylece ona baktım. Ardından, “Senin gibi hissetmekten korktuğumu hiç gizlemedim,” diye fısıldadım, bakışlarım zemine indi. “Lütfen birbirimizi zora sokmayalım.”
💬
‘Nasıl hissettiğini artık anlıyor olmak da beni korkutuyor’ cümlesi dilimin ucuna gelmiş olsa da bunu ona söylemek istemedim.
💬
“Sen bana böyle bakar, böyle cümleler kurarsan benim kalbim kaynar sana,” dediğinde zemindeki bakışlarım dondu, içimde oluşan şaşkınlığı hissettim. “Sırf seni zora sokmasın diye çok kez kaynamak üzereyken kendi elimle kırdım kalbimi.” Parmaklarımı birbirine geçirip sıkarken yutkundum. “Bu kez tamam. Sen konuyu açmadığın sürece konuşmayacak, yaklaşmadığın sürece de yaklaşmayacağım.” Başımı hızla kaldırdığımda tekrar göz göze geldik. Bana gülümsedi. “Ben yorulmadım, yorulmam ama seni de artık yormak istemiyorum. Bu kez tamam.”
💬
“Teşekkür ederim,” dedim gülümsemeye çalışarak.
💬
Özür dilerim, Tibet.
💬
Tibet gülümseyerek ayağa kalkarken, “Masayı toplama işini de bize bıraktılar anlaşılan,” dedi. Tabakları eline alınca ayağa kalkmaya yeltendim ama eliyle beni durdurdu. “Masayı ben hallederim. Sen bize kahve hazırlayabilirsin, şu an en iyi o gelir.”
💬
“Tabii ki yaparım,” deyip sandalyeden kalktım. Sudan çıkmış bir balık gibi hissederken mutfağa doğru adımladım. Söyledikleri hem içimi rahatlatmış hem de huzursuz etmişti. Yine de böylesi daha iyi olacaktı. Kafamı toplamam gerekiyordu.
💬
Ben kahveleri hazırlarken Irmak da yanımıza gelmiş, masayı toplamasında Tibet’e yardım etmişti. Turhan ve Başer balkonda oturmuş planlarının üzerinden geçiyorlardı. Plan biraz basit gelmişti, Bahtiyar’ı bu kadar kolay ele geçireceklerini düşünmeleri beni şüpheye düşürüyordu. Bana anlatmadıkları bir şeyler olduğuna emindim, planı çok yüzeysel anlatmışlardı. Her an ters tepebilirmiş gibi geliyordu.
💬
Kahveleri hazırlayıp balkona taşıdım. Yanlarına otururken konuşmalarını kulak kabarttım. Gitmeyi, Bahtiyar’ı kapana kısılmış bir halde görmeyi çok istiyordum ama arkada kalmamın daha mantıklı olduğunu biliyordum. Şimdi değilse bile yakalandıktan sonra Bahtiyar’ı görecektim. Aslında ben esir alınmasını değil, en acı şekilde yok edilmesini istiyordum. Dünyanın onun gibi bir pislikten kurtulması şarttı.
💬
“İlkay arıyor,” dedi Turhan çalan telefonunu hoparlöre alıp ortadaki küçük masaya bırakmadan önce. “Durum ne, İlkay?”
💬
İlkay, “Kontrol altında,” dedi sakin bir ses tonuyla. “Şu an önümdeki araçlardan birinde. Oğlanı burada yakalarız da Pekin’den çıkaramam, anında enselerler.”
💬
“Herifle derdimiz yok zaten,” dedi Tibet öne doğru eğilirken. “Sen orada elinde tut yeter.”
💬
İlkay, “Siz bu akşam çıkacaksınız değil mi?” diye sordu.
💬
“Evet,” dedi Turhan. “Merih yeri ayarlamış. Birkaç gün daha burada kalalım da öyle ülkeye döneceğiz. Bizi hemen salmazlar.”
💬
İlkay bir şeyler söyledi ama bunu bize değil de yanındakilere söylediği anlaşıyordu. Daha sonra derin bir nefes aldı ve “Bana bir gün söyleyin, ona göre kaçışınızı ayarlayalım,” dedi.
💬
Turhan, “Üç gün sonra,” deyince başımı hızla ona doğru çevirip, “Melin,” dedim uyarıcı bir tonda.
💬
Turhan bir süre yüzüme baktıktan sonra, “Halledeceğiz,” dedi. “Olmazsa Tibet’le birlikte birkaç gün daha kalırsınız. Ben de Bahtiyar’ı götürürüm.”
💬
Başer, “Melin’i bırakmayacağız,” dedi yatıştırıcı bir sesle. Ona baktım, kendinden emin görünüyordu.
💬
İlkay konunun dağıldığını fark edince, “Tamam, üç gün sonrası için ayarlama yapacağız,” diyerek araya girdi. “Yine haberleşiriz, ben şu oğlanı kafalayayım. Dikkatli olun.”
💬
“Sen de dikkat et,” dediğinde Tibet arama sonlandı.
💬
“Burada yeterince adamınız var mı?” diye sordum Tibet’e bakarak. “Beş on kişiyle halledilebilecek bir şey gibi görünmüyor.”
💬
Tibet gözlerimin içine bakarken, “Yeterince adam var, bunu düşünme,” deyip gülümsedi. Tibet’in güzel bir gülümsemesi vardı, bunun hep farkındaydım ve ne zaman gülümsese bu iyi hissettirirdi. Şu ankinin aksine. Son bir saattir ne zaman bana gülümsese içim huzursuz bir hisle doluyordu.
💬
Turhan’ın telefonuna gelen mesajın bildirim sesi sessiz ortamda çınlarken ayağa kalkmıştım. Su içmek için içeri gireceğim esnada Turhan, “Niran,” deyince durdum, omzumun üzerinden ona baktım. “Sanırım bu sana.”
💬
Neyden bahsettiğini anlamadığımdan kaşlarım çatıldı. Telefonu bana uzatınca geri dönüp uzattığı telefonu aldım ve ekrana baktım. Gelen mesajı okurken kalbim hızlanmış, bedenim kaskatı kesilmişti. Mesaj Melin’dendi.
💬
05xxxxxxxxx: Şu an güvendeyim, beni düşünme. Başımın çaresine bakabilecek gücü topladım. Beni kurtarmak için elinden geleni yapacağını biliyorum ama acele edip her şeyi riske atma. Sandığının aksine burada olmam bazı açılardan iyi bile oluyor, bir sonraki karşılaşmamızda sana anlatacaklarım var. Mesaja cevap verme. Bir kadından bahsediliyor ama ismini duyamadım, dikkatli ol, herkese güvenme.
💬
Şaşkınlıktan aralanan dudaklarımı zar zor kapatabildim. “Melin neden sana attı ki?”
💬
“Muhtemelen Çağın’ın telefonunda sadece beni bulabildi,” diye açıkladı Turhan. “Gerçi bu numarayı Çağın nereden biliyor anlamadım, eski numaram değil.”
💬
“Numara bulmaktan kolay ne var?” Tibet bakışlarını yüzüme sabitledi. “Ne diyor?”
💬
“İyi olduğunu, onu merak etmememi söylemiş,” derken telefonu Turhan’a uzattım. “Bir de bir kadından bahsetmiş ama ismini duymadığından sadece dikkatli olmamı istiyor.”
💬
Tibet’in kaşları çatıldı. “Mesaj atma riskine girdiğine göre ciddi bir şey olduğunu sezmiş olmalı.”
💬
Başer, “Bir kadın,” diye mırıldandı kendi kendine.
💬
Elimi korkuluğa bastırırken düşünceli bir ifadeyle bakışlarımı sokağa indirdim. “Bu konuda bildiği başka bir şey yok sanırım,” dedim. “Ama bildiği daha farklı şeyler olduğu kesin. Görüşünce konuşmamız gerektiğini söylemiş.”
💬
Turhan ellerini dizlerine vurup, “Tamam,” diyerek ayaklandı. “Elimizde başka bir şey yoksa şu anlık düşünmeye de gerek yok. Dikkatli oluruz.”
💬
Tibet başını kaldırıp, “Nereye?” diye sordu abisine.
💬
“Duş alıp üstümü değiştireceğim,” diye yanıtladı Turhan. “Bir de şu adamlarla konuşayım da şimdiden binanın etrafını sarsınlar, kızları korumaya alalım.”
💬
Irmak çekingen bir tavırla, “Ben de biraz uzanayım,” dediğinde küçük bir tebessümle başımı salladım.
💬
Yanımda olan isimler değişti fakat ben aynı yerde güneşi batırana dek oturdum. Sessizlik bir kılıf gibi beni içine almıştı. Göz ardı etmeye çalıştığım, saatler geçtikçe kalbimi saran o ince zarı tırnaklarıyla parçalayan his büyüdü. Büyüdükçe bedenimden uzaklaştırmada daha da zorlandım. İçimde neden böyle bir hissin olduğunu biliyordum ama dile getiremiyordum. Getirmek istemiyordum.
💬
Tibet Suavi’den…
💬
Evden çıkmamıza son bir saat kala balkona açılan kapıda durmuş onu izliyordum. Onu daha önce de susarken görmüştüm ama bu farklıydı; bugün farklıydı. Saatlerce orada oturup gökyüzünü izlemiş, sonrasında da uyuyakalmıştı. İki saat öncesine kadar güneş ışığının aydınlattığı güzel yüzüne şimdi ay ışığı yansıyordu. Ama biliyordum ki yüzüne hangi ışık vurursa vursun o içinde büyüyen karanlığa teslim olmayı tercih edecekti.
💬
Turhan salondan seslendi, bana bir şeyler söyledi fakat onu duymazlıktan gelerek kollarımı göğsümde bağladım ve Niran’ın yüzünü izlemeye devam ettim. Onu anlamıyor değildim, şimdiye dek kimseye olmadığım kadar anlayışlı olmuştum ona karşı. Kaybetmiş değil, kazanmış hissetmeyi isterdim.
💬
Niran’ı kaybetmiş gibi hissediyordum.
💬
Bugün ona, o konuyu açmadan bir daha açmayacağımı söylerken aslında hiç açmaya yeltenmeyeceğini biliyordum.
💬
Niran, yolunu kaybetmiş değil, bile isteye yürümeyi reddeden bir kadındı. Yapabilirim sandım. Bir süre direnir, sonra kendiyle savaşmaktan yorulur ve hayata döner sandım. Niran aynı zamanda yaşayan ama hayata dönmeyi de reddeden bir kadındı. Bu bana benimle olmamasından daha çok acı veriyordu. Ben onunla değil, onun bana hissettirdiği acıyla baş edemiyordum.
💬
Niran’ı sevmek bana acı vermeye başlamıştı çünkü artık onu gerçekten kaybettiğimi, bir ihtimalin dahi olmadığını biliyordum.
💬
Melin yaşıyordu ama Niran hâlâ ölmek üzere olan bir hasta gibi bakıyordu. Melin’i gördüğümde sanki babam ölmemiş de karşıma dikilmiş gibi sevinmiştim. Sevinmiştim çünkü onun yaşaması, Niran’ın da tekrar nefes almaya başlaması anlamına gelir diye düşünmüştüm. Neden düşündüğüm gibi olmadığını sorgulayamadım bile. Babasının parçalanmış bedenini gördüğünde attığı çığlıklar sık sık kulaklarımda yankılanırdı, unuttuğum bir an bile yoktu. Niran’ı tanıyana dek kendimi güçlü bir adam sanırdım.
💬
Turhan elini omzuma koyup, “Duymuyor musun oğlum?” diye sorduğunda eli tonlarca ağırlıktaymış gibi omuzlarım çöktü. “Sorun ne?”
💬
“Hiç,” diyebildim.
💬
Turhan göz ucuyla uyumaya devam eden Niran’a baktıktan sonra tekrar bana baktı. “Tibet,” dediğinde başımla beraber bakışlarımı da ona çevirdim. “Hadi şu işi bitirelim de annemi de alıp bir süre her şeyden uzaklaşalım.”
💬
Gözlerinin içine bakarak, “Olur,” demem onu şaşırttı.
💬
Niran’a kısa bir bakış daha atıp, “Olur mu?” diye sorduğunda başımı sallayıp, “Olur,” dedim yeniden.
💬
Gözlerimin içine öyle uzun süre baktı ki tüm düşüncelerimi görüyormuş gibi hissettim. Bu beni korkutmadı çünkü zaten Niran’la ilgili düşüncelerimi hiçbir zaman hiç kimseden saklamamıştım. Elini aniden enseme atıp beni kendine çektiğinde göğüslerimiz sertçe birbirine çarptı. Kollarım boşlukta sallanırken öylece durdum, yüz adam devirecek gücüm varsa da kolumu kaldıracak halim yoktu.
💬
“İşimiz bittiğinde ülke ülke, şehir şehir dolaşıp tarihi yerleri gezeriz,” dediğinde neden bunu söylediğini anlamadığımdan kaşlarımı çattım. “Böyle bir şey yapmak istemiyor muydun? Söz lan, vallahi sıkılıp kafa sikmeyeceğim.”
💬
“Ben safariye çıkmak istiyorum,” dediğimde bana sarıldığı için yüzünü göremesem de duraksadığını hissettim. “Safariye çıkarız.”
💬
Birkaç saniyelik sessizliğin ardından ensemi daha sıkı kavrayıp, “Tamam, öyle yaparız,” dedi ve diğer eliyle iki kez sırtıma vurup geri çekildi. “Git üzerini değiştir de çıkalım, geç kalmayalım.”
💬
Başımı sallarken Niran’a baktım, sonra da onlara sırtımı dönüp içeri girdim. Ne zaman atağa geçecek olsam endişelenirdim çünkü yaralanacak olursam Niran’ın tek kalacağını, savunmasız olacağını bilirdim. Şu an endişeli hissetmememin sebebi tek kalmayacağını bilmem mi yoksa başka bir şey mi emin değildim. Endişe yoktu. Sanki bu gece kalbime bir kurşun yesem acıyı hissetmez, ölmek üzere olduğumu anlamazdım.
💬
Niran Çiyiltepe’den…
💬
Terlemenin verdiği rahatsız edici hisle gözlerimi araladığımda parmaklarım enseme kaydı. Ensemi ovalarken etrafıma bakındım ama kimseyi göremedim. Ne zaman uyuyakalmıştım? Doğrulup sırtımı esnettikten sonra ayağa kalkacakken bakışlarım dışarı çıkan Irmak’a kaydı. “Uyanmışsın.”
💬
“Uyumuş değil de bayılmış gibi hissediyorum,” dedim pürüzlü bir sesle. “Saat kaç? Tibetler hazırlandı mı?”
💬
Irmak elini sallarken, “Onlar çoktan gitti,” deyip karşıma oturdu. “Bir saat olmuştur.”
💬
“Gittiler mi?” Ensemi ovmaya devam ederken kaşlarımı çattım. “Beni neden uyandırmadılar?”
💬
“Tibet uyandırmak istemedi,” dedi ve bacak bacak üstüne attı. “Hem uyandırsa ne olacaktı ki? Sonuçta evde kalan yine biz olacaktık.”
💬
“Öyle ama…”
💬
“Yolcu etmek mi isterdin?” Alaycı ses tonu kaşlarımın daha sert çatılmasına neden oldu. “Kızma, şaka yapıyorum…”
💬
“Ne zaman dönecekleri hakkında bir şey söylediler mi?”
💬
“Turhan en geç sabaha karşı bizi de almak için geleceklerini ya da birini göndereceklerini söyledi.”
💬
Başımı salladım. “Bir duş alıp kendime gelmem gerekiyor,” deyip ayaklandım. “Sonra eğer yemek yemediysen bir şeyler atıştırırız.”
💬
“Yemedim. Sen duştayken ben de bize sandviç hazırlayayım,” dedi gülümseyerek. Sık sık gülümsemeye çalışsa da yüzünde tedirginlik, gözlerinde korku vardı; bugün duygularını pek de saklayamıyordu.
💬
Temiz kıyafet ve havlu alıp banyoya girdim. Suyun altına girmek iyi gelmişti çünkü hava nemliydi ve nem gerçekten kötü hissettiriyordu. Temizlendikten sonra havluyla kurulandım, küçük bir havluyla da saçlarımı topladım. Üzerimi giyinip saçlarımdaki havluyu çıkarmadan banyodan çıktım. Irmak çoktan sandviçleri hazırlamış, tabakları masaya koymuş, bardaklarımızı içecekle dolduruyordu.
💬
Havlumu düzeltip karşısındaki sandalyeye oturdum. “Eline sağlık,” dedim tebessümle.
💬
“Afiyet olsun,” dedi o da gülümserken. “Her şey yolunda giderse yolun sonuna gelmiş olacaksınız.” Sandviçten bir ısırık alırken bakışlarımı yüzüne çevirdim. “Bitiyor.”
💬
Lokmamı çiğnerken sessizce başımı salladım.
💬
“Kardeşinle İstanbul’da kalmaya devam mı edeceksiniz?” diye sorunca bakışlarım yüzünde dondu, lokmam ağzımda büyüdü. “Farklı bir şehre yerleşmek de iyi olabilir sizin için.”
💬
“Bunu düşünmek için erken,” diyerek Irmak’ı geçiştirsem de kendimi geçiştiremeyeceğimin farkındaydım. “İlk önce Melin’i ellerinden kurtarayım da.”
💬
“Haklısın,” deyip dudaklarını birbirine bastırdı. Önündeki tabakta duran sandviçi eline alırken odadan gelen telefon sesiyle başını sağa çevirdi.
💬
“Biri telefonunu mu unuttu?” diye sordum kaşlarım çatılırken.
💬
Irmak kısa bir an durdu, sonra, “Turhan her ihtimale karşı telefonunu bana bırakmıştı,” diye yanıtladı ve sandalyesini geri itti. “Belki o arıyordur, ben bir bakayım.”
💬
Hâlâ çalmaya devam eden telefonu dinlerken başımı salladım ama farkındalık bir anda geldi. En son balkondayken İlkay aradığında Turhan’ın telefonu çalmıştı ve bu zil sesinin onun telefonuna ait olmadığına emindim. Irmak odaya girip kapıyı kapattığında şüphe içime bir rüzgâr gibi dağıldı. Sessiz olmaya özen göstererek ayaklanıp odanın kapısına yaklaştım. Üzerinden birkaç saat geçmişti, Turhan zil sesini değiştirmekle uğraşmazdı, ki değiştirmek için bir sebebi de yoktu. Irmak telefon değil, telefonunu bıraktı demişti.
💬
Her ihtimale karşı direkt kapının önünde durmaktansa duvar kısmına yanaştım. Irmak’ın sesini duyabiliyordum. Ne söylediğini anlamak için kulağımı kapıya yaklaştırırken tetikteydim. Bir yanım ondan şüphe duymamı saçma bulsa da diğer yanım bir aksilik olduğunu düşünüyordu.
💬
Irmak’ın, “Emin değilim,” dediğini duydum. Masada kalsaydım sesini kesinlikle duymazdım ama sesini kısık tutsa da yakınında olduğumdan duyabiliyordum. “Tamam Allah’ın cezası tamam.”
💬
Turhan’a böyle bir cümle kurar mıydı ki?
💬
“Ne zaman?” diye sordu karşı tarafa. Cümleler o kadar yüzeyseldi ki bir anlam çıkaramıyordum. “O kadar erken mi? Tamam, mesaj atarım.”
💬
Yaklaşan adım seslerini duyunca panikleyerek mutfağa girdim ve buzdolabına yaklaştım. Buzdolabını açmamla odanın kapısı açıldı. Yüz ifademi toplamaya çalışırken su şişesini alıp buzdolabından uzaklaştım. Burada olduğumu belli etmek için bilerek ses çıkararak hareket ediyordum. Raftan aldığım bardağı tezgâha bıraktığım sırada Irmak mutfağa girdi.
💬
Elimdeki su dolu bardakla birlikte ona doğru dönüp, “Ne durumdalarmış?” diye sordum.
💬
Irmak birkaç saniye öylece gözlerime baktıktan sonra elindeki telefonu cebine attı. “Birazdan Bahtiyar’ın karşısına çıkacaklarmış,” dedi sakince. “Beklediğimizden erken dönecekler sanırım.”
💬
O kadar erken mi diye sorarken bundan bahsediyor olabilir miydi?
💬
“Ne kadar erken o kadar iyi,” dedim gülümseyip. “Hadi yemeğimizi yiyelim, onlar gelince zamanımız olmaz.”
💬
“Ben de bir su alayım,” deyip yanımdan geçtiğinde adımlarımı durdurmadım ve mutfaktan çıktım. Boşa kapılan bir nem miydi yoksa devamı da var mıydı emin olamıyordum.
💬
Cebine koyduğu telefona dikkatli bakamamıştım, gerçekten Turhan’ın telefonu olup olmadığını bilmiyordum. Bir anda neden Irmak’tan şüphelendiğimi de anlamamıştım ama diken üstünde hissediyordum. Düşündüğüm gibi olsa bile nasıl bir çıkarı olabilirdi ki? Yanımızda olmak ona bir şey kazandırmazdı. Üstelik Görkem’i vurduğunu kendi gözlerimle görmüştüm ve öyle kolundan ya da bacağından da vurmamıştı.
💬
Başımı hafifçe iki yana sallayarak düşüncelerimi savuşturmayı denerken sandalyeye oturdum. Sandviçimi yemeye devam ettiğim esnada Irmak da yeniden karşıma oturmuştu. Onu dinleyip dinlemediğim konusunda endişeli görünmüyordu, gayet rahattı. Irmak’ın bu rahatlığı da bana saçmaladığımı düşündürtüyordu. Aslında aklıma takılan şeyi direkt ona sorabilir, zil sesinden bahsedebilirdim ama eğer şüphe duymakta haklıysam bu kendimi ele vermek olurdu. Bu yüzden hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ettim.
💬
Boş tabağımı ve bardağımı alıp mutfağa götürdüm. Geri döndüğümde Irmak’ın telefonun ekranını kapatıp cebine koyduğunu gördüm. Telefonun siyah olduğu dikkatimden kaçmadı. Turhan’ınki de siyahtı. Sanırım gerçekten telefon Turhan’ındı ve ben de zil sesi konusunda yanılıyordum. Derin bir nefes alıp kendimi koltuğa bıraktım. Şu an beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu, kaç saat bekleyeceğimi de bilmiyordum ve canım gerçekten sıkılmaya başlamıştı.
💬
Melin iyi olduğunu söylemiş olsa da aklım ondaydı. Bir insan esirken ne kadar iyi olabilirdi ki? Onun zor geçen günlerini düşünmek nefes almamı zorlaştırıyordu. Nasıl ki babam benim gözlerimin önünde öldüyse annem de onun gözlerinin önünde ölmüştü. Melin’le karşılaştığımız günü düşündüm. Bakışları… Ben de mi dışarıdan öyle görünüyordum?
💬
O varken bile kaldığı yerden hayatıma devam etmek zor geliyordu. O ne düşünüyordu?
💬
Biliyordum, bizim için henüz gerçek bir karşılaşma yaşanmamıştı. Biz daha Melin ile kavuşacak, yaşananları konuşacak, konuşamasak bile susarak içimizdekileri kusacaktık. Korkuyordum. Duyacaklarımdan, ayrıntılardan, bana benzemiş olma düşüncesinden. Hepsinden korkuyordum. Bir yanım o günün hemen gelmesini isterken diğer yanımda köşe bucak kaçmak, ortadan kaybolmak istiyordu. Ortadan kaybolsaydım her şey biter miydi?
💬
Ben babasından korkarak büyüyen bir çocuk olmamıştım. Babamın yokluğunun bünyemde yarattığı korkuyla başa çıkamıyordum. Babamın yok oluşunu, hayatımda hiç var olmamış gibi bir anda, birkaç dakika içinde kayboluşunu kabullenmiştim ama annem… Melin’i gördüğümde içimde parlayan o umut ışığını hatırladım. Koca bedenimdeki bir boşlukla başa çıkmak yeterince zorken bir yenisinin daha yer edinmiş olması beni aklımı kaybetmeye, delirmenin kıyısına vurmaya itiyordu.
💬
Kendi içimde babamdan rahatça bahsederken annemden kaçıp durduğumu fark ettim. Zihnim babamın ölümünü cesedini gördüğü için mi kabullenmişti bilmiyordum ama annemin ölümünü bir türlü kabullenemiyordu. Hâlâ kapı çalacak ve annem güler yüzüyle içeri girecekmiş gibi geliyordu. Güzel güler yüzünü hatırlayınca sertçe yutkunarak başımı eğdim ve çıplak ayaklarıma baktım. Zihnimde ayaklarım parkenin üzerinde değil de suyun içindeymiş gibi anlık bir görüntü canlandığında hızla bacaklarımı koltuğun üstüne çektim.
💬
“İyi misin?”
💬
Irmak’ın sesini duymak irkilmeme neden oldu. Başımı ona doğru çevirdiğimde şaşkınlıkla bana baktığını gördüm.
💬
“İyiyim,” diye mırıldandım bakışlarımı ondan uzaklaştırırken. “Sıkıldım biraz.”
💬
Irmak keyifsiz bir şekilde gülüp, “Ben de öyle,” dedi. “Evime dönmek istiyorum.”
💬
“Yakında döneceksin,” dedim ona bakmadan. “Güçlü bir kadınsın, her şey senin için daha güzel olacak.”
💬
“Sen de öylesin,” deyince dudaklarımı birbirine bastırdım. Bundan emin değildim. “Tanıdığım en güçlü insanlardan birisin hem de.” Başımı çevirip ona baktığımda gülümsedi. “Ben biraz uzansam senin için sorun olur mu? Bizimkiler gelmeden biraz dinlenmek istiyorum.”
💬
Bugün o da sık sık dinlenmek istiyordu. Tebessüm edip, “Keyfine bak,” dedim.
💬
Irmak’ın odaya çekilmesiyle tamamen yalnız kalmak sandığım gibi iyi olmadı. Boğuluyormuş gibi hissettiğimden kendimi balkona attım; gidebileceğim başka bir yer yoktu. Evin etrafında adamlar olsa da binadan çıkmam tehlikeli olurdu. Köşeye oturup sırtımı korkuluklara yasladım, kollarımı göğsümde bağladım. Acaba diğerleri şu an ne durumdalardı? Geceyi anlattıkları kadar kolay bir şekilde atlatamayacaklarının farkındaydım. Bu ihtimalden ne kadar nefret etsem de Bahtiyar’ı yakalayamayacak olsalar bile sağ salim dönmelerini istiyordum.
💬
Yanağımı demir korkuluğa yaslayıp sokağı izlemeye başladım. Binanın yakınlarında birkaç silüet görmüştüm ve onların bizi korumak için burada olduklarını biliyordum. Tibet’in anlamadığı bir diğer şey de buydu. Sırf dışarıdan zarar görmeyeyim diye etrafımı kurşungeçirmez camlarla da sarsa içten içe aldığım o darbelere, zarara karşı beni koruyamazdı. Bunu ben bile yapamıyordum. Bir yerde yapamıyor değil, yapmıyordum. Denesem de bir işe yaramayacağını biliyordum.
💬
Evin içinden gelen sesleri sakince dinledim. Irmak da rahatça uzanamıyor olmalıydı. Başımı çevirip içeriye bakmaya çalıştım ama bir şey göremedim. Sonra Irmak’ın kısık bir sesle, “Lavaboda sanırım,” dediğini duyunca kaşlarım çatıldı. Kiminle konuşuyordu?
💬
Tam yerimden kalkacakken bir adamın, “Emin misin?” diye sorduğunu duydum. Ses tanıdık değildi. Korumalardan biri olabilir miydi?
💬
“Banyonun ışığı yanıyor,” dedi Irmak yine kısık bir sesle. Balkonun kapısı açık olmasa onları duyamazdım.
💬
Adamın, “İyi, ben onu paketleyeyim, sen de aşağı in hemen,” demesi üzerine afalladım. Paketlemek mi? Tibet ya da Turhan’ın göndereceği adamlardan biri olamazdı.
💬
Farkındalıkla gözlerim irileşirken ses çıkarmamaya özen göstererek ayağa kalktım ve duvar kenarına sindim. Irmak bizi ele vermiş olamazdı değil mi? Başımı hızla çevirerek etrafıma bakındım, aşağıda adamlar yoktu, nereye kaybolmuşlardı? Gözlerim yan dairenin balkonuna kaydığında tüylerim ürperdi. Ya yakalanacaktım ya da ölecektim. O adamın beni ele geçirdiği gibi öldüreceğini bilsem kılımı kıpırdatmazdım ama tekrar bana eziyet etmelerine izin vermeyecektim.
💬
Önce çıplak ayaklarıma ve iki balkon arasındaki mesafeye, ardından da içeri doğru baktım. Balkon karanlıktı. Irmak kapıya ilerlerken adam ortalıklarda görünmüyordu, muhtemelen beni bulmak için banyoya gitmişti. Fazla zamanımın olmadığını fark edince panikledim. Ayağımı mermere bastırıp kendimi yukarı iterek korkuluklara yaslandım, yavaşça korkuluğun arka kısmına geçtim. Üçüncü kattaydık, balkonlar birbirine çok da uzak değildi ama yanlış bir harekette kendimi kaldırımda bulabilirdim. Dişlerimi sıkarken burnumdan sert bir nefes verdim. Ölecek de olsam tekrar Bahtiyar’ın eline düşmeyecektim.
💬
Kendime daha fazla düşünme fırsatı vermeden hızla sıçradım. Ellerim diğer balkonun korkuluğunu kavramış olsa da savrulan bedenim betona çarpmıştı. Karnımda hissettiğim ağrıyla çığlık atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım fakat acı iniltime engel olamadım. Ne söylediğini anlamasam da adamın sesini duyunca hareket etmem gerektiğini fark edip bedenimi yukarı çekmeye çalıştım. Bacağımı yukarı atıp ayağımı mermere bastırdıktan sonra korkuluktan güç alarak bedenimi yukarı ittim. Balkona kendimi atana kadar birkaç darbe daha aldığım için resmen zemine yığılmıştım.
💬
Esir edildiğim süre boyunca aldığım darbelerden dolayı hassaslaşan bedenim şimdi tamamen tükenmiş gibiydi. Hareketlilik hissedince bedenimi duvara doğru yuvarladım ve beni görmemesi için duvar kenarına sindim. Evde olmadığımı anlayınca bu daireye de gelirler miydi? Ne yapacağımı bilemeyerek öylece bekledim. Birilerine haber veremezdim, telefonum yoktu. Şimdi ne yapacaktım?
💬
Melin’in bahsettiği kadın Irmak olabilir miydi? Eğer öyleyse Irmak kendisinden bahsedildiğini anlamış ve harekete geçmişti.
💬
Adamın bağırarak, “Nerede bu kadın?” diye sorduğunu net bir şekilde duyunca balkona çıktığını anladım. Evet, kesinlikle iyi niyetle burada değildi.
💬
Irmak gerçekten de başka biriyle konuşmuştu. Bunu neden yapmıştı?
💬
“Yarım saat önce yanındaydım,” dedi Irmak. “Haber vermeden dışarı çıkmaz.”
💬
Hakkımdaki bu doğru söylemi midemi bulandırdı.
💬
“Kuş olup uçmadı ya,” dedi adam öfkeyle. Yakalanma ihtimalim olduğundan burnumun ucunu bile çıkaramıyordum. Adam, “Kız yok, binanın etrafına, sokaklara falan bakın,” deyince başka biriyle konuştuğunu anladım. Muhtemelen telefonla konuşuyordu.
💬
“Diğerlerinin gelmesine az kaldı, ne yapacağız?” diye soran Irmak’tı. Ona karşı içimde öyle bir nefret oluştu ki bunu ayaklarıma kapansa bile yok edemezdi. Neden Tibet’in etrafındaki herkes bir ihanetin içindeydi? Güvenecek kimse mi yoktu?
💬
Adam, “Buluruz şimdi,” dese de sesi kendinden emin çıkmamıştı.
💬
İçeride birileri var mıydı, seslerden dolayı dışarı çıkıp beni balkonda bulunca ne yaparlardı bilmiyordum. Öyle bir durumda sorun yaşanmaması için beni ele verebilirlerdi. Sonuçta karşılarında normal insanlar yoktu ve bunu fark edince haklı olarak korkabilirlerdi. Olduğum yerden kıpırdamadan sesleri dinledim. Sokakta da koşuşturan, konuşan insanlar vardı. Tibet ne zaman gelirdi?
💬
“Fark edip kaçma ihtimali yok,” dedi adam kendi kendine konuşur gibi. Hâlâ balkondalardı. “Buradan atlasa geberip gider.” Bir an gözlerinin bulunduğum balkona kaydığını düşündüm ve bu ürpermeme neden oldu. “Ben gelmeden önce çıkmış olmalı.”
💬
“Turhanların diktiği adamların onu öylece salacağını sanmam,” dedi Irmak. Sesinde tuhaf bir çaresizlik vardı. İşlerin planladığı gibi gitmemiş olması onu korkutmuştu, farkındaydım. “Başım belaya girecek.”
💬
“Girmediğini mi sanıyorsun?” diye sordu adam alaycı bir sesle. “Görkem’i vurdun. Ölseydi seni de arkasından yollarlardı.”
💬
Irmak öfkeyle, “O it herif bunu hak etti,” deyince kaşlarımı çattım. Demek ki Görkem’i vurması bir oyun değildi. Irmak olayların içinde nerede duruyordu?
💬
“İz yok, ne yapacağız?” diye soran farklı bir adamdı.
💬
“Biraz bekleyelim,” dedi diğer adam. “Geri dönmezse gideriz. Sen burada kalırsın Irmak, yine haberleşiriz.”
💬
“Kafayı mı yedin?” Irmak’ın sesi hem şaşkın hem de öfkeli çıkmıştı. “Niran benim bunu yaptığımı biliyorsa ve diğerlerine anlatırsa fişimi çekerler.”
💬
Adam umursamaz bir tavırla, “O kısmı sen düşün,” dediğinde Irmak’ın verdiği öfke dolu nefesi bile duyabilmiştim. “Ahter’e açıklamayı sen yapacaksın.”
💬
Ahter. Ben bu ismi nereden hatırlıyordum?
💬
Rahatsız bir pozisyondaydım ve vurduğum yerler ağrıdığından kıvranmamak için zor duruyordum. Karnımdaki ağrı nefes almamı bile zorlaştırıyordu. Daha ne kadar böyle sessizce durabilirdim? Adamlar gidene kadar beklesem ve sonrasında hiçbir şey olmamış gibi eve dönsem durumu toparlayabilir miydim? Adamların gittiğinden nasıl emin olabileceğimi bilmiyordum. Çıktığım an tepeme binebilirlerdi. Ne yapacağımı düşünürken seslere odaklanamadım. Tek dileğim Tibet ve diğerlerinin bir an önce gelmesiydi.
💬
Gözlerim bulunduğum balkonun kapısına kaydı, kapı aralık duruyordu. İçeride bir telefon bulabilsem bile arayabileceğim tek kişi babaannemdi, sadece onun numarasını ezbere biliyordum. Babaannemi arasam ve Başer’i aramasını, Başer’in bana aradığım numaradan ulaşmasını istesem işe yarar mıydı? Babaannemi telaşlandıracağım kesindi ve Başer de telefonla konuşamayacak bir durumda olabilirdi. Çıkar yol ararken seslerin uzaklaştığını fark ettim, eve girmişlerdi.
💬
Sessizce, “Kahretsin ya,” diye sızlanırken bir elimi karnıma bir elimi de duvara bastırdım ve ayağa kalkmaya çalıştım. Şu an önemli bir iş üzerindelerdi, Tibet’in haberi alınca her şeyi bırakıp geleceğini biliyordum ve bunu istemiyordum. Dayanmam gerekiyordu.
💬
Sırtımı duvardan ayırmadan bedenimi ite ite balkon kapısına yaslandım. Şansım varsa içeride bir köşeye sığınabilirdim, balkondan daha güvenli olurdu. Tam içeri girecekken zilin çaldığını duyunca gözlerim hissettiğim panikle büyüdü. O herifin şüphelendiğini anlamıştım! Bir yere saklanmam gerekiyordu. Hızla perdeyi itip kendimi içeri attım. Balkonda kalamazdım, açık hedef olurdum. Zil bir kez daha çalınca telaşım arttı, aklıma ilk gelen yere girdim. Koltuğun arkasına. Büyük koltuğun arkasındaki dar alana yan bir şekilde sığmaya çalıştığım esnada bir kapı açılma sesi duydum, demek ki evde birileri vardı.
💬
Ayaklarımı içeri çekip tamamen kendi içime sindim. Koridorda ilerleyen ayakları izlerken nefesimi tuttum. Kapıyı açan bir kadındı. Bir süre sonra Arapça konuştuğunu duydum ama ne söylediğini anlamadım. Karşısındaki adam Türkçe, “Çekil,” diyerek karşılık verdi ve ardından bir patırtı koptu. Kadının bağırışıyla elimi ağzıma kapattım. Biri hızla bulunduğum yere, salona girdi. Birkaç saniye salonun ortasında dikildikten sonra balkona çıktı. Zaten bu eve gelip bakmasalar şaşırtıcı olurdu, o adamın balkonlar arasındaki mesafeyi gördüğü kesindi.
💬
Adam bir süre sonra içeri girdi ve bağırışlar devam etti. Kapılar açılıp kapandı, ayak sesleri hiç susmadı. Işıkları açmalarından korkuyordum çünkü karanlıkta gizlenmek kolay olsa da etraf aydınlandığında beni burada bulmaları çok zor olmazdı. Irmak’la konuşan adamın tanıdık, öfke dolu sesini duyabiliyordum. Türkçe küfürler ediyordu. Koltuğun alt kısmından salona birilerinin girdiğini gördüm; iki çift ayak vardı, biri bir kadına, diğeri de bir çocuğa aitti. Benim yüzümden başlarına bir şey gelmemesi için dua ettim. Herhangi bir ters durum olursa hiç düşünmeden saklandığım delikten çıkardım, kendi canım için masum insanları riske atamazdım.
💬
Çok geçmeden gelen adamların evi terk etmesiyle gözlerimi yumarak şükrettim. Kadının ve çocuğun ağladığını, bir adamın korku dolu sesiyle onlara bir şeyler söylediğini duyuyordum. Muhtemelen kadının eşi, çocuğun babasıydı. Onlar anlamadığım bir dilde konuşurken ne yapacağımı düşündüm. Onlara fark ettirmeden buradan çıkmam gerekiyordu. Dillerini bilmiyordum ve beni gördükleri anda verecekleri tepkileri de az çok tahmin edebiliyordum. İşler daha da karmaşık bir hâl alıyordu.
💬
Koltuğun kenarından kafamı hafifçe çıkarınca adamın eline telefonu aldığını gördüm. Siktir! Kesinlikle polise arayacaktı. Bir bakıma polisin gelmesi iyi olurdu, o herifler çil yavrusu gibi dağılırdı ama kabak benim başıma patlardı. Gözlerimi yumup dişlerimi sıktım. Başka çarem yoktu. Elimi yere bastırıp bir anda ayağa kalkmamla kadın ve adamın korkulu bakışları bana döndü. Kadın çığlık atarak adamın koluna yapıştığında bağırmaya devam etmemesi için beyhude bir çabayla elimi kaldırdım.
💬
“Dur,” diye mırıldandım. Elimi iki yana salladım. “Kötü biri değilim.”
💬
Kadın adama yapışmış şekilde korkuyla bana bakarken küçük erkek çocuğu da annesinin arkasına saklanmıştı. Adam ailesiyle birlikte bir adım geri çekilirken, “Türk?” dedi sorar gibi.
💬
Başımı hızla sallayıp, “Evet, Türk’üm,” dedim kısık bir sesle. “Size zarar vermeyeceğim. Türkçe biliyor musun?”
💬
Adam çatık kaşlarla yüzüme bakarken bir süre sustu. Kollarını eşine ve çocuğuna sardı. “Biraz anlıyorum,” dedi yarım yamalak bir Türkçeyle. “Kimsin?”
💬
Gözlerim hâlâ elinde tuttuğu telefona kaydı. Neyse ki polisi aramadan dikkatlerini dağıtabilmiştim. “O adamlardan kaçıyorum,” dedim parmağımla dış kapıyı işaret ederken. Bu kez parmağımı balkona doğru çevirdim. “Oradan girdim. Beni öldüreceklerdi. Birazdan buradan gideceğim, korkmayın.”
💬
Adam Arapça bir şeyler söylerken bana bakıyordu ama cümlelerini eşi için kurduğunu biliyordum. “Seni neden,” dedi, durdu, “öldürecekler?”
💬
“Babamı ve annemi öldürdüler,” dediğimde kadın anlamasa da adam anlamış olmalı ki duraksadı. “Beni de öldürmek istiyorlar. Sadece on, on beş dakika daha kalmama izin verin. Sonra gideceğim.”
💬
Söylediklerimin ne kadarını anladı emin değildim ama kendimi ne şekilde ifade edebileceğimi bilmiyordum. Kadın sorguyla eşine bakarken adam gözlerini benden ayırmıyordu. Beni hâlâ bir tehdit olarak gördüğünün farkındaydım, ona hak da veriyordum. Sonuçta onun ve ailesi için gerçekten bir tehdittim. O adamların tekrar gelmesinden endişe ediyor olması çok normaldi. Adam eşine bir şeyler söylerken kadının gözleri sık sık bana kaymış, yüz ifadesi yavaşça değişmişti. Şimdi bakışlarında korku değil hüzün vardı. Bana öyle gözlerle bakarken ona bakmak istemedim.
💬
Kadın başını sallayıp çocuğu da alarak salondan çıktığında, “Otur,” dedi adam eliyle koltuğu göstererek.
💬
“Teşekkür ederim,” diye mırıldanıp koltuğun arkasından çıktım. Ben büyük koltuğa otururken adam da çaprazımdaki berjere oturmuştu. “Beni bulamadılar,” dedim, cümlelerimi anlayabilmesini umarak kısa tutuyordum. “O yüzden tekrar gelmeyeceklerdir.”
💬
“Nereye gideceksin?” diye sordu. Kelimeleri yanlış telaffuz ediyor olsa da en azından anlayabiliyordum. “Polisi arayalım.”
💬
“Hayır hayır,” dedim elimi sallayarak. “Nereye gideceğimi biliyorum. Adamların buradan uzaklaşmasını bekliyorum.”
💬
“Sana su getireyim,” dedi. Sık sık bakışları karnımdaki elime kaymıştı, bir terslik olduğunu anlamış gibiydi.
💬
“Türkçeyi nereden biliyorsun?”
💬
Salondan çıkarken bana bakmadan, “Patronum Türk, çalıştığım yerde de Türkler var,” diye yanıtladı. Bende bu şans varken adamın patronunun kesin Bahtiyar’la bir bağlantısı olurdu. Neyse ki irdeleyebileceği bir konu değildi.
💬
Adam dönene kadar bekledim, sonrasında da aramızda bir konuşma geçmedi. Hatta on beş dakika dememe rağmen yarım saat sürse de ses çıkarmamış, bir süre sonra ailesinin yanına gitmişti. Bana istediğim zaman gidebileceğimi söylediğinde ona nasıl teşekkür edeceğimi şaşırmıştım. Sabaha kadar kalıp onları daha fazla huzursuz etme niyetinde değildim. Adamlar gitmemiş olsa da bir şekilde buradan çıkmayı düşünüyordum. İyi niyetlerini suistimal edemezdim.
💬
Bir ara balkona çıkıp gizlice etrafı kolaçan etmiş, etrafta kimseyi görememiştim. Sonra yan daireden gelen sesleri duyunca adamın hâlâ gitmediğini anlamıştım. Ben oradan çıkalı bir saati geçmiş olmalıydı, neden hala gitmemişlerdi? Tibetlerin ne zaman döneceğini, şu an ne durumda olduklarını merak ediyordum. Adam bana istersem kullanabilmem için telefonunu da bırakmıştı fakat kullanıp kullanmama konusunda kararsızdım. Saat epey geçti, babaannem zaten diken üstündeyken onu daha çok korkutmak da istemiyordum.
💬
“Biraz daha bekleyeyim,” diye mırıldandım kendi kendime. “Belki onlar gider ya da Tibetler döner.”
💬
Bacaklarımı koltuğun üzerine çekip bakışlarımı balkondan dışarı çevirdim. Adamlar yine bu eve gelir diye de tedirgindim. Aklım hâlâ almıyordu, Irmak bunu neden yapmıştı? Onun samimi, içten biri olduğunu düşünmüştüm. Ben bir şekilde paçayı kurtarmışım gibi görünüyordu ama Turhan bunu öğrendiğinde nasıl bir tepki verecekti merak ediyordum. Irmak’a değer veriyordu. İhanete uğramış gibi hissedeceği kesindi.
💬
Ortam o kadar sessizdi ki sokaktaki adım seslerini net bir şekilde duyabilmiştim. Gidiyorlar mıydı? Koltuktan kalkıp balkon kapısına yaklaştım. Balkona çıkarsam muhtemelen beni görürlerdi ama gidip gitmediklerinden emin olmam gerekiyordu. Yere çöküp balkonda emekleyerek ilerledim. İlk önce yan balkona baktım, kimse yoktu. Kafamı hafifçe kaldırıp aşağıya bakmaya çalıştım. Binanın önünde beyaz bir cip vardı. Bir adam sürücü koltuğuna yerleşirken diğeri yanındaki koltuğa geçti. Dışarıda üç adam kalmıştı. İkisi daha bindiğinde gözlerim tek başına aracın yanında dikilen herife saplandı.
💬
Adam etrafı kolaçan etti, sonra binaya doğru döndü. Ummadığım anda kafasını kaldırdığında geri çekilmek için geç kalmıştım. Adamın beni gördüğü an duraksadığını gördüm ve bana bakarak, “Sen,” dedi. Konuşmasıyla eş zamanda yüzüne bir ışık yansıdı. Sokağa giren bir başka aracın far ışıkları yüzüne çarpıyordu.
💬
Başını çevirip gelen araca baktıktan sonra bir küfür savurup beyaz cipe atladı. O araca binerken sokağa giren diğer araç da hızlanmıştı. Umutla o araca baktım ve gelenlerin bizimkiler olduğunu görmek içimi öylesine rahatlattı ki bir anlığına bedenimdeki ağrıları unuttum. Hızla ayağa kalkıp içeri girdim, adımlarımı yavaşlatmadan kapıya yöneldim ve evden çıktım. Rahatsız olmamaları için kapıyı yavaşça kapatmıştım.
💬
Kaldığımız daireye giderken tüm duygular geri çekildi ve öfke bedenimi sardı. Sertçe kapıya vurup Irmak’ın açmasını bekledim. Evdeydi, biliyordum, adamlar onu yanına almamıştı. Bir kez daha kapıya vurmak için elimi kaldırmıştım ki Irmak kapıyı açtı. Apartman boşluğundan bizimkilere ait sesler yükseldi. Irmak gülümseyerek, “Neredeydin?” diye sorunca gözlerimin önünde şimşekler çaktı.
💬
Kaldırdığım elimi indirmedim, öne doğru atıp parmaklarımı Irmak’ın boynuna sardım ve onu duvara yapıştırdım. Irmak iri gözlerle yüzüme bakarken, “Sen bir faresin,” dedim dişlerimin arasından. “Nasıl bu kadar aptal olabilirsin?”
💬
“Ben,” dedi ama boğazını daha sıkı kavrayınca cümlesine devam edemedi.
💬
“Beni onların eline verecektin!” diye bağırdım yüzüne doğru. İçeri giren adamların farkında olsam da onlara bakmadım. Irmak’ın boynunu bırakmadan onu salona doğru sürükledim.
💬
Turhan, “Ne yapıyorsun?” diye öfkeyle sorarken bize yaklaştı. Başer kapıyı kapattı ve Tibet öylece durmuş bana bakıyordu.
💬
Irmak’ı sertçe koltuğa doğru itip, “Beni o adamlara verecekti!” diye bağırdım tekrardan. Bağırmak karnımdaki ağrıyı arttırdığından iki büklüm olmamak için kendimi zor tuttum.
💬
Tibet’in, “Demek bu yüzden,” diye mırıldandığını duydum.
💬
Turhan afalladı. “Ne?”
💬
Gözlerimi Irmak’ın dolan gözlerinden ayıramıyordum. “Amacın neydi?” diye sordum.
💬
Öfkeyle ona yaklaşacakken Turhan kolumu tutup, “Yanlış yapıyorsun,” dedi ama bu söylediğine kendi bile inanmıyor olmalıydı.
💬
Hızla Turhan’a doğru döndüm ve “Neyi yanlış yapıyorum?” diye sordum. “O adamlarla konuştu, onları buraya çağırdı. Ellerinden nasıl kaçtım biliyor musun sen?” Hırsla tişörtümü yukarı çekip morardığına emin olduğum karnımı gösterdim. “O it sürüsünün tekrar eline düşmemek için ölmeyi bile göze aldım.”
💬
Karnımda koca bir morluk vardı. Aynı şekilde kaburgamın yan kısmındaki çizikler ve morarmalar da aldığım darbelerin şiddetini gözler önüne seriyordu. Turhan kafasını eğip bakmadı ama ona neyi gösterdiğimi biliyordu. Tibet abisini sert bir hareketle kenara iterken, “Ona dokunma,” dedi. Turhan normalde bu darbeyle yerinden kıpırdamazdı belki ama şimdi resmen sarsılmıştı. Tibet tişörtümü indirirken gözlerini benden ayırmadı. “Düştün mü?”
💬
Bakışlarımı Turhan’dan çekmeden, “Diğer balkona atlamak zorunda kaldım,” dedim dişlerimin arasından.
💬
Tibet alt dudağını ağzının içine yuvarlayıp dişlerini çenesiyle alt dudağı arasındaki boşluğa saplarken bakışlarını Irmak’a çevirdi. “Bahtiyar gelmedi,” dedi sinirle. “Sen haber verdin.”
💬
Duraksadım. “Bahtiyar gelmedi mi?”
💬
“Seni bir hastaneye götüreyim,” dediğinde kolunu sıkıca tutup, “Bahtiyar gelmedi mi?” diye tekrarladım sorumu.
💬
“Gelmedi, biz de paçayı zor kurtardık. Takip etmediklerinden emin oluncaya kadar beklediğimizden bu kadar geç geldik. Sonra beni bir şey huzursuz etti,” dedi ve yüzümdeki bakışları Irmak’ın yüzüne indirdi. “Neden bunu yaptın?”
💬
Omzumun üzerinden Irmak’a baktığımda öfkem yine körüklendi. Irmak bir Turhan’a bir Tibet’e bakıyor, gözlerini benim yüzüme değdirmiyordu. “Öyle olması gerekiyordu.”
💬
Tibet öfkeyle alay karışımı bir gülüşle ona baktı. “Öyle gerekiyordu?”
💬
Bu kez, “Neden bunu yaptın?” diye soran Turhan’dı. “Görkem’i vurdun, seni oradan kurtardık. Sen kötü bir hâldeydin, kötü şeyler yaşamıştın.”
💬
Turhan’ın ses tonundaki o tını beni duraksatınca bakışlarım ona kaydı. Turhan’a baktığıma pişman oldum. Yüzündeki o ifadeyi görmemeliydim, görmeseydim daha az öfkeli hissedebilirdim. Öyle büyük bir hayal kırıklığıyla bakıyordu ki Turhan için üzüldüm. Onu böyle bir hâlde göreceğim hiç aklıma gelmezdi. Hatta sırf Tibet bana ilgi duyuyor diye, işleri batırır diye başlarda bana bile öfkeyle yaklaşmıştı. İşleri batırmış gibi mi hissediyordu?
💬
Irmak, “Görkem’i vurmam bir oyun değildi,” dedi, benim de bildiğim bir gerçeği onlara söylemişti. “Sizi ele vermedim, aksine sizin için en iyisi buydu. Bahtiyar orada olsaydı sanıyor musunuz ki ölmeden oradan çıkabilirdiniz?”
💬
Tibet, “Niran’ı önlerine yem diye attın,” derken sesini yükselmişti. “Sen buna iyilik mi diyorsun?”
💬
“Üzgünüm, Tibet. Niran iyi bir kız, onu sevdim ama bazı şeyleri feda edebileceğim kadar tanımıyordum,” deyince gülmeden edemedim.
💬
“Onu buradan götürmezseniz iyi şeyler olmayacak,” dedim Tibet’in gözlerinin içine bakarak. “Onu buradan götürün.”
💬
Tibet gözlerime bakarken, “Turhan,” dedi. “Irmak’ı götür.”
💬
“Nereye götüreceğim?”
💬
“Ya da dur,” deyip Irmak’a döndüm. “Benim daha iyi bir fikrim var.”
💬
Irmak’a doğru eğildiğimde geri çekildi. Ona küçümseyici gözlerle bakarken elimi cebine sokup telefonu aldım, ardından kolundan tutarak ayağa kaldırdım. Turhan engel olmak istiyor gibi baksa da olmadı. Irmak’ı odaya sokup kapıyı üzerine kilitledim. Telefonun kilidini kaldırıp mesaj kısmına girdim. “Yanınızda silah var değil mi?” diye sorarken mesaj yazıyordum.
💬
Başer şaşkınlıkla, “Silah mı?” diye sorarken Tibet, “Ne yapıyorsun?” diye sormuştu.
💬
“Onlar tarafından itilip kakılmaktan çok sıkıldım,” dedim ve yazdığım mesajı gönderdim. “Kendi bildiğim şekilde davranacağım.”
💬
Tibet tekrar, “Ne yapıyorsun, Niran?” diye sorunca cevap vermek yerine telefonu ona verdim. Mesajı okudu, sonra öfkeyle bana baktı. “Adamları buraya mı çağırdın?”
💬
Evet, öyle yapmıştım. Onlara Tibetlerin peşlerine düştüğünü, geriye sadece Başer’i bıraktıklarını, Tibetleri atlatıp geri dönmelerini ve Niran’ı, yani beni almalarını söylemiştim. Bir de sanki hiçbir şey anlamamışım, Irmak ifşalanmamış gibi lanse etmiştim. Nasılsa beş kişiydiler, Başer’i kolayca oyun dışına itebilirlerdi. Yemi yutup gelirler miydi bilmiyordum ama gelmelerini umuyordum.
💬
Tibet’in vermeyeceğini bildiğimden Başer’e yaklaşıp, “Silah,” dediğimde Başer kaşlarını çatarak yüzüme baktı. “Mümkünse susturucu da.”
💬
“Saçmalamayı bırak. Turhan, Irmak’ı çıkar, gidiyoruz,” deyince Tibet ona doğru döndüm.
💬
“Canım şu an yeterince yanıyor,” dediğimde yüzüme bakakaldı. “Beni uğraştıracaksan abini de alıp gidebilirsin ama Irmak burada kalacak.”
💬
“Sen ne dediğinin farkında mısın?”
💬
“Gayet farkındayım,” dedim bomboş bir ifadeyle bakarken. “Boku bokuna ölecek olan sen değildin. Her şeyi sineye çekmekten, kaçıp durmaktan çok sıkıldım.”
💬
Tibet bir süre öylece yüzüme baktıktan sonra belinden silahı çıkardı, ardından diğer elini abisine doğru uzatıp salladı. Turhan cebinden çıkardığı susturucuyu tereddütte kalmış bir şekilde kardeşine verdi. Tibet susturucuyu silaha takarken gözlerini gözlerimden ayırmadı. İşi bitince silahı bana uzattı ve “Yaşarım sanıyorsun,” dedi.
💬
Belki bunu diğerleri farklı anladı ama ben ne demek istediğini biliyordum. Ölecektim demiştim, ölseydin yaşar mıydım sanıyorsun diye karşılık vermişti. Bu yalnızca ikimiz arasında geçen, farklı cümlelerin arkasına saklanmış kısa bir konuşmaydı. Silahı alırken bir karşılık vermesem de gözlerim gözlerindeydi.
💬
Bildirim sesiyle bakışlarımız birbirinden ayrıldı. Tibet elindeki telefonun ekranına baktı, ardından, “Beş dakikaya buradalar,” dedi. Turhan’ın belli etmemeye çalıştığı paniği gördüm. Ne yapmaya çalıştığımı bilmiyordu ama öğrenmek için de bir adım atmıyordu. Beni engelleyecek miydi?
💬
Gözlerim yavaşça Turhan’a döndü. “Bir kez daha beni engellemek için hareket edecek olursan, zarar görecek dahi olsan durmam,” dediğimde kaşları çatıldı. “Beni böyle bir yükün altına sokma.”
💬
Sana zarar vermek istemiyorum, lütfen karşımda durma.
💬
“Ben bir aptal değilim,” derken göz ucuyla Tibet’e bakmıştı.
💬
Gülümsedim. “Öyle mi dersin?”
💬
Bir şey söylemedi. Söylemesine de gerek yoktu.
💬
Onlar gelmeden önce Başer aşağı inip aracı başka bir yere park etti. Gelmeleri beş değil on dakikayı bulmuştu. Başer dairenin dışındaydı, çatıya çıkan merdivenlerin olduğu kısımda gizlenmişti. Turhan, Irmak’ı çıkardığımız odaya girerken Tibet de balkona çıkmıştı. Silahı belime sokup gizlerken gözlerim Irmak’taydı. Koltukta oturuyordu ve diken üstündeydi. Kapıyı açacak, daha önce yaptığı gibi o adamı içeri alacak olan o olacaktı.
💬
Biri kapıyı tıklattığında Irmak bana baktı. Başımla kapıyı işaret edince ayağa kalktı. Özellikle yüz ifadesini normal tutmasını istesem de pek beceremiyordu. Onu öldüreceğimi mi düşünüyordu? Dişlerimi sıkarken mutfağa yöneldim ve Irmak kapıyı açtı. Adamın içeri girdiğini ayak seslerinden anladım. “Döndüler mi?” diye seslendim içeri doğru. Ondan bir cevap beklemiyordum, adam duruma uyanmasa yeterdi.
💬
Mutfaktan çıktığım anda adam gülümseyerek, “Döndüm,” dediğinde öylece ona baktım. Ses tonundan kim olduğunu, eve ilk giren adam olduğunu anlamıştım. “Şimdi sen de benimle geliyorsun.”
💬
“Hiç sanmıyorum,” dememle dairenin dışında bir gürültü koptu. Başer adamlardan biriyle ilgileniyor olmalıydı. Karşımdaki adam kaşlarını çatarak kapıya doğru baktı, tekrar bana döndüğünde de ona doğrulttuğum silahla burun buruna geldi. Bu durum onu şaşırtmış olmalı ki bir silaha bir de Irmak’a bakmıştı. “Bahtiyar için hareket etseniz de sen Bahtiyar’ın adamı değilsin, değil mi?”
💬
Adam bana doğru bir adım attığında Tibet balkondan çıktı ve adam hızla elini beline attı. Odadan çıkan Turhan, silahı adamın ensesine dayarken, “Bekle bakalım,” dedi sertçe.
💬
“Ahter’in adamısın,” dediğimde karşımdaki herifin kaşları çatıldı. Tibet’in de bakışları bana dönmüştü. “Cevap verecek misin? Ona göre soru sorayım. Vermeyeceksen seni öldüreceğim.”
💬
Adamın yüz ifadesi sertleşse de gözlerinde alaycı bir parıltı da vardı. “Öldür.”
💬
“Pekâlâ,” dedim ve namluyu biraz daha yukarı kaldırıp silahı ateşledim. Kısık, ıslığı andıran bir sesin ardından alnında delik açılan adam yere yığıldı. Irmak çığlık atarak geri adımlarken bakışlarım onu buldu. “Sen bir cevap verecek misin? Vermek istemezsen anlarım. Merak etme, sana bir şey yapmayacağım.”
💬
Başer iki adamla içeri girdi, ikisinin de ensesine silah yaslamıştı. “Diğerleri arabadaymış.”
💬
“Ben Ahter’i çok tanımıyorum,” dedi Irmak kekeleyerek.
💬
“Sen beni gerçekten salak sanıyorsun,” diye mırıldanıp silahı indirdim. Tibet’in pürdikkat bana baktığını bilsem de dikkatimi dağıtmasına izin veremezdim. “Siz biliyor musunuz beyler?”
💬
Adamlar birbirine bakınca, “Türkçe bilmiyorlar,” dedi Başer.
💬
Başımı hafifçe yana eğip, “Ahter’i tanıyor musunuz?” diye sordum. Bunu Gürcüce sormam onları duraksattı. “Irmak’ı ne kadar tanıyorsunuz?”
💬
Irmak ismini söylediğimde korku dolu gözlerini yüzüme dikmişti. Gürcüceyi çok bilmiyordum ama basit cümleleri kurabiliyor, anlayabiliyordum. Ahter’in kim olduğunu hatırladığımda onun Tiflis’te olduğunu da hatırlamıştım. İstanbul’dan ayrılırken Tibet’le uçakta onunla ilgili konuşmuştuk. Ahter ortaklardan biriydi.
💬
“Ahter bizim patronumuz,” dedi adamlardan biri. “Irmak.” Göz ucuyla Irmak’a baktı. “Irmak’ın halası.”
💬
Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. “Demek halan,” diyerek Irmak’a döndüğümde Irmak dişlerini sıkarak onu ele veren adama baktı. Diğerleri de bu detaya şaşırmıştı. “Seni halana geri gönderelim. Ben nasılsa istediğimi aldım.”
💬
Irmak’ın bu sefer gözlerinde beliren korku daha belirgindi. Halasından neden bu kadar korkuyordu? Ortada karışık bir durum olduğu belliydi ama aslına bakılırsa irdelemek istemiyordum. Tahmin etmek de zor değildi.
💬
“Başer, onu da adamlarla birlikte götür. Irmak’ı da alıp gitsinler,” dediğimde Başer başını salladı. “Cehenneme kadar yolun var, Irmak. Bir daha karşıma çıkma.”
💬
Sırtımı ona dönüp soğukkanlılığımı koruyarak mutfağa ilerledim. Irmak bir süre ne yapacağını bilemez şekilde dursa da sonunda Başer onu da dışarı çıkarmıştı. Mutfağa girmeden önce son gördüğüm de Turhan’ın da onların arkasından gittiğiydi. Silahı tezgâha bırakıp kendime bir bardak su doldurdum. Bizim de gitmemiz gerekiyordu. Evin ortasında bir ceset vardı, sabah olmak üzereydi ve çıkardığımız gürültüler binadakilerin dikkatini kesinlikle çekmişti. Her an bir polis aracı binanın önüne gelebilirdi.
💬
Kan kokusunun mide bulantımı tetiklediği sırada Tibet’in içeri girdiğini fark edince bardağı kenara bırakıp, “Biz de çıkalım,” dedim. Bunu söylerken ona bakmamıştım ama sessiz kalması başımı kaldırıp ona bakmama neden olmuştu.
💬
“Başer’in adamı yarın öğlene doğru Melin’in bulunduğu konumu atacağını söyledi. Bunu farklı bir ortamda söylemeyi düşünüyordum ama neyse,” deyince şaşkınlıktan dudaklarım aralandı, titreyen elimi tezgâha bastırdım. “Yarın gidip onu alacağız ve sonrasında Başer sizi İstanbul’a götürecek.”
💬
“Siz neden gelmiyorsunuz?”
💬
Soruma cevap vermek yerine, “Birileri gelmeden buradan çıkalım,” dedi ve bana sırtını döndü.
💬
O mutfaktan çıkarken sırtına bakakaldım. Melin’i bulmuşlardı, yarın onu kurtarabileceğimizden emin görünüyordu. Kardeşimi alıp buradan gidecektim, evimize dönecektik. Sonra ne olacaktı?
💬
Neden bizimle gelmiyordu?
💬
🌪️
💬
Merhaba, nasılsınızzz? Umarım severek okuduğunuz, beğendiğiniz bir bölüm olmuştur.
💬
Kurgu hakkında bilgilendirme yapacağım, okursanız çok sevinirim.
💬
Biliyorsunuz ki kurgularımı en başta planlıyor, planlı bir şekilde ilerliyorum. Başlarda daha uzun süreceğini düşünmüş olsam da yaptığım planlar tamamen kesinleştiğinde Lodos Vurgunu’nun birkaç bölüm sonra final vereceğini gördüm. Bazı olay ve sahneleri işlemedim çünkü çok gereksiz kısımlara girip uzatma taraftarı değildim. Tabii bu durum da finali öne çekti. Aylar önce oturup gidişata baktığımda ve hangi bölümde ne olacağını tekrar gözden geçirdiğimde 30. Bölümde finalleyeceğimizi fark ettim. Aslında bu pek de sürpriz değildi çünkü yanlış hatırlamıyorsam 14 ya da 15. bölümün sonunda kurgunun yarısına geldiğimizden bahsetmiştim. Yeni bölümün gecikmesi de biraz bu yüzdendi. Tamam kötü şeyler yaşandı, bunlar da yazma düzenimi etkiledi fakat beni asıl durduran biraz da finale yaklaşmaktı. Bu bölüm haricinde yazacağım dört bölüm daha var ve baştan savma bir şekilde ilerlemek istemedim. Onlara veda edecek olmam biraz da ağır geldi…
💬
İlk başladığımız günü hatırlıyorum, final bölümünde de neler hissedip söyleyeceğinizi merak ediyorum…
💬
Bir de Wattpad’e vpn ve Opera’dan bile zor girebildiğimi söylemiştim. Bölümü kendi sitemde de paylaşıyorum, oradan da okuyup yorum yapabilirsiniz. Okumak ve yorum yapmak için giriş yapmanıza, bir yere kaydolmanıza gerek yok. Bölümü atmak için girdiğimde profile siteyi yazacağım. Bölümleri sitede tam saatinde paylaşırım ama buraya belki birkaç saat belki bir iki gün geç atabilirim çünkü gerçekten giremiyorum. Benim gibi bu sorunu yaşayan insanlar da varmış. Cuma günü akşam dokuzda bölümü atacağım dedim, bakalım buraya ne zaman atabileceğim asjshdsjvabfkjdsk
💬
Lodos Vurgunu’nda buluşabileceğimiz birkaç bölüm kaldı… Eylül sonunda imza günleri başlıyor, bayağı yoğun olacağım ama bölümleri de halledeceğim. Kendinize iyi bakın, yeni bölümde görüşmek üzeree❤️

[Paragraf: para-1] Aşşklaaarımmm geldiii
[Paragraf: para-9] Gebermiyo bu kötüler ya üff
[Paragraf: para-23] Tibet’im… çok üzüldüm şu an kırgınlığı bana kadar geldi
[Paragraf: para-54] İmdaattttttt çok korkuyorum çok
[Paragraf: para-64] Offfff çok üzülüyorum çok üzülüyoruummmm
[Paragraf: para-108] Hayır deme öyle deme..
[Paragraf: para-118] Tibet’i böyle görmek abisi kadar beni de şoka soktu
[Paragraf: para-141] Ulan melinin dediği kadın ırmak çıkçak dimi bu kızın hep bi ikilemde hissettirişi
[Paragraf: para-172] Niranım hala konduramıyo oluşun inanılmazdı gerçekten kıza bak bildiğin ikili oynayan ajan çıktı
[Paragraf: para-295] Öyle bi kuşku var ki içimde nooooluurrr kötü şeyler bitsin niranla melini de bi psikoloğa götürelim
[Paragraf: para-302] Kavuşacağımızı düşünüp mutlu olcam şimdi🫂🤧♥️
[Paragraf: para-93] allahım Irmak bence
[Paragraf: para-141] Al işteeee
[Paragraf: para-166] neden acaba
[Paragraf: para-283] niran sana bayılıyorum
[Paragraf: para-297] bayıldım bayıldım. özellikle niranın sabrının bitmesine bayıldım. ama bu bana sona yaklaştığımızı gösterdiği için üzgün, hala tibet’le aramızdaki bir şeyler kesinleşmediği için tedirginim. hızlı bir atak gelecek diye düşünüyorum, merak içindeyim. bir yandan içinden ne kadar özürler sıralasa da niran’ın da aşık olduğu kanısındayım tamamen ama…
[Paragraf: para-297] Bir de Niran’ın ben ecelimle ölmeyecektim hissediyordum dediği yer beni çok korkuttu ölmesin istiyorum nolur🥹
[Paragraf: para-299] Açıkçası tabii ki kurgu yazarın zihninde şekillenen bir şey olduğu için buna saygı duymakla beraber hem detaylı bir kurgusu ve planı olduğu için hem de kitabı çok sevdiğim için kesinlikle bir ikinci kitap gelmesini çok isterdim. betimlemelere ya da işlenenlere hiçbir sözüm yok çok başarılı buluyorum tam kararında fikrimce ama nedense o kadar hızlı ilerledik gibi geliyor ki sanki niran’ın da tibet’in de zihni ve duyguları, yaşadıkları anlatılmayı bekliyormuş gibi. son dört bölümü okumak için hem can atıyor hem de çok üzülüyorum. kitap tek kitap olarak güzel bir şekilde sonlandığı takdirde de çok zevkli ve mantıklı bir kurgu bence ama gerçekten onları okumayı çok özleyeceğim, niran ve tibet daha bitmeden söyleyebilirim ki bana hiç yetmediler🥹