11. DUVARIN FISILTISI

💬

🎧: Sleep Dealer, Against The Stream

💬

🎧: Novembers Doom, What Could Have Been

💬

Yıldızları severdim. Güneşi severdim. Çiçekleri de severdim. Gece yıldızları, gündüz güneşi görebilmem için bulutların dağılması gerekirdi. Bir çiçeğin ise hem yağmura hem de güneşe ihtiyacı vardı. O halde diğer ikisi için birini sevmekten vazgeçmeliydim.

💬

Şimdiye kadar çok fazla fedakârlık yapmak zorunda kalmamıştım. Sanırım söz konusu sevdiğim şeyler olduğunda, kaybetmemek için kaçmayı tercih ediyordum.

💬

Ama biliyordum, bir gün kaçamayacağım bir an olacaktı.

💬

Ortamdaki gerginlik sürerken hepimiz kapıya bakıyorduk. Endymion geri çekildiğinde Noris da şansını denemişti. Fakat kapı yine açılmamıştı.

💬

“Astrid’i tanıtmamıştık, onun elini tanımaz,” dedi Briella bıkkın bir sesle. “Ne halt yiyeceğiz?”

💬

“İlk defa böyle bir şey olduğu için fikir yürütemiyorum,” dediğinde Noris, gözlerim ikisi arasında gidip geliyordu. Bulunduğumuz yer gittikçe soğumaya başlamıştı. Soğuk bir rüzgâr estiğinde kollarımı bedenime daha sıkı sardım.

💬

“Astrid,” dedi Endymion. “Bir de sen denesene.”

💬

“Elimi sokup kendimi tanıtmamıştım ki,” dediğimde gözlerimin içine dikkatle baktı.

💬

“Dene lütfen,” deyince başımı sallayarak kapıya yöneldim.

💬

Bir an kapıdaki o delik bana çok korkutucu geldi. Soğuk elimi kapıdaki deliğe soktuğumda elimin aniden ısındığını hissettim. Isınan elimle yüzümü buruştururken diğerleri beni izliyordu. Bir süre bekledim ama hiçbir hareket yoktu, üstelik derim yanıyormuş gibi hissediyordum.

💬

“Olmuyor,” deyip elimi çektiğimde kıpkırmızı olmuş elime baktım.

💬

Noris kızaran elimi avucuna aldığı sırada arkamdaki kapıdan bir kilit sesi geldi. Gözlerim büyürken omzumun üzerinden kapıya baktım. Kapı gıcırdayarak yavaşça aralandı.

💬

“Hadi canım,” dedi Briella hayretle açılan kapıya bakarken. Kapının kenarına elini bastırıp kapıyı ittiğinde ağır kapı tamamen açıldı.

💬

“Tahmin ettiğim gibi,” diye mırıldandı Endymion. Sorgu dolu bir ifadeyle ona baktığımda gözlerimin içine baktı ama sessiz kaldı.

💬

Birlikte depoya benzeyen odaya girdiğimizde derin bir nefes aldım. Direkt köşede bıraktığım ayakkabıların yanına gittim. Ayağımdaki topuklular beni yeterince zorlamıştı. Eğilip ayakkabılarımı giydiğim sırada Briella duvara doğru ilerledi. Duvardan geçmek için elini uzattığı sırada duvar onu öyle büyük bir kuvvetle geri püskürttü ki, Briella çığlık atarak arkamızda kalan büyük demir kapıya çarptı, yere yığıldı.

💬

“Neler oluyor?!” diye yığıldığı yerde çığlık atarken omzunu tutuyordu.

💬

Şaşkınca ona baktım, gözlerim duvara kaydığında titreşen, bir alev gibi yükselen duvarı inceledim. Noris ve Endymion da çatık kaşlarla duvara bakıyordu.

💬

“Bir gariplik var,” dedi Noris düşünceli bir sesle. Ayakkabılarımı giydikten sonra duvara doğru adımladım.

💬

Elimi duvara doğru uzatacağım sırada Endymion elimi tutarak beni durdurdu. “İyi bir fikir gibi görünmüyor, Astrid,” dedi bana bakmadan, çatık kaşlarla duvara bakmaya devam ediyordu.

💬

Briella yığıldığı yerden omzunu tutarak kalkıp yanımıza geldi. Sessiz küfürler ediyordu, canı fena yanmış olmalıydı. İlk önce kapıyı açamamışlardı. Şimdi ise duvar geçmelerine izin vermiyordu. Noris’ın dediği gibi bir gariplik vardı.

💬

“Endymion’ı köprüden çıkardığım şekilde belki sizi de bu duvardan geçirebilirim,” dediğimde, Endymion başını iki yana salladı.

💬

“Aynı şey değil,” dedi. “Dönüp diğerlerine haber vermemiz gerekiyor.”

💬

“Denememe izin ver,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Düzeltebileceğim bir şey olabilir.”

💬

“Dene,” dediğinde Noris, Endymion öfkeyle ona baktı ama bir şey söylemedi.

💬

Gerginliğimden dolayı titreyen elimle duvara yaklaştım. Derin bir nefes alıp elimi duvara uzattığımda omzumda bir el hissetmiştim. Bu el bu defa beni durdurmak için değil de destek olmak için konmuştu, biliyordum. Parmaklarımı kızıl duvara bastırdım, duvar esnedi, parmaklarımın uçları duvara saplandı. Duvardan geçebileceğim düşüncesi beni anlık rahatlatırken hiç beklemediğim bir anda duvar beni içine vakumlar gibi çekmeye çalıştı. Omzumdaki el beni geri çekmeye çalıştığında bedenimdeki bütün güç çekiliyormuş gibi hissetmeye başlamıştım.

💬

Duvardan bedenime yayılan sıcaklıkla çığlık attığımda çığlığım kulak zarı patlatacak bir kuvvette yankılandı. Korkuyla bedenim titremeye başladı. Gözlerim geriye doğru kaydığı sırada Endymion’ın kolumdan tutarak beni çekmeye çalıştığını hissediyordum.

💬

Ortam değişti. Bedenimdeki sıcaklık yok oldu. Şimdi bir ormanın ortasındaydım. Havada bir sis vardı, ormandaki uğultu her yanımı sarmıştı. Çaresizce etrafıma bakınırken sırtım sert bir yere çarptı. İrkilerek arkama baktığımda sanki gökyüzüne doğru uzanıyormuş gibi görünen büyük bir ağaç gördüm.

💬

Delirmiş gibi kendi etrafımda dönüyordum. Burada ne işim vardı?

💬

“Astrid!”

💬

Endymion’ın bana seslendiğini duyuyordum ama onu göremiyordum.

💬

“Endymion!” Panikle ormana doğru koştum. Ormandaki sis artmaya devam ediyordu.

💬

Ağaçların arasında koşuyordum. Sanki ben koştukça yolum uzuyor, hiç sonu gelmeyecek bir yerde koşuyordum. Bana saatler geçmiş gibi gelen bir sürenin sonunda nefes nefese elimi bir ağacın gövdesine bastırdım. Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey bir göldü. Gölün üzeri sislerle kaplıydı ve o sisin ortasında görünen bir kara parçası vardı. Adaya benziyordu.

💬

Adadan yükselen dumanları gördüğümde paniğim daha da arttı. Korkuyla yaslandığım ağacın dibine çöktüm. Dumanlar gittikçe artıyor, sise karışıyordu.

💬

Burası neresiydi?

💬

Buradan nasıl çıkacaktım?

💬

Dumanlarla birlikte yükselen bir beden gördüğümde donup kaldım.

💬

O tanıdık görüş illüzyonu tekrar oldu. Görüşüm netleşti, yakınlaştı. Şimdi o bedeni daha yakından görüyordum. Kolları iki yanından sarkmıştı, baygın gibi görünüyordu. Kafasının üzerinde, havada duran bir kutu vardı. Gözlerim irileşirken çöktüğüm yerden hızla ayağa kalktım.

💬

“Douglas,” diye fısıldadığımda bir gürültü koptu. Korkuyla sırtımı ağaca yaslayıp gözlerimi yumduğumda kulağıma dolan sesler birbirine karışmıştı.

💬

Gözlerimi açtım. Köprüyle burun buruna geldim. Biri beni belimden sıkıca tutup var gücüyle çektiğinde hissettiğim tek şey acıydı. Duvarın içinden çıkıp bir bedenin üzerine düştüm, vücudumdaki bütün derim yanıyordu. Altımdaki bedenin şişen göğsüyle bedenim havalanıp tekrar geri iniyor, donuk gözlerle tavana bakarken nefeslerim göğsümde tıkanıyordu.

💬

“Astrid,” diye seslenerek yanıma çöktüğünü gördüm Noris’ın. “Nefes alıyor.”

💬

“İyiyim,” dedim pürüz bir sesle. Doğrulmaya çalıştığımda beni sıkıca tutan beden buna engel oldu.

💬

“Bekle,” dedi Endymion. Ardından beni dikkatlice üzerinden kaldırıp yere oturmamı sağladı.

💬

“O şey seni içine çekti,” dedi Briella dehşetle. “Kurtuldun.”

💬

“Hayır,” dediğimde duraksadı. “Daha çok bana bir şey göstermek istiyor gibiydi.” Kurduğum cümleyle bu kez herkes afallamıştı. Ellerimi dizlerime bastırdım, önünde durduğumuz duvar cızırdadı. Hepimizin gözleri duvara kaydı. Duvar birkaç kez titreştikten sonra eski haline geri döndü.

💬

“Sana ne göstermek istedi?” diye sordu Endymion. Ona baktığımda merakla bana baktığını gördüm.

💬

“Bana Douglas’ın aslında kim olduğunu söyle.”

💬

Bunu beklemiyormuş gibi bana bakakaldı. Ardından yüz ifadesi sertleşti.

💬

“Onunla ne ilgisi var?” Karmaşık bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Elimi yere bastırıp yavaşça ayaklandım.

💬

“Onun kim olduğunu bana söyleyecek misiniz yoksa bunu kendim mi öğreneyim?” Noris bana yaklaşacakken elimi kaldırıp onu durdurdum, adımları bıçak gibi kesildi.

💬

Endymion, “Bunu burada konuşmayalım,” dediğinde ona bakmakla yetindim. “Antares’e dönmenin bir yolunu bulalım, orada anlatacağım.”

💬

Ona inanmak ister gibi baktım.

💬

“Düzeldi,” dedim kendimden emin bir sesle, ardından onlara bakmadan arkamı dönüp duvardan geçtim. Şaşkınca arkamdan baktıklarına emindim.

💬

Köprüye adımımı atıp onları beklemeden ilerledim. Çok geçmeden arkamdan gelmişlerdi. Ellerim iki yanımda yumruk olmuş bir şekilde köprüyü aştım. Geçitten çıkıp Antares’e ayak bastığımızda kafam hâlâ yerinde değildi. Bir süre sonra Ruli ve diğer kartal bizim için gelmişti. Dişlerimi sıkarak Noris’ın yanına gittim, bana kartalın üzerine binmeme yardım etmesine izin verdim. Endymion’ın bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum.

💬

Kartal havalandığında ve biz gökyüzünde süzülmeye başladığımızda, Noris birkaç kez konuşmaya yeltense de ileriye gidememişti. Douglas’ı görmemin bir sebebi olmalıydı. Gördüğüm şey bir anı değildi. Gelecekten ya da geçmişten bir kesit olduğunu da düşünmüyordum. İçimden bir ses çok daha fazlası olduğunu söylüyordu.

💬

Sebebini bilmediğim bir öfke bedenimi sararken elimi kartalın sert tüylerine bastırdım. Sanki öfkemi hissetmiş gibi daha sert kanat çırpmaya, daha hızlı uçmaya başladı. İçimi kemiren o his hiç geçmeyecekmiş gibi geliyordu.

💬

Şatoya normalden daha hızlı ulaşmıştık ve diğerlerinden önce gelmiştik. Koridorda attığım sert adımlar merdivenlerde yankı uyandırıyordu. Odamın kapısını açıp hızla içeri girdim. Üzerimdeki kıyafetler kir içindeydi. Çamurlu ayakkabılarımı çıkarıp kenara attıktan sonra giysi odasına geçtim. Kirli kıyafetlerin yerini temizleriyle değiştirdikten sonra da hızımı kesmeden odadan çıktım. Şimdiye kadar her şeyi beklemiştim. Hep bir açıklama yapılmasını beklemiş, verilen bilgi kadarını kabul etmiştim. Artık buna katlanamadığımı fark ediyordum.

💬

Koşar adımlarla merdivenlerden inerken hızım katlandı. Noris’ten aldığım bu gücü kullanmaya pek fırsatım olmamıştı ama şimdi o koca merdivenleri inmek birkaç saniyemi almıştı. Adımlarımı ana salona çevirdim, orada olduklarını biliyordum. Gözlerimde yanan bir alevle içeri girdiğimde bakışlar bana döndü. Endymion bana bakmak yerine elindeki kaleme bakmayı tercih etmişti. Koltuğa oturmayıp önlerinde dikildiğimde Endymion başını kaldırarak bana baktı.

💬

“Hiçbir eksik olmadan anlatmanı istiyorum,” dedim gri gözlerine bakarak. “Bilmem gerekmeseydi onu görmezdim.”

💬

“Haklısın,” dedi, ellerini birbirine bastırıp karşısındaki koltuğu işaret etti. Bir süre öylece yüzünü izledim, ardından sakince nefes alıp karşısına oturdum. Briella ve Noris’ın bakışlarında tedirginlik vardı.

💬

“Şimdiden seni üzecek şeyler söyleyeceğim için özür dilerim, Astrid,” dediğinde göğsüm endişeyle kabardı. Söyleyeceği şeyler beni neden üzecekti?

💬

“Sadece her şeyi bilmek istiyorum,” diye mırıldandığımda başını salladı.

💬

“Regina,” dediğinde kalbim sertçe göğsüme çarptı. Annemle bu konunun ne ilgisi vardı? “Gardiyan olduğunda on sekiz yaşındaymış. Senden daha küçüktü ve daha büyük zorluklar çekmişti.” Ellerini birbirine sürterken gözleri kısıldı. Benim ise ellerim titriyordu, annemin ismini duymayı beklemiyordum. “Sanırım iki sene sonraydı, babanla tanıştı. Daha sonra evlendiler, abin doğdu. Babamla iyi dostlardı, onu babam sayesinde görmüştüm. Annene âşık bir adam vardı, o da gardiyandı.”

💬

Gözlerim irileşirken, “Bunun konumuzla ne ilgisi var?” diye sordum.

💬

“Annen de o adama âşıktı, Astrid.”

💬

İşte bu cümle bedenimin buz kesmesine neden oldu. Annem babama âşık değil miydi?

💬

“Sen ne dediğinin farkında mısın?” diye sordum dehşet içinde, ardından sinirle güldüm. “Benim annem, babama âşıktı!”

💬

“Annen babanı seviyordu, evet,” derken sesi kısık çıkmıştı. Damarlarım bir yay gibi gerilmişti, kanım damarlarımın içinde bir ok hızında akıyordu.

💬

“Sen doğduktan sonra araları açılmış,” diye araya girdi Noris. Gözlerim hızla ona döndü. Bana şu an ne anlatıyorlardı?

💬

“Abin ve senin için birlikte yaşıyorlardı ama aralarında duygusal bir şey kalmamıştı,” diye devam etti Endymion. “Sonra annen birine âşık oldu.”

💬

“Kime?” Duyduklarımı algılayamıyordum. Tırnaklarımı titreyen bacaklarıma batırdım.

💬

“Ona âşık olduğunu söylediğim adama.” Yaşadığım şokla elimde olmadan gülerken gözlerim kısıldı. Onlar sandığım gibi güzel bir hayat yaşamamış mıydı? “O adamla birlikte oldu ama sizi asla geri plana atmadı. Bir gün baban bu durumu öğrenmiş.”

💬

Doğru olan neydi? Beklediğim cevap bunlar değildi. Midem bulanıyordu.

💬

“Babam öğrenmiş.”

💬

Ashton’ın sesini duyduğumda hızla kafamı çevirip ona baktım. Yüzünde, benim yüzümdeki şaşkınlık ve dehşete benzer hiçbir ifade yoktu. Gözleri her şeyin farkındaymış, bütün olaya hakimmiş gibi bakıyordu. Biliyor muydu?

💬

“Annem ona bütün her şeyi anlatmış. Gardiyan olduğunu, evrenleri, nereye gittiğini ve ne yaptığını.” Dehşetle söylediklerini sindirmeye çalıştım. Biliyordu. “Babam, bir tutulma günü onu takip etmiş. Arkasından buraya gelmiş. Annemi takip etmiş. Köprüden çıktığında ve bu evrene girdiği anda fark etmiş annem onu. O âna kadar babam her şeyin bir saçmalık olduğunu sanıyormuş, ona inanmamış. Ama gerçeği gördüğünde korkmuş. Geri dönmüş.”

💬

“Ashton,” diye fısıldadım. “Sen…”

💬

Ashton, “Hayır,” dedi kederli bir ifadeyle gülerken. “Geri dönememiş. Çünkü buraya bir kere giren bir daha çıkamıyor. Babam o duvardan geçip geri dönmeye çalıştığında, o köprüde yok olmuş.”

💬

Omuzlarım sarsıldığında dudaklarımın arasından kaçan hıçkırıkla öylece ona bakakaldım. O bunları nereden biliyordu? Onun ağzından çıkan bu cümlelerle, ben nasıl yalan olduğunu, hiçbir şeyin bildikleri gibi olmadığını söyleyecektim? Ben omuzlarım sarsıla sarsıla ona bakarak ağlarken onun omuzları çöktü. Titreyen ellerini yumruk yaptı. Bana onu yıkan gerçeği yeni öğrenmenin çaresizliğiyle bakıyordu.

💬

Suçlu olan annem miydi?

💬

Ellerimi yüzüme kapatarak ağladığım sırada Noris elini sırtıma bastırdı. Elinden bedenime akan o enerjiyi hissettim. Beni sakinleştirmek için yapıyordu ama bu bile yeterli olmayacaktı.

💬

“Babam öldüğünde annem hamileymiş,” diye devam ettiğinde Ashton, şimdi çığlık atar gibi ağlıyordum. Onun da titreyen sesinden ağladığını anlayabilmiştim.

💬

Endymion, “Douglas,” dediğinde başımı kaldırıp kan gibi gözlerle ona baktım.

💬

“Lütfen,” diye fısıldadığımda sertçe yutkundu.

💬

Kulağıma dolan bir başka hıçkırık vardı ve bunun abime ait olduğunu bilmek göğsümde esen sıcak yelin bütün kaburgalarımı tuzla buz etmesine neden oldu. Ashton hızla salondan çıkarken gözlerimi Endymion’ın gözlerinden ayırmadım. İlk kez onun gözlerinde çaresizliğe rastlamıştım.

💬

“Bir şekilde hamileliğini sizden de saklamış. Doğum yaptığı anda köprüdeymiş, tutulma yeni bitmiş,” dedi Noris yanı başımda. “Annem onu oradan çıkarmaya çalışmış ama annen doğumu köprüde yapmış. Bebeği Antares’e getirmişler.”

💬

Sarsak hareketlerle koltuktan kalktım. Yalpalayarak yürürken odaksız ve donuk gözlerle ileriye bakıyordum. Ardımda çığ gibi bir sessizlikle önümdeki karanlığa ilerliyordum. Gücü çekilmiş bir bedenle kendimi şatonun dışına attım. Çakıl taşlarının üzerinde düşe kalka ilerledim.

💬

Gülerek ileriye bakarken gözlerimden akan yaşlar boynumu ıslatıyordu.

💬

Büyük çift kanatlı kapıdan çıktım. Üzerinde yürüdüğüm, havada asılı duran kaya parçası sanki sallanıyordu. Şatodan tamamen uzaklaştığımda durdum, sola doğru döndüğümde yüzümdeki gülümseme de donmuştu.

💬

Altımda bir ölü gibi yatan şehre bakmak, karnımı ilk kez böyle ağrıtmıştı.

💬

Öylece dikilmiş boş gözlerle şehre bakarken kızıl şehrin üzerini kara bulutlar sardı. İki elimi de öne doğru uzattım. Parmaklarıma kül yağmaya başladı.

💬

“İstesem her şeyi küle çevirebilecekken, parçalayabilecekken,” diye fısıldadım, aynı ifadeyle ileriye bakıyordum. “Nasıl beni kendi içimde küle döndürmeyi, parçalamayı başarabildiniz?”

💬

Şehre yağan yoğun kül yağmuru insanların da sokaklara dökülmesine neden olmuştu. Korkuyorlar mıydı?

💬

Babamla ilişkilerini bitirdikten sonra başka bir adamı sevdiği için annemi suçlamalı mıydım?

💬

Babamın suçu neydi peki?

💬

Avuçlarım yere bakacak şekilde ellerimi çevirdiğimde, yağan kül, su damlalarına dönüştü. Kırmızı şimşekler bulutların arasında ilerlemeye başlamıştı.

💬

Annemin doğurduğu, Antares’te büyüttüğü bebek, Douglas mıydı?

💬

Yağmurla ıslanan saçlarım yüzüme yapışırken aniden yere çöküp ellerimi ıslak toprağa bastırdım. Ashton ne zaman öğrenmişti? Hep bir sorunu olduğunu, bana söylemediğini düşünmüştüm. İçinde sakladığı, içten içe onu tüketen şey buydu.

💬

Yağmur ve şimşek seslerinin arasından, “Astrid,” diye seslenen adamın sesini duydum.

💬

Dudaklarıma çarpıp boynuma akan yağmur damlalarıyla öylece boşluğu izliyordum. Yanıma çöküp dizini ıslak toprağa bastırdığında kıkırdadım. Gülüşüm onu irkiltmiş olmalıydı.

💬

“Neden en başında söylemediniz ki?” Sesim güler gibi çıksa da çaresizdi.

💬

“Bunlar bir insana söylemesi kolay şeyler değildi, Astrid,” dediğinde sakince başımı salladım.

💬

Elleri ıslak yanaklarımı kavradığında gözlerim, esmer teninde parlayan gri gözlerine tutundu. Islak saçları alnına yapışmış, endişeyle bana bakıyordu. Benim için mi endişeleniyordu?

💬

“Şimdi ne yapmam gerekiyor? Ne hissetmeliyim?” Sorduğum sorularla gözleri kısıldı.

💬

Başparmağını yanağıma sürterken gözleri anlayışla parıldadı. “Atlatmanın, kabullenmenin bir yolunu bulacaksın, sana inanıyorum,” dediğinde gözyaşım yağmur damlasıyla karışıp iki dudağımın arasına yerleşti. Altında hareketsiz bir biçimde durduğumuz gökyüzünde, ateşten kırmızı bir şimşek daha çaktı. Yüzümü yüzüne doğru yaklaştırdığımda gözleri yüzümdeki değişen ifadeleri takip ediyordu. Dudaklarımı ıslak dudaklarına bastırdığımda bedeninin donup kaldığını hissettim. Dudaklarımı hareket ettirmeden bekledim, yanaklarımda duran ellerinin tutuşu sertleşmişti. Aralanan dudaklarıyla gözlerim kısıldığında yağmur kesilmiş, gökyüzündeki kara bulutlar gökyüzünü terk etmeye başlamıştı.

💬

Onu öpmenin bedenimde bir ferahlama yarattığını fark ettim. Sanki damarlarımın içinde akan lav soğuyor, ılık kana dönüşüyor, damarlarım gevşiyordu. Başını yana doğru eğip öpüşünü derinleştirdiğinde elimi yüzümdeki elinin üzerine bastırdım. Sıcak nefesim dudaklarına çarparken yavaşça geri çekildim.

💬

Nemli ellerimi kotuma silerken burnumu çektim, güler gibi bir nefes verdiğini duyunca ona baktım. Dikkatli gözlerle beni izliyordu. Sessizce ellerimi yere bastırıp ayaklandığımda o da benimle birlikte doğruldu.

💬

“Üzerini değiştirsen iyi olacak,” derken ellerini kotuna sürtüyordu. “Sanırım benim de.”

💬

“Seni öpmek istediğim için öptüm,” dediğimde kotundaki bakışları bana döndü. “Senin için sorun olduysa özür dilerim.”

💬

“Sorun olsaydı seni öpmezdim, Astrid,” deyince dudaklarımı birbirine bastırdım. “Hadi dönelim, yeterince kötü hissediyor olmalısın, devamı başka zaman da konuşulabilir.”

💬

Dudaklarımda hâlâ süren o sıcaklığı hissediyordum. Midem düğümlenirken avucumu hafifçe alnıma vurdum, vurduğum sırada kendi kendime sessizce homurdanmıştım.

💬

Endymion’ın Ağzından:

💬

Şatonun kapısından çıkıp çakıl taşlarının üzerinde ilerlediğim sırada gökyüzünden yağan külleri gördüm. Bu görüntü ilk başta donup kalmama neden olsa da beni tek şaşırtan bu değildi. Uzak bir noktadaydı ama onu görebiliyordum. Bazı şeyleri öğrendiğinde, bunların ona ağır geleceğini biliyordum. Aslında bunları şu an öğrenmesini de istemezdim ama bazı şeylere engel olmaya kimsenin gücü yetmiyordu.

💬

Başımı omzuma doğru eğerek onu izlemeye devam ettim. Ellerini hareket ettirdiğinde yağan kül, suya dönüştü. Gökyüzünde damar gibi ilerleyen kırmızı şimşekler vardı. Bizim gibi normal bir gardiyandan daha fazlası olduğunu anlayalı çok olmuştu. Şimdi ona baktığımda sadece öfkeli ve üzgün bir kadın görmüyordum. Herkesin sandığından daha fazlasıydı.

💬

Ağır adımlarla yere çöktüğünü gördüm. Bedeni ıslak toprağın üzerindeyken, ıslak saçları da küçük yüzünü çevrelemişti. Çok çaresiz görünüyordu ve bunun canımı sıktığını fark edince adımlarımı ona doğru attım. Şiddetli bir gök gürültüsü patladığında, şimşekler de gök gürültünü takip etti.

💬

“Astrid,” diye ona seslendiğimde dönüp bana bakmadı. Belki onu yalnız bırakmalıydım, belki tek kalması şu an için daha iyiydi ama içindeki o güç sadece çevresine değil ona da zarar verebilirdi.

💬

Dizimi yere bastırıp ona yaklaştığımda tuhaf bir sesle güldü, bu beklemediğim gülüş beni irkiltmişti. O gülüş, boşluğu izleyen gözlerine ulaşmamıştı ve bu onun kendi içindeki savaşı benim önüme seriyordu. Acaba onu alıp kaleye, annesinin daha önce yaşadığı yere götürse miydim?

💬

“Neden en başında söylemediniz ki?” Ona baktığımda gördüğüm çaresizlik sesine de yansımıştı. Yüzüme akan yağmur damlalarıyla gözlerim kısılırken yumruğumu sıktım.

💬

“Bunlar bir insana söylenmesi kolay şeyler değildi, Astrid,” dediğimde sadece başını salladı. Şu an beni tam olarak anlıyor muydu bilmiyordum ama hiçbir şeyi kafasında oturtamadığını görebiliyordum.

💬

Üzerine çöken bu sakinlik bir an beni endişelendirdiğinde ona doğru uzanıp yüzünü ellerimin arasına aldım. Yeşil gözlerindeki göz bebeğinin etrafını saran o ateş daha da harlanmış görünüyordu. Gözlerini ilk gördüğümde bunun normal olmadığını anlamıştım, onda yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Gözlerini kapattığında ıslak kirpikleri birbirine yapıştı, gözlerini tekrar açtığında ise o ateş yavaşça sönmeye başlamıştı.

💬

“Şimdi ne yapmam gerekiyor? Ne hissetmeliyim?”

💬

Gözlerim kısıldığında başparmağımı ıslak yanağına sürttüm. Yirmi bir yaşında kendi ayaklarının üzerinde durabilen, kısa sürede yaşadığı bunca şeyi sırtlanabilecek ve bunlara ayak uydurabilecek kadar güçlü bir kadındı. Şimdi ellerimin arasındayken yarasına parmak basılmış bir çocuk gibi iki büklümdü.

💬

“Atlatmanın, kabullenmenin bir yolunu bulacaksın, sana güveniyorum,” dedim, bunu söylerken de oldukça ciddiydim. Ona baktığımda her şeyin bir yolunu bulabilecekmiş gibi hissediyordum, bu hissi etrafına net bir şekilde yayabiliyordu.

💬

Yüzünden akan yağmur damlalarını takip eden bir gözyaşı dudaklarına döküldüğünde, gözlerim dudaklarına kaydı, gökyüzünde kızıl bir şimşek parlayıp onun yüzüne yansıdı. Yüzü hâlâ ellerimin arasındayken yüzünü yaklaştırdığında yutkundum. Islak dudaklarını dudaklarıma yaslayınca bedenim kasıldı. Birkaç saniye öncesine kadar kırk farklı düşüncenin kırk farklı şekilde dolandığı zihnim tamamen durmuştu. Dudakları öylece dudaklarımın üzerinde durmaya devam ediyordu, yüzünü daha sıkı kavradım. Dudaklarımı aralayıp alt dudağını dudaklarımın arasına aldım, yağmur artık yağmıyordu ama ıslak saçlarımızdan akan sular ikimizin arasındaydı.

💬

O kızıl şimşeklerin bu seferki yeri benim içimdi, nefesi yüzüme yayılırken içimde çakan şimşekler kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Başımı hafifçe eğdim, bedeninin titrediğini fark ediyordum. Hissettiği, onu çaresizliğe sürükleyen duyguları alabilme düşüncesiyle onu öperken elini yüzündeki elimin üzerine bastırdı, eli bir ateş parçası gibi yanıyordu.

💬

Dudaklarını dudaklarımdan ayırdığında, içimde çakan şimşeklerin ateşini bıraktığı yerlerden dumanın nasıl yükseldiğini hissediyordum. Sessizce bana baktığı sırada ellerimi yüzünden ayırdım.

💬

“Üzerini değiştirsen iyi olacak.” Islak ellerimi ellerimden çok da farklı olmayan ıslak kotuma sürttüm. “Sanırım benim de.”

💬

“Seni öpmek istediğim için öptüm,” deyince, gözlerimi yavaşça onun yüzüne çevirdim, bir an gülümseyecek gibi oldum. “Senin için sorun olduysa özür dilerim.”

💬

Kaşlarım çatıldı. Ondan böyle bir hareketi şu an beklemiyor olsam ve buna şaşırsam da benim için sorun olup olmayacağını düşünmesi tuhaftı. Onu tersleyeceğimi falan düşünmüş olmalıydı. Böyle hissetmesini istemedim.

💬

“Sorun olsaydı seni öpmezdim, Astrid.” Sessizce dudaklarını birbirine bastırdığında gözlerim dudaklarına düştü. “Hadi dönelim, yeterince kötü hissediyor olmalısın, devamı başka zaman da konuşulabilir.”

💬

Elimi dizime bastırıp doğruldum, üzerimdeki ıslak, tenime yapışmış gömleği çekiştirirken ona arkamı döndüm. Kendi kendine söylendiğini duyuyordum ve bu yüzümde tuhaf bir gülümsemeye neden oldu.

💬

Astrid’in ağzından:

💬

Bana arkasını döndüğünde, “Douglas, annemin çocuğu mu?” diye sordum. Sırtı gerilmişti. Onunla birlikte şatoya doğru yürümeye başladığımızda başını yavaşça salladı. “Onu neden bir odaya kapattın?”

💬

“Onun normal bir insan olmadığını fark etmişsindir,” dediğinde yutkunarak başımı salladım. Bir ruh gibi beni korkuttuğu anları unutmamıştım. Bir an onun benimle olan bu bağlantısı karnıma tekrar o ağrıyı ekti. “Annenin ölümünden sonra onu bir yere kapatmak zorunda kaldım çünkü insanlar için tehlikeli bir hâl almaya başlamıştı.”

💬

Onun annemden bir parça olduğunu, annemin ölümünde benim kadar üzüldüğünü ve annemin ikimiz için de aynı şeyi ifade ediyor olmasını düşünmek gerçekten çok zordu. O da bütün hikâyeyi biliyor muydu?

💬

“O da her şeyi biliyor mu?” diye sordum tedirgince.

💬

“Evet,” dediğinde parmaklarımı birbirine geçirerek ellerimi birleştirdim. Ne hissetmişti? “Seni tanıyor. O gün seninle tanışmak isterken içinde bir kötü niyet olmadığına emin olabilirsin. Uzun süredir o baş belası ile uğraşıyorum, hiç kolay değildi.”

💬

“Babamı hiç tanımadım,” diye söze başladığımda anlık duraksadı. “Büyürken, gelişirken ona ihtiyacım olduğu zamanlar oldu ama hep bir şekilde atlattım. İnsanın tanımadığı birine karşı olan duygularını kontrol etmesi daha kolay oluyor bana kalırsa. Ama annem…”

💬

Şatonun kapısından içeri girdiğimiz sırada, “Regina babanla birlikteyken ona asla ihanet etmedi,” dedi. “Bu şatodan bile ayrıldı. Baban ile ne yaşadılar tam olarak bilmiyorum ama babana karşı hisleri bittiğinde bile düşündüğü tek şey sizdiniz.”

💬

“Bunları onu savunmak için mi söylüyorsun?” Sorumla kaşları çatılırken aniden durup bana doğru döndü.

💬

“Neden onu savunmak zorunda hissedeyim ki? Sadece bazı şeyleri eksik anlatırsam, sen o boşluklara hislerinle bir şeyler koyar, belki de kendini daha da üzecek şeyler yaratabilirsin,” dedi, gözlerimi zemine indirdim, haklı olabilirdi. “Onu başkasını sevdiği için suçlayamazsın, Astrid. Ortada bir ilişki yoktu, çocukları için boşandığı kocasıyla aynı evde kalıyordu. Siz küçüktünüz ve o yaşta size bu durumu yansıtmak eminim ki isteyecekleri en son şeydi.”

💬

“Babam arkasından gittiğine göre her şeye rağmen hâlâ onu seviyordu sanırım,” diye mırıldandım. Anneme kızgın hissediyordum ama Endymion’ın haklı olduğunu da biliyordum.

💬

“Ya da annenin bahsettiği doğaüstü olaylar onda merak uyandırdı, merakının peşinden gitti,” dediğinde başımı iki yana salladım.

💬

“İnsan sırf merak üzerine böyle bir şeyin peşine takılmaz,” demem onu güldürdü.

💬

Endymion, “Unutma Astrid, sen de bir merak üzerine bu yola girdin,” deyip yürümeye başladığında duraksadım.

💬

Endymion’ın verdiği cevaplar, insanın düşünmesini engelliyordu. Boşlukları öyle güzel dolduruyordu ki, başka bir seçeneği düşünürken bulamıyordun kendini.

💬

Onun peşine takılıp arkasından yürürken Briella ve Noris’ın salonun kapısından bize baktıklarını gördüm. Noris’ın gözlerindeki endişe ona istemeden gülümsememe neden oldu. Benim için kötü hissetmesini istemiyordum ve ona gülümserken bu gülüş hiç sahte değildi, bunu istesem de yapamazmışım gibi geliyordu.

💬

Endymion merdivenlere doğru yöneldiğinde hâlâ onu takip ediyordum. Sanki önüme bir ip bırakmıştı, adımlarım sarsaktı, düz yürüyebilmem için o ipin ucunu tutarak bana yardım ediyordu. Ben de sorularıma cevap bulabilme amacıyla onun izindeydim.

💬

Parmaklarımı şakağıma bastırdım, kafamın içinde dönüp duran kelimeler beni deliliğe sürüklüyordu. Ashton ne durumdaydı? Onu görmek istiyordum ama sanki şu an herkesten kaçmak istiyordu. İçimden bir ses gerçekleri öğrenmenin onu benden daha çok dağıttığını söylüyordu.

💬

“Endymion,” diye seslendiğimde elini merdivenin taş korkuluğuna bastırıp omzunun üzerinden bana baktı. “Her şeyi anlattığın için teşekkür ederim.”

💬

Başını iki yana sallayıp, “Seni üzdüğüm için özür dilerim, Astrid,” dedi. “Üstelik daha her şey konuşulmadı.”

💬

Doğru söylüyordu. Daha neden Douglas’ı gördüğümü konuşmamıştık, bunu düşünmemiştik. Üstelik onlara gördüğüm şeyleri tamamen anlatmamıştım.

💬

“Bu gece dinlensen iyi olacak, yalnız kalmaya ihtiyacın olmalı,” derken merdivenleri çıkmaya devam etti. “Kendini iyi hissettiğinde devam ederiz.”

💬

Derin bir nefes aldım. Endymion gözden kaybolduğunda ben hâlâ merdivenleri çıkıyordum. İstesem birkaç saniyede odama gidebilirdim ama sanki yavaş hareket etmek düşüncelerimi de yavaşlatıyordu.

💬

Odama ulaşmak normalden fazla zaman harcamama mâl oldu. Odaya girdikten sonra ise duşa girdim. Üzerimdeki kiri temiz su ile akıtmak yorgunluğu daha net hissetmemi sağladı. Duştan sonra ipek bir gecelik ve ıslak saçlarımla yatağıma uzandım. Terasın kapısı açıktı, içeride yanan mumlar dalgalanıyordu. Ellerimi karnımın üzerine koyup gözlerimi tavana diktim. Yirmi bir yaşındaydım. Yaşadığım onca günün hiçbirinde çok büyük bir keşkem olmamıştım. Çok büyük bir pişmanlık da yaşamamıştım. Güzel günler geçirmiş, kötü günlerimi atlatırken yanımda sevdiğim insanlar olmuştu. Bazı geceler tanımadığım o adamın yokluğunu hissedip gözyaşı dökmüştüm. Hissedemediğim duyguların ağırlığını nasıl bilebilirdim?

💬

Kızgındım çünkü bunlar bana yirmi bir yıllık hayatımda hiç anlatılmamıştı. Eğer anlatsaydı, bir şekilde onu anlardım. Şu an ne hissedeceğimi tam olarak bilmemenin sakinliği üzerime çökmüştü.

💬

Bir ses odayı doldurduğunda dikkatim dağıldı. Bir adam şarkı mırıldanıyordu ama sanki boş bir koruluktaydı, seni yankılanıyordu. Sesi kalındı ama hoştu, sözlerini bilmediğim şarkı kulaklarıma doluyordu. Bilmediğim sözleri neden hüznümü büyütüyordu?

💬

İki gözümden de aynı anda birer gözyaşı aktı, şakaklarıma süzüldü. Gözlerimin içi yanarken gözlerimi yumdum. Bugün bedenimde onlarca görünmez yara açılmıştı. Ben varlıklarından emindim, sızılarını hissediyordum ama onlar kendilerini benden başkasına göstermiyordu.

💬

Ben uykuya yenik düşene kadar o ses odamı doldurdu. Sanki bedenimi kucağına aldı, bir bebeği yavaşça sallar gibi salladı, ben uyuyana kadar beni kollarının arasından ayırmadı…

💬

🦂

💬

Kolumu yastığın altından geçirip yanağımı yastığa bastırdığım sırada gözlerimi araladım. Odağıma giren ilk şey bir çift göz olmuştu. Bu anlık irkilmeme neden oldu. Avucunu çenesine yaslamış beni izlerken sessizdi. Günün getirisi olan, acıyan gözlerimle ben de onun yüzünü izledim. Daha sonra yanıma uzandı, gözlerim kalabalık bir sokakta elini annesinin elinden ayırmayan bir çocuk gibi onu takip ediyordu. Gözlerinin altı şişmişti, saçları dağınıktı. Sanki bütün gece içmiş, dağıtmış, toparlanamamıştı. Ona bakarken yavaşça gülümsedim.

💬

“İyi misin?” Sorum üzerine yavaşça gözlerini açıp kapattı. Onun da gözlerinin acıdığına emindim.

💬

“Sen?” diye sordu pürüzlü sesiyle. “Sen iyi misin?”

💬

“Merak etme, iyiyim,” dedim. Elimi yanağına koyup yanağını yavaşça okşadım. “Benden köşe bucak kaçtığın şey bu muydu?”

💬

Yavaşça yutkunurken, “Sana yansıtmak istemezdim,” dedi.

💬

“Saçmalama, Ashton. Birlikte üstesinden gelirdik,” dediğimde gözlerini açıp sakince bana baktı. “Sen kimden öğrendin?”

💬

“Matvey anlattı,” dediğinde nedense şaşırmamıştım. Holly, annemi tanıyordu. Onun hakkında çoğu şeyi bildiğine emindim. Holly biliyorsa oğlu da bilebilirdi.

💬

“Ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sorduğumda keyifsizce güldü.

💬

“Ne yapabiliriz ki, Astrid?” Gözlerimi yüzünde gezdirirken ellerini karnının üzerinde birleştirdi. “O öldü, ikisi de öldü. Ona neden bunu gizlediğini, gizlediklerini soramam. Onlara hesap soramayacağız. Öğrendiğim günden bu yana her gün düşündüm. Ama gördüm ki hiçbir işe yaramıyor.” Ela gözleri yüzüme çevrildi, o gözlerde kabullenmişlik vardı. “Ne kadarı roldü bilmiyorum ama hatırladığım gibi kalmalarını istiyorum. Bu yükü omuzlarımda taşımayacağım. Senin de taşımaman için elimden geleni yaparım.”

💬

“Annemi suçlamıyor musun?”

💬

“Evet, suçluyorum.” Bu cevabına şaşırmıştım ama “İnsanlar birbirini sevebilir, bu sevgi bitebilir, daha sonra başkalarını da sevebilirler. Benim annemi suçladığım konu bir başkasını sevmesi değil, bize hiçbir şey anlatmaması,” dediğinde şaşkınlığım buhar olup uçtu.

💬

Kendi evrenimde olsaydım, evrenlerden ya da gardiyanlardan haberi olmayan normal bir insan gibi yaşasaydım, belki de dün öğrendiğim şeyler benim kendimi aylarca odama kapatmama neden olacak şeylerdi.

💬

Ben de annemi artık suçlayamıyordum, ilk öğrendiğimde benim için herkes suçluydu çünkü üzgündüm. Üzgünken kendin de dahil her şeyi ve herkesi suçlardın. Ama abimin de dediği gibi, bir insan birini sevebilir, sevgisi bir gün bitebilir, sonrasında ise başkasına karşı da bir sevgi hissedebilirdi. Tam olarak ne olduğunu onlar haricinde kimse bilemezdi ve onlar artık yoktu, içimde onlara küsüp onları bir odaya kapatmak istemiyordum. Ne hissedeceğimi de hâlâ tam olarak bilmiyordum.

💬

“Onu gördün mü?”

💬

Abimin sesiyle dikkatim dağılırken ilk başta kimden bahsettiğini anlayamamıştım ama sonra kimden bahsettiğini anladım ve dönüp gözlerinin içine baktım.

💬

“Gördüm,” diye mırıldandığımda sertçe yutkunduğunu işittim.

💬

“Konuştun mu? Nasıl biri?” Bir an bu kadar soru sormasını beklemediğimden duraksayarak ona baktım. “Ne?”

💬

“Çok konuşmadık,” dedim kaşlarım çatılırken. Beni nasıl korkuttuğu aklıma gelince sessizce homurdandım ama bu abimin dikkatini çekmişti. “Koyu, çekik gözleri vardı. Sinir bozucu bir sırıtması da vardı. Yaramaz bir çocuktu. Yani bize hiç benzemiyordu.”

💬

Ashton afallayarak bana baktı, neden aniden sinirlendiğimi çözmeye çalışıyor gibiydi. “Sen yaptığın yaramazlıkları unutmuş olabilirsin ama ben hiçbirini unutmadım, küçük kardeşim,” dedi, dudakları yukarı kıvrılınca yine homurdandım. “Anlaşılan seni kızdırmış.”

💬

“Fazlasıyla,” derken gözlerim kısılmıştı. Bir an bu konuyu çok normal bir şekilde konuşmamız da tuhaf gelmişti. “Burada yaşıyor, bir daha görürsem kulağını çekeceğim.”

💬

Abim şaşkınlıkla, “Burada mı?” diye sordu.

💬

“Evet,” dedim, yavaşça yatakta doğruldum. “Endymion onu bir yere kapatmış çünkü bazı konularda kendini kontrol edemiyormuş.”

💬

Abimin kaşları çatıldığında o da benim gibi doğruldu. “Bu konuyu detaylı öğrenmemiz gerek.”

💬

Yataktan kalkıp banyoya ilerlerken, “Bugün başka bir konuda onu görmem gerekiyor. O zaman öğreniriz,” dedim. Daha sonra banyonun kapısında aniden durdum. “Sen de görmek ister misin?”

💬

Ashton soruma sessizlikle karşılık vermişti ama ben cevabımı almıştım.

💬

Elimi yüzümü yıkayıp banyodaki işlerimi hallettikten sonra giyinme odasına geçtim. Üzerime haki renk bir gömlek giydim, eteklerini giydiğim siyah kotun içine sıkıştırdım. Pantolon kalçalarımı sarıyor, bileklerime doğru genişliyordu. Gömlek ise sıfır koldu. Rahat edebilmek için siyah bir çift spor ayakkabıyı da alıp giyinme odasından çıktım.

💬

Ayakkabıları giydikten sonra makyaj masasına yöneldim. Bu sırada Ashton yatağın kenarına oturmuş beni izliyordu. Baktığı yerde beni görmediğini, kafasından başka konuların geçtiğini biliyordum. Nedense bu konuların çoğunun Douglas’la ilgili olduğuna emindim. Çekmeceyi açıp gümüş, iki zincirli kolyeyi aldım. Kolyeyi boynuma takarken aynadaki yansımamı izliyordum. Gözlerimin altı şişmiş görünüyordu. Birkaç saat içinde yok olacaklarına emindim ama bu şişlikler bana üzüntümü hatırlatıyordu.

💬

Kalbim dün olanlar yüzünden hasta hissediyordu.

💬

Seneler önce ne olmuştu, kimlerin kalbi kırılmıştı, ne yaşamışlardı bilmiyordum ama emin olduğum tek şey, annemin, babamın ölümünden sonra kendini sorumlu hissetmiş olduğuydu. İçimden bir ses bunun vicdanını ölene kadar çektiğini söylüyordu.

💬

Sıkıntılı bir nefes alırken abime doğru döndüm. “Çıkalım mı?”

💬

Sessizce başını sallayıp ayaklandı. Birlikte odadan çıkıp asansöre doğru yürüdük.

💬

“Bu evrende kendimi geçmişte gibi hissediyorum,” dedi Ashton, asansöre binerken. “Elektriği gerekli yerlerde kullanıp mum ile geçiniyorlar.”

💬

Bu cümlesine güldüğümde onun da dudakları yukarı kıvrılmıştı. “Ben artık sorgulamayı bıraktım, sen de öyle yapmalısın,” dediğimde yüzünü buruşturdu.

💬

“Gittiğiniz evren nasıldı?” Yüz ifadem dondu. Gözlerimi asansörün kapısına diktim. O an sanki bunu yeni fark ediyormuşum gibi irkildim. Eğer Ashton ile buradan çıkmaya çalışsaydık ya da onu götürmeye çalışsaydım, o da babam gibi yok olup gidecekti.

💬

Bozuntuya vermemeye çalışarak, “Buradan çok farklı. Bizim dünyamıza beziyor, biraz daha gelişmiş hali diyelim,” dedim. Ashton başını sallarken onun da aklına aynı şeyin gelip gelmediğini anlamak için ona baktım.

💬

O an onun için içimde öyle büyük bir üzüntü hissettim ki, hiçbir şeyin beni bu kadar üzmediğini anladım.

💬

         Asansörden inip koridora çıktığımız sırada ikimizin de üzerinde ölü toprağı vardı. Dalgın bakışlarımı kaldırıp koridorun diğer ucuna diktiğimde onu gördüm. Endymion, elleri ceplerinde bir şekilde bize doğru geliyordu. Kafamın içindeki her şey bir kenara çekildi. Anılarımın içindeki görüntülerde zaman geriye alındı ve dün yağmurun altındaki o görüntüde durdu. Onu öptüğüm gerçeği başımın üzerine tonlarca ağırlıktaki bir taş gibi düştü.

💬

Aferin kızım, iyi halt yedin.

💬

“Günaydın,” dedi başını hafifçe sallayarak selam verirken.

💬

“Günaydın,” diye mırıldandım, ardından hafifçe öksürdüm.

💬

Gri gözler yüzümü hedef alırken abim başını sallamakla yetinmişti. Yemek salonunun önünde duruyorduk. Abim salona girdiği sırada Endymion elini uzatarak geçmem için bekledi. Aniden içimde oluşan topuklarımı yere vura vura yürüme isteğini bastırmaya çalıştım. Salona yöneldiğimde ise arkamdan kısık sesle güldüğünü duyar gibi oldum.

💬

Briella ve Noris, iştahlı bir şekilde kahvaltılarını yapıyorlardı. Abim onlara tuhaf tuhaf bakarken boş sandalyelerden birine oturdu. Onlara bakarkenki gülüşüm Noris’ın yanında oturan Ursula’yı görünce solmuştu. Ela gözleri yüzümdeydi. Bakışlarında düşmancıl bir ifade yoktu.

💬

Sakin adımlarla masaya geçip başköşeye oturdum. Ben sessizce tabağıma yiyecek koyarken Endymion da masadaki yerini almıştı. Briella ağzına doldurduğu yemekle, şişmiş yanaklarıyla bana baktığında göz ucuyla onu görebiliyordum. Komik görünüyordu ama şu an gülmek hiç içimden gelmiyordu.

💬

“Dün geçitte olanları duydum,” dedi Ursula. Kimden duyduğunu merak etmemiştim, zaten bana bakarak da konuşmamıştı. “Ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı?”

💬

Bakışları Endymion’dan ayrılarak bana dönmüştü ama ben sessizce tabağıma bakmaya devam ediyordum.

💬

“Henüz yok,” dedi Endymion, çatalını ağzına götürmeden önce. “Buraya gelebildiğine göre anlık bir sorun olmuş demek ki.”

💬

“Endymion, dün olanlar hak-”

💬

Endymion elini kaldırarak onu durdurdu. “Bunları söylemen gereken kişi ben değilim, Ursula.”

💬

Abim ne olduğunu anlamadığı için onları izlerken başımı kaldırarak Ursula’ya baktım. O da bakışlarını bana çevirdi. “Dün kabalık yaptığımın farkındayım,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Gitmenizi istememin sebebi daha büyük bir sorun çıkmasını istemememdendi.”

💬

“Hatalı olduğunu anladığın için mi geldin?” diye sordu Noris başını ona doğru çevirirken.

💬

Ursula’nın kaşları çatıldı. Masanın üzerinde yumruk şeklini almış eline baktım. Onun bir suçu olmadığını biliyordum, bu şekilde kendini zor durumda hissetmesini de istemezdim. Sonuçta bu Hydra ve benim aramda olan bir şeydi. Ursula da kimseye boyun eğecek bir kadın değildi, bunu da görebiliyordum.

💬

“Onun bir suçu yok, Noris. Lütfen onunla bu şekilde konuşma,” dediğimde, Noris homurdanarak önüne döndü. “Erk hayvanının canını yakmak istemezdim, kusura bakma, istemeden oldu.”

💬

“Birinin canını mı yaktın?” Ashton şaşkınca bana baktığında kaşlarım çatıldı.

💬

“Elinde olmadan geliştiğini biliyorum,” diyerek araya girdi Ursula. “Dediğin gibi, o benim erk hayvanım. Hırçın, asi bir kadın. Çoğu zaman hatalarının farkında olmuyor. Haksız da olsa onu koruma içgüdüme engel olamam. Bunu anladığına eminim.”

💬

Başımı yavaşça salladım. Evet, anlıyordum. Ben de Noris’ı, Hydra’ya karşı korumak istemiştim. Çatalı tekrar elime aldığım sırada saçlarımın arasında gezinen bir nefesi hissettim. Gözlerim kısılırken salonun içinde hafif bir rüzgâr esti. Diğerleri kahvaltılarına kaldığı yerden devam ediyordu. Endymion da hissetmiş gibi bakışları bana döndü.

💬

Kulağımın dibinde tekrar aynı şeyi hissettiğimde dişlerimi sıkarak elimi aniden boşluğa doğru savurdum. Salonu dolduran inleme sesiyle birlikte herkesin bakışları bana döndü. Ardından gözler, kulağını tutup sıktığım genç adama çevrildi. Abimin gözlerinde oluşan ifadeyi göremesem de tahmin edebiliyordum.

💬

“Sana daha kaç kez söylemem gerekiyor?” Öfkeli gözlerimi ona çevirdim. Kulağındaki sızıyla yerinde kıvranırken yüzünü buruşturdu.

💬

“Sen yine mi kaçtın?” diye sordu Endymion ama bu sefer ona sinirli bakmıyordu.

💬

“Canım sıkılmıştı,” derken yerinde kıvranmaya devam ediyordu.

💬

“Her canın sıkıldığında aklına benimle uğraşmak mı geliyor?” Kulağını daha sıkı tutup öne doğru çektiğimde üzerime doğru eğilmişti.

💬

“Özür dilerim, özür dilerim,” diyerek durduğu yerde zıplarken homurdanarak kulağını bıraktım.

💬

“Sen de kimsin?” Ursula şaşkınca ona bakarken gözlerim abime çevrildi.

💬

O tam cevap vereceği sırada abim, “Adın Douglas mı?” diye sordu.

💬

Douglas kulağını okşarken koyu renk gözlerini abime çevirdi. Bir süre onu izledikten sonra göz ucuyla bana baktı. “Evet,” dedi. Sesi ne diyeceğini bilmiyormuş gibi çıkmıştı. “Beni tanıyor musun?”

💬

Douglas’ın gözleri Endymion’a dönünce ben de ona baktım. Endymion gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Ortama çöken sessizlikle sırtımı sandalyeye yaslayıp derin bir nefes aldım.

💬

Gözlerimi Ursula’ya geçirip, “Douglas bizim kardeşimiz,” dedim.

💬

Abimin bakışları dondu, Briella ağzındaki ekmeği düşürürken Noris şaşkınlıkla bana baktı. Ursula ise hiçbir şey anlamamış gibi görünüyordu. Douglas’ın yüzüne bakamadım.

💬

“Nasıl yani? Sadece ikinizin geldiğini ve başka kardeşinizin olmadığını sanıyordum,” dedi Ursula, ardından Endymion’a baktı ama Endymion omuz silkmekle yetindi.

💬

Elimi sallayarak, “Uzun hikâye,” deyip geçiştirdim. Bu konuları tekrar konuşmak istediğimi hiç sanmıyordum.

💬

Douglas yerinde donmuş bir şekilde dikiliyordu. Abimin bakışları tabağına düşmüştü ve ona baktığımda çoğu şeyin altında ezildiğini görebiliyordum. Masanın üzerindeki elini tutup gülümsediğimde, başını kaldırıp bana baktı.

💬

“Sana bahsettiğim serseri de bu,” dedikten sonra kaşlarımı çatarak Douglas’a döndüm. “Ne dikiliyorsun hâlâ başımda? Geçip otur sen de.”

💬

Bir süre tuhaf bir ifadeyle bana baktı, daha sonra Endymion’ın yanındaki sandalyeye oturdu. Abimin bana olan bakışlarında sorgu vardı. Belki de bu hareketimi anlayamamıştı ama ne yapabilirdim ki? Evet, seneler önce bir şeyler olmuştu ama bunun suçlusu biz olmadığımız kadar Douglas da değildi. Onu dışlayabilirdim, onu görmezden gelebilirdim ya da onu tamamen reddedebilirdim ama bu beni sadece kötü bir insan yapardı.

💬

Onu ilk gördüğümdeki heyecanını hatırladım. Benimle tanışmak için kıvranmıştı. O burada tek kalmış, annesini kaybetmenin acısını çocuk yaşta tek başına üstlenmiş, bizim varlığımızı bildiği halde bize karşı kin beslememişken ona karşı anlamsız bir duvar öremezdim. Evet, annem babamla arasındaki ilişkiyi bitirmiş, daha sonrasında başkasını sevmiş ve o adamla bir birliktelik yaşamıştı. Evet, bunların hepsi olmuştu ama hiçbiri benim, tamamen suçsuz olan bir insana sırf üzgün hissediyorum diye kötü davranmamı gerektirmezdi.

💬

Elimi abimin elinin üzerine hafifçe vurup, “Sinir bozucu bir çocuk değil mi?” diye sordum. Niyetim onu da biraz olsun rahatlatmaktı.

💬

“Sen de birkaç sene önce böyleydin,” dedi abim, tiksintiyle ona bakarken Douglas’ın kıkırdadığını duydum.

💬

“Ne gülüyorsun? Hoşuna gitti sanırım?” Çatık kaşlarla ona baktığımda dudaklarını birbirine bastırdı. “Bu ailenin erkekleri beni çok sinirlendiriyor.” Çatalımı homurdanarak ağzıma götürürken Endymion’ın bana baktığını gördüm, dudakları yukarı kıvrılmıştı. Sırıtarak ona göz kırptığımda kaşlarını kaldırdı. Bir an bunu neden yaptığımı algılayamayıp duraksadım. Bu aralar kendimi çok fazla rezil eder olmuştum.

💬

Kahvaltıdan sonra Ursula bize veda ederek şatodan ayrılmıştı. Gitmeden önce bana sarılmıştı, ona içtenlikle karşılık vermiştim. Şimdi ise şatonun arka kısmında kalan geniş koruluktaydık. Buradaki ağaçlar da bu evrendeki tüm ağaçlar gibi kurumuştu. Siyah toprağın üzerinde bir ölü gibi dikiliyorlardı.

💬

“Kaç yaşındasın?” diye sordu Ashton, yanımda yürüyen geç adama.

💬

“On dokuz, birkaç aya yirmi olacağım,” dedi Douglas elleri ceplerinde yürürken. “Sen de yirmi beş.”

💬

Ashton kaşlarını kaldırarak, “Annem mi bahsetti?” diye sorunca Douglas duraksadı.

💬

“Evet,” dedi sadece. Annem hakkında konuşmaması dikkatimden kaçmamıştı. Sanırım bu konuda Ashton ile benziyorlardı, o da annem ve babamla ilgili konuşmayı sevmezdi.

💬

“Neden seni bir odada tutuyorlar?” Ashton merakla ona bakıyordu. Bir an bu tavrı içimi rahatlattı. Onun da Douglas’a karşı ön yargılı olmaması iyi hissettirmişti.

💬

Gözleri önümüzde yürüyen Endymion’a kaydı. Konuşmadan önce sürekli ona bakıyor, bir onay istiyor gibiydi. Bu tuhaftı.

💬

“Douglas doğduğunda anneniz köprüdeymiş,” diye araya girdi Endymion. “Yeni doğmuş bir bebek savunmasızdır, oradaki kötü enerjilerin kurbanı olmuş. Bir ruh gibi görünmez olabiliyor, enerji emebiliyor. İstemeden kötü enerji yaydığı da oluyordu ama bunu kontrol etmeyi öğrendi.” Elindeki ince, uzun sopanın ucunu siyah toprağa sapladı. “Regina’nın ölümünden sonra kontrolünü kaybetti. Bu yüzden onu kontrol altında tutmalıydım.”

💬

Douglas sessizce önüne döndü. Onun adına kötü hissettim. Parmağımla omzunu dürterken, “Artık seni kapatmayacak ama kontrolünü kaybedersen, ben kapatırım seni o odaya,” diyerek ona takıldım.

💬

“Sanırım halledebilirim,” dedi, omuz silkti. Gözlerini abime çevirdiğinde onu izledim. Abime ilgiyle bakıyor, onunla konuşmak istiyormuş gibi görünüyordu. Kaşlarım yavaşça havalandı. Ashton iyi bir abiydi, Douglas’a da güven vermiş olmalıydı.

💬

“Douglas,” dediğimde bana baktı. “Sana sormam gereken birkaç şey var ama daha sonra soracağım, burada Ashton’la kal, bir yere kaybolma.” Endymion’a doğru yürüyüp, “Bana göstereceğin bir şey vardı,” dedim.

💬

Endymion tuhaf bir ifadeyle bana bakınca kolunu tutup onu koruluğun kuzeyine doğru çekiştirdim. Sessizce bana ayak uydursa da yüzündeki sorguyu görebiliyordum. Bir süre yürüdükten sonra büyük bir taşın kenarına yaslanarak durdum.

💬

“Ashton’la yalnız kalıp konuşmaları ikisi için de iyi olabilir diye düşündüm,” dediğimde anlayışla başını salladı.

💬

“Biraz zorluk çıkarırsın diye düşünmüştüm,” dedi, kaşlarımı çatıp ayakkabımın ucunu toprağa sürttüm.

💬

“Elime ne geçecek ki?” Yanıma gelerek kalçasını kayaya yasladı. “Yeterince yalnız hissetmiş olmalı.”

💬

“İyi mi rol yapabiliyorsun yoksa öğrendiklerini kolayca sindirebildin mi anlayamıyorum,” derken sesi düşünceli çıkmıştı.

💬

Omuz silkerek, “Kendimi odaya kapatıp günlerce ağlamak, iplerimi serbest bırakmak istiyorum,” dedim. “Ama Endymion, bu neyi değiştirecek? Ben hâlâ her gece annemi kaybetmenin acısını çekiyorum. Hiçbir şey olmamış gibi devam etmezsem altından kalkamam.”

💬

“Henüz yirmi bir yaşındasın ama benim bile senin kendinde bulduğun gücü bulamadığım zamanlar oluyor,” dedi, başını çevirip omzunun üzerinden bana baktı. Onun yüzünü izlerken gözlerim dudaklarına kaydı, panikleyerek gözlerimi kaçırdım.

💬

“Gördüğüm şey sadece Douglas değildi,” diyerek konuyu değiştirdim. “Gölün ortasında küçük bir ada vardı, adadan dumanlar yükseliyordu.” İlgili gözlerle beni izleyip dinlerken sertçe yutkundum. “Sonra onun adanın üzerinde, havada durduğunu gördüm. Üstelik başının üzerinde de bir kutu vardı.”

💬

“Kutu mu?” diye sordu ilgiyle.

💬

Başımı sallayıp, “Evet,” dedim. “O baygın gibiydi, kutu da başının üzerinde onunla birlikte havada asılı duruyordu.”

💬

“Bu Douglas’ı görmenden daha ilginç,” dedi, parmaklarını çenesine sürttü. Sonra aniden aklına bir şey gelmiş gibi hızla bana döndü.

💬

Aynı anda, “Gizli kutu,” dedik.

💬

Aidoneus’ın bahsettiği kutulardan biri olabilir miydi?

💬

“İyi de öyle olsa bile Douglas’ın konuyla ne ilgisi var ki?” Sesim umutsuz çıkmıştı ama Endymion’ın gözleri hâlâ şüpheyle bakıyordu.

💬

Bana doğru dönüp yaklaştığında nefesimi tuttum. “Bir sebebi olmalı, Astrid,” dedi, sesi yüzüme çarpıyordu. “Basit bir şey olsa geçişlerde böyle bir sorun olmaz, sana böyle bir sanrı gösterilmezdi.”

💬

“Eğer gerçekten oysa ve onu bulursak, onunla ne yapacağız ki?” Fısıltım yüzüne çarptığında gözleri kısıldı.

💬

Dudaklarını araladığı sırada etrafımıza yayılan öksürük sesiyle geri çekildim. Noris gömleğinin manşetini çekiştirirken bizi inceliyordu. Gözleri kızıl bir ışık gibi parladı. “Sizi arıyordum,” dediğinde duraksadım.

💬

Endymion, “Neden?” diye sordu, kaşları havalanmıştı.

💬

“Astrid’in güvende olduğundan emin olmak için.” Bu cümlesi kaşlarımın çatılmasına neden olurken Endymion alayla ona bakıyordu.

💬

Başımı iki yana sallayarak etrafıma bakındım. Noris bazen çok tuhaf davranıyordu. Yaslandığım yerden doğrularak adımlarımı şatoya doğru çevirdim. “Douglas’la konuşacağım,” dedim yürürken. Onlar da arkamdan yürümeye başlamışlardı, adım seslerini duyuyordum.

💬

Sık, kurumuş ağaçların arasında ilerledim. Etraftaki sessizlik biraz ürkütücüydü. Karanlıkta burada tek başıma olmak istemezdim. Aslında buraya hava aydınlıkken de tek başıma gelmezdim. Kurumuş ağaçlar ilk defa beni tedirgin hissettirmişti.

💬

Şatoya yaklaştığımız sırada ileride yürüyen abimi ve Douglas’ı gördüm, adımlarımı hızlandırdım. Şatoya girmek yerine ön taraftaki bahçeye doğru yöneldiler. Büyük ağacın önünde karşılıklı durduklarında adımlarım yavaşladı. Sonra abimin yüzündeki gülümsemeyi gördüm. Bu adımlarımın tamamen durmasına neden oldu.

💬

Abim ona bir şeyler söylediğinde Douglas başını sallayarak ona gülümsedi. Daha sonrasında ise abim elini onun başına koyup yavaşça okşadı. Öylece durmuş onlara bakarken Noris ve Endymion da tam arkamda durmuştu.

💬

“Kıskandın mı?” Noris gülerek konuştuğunda homurdandım.

💬

“Neden kıskanayım?” Sesim alaycı çıksa da ifadem ciddileşmişti. “Sadece bunun tam tersi bir tablo görecek olmak beni korkutmuştu. Onları böyle görmek iyi geldi.”

💬

Derin bir nefes alıp yürümeye devam ettim. Bizi gördüklerinde ikisi de yüz ifadelerini değiştirdi. Douglas’a gözlerimi kısarak baktıktan sonra abimin yanına geçip başımı koluna yasladım. Gülüp dudaklarını saçlarıma sürttü.

💬

Ashton, “Noris, beni şehre bırakır mısın?” diye sorarak Noris’a döndüğünde dudak bükerek abime baktım. “Birkaç işim vardı.”

💬

“Tabii,” dedi Noris.

💬

“Kendine uğraşacak yeni şeyler mi buldun?”

💬

Abim, soruma karşılık başını salladı. “Evet, diğer türlü sıkıntıdan patlayacağım,” dediğinde yüz ifadesine gülmüştüm. Haklıydı, yoksa burada onun için hayat nasıl geçecekti?

💬

Abim ile Noris gittiklerinde biz de şatoya döndük. Douglas da ne yapacağını bilemez bir şekilde ördek gibi bizi takip ediyordu. Onunla ilgili kafamda oturmayan şeyler vardı. Tabii bu gördüklerimden kaynaklı bir şey de olabilirdi.

💬

Düşüncelerimin arasından kovmaya çalıştığım soru, bir bumerang gibi fırlattıkça bana geri dönüyordu. Dile getiremiyordum, bununla ilgili düşünmek de istemiyordum ama kalbimi kemiren bir kurtçuk vardı.

💬

Babası kimdi?

💬

Eski gardiyanlardan biri olduğunu söylemişlerdi. Douglas, babasının kim olduğunu biliyor olmalıydı. İçimden bir ses Endymion’ın da bildiğini söylüyordu. Benim tam ortasında bulunduğum geçmişi benden daha iyi bilen biri, elbette ki bunu da bilebilirdi.

💬

Endymion’ın hiçbir şey olmamış gibi devam etmeme şaşırmasını da yadırgamamıştım. Başıma gelen her şeyi kendi içimde halletmeye, dışarıya yansıtmamaya alışıktım. Bu huyumu bozan tek şey annemin ölümü olmuştu. O öldüğünde dışarıya yansıttığım tek şey acım değildi, içimde barındırdığım ruhu dışarı çıkarmış, özgür bırakmıştım. Şu an onun ölümünü bile içimde yaşamaya alışmıştım, bundan sonra yaşayacağım şeyleri de kolaylıkla içimde tutabileceğimi düşünüyordum.

💬

Geniş, deri koltuklara oturduğumuzda Douglas tam karşımdaydı. Bir şeyler olduğunu seziyor gibi bakıyordu, gözlerinde sorgu vardı. “Sana birkaç şey sormam gerekiyor,” dediğimde başını salladı.

💬

“Annemle ilgili mi?” Sorusu beni duraksatırken onun bakışları durgunlaşmıştı. Başımı iki yana salladığımda şaşırdı.

💬

“Castor geçidinde seni gördüm,” deyip başımı yana eğerek ona baktım.

💬

“Beni mi? Ben buradaydım,” diyerek kaşlarını çattı, söylediğim şeye bir anlam veremediğini görebiliyordum.

💬

“Öyle değil. Yani bir sanrı gördüm ve o sanrıda sen vardın,” dediğimde aklı daha da karışmış olacak ki öne doğru eğilip dikkatle bana baktı. Genç görünen yüzünde olgun mimikler taşıyordu.

💬

“Bana ne gördüğünü tam olarak anlatırsan belki o zaman bir cevap verebilirim.”

💬

“Bir ormandaydım,” diyerek söze başladım. “O orman bir göle çıkıyordu ve o gölün ortasında da küçük bir ada vardı.” Ben konuştukça kaşları daha da çatılıyor, söylediklerimi algılamaya çalışıyordu. “Sonra o adadan dumanlar çıkmaya başladı, sanırım bir yangın vardı. O dumanların arasında seni gördüm. Havada asılı duruyordun ve tam üzerinde de bir kutu vardı, o da havada asılı duruyordu. Bunun ne demek olduğuyla ilgili bir fikrin var mı? Geçit bana bu sanrıyı gösterdiğine göre bir anlamı olmalı.”

💬

“Göl ve ada,” deyip gözlerini yere indirdi. Parmaklarını koyu renk saçlarında gezdirirken söylediklerimi düşünüyordu. “Aklıma bir şey gelmiyor.”

💬

“Küçüklüğünde gittiğin bir yer ya da gördüğün bir yer olabilir mi? İyi düşün,” dedi Endymion, Douglas’ı izlerken.

💬

“Normal insanların aksine ben evrenler arası geçiş yapabiliyorum, biliyorsun,” diyerek Endymion’a döndü. Buna şaşırmadım. Sonuçta normal bir insanın sahip olamayacağı tuhaf şeylere sahipti. “Birçok göl gördüm ama adası olan bir göl gördüğümü hatırlamıyorum.”

💬

“Peki tuhaf bir kutu falan hatırlıyor musun?” Gözleri bana döndü. Yüzünde alaylı bir ifade oluşmuştu.

💬

“Nasıl bir kutudan bahsettiğini bilmiyorum ama on dokuz senelik hayatımda yüzlerce kutu görmüşümdür,” dediğinde gözlerimi devirerek pencereye doğru çevirdim.

💬

“Of.” Yanaklarımın içini şişirdim, yüzümü ellerimin arasına alırken eğilip dirseklerimi dizlerime yasladım. “Hiç yardımcı olmuyorsun.”

💬

“Antares’te göl adası yok,” dedi Endymion. Başımı hareket ettirmeden gözlerimi ona çevirdim. “Bildiğim kadarıyla Alrisha’da da yok.”

💬

“Alrisha?” dedim sorar gibi.

💬

“Penelope’nin yaşadığı evren,” dediğinde başımı salladım.

💬

Acaba orası nasıl bir yerdi?

💬

“Başka bir sorunuz yoksa gidip pineklemeyi düşünüyorum,” dedi Douglas ayaklanırken.

💬

Umutsuzca ona baktığımda omuz silkerek arkasını döndü. Bakışlarımı Endymion’a çevirdim, düşünceli gözlerle ellerini izliyordu. Göz ucuyla Douglas’ın aniden kapının önünde durduğunu görünce ona baktım.

💬

“Charlize beni sizin evreninize götürdüğünde tekne ile bir adaya gitmiştik,” dedi. Söylediği isim anlık durulmama neden olsa da belli etmeyerek tamamen ona döndüm, Endymion da cümlesi ilgisini çekmiş gibi ona baktı.

💬

“Hangi adaydı?” diye sorduğumda omuz silkti.

💬

“Adını bilmiyorum,” dedi, yüzümü buruşturarak önüme döndüm.

💬

“Dünya’da yüzlerce gök ada olabilir,” dedim, bu durum canımı sıkmıştı. Elle tutulur hiçbir bilgiye sahip değildi bu çocuk.

💬

Douglas elini kapının kenarına bastırıp, “Sizin yaşadığınız şehre çok da uzak olmayan bir göldü, Charlize öyle söylemişti,” deyince duraksadım. “Sanırım üç ada vardı, Charlize gittiğimiz yerin ikinci büyük ada olduğunu da söylemişti.”

💬

Kafamın içinden bir dizi bilgi geçerken gözlerim irileşti. Aniden ayağa fırladığımda Douglas irkildi, Endymion ise tuhaf bir ifadeyle bana bakıyordu.

💬

“Biz Philadelphia’da yaşıyorduk,” dedim. Bir an yaşadığım güzel şehri hatırlamak içimin titremesine neden oldu. “Yakınlarında ise Huron gölü var. Huron göl adaları.”

💬

Douglas, söylediklerim ona bir şey çağrıştırmasa da ilgili bakıyordu. Endymion ayaklanıp elini omzuma koyduğunda kafamdaki bilgileri toparlamaya çalışıyordum.

💬

“Sakince düşün,” dediğinde yavaşça başımı salladım.

💬

“İkinci büyük göl,” derken elimi şakağıma bastırdım. Geçitte gördüğüm sanrıyı kafamda canlandırmaya çalışıyordum ama sanki her şey görememem için bulanıklaşıyordu.

💬

“Eski kalıntı taşlar vardı,” dedi Douglas gözlerini kısıp hatırlamaya çalışır gibi.

💬

Bu söylediği tanıdık görüntülerin zihnimde canlanmasına sebep olduğunda gözlerimi büyüterek Endymion’a baktım.

💬

“St. Joseph adası,” dediğimde Douglas aniden başını kaldırıp bana baktı. Ben ise donmuş bir şekilde Endymion’a bakıyordum. “St. Joseph adasında.”

← Önceki Bölüm: 10. KUTU
Sonraki Bölüm: 12. GEÇMİŞ VE GELECEK

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top