10. KUTU

💬

🎧: Stonefox, Lightning

💬

Kulaklarıma dolan gürültünün yanında bedenimi saran ılık bir hava da hissetmiştim. Gözlerimi açmadan önce titrek bir nefes aldım. Alışık olduğum bir koku göğsümü doldururken gözlerimi açtım. Noris elini bileğimden çektiğinde etrafıma bakındım. Depo gibi bir yerdeydik ve karanlıktı. Arkamızdaki duvar cızırdarken tam karşımızda duran, yaklaşık dört metre uzunluğundaki demir kapıya baktım. Briella bir kenara çökmüş ayakkabılarını giyerken diğerleri kapıya yönelmişti. Endymion büyük kapının geniş anahtar deliğine elini soktu, kapıdan yükselen gürültüyle irkildim.

💬

“Ayakkabılarını giy de çıkalım şuradan, burası beni boğuyor,” dedi Briella.

💬

Sessizce başımı sallarken elbisemin izin verdiği kadarıyla eğilip ayakkabılarımı giymeye çalıştım. Bir yandan da Endymion’ın araladığı kapıya bakıyordum. Kapı uzun olduğu kadar kalındı da, bana bankalardaki çelik kapıları anımsatmıştı. Aynı zamanda kapının açılmasıyla içeriye mor bir ışık da süzülmüştü. Merak içimi kemirirken topukluların üzerinde dik bir şekilde durdum, elimdeki spor ayakkabıları Briella gibi kenara bıraktım. Briella yabancılık çektiğimi hissetmiş gibi yanıma gelip koluma girdi, ona gülümseyerek baktım.

💬

“Burayı seveceğine eminim,” dedi. Beton zeminde adımlamaya başladığımızda topuk sesleri içeride yankılanıyordu. O büyük kapıdan dışarı çıktık. Briella kapıyı sanki çok hafifmiş gibi çekip kapattı, ardından Endymion’ın yaptığı gibi elini anahtar deliği gibi görünen yere soktu, bir anahtarı çeviriyormuş gibi elini çevirdi ve kapıdan yine gür bir ses çıktı.

💬

“Bu çok tuhaf,” diye mırıldanırken hâlâ elini soktuğu yere bakıyordum.

💬

“Bu kilit bütün gardiyanları ve yardımcılarını tanır,” deyip bana doğru döndü. “Sadece biz açıp kapatabiliyoruz.”

💬

“Burada böyle bir kapı olduğunu gören insanlar bunu yadırgamıyor mu? Ya da açmaya çalışmıyor mu?” dediğimde alayla güldü.

💬

“Bu sokağa giremezler,” dedi, başımı bulunduğumuz karanlık sokağa çevirdim. Issız bir yer gibiydi, ilerideki tabelanın mor ışığı sokağı aydınlatıyordu ama sokağın sonunu göremiyordum. “Gel benimle.”

💬

Beraber sokakta yürümeye başladık. İki yanımızda da uzun, beton duvar vardı. Yerdeki küçük su birikintilerine damlayan su damlalarının sesini duyabiliyordum. Bir süre yürüdükten sonra Endymion ve Noris’ı gördüm. Sokağın sonunda dikiliyorlardı. Durdukları yerden bana doğru gelen rüzgarla ürpererek kollarımı bedenime sardım.

💬

En sonunda onların yanına vardığımızda ve Noris geri çekilip bana doğru döndüğünde gördüğüm görüntüyle olduğum yerde donup kaldım. O kadar yüksek bir yerdeydik ki, altımızda tahmini doksan ya da yüz katlı olan binalardan daha yukarıdaydık. Altımızda koca bir şehir vardı, şehir o kadar renkliydi ki, bu görüntü beni korkutmamıştı.

💬

Diğerleri bu görüntü karşısında şaşırmamı anlayışla karşılayıp sessizce beni beklemişlerdi. Göklere uzanan binalar, renkli sokaklar ve ışıklar… Şehirdeki insan ve müzik gürültüsünün uğultusunu duyabiliyordum. Çoğu bina birbiriyle bağlantılı gibiydi, aralarında uzayan köprüler vardı.

💬

“Siktir,” dediğimde Noris ve Briella gülmüştü. “Kendimi teknolojide iki yüz sene ileride gibi hissediyorum.” Bulunduğumuz yer bir sokak değildi, uzun bir kutu gibiydi ve bitiş noktasından aşağı bakıyorduk.

💬

“Ursula birazdan gelir,” dedi Endymion, omzunu duvara yasladığında çok uçta durması bir an beni tedirgin etmişti. Aşağı düşmekten korkmuyor muydu?

💬

“Burada da kartal mı var?” dediğimde Noris başını iki yana salladı. Tam dudaklarını aralayacakken yüzümüze çarpan ışıkla güldü. Elimi gözlerime siper ettim, ışık yüzünden hiçbir şey göremiyordum. İlk önce güçlü bir gürültü duydum, ardından kuvvetli bir rüzgarla geriye doğru savruldum. Topuklu ayakkabılarımın üzerinde dengede durmaya çalışırken yalpalayınca Endymion ani bir refleksle elini belime bastırıp beni tuttu. Yüzümüze çarpan ışık geri çekildi, neler olduğunu anlamıyordum ama kendimi tehlikede hissetmiyordum. Çekilen ışıkla birlikte gözlerimi araladım.

💬

“İyi gardiyan da tam lafının üstüne,” diye konuştu Briella.

💬

Önümüzdeki boşluğu koca bir kapı kaplamıştı. Kapı yana kayarak açıldığında Ursula’yı gördüm. Üzerinde deri, bedenine yapışan bir elbise vardı. Elbise kalın askılı ve kısaydı. Yarısı kızıl yarısı siyah olan saçları jilet gibi düz bir şekilde beline uzanıyordu. İlgi çekici bir kadındı.

💬

“Gösteri yapmaya bayılıyorsun,” dedi Endymion gözlerini devirirken, ardından Ursula’nın yanından geçip kapıdan içeri girdi.

💬

“Seni gemiye bindirmemi istiyorsan bana bulaşma genç adam,” dedi Ursula kaşlarını çatarken.

💬

“Benden sadece bir yaş büyüksün,” dedi ama sesi uzaktan geliyor gibiydi.

💬

“Aptal,” diye homurdandıktan sonra bize döndü. Gözleri beni bulduğunda gülümsedi. “Elbisenin yakışacağından emindim.”

💬

“Hediyelerin için teşekkür ederim Ursula,” dediğimde gülümsemesi büyüdü.

💬

“Önemli değil bebeğim,” deyip koluma dokundu. “Hadi içeri geçin.”

💬

Birlikte kapıdan içeri girdiğimizde ayağım sanki boşluğa düşmüştü. Demir bir kutunun içinde gibiydik. Ursula kapıyı kaydırarak kapattıktan sonra içinde olduğumuz şey hareketlenince dengemi koruyamadım, metal duvara elimi bastırdım. Noris ve Briella koridoru aşarak ilerlerken Ursula koluma dokunup beni yönlendirdi.

💬

“Bu bir uzay gemisi falan mı?” derken sesim şaşkın çıkmıştı.

💬

Gülerek, “Onun gibi bir şey,” dedi.

💬

Koridoru aşıp daha geniş bir alana geçtik. Görmeyi beklediğim şey kesinlikle koltuklar ve masa değildi. Diğerleri deri koltuklara yayılmış otururken şaşkınlıkla etrafıma bakındım. Antares’e ilk geldiğimde de böyle hissetmiştim. Bilmediğim, ilk defa gördüğüm ve olmasına imkân vermediğim şeylerin içinde olmak beni dumura uğratıyordu. Sertçe yutkunurken Endymion’ın yanındaki boşluğa oturdum. İçinde olduğumuz araç sarsıldığında bedenim kasılmıştı. Tam karşımızda ileri doğru uzanan sivri camdan dışarısı görünüyordu. Bir pilot koltuğu vardı ve yandan görebildiğim kadarıyla koltukta oturan Hydra olmalıydı.

💬

Ellerimi kucağımda birleştirdim. İçimden bir ses gördüklerimin daha hiçbir şey olduğunu söylüyordu. Sonuçta beş evrenden bahsetmişlerdi. Biri benim kendi evrenimdi. Diğeri Antares’ti ve orada aylarca kaldığım için alışmıştım. Castor’u tam olarak görmemiştim ama gördüklerimden çok daha fazlası olduğunu hissedebiliyordum. Üstelik Castor haricinde görmediğim daha iki evren vardı. Acaba neye benziyorlardı?

💬

“Bir şey içmek ister misin?” diye sordu Ursula bana bakarken, ardından diğerlerine döndü. “Size sormuyorum, kalkıp kendiniz alabilirsiniz.” Tekrar bana döndü. “Bu işe alıştığında sana da sormayacağım tatlım.”

💬

Gülerek başımı iki yana salladım. “Teşekkür ederim, bir şey istemiyorum.”

💬

Ursula omuz silkerek Hydra’nın yanındaki diğer koltuğa oturdu. Endymion parmaklarını şakaklarına bastırırken gözlerini ona çevirdi, nedense yorgun görünüyordu. “Diğerleri geldi mi?” diye sordu Endymion.

💬

Ursula koltuğunu bize doğru çevirdi. “Penelope bizi bekliyor,” dediğinde gözlerinde tuhaf bir ifade yakalar gibi oldum. “Penelope durumdan bana bahsetti. O deli herifin geleceğini hiç sanmam.”

💬

“Bu önemli bir durum,” dedi Endymion kaşlarını çatarak. “Göz ardı ederse sonuçlarına kendi katlanır. Belki de Astrid’in hayatı tehlikede ve bunu bilmiyoruz.”

💬

Ursula, bana beni süzerek baktı, daha sonra gözlerini Endymion’a çevirdi. “Hayati bir şey olduğunu düşünmüyorum, endişelenme,” dediğinde son kelimesiyle Endymion’ın gözleri onun gözlerini hedef aldı. Rahatsızca yerimde kıpırdanıp Noris’a baktığımda onun da Endymion’a baktığını gördüm.

💬

Endymion, “Endişelenmiyorum,” deyip gözlerini cam duvardan dışarıya çevirdi. Ben de sessizce dışarıya baktım. Ortam bir anda soğumuş gibiydi. Sanki herkesin üzerinde bir tedirginlik, bilinmezlik vardı ama hepsi bunu iyi bir şekilde kamufle ediyordu. Aslında bu bir ihtimalden de fazlasıydı, nedense öyle olduğuna emin gibiydim.

💬

İçinde bulunduğumuz araç kulak tırmalayan bir uğultuyla yeryüzüne indiğinde ilk ayaklanan Endymion olmuştu. Kimseye bakmadan kendini koridora attı. Derin bir nefes alıp elbisemi düzelterek ayaklandım. Briella yanımdan geçerken kolumu sıvazlamıştı ve nedense bu hareketi durgun hissetmeme neden olmuştu.

💬

Hep birlikte araçtan indiğimizde bizi geniş bir pist karşıladı. Yer asfalt zemindi ve arkamı döndüğümde az önce içinde olduğumuz büyük hava aracını gördüm. Topuklarımın üzerinde dönüp diğerlerine katıldım, küçük çantamı sıkıca tuttum. Castor, geldiğim evreni andırıyordu. Sadece daha gelişmiş görünüyordu. Boş pistte yürüyorduk, atkuyruğu şeklinde bağladığım saçımın ucu her adımımda iplerin sardığı sırtıma çarpıyordu. Birkaç dakika yürüdükten sonra bizi bir saray karşıladı. Evet, saray.

💬

Bembeyaz bir yapıydı ama Antares’teki şato gibi karanlık görünmüyordu, daha moderndi. Ursula bizi otoparka yönlendirdi. Otoparka girdiğimde beni onlarca araba karşılamıştı. Arabalara olan tutkum gün yüzüne çıkarken heyecanla spor arabaları incelemeye başladım. Sadece spor arabalar yoktu, klasik ve cip türleri de vardı. Çocuksu bir tavırla arabalara dokunup incelemem Ursula’yı güldürmüştü.

💬

“Arabaları seviyorsun,” dedi elini omzuma bastırırken.

💬

“Evet,” derken elimi siyah spor arabanın tavanına koydum. “Oyuncak araba koleksiyonum var.” Gözlerim kısılırken yutkundum. “Yani vardı. Kendi evimde kaldılar.”

💬

“Bu siyah bebeği diğerlerinden daha çok sevmiş gibisin,” dediğinde parlayan gözlerimi önümdeki spor arabadan alamadım. “Endymion,” diye seslendiğinde bakışlarım ona kaydı, Endymion’a bakıyordu. “Astrid seninle gelsin.”

💬

Endymion başını sallarken önümde durduğum arabaya yönlendi. Hydra elindeki anahtarları ona doğru attığında anahtarları havada kapıp arabanın kapılarını açtı. Şaşkın gözlerle ona bakarken sürücü koltuğunun kapısını açıp arabaya bindi.

💬

Ursula, “Bu arabayı sana hediye etmeyi çok isterdim ama Endymion’a ait,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. Omzumu okşayıp benden uzaklaştıktan sonra ilerideki kırmızı spor arabaya yöneldi. Yanağımın içini ısırırken arabanın kapısını açıp araca bindim. Endymion araba konusunda zevkliydi, tercihini beğenmiştim. Benim koltuğa yerleşmemle aracı çalıştırdığında çantamı kucağıma koydum. Önümüzdeki iki araç otoparktan çıkarken biz de arkalarından ilerledik.

💬

“Araba kullanmayı biliyor musun?” Başımı çevirip ona baktım, gözlerini yoldan ayırmıyordu.

💬

“Evet,” diye mırıldandım, başını yavaşça salladı.

💬

Gri gözleri odağına beni aldığında işlek bir caddeden geçiyorduk. “İstersen senin olabilir,” dediğinde dudaklarım aralandı, kaşlarım çatılırken ne dediğini idrak edememiştim. “Arabayı istiyorsan sana veririm.”

💬

“Arabanı neden bana vermek istiyorsun?” diye şaşkınlıkla sorduğumda gözlerini tekrar yola çevirdi.

💬

“Senin olmasını istiyormuşsun gibi baktın,” dedi. Bir an ciddi olup olmadığını anlamak ister gibi onu inceledim, ciddi görünüyordu.

💬

“Bunu kabul edemem,” diye mırıldanıp önüme döndüm. “Hem bir arabam olsa da onu Antares’e götüremem.”

💬

“İstediğin zaman buraya gelebileceğini biliyorsun, Astrid,” dediğinde sessiz kaldım.

💬

Yüksek binaların olduğu bir ana yoldaydık. Sokaklarda insanlar vardı ve hareketlilerdi. Eğlenen insanları görmek beni rahatlatmıştı, koltukta kayarak rahatça oturup onları izlemeye başladım. Bir süre öncesine kadar ben de onlar gibiydim. Arkadaşlarımla gezip eğlenir, gece yarısından önce odamın yolunu bulamazdım. Bazen hiç yolu bulamaz, arkadaşlarımla kalırdım. Eski hayatıma olan özlemim ilk kez bu kadar kendini belli etmişti.

💬

“Senin evrenine benzediğini söylemiştim,” diyerek sessizliği bozduğunda, görmüş müydü bilmiyordum ama başımı sallamıştım.

💬

“Şehir gürültüsünü özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi,” dediğimde güler gibi bir nefes verdi.

💬

“Dışarıdan nasıl göründüğünü merak ediyorsan diye söylüyorum,” dediğinde gözlerimi ona çevirdim. “Kafesine alışmış bir kuş gibi görünüyorsun. Buna gerek yok, Astrid. Sen hâlâ aynı kadınsın, kendini her şeyden soyutlamana gerek yok.”

💬

Sessizce, “Bu benim elimde değil,” diye mırıldandım.

💬

“Biliyorum,” dedi. “Elinde değildi, neredeyse bir evrende esirdin. Ama artık değilsin, hepimiz gibi istediğini yapmakta özgürsün.”

💬

“Sen de benim gibi miydin?” diye merakla sorarken tamamen ona doğru döndüm.

💬

Bir süre sorduğum soruyu düşündükten sonra, “Senin gibiydim. Castor’da sıkışmıştım,” dedi, direksiyonu sağa doğru kırarken kaşları çatıldı. Yüz ifadesi değişirken daha fazla bir şey sormadım.

💬

Sessizliğimiz uzun sürmemişti, birkaç dakika sonra araba geniş bir binanın önünde durdu. Endymion arabadan indikten sonra anahtarları bir adamın eline bırakıp benim kapımı açtı. Çantamı sıkıca tuttuktan sonra arabadan indim. Lüks görünen mekânın ışıklarla süslenmiş kapısına doğru adımlarken, siyahi genç bir adam gülerken bana çarptı. Ardından durup özür dilediğinde gülümseyerek sorun olmadığını söylemiştim. O da gülümsemiş ve arkadaş grubuyla yoluna devam etmişti.

💬

Endymion ile birlikte mekâna girdik. Giriş katı oldukça büyüktü ve uzun masalar vardı. Yüzlerce insan yemeklerini yiyor, eğleniyordu; gülüş sesleri mekânı sarmıştı. Bedenim bu sıcak görüntüyle gevşedi. Giriş katı arkamızda bırakıp asansöre bindik. Endymion on yedinci katın düğmesine bastığında asansörün cam duvarlarından insanları izliyordum. Her katın asansör tarafındaki duvarı camdandı ve geçtiğim her katı görebiliyordum. Her kat insanlarla doluydu ve hepsi yemeklerini yiyerek eğleniyorlardı. Bahsettikleri gibi bugün büyük bir kutlama vardı.

💬

Asansör on yedinci katta durdu. Birlikte asansörden çıktığımızda beni karşılayan tek bir masa olmuştu. Geniş salonda uzun, büyük bir masa vardı. Masanın etrafında geniş sandalyeler, masanın üzerine doğru sarkan büyük bir avize, masanın diğer tarafında ise şehri gören cam bir duvar vardı.

💬

“Siz neden hep en son geliyorsunuz?” Briella homurdanarak bize bakarken boş sandalyelerden birine oturdu. Ursula elindeki kadehle yanımızdan geçerken imalı bir şekilde bakmıştı, kaşlarımı çattım.

💬

“Çok konuşuyorsun, acıktın galiba,” dedi Endymion, ardından boş sandalyelerden birini çekip rahatça oturdu.

💬

Gözlerimi masadakilerde gezdirdim. Penelope gülümseyerek bana baktı. Nabi yanında, Hydra ise karşısında oturuyordu. Ursula başköşeye kurulurken ben de Noris ve Nabi’nin arasındaki sandalyeye oturdum. Endymion karşımdaydı, Briella ise çaprazımda kalmıştı. Boş iki sandalye vardı, birisi Endymion’ın yanıydı, diğeri ise diğer başköşeydi.

💬

Ursula masanın kenarındaki küçük bölmedeki bir tuşa bastı. Birkaç saniye sonra asansörün kapıları açılmış, üç garson servis masalarıyla içeri girmişti. Onlar bize servis açarken ben de diğerlerinin sohbetini dinliyordum. İçeride hoş bir melodi vardı. Onların kahkahalarla gülerek sohbet etmesi içerideki enerjiyi yükseltiyordu. Arkadaş ortamımdaymışım gibi hissediyordum.

💬

“Şarap ister misin?” diye sordu Noris.

💬

“Olur,” deyip kadehimi ona uzattım.

💬

Kırmızı şarabı kadehe dökerken, “Bu gece burada kalacağız, senin için sorun olur mu?” diye sordu.

💬

“Hayır,” dedim başımı iki yana sallarken. Ardından göz ucuyla Briella’ya bakıp, “Hem o şimdiden sarhoş görünüyor, bu şekilde onu götürmek zor olur.”

💬

“Aptal çakal,” dedi Noris gülerek. “Alkolü kaldıramadığını bildiği halde bunu yapmaya devam ediyor.” Gülerek Briella’ya döndüğümde Briella da bana bakıp gülerek öpücük attı. Bu şirin hâli beni daha çok güldürmüştü.

💬

“Son anda fark ettim. Fark etmeseydik bir de o ucubeyle uğraşacaktık,” dedi Ursula, Penelope’ye bakarak. Parmaklarımı kadehin etrafına sararken onlara baktım.

💬

“Normalde dikkatsiz davranmazsın,” dedi Penelope kaşlarını çatıp. Tamamen onlara doğru dönerek konunun ne olduğunu anlamaya çalıştım.

💬

“Bilmiyorum, Penelope. Sanki bu aralar dengelerde bir oynamaya var gibi,” dedi, sesi dalgın çıkmıştı. “Köprülerdeki ucubeler fazla hırçınlaştı.”

💬

“Onlar sadece başıboş ruhlar, Ursula,” dedi Penelope çatalını tabağının kenarına bırakırken. “Ama haklısın, bu sefer bana da biraz tuhaf geldi.”

💬

“Nasıl tuhaf ki?” Sohbetlerinin ortasına dalınca ikisinin de gözleri bana döndü, Hydra’nın da bakışlarının üzerime yöneldiğini fark ettim.

💬

Ursula ellerini çenesinin altına yaslayıp, “Bizi normalde de zorlarlar, büyük bir enerji harcarız ama bu sefer sanki enerjim içimde parçalanıyor gibiydi,” dedi. Bu söylediği şeyle kaşlarım çatıldı.

💬

“Kana susamış vahşiler gibi diş geçirdiler,” dedi Penelope onu destekleyerek. “Belki tutulmayla ilgili bir durumdur.”

💬

Son cümlesinde ifadesi değişmişti, sanki düşündüğü şey daha farklı bir şey gibiydi.

💬

“Ben köprüde sıkıştım, sizinki daha normalmiş,” dedi Endymion, ardından bardağındaki içecekten bir yudum aldı.

💬

Asansörün kapıları açıldığında ve içeri bir adam girdiğinde tepemizde duran avizedeki ışık anlık yanıp söndü. Endymion başını kaldırdığında göz göze geldik. Diğerlerinin bakışları da içeri giren iki adama dönmüştü.

💬

“Sebebini bildiğiniz şeylerde neden kendinizi kandırıyorsunuz?”

💬

Duyduğum sesle bedenimden bir ürperti geçti. Yeşil gözlerim odağına elleri ceplerinde asansörün önünde dikilen adamı aldı. Çekik gözleri gözlerimdeydi. Kafası bulanık olan Briella bile ürpermiş görünüyordu.

💬

“Sebebinin bu küçük hanım olduğunu bilmediğinize kimi inandıracaksınız?” derken bize yaklaştı. Ellerini ceplerinden çıkarıp boş olan başköşeye kuruldu. Herkes şaşkın bir ifadeyle ona bakarken ben çatık kaşlarla bakıyordum.

💬

“Aidoneus,” dedi Penelope. Gözlerinde tatmin olmuş bir ifade vardı.

💬

“Penelope,” dedi adam, dudakları yukarı kıvrıldı. “Hiç yaşlanmıyorsun, hâlâ güzelsin.”

💬

Adam ellerini birbirine bastırmış alayla masadaki yüzleri inceliyordu. Hemen hemen yirmi altı, yirmi yedilerinde olmalıydı. Üzerinde siyah bir takım vardı. Siyah gömleğinin yakasındaki gümüş yaka iğnesi parıldıyordu. Çekik, koyu gözleri alayla parlasa da boş bakıyormuş gibi görünüyordu. Gözlerim diğer adama kaydı. Adamın saçları yoktu, keldi, çekik gözleri menekşe mavisiydi ve gözleri sürmeliydi. Üzerindeki gömlek onu rahatsız ediyormuş gibi gömleğin yakasını çekiştirerek Endymion’ın yanındaki boş sandalyeye oturdu.

💬

Aidoneus adındaki adam yüzüklerin süslediği parmaklarını birbirine geçirip koyu renk gözlerini yüzüme dikti. Onları inceliyor olmam ilgisini çekmiş gibi kaşlarını kaldırdı. “Dengemizi altüst eden kız sen olmalısın,” dediğinde elimdeki kadehi masaya bıraktım. Göğsümde oluşan tuhaf bir duyguyla kaskatı olmuştum. Yaydığı enerji iyi değildi.

💬

“Onunla o şekilde konuşma,” dedi Noris, kızıl gözleri bir ateş gibi parlıyordu.

💬

“Sahibin geldiği için kuyruğunu dikmiş görünüyorsun,” diye alayla konuştuğunda, Noris dudaklarını araladı ama elimi elinin üzerine koyup onu durdurdum.

💬

“Ne ben onun sahibiyim ne de o benim hizmetkârım,” dedim düz bir sesle, gözlerim yanındaki adını bilmediğim diğer adama döndü. “Sen ona bir hizmetçi gibi mi davranıyorsun?”

💬

Bu sorum onu rahatsız etmiş olmalı ki bakışları değişti. Diğer adamın menekşe rengi gözleri gözlerime saplandığında göz bebekleri tuhaf bir şekilde hareketlenmişti.

💬

“Onun adı Sobek ve onu sinirlendirmek istemezsin,” diye sakin bir şekilde konuştuğunda kaşlarımı kaldırarak ona baktım.

💬

“Sorun yaratma, Aidoneus,” dedi Penelope, peçeteyle dudaklarının kenarını sildi. “Durumun ciddi olduğunu anlayıp geldiğin için teşekkürler.”

💬

Bahsettikleri diğer gardiyanın bu adam olduğunu onu ilk gördüğüm anda anlamıştım. Diğerleriyle tanıştığımda aldığım iyi enerjiyi onu gördüğümde hissedememiştim, etrafında kara bulutlarla dolanıyormuş gibi kötü bir enerjisi vardı ve ben enerjileri hissetme konusunda kendime her zaman güveniyordum.

💬

“Tilki Çağlayanı bu kızdayken sorun ben miyim gerçekten?” Şimdi sesi öfkeli çıkmıştı işte. “Daha ne olduğunu duymamış, bilmiyor bile.”

💬

“Aydınlat bizi.” Endymion konuştuğunda ona baktım. Gri gözleri adamdaydı, masanın üzerindeki eli bardağı sıkıca kavramıştı. “Üstelik birkaç sene öncesine kadar sen de kim olduğunu bilmiyordun.”

💬

Adamın ifadesi dağılacak gibi oldu ama ustaca bunu toparlamıştı. “Endymion,” dedi dişlerini göstererek. “Senin varlığını unutmuşum, kusura bakma.”

💬

“Bahsettiğin güç neden bende?” diye konuya girerek dikkatini üzerime çektim.

💬

“Aslında bunu ben de merak ediyorum,” dedi, düşünceli bir şekilde parmaklarını keskin çenesinde gezdirdi. “Penelope size efsaneden bahsetmiş miydi?”

💬

“Hayır,” diyerek ona baktı Penelope.

💬

“Tam bir sır küpüsün değil mi, Penelope?” Adam gülerek ona baktıktan sonra Noris’ın önündeki kadehi alıp bir yudum aldı. Noris’ın elini sıkarak ters bir hareket yapmaması için onu engellemeye çalıştım. “Bu ilk gardiyanların olduğu zamandan kalma bir şey.”

💬

“Ne?” diye sorduğumda elini salladı.

💬

“Sözümü kesmeden dinleyin, sözümün kesilmesinden hoşlanmam,” dediğinde homurdanarak ona baktım. “İlk gardiyanların sahip olduğu güçler vardı. Ama bir kişi haricinde diğerleri bu güçleri kötüye kullandılar. Evrenler arasında da problem çıkardılar. Akıllarını kaybetmiş gibiydiler, tek düşündükleri sahip oldukları güçlerdi.” Koyu gözlerini önündeki boş tabağa dikti. “Onlar gibi olmayan tek kişi de Tilki Çağlayanı gücüne sahip olandı.”

💬

Şaşkınca onu dinlerken başını kaldırıp direkt bana baktı. Söyledikleri yabancı gelmemişti aslında. Çünkü günümüzde de böyleydi, güç hırsı insanı değiştirirdi. Ki onun bahsettiği doğaüstü güçlerdi, bu da demek oluyordu ki onların güç savaşı günümüzdekinden daha felâketti.

💬

“Gardiyan olmayan ama tüm bu düzeni bilen birinden yardım aldı. Diğer gardiyanları durdurmaları gerekiyordu çünkü evrenler tamamen karışmış durumdaydı,” diyerek sözlerine devam etti. “Bir plan kurdular. Tehlikeli bir plandı, karşılarında dört hırslı gardiyan vardı. Ama zor da olsa başardılar. Kendi gücü olan Tilki Çağlayanı ile birlikte diğer gardiyanların güçlerini de kutuya kapattı.”

💬

“Güçleri kutuya kapatmak mı?” diye şaşkın bir sesle sorduğumda tekrar kadehi eline alıp kadehi salladı.

💬

“Normal kutu değiller,” dedi, kaşları çatıldı. “Her bir kutu bir evrene yollandı. Nerede oldukları bilinmiyor. Herkesin sahip olabileceği şeyler de değiller zaten. Üstelik bu sana özel bir durum da değil.”

💬

“Değil mi?” Noris ona doğru döndüğünde gözlerinde merak vardı.

💬

“Tilki Çağlayanı’nın sahibinin de erk hayvanı tilkiydi, bu yüzden erk hayvanı tilki olanlarda görünüyor bu durum,” dedi. Kafam iyice karışmıştı. “Erk hayvanı tilki olan onlarca gardiyan oldu. Bazılarında bu güç kendini gösterdi ama geri çekildi. Çünkü asıl güç bir yerde saklı.”

💬

“Yani bendeki asıl güç değil,” dediğimde başını sakince salladı.

💬

Sıkılmış bir ifadeyle elindeki kadehe baktı. “Belki haftalarca belki aylarca sahip olursun ama tam olarak senin değil,” dedi. “Tabii asıl gücü bulursan işler değişir.” Son cümlesinden sonra alayla gülmüştü.

💬

“Bunları bilenler güçlerin peşine düşmedi mi?” Ursula umursamazca sandalyesine yayılmış kadehteki şarabı sallarken sorusunu ona yöneltmişti.

💬

“Elbette olmuştur,” dedi Aidoneus, koyu renk gözlerini bana çevirdi. “Tutulmalar haricinde köpründen uzak dur, oraya yaklaşman kontrolünü sağlamanı zorlaştırır. Kendinde bir gariplik hissedersen suya yakın ol, su içindeki ateşi engeller. Bir felâket istemiyorsan aşırı tepkilerden de uzak dur. Dizginlerini elinde tut.”

💬

Başımı sallarken düşünceli gözlerle ellerime baktım. Belki de dediği gibi kısa süreli bir şeydi. Hem o günden sonra tuhaf bir şey yaşamamış, tuhaf hissetmemiştim.

💬

“Belki de hepimizin söylediğinden, bildiğinden farklı bir şeydir,” diye mırıldandı Penelope.

💬

Söylediği doğru olabilirdi. Sonuçta Endymion da ilk duyduğunda bundan bahsetmişti, o nereden biliyordu? Demek ki dillerde dolanan bir şey vardı. Aidoneus ve Penelope’nin anlattıkları kısımlarda farklılıklar var gibi duruyordu. Oturmayan bir şeyler olduğu kesindi ama sanki kimsenin bunun hakkında bir fikri yoktu. Parmaklarımı ağrıyan şakağıma bastırdım. Yalnız kaldığımda önüme sürülen bütün bilgileri süzgecimden geçirmem gerekiyordu.

💬

Aidoneus sandalyesini geriye itip ayaklandığında adının Sobek olduğunu söylediği adam da ayaklandı. “Size iyi eğlenceler. Umarım uzun bir süre daha karşılaşmayız,” diye alayla konuştuktan sonra kimseye bakmadan asansöre yöneldi.

💬

Onlar asansöre bindiği sırada Endymion parmaklarını masaya bastırıp, “Uzun süredir izini sürdüğün avın kokusunu aldın, geri çekileceğini hiç sanmam. Tekrar karşılaşacağız,” dediğinde asansörün kapıları kapanmaya başlamıştı. Kapılar kapanmadan önce Aidoneus’un gözlerindeki o parıltıyı gördüm.

💬

Endymion’ın son sözleriyle ortama rahatsız edici bir sessizlik çöktü. Penelope çatık kaşlarla ona bakarken sohbet boyunca umursamaz görünen Ursula’nın bile dikkati ondaydı.

💬

“Penelope,” dedi Endymion sert sesiyle. “Yanlış bir şey yaptık.”

💬

🦂

💬

Gecenin ilerleyen saatlerinde mekândan hep birlikte çıkmıştık. Ursula’nın ısrarlarıyla Penelope ve Hydra da bizimle gelmişti. Arabaları otoparka bırakmış ve içeri girmiştik. Ursula, “Nasıl ki Antares’in kalbi o şatoysa, Castor’un beyni de bu saray,” demişti. Beyni olarak adlandırmıştı çünkü evrenin düzeninin buradan kontrol edildiğini söylemişti. Aslında bunu pek anlayamamıştım ama kafa da yormak istemiyordum, düşünmem gereken daha önemli şeyler vardı.

💬

Ursula’nın kalmam için ayarladığı odaya doğru ilerlerken adımlarım dengesizdi. Çok fazla alkol tüketmemiştim ama düşüncelere boğulmuşsam bir yudum bile bütün dengemi altüst edebiliyordu. Boydan boya beyaz, düz bir halının olduğu koridorda yürüyordum. Saraya girdiğimden bu yana hiç zemini görememiştim, sanki bütün zemin halıyla örtülmüş gibiydi. Merdivenler bile.

💬

Bütün bedenimin uyuştuğunu hissedince elimi duvara yaslayıp bekledim. Çantam yoktu, nerede bıraktığımı da hatırlamıyordum. Düşünmem gereken onca şey varken sanki hepsi bir köşeye saklanmıştı. Başım dönünce yavaşça yere çöktüm, yere oturmamıştım ve bu şekilde durmak ayak tabanlarımı da ağrıtmıştı ama ayakta dikilirsem yere devrilebilirdim. Derin bir nefes alıp çıplak sırtımı duvara yasladım.

💬

“Neden odaya götürmek istediklerinde tekliflerini kabul etmedim ki,” diye kendi kendime mırıldandım. Noris ve Ursula eşlik etmek istemişlerdi ama reddetmiştim.

💬

Başımı omzuma yatırıp beklediğim sırada görüş açıma siyah ayakkabılar girdi. Başımı kaldıracak gücü bile bulamıyordum. Aidoneus’un bir şeyler gizlediğini söyleyen tarafım düşüncelerimi çekiştiriyordu. Bir şeyleri gizlemese bile eksik anlattığına emindim.

💬

“İyi misin?” Avucumu çeneme yaslayıp karşımdaki odanın kapısına bakarken duyduğum sese odaklanamadım. “Neden bu kadar dağıldın?”

💬

Yanıma çöktüğünü hissedince başımı hareket ettirmeden gözlerimi ona çevirdim. Gri gözleri gözlerimdeyken anlık kaşları çatılmıştı. Sessizce ona bakıyordum, nedense konuşmak istemiyordum.

💬

Dikkatle gözlerimi izledikten sonra elini omzuma koyup, “Seni odana götürelim,” dedi.

💬

“Olur,” deyip elimi omzuna bastırarak ayaklandığımda duraksadı, kolayca kabul etmemi beklemiyor olmalıydı. Tabii ona dokunmamı da beklemiyor olabilirdi.

💬

Başını iki yana salladıktan sonra doğruldu. Kolunu bana doğru uzatınca koluna girip topuklarımın üzerinde dik durmaya çalıştım. Onun odasının bir üst katta olduğunu biliyordum, onlar konuşurken duymuştum. Saçma bir şekilde her şeyi kenara atıp bunu düşünmeye başladım.

💬

“Mekândan çıktığımızda iyi görünüyordun. Aniden neden dağıldın?”

💬

“Hı?” dediğimde kaşlarını çatarak bana baktı. Kaşlarına bakarken aniden gülünce kaşları daha çok çatılmıştı.

💬

“Anlaşıldı, senin uyuman gerek,” dedikten sonra derin bir nefes aldı.

💬

Omuz silkip başımı omzuna yasladığımda bedeninin kasıldığını hissettim. Dudaklarımda bir gülümsemeyle ileriye bakarken aniden dudaklarımdaki gülümseme silindi. Yerdeki halıya rağmen sanki topuklarımdan yüksek bir tıkırtı yükseliyordu. Etrafımızı saran kötü bir enerji hissettiğimde adımlarım kesildi, benim durmamla o da durmuştu. Başımı omzundan ayırıp arkama baktım. Sarı ışıkla aydınlatılmış uzun koridor bomboştu. Başımı sallayıp kendime gelmeye çalıştığım sırada bir kedi sesi duydum. Gözlerim hızlı bir hareketle merdivenlere döndü. Merdivenlerden inen kedinin kuyruğunu görebilmiştim sadece. Bu durum ne kadar normal görünse de kuşkulanmadan edemedim.

💬

Endymion’ın bakışlarının yüzümde olduğunu hissedince önüme dönüp hiçbir şey demeden yürümeye devam ettim, o da bir şey söylememişti. O da bu durumu garipsemiş miydi?

💬

Kalacağım odanın önüne geldiğimizde kapının kolu olmadığını fark ettim. Kapıyı itmeye çalıştım ama açılmamıştı. Kaşlarım çatılırken bu sefer de kaydırarak açmaya çalıştım, yine açılmamıştı. Endymion arkamdan elini uzatıp elimi tuttuğunda irkildim. “Parmağınla,” dedikten sonra işaret parmağımı tutup kapıdaki deliğe soktu, bir süre parmağımın orada durmasını sağladı, sonra elimi geri çekti. “Seni tanıdı, artık senindir.”

💬

Kapı kayarak yana doğru açıldığında şaşkınca açılan kapıdan içeri baktım. Yavaş adımlarla içeri girdiğimde o da içeri girmiş ama kapının önünde durmuştu.

💬

“Normal bir oda olacağını düşünmüştüm,” diye mırıldandım.

💬

“Zaten normal,” dediğinde gözlerimi devirdim.

💬

Buradaki zemin de açık renk bir halıyla örtülüydü. Karşımdaki duvarda duvar uzunluğunda sürgülü camlar vardı. Ortada büyük, yuvarlak bir yatak duruyordu. Yatağın üzerine doğru sarkan, ağaç dallarına benzer dalları olan bir avize tüm odayı aydınlatıyordu. Sağ taraftaki duvarda büyük bir dolap, sol tarafta ise makyaj masası ve ayna vardı.

💬

Tek dizimi kırıp ayağımdaki ayakkabıyı çıkarmaya çalıştım. Biraz yalpalasam da çıkarabilmiştim. Çıplak ayağımı yere bastırdıktan sonra diğer ayağımdaki ayakkabıyı da çıkarıp kenara bıraktım. Ardından kendimi sırtüstü yatağa attım. Sızlayan bedenim yatağa uzanmamla gevşemişti. Derin bir nefes alırken gözlerim kapıda dikilen Endymion’a kaydı. Bir an onun varlığını unutmuştum ve kaşlarını kaldırmış beni izliyor oluşu utanmama neden olmuştu.

💬

“Ben seni yalnız bırakayım,” dedikten sonra arkasını döndüğünde yavaşça doğruldum.

💬

“Ondan şüpheleniyor musun?” diye sorunca duraksadığını gördüm.

💬

Elini cebine sokup omzunun üzerinden bana baktı. “Yarın kendine geldiğinde konuşuruz, Astrid. Şu an bunlara kafanı yorma ve dinlen,” dedi sakince.

💬

Başımı sallarken elimi ağrıyan midemin üzerine koyup yavaşça okşadım. Gözleri karnıma kaydı, gözlerini yumup sert bir nefes verdikten sonra odaya doğru döndü. Sol tarafta kalan küçük dolaba ilerledi. Eğilip dolabı açtıktan sonra içinden bir şişe su aldı ve yanıma geldi. “Bunu iç ve uyu,” dedi. Gözlerimi dikmiş ona bakarken eğildi, elimi tutup şişeyi avucuma bıraktı. “Sana iyi gelmiyorsa alkol kullanma.”

💬

“Sadece kendimi kötü hissettiğim için böyleyim,” diye fısıldadığımda gözlerimin içine tuhaf bir ifadeyle baktı.

💬

“Astrid,” dedi, önümde diz çöküp gözlerimin içine bakmaya devam etti. Omuzlarımda hissettiğim yükle gözlerim dolarken dişlerimi sıktım. Belki de alkolden böyle zamanlarda gerçekten uzak durmalıydım. “Neden ağlıyorsun?”

💬

“Bilmiyorum,” dediğimde elini yanağıma uzattı, avucunu yanağıma yaslayıp öylece bana baktı. Dokunuşuyla bedenim gevşerken başımı eğdim, dudaklarımın arasından kaçan hıçkırıkla avucunun yanağımdaki baskısı arttı. Sanırım beni bu kadar yoran şeylerden biri de suçluluk duygusuydu. Bunu ger geçen gün daha iyi anlıyordum, benim yüzümden düzenleri bozulmuştu ve bu onları zorluyordu.

💬

“Bu seni rahatlatacaksa ağlayabilirsin,” dediğinde sertçe yutkundum. Doğrulup beni belimden kavrayarak geriye doğru çekti. Yatağın üzerindeki örtüyü kenara ittikten sonra yatağa uzanmama yardım etti. Kızaran gözlerimi tavana çevirdiğim sırada örtüyü üzerime örttü.

💬

“Hepiniz bana iyi davranıyorsunuz ama sorundan başka bir şey değilim,” diye mırıldandığımda örtüyü tutan eli geri çekildi.

💬

“Bunu düşünen tek kişi sensin, küçük tilki,” dediğinde gözlerimi tavandan ayırıp ona baktım. “İçin rahatlayacaksa söyleyeyim, ben de ilk gardiyan olduğumda insanların başını belaya sokmuştum.”

💬

“Nasıl?” diye şaşkınca sorduğumda güldü, ani ruh değişimimi garipsemiş gibi baktı.

💬

“Uzun hikâye, başka bir gün anlatırım,” dediğinde sakince başımı salladım. “Ama bu benim elimde olan bir şeyken şu anki durum senin elinde değil, buna senin sebep olduğunu söyleyemeyiz.”

💬

“Yine de öyle hissetmiyorum,” dedim, dudaklarımı birbirine bastırdım.

💬

“Yeşil gözlerinin ortasında bir ateş yanmaya başlamış,” dediğinde duraksadım, değişimi fark etmiş miydi? “Sana yardım edeceğim.”

💬

“Ne için?” dedim, neyden bahsettiğini anlayamamıştım.

💬

Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesimi tuttum. Yatağın kenarındaki komodinin üzerine uzandı, oradaki birkaç tuşa dokunduğunda üzerimizdeki ışık yavaşça azaldı, oda artık biraz önceki kadar aydınlık değildi. Yüzü yüzüme çok yakın duruyordu ve bu kaskatı kesilmeme neden olmuştu.

💬

“O adam birçok şey söyledi,” dediğinde sesi kısık çıkmıştı. “Ama bir yerde yanılıyor. Sendeki gelip geçici bir şey değil. Ve o da bunu fark etti.” Kaşlarım çatılırken parmaklarını yavaşça alnıma sürttü, ardından geri çekildi. O geri çekilince fark ettirmemeye çalışarak rahat bir nefes almıştım ama fark ettiğine emindim. “Sana bunu çözmende yardım edeceğim. Şimdi dinlen, yarın sana anlatacağım.”

💬

“Bence sır küpü olan sensin,” dedikten sonra yan dönüp yanağımı yastığa bastırdım.

💬

Dudakları yukarı kıvrılırken elini çıplak koluma sürtüp dostane bir tavırla dokunduktan sonra doğruldu. “İyi geceler, Astrid,” dedi, ellerini ceplerine sokup arkasını döndü, kapıya doğru yürüdü.

💬

“İyi geceler, Endymion,” diye mırıldandım.

💬

Aralık duran kapıyı yana kaydırıp dışarı çıktı. Bana doğru dönüp gözlerini yüzüme dikti. Yutkunup üzerimdeki örtüyü avuçlarken yavaşça kapıyı kaydırarak kapattı, kapıdan yükselen kilit sesiyle gözlerimi yumdum.

💬

Bir saat içinde o kadar fazla duygu değişimi yaşamıştım ki, kalbim normalden daha hızlı çarpıyordu. Avucumu göğsüme bastırdım. Loş ışığın altında, yine boşlukta sallanacağımı bildiğim bir uykunun içine daldım…

💬

Uyandığımda bedenim iki gün boyunca hiç yataktan kalkmadan uyumuşum gibi iyi hissediyordu, sanırım bunda üzerinde yattığım rahat yatağın da etkisi büyüktü. Başımda küçük bir ağrıyla uyanmıştım ama beni çok rahatsız etmemişti. Komodinin üstündeki küçük kutudan gelen sesle korkarak kutuya baktım. Üzerinde yanıp sönen kırmızı bir ışık vardı. Ne yapacağımı bilemez şekilde rastgele birkaç tuşa bastım. Soldan ikinci tuşa bastığımda ise odaya Ursula’nın sesi doldu.

💬

“Umarım uyandırmamışımdır,” dediğinde yatakta doğruldum.

💬

“Hayır, uyanmıştım,” dedim, hâlâ tuhaf bir ifadeyle kutuya bakıyordum. Telefona benzer bir yanı yoktu.

💬

“Buna sevindim,” dedi gülerek. “Dolapta giyebileceğin kıyafetler var. İstersen bir duş alıp rahatla. Aşağıda seni bekliyor olacağız.”

💬

“Önemli bir işimiz varsa hemen gelebilirim,” diye teklif sunduğumda arkadan bir ses daha duymuştum.

💬

“Hayır tatlım, kahvaltı etmek için dışarı çıkacağız,” dediğinde rahatladım, duş almak istiyordum. “Hem daha uyandıramadığım kıl yumakları var.”

💬

Gülerek, “Tamam, çok bekletmem,” dedim. Bir cevap gelmemişti, kutudaki kırmızı ışık da sönmüştü. Kutuya tuhaf bakışlar atmaya devam ederken yataktan kalktım.

💬

Sağ tarafımda kalan büyük dolabın önüne geçip dolabın kapağını kaydırarak açtım. Beklediğim şey raflar, askılıklar, çekmeceler falandı ama gördüğüm şey çok daha farklıydı. Dolap kapağı gibi görünen kapak bir odaya açılıyordu. Küçük sayılamayacak büyüklükteki oda bana bir mağazayı anımsatmıştım. Şaşkın gözlerle içeri girip etrafı incelemeye başladım. Antares’te de bir giyinme odam vardı ama sanki buradaki her şey aşırıydı.

💬

Antareste’yken genelde rahat şeyler giyerdim çünkü orada topuklu ile yürümek gerçekten zordu. Önümdeki raflarda dizili duran topuklu ayakkabılara bakarken gözlerimin ışıldadığına emindim. Dışarıdan biri şu anki bakışlarımı görse ne düşünürdü acaba? Abim kesinlikle benden utanıp kaçardı…

💬

Ashton’ı düşünmek yüzümü asmama neden oldu. Şu an ne yaptığını merak ediyordum. Üstelik canının neye sıkıldığını da öğrenememiştim. Asık suratla etrafıma bakınırken köşedeki kapıyı fark ettim. Kapıyı kaydırarak açıp içeriye göz gezdirdiğimde modern bir banyoyla karşılaşmıştım. Banyoya girip üzerimdeki elbiseyi çıkardım, kenarda duran kutunun içine attım. Duş alırken fazla zaman harcamamıştım. Bedenimi rahatlatmak için bolca duş jeli kullanmıştım ve bu bile yüzümdeki gülümsemeyi derinleştirmişti. Çekmecelerde açılmamış kutularda diş fırçaları vardı. Dişlerimi de fırçaladıktan sonra yumuşak bir bornozla banyodan çıkmıştım.

💬

Kurulanıp siyah bir iç çamaşırı takımını giydikten sonra kıyafetlerin arasında dolandım. Bir evrenden başka bir evrene oda taşımak mümkün olabilir miydi? Kendi saçma düşünceme gülerken askılıklardaki büstiyerlerden birini elime aldım. Kalın askıları olan kalp yaka bir büstiyerdi, deri kumaş göğsümün birkaç parmak aşağısında bitecek uzunluktaydı. Büstiyerin altına giyebileceğim siyah bir kotu da elime alıp koluma astıktan aldıktan sonra gözlerim topuklu ayakkabılara kaydı. Aslında burada giyebilirdim, Castor girişinde kalan spor ayakkabılarımı dönerken giyerdim, sorun olmazdı. Siyah, sivri burun topukluları da biri beni izliyormuş gibi kaçamak bakışlarla alıp köşede duran küçük koltuğa ilerledim. Ayakkabıları kenara bıraktım, seçtiğim kıyafetleri üzerime geçirdim. Pantolonun beli biraz bol gelmişti ama kalçalarımı sardığı için bunu sorun etmemiştim. Saçlarımı havluyla tam olarak kurutamamıştım, biraz nemli kalması benim açımdan daha iyiydi.

💬

“Keşke sen de gelebilseydin, Ashton,” diye mırıldandım aynaya bakarken. Burası evimdeymiş, kendi evrenimdeymiş gibi hissettiriyordu ve abimin de bunu hissetmesini istiyordum. İçime çöken huzursuzlukla ayaklanıp kapıya yöneldim. Parmağımı kapıdaki deliğe soktuğumda kapının açılırken çıkardığı mekanik ses odaya yayıldı, kapıyı kaydırarak açtım ve dışarı çıktıktan sonra da ardımdan çekerek kapattım. Kapı kapandığında da aynı mekanik sesi çıkarmıştı.

💬

Zemindeki halıdan dolayı sessiz adımlarla merdivenin hemen karşısındaki asansöre yöneldim. Lüks asansörün kapıları iki yana açıldığında başımı kaldırarak içerideki adama baktım. Aniden karşımda birini bulmak irkilmeme neden olmuştu.

💬

“Günaydın,” dediğimde başını sallayarak beni selamladı.

💬

“Günaydın, Astrid,” dedi. İçeri geçip sırtımı aynaya yasladığımda asansörün kapıları kapandı. Elinde oynadığı telefon dikkatimi çekti, şaşkın bir yüzle ona baktım. Ardından bana daha önce Castor’da telefon kullandığını söylediği aklıma geldi.

💬

“Telefon görmenin bu kadar garip hissettireceğini hiç düşünmemiştim.”

💬

Dudakları yukarı kıvrılırken gri gözlerini yüzüme çevirdi. “Seni buradan götürmek zor olacakmış gibi gelmeye başladı.”

💬

“Neden ki?” diye sorduğumda kaşlarını kaldırdı. “Evet, burası alışık olduğum her şeye sahip ama ben Antares’i de sevdim.”

💬

“Tuhaf bir kadınsın,” dediğinde başımı omzuma eğerek yüzüne baktım, bakışlarını benden kaçırmış, telefonun ekranına çevirmişti.

💬

Asansörün kapıları açılınca birlikte dışarı çıktık. Uzun koridorun sonunda tabana kadar uzanan vitray cam vardı ve cama bir heykel resmedilmişti. Hayran olmuş bir şekilde cama bakarken Endymion’ın aniden durmasıyla sırtına yapıştım. Burnumda hissettiğim sızlamayla yüzümü buruşturarak geri çekildiğimde omzunun üzerinden bana baktı. Homurdanarak yanından geçip giderken parmaklarımla burnumu okşadım. Endymion’a çarpana kadar hayranlıkla izlemeye devam ettiğim camın yan tarafındaki uzun kapıdan koşarak biri çıktı.

💬

Noris elindeki tişörtle çıplak bir şekilde koşarken koşmasından çok elindeki tişörte şaşırmıştım. Onu tanıdığımdan bu yana hep gömlek giydiğini görmüştüm.

💬

“Hey,” diye seslendiğimde aniden durdu. Başını bana doğru çevirdi, beni görünce bana doğru koşmaya başladı. “Neden koşuyorsun sen?”

💬

“Hiç,” dediğinde nefes nefeseydi. Az önce çıktığı kapıdan Hydra’nın çıktığını gördüm. Yüzünde sinsi bir gülüş vardı. Gözlerimi kısarak ona baktığımda üzerindeki ıslak tişörtü çekiştirdi.

💬

“Neden kaçtın? Oyun oynuyorduk,” dedi Noris’a bakarak.

💬

Noris kaşlarını çatıp, “Senin için oyun. Sudan hoşlanmıyorum,” dediğinde yüzünü inceledim. Neden sudan hoşlanmıyordu? Bildiğim kadarıyla tilkilerin su ile bir problemi yoktu.

💬

Hydra, “Bir çocuk gibi kaçmana da gerek yoktu,” dedi alayla. Kaşlarım bu cümle ile çatılırken Noris’ın yüzü sertleşti. Endymion yanımızdan geçip giderken gözlerimi Hydra’ya diktim.

💬

“Hoşlanmıyorum dediysem üsteleme,” dedi Noris katı bir sesle.

💬

Hydra’nın meydan okuyan gözlerindeki parıltı arttı. O an elinin arkasında olduğunu gördüm. Aniden içimde büyüyen öfkeyle Noris’ın önüne geçtiğim sırada Hydra arkasında sakladığı su bardağını öne doğru attı. Bardağın içindeki su yüzüme çarparken gözlerimi sıkıca yumdum.

💬

Yüzümden akan sudan başka hissettiğim tek şey sıcaklıktı. Ardından büyük bir patlama sesi duydum. Kulaklarımdaki uğultu artarken gözlerimi araladım.

💬

“Sudan hoşlanmadığını söyledi,” diye mırıldandım. Elim havadaydı. Öfkeli gözlerimi ileriye diktim. Hayranlıkla izlediğim o büyük cam tuzla buz olmuştu. Zemindeki açık renk halıda yanık izleri vardı.

💬

Bedenim aniden titremeye başladı, Noris havadaki elimi tutarak önüme geçti, gözlerindeki şaşkınlıkla bana baktı. Koşan insanların ayak seslerini duyuyordum ama gözlerimi Noris’ın kızıl gözlerinden ayıramıyordum.

💬

Damarlarımın içinden akan sıcak kan resmen fokurduyordu.

💬

Noris, “İyi misin?” diye fısıldadığı sırada, “Hydra!” diye bağırdığını duydum Ursula’nın.

💬

“İsteyerek olmadı,” dediğimde titreyen ellerimi daha sıkı kavradı.

💬

“Biliyorum,” dedi, ardından öfkeli bir hırlama sesi duydum.

💬

Noris’ın omzunun üzerinden parçalanmış cama doğru baktığımda kırık camların arasında dikilen leoparı gördüm. Gözlerindeki öfkeyi buradan bile ayırt edebiliyordum. Ursula topuklarıyla yerdeki camları ezerek leoparın yanına geçti. Elini sert tüylerinin arasında gezdirdikten sonra bakışlarını benim olduğum tarafa çevirdi. Hydra’yı görmek bir an tekrar öfkeyle dolmama neden olacakken Noris kendisine bakmamı sağladı.

💬

“Sorun yok, sana bir şey yapamaz,” dediğinde başımı salladım.

💬

“Yapamayacağını biliyorum.”

💬

Leopar hırlayarak bana doğru atılacağı sırada Ursula elini sırtına bastırıp, “Sakin ol, kızım,” dedi. Bana baktığında yutkundum. Ardından, “Noris,” diye seslendi. “Onu Antares’e geri götürsen iyi olacak.”

💬

Afallayarak ona baktığımda Noris ellerimi yavaşça bırakıp ona çatık kaşlarla baktı. Ona bir cevap vereceği sırada onu durdurdum. “Gidelim hadi,” dedim. Bir süre gözlerimin içine emin olmak ister gibi baksa da başını salladı.

💬

Birlikte onlara doğru yürürken Ursula ile göz göze geldim. Yüzü ifadesizdi, hiçbir mimiği yoktu. Leoparın verdiği sert nefesleri duyabiliyordum. Noris sola doğru döndüğünde onu takip ettim. Arkamdaki hareketliliği hissediyordum. Omuzlarımı dikleştirdim, hatalı olduğumu biliyordum ama açıklama fırsatı verilmediyse bunun için ağzımı açmayacaktım.

💬

“Leoparına insanları kışkırtmaması gerektiğini hatırlatman gerekiyor, Ursula,” dediğini duydum Endymion’ın. “Briella, gidiyoruz.”

💬

Arkamızdan atılan adım seslerini duyuyordum. İçime dolan rahatlama hissiyle gözlerim dolarken yutkundum. Briella koşar adımlarla yanıma geldiğinde ona bakamamıştım. Binadan çıktığımız sırada omzuyla omzuma vurup, “Dert etme, o hep böyledir,” dedi.

💬

“Sinirlenince istemeden oldu,” diye mırıldandım. Endymion yavaş adımlarla yanımdan geçtiğinde ona baktım.

💬

“Havuzda Noris’ı çok sinirlendirdi. Tamam, ben de onunla uğraşmayı seviyorum, hep birbirimizle atışıyoruz ama suyu gerçekten sevmiyor. Bir damlasını bile,” dediğinde Briella’ya baktım. Omzumu okşayıp gülümsedi. Ona bunun nedenini sormak istiyordum ama kendimi üzgün hissediyordum.

💬

Diğerlerini takip ettiğimizde yolumuz otoparka çıkmıştı. Sessizce onları izlerken ne yapacağını bilemez bir şekilde ellerimi birbirine sürttüm. Endymion yanıma gelince başımı hafifçe kaldırarak ona baktım. Elini uzattı, uzattığı eline baktığımda avucundaki anahtarları gördüm.

💬

“Acıktım, kahvaltı yapalım,” dedi. Tuhaf bir ifadeyle ona baktığımı görünce, “Sen sür,” diye ekledi.

💬

“Nasıl ya?” Briella ağzı açık ona bakarken sertçe yutkunarak anahtarları avucuma aldım. “Bana neden hiç vermedin arabanı? Beni kapıya atmayı falan planlıyor olabilir misin?”

💬

“Aptal,” dedi Endymion arkasını dönüp arabaya yönelirken. “Sanki kapıya atsam geri dönmeyecek.”

💬

“Dönmeyeceğim tabii!” Bağırarak onun arkasından gidip sırtına yumruğunu geçirdiğinde Endymion güldü.

💬

Suçluluk duygusu hâlâ içimi kemirirken onlara izledim, istemsizce dudaklarım yukarı kıvrılmıştı. Anahtarları sıkıca tutup arabaya geçtim. Sürücü koltuğuna bindiğimde Endymion da yanımdaki koltuğa oturdu. Kapımı kapatmadan önce, “Sen de bana kaldın,” diyerek sırıttığını gördüm Briella’nın. Noris ona gözlerini devirdi. Aracı çalıştırdığımda bir an her şeyi unuttum, heyecan içimi kuşattı. Emniyet kemerimi bağladım. Direksiyonu sıkıca kavrayıp arabayı hareket ettirdiğim sırada Endymion’ın gözleri üzerimdeydi.

💬

Aidoneus duygulardan bahsetmişti. Ama ben daha hakkında hiçbir şey bilmediğim bir durumun tam ortasındayken bunu hemen anlamamı ve bunu kontrol etmemi nasıl bekleyebilirlerdi ki?

💬

Endymion bana yolu tarif ederken sadece başımı sallıyor, dediklerini yapıyordum.

💬

Gardiyan olduğumu öğreneli aylar olmuştu. Bugüne kadar hep en çok ilk geldiğimde zorlandığımı düşünmüştüm ama öyle değildi.

💬

“Ursula’nın fevri biri olduğunu söylemiştim,” dediğinde daldığım düşüncelerden sıyrıldım. “İsteyerek yapmadığının farkında ama sen nasıl söz konusu Noris olduğunda sahiplenici yaklaşıyorsan o da Hydra için aynısını yapıyor. Sağa dön,” dedi, başımı sallarken direksiyonu çevirdim. “Konu sahip olduğumuz erk hayvanları olduğunda istem dışı tepkiler verebiliriz.”

💬

“Noris’ın kendini koruyabileceğini biliyorum, bu güce sahip ama evet, istemsizce onu koruma içgüdüm oluyor,” dedim söylediklerini ve hissettiklerimi kabullenerek. “Canını yakmış mıyımdır?”

💬

Gülerek, “Ona kolay kolay bir şey olmaz, merak etme. Sadece sinirlendi,” dedi.

💬

“Bir şekilde kontrol etmeyi öğreneceğim,” dediğimde bakışlarını yüzümden ayırdı.

💬

“O adamda bir tuhaflık sezdin mi?”

💬

“Hangi adam? Aidoneus mu?” Başını sallayarak beni onayladığında gözlerim kısıldı. “Evet.”

💬

“Sence amacı ne?” diye sordu. Kırmızı ışık yanınca arabayı durdurdum.

💬

“O kutular hakkında daha çok şey biliyor ve onların peşinde,” dediğimde duraksadı, kaşlarını kaldırarak gözlerini yüzüme çevirdi.

💬

“Evet. Zeki bir kadın olduğunu anlamıştım,” dedi.

💬

“Ve asıl korktuğu şey, benim gerçek Tilki Çağlayanı’nı bulmam,” dedim kendimden emin bir şekilde.

💬

“Aynen öyle, Astrid,” dedi parmaklarını çenesinde gezdirirken. “Biz de onun korktuğu şeyi yapacağız.”

💬

Şaşkınca ona bakarken yeşil ışık yandı, arabayı tekrar hareket ettirdim. “Bunun iyi bir fikir olduğuna emin misin? Ben değilim,” dediğimde parmağıyla sola dönmemi işaret etti, sola dönüp arabayı kafelerin olduğu bir caddeye soktum.

💬

“O adamın bulması sence daha iyi bir fikir mi?” Doğru, değildi. “Niyeti bana hiç iyiymiş gibi gelmedi. Sen dün gerçekten sana yardım için geldiğini mi düşünüyorsun?”

💬

“İyi de nasıl bulacağız ki?” Kaşlarım çatılırken dün akşamki hareketlerini hatırlamaya çalıştım. Gerçekten düşündüğümüz gibi kötü bir amacı olabilir miydi?

💬

“Bir plan kurarız ama bunu dönünce yapalım,” dedi. “Şu ilerideki boş alana park et.”

💬

Onu başımla onayladıktan sonra gösterdiği yere arabayı park ettim. Arabadan indiğimizde Briella ve Noris’ın bir kafenin önünde bizi beklediklerini gördüm. Yine geç kaldığımız için Briella bize gözlerini devirdi ve kafenin kapısını iterek içeri girdi. Belki onlar kestirme yoldan gelmişlerdi, olamaz mıydı?

💬

Kafenin cam kapısını itip içeri girdik. Briella cam kenarında bir masaya oturmuştu. Onun yanındaki sandalyeyi çekip oturdum. Kafenin içerisi portakal çiçeği gibi kokuyordu. Daha önce duymadığım bir melodi vardı içeride ama ses kısıktı. Bir adam gelip siparişlerimizi aldıktan sonra geri döndü.

💬

Siparişlerimiz geldiğinde beklemeden tabaklarımıza gömüldük. Kahvemi yudumlarken gözlerim yemeğini yiyen Noris’a takıldı. O kadar iştahlı yiyordu ki, gülümsemeden edemedim. Kahvaltı yapacak olmamıza rağmen Briella koca bir biftek yemişti, siparişi alan adam bile ilk başta buna şaşırmıştı. Sanırım et yemeği seviyordu.

💬

Kahvaltıdan sonra Endymion birini aramış, bir yerde buluşmamızı, bizi alması gerektiğini söylemişti. Bardakta kalmış son yudumu da aldığım sırada Noris önüme bir bardak uzattı.

💬

“Kahve seviyorsan bunu da iç,” dedi Noris.

💬

Başımı iki yana sallayarak, “Bir bardak yeterli, teşekkür ederim,” dediğimde omuz silkip bardağı önüne çekti.

💬

“Keşke biraz daha kalsaydık,” dedi Briella, ardından bana döndü. “Hem seni de gezdirirdim. Şatodayken sıkılıyorsun.”

💬

“Başka zaman,” dedi Endymion bardağını kenara bırakıp. “Yapmamız gereken şeyler var. Hem artık istediği zaman gelir.”

💬

“Evet,” dedim elimi Briella’nın omzuna sürterek.

💬

“Kalkalım,” derken sandalyesini geriye doğru itti Endymion. O hesap işleriyle ilgilenirken onu dışarıda beklemiştik.

💬

Arabalara geçip yola koyulduğumuzda yine sürücü koltuğundaydım. Arabasını kullanmama izin vermesi hoşuma gitmişti, sevdiğim bir şeye önem vermiş gibi hissettirmişti. Endymion’ın yönlendirmeleriyle arabayı kullanırken bir süre sonra boş bir araziye gelmiştik. Kafeden çok da uzak bir yer değildi. Etraftaki ağaçlara bakarak arabadan indim. Ağaçların arasındaki su birikintisi dikkatimi çekti, küçük bir göle benziyordu. Birkaç adım atmıştım ama zemin toprak olduğundan topuklular biraz zorlamıştı, toprak kuru olsaydı zorlanmayabilirdim, toprak yumuşaktı.

💬

Briella ayağındaki spor ayakkabılarla rahatça yürürken ona dudak bükerek baktım, keşke yanlış seçim yapmasaydım. Endymion bana doğru yaklaşacakken Noris hızlı adımlarla yanıma gelip kolunu uzattı. “Teşekkür ederim,” diyerek koluna girdim. Yan yan Endymion’a baktığını fark ettiğimde kaşlarım çatıldı.

💬

Mavi ladin ağacının yanında durduğumuzda ilgiyle ağacı inceledim. Parmağımı dallarındaki sivri uçlara sürttüğüm sırada gökyüzündeki hava aracının sesi etrafımızı sardı. Başımı kaldırarak araca bakarken geldiğimiz araçtan farklı olduğunu gördüm. Hava aracı önümüzdeki boş araziye iniş yaptı. Birkaç dakika sonra da içinden uzun boylu bir adam indi. Siyah güneş gözlüklerini çıkarırken sırıtarak Endymion’a baktı. Onların yanına yürüdüğümüz sırada selamlaşıyorlardı. Adam diğerleriyle de selamlaştı, siyah gibi görünen koyu gözleri bende takıldı. Başını yavaşça edip selamladığında gözlerim kısıldı.

💬

“Merhaba, hoş geldiniz,” dedi, başımı yavaşça salladım.

💬

“Merhaba. Ben Astrid,” dediğimde gülümsedi, Endymion’a olan sırıtışından daha resmîydi.

💬

“Memnun oldum,” dedi, ardından Endymion’a döndü. “Kapıya mı?”

💬

“Evet,” dedi Endymion. Adam başını sallayıp elini hava aracına doğru uzattı.

💬

Noris, topuklularla zorlandığım için bana yardım etmişti. Aracın içine bindiğimizde Ursula’nın getirdiği araçtan çok daha farklı olduğunu görmüştüm. Ön kısım bir uçak kokpitini anımsatıyordu. Cam kenarlarındaki koltuklardan birine oturdum. Bir masa vardı ama üzeri yemek paketleriyle doluydu, içerisi de biraz yemek kokuyordu.

💬

Briella yanıma otururken homurdanarak, “Evde değil de burada mı yatıp kalkıyorsun?” diye sordu.

💬

“Sayılır,” dedi adam, sırıtarak koltuğuna oturdu.

💬

Araç hareketlendiğinde Noris karşımdaki koltuklardan birine oturdu. Endymion, adamın yanındaydı. Şehirden yavaşça uzaklaşmaya başladık. İnsanların hareketlerini görebilmem zorlaşmaya başladığında oldukça yukarıda olduğumuzu anlamıştım. Onlar kendi aralarında sohbet ederken başımı geriye doğru atıp gözlerimi yumdum, ellerimi çıplak karnıma bastırdım.

💬

Bedenim şu an normal bir insan gibi hissederken nasıl oluyor da duygularım beni değiştirebiliyordu? Bundan sonra her sinirlendiğimde ya da üzüldüğümde insanlar için sorun mu yaratacaktım? Sıkıntıyla sesli bir nefes verirken gözlerimi açmadan bekledim. Endymion bir plan yapacağımızı söylemişti. Evrenin herhangi bir yerine atılmış olan kutuyu nasıl bulabilirdik ki? Herhangi bir yerde olabilirdi. Bulmak imkânsız görünüyordu.

💬

Hava aracının sallanmasıyla gözlerimi açtım. Ön taraftaki büyük camdan girişi görebiliyordum. Resmen havada dikdörtgen bir kutu vardı, içerisi normal bir sokağa benziyordu ve başka bir evrene açılan duvar vardı. Kulağa ne kadar da tuhaf geliyordu.

💬

Diğerleri ayaklandığı sırada araç girişe yanaştı. Sanki orası bir körüktü ve uçak körükle birleşiyordu. Evet, tam olarak buna benziyordu. Ben de diğerleri gibi ayaklanıp bekledim. İlk önce Noris ilerlediğinde hemen onun arkasından kapıya yöneldim. Benden önce inip benim de inmeme yardım etti. Gerçekten bir sokağa benziyordu, dışarıdan nasıl bir kutu gibi görünebilirdi?

💬

Endymion indikten sonra adama doğru döndü. Onların vedalaşmasını bekledim. Adam araca binmeden önce bana da el sallamıştı. Bir an bu samimi tavrına karşılık istemsizce elimi kaldırıp ben de salladım, bu onun genişçe gülümsemesine neden olmuştu.

💬

“Of,” dedi Briella asık suratla sokakta ilerlemeye başladığında. Bu tavrına gülerek karşılık verdim. O da Castor’u seviyor olmalıydı. Aslında istediği her an gelebilirdi, niye üzüldüğünü anlamıyordum.

💬

Sokak boyunca yürüdük. İçerisi biraz serin gibiydi, kollarımı çıplak karnıma sardım. Büyük, çelik kapının önünde durduğumuzda önde duran Briella elini kapının büyük deliğine soktu, anahtar çevirir gibi elini çevirdi. Sessizce kapının açılmasını bekledik.

💬

Eli kapının deliğinde bir şekilde bekleyen Briella, kapının açılmamasıyla kaşlarını çattı. “Neden açılmadı bu?”

💬

“Yoksa seni görmezden gelip kapıya mı attılar?” Endymion alayla konuştuktan sonra kapıya yöneldi. Briella boş boş ona bakıp elini delikten çekti. Endymion elini deliğe sokup döndürdü. Bir süre daha bekledik ama kapı açılmamıştı.

💬

“Nasıl?” Endymion kaşlarını çatarak elini geri çekti, daha sonra tekrar deliğe sokup elini çevirdi. Şaşkın bir ifadeyle kapıya bakarken herkesin gerildiğini hissetmiştim.

💬

Ve kapı yine açılmamıştı.

← Önceki Bölüm: 9. TİLKİ ÇAĞLAYANI
Sonraki Bölüm: 11. DUVARIN FISILTISI

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top