8. GİZLENEN GÜÇ

💬

🎧: Lia Marie Johnson, Lifts

💬

🎧: Social Repose, Everything I Wanted

💬

Erken yaşlarda fark ettiğim bir fobim vardı. Hatta bazen bu bana o kadar korkunç gelirdi ki, tiksintinin ötesine geçerdi ve korkudan ağlardım. Kimine göre ağlamam saçmaydı, hatta bazen arkadaşlarım bana gülerdi. Küçüktüm, güldükleri için de ağlardım. Şimdi kalbim, o korktuğum deliklerden oluşuyordu. Bilimsel adı aklıma gelmiyordu şu an ama uzun bir süre bunu yenmeye çalışmıştım. Zamanla iyi bir yol da katetmiştim, artık o kadar da korkmuyordum ya da tiksinmiyordum. Oysa şimdi kalbimi ellerimin arasına alsam, delik delik olan o görüntüsü herkesi korkutabilirdi. Ben ise kendi kalbimi görebilseydim, korkudan ölmüş olurdum.

💬

Gözlerim kurumuş ağacın gövdesine takılmıştı. Kafamın içinde bir masa vardı, o masada oturmuş türlü senaryolar yazıyordum.

💬

Briella, bedeni daha fazla buna dayanamamış gibi Noris’in kucağına yığıldığında da hâlâ o ağacın gövdesine bakmaya devam ediyordum. Bu hâlde olduğuna göre sorun büyüktü. Asi bakan siyah gözleri az önce bana yalvarır gibi bakmıştı. Haddinden fazla su içmişim gibi mideme bir ağırlık çökmüştü. Zihnimi toparlayamıyordum, saçma düşünceler de diğerlerinin arasına karışmıştı.

💬

Noris, “Onu hemen bulmamız gerekiyor,” derken Briella’yı kucaklıyordu. Göz ucuyla hareketlerini görebiliyordum ama ben hareket edemiyordum. “Astrid?”

💬

“Nasıl geçemez?” Bunu kendi kendime sormuştum ama o da bir cevap verse olmaz mıydı?

💬

“Toparlan,” dedi sertçe. Bu tavrı aniden ona dönüp bakmama neden olduğunda bakışları yumuşadı, kaşlarımı çatarak baktığımda bir adım geri çekildi. Bu yaptığım şeye kendim bile anlam verememiştim ama o da benden farksız değildi. Gözlerimi kucağındaki kadının yüzüne indirdim. “Briella’yı şatoya bırakmamız gerekiyor. Hızla toparlanacaktır.”

💬

“Castor köprüsü nerede?” Ses tonum bana bile yabancı gelmişti. Noris’in sertçe yutkunduğunu gördüm.

💬

“Seni oraya götüreceğim ama ilk önce onu bırakmalıyız,” deyince başımı salladım. Ardından Briella’nın geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Onun da arkamdan geleceğini biliyordum.

💬

Yaklaşık bir saat önce yeni şeyler keşfetmiş, bunların verdiği hislerle hiç olmadığım kadar tamamlanmış hissetmiştim. Bunu da kabul ediyordum. Beynime tırnaklarını geçiren o duygu, bana artık ağır sorumluluklarımın olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

💬

Endymion, benim gibi yeni bir gardiyan değildi. O duvardan defalarca kez geçmiş olmalıydı. Nasıl olurdu da bugün oradan çıkamazdı? Bu koca evrenler bir düzen üzerine kuruluydu, bunu da anlamıştım. Briella beni aradığına göre bir gardiyan olarak benim yardım etmemi istiyordu. Bildiğim elle tutulur birkaç şey varken bunu tek başıma yapamayacağımın farkındaydım.

💬

Hızla şatoya giden merdivenleri çıktığım sırada Noris de arkamdaydı. Aynı hızla şatoya girdik. İçimde dizginleyemediğim bir panik vardı. Koşarken birkaç kez tökezlemiştim, odaklanmakta şu an için güçlük çekiyordum.

💬

“Burada bekle, hemen geleceğim.” Noris cevap vermemi beklemeden koşarak merdivenlere ilerledi. Kucağındaki kadını ne kadar sarsmamaya çalışsa da başarılı olamadığını görüyordum.

💬

Endymion duvardan geçemediyse, Briella neden bu hâldeydi? Yüzündeki gibi bedeninin de bazı yerlerinde ince çizikler olduğunu görmüştüm. Bir şeyle boğuşmuş gibi duruyordu. Antares köprüsünden sızan ruhları düşündüğümde aklıma aynısının olabileceği geldi. Ama onlar kolumda bir yanık oluşturmuşlardı. Bu tür bir şeyle boğuştuklarını nedense düşünmüyordum.

💬

Tırnaklarımı kemirerek koridorda bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım. Gözlerim üzerimdeki cübbeye kaydı. Elime alnıma vurup homurdanırken asansöre doğru koşmaya başladım. Bu hâldeyken rahatça hareket edemezdim. Elimden geldiğince hızlı bir şekilde odama gidip üzerimi değiştirdim. Rahat bir pantolon ve bluz giydikten sonra koşar adımlarla odadan çıktım. Normalde nefes nefese kalacağım bir hareketti bu ama öyle olmamıştı.

💬

İçinde bulunduğumuz bu sorunun yarattığı bir tedirginlik vardı. Bunu anlayabilirdim, çaresiz de hissediyordum. Ama içimde dolanan, daha önce karşılaşmadığım bu şey neydi? Sanki damarlarımı biri parmaklarının arasına almıştı ve çekiştiriyordu. Tedirginliğim ve ne yapacağımı bilemez hâlim bu tuhaflığı göz ardı etmeme neden oluyordu.

💬

Şatonun girişine indiğimde Noris’i beni beklerken buldum. “Gidelim,” deyip kapıya yöneldiğim sırada Noris bileğimi tutarak beni durdurdu.

💬

“Astrid, sakin ol lütfen,” diyerek gözlerimin içine baktı. “Sakin olmazsak faydadan çok zararımız da dokunabilir.”

💬

Ona hak verip derin bir nefes aldığımda kasılan bedenim biraz gevşedi. O gömleğinin düğmelerini iliklerken ben de kendi kendime sakin nefesler alıp veriyordum. Bir anda neden bu kadar paniklediğimi bilmiyordum ama buraya geldiğim günden beri hepsi bana yardımcı olmuştu. Onlara yardımım dokunsun istiyordum.

💬

Şatodan çıkıp bahçeye girdiğimizde Noris gür bir ıslık çaldı, bizi gören kartal şatonun uzun kulesinin tepesinden süzülerek bize doğru uçmaya başladı. Yürüyerek gideceğimizi düşünmüştüm ama Noris daha önce köprülerin insanlardan uzak ya da tehlikeli yerlerde olduğunu söylemişti. Sanırım gideceğimiz yer koşarak gidebileceğimiz bir yer değildi.

💬

Kartal, uzun pençelerini yere bastırıp durduğunda elimi gür tüylerine sürttüm.

💬

“Önce seni bindirelim,” deyip bana yöneldiğinde başımı salladım. Belimden tutup beni kartalın üzerine oturttu, ardından zıplayarak arkama geçti. “Hadi dostum, bizi Castor’a götür,” dedi, kolunu belime sarıp beni sabitlediği sırada diğer elini kartalın geniş boynuna bastırdı.

💬

Dev kartal havalandığında sırtımı Noris’in göğsüne bastırdım. Kartal gökyüzüne yükseldi, bir süre sonra tamamen dengesini kurduğunda bir tüy gibi havada süzülmeye başladık. Neyle karşılaşacağımızı bilmiyordum. Üstelik bu sorun büyükse bunu nasıl ikimiz çözebilirdik ki? Endymion o köprüde sıkıştıysa köprüye ne bizim olduğumuz taraftan ne de Castor tarafından geçiş olmazdı. Bu da demek oluyordu ki Ursula ve diğerlerinden yardım alamayacaktık. Bu içimdeki sıkıntıyı daha da büyüttü.

💬

Gözlerimi yeryüzüne indirdiğimde şehirden uzaklaştığımızı gördüm. Şimdi altımızda bir şehir yoktu, en az şatonun bulunduğu yüksekliğe sahip dağlar vardı. Bu dağlar şimdiye kadar gördüklerime pek de benzemiyordu. Uçları bir ok ucu kadar sivri yükseliyordu. Siyah çıkıntılı kayaları vardı ve sanki dağlar incecik damarlara sahipti, içlerinden lav akıyordu. Yanardağa benzemiyorlardı. Böyle var edilmiş gibiydiler.

💬

Geldiğimiz şehrin benzeri bir şehrin üzerinden geçtik. Bir an bu bana iyi hissettirdi, buraya ilk geldiğimde tek bir yaşam alanı olduğunu düşünmüştüm. Havada olduğumuz süre boyunca konum olarak farklı ama benzer onlarca şehir gördüm. Dakikalar sonra ise kartal yavaşça alçalmaya başladı. Noris’in kartalın boynundaki elinin bileğini tuttuğumda bana baktı. Daha da alçaldık, bir bataklığın üzerinde süzülüyorduk. Bataklığın üzerinde bir sis vardı. Bataklık kaynıyormuş, çok sıcakmış da buharını püskürtüyormuş gibiydi.

💬

Bataklığın kenarındaki yüksek ağaçların arasına girdiğimizde kartal hafifçe yan yatarak yoluna devam etti. Ağaçların ince dalları kollarıma, yüzüme sürtünüyordu. Kollarımda küçük çizikler açıldığını hissedebiliyordum. Noris hafifçe kafamı eğmemi sağladığında kalın bir dalın altından geçtik. Sıklaşan ağaçların arasına girmeden önce kartal inişe geçti. Birkaç saniye sonra ise tamamen yere inmiştik.

💬

Noris atlayarak yere indikten sonra beni de kollarının arasına alıp kartalın üzerinden indirdi. Bu ormandaki hava, nefes almamı güçleştiriyordu.

💬

“Burası en son geldiğimde böyle kokmuyordu,” derken burnunu kırıştırdı. Meraklı gözlerle etrafıma bakındım. Tek görebildiğim ağaçtı. “Hadi, vakit kaybetmeyelim.”

💬

Noris’i takip ederken ağaçlara bakmaya devam ediyordum. Orman o kadar sıcaktı ki, pantolonumun içindeki bacaklarımın derisi bile kavruluyordu. Sanırım nefes almamı zorlaştıran bu sıcaklıktı, üstelik Noris’in dediği gibi de tuhaf bir koku vardı.

💬

Birkaç dakikalık yürüyüşün sonunda sık ağaçların arasında durduk, ormandaki sese kulak kesildim. Hiç hayvan sesi de duyamıyordum. Ormanda hayvanlar olmaz mıydı?

💬

Noris büyük bir kayanın önüne geçti. “Burası neden kapalı?” derken o kayayı itmeye çalışıyordu. Sonunda itmekten vazgeçip ayağının tabanıyla taşa hızla vurdu ve o büyük taş fırlayarak karşıdaki ağaca çarptı. Taşın ortadan kalkmasıyla açılan geçide iri gözlerle baktım. Koca bir kayaydı ve sanki içi oyulmuştu, yeraltına inen merdivenler vardı.

💬

“Bu geçit normalde açık mı olurdu?” diye sorduğumda omzunun üzerinden bana baktı.

💬

“Evet,” dedi. “O bataklığı gördün değil mi? Kimse buraya gelmeye cesaret edemiyor. Üstelik buradaki sıcaklık ve hava, bir insanın düzgün solunumu için çok yetersiz. Biri gelse bile burada bir saatten fazla yaşayamaz.”

💬

“Yani bir saat içinde gitmemiz mi gerekiyor?” diye sormam onu güldürdü.

💬

“Ben bir insan değilim ve sen de normal bir insandan çok fazlasısın, Astrid,” dedi, başıyla geçidi gösterdi. “Girip bir bakalım.”

💬

Başımı sallayıp onun arkasından yürüdüm. Dik ve topraktan bir merdivenden indik, merdiven biraz uzundu ama bizim için çok sorun olmamıştı. Artık hızlı hareket etmeye alışmaya başlamıştım. Her şey gibi.

💬

Merdivenleri indiğimizde bizi karanlık bir alan karşıladı. İçeriyi az da olsa aydınlatan tek şey topraktan duvarlardan akan lavlardı. Çok büyük bir yer değildi, en fazla elli metrekare bir alandı. Geçit tam karşımızda duruyordu, topraktan duvarın tam önünde kırmızı bir perde gibiydi. Noris kaşlarını çatarak etrafına bakınırken başını sallayıp duruyordu.

💬

“Duvar yok,” dedi gergin sesiyle. “Geçmeye çalışabileceğimiz bir duvar bile yokken ona nasıl ulaşacağız?”

💬

Gözlerim irileşirken şaşkın bir yüzle ona baktım. “Duvarı göremiyor musun?”

💬

Hızla başını bana doğru çevirip kızıl gözlerini gözlerime dikti. “Sen görebiliyor musun?”

💬

“Evet,” dedim başımı sallarken. Duvara doğru yaklaşıp elimi duvara doğru uzattım. “Burada.” Parmak uçlarım duvara değdiğinde hissettiğim sıcaklıkla inleyerek geri çekildim. Noris hızla yanıma gelip elime baktığında duvara bakakalmıştım.

💬

“Sakın dokunma bir daha,” derken elime bakıyordu. “Ben neden göremiyorum? Sen dokunduğun an görünür oldu ama şimdi yine kayboldu.”

💬

“Bilmiyorum,” diye mırıldandım. Duvarın arkasında mıydı? “Ben görebiliyorum ama dokunamıyorum bile. Ne yapacağız?”

💬

“Bu geçit kapalıysa diğer geçit de kapalıdır,” dedi düşünceli bir sesle.

💬

“Peki ne yapacağız?” diye çaresizce sordum yine ama onun gözlerinde de çaresizlik vardı.

💬

“Evrenler arası geçişle diğer köprüden gelmek isteseler bile bu uzun sürebilir,” derken ümitsiz bakıyordu. “Bekleyelim diyeceğim ama ya onlar da bir şey yapamazsa? Endymion’un ne durumda olduğunu bilmiyoruz.”

💬

“Biz de bir şey yapamıyoruz ki,” dedim fısıltıyla. Sonra aniden durdum. “Noris.”

💬

Yüzüme baktı. Ne düşündüğümü anlamış gibi başını hızla iki yana salladı. “Olmaz, Astrid,” dedi sertçe. “Daha dokunamıyorsun bile.”

💬

“Denemeliyiz,” dediğimde başını tekrar salladı.

💬

“Diyelim ki başardın, dayandın ve o duvardan geçtin, ya sen de orada kapana kısılırsan?” Bu ihtimal onu mahvediyormuş gibi yüzünü buruşturdu. “Belki de kötü bir durumdadır.”

💬

“Ama ölmemiş,” dedim ısrarla. “Ölseydi Briella da yaşıyor olmazdı.”

💬

“Bu isteğin delilik,” dedi hırlar gibi. Kaşlarımı çatarak ona baktığımda gözlerini kaçırdı. “Yardım istemekten başka çaremiz yok.”

💬

“Uzun sürer dedin, Noris.” Sert çıkan sesimle duraksamıştı. “Deneyeceğim. Eğer olmazsa zorlamayacağım.”

💬

Her an beni tutup buradan çıkaracakmış gibi bakıyordu. Yeşil gözlerimi onun gözlerine diktiğimde yumruklarını sıktı. Normal bir insandan fazlası olduğumu söylemişti. Denemekten ne kaybederdim ki? En fazla biraz yanacaktım. Bana yardım eden birini çaresizce orada bırakmak istemiyordum. Üstelik gerçekten kötü bir durumda da olabilirdi.

💬

Elimi duvara doğru uzattığımda bana doğru atılacak gibi olunca diğer elimle onu durdurdum. Sert bakan gözlerimi görünce donup kalmıştı. Parmak uçlarım tekrar duvara değdi. Parmak uçlarım yanarken dişlerimi sıktım. Parmaklarımı duvardan sokmaya çalışırken bedenim terlemeye başlamıştı. Bileğime kadar elimi duvardan soktuğumda sesli bir nefes verdim ama hissettiğim acı katlanabileceğimden çok daha fazlasıydı. Elimi hızla duvardan çekip çıkarttığımda Noris elimi ellerinin arasına aldı.

💬

Gözlerimi elime indirdiğimde şaşkınlıkla bakakalddım. “Yanmamış,” dedim hissettiğim acıdan çatallaşan sesimle.

💬

“Elin sıcak ama derinde hiç yanık yok,” dedi Noris de aynı şaşkınlıkla.

💬

“Noris,” deyip ona baktım. “Eğer dayanabilirsem hiçbir hasar almadan girebilirim.”

💬

“Ama acıyı hissediyorsun. Buna dayanamazsın,” derken elime bakmaya devam ediyordu. “Elini bile zor sokabildin.”

💬

“Dakikalar ya da saatler de sürse deneyeceğim,” dedim kararlılıkla. Elimdeki acı yok olmuştu. Bunun nasıl olduğunu bilmiyordum ama şu an bunu sorgulayabilecek bir durumun içinde de değildim. Noris itiraz edecek gibi olunca elimi ellerinin arasından kurtarıp duvara yöneldim.

💬

“Bekle,” deyince duraksadım. Elindeki kıyafetleri bana uzattı. “Endymion’un kıyafetleri, kenara bırakmış.”

💬

Kıyafetleri elime aldığımda yutkundum. Tutulma ânında çıplak olunması gerektiğini unutmuştum. Bunu hatırlatması iyi olmuştu. Sonuçta tutulma bitmişti, kıyafetlerini giymesinde bir sakınca yoktu.

💬

Bu kez elimi aniden içeri soktuğumda attığım çığlık bulunduğumuz boş odada yankılandı. Noris acı bir inilti çıkardığında ona bakmak istedim ama bakarsam yüzümdeki ifadeyi görür ve beni buradan zorla çıkarırdı. Dişlerimi sıka sıka bedenimin bir kısmını duvardan geçirdiğimde, yüzümden acıdan oluşmuş terler akıyordu. Gözlerimi kapattım. Başımı duvardan geçirip bedenimi tamamen içeri sokmam gerekiyordu. Derin bir nefes alıp başımı bir anda duvardan geçirdiğimde bu sefer attığım çığlık duvarın bile sarsılmasına neden olmuştu. Kendime acıyı düşünecek vakit tanımadan dışarıda kalan bedenimi de içeri çektim.

💬

Bedenim bir ateş topu gibi yanarken yere yığılmıştım. İniltiler çıkararak nefes almaya çalışıyor, gözlerimi açamıyordum. Derim sanki büzüşmüş gibi sızlıyordu. Acıyan ellerimi yere bastırdım. Yerdeki küçük taşlar ellerime batıyordu, bu acımı daha da arttırdığından ellerimi yerden çekmek istedim. Elimin üzerine kapanan başka bir elle korkarak geri çekilmeye çalıştığım sırada sesini duydum.

💬

“Astrid,” dedi, sesi neden böyle geliyordu?

💬

Göz kapaklarımı açmaya çalıştım. İlk seferde elimi soktuğumda acının geçmesi uzun sürmemişti ama şu an acıyı hâlâ hissediyordum. Acıyan göz kapaklarımı aralamayı başardım. Görüşüm bulanıktı. Sonra yavaşça görüşüm netleşti ve yüzünü gördüm.

💬

“Buraya nasıl girdin?” diye sorarken onun yüzü de acı çekiyormuş gibi gergindi. Acıdan titreyen elimle elini sıktığımda bana yaklaştı. “Konuşma, bekle biraz.”

💬

Bir gürültü duyduğumda irkilerek köprüye doğru baktım. Bana ait olan köprünün birebir aynısıydı. Sallanarak gıcırdıyordu. Bedenimdeki acı daha katlanabilir hâle geldiğinde sertçe yutkunarak ona baktım. Elimde sıkıca tuttuğum kıyafetleri ona doğru uzattığımda duraksadı, ardından kıyafetleri elimden aldı.

💬

“Briella burada sıkıştığını söyledi.” Sesim kilometrelerce koşmuşum gibi kesik kesik çıkmıştı. Endymion başını sallarken daha sağlam oturabilmem için bana yardımcı oldu.

💬

“Tutulmadan sonra buradan çıkamadım,” derken sesi bu durumu anlamlandıramadığını belli eder gibi düşünceliydi. “Briella’nın ardından çıkacakken duvar yok oldu.”

💬

Başımı çevirip omzumun üzerinden arkamızdaki duvara baktım. “Duvarı sen de mi göremiyorsun?”

💬

Endymion kaşlarını çatarken baktığım yere baktı. “Sen görebiliyor musun?”

💬

“Evet,” deyip ona döndüm. “Noris diğer tarafta. O da duvarı görememişti.”

💬

“Ama sen görebiliyorsun,” dedi, kafası daha da karışmış olmalıydı. Çünkü benimki de yeterince karışmıştı.

💬

“Burada bir tuhaflık var,” diye mırıldandım. Elini elimden çekerek ona verdiğim kıyafetleri hızla üzerine geçirdi. Gömleğinin düğmelerini iliklerken sallanan köprüye bakıyordu. Rüzgâr yoktu, köprü neden gıcırdayarak sallanıyordu? “Duvar bir ateş gibi. Geçerken bütün bedenim yandı, bunu hissettim,” deyip kollarıma baktım. “Yandım ama bir tek iz yok.”

💬

“Saatlerdir sorunun ne olduğunu düşünüyorum,” dedi dişlerini sıkarak. “İlk defa böyle bir sorun çıkıyor ve bir aptal gibi burada sıkışıp kaldım.”

💬

“Seni çıkarmak için geldim,” dediğimde gözlerini bana çevirdi.

💬

“Göremediğim bir duvardan nasıl geçeceğim, Astrid?” dedi gergin sesiyle. “Senin de geri dönmen için aynı acıyı çekmen gerekecek. Buraya girerken nasıl sonucunu düşünmezsin?”

💬

“Başka çarem yoktu,” dedim sertçe, başını iki yana salladı.

💬

“Vardı,” dedi. “Vardı, sadece sen en saçma olanı seçtin.”

💬

“Bir aptal gibi düşünmekten vazgeç,” deyip oturduğum yerden kalkarken bütün bedenim sızlamıştı. “Şu an önemli olan seni buradan çıkarmak.”

💬

Yerden aldığı ufak taşı köprüye doğru atarken omuz silkti. “Bunun bir yolu varmış gibi görünmüyor.”

💬

Onu duymazdan gelip önümde yükselen duvara bakmaya başladım. Daha sonra aklıma Noris’in söylediği şey gelmişti. Acaba bu işe yarar mıydı?

💬

“Endymion,” diye seslenince başını çevirip bana baktı. “Şimdi görebiliyor musun?”

💬

Parmağımı duvara uzattım. Parmağımın ucu tekrar duvara değdi, tanıdık yanma hissiyle dişlerimi sıktım. Arkamdaki hareketliliği fark ettim. Endymion yanıma gelerek önümüzde uzanan duvara baktı.

💬

“Görebiliyorum,” dedi karmaşık bir sesle. Parmağımı geri çektiğimde kaşları çatıldı. “Sen dokunduğunda görünür oluyor. Nasıl?”

💬

“Noris de ben duvara dokunduğumda görebildiğini söylemişti,” deyip gözlerine baktım. “Ben duvara dokunurken geçmeye çalış.”

💬

“Dokunduğunda da yanıyor mu elin?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. Doğruyu söylediğimde itiraz edeceğini biliyordum. Bir süre gözlerimin içine baktı. Ardından arkasını dönüp az önceki oturduğu yere oturdu.

💬

Afallayarak ona baktım. “Ne yapıyorsun? Buradan çıkmamız gerek,” dedim öfkeyle.

💬

“Canını acıtmayacak bir yöntem düşün,” derken sesi bir duvar gibiydi.

💬

“Zamanımız yok!” diye bağırdığımda sesim yankılandı, köprü daha hızlı sallanmaya başladı.

💬

“Acıya katlanmaya kararlıysan ilk önce kendini buradan çıkar.” Gri gözleri öfkeyle parlıyordu. Gözlerimi yumup dişlerimi sıktım. Bu erkekler inat ederek gerçekten canımı sıkmaya başlamıştı.

💬

“Peki,” dedim. Parmağımı duvara soktum ve ona bakmaya başladım. O kadar öfkeli hissediyordum ki, yanan parmağımın acısı bile öfkemin önüne geçemiyordu.

💬

Hareket etmediğimi fark edince gözleri bana döndü. Ardından duvardaki parmağıma baktı. Ağzının içinde bir küfür yuvarlayıp ayağa kalktığında içimdeki öfke bir su gibi dalgalandı.

💬

“Ne yaptığını sanıyorsun?” Bileğimi tutup duvardan uzaklaştırmaya çalıştığında önümüzdeki duvardan bir çatırtı sesi yükseldi. Öfkeli gözlerle ona bakmaya devam ederken parmağımı uzaklaştırmasına izin vermedim. “Bir çocuk gibi davranma.”

💬

“Çocuk gibi davranan sizsiniz,” dedim dişlerimin arasından. İçimdeki öfke büyüyor, tahta köprü daha hızlı sallanmaya başlıyor, duvar çatırtılar çıkarıyor ve boşlukta bir uğultu büyüyordu. Endymion bir an duraksadı, omzunun üzerinden sallanan köprüye kısa bir bakış attıktan sonra gözlerini tekrar yüzüme çevirdi.

💬

“Ne yapıyorsun?” diye sorduğunda duraksadım, içimdeki öfke yavaşça geri çekilmeye başladı. Uğultu yok olurken köprü artık daha yavaş sallanıyordu, duvardaki sesler de kesilmişti.

💬

“Duvardan geç ve buradan çık,” dedim inatla ona bakarak. Hareketsizce bana bakmaya devam ettiğinde diğer elini sertçe tutup çektim. Tuttuğum elini duvardan aniden geçirdiğimde dişlerini sıktı. Bu ani hareket canımı yakmıştı, o da acıyı hissetmiş miydi? “Ne kadar hızlı hareket edersen bana o kadar iyilik yapmış olursun.”

💬

Bir süre yüzümü izledi. Tenim bir süredir bu sıcaklığa maruz kaldığı için bedenimden tekrar terler akmaya başlamıştı. Bir anda bileğimi tutan diğer elini geri çekip kolunu belime sardı. “Gözlerini kapat,” dediğinde ne yapacağını anlayıp panikle gözlerimi kapattım. Ve sonra o yoğun acıyı hissettim.

💬

Bedenim öyle çok yanıyordu ki, sanki önümdeki güneşti, güneşe bu kadar yakın olmak imkânsızken ben dibine kadar girebiliyor, yanmıyor ama saniyesinde öldürebilecek kadar büyük olan o acıyı hissediyordum. Birkaç saniye sürdü. Birkaç saniye sonra karanlıktaydım. Bedenim sertçe toprak zemine çarptı. Üzerimdeki ağırlığı kavrayamayacak kadar acıyı hissediyordum.

💬

Acıyla inleyip başımı toprağa bastırdığımda birinin bana seslendiğini duydum. Geçebilmiş miydik? Başaramamış olsak Noris’in sesini duyabiliyor olmazdım değil mi?

💬

Endymion’un üzerimden kalkıp yanıma devrildiğini hissettim. Belimin altındaki kolu sıcak bir odun parçası gibi tenime yapışmıştı. Hissettiğim yanmayla bedenim uzandığı yerde titriyor, dişlerim birbirine çarpıyordu. Lavların aktığı yüzüme bir el dokundu. Göz kapaklarımı zorlayarak araladım, bu kez aralamak daha kolay olmuştu. Bulanık görüşüme rağmen Noris’i tanımıştım. Yüzüme doğru eğilmiş bana bakıyordu.

💬

“Astrid,” diye fısıldadı yanağıma dokunurken. “İyi misin?”

💬

“Onu şu an zorlama,” dediğini duydum Endymion’un, sesi benzer acıyı onun da çektiğini belli eder gibi çatallıydı.

💬

“İyiyim, merak etme,” dedim mırıldanarak. Birinin burnunu çektiğini duyunca başımı yana çevirdim, yanağım Endymion’un sıcak omzuna yaslanmıştı. Briella ağlayarak Endymion’a bakıyordu. Cam gibi parlayan siyah gözlerini bedeninde gezdirerek iyi olup olmadığını kontrol ediyordu.

💬

“Çıkamayacaksın sandım,” derken burnunu çekmeye devam ediyordu.

💬

Endymion’un dudakları alayla yukarı kıvrıldı, diğer elini kaldırıp Briella’nın başının üzerine koydu. “Beni bırakıp kaçtın mı yoksa nankör çakal?” dediğinde Briella kaşlarını çatıp omzuna vurdu. Endymion inleyince korkarak ona doğru eğilip vurduğu omzunu okşadı. Endymion tekrar güldüğünde ise sinirlenmiş ve homurdanarak yanından kalkmıştı.

💬

“Başaramayacaksın sandım,” dedi Noris beni izlerken. Hâlâ aynı şekilde onun kolunun üzerinde uzandığımı hatırlayınca aniden doğruldum. Ani hareketim yüzünden derim gerilince sessizce küfrettim. “Dikkat et.” Noris kalkmam için bana yardım ettiği sırada Endymion hâlâ uzanmaya devam ediyordu.

💬

“Duvar geri gelmiş,” dedi Briella. “Sanırım Endymion oradan çıktığı için.” Ardından bakışlarını bana çevirdi. “Sen nasıl girebildin? Noris duvarı göremediğini ama senin görebildiğini söyledi.”

💬

“Bilmiyorum,” dedim kestirip atarak. Gerçekten bilmiyordum.

💬

“Gözümü açar açmaz buraya geldim. O hızdayken benimle yarış yapsaydın asla yenemezdin tilki, o kadar hızlıydım,” derken gözyaşlarıyla ıslanan yüzünü elleriyle siliyordu.

💬

“Bana her seferinde yenildiğini kabul ediyorsun yani?” Noris sırıttığında Briella ters ters ona bakmıştı.

💬

“Gevezeliği bırakın da buradan bir an önce çıkalım,” deyip ayağa kalktı Endymion. “Yanarak ölmedim ama havasızlıktan öleceğim.” Doğrudan merdivenlere yönelip geçitten çıkarken üçümüz de arkasından bakıyorduk.

💬

Briella ve Noris, Endymion’un arkasından ilerlerken omzumun üzerinden duvara baktım. Saydam kızıl duvar ben ona baktığımda daha canlı bir renkte parladı. İçimden bir ses bir tuhaflık olduğunu söylüyordu ama nedense bunu düşünmeyi sonraya bıraktım, yorgun hissediyordum.

💬

Geçitten çıkıp diğerlerinin yanına gittim. Endymion kartalın tüylü boynunu okşarken diğer ikisi fısıldaşıyorlardı. Onları bu şekilde kavga etmeden görmek gerçekten zordu…

💬

“Sen Astrid’i şatoya götür, biz arkanızdan geliriz,” dedi Noris, Endymion’a bakarak.

💬

“Oyalanmayın,” dedikten sonra bedenini kartalın üzerine attı. Gözlerini bana çevirdiğinde ne yapacağımı bilemez bir şekilde ona baktım. “Hadi,” deyip elini bana uzattı. Ben onun yanına giderken diğerleri çoktan koşarak yola koyulmuşlardı. Bu tehlikeli yerden çıkıp gitmek onlar için kolay olmalıydı.

💬

Endymion’un elini tuttuğumda beni kaldırarak önüne oturtturdu. Benim oturmamla birlikte kartal aniden hareket edince yana doğru savruldum. Endymion ani bir refleksle beni belimden tutup kollarının arasına kafesledi, nefesimi tutarak ileriye doğru baktım. Birkaç sert kanat çırpışından sonra havalandı, buradaki gökyüzü daha karanlık duruyordu ve bu kasvet içimi sıkmıştı.

💬

Şehirlerin, dağların üzerinden geçip şatoya varana kadar tek kelime etmemişti. Kendimi onun ne düşündüğünü merak ederken buldum. Bu konunun bu kadar çabuk kapanmayacağının farkındaydım. O köprü de geçit de ona aitti ve ona ait olan o yer, onun için bir kafese dönüşmüştü. Tıpkı benim gibi o da benim bunu nasıl yapabildiğimi merak ediyor olmalıydı. Orada hükmü geçen o iken onu oradan kurtaran bendim.

💬

Bir diğer önemli nokta ise onun orada nasıl kapana kısıldığıydı. Noris ve ben herhangi bir sorun yaşamamıştık. Genel bir sorun olsaydı bu Endymion ile sınırlı kalmazdı. Yani en azından ben öyle düşünüyordum.

💬

Kartal şatonun büyük terasına iniş yaptı. Ondan önce zıplayarak yere indim. Gözlerinin sırtımda olduğunu hissedebiliyordum. Üzerimi düzelttiğim sırada gözlerim ona kaydı. Kartalın sırtından inmiş, gömleğini düzeltiyordu. Kaşları çatıktı, tahmin ettiğim gibi gözleri de düşünceli bakıyordu. Çok kısa bir anlığına kalbim olduğundan daha hızlı atmaya başladı. Ben elimi göğsüme götürdüğüm anda ellerini ceplerine sokarak yanımdan geçti.

💬

“Konuşacak şeylerimiz var, büyük salonda olurum,” derken kapıdan çıkmak üzereydi. Görmeyeceğini bilsem de başımı salladım, o da gözden çoktan kaybolmuştu.

💬

Bir süre orada öylece durup şehri izledim. Saatlerdir bir koşuşturma içindeydim. Tutulmadan sonraki o garip his geçmişti. Yorgun hissediyordum ve başımı yastığa koysam günlerce uyurmuşum gibi geliyordu. Bu hissi anlayabilirdim ama bedenimde dolanan yabancı enerjiye anlam veremiyordum. Özellikle Endymion için o duvardan zorla geçmiş olmam bende daha tuhaf bir etki bırakmıştı, bunu yeni yeni fark ediyordum.

💬

Olduğum yerde sendeleyince elimi terasın taş korkuluğuna bastırdım. Odağım bir kayboluyor bir netleşiyordu. Dişlerimi sıkarak derin bir nefes aldığım sırada Noris ve Briella’nın şatoya girdiğini görmüştüm. Görüşüm hâlâ hafif bulanıktı, bu durum canımı sıkmıştı.

💬

“Bir sorun mu var?” Duyduğum sesle yerimde sıçrarken arkamı döndüm. Endymion omzunu duvara yaslamış, bana bakıyordu.

💬

“Sen ne zaman geldin?” diye sorarken kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Onu tam olarak net göremesem de bana doğru adımladığını fark ettim.

💬

“Gitmemiştim,” derken beni inceliyordu. “Bir sorun mu var?” diye yineledi sorusunu.

💬

“Bilmiyorum,” deyip gözlerimi yumdum. “Kulaklarımdan ateş çıkıyormuş gibi. Görüşüm de bulanık.”

💬

Elini alnımda hissettim. “Kendini çok zorladığın için olabilir,” dedi, sesi de boğuk gelmeye başlamıştı.

💬

“Endymion.” Gözlerimi aralarken eli hâlâ alnımdaydı. Gözlerimi aralamamla gelen farkındalık irkilmeme neden oldu. Korkuyla alnımdaki elinin bileğini tuttum. Korkulu gözlerle yüzüne baktığımda kaşlarını çattı.

💬

Geri geri adımlayarak etrafıma bakındım.

💬

“Astrid?” Onu duymuyormuş gibi hızla etrafıma bakmaya devam ettim.

💬

Her şey rengini kaybetmişti.

💬

“Renkler,” dedim dehşetle. İrileşen gözlerimi tekrar ona çevirdim. Her şey gibi o da bütün renklerini kaybetmişti, siyah beyazdı. Gözümü alan farklı bir ışıkla göğsüne baktım.

💬

Kalbi.

💬

Siyah beyaz görüntüsünün aksine kalbini görebiliyordum.

💬

Kalbi kan rengiydi, kıyafetlerine rağmen kalbini ve kalbinin nasıl attığını görebiliyordum.

💬

“Her şey siyah beyaz,” diye şokla fısıldadığımda yüzü gerildi. Şaşırdığını gözleriyle belli ediyordu.

💬

“Nasıl?” derken sesi gerilmişti.

💬

“Kalbin,” dedim, sesim kendi kulaklarıma bile zor ulaşmıştı. “Sadece kalbini görebiliyorum.”

💬

Aniden bana yaklaşıp yüzümü ellerinin arasına aldı. Korkuyla gözlerine baktım, normalde parlak bir gri olan gözleri şimdi beyaz görünüyordu. Başparmaklarıyla göz kapaklarımı örttü, parmaklarını gözlerimden çekmedi. Ne yaptığını bilmiyordum ama başıma bir ağrı saplanmıştı.

💬

Bir şeyler mırıldandığını duydum. Noris’in sesi kulaklarımı dolduruyordu ama ona odaklanamıyordum. Endymion’un nefesi yüzüme çarpıyor, mırıltıları kulaklarıma sıçrayan ateşin bütün bedenime yayılmasına neden oluyordu. Bedenim titremeye başladığında tırnaklarımı kollarına geçirip inledim.

💬

“Ne yapıyorsun?” diye bağırdı Noris. Ne yapıyordu?

💬

“Kes sesini,” dedi Endymion hırlayarak. “Zehirlenmiş gibi.”

💬

Tekrar mırıltısını duydum. Başım dönüyordu ve midemde tuhaf bir yanma oluşmuştu. Kollarında duran ellerim boşluğa düştüğünde parmaklarını göz kapaklarımdan ayırdı. Bedenim yere yığılacakken beni tutarak kendine çekti. Gözlerimi açmaya korkuyordum. Zehirlenmiş miydim? Ama neden?

💬

Bedenimin havalandığını fark etsem de bir tepki veremiyordum. Endymion bir şeyler fısıldamaya devam ediyordu. Ne dediğini anlayamasam da o fısıldadıkça bedenim gevşiyor gibiydi. Birkaç saniye sonra bedenimi yatağa bıraktığını hissettim. Soğuk örtüyü avuçlarken gözlerimi açmaya çalıştım ama birbirine yapışmış gibiydiler.

💬

“Neden her şey bu kızı buluyor?” Briella’nın sesi sitemliydi. Beni önemsediğini biliyordum.

💬

“Alrisha’ya gidin,” dedi Endymion. Avucunu tekrar alnıma bastırdığı sırada gözlerimi daha sıkı yumdum. “Penelope’yi bulmanız gerekiyor.”

💬

“Ben giderim,” dediğini duydum Briella’nın. “Noris’in burada kalması daha iyi olabilir.”

💬

Noris’ten onaylar mırıltılar duyduğum sırada, “Penelope, Noris’i gördüğünde durumun ciddiyetini anlar, hazırlıklı gelir. Bu Ursula’yı aşar,” dedi Endymion. Gözlerimi yavaşça açtım, kısık gözlerle onlara bakarken renklerin geri geldiğini ama soluk göründüğünü fark ettim. “Bağlılar, bu bağdan görebilir.”

💬

“Tamam, biz gideriz,” dedi Noris, sesi her ne kadar ciddi çıksa da endişesini saklayamıyordu. “Lütfen ona iyi bak.”

💬

Endymion sessizce başını salladığında başını bana doğru döndürdü. Noris ve Briella hızla odadan çıkmıştı. Bedenim bir ölü gibi yatakta seriliyken gözlerimi yumacak kadar bile enerjim yoktu. Birdenbire neden böyle olduğunu anlayamıyordum.

💬

“Briella haklı,” derken parmaklarını terli saç diplerimde gezdirdi. “Her şey senin gibi olduğu konumdan bihaber bir kadını buluyor ve içimden bir ses bunların daha hiçbir şey olduğunu söylüyor.”

💬

Gözlerimi yavaşça yumup açtım, onu duyduğumu biliyordu ama ben hareket edebilmek istiyordum. Örtüyü sıkıca kavrayan parmaklarım gevşemişti, parmak uçlarım karıncalanıyordu.

💬

Parmakları saç diplerimde gezerken öylece yüzüme bakıyordu. Yüz ifadesi tuhaftı, daha önce bana böyle baktığını görmemiştim. Bakışlarından anlayabildiğim tek şey kendini suçluyor oluşuydu. Bu hâlde olmamın nedeni de onun kapana kısılmasıyla ilgili olabilir miydi?

💬

“Penelope eski gardiyanlardandır,” dediğinde yavaşça yutkundum. “Yaşlanmıyor, ölemiyor.” Gözlerimi tekrar yumup açtığımda başımdaki ağrının hafiflediğini hissettim. “Onun geçmişiyle ilgili fazla bir şey bilmesem de ona güvenebileceğimi biliyorum.”

💬

Gözlerini büyük pencereye doğru çevirdi. Renkler soluk olsa da gözleri hâlâ canlıydı, cam gibi parlıyorlardı. Onun pencereden dışarıyı izlediği sıralarda ben de onu izledim. Aslında yapabileceğim başka bir şey de yoktu. Başım artık dönmüyor, ağrımıyordu. Midemdeki bulantı da hafiflemişti ama hâlâ kolumu kaldırabilecek gücü kendimde bulamıyordum. Çok düşünen, düşüncelerinde boğulan biri olmama rağmen sağlıklı bile düşünemiyordum. Bu hâlde olmak bende ağlama isteği uyandırıyordu.

💬

“Aptal kız,” diye mırıldandı kendi kendine. “Ben başımın çaresine bakabilirdim.”

💬

Başımı yavaşça yana doğru eğip yanağımı yumuşak yastığa bastırdım. Bu hareketi yapmak bile damarlarımı sızlatmıştı. Gözlerimi yummadan önce onun gözlerinin bana döndüğünü gördüm. Bedenim artık bunu kaldıramıyor gibi savaşmaktan vazgeçti. Ashton neredeydi? Onu görmek istiyordum. Onu görmek istemem de ağlama isteğimi arttırıyordu.

💬

“Biraz uyumaya çalış,” dediği sırada parmaklarını tekrar saçlarımda hissettim. “Bir süre daha buna dayanman gerekecek.”

💬

O uyku demeden önce de uyku bedenimde kol geziyordu. Burada ilk yaralandığımda da Ursula benim için gelmişti. Şimdi bir başka gardiyan daha gelecekti. Onların başına sadece bela mı oluyorum diye düşünmeden edemedim. Sonra Endymion’un köprüde sıkışıp kaldığını öğrendiğimde ona yardım etme arzumu hatırladım. Normalde de bu istek içimde olurdu ama sanırım bir gardiyan olması ona karşı sorumlu hissetmeme neden olmuştu. Diğer gardiyanlar da benim için böyle mi hissederlerdi?

💬

“Uyu, Astrid,” dedi, parmaklarını cansız bir şekilde yatağın üzerinde duran bileğime indirdi. “Uyandığında çözülmek için bizi bekleyen çok fazla sorun olacak.”

← Önceki Bölüm: 7. GÜNEŞ TUTULMASI
Sonraki Bölüm: 9. TİLKİ ÇAĞLAYANI

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top