💬
🎧: Shawn Mendes, It’ll Be Okay
💬
🎧: Nf, Can You Hold Me
💬
Kendimi bir aksiyon filmin içinde hissettiğim dakikalarda o kendine hayran bırakan müzeden çıkmış, arabaya binmiştik. Yol boyunca Endymion arkamızı, etrafımızı kontrol edip durmuştu. Panikleme sebebini anlasam da aşırıya kaçan bu duruma anlam verememiştim. Arabayı otoparka soktuktan sonra direksiyonu aniden sağa kırdı ve arabanın tekerleklerinin çığlığı otoparkta yankılandı.
💬
“Neden bu kadar acele ediyorsun? Sakin olur musun lütfen?”
💬
Endymion ellerini direksiyona bastırırken gözleri ilerideydi. Bilmediğim bir şey olduğunu sanmıyordum. Tamam, ben de şu an diken üzerindeydim ama o, arkamızda bizi kovalayan bir seri katil grubu varmış gibi davranıyordu. Yoksa gerçekten öyle miydi?
💬
“Planı yarın hemen uygulamamız gerekiyor,” derken sesi fazlasıyla gergin çıkmıştı. “Bizi takip edeceğinin farkındaydım ama kutuyu açtığımı nasıl bilebilir?”
💬
“O an şatoyu falan izliyordu belki de,” diye bir teoride bulunduğumda kapıyı açıp tek bacağını dışarı attı.
💬
“Bilmiyorum ama canımızı sıkacaklar,” dedikten sonra arabadan indi. Ben de vakit kaybetmeden onun arkasından indim. Birlikte otoparktan çıkıp sarayın içine girdik.
💬
Aidoneus, kutuların peşindeydi, bunun artık hepimiz farkındaydık. Aslında Endymion’ın söylediği şeyle kafam biraz karışmıştı. Ne yani, bizi Dünya’da da mı takip etmişlerdi? Düşününce bu durum fazlasıyla tehlikeli geliyordu. Nedense beni bir tehdit olarak gördüğünü düşünüyordum. O gün o masada benimle konuşmuş ve ardından oklarını bize çevirmişti. Benim gelmem üzerine bulunan ilk kutu da ilgisini daha çok çekmiş olmalıydı. Bir şeyleri bilmiyor olsam da fikir yürütebilirdim, Aidoneus’u tanımıyordum ama onunla ilgili tahminlerimin de doğru olduğunu düşünüyordum.
💬
O halde bu adam bizi bundan sonra da takip edecekti. Eğer gideceğimiz bir diğer köprüde de benzer bir ipucu yakalarsam, bu sefer ilgisi direkt olarak bana yönelebilirdi, zeki bir adam olduğuna emindim. Aslında onun gözlerine bakan her insan bunu görebilirdi. Ve ben insanları gözlemleyip onları çözme konusunda oldukça iyiydim.
💬
Uzun koridorda yürüdüğümüz sırada Endymion duvardaki panelde bulunan düğmelerden birkaç tanesine dokundu. Ne yaptığını pek anlamasam da bir dakika sürmeden Ursula’nın bize doğru geldiğini gördüm. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı.
💬
“Bütün gece gelmezsiniz diye düşünmüştüm,” derken direkt Endymion’ın gözlerine bakmıştı. “Güvenliği arttırma sebebin umarım bu kızın buradan kaçıp gitmesini istemediğindendir.”
💬
Bir an söylediği şey beni afallatsa da onun ciddi duruşu bunun üzerinde durmamı engelliyordu. Demek ki Endymion’ın az önce yaptığı şey sarayın güvenliğiyle ilgili bir şeydi. Onu bu kadar geren şey neydi?
💬
“Aidoneus ya da hayvanı daha önce buraya gelmemişti değil mi?” diye sordu Endymion, meraklı bakışlarım onun yüzüne tutundu.
💬
“O adam sence kendi ininden çıkıyor mu?” Ursula gözlerini devirdiğinde onunla göz göze geldik. “Peşinize mi düştü?”
💬
“Birkaç gün içeri birilerini almasınlar, zaten iz tanımayı aktifleştirdim,” dedikten sonra tekrar o panele doğru döndü.
💬
“Endymion,” dedi Ursula gergin bir sesle. “Ne olursa olsun o bir gardiyan ve bu saray hepimizin olduğu gibi onun da. Onun buraya girişini engelleyemeyiz.”
💬
“Engellerim,” diyerek parmaklarını paneldeki birkaç tuşa daha dokundurdu. “Kim bana engel olabilecek?”
💬
Ursula ona yaklaşıp, “En son başına buyruk davrandığında nasıl cezalandırıldığını unuttun mu?” diye dişlerinin arasından konuştuğunda kaşlarım çatıldı. Cezalandırılmak mı?
💬
“Bu sefer haklı sebeplerim var,” dedi Endymion öfkeyle ona bakarak.
💬
Ursula ellerini iki yana açıp, “Bunu anlayacaklarını mı düşünüyorsun?” demesi Endymion’ın öfkesini arttırmışa benziyordu. Konuyu anlamadığım için öylece onlara bakıyordum. “Bir şekilde hallederiz ama bu şekilde olmaz.” Ursula panele yönelip bir şeyler tuşladı, sanırım Endymion’ın arttığı güvenliği engellemişti.
💬
Endymion gözlerini duvara dikip öfkeli gözlerini kıstı. Bir yanı Ursula’ya hak veriyor gibiydi. Kimin ceza vermesinden, kimin anlayıp anlamamasından bahsettikleri hakkında hiçbir fikrim yoktu, bunu bir ara onlara sormalıydım. Şimdi ikisi de öfkeliydi.
💬
Ursula, “Gidip dinlenin, sizinkiler sabah erkenden gelirler,” diyerek bize arkasını döndüğünde şaşkın hissediyordum. “Mantıklı hareketlere ihtiyacımız var ve sen şu an hiç mantıklı hareket edecekmiş gibi durmuyorsun.”
💬
Ursula bizden uzaklaşırken omuzlarının çöktüğünü görmüştüm. Sanki Endymion’ın bu tavrı onu daha da endişelendirmişti. Omzumun üzerinden yanımda dikilen adama baktım, o da Ursula’nın gidişini izliyordu. Gözlerinde hâlâ aynı öfke vardı ve bu öfke Aidoneus’u parçalamak ister gibiydi, ürkütücüydü.
💬
“Haklı sanırım. Hadi gidelim,” deyip koluna dokunduğumda irkildi, irkilmesi elimi geri çekmeme neden oldu. Gözlerini yüzüme indirdiğinde öylece ona bakıyordum.
💬
“Peşinde olduğu şey ben değilim, biliyorsun değil mi? Ya da içimdeki bu güç değil,” dediğinde yavaşça başımı salladım.
💬
“Biliyorum,” demem ona derin bir nefes aldırdı. Elini başımın üzerine koyup yavaşça sürttüğünde gözlerimi kıstım.
💬
“Gidelim. Yarın düşünürüz,” dedikten sonra elini geri çekip yanımdan sıyrılarak geçti ve yürümeye başladı. Bir süre onun yürüdükçe hareket eden sırtını izledim. Peşinde olduğu kişinin ben olduğumu ima etmişti, benim için mi panikliyordu?
💬
Çantamı sıkıca kavrayıp onun arkasından ilerledim. Geniş, şatodakinin aksine oldukça modern olan asansörün önünde durup beni bekledi. Ben yanına geldiğimde ise birlikte asansöre bindik. Birkaç saniye sonra daha önce geldiğimde kaldığım odanın bulunduğu kattaydık. O gün buradan nasıl apar topar ayrıldığımızı hatırlayınca buruk hissettim. Kendimi tanımakta güçlük çektiğim bir gündü.
💬
O odanın önünde durduk. Ne yapacağımı hatırlıyordum. İşaret parmağımı deliğe soktuğumda kapı küçük bir ses çıkarıp yana doğru kayarak açıldı. O tanıdık oda şimdi karşımdaydı. İçeri girip Endymion’a doğru döndüm, ellerini ceplerine sokmuş bana bakıyordu. Ben içeri girdiğimde odadaki ışık da otomatik olarak açılmıştı.
💬
“Bugün için teşekkür ederim, normal bir gün geçirmeyeli uzun bir zaman olmuştu,” dediğimde dudağının kenarı yukarı kıvrıldı, yavaşça omuz silkti.
💬
“Sonu iyi bitmese de sana iyi geldiyse hiçbir sorun yok,” dedi, sesi az önceki öfkesinden arınmıştı.
💬
“Evet,” dedikten sonra yavaşça yutkundum. “İyi geceler o halde.”
💬
“İyi geceler, Astrid. Kâbussuz bir uykuya yat,” dedi, tek elini cebinden çıkarıp kaldırdı, ardından sırtını dönüp benden uzaklaşmaya başladı.
💬
“Sen de,” diye mırıldandım, kapıyı kapatıp odaya doğru döndüm. Her şey son bıraktığım gibiydi. Sanırım gerçekten bu odaya benden başkası giremiyordu.
💬
Üzerimdeki ceketi çıkarıp çantamla birlikte kenara bıraktım. Dolap görünümlü kapağı olan odaya doğru ilerledim, kapağı kenara kaydırıp açtım. İçeri girip kendim için bir gecelik aldım ve gecelikle birlikte banyoya geçtim. Üzerimdekileri çıkardıktan sonra geceliği giymeden önce yüzümü yıkamış, makyajımı çıkarmış ve dişlerimi fırçalamıştım. Her şey bittiğinde ise kenara bıraktığım geceliği giydim.
💬
Attığım yorgun adımlar beni duvar uzunluğundaki sürgülü pencerelerin önüne getirmişti. Kollarımı göğsümde toplayıp geç saat olmasına rağmen ışıl ışıl parlayan şehre baktım. Bir gökdelenin tepesindeymişim de o muazzam şehir benim ayaklarımın altına serilmiş gibiydi. Şu an Antares’te, odamda olsaydım ıssız ve karanlık olan o şehri izliyor olurdum. Ne tuhaftı, her yerde bana ait bir yer vardı ve birçok evim varmış gibi hissediyordum.
💬
Yüzümde oluşan yorgun gülümsemeyle yatağa yöneldim. Odanın ortasında duran büyük, yuvarlak yatağa uzandığımda kemiklerim sızlamıştı. Yatak sanki bedenimdeki bütün ağrıları içine çekmek istiyordu. Elimi yastığın altına sokup yanağımı yastığa yasladım. Aniden neden üzerime yalnızlık hissi çökmüştü bilmiyordum. Sanırım Ashton’ı özlemiştim. Ondan uzak olmak, toparlamaya çalıştığım dikkatimi dağıtıyordu.
💬
Derin bir nefes alıp gözlerimi yumduğumda içim huzursuzdu. Sanki aylardır bu insanları tanımıyormuşum, daha önce buraya gelmemiş, hiç yalnız kalmamış gibi tedirgindim. Uyuyana kadar da abimi düşünmüştüm, onun da benimle aynı şeyleri hissettiğine emindim.
💬
Yakıcı güneşin ışığı direkt olarak gözlerime vurduğundan homurdanarak elimi gözlerime siper ettim. Yatak beni öyle içine çekiyordu ki, uyanmak istemiyor, akşama kadar bu şekilde uzanmak ve uyumak istiyordum. İnatçı güneş parmaklarıma rağmen beni rahatsız etmeye devam ediyordu. Huysuzca homurdanırken yatakta oturur pozisyona geçtim.
💬
Saçlarım dağılmıştı, uyumadan önce atkuyruğunu bozmuştum ve saç diplerimde de dünden kalma bir sızı vardı. Parmaklarımı saç diplerime bastırarak masaj yaparken uykulu gözlerim odada turluyordu. Komodinin üzerindeki dijital saate baktım, geçen sefer bunu fark etmemiştim. Öğle saatlerinde olduğumuzu görmek beni şaşırtmıştı, sanki sadece bir saat kadar uyumuştum.
💬
Uyuşuk bedenimi yataktan zorla kaldırıp banyoya girdim. İhtiyaçlarımı giderdikten sonra kısa bir duş almış, dişlerimi fırçalamıştım. Ağzımın içinde acı bir tat vardı ve bu midemi bulandırmıştı. Neyse ki dişlerimi fırçaladıktan sonra o tat bir nebze gitmişti. Saçlarım da temizlenmesine rağmen birkaç saate yağlanabiliyordu, bazen bu yüzden günde iki kez duş aldığım oluyordu.
💬
Odada serin bir rüzgâr dolanıyordu, sanırım odada klima vardı. Keşke o klimayı alıp Antares’e götürebilseydim…
💬
Evet, şimdi en sevdiğim âna gelmiştik ve uykum iyiden iyiye açılmıştı. Kıyafetlerin arasında gezinirken bir yandan da karnımı okşuyordum. Regl gecikmesi yaşadığım için karnımda bir şişlik vardı ve bu oldukça rahatsız hissettiriyordu. Şu önümüzdeki birkaç gün kanamamın olmaması için dua etmeye başlamıştım. Bir iş peşindeyken beni fazlasıyla zorlardı.
💬
Elime aldığım yüksek bel, siyah pantolonu bacaklarımdan geçirdim. Şiş duran karnım pantolonun içinde biraz ezilmişti, bu da kasıklarımda sızı oluşmasına neden olmuştu. Üzerime de sütyen tarzı bir büstiyer giymiştim, gözüme en son kestirdiğim şey ise siyah, transparan gömlek olmuştu. Gömleği giydiğimde etek kısmı kalçalarıma kadar uzandı, içimdeki büstiyerle güzel görünüyordu.
💬
Bir süre odada çorap aramıştım. Nerede ne var tam olarak bilmiyordum ve çorap bulmak biraz zamanımı almıştı. Bulduktan sonra da bir çift spor ayakkabıyı da alarak odaya geçtim, dolap kapağı şeklindeki kapıyı kaydırarak kapattım.
💬
Çoraplarımı ve ayakkabılarımı giyerken aklım burada kalan kıyafetlerimdeydi. Odaya benden başkası giremiyorsa Antares’teki gibi birileri kirli çamaşırları alıp bir süre sonra temizlenmiş bir şekilde bırakamazdı. Aslında bu şekilde daha iyiydi. Birinin benim kirlilerimle uğraşması beni rahatsız ediyordu ve bunu dile getirmeye de çekiniyordum. Antares’e döndüğümde bu durumu Sasha ile konuşmayı aklıma not ettim. Hiç değilse kıyafetlerin yıkandığı odaya kadar ben bırakabilirdim.
💬
Hâlâ nemli olan saçlarımı makyaj masasının önünde taradıktan sonra sırtıma serdim. Merakla makyaj masasının çekmecelerine bakmayı da unutmamıştım. Boş olduğunu düşündüğüm çekmecelerde makyaj malzemeleri ve takılar vardı. Zincir şeklinde, ucunda güneş figürü olan tek parça küpeyi gördüğümde ilgiyle ona baktım. Beğendiğim gümüş rengi küpeyi elime aldım, bana ait olduğunu söyledikleri bir odada olduğuna göre takabilirdim. Küpeyi taktıktan sonra ucundaki güneşe parmağımı sürttüm, güzel görünüyordu.
💬
Odadan çıkmadan önce de çantamdaki parfümden sıkmıştım. Çantamı almamıştım, zaten içinde ruj ve parfümden başka bir şey yoktu. Bir an bu durum canımı sıktı. Telefon kullanamıyordum, bir cüzdanım da yoktu. Telefonum olsa bile Antares’te kullanamazdım. Hiç değilse bir cüzdan edinmeliydim. Gerçi her evrende para anlayışı farklı gibi görünüyordu. Castor’da kart kullandıklarını duymuştum Briella’dan. O zaman bir kart da edinebilirdim,
💬
Nereye gideceğimi bilemez bir şekilde merdivenlerden iniyordum. Akrebin Kalbi’ne alışmıştım, orada aylarca kalmıştım. Acaba bir gün buraya da alışır mıydım? Bu şey ben bir gün ölene kadar sürecekse elbette buraya da alışacaktım.
💬
Kulağıma ulaşan bir melodiyle kaşlarım çatıldı. Tanıdık sözlere sahip bir şarkı duyuyordum. Basamakları indikçe ses daha yakından gelmeye başlıyordu, şimdi sözleri daha net duyuyordum. Şarkıyı bilmiyordum ama sanki hep dinlediğim, duyduğum bir melodiydi. Biraz hareketliydi ve bu ritim içimdeki enerjiyi yükseltmişti. İstemsizce kalçalarımı hareket ettirdiğimde bir kıkırtı duydum.
💬
“Birileri iyi gününde.” Briella koridordaki kapılardan birinden kafasını uzatınca utanarak olduğum yerde durdum. “Devam et kızım!”
💬
Gülerek bana doğru geldiğinde ne yapacağımı bilememiştim. Elimi tutup beni aniden kendi etrafımda döndürdü. Enerjik melodi koridora yayılmaya devam ediyordu. Briella ellerimi tutarak beni dans ettirmeye çalışırken onun bu çabasına güldüm. Daha fazla ona mani olamadığımda ise artık onunla koridorun ortasında dans ediyordum. O şarkı bitene kadar da koridorun ortasında onunla kahkaha atarak dans etmiştim. Diplerde sürünen enerjim onun sayesinde tavana ulaşmıştı. Şarkı bitse de dans ederek az önce çıktığı odaya doğru ilerledi. Ben de gülerek onu takip ettim.
💬
İçeri girdiğimde ise beni şaşırtan bir görüntüyle karşılaştım. Ursula bacaklarını iki yana ayırmış bir şekilde yerdeydi, nefes nefese ve terliydi. Odanın iki yanında da aynalar vardı, kapının yanındaki duvarda ise ses sistemi vardı. Hydra da onun gibi nefes nefeseydi, burada dans mı ediyorlardı? Bir an buna imrenmiştim.
💬
“Astrid çok güzel dans ediyor!” Briella kendi etrafında dönerek salonun ortasına doğru süzülürken Ursula kaşlarını kaldırdı.
💬
“Yakından görmek isterim,” derken hâlâ nefes nefeseydi. Utanarak gözlerimi kaçırdığımda gülerek ayağa kalktı. “Bir duş alıp temizleneyim, sonra diğerlerinin yanına gideriz. Günlük sporum da tamamlandığına göre bugün istediğim kadar yiyebilirim!”
💬
O sırıtarak kapıya doğru yürürken Hydra, “Spor öyle bir şey değildir,” diye mırıldanmıştı, bu beni güldürürken Ursula, “Aman ne hoş,” diye kendi kendine homurdandı. O gittikten sonra Hydra da arkasından çıkmıştı.
💬
“Endymion bir şeylerden bahsetti biz geldiğimizde ama tam olarak ne olduğunu anlamadım,” dedi Briella elindeki çubukla oynarken. “Sanırım bugün Sheratan köprüsüne gidecekmişiz.”
💬
“Sence bu kadar aceleci olması konusunda haklı mı?” Omzumu kapının kenarına yaslayıp Briella’ya baktım, sorumla kaşları çatılmıştı.
💬
“Aidoneus’ın istediği şey bir oyuncak değil, bu yüzden kuralları da kendine göre belirleyecektir.” Elindeki çubuğu bırakıp bana doğru döndü. “Seni görene kadar böyle bir düşüncesi olduğunu bile bilmiyorduk. Her zaman tuhaf bir adamdı ama bu kez daha tuhaf davranmaya başladı.”
💬
“Bana bir şey yapamaz,” dedim içimde aniden büyüyen öfkeyle.
💬
“Sana elbette ki bir şey yapamaz, sen bir gardiyansın ve sana bir zarar vermek, bunu düşünmek bile onun boyunu aşar,” dediğinde, “O zaman korkulan şey ne?” diye sordum.
💬
“O sana zarar vermek istemiyor, Astrid. İstediği şey onun hep üzerinde çalıştığı bu şeyi senin nasıl başardığını öğrenmek. Belki seni öldürmeye gücü yetmez ama bir gölge gibi sana yapışır. Onu tanımıyorsun.”
💬
“O zaman ben de tanırım,” deyip kollarımı göğsümde topladıktan sonra arkamı dönerek salondan çıktım. Hiçbir şey bilmeyen bir gardiyan olabilirdim, bu işte yeni de olabilirdim ama hiç kimsenin de beni bu şekilde sıkıştırmasına izin vermezdim. Benden üstün olan hiçbir yanı yoktu. Belki yaşımdan dolayı beni küçük bir kız olarak görüyordu ama ben onun sandığı gibi bir çocuk değildim.
💬
Hiçbir şey bilmiyor oluşum ve yeni yeni alışıyor oluşum insanlarda nasıl bir izlenim bırakmıştı bilmiyordum ama bunu acilen düzeltmeleri gerekiyordu. Ben onların elindeki bir piyon ya da meraklarını giderebilecekleri bir şey değildim. Bir an bu durum o kadar sinirimi bozdu ki, onun yüzünü yumruklamak istedim. Belli ki bir üstünlük çabası içindeydi. Bunu yakında daha net anlardım, sonra da bildiğim şekilde hareket ederdim.
💬
Ben merdivenleri öfkeyle inerken Briella da arkamdan geliyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama elbet bir yer bulurdum. Noris’ı de görmemiştim. Neden beni görmeye gelmemişti? Benimle iyi bir arkadaşlık kurmuştu ama birkaç gündür tuhaftı.
💬
Tam onu düşündüğüm sırada karşıma çıkmasını beklemiyordum. Yanında da Endymion vardı ve ona kaşlarını çatarak bir şeyler söylüyordu. Adım seslerim etrafa dağılınca ikisinin de bakışları bana doğru döndü. Noris’ın gözlerini saran o öfke yavaşça dağıldı.
💬
“Ne konuşuyordunuz?” Sorum ikisini de duraksattığında kaşlarımın hâlâ çatık ve içimde hâlâ aynı öfkenin olduğunu fark ettim.
💬
“Sheratan ile ilgili konuşuyorduk,” dedi Noris yan gözle Endymion’a bakarak. Ortamdaki tuhaf hava dikkatimi çekse de başımı sallamakla yetindim.
💬
“Ne zaman gideceğiz?” diye sorduğumda Noris şaşkınlıkla bana baktı.
💬
“Sen de mi hemen gitme taraftarısın?”
💬
“Gayet makul görünüyor,” deyip parmaklarımı alnıma bastırdım, uzun süredir bu kadar öfkeli hissetmemiştim. Aslında fazla öfkeli ve sinirli biriydim ama bunu sakinliğimin altına gizlerdim. Öfkem yakıcıydı. Şimdi ise damarlarımda gezmeye başlayan lavları hissediyordum. Sakinliğime sığınmaya çalıştım.
💬
“Acele ediyorsunuz,” dediğinde Noris, sesi kulaklarıma uğultu gibi gelmişti. Gözlerimi tam gözlerinin içine sapladım, göz bebeklerimin etrafında yanan ateşi hissediyordum. Noris’ın gözleri irileşirken afallayarak bana baktı. Endymion’ın da bakışları yüzümdeydi.
💬
“Böyle olmasını istiyorum.” Kendi nefesimin sıcaklığı bile beni irkiltmişti. Noris endişeyle bana uzanıp koluma dokunacakken bir adım geri çekildim. O an arkamda olduğunu fark etmediğim Briella’nın göğsüne çarpmıştım.
💬
“Sakin ol,” dedi Noris elini kaldırıp bana uzatırken. “Bana mı sinirlendin? Öfkeni hissediyorum.”
💬
Ona sinirlendiğimi düşünmesi bedenimdeki ateşin aniden geri çekilmesine neden oldu. Derin bir nefes alıp, “Sana sinirlenmedim,” dedim, sesimde hâlâ öfke olsa da sakinliğim öfkemi çekiştiriyordu.
💬
“Astrid,” dedi Endymion, gözlerimi ona doğru çevirdiğimde bana yaklaştığını gördüm. Gözlerimin tam içine bakıyordu. Dudaklarını yavaşça aralayıp mırıldanmaya başladığında afalladım, gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. O mırıldandıkça damarlarımda fokurdayan kan soğumaya başladı. Bedenime müthiş bir gevşeme yayılmıştı. Arkamda kalan Briella’nın koluma dokunduğunu hissettim ama ona bakamıyordum, Endymion’ın sesinde takılmıştım.
💬
Birkaç dakika sonra gözlerimi yavaşça yumup geri açtım, Endymion artık mırıldanmıyordu. Düşüncelerimi artık toparlayabiliyordum, bir an öfkem her şeyi geriye itmişti. Sonra aklıma su geldi. Suda yanan tenim. Gözlerimin değişimi. Suyun Aidoneus’un dediğinin aksine bana iyi hissettirmemesi. Duş almıştım, o yüzden mi böyle olmuştu? Ama Briella ile dans ederken enerjim yerindeydi?
💬
“Zaten sen ne istersen onu yapacaktık,” dedi Endymion elini omzuma koyarken. Noris endişeyle beni izliyordu. “Madem sen de gitmek istiyorsun, o zaman gideceğiz.”
💬
“Tamam,” dedim sadece. Şu an konuşmak istemiyordum. Noris’ın bana o şekilde bakması canımı sıkmıştı, onu korkutmuş olmalıydım.
💬
Endymion elini omzumdan çektiğinde Noris’a yaklaştım. O dikkatle beni izlerken kollarımı boynuna sarıp ona sarıldım, benim sarılmamla gevşemişti. “Sana öyle davranmak istemedim, sen benim en iyi arkadaşımsın,” deyip çenemi omzuna yasladığımda gevşeyen bedeni tekrar kasılmıştı.
💬
Kolunu belime sarıp, “Sorun değil, elinde olmadığını biliyorum,” demişti. Yine de kendimi kötü hissetmiştim.
💬
“Gözlerim yaşardı resmen,” dediğini duydum Ursula’nın. Noris’ten ayrılıp ona baktığımda merdivenlerden indiğini gördüm. “Karar verebildiniz mi?”
💬
“Birazdan çıkacağız,” dedi Endymion sakin sesiyle. “Sen gelecek misin?”
💬
“Kalabalık gitmeye gerek yok,” derken saçlarını geriye doğru atmıştı. “Kalabalık daha çok dikkat çeker.”
💬
Endymion başını sallayarak bana döndüğünde gözlerimi ona çevirdim. “Noris ve Briella gelsin, yardımları dokunur,” dediğinde ben de başımı salladım. “Büyük bir arabayla gidelim, yol birkaç saat sürer.”
💬
Hepimiz onu onayladıktan sonra birlikte otoparka inmiştik. Bahsettiği gibi büyük bir arabaya bindik. Ben Briella ile arka koltuğa oturdum. Karnımdaki sızı devam ediyordu ve araba her ne kadar büyük olsa da arka koltuk benim için daha rahat görünmüştü. Briella sık sık yüzüme bakıyordu, karnımda olan elimi de fark etmişti. Derdimin ne olduğunu anladığında ise elini dizine vurmuş, ayaklarımı kucağına uzatmamı istemişti. İlk başta bunu istemesem de onun ayaklarımı tutup kendi kucağına koymasıyla savaşımız son bulmuştu.
💬
“Çok uzak bir yerde mi?” diye sorduğum sırada kafamı cama yasladım. Noris tam önümdeki koltuktaydı, arada başını çevirip bana bakıyordu. Bir sorun olduğunu anlamıştı ve bakışları endişeliydi.
💬
“Aslında uzak, arabayla bir yıla falan gideriz,” dedi Endymion alayla, gözlerim irileşmişti. “Şu an sadece her ihtimale karşı peşimizde biri varsa diye arabayı aldım. Normalde her evrende bulunan gardiyan evlerinin bazılarında, geçitlere açılan kapılar vardır. Hiçbirimiz köprüden köprüye dolanmıyoruz yani.”
💬
Kaşlarım çatılırken aniden doğrulup, “Beni niye dolandırıyordunuz bunca zaman?” dediğimde Noris’ın kıkırtısını duydum. “Ne gülüyorsun?”
💬
Noris’ın aniden susması bu sefer Briella’nın gülmesine neden olmuştu.
💬
“Her yeri tanıman ve görmen için,” dedi Endymion, homurdanarak ona baktım. “Köprüler nerelerde, nasıl gidilebilir bunları anlaman için.”
💬
“Bir de not defteri verin elime,” diye homurdanmaya devam ederken sırtımı arabanın kapısına yasladım. “Antares’te köprüler birbirinden bu kadar uzak değildi.”
💬
“Belli bir düzeni yok. Hem Antares ve Alrisha’daki gardiyan evlerinde kapı da yok,” dedi Briella araya girerek. “Mesela Alrisha’da köprü geçitleri karşılıklı duruyor.”
💬
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. Gerçekten tuhaf bir düzen vardı. Ben de bir geçit bir uçtayken diğeri diğer uçta diye düşünmüştüm. Demek ki gerçekten de her şeyi görmeden bu düzen kafamda oturmayacaktı.
💬
“Bugün bu işi hallettikten sonra Dünya’daki diğer geçit nerede, nereden nereye kapı açılıyor sana anlatacağım, merak etme,” dedi Noris bana gülümserken. “Artık bir şeylere daha hakimsin, anlatırsam daha rahat anlarsın. Öncesinde anlatsaydım kafan çok karışırdı, bu yüzden sonraya bıraktım.”
💬
“Çok iyi olur,” dedim ona bakarak.
💬
“Biraz uzaklaştıktan sonra arabayı bırakacağız. Sonrasında bizi Noris götürecek,” derken bir yandan da arkayı kontrol ediyordu Endymion. “Saraydan çıkmayıp direkt gitseydik bunu anlarlardı.”
💬
“Ya bunun bir oyun olduğunu da anlayabiliyorsa?” Sorum onu güldürmüştü.
💬
“Eğlenmiş ve gezmiş oluruz, kaybedecek bir şeyimiz olmaz,” dedi, sesi bu konuda rahat olduğunu belli ediyordu.
💬
İlerleyen dakikalarda karın ağrım artmıştı. Yine de bugün kanamamın olmayacağını biliyordum. Genelde ağrılarım iki gün önceden falan başlardı. Buna rağmen emin olamayıp bir markette durmalarını istemiştim. Ödeme konusunu halledemeyeceğimden Briella da benimle gelmişti ve ped almıştım. Birkaç katlı olan bu marketin lavabosu da vardı, Briella bana yolu göstermişti. Ped ile kendimi garantiye aldıktan sonra oradan ayrılıp arabaya geri dönmüştük.
💬
Endymion’ın bahsettiği gibi yol birkaç saat sürmüştü. Araba tek şerit, etrafı düz araziyle çevrili bir yolda ilerliyorduk. Arazide sadece bitkiler ve tek tük ağaçlar vardı, biraz ıssız duruyordu. Briella’nın uyuklarken çıkardığı homurtular arabanın içine yayılıyordu. Bir an bu bana Endymion’ın Briella için sürekli uyukluyor demesini hatırlatmıştı ve buna gülmüştüm. Ben gülünce Endymion dikiz aynasından bana baktı. Yavaşça doğrulup öne doğru eğildim, Noris da mayışmış gibi cama yaslanmış kısık gözlerle etrafa bakınıyordu.
💬
“Şunlara bak,” dedi Endymion. “İşimize yararlar diye aldık ikisi de uyumakla meşguller.”
💬
“Henüz yoldayız, ne yapmalarını bekliyorsun?” dediğimde başını bana doğru çevirdi. Ön koltukların arasındaki boşluktaydım ve o bana doğru dönünce yüzlerimizin arasındaki mesafe azalmıştı. Bir şey söylemeden gözlerimin içine bakıyordu, dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi yola çevirdim.
💬
“Klimayı açın, tüylerim şu an yok ama yine de yanıyorum.” Noris’ın sesi aniden kulağıma dolunca irkilerek ona baktım. “Hem söylediklerinizi duyuyorum. Ben olmadan oraya uçarak bile gidemezsin, Endymion.”
💬
Endymion, “Ne büyük tehdit,” derken alayla ona baktı ama Noris onu umursamadan uyuklamaya devam ediyordu.
💬
Bu hali bana şirin geçince gülerek, “Tilki suratlı,” dedim, gözleri kapalı olsa da dudakları yukarı kıvrıldı.
💬
“Birazdan varmış olacağız, toparlanın siz de,” derken son kelimelerini daha yüksek sesle söylemiş, Briella’ya doğru bakmıştı Endymion. Briella mızmızlanarak sağa doğru döndüğünde geriye doğru çekildim, yavaşça omzunu dürttüm.
💬
“Kalan yolu da arabayla gidelim, bir yıl daha uyuyabileyim,” diye uykulu bir sesle mırıldandığında ben kıkırdamıştım ama Endymion aynı ifadeyle bakmıyordu.
💬
“İnsan bedenindeyken de çakallar gibi uyanık,” dedi Endymion ters ters Briella’ya bakarak. Briella daha fazla onun söylenmelerine dayanamamış olmalı ki gözlerini açıp boş boş arabanın tavanına bakmaya başladı.
💬
On dakika sonra araba deniz kıyısında durdu. Endymion arabayı büyük bir kayanın arkasına park etti, araba yol kısmından bakıldığında görünmüyordu. Çok yüksek bir tepede değildik, denizdeki dalgalar kayalara çaptığında küçük su damlaları yüzüme gelmişti ama bugün deniz fazla dalgalı görünüyordu. Sanırım bu denizi aşmamız gerekiyordu. Bahsettikleri gitme süresine bakılırsa gideceğimiz yer denizi aşmaktan da fazlasıydı.
💬
“Gideceğimiz yer biraz korkutucu,” dedi Noris bedenini esnetirken.
💬
“Korkutucu şeyler görmemişim gibi…” Kulağımdaki sallanan küpeyle oynarken söylediğim şeye sadece kendim gülmüştüm. Çünkü öyleydi, kendi sahip olduğum köprü bir mağaradaydı ve mağaranın duvarlarından lavlar akıyordu, karanlık bir çukura doğru…
💬
“Vakit kaybetmeden gidelim.” Endymion, Noris’a bakınca Noris başını sallayarak onu onayladı.
💬
Ellerini iki yana açtı, dikkatimi ellerine verdim. Yine bir elindeki ip bana sarılırken diğer elindeki iki ip de Briella ve Endymion’a sarılmıştı. O bunu yaptığında istemsizce gözlerimi kapatıyordum. Diğerleri ne hissediyordu bilmiyordum ama ben Noris’ın sahip olduğu bütün enerjiyi kendi bedenimde hissedebiliyordum.
💬
Denizden gelen, bedenimi saran o rüzgâr yavaşça kesildiğinde, göz kapaklarıma çarpan ışık yavaşça söndüğünde, karanlık bir ortama geçiş yaptığımı anlayabiliyordum. Yine kulaklarıma dolan bir su sesi vardı ama bu denizdeki dalga seslerinden çok akan bir nehrin sesine benziyordu. Derin bir nefes aldığımda boğazımı yakan ağır kokuyla yüzümü buruşturarak gözlerimi araladım. Bir mağaranın içinde olduğumuzu anlamam uzun sürmemişti. Mağaranın içinden bir su akıp gidiyordu, çok derin görünmüyordu. Tavandan sarkan sarkıtlar oldukça uzun ve kalındı. Normal bir mağaraydı, sadece karşımızda kalan kısımda, tavandan nehre doğru akan bir su vardı. Bir perdeye benziyordu. En fazla beş metre genişliğindeydi, suda hiç kesinti yoktu, bir perde gibi dümdüz görünüyordu. O akan suya dikkatli baktığımda arkasındaki kızıllığı görebilmiştim.
💬
“Duvar orada, görebiliyorum ama hiç korkutucu bir yer gibi gelmedi,” diye mırıldanmama rağmen sesim yankı yapmıştı. Nehir de akarken bir uğultu yayıyordu.
💬
“Bu kadar normal görünen bir yere insanların girememe sebebini merak etmiyor musun?” Noris bileklerini ovarken gözlerini bana çevirdi ama ben onun bileklerine bakmıştım. Bu iş ona gerçekten ağır geliyor olmalıydı.
💬
“Suyun altında bir mağara falan mı? Ya da gizli?”
💬
Soruma karşılık gülmüştü ama bu gülüş alay eder gibi değildi.
💬
“Doğru, yıllar öncesine kadar burayı bilen biri yoktu,” dediğinde kaşlarımı kaldırdım. “Sonra biri burayı bulmuş, ne şanslı ki tutulma günü bulmuştu.”
💬
“Köprüye mi girmiş yoksa?” diye sorarak korkuyla ona baktım.
💬
“Evet, üstelik o an tek değildi,” dediğinde korkum dehşete dönüştü. “Biri içeri girdiğinde diğerleri dışarıdaymış, sanırım dört kişiydiler. Adam geri dönmemiş, tutulma bitince de duvar yok olmuş. Bu durum diğerlerini şoka sokmuş tabii. Arkadaşlarını arayıp bulamayınca da yardım getirmişler.”
💬
“Herkes burayı öğrendiyse bu daha tehlike değil mi?” Soruma karşılık gözlerinden tuhaf bir parıltı geçtiğinde kaşlarımı çattım, hissettiğim dehşet hâlâ içimdeydi.
💬
“Bu mağaranın içi ölülerle dolu, Astrid.” İrkilerek gözlerine baktığımda diğerlerinin de gözleri ona çevrildi. “O günden sonra nasıl oldu biz de bilmiyoruz ama içeri giren herkes ölüyor. Bir tanesine denk gelme şansım oldu. Boğularak öldüğünü gördüm. Sanırım içeride öldürücü bir hava var.”
💬
“Nasıl?” Sesim hissettiğim şoku yansıtıyordu. “Birdenbire, hem de kaybolma olayından sonra nasıl ortamın havası değişebilir?”
💬
“Daha önce de söylediğim gibi, bazı şeyler bizi de aşıyor,” deyip derin bir nefes aldı. “İnsanlar ölmeye başladığında artık buraya girmeye kimse cesaret edemedi. Bundan sonra eden olursa da son nefesini burada vermiş olacak.”
💬
Etrafıma korkarak baktım. Cesetlerin içinde olma düşüncesi hem korkutmuş hem de midemi bulandırmıştı. Üstelik kasıklarımdaki ağrı da şiddetlenmişti. Korktuğumu gören Noris da başka bir şey söylememişti. O yanımdan geçip nehre girdiğinde yerdeki bakışlarım ona döndü. Su dizlerine kadar geliyordu. Diğerleri de onu takip edince tedirgin hissedip hızla arkalarından gittim. Endymion suya girmeden önce onun kolunu tutmuştum. Duraksayarak baktığında yüzümde her ne gördüyse buna güldü ve elini öne doğru geçmem için uzattı. Ondan önce suya girmiştim ama kolunu hâlâ bırakmamıştım…
💬
Noris sudan duvarı aşıp arkasındaki kızıl duvarı geçtiğinde Briella da onu takip etti. Su artık neredeyse kalçalarıma kadar uzanıyordu, ayrıca fazlasıyla da sıcak bir suydu. Suda ilerlerken nereye bastığımı bilmemek beni iyice tedirgin etmişti, Endymion’ı tutan elimin tutuşu sıkılaştığında bakışları yüzüme indi, sakince hemen arkamdan geliyordu. İlk başta aldığım o ağır koku artık yoktu, insanları öldüren şey o koku muydu?
💬
Sudan duvarın önüne gelince durdum, ben durunca Endymion da durmak zorunda kaldı. “Korkulacak bir şey yok,” dedi Endymion yatıştırıcı sesiyle. “Birkaç saniye suya temas edeceksin, sonra köprüdesin.”
💬
Başımı sessizce sallayıp sertçe yutkundum. Tekrar hareketlenmeden önce derin bir nefes almıştım. Su ilk önce bedenime çarptı, bütün bedenim ıslanmıştı, su bedenimden ayrıldığında ise değer duvardan geçtim. Tuttuğum nefesi dışarı verirken sırılsıklamdım. Gözlerimi kırpıştırarak köprüye baktım, Briella ve Noris diğer duvarın önündelerdi. Endymion hareketlenince onun kolunu ne kadar sıktığımı fark edip aniden geri çekildim. Yüzündeki tuhaf ifadeyi görmek tırnaklarımı geçirdiğimi anlamama yetmişti.
💬
“Özür dilerim, fark etmedim,” diye fısıldadım, gözlerim koluna kaydı.
💬
“Sorun değil, diğerlerine yetişelim,” dedikten sonra elini sırtıma bastırdı. Hissettiğim utançla hızla köprüye çıktım. Ben yürümeye başladığımda o da beni takip etti. Bizim tekrar yürüdüğümüzü gören Briella ve Noris duvardan geçtiler. Neyle karşılaşacağımı bilmediğimden tekrar bir heyecan baş göstermişti. Bütün köprüler ve duvarlar aynı görünüyordu, birbirinden ayırmak çok zordu ama evrenler birbirinden farklıydı.
💬
“Sheratan,” diye mırıldandım kendi kendime. Duvarı duraksamadan geçtiğimde yüzüme sıcak bir rüzgâr çarptı. Üzerimdeki ıslak kıyafetler bedenime yapışmıştı ve ayaklarım, üzerinde durduğum zemine gömülmüştü.
💬
Kavurucu sıcağın altında meraklı gözlerle etrafıma bakınıyordum. Oyulmuş bir kayanın içindeydik ve ileriye baktığımda dışarısını görebiliyordum. Kızgın kumlar ayakkabılarımı içine çekiyordu sanki. Onları takip ederek mağarayı anımsatan kayanın içinden çıktım. Etrafımızda yüksek, kızıl kayalar vardı, biçimsiz ve keskin duruyorlardı. Bir çölde miydik?
💬
“Sheratan bir çöl mü?” Şaşkın çıkan sesimle Briella gülerek bana yaklaştı.
💬
“Büyük bir kısmı,” derken alnını siliyordu. “Antares’ten daha sıcak değil mi?”
💬
“Fazlasıyla,” dedim, ıslak kıyafetlerimiz şimdiden kurumaya başlamıştı. “Ama bu geçit fazlasıyla ortalık yerde durmuyor mu?”
💬
Gözlerim içinden çıktığımız kayanın etrafını turladı. Üç metre kadar bir yüksekliği vardı ve arka kısım normal bir kaya gibiydi, delik yoktu.
💬
“Bu geçidin içinde olduğu, bin kilometrekare daha fazla olan bu alana giriş yasaklı. Çünkü üzerinde durduğun kum normal bir insan için oldukça zehirli maddelerle karışmış,” dediğinde korkuyla ayaklarımın altında ezilen kumlara baktım. “Belli bir sınır var ve o sınırdan giren herkes on dakika sonra zehirleniyor. Bunun için kuma basmana, temas etmene gerek bile yok hem de. O yüzden belirlenmiş bu alana girişler yasak. İnsanlar araştırmak istiyor, bunun için sınırda bile çalışıyorlar ama ileriye gidemiyorlar.”
💬
“Peki havadan?” diye sorduğumda dudak büktü.
💬
“Bu alana hava aracıyla bile giriş yapsalar çok fazla aşağı inemezler. Üstelik içinden çıktığımız bu kaya gibi yüzlerce kaya var, dikkatlerini çekecek bir şey yok.”
💬
Başımı sallarken hâlâ etrafıma bakınıyordum. Normal bir insan açısından düşününce gerçekten tehlikeli ve korkutucu yerlerdi. Ve meraklı insanların çok fazla olduğunu biliyordum, keşke bazen bazı şeylerin ciddiyetini kavrayıp irdelemeyi bıraksalardı.
💬
“Şehre gidelim, hem bir kısmını görmüş olursun,” dediğinde Noris, elimi kulağıma götürürken başımı salladım.
💬
Bir an kaşlarım çatıldı. “Küpem düşmüş,” derken elim hâlâ kulağımdaydı. Arkamı dönüp duvarın içinde olduğu kayaya baktım. “Köprüde düşürdüm sanırım, mağaradayken de kulağımdaydı. Siz yürüyün, ben hemen bakıp geliyorum.”
💬
“Biz bekleriz, sen bak,” dedi Briella. “Hem önemli değil, bir küpe sonuçta.”
💬
“Olsun, beğenmiştim,” deyip omuz silktikten sonra kayanın içine girdim. Ben duvara yönelince Endymion da bana doğru dönmüştü.
💬
Alnımdaki teri silip elimi duvara uzattım. Elim duvardan geçtiğinde gözlerim korkuyla büyüdü, o tanıdık anın tekrar içine çekilmeden önce dudaklarım çığlık için aralanmıştı. Acıyla attığım çığlık, arkamdaki Endymion’ın hızla bana atılmasına, belimi kavramasına neden olmuştu.
💬
Dehşetle beni içine çeken duvara direndim ama bu pek de işe yaramamıştı. Başım duvardan geçtiğinde gözlerimin beyazı göründü, bedenim acıyla titremeye başladı. Arkamdakilerin bağırışları birkaç saniyede boğuk seslere dönüşmüştü, sonrasında ise tamamen kesildi. Kapanan gözlerimi aniden açtığımda ortam tekrar değişmişti. Korkuyla etrafıma bakındım, gördüğüm şey ise daha da korkmamı sağlamıştı.
💬
Karanlık mezarlığı aydınlatan tek şey ayın yaydığı ışık ve tek bir sokak lambasıydı. Lamba bir ağacın yanındaydı ama tüm alanı aydınlatacak kadar ışığı yoktu. Korkudan titreyen bedenime kollarımı sardığımda iri gözlerim etrafı turluyor, hızla kendi etrafımda dönüyordu. Mezarlıkta yoğun bir sis vardı.
💬
“Çıkmak istiyorum,” dedim kekeleyerek, çenem titriyordu. “Kimse yok mu?” Olduğum yerden bir adım bile gidemiyordum. Etrafım mezar taşları ile doluydu. Hiçbir mezar taşında yazı yoktu, bütün taşlar boştu.
💬
Duyduğum kısık sesle yerimde sıçradım. Nereden geldiğini anlayamamıştım. O sesi tekrar duyduğumda ağlamak üzereydim, üstelik çok soğuktu ve bu soğuk hava da titrememi şiddetlendiriyordu. Başımı yavaşça çevirdim. Mezar taşlarının arasında küçük bir beden gördüm. Atacağım çığlık boğazımda patlarken geri geri yürümeye başladım.
💬
“Ne olur dön,” dediğini duydum o küçük bedenin sahibinin. Adımlarım kesildiğinde bir hıçkırık sesi geldi. Dolu gözlerle ona bakıyordum. Sarsılan omuzlarını fark ettiğimde bir an korkum geri çekildi. O kimdi ve neden ağlıyordu?
💬
Bir adım atacağım sırada, “Sen gelmezsen ben senin yanına geleceğim,” demesiyle donup kaldım. O küçük beden ayağa kalktığında uzun saçları beline doğru aktı. Nefes bile almadan onu izliyordum. Neden böyle bir âna şahitlik ediyordum?
💬
Yavaşça başını çevirdiğinde onun küçük bir kız çocuğu olduğunu gördüm. Gözleri benim olduğum tarafa dönse de sanki beni göremiyormuş gibi üzerimde çok durmadı. Titrek nefesler almaya, hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu. Bir süre sonra omuzlarını düşürerek arkasını döndü ve yürümeye başladı.
💬
Sertçe yutkunup ona doğru yöneldiğimde adımlarım temkinliydi. Az önce durduğu mezarın başına kadar onu takip ettim, sonrasında ise gözden kaybolmasıyla adımlarım kesildi. Merakla beklediği mezara doğru döndüm, ortam gitgide soğumaya başladı. O mezar taşında buradaki diğerlerinin aksine bir şey yazıyordu. Bir isim.
💬
Gördüğüm isimle kaşlarım çatıldığında bedenimde o acıyı, yanmayı hissettim. Buz gibi ortam ısınmaya, bedenim sarsılmaya başladı. Mezarı saran toprak hareket edince irkilerek geri çekildim. Sonra o toprağın içinden aniden bir el çıktı. Gözlerimi yumarak korkuyla tiz bir çığlık attığımda belimdeki o kolun baskısını hissettim.
💬
Belimden kuvvetle çekildiğimde ânın içinden de çekilmiştim. Acının yanında hissettiğim korkuyla da titreyen bedenim o duvardan ayrıldı ve ateş gibi yanan kumların üzerine düştüm. Boğazımdan yükselen hıçkırıkla eş zamanda bedenim bir çift kol tarafından sarıldı. Acı bedenimden uzaklaşıyordu ama korku hâlâ aynı yerdeydi. Gözlerimi henüz açmasam da yüzümü ıslatan sıcak gözyaşlarını hissediyordum.
💬
“Şşh,” diye fısıldadı biri kulağıma doğru. Bu fısıltı bile irkilmeme neden olmuştu. “Güvendesin.”
💬
Bir el karnıma yaslandı, gözlerimi yavaşça araladım. Islanan kirpiklerim birbirine yapıştı. İlk gördüğüm yüz bana doğru eğilen Briella oldu, korkuyla bana bakıyordu. Noris da aynı korkulu ifadeyle bana bakarken yanımda diz çöktü.
💬
Endymion beni tutarken başını hafifçe eğip yüzüme baktı. Korkudan hâlâ titreyen bedenimi zapt edemiyordum. İyi olmadığımı fark ettikleri için ben sessiz olduğumdan onlar da konuşmamıştı. Endymion karnımdaki elini belime koyup yavaşça belimi okşadığında burnumu çektim.
💬
“Gidelim,” diye mırıldanınca beni sorgulamadı. Gördüğüm şeyleri nasıl yorumlamam gerektiğini bilmiyordum, tek isteğim üzerimdeki bu şokun bir an önce geçmesiydi.
💬
Endymion yavaşça beni kaldırdı ama belimdeki kolunu geri çekmedi. Castor köprüsünde yaşadığım şeyden sonra böyle olmamıştım ve beni bu şekilde görmek onları da korkutmuş olmalıydı. Kumun üzerinde yavaş hareketlerle yürümeye başladığımızda kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Noris’ın gözleri yüzümden bir saniye ayrılmazken Briella da sık sık bana bakıyordu. Ne olduğunu merak etseler de bir şey soramıyorlardı. Henüz yürümeye başlayalı çok olmamıştı ki ilerideki kayaların arasında bir hareketlilik oldu. Dördümüzün de adımları duraksadı.
💬
“Sizi burada görmek ne güzel.”
💬
Duyduğum ses bedenimdeki korkuyu almış, yerine gerginliği vermişti. Bizim durmamıza rağmen onlar bize yaklaşmaya devam ediyordu. Endymion kolunu geri çekse de eli hâlâ belimdeydi. Noris’ten yükselen bir hırıltı duyunca gözlerim ona çevrildi, benim ona bakmamla o da bana baktı. Gözlerimle ona sakin olmasını söyledim, bunu anladığına emindim.
💬
“Hangi rüzgâr sizi buralara savurdu?” Aidoneus beyaz gömleğinin kol kısmını kıvırırken yüzündeki alay dolu ifadeyle bize bakıyordu. Gözlerim yanında dikilen Sobek’e kaydı. İfadesiz bir şekilde bize bakıyordu. Onu o müzede gördüğüm anı hatırladım.
💬
“Seni çok özledik, ziyaret edelim dedik,” dedi Briella sırıtarak ona bakarken. “Yoksa bizi özlemedin mi? Buna kırılırım.”
💬
“Briella,” dedi Aidoneus, bizden birkaç metre ileride durup gözlerini ona çevirdi. “Benim güzel çakal kızım, sen eskiden bu kadar çok konuşan bir kadın değildin.”
💬
“Sen de bu kadar sinir bozucu değildin,” dedi Briella, sonra durup başını yana eğdi. “Hayır, hep böyleydin.”
💬
Aidoneus dişlerini göstererek güldüğünde çekik gözleri tamamen kısıldı. Onun bu şekilde konuşuyor olması Endymion’ın yaydığı enerjiyi tamamen değiştirmişti, yanımdaki bedenin gerginliğini hissediyordum.
💬
“Evrenleri görmemde yardımcı oluyorlar,” dediğimde Aidoneus’un bakışları beni buldu. “Sheratan ve Alrisha’yı görmemiştim.”
💬
“Ne kadar güzel bir niyet ve ne kadar kibar bir kadın,” dedikten sonra bize doğru yaklaşacakken Endymion bir adım ileri attı. Aidoneus’un çekik gözlerinin hedefi bu defa yanımdaki adamdı. Ona aldırış etmeden biraz daha yaklaşıp tekrar bana baktı. “Buraya kadar gelmişken yeni gardiyanımızı iyi ağırlamamız gerekiyor. Öyleyse ilk önce evimizi görmelisin.” Sobek’e göz ucuyla baktı. “Bizi eve götür Sobek.”
💬
Sobek başını sallayıp elini yere uzattığında duraksayarak ona baktım. Noris ve Briella bize sokulup tam yanımda dururken elimi Endymion’ın koluna koymuştum. İlk önce ayağımızın altındaki toprak hareketlendi, korkuyla Endymion’a bakınca Aidoneus’un güldüğünü duydum.
💬
“Nefesini tut ve gözlerini kapat,” dedi Endymion aniden.
💬
Panikle nefesimi tuttuğumda üzerinde durduğumuz kumlar bizi bir anda içine çekti. Korkuyla Endymion’ın koluna yapışıp gözlerimi yumdum. Atmak istediğim çığlık göğsümde sıkışıp kalmıştı ve boğuluyor gibi hissetmeme neden oluyordu. Endymion’ın kollarının bedenime dolandığını fark etmemin yanı sıra sanki bir şey bizi eziyordu. Neredeydim, neyin içindeydim bilmiyordum ama tenime baskı uygulayan kumlar vardı.
💬
Bu durum on saniye sürmüştü, sonrasında o boşlukta sıkışmışlık hissi geçmişti. İlk kuma gömüldüğüm anın aksine sanki şimdi o kumun içinden çıkıyormuşum gibi başım kumun yüzeyine çıktı, ardından kum bütün bedenimi dışarı kustu. Normal bir ortama girdiğimi anladığımda tuttuğum nefesi bırakarak art arda öksürmeye başladım.
💬
“Alışırsın alışırsın,” diye alayla söylendiğini duydum Aidoneus’un.
💬
Gözlerimi sinirle açtığımda kirpiklerimde birkaç kum tanesi kalmıştı. Ellerimi kaldırıp yüzümü silerken belime sarılı olan kolun varlığını hâlâ hissediyordum. El belimden ayrılıp sırtıma doğru kaydı.
💬
“İyi misin?” Endymion başını eğip bana baktığında gözlerimi ona çevirdim. Elmacık kemiklerinin üzerindeki kum taneleri parıldıyordu.
💬
“İyiyim, sorun yok,” dedikten sonra elimi ona doğru uzattım. İlk başta bu hareketime anlam veremese de parmaklarımı elmacık kemiklerine sürtüp kumları sildiğimde ne yaptığımı anlamıştı. Yukarı kıvrılan dudaklarını görünce geri çekildim.
💬
“Bayağı iyi anlaşıyor olmalısınız,” dedi Aidoneus kaşlarını kaldırmış bize bakarken. Gözlerimi onun yüzüne diktiğimde dudaklarında bir sırıtış oluştu. Onu görmezden gelip diğerlerine baktım, Briella homurdanarak üzerini temizlerken Noris’ın dikkatli bakışları bendeydi. Onun arkasındaki kızıl taş duvarda yanan ışığı görünce etrafı inceleme gereği duydum.
💬
İlk başta gördüğüm o kızıl kayaların birinin içinde gibiydik. Zemin kumdu ve duvarlar kızıl kayaydı, karşımızda da oyularak açılmış bir kapı vardı. İçerisi bomboştu. Aidoneus bize arkasını dönüp Sobek’le birlikte kapıdan geçtiklerinde biz hareketsizce bekliyorduk.
💬
“Ne yapacağız?” diye sorarken yanıma gelmişti Noris, sesini alçak tutmuştu.
💬
“Hiçbir şey yokmuş gibi davranacağız. Çünkü o öyle yapıyor,” dedikten sonra hareketlenip onların çıktığı kapıya doğru yürüdüm.
💬
Buraya neden geldiğimizi biliyordu. Hatta onun bizim peşimizde olduğunu bildiğimizi de biliyordu ama hiçbir şey yokmuş gibi normal davranıyordu. Onu ilk gördüğümde de iyi bir enerji almamıştım, insanları ilk gördüğümde aldığım enerjiler benim için önemliydi. Hislerime her zaman güvenirdim. Kapıdan çıktığımda beni kızıl taştan merdivenler karşıladı. Merdivenin iki yanındaki duvarlarda yanan meşaleler vardı.
💬
Ellerimi birbirine bastırıp merdivenleri çıktım, en fazla yedi basamak çıkmıştım. Merdivenin sonunda her şey değişmişti. Duvarlar kerpiç bloklardan oluşuyordu ve bu kızıl ortam bana çölde olduğumu unutturmuyordu. İçerideki basık hava fazla bunaltıcıydı. Transparan gömlek terleyen tenime yapışmıştı ve bu çok rahatsız ediciydi. Koridorda ilerlediğim sırada tam olarak sağa mı sola mı gideceğimi bilememiştim ama tercihimi soldan yana kullanmıştım. Diğerlerinin merdivenlerden çıktıklarını ayak seslerinden anlayabiliyordum.
💬
“Bu taraftan,” diye seslendi arkamdan Endymion. Omzumun üzerinden ona baktığımda seçtiğim yönün yanlış olduğunu fark ettim. Ama benim tercih ettiğim yön daha aydınlık görünmüştü…
💬
Arkamı dönüp ters istikamette yürümeye başladım. Uzun koridoru aydınlatan şeyler duvardaki meşalelerdi ve zaten sıcak olan havayı meşalelerin ateşleri daha da ısıtıyordu.
💬
“Buraya çok gelir misiniz?” diye sorduğum sırada Briella’nın yanında yürüyordum, Endymion ve Noris önümüzdeydiler.
💬
“Sheratan’a geliyoruz ama buraya iki üç kez gelmişizdir, en son ne zaman geldiğimizi hatırlamıyorum gerçi,” dediğinde anladığımı belirtmek için başımı salladım. “Sence amacı ne?”
💬
Gözlerim kısıldığında, “Öğreniriz,” diye mırıldandım. Koridorun sonundan sola doğru döndüğümüzde u şekildeki kapıyı gördüm, ardında açık bir alan olmalıydı, gün ışığı içeri sızıyordu. Kapıdan çıktığımızda bizi üç yanı yapıyla çevrili avlu karşıladı. Mimaride buna eyvan dendiğini hatırlıyordum. Bu alan boştu, sadece ortada büyük bir heykel dikiliydi. Alışık olduğumun aksine heykel kızıl taştan yapılmıştı, yaşlı bir adam figürüne benziyordu.
💬
Etrafımızı saran yapılar da kerpiç bloklardandı, kafamı kaldırdığımda kavurucu havanın mimarı olan güneşi görebiliyordum. Terleyen boynumu ovduğum sırada Endymion sağımızda kalan yapıya yöneldi. Bizim aksimize o hiç durmamıştı. Bıkkın nefesimi verirken onu takip ettim. Bir an önce bunlardan kurtulmalı ve gördüklerimi onlara anlatmalıydım. Alt dudağımı ısırdım, gördüklerimi tekrar hatırlamak ürpermeme neden oldu.
💬
Endymion’ın arkasından kapısı olmayan yerden geçtim, Aidoneus’un sesini duyuyordum. Dışarının aksine burası daha serindi, bedenim bunun için mutlu olmuş, rahatlamıştı. Artık Sheratan’a gelmek istediğimde iki kez değil üç kez düşünmem gerekecekti…
💬
İçeride ilk dikkatimi çeken şey, çizimlerle dolu tavan olmuştu. Birçok figür vardı ve bunlar kazılarak yapılmış olmalıydı. Ben ilgiyle tavana bakarken üzerimdeki gözün de farkındaydım. Bu inceleme işini biraz uzun tutmayı, onunla konuşmayı ertelemeyi düşünsem de o buna pek müsaade etmiyordu.
💬
“Sobek sizin için oda ayarlasın, yeni gardiyanımız yorgun olmalı.” O konuşurken bilerek ona bakmıyor, tavana bakmaya devam ediyordum.
💬
“Kalmayacağız,” dedi Endymion, gözlerimi tavandan ayırıp ona çevirdim. İçerideki taht benzeri koltukları şu an fark etmiştim. Ayakta olan tek kişi Noris’ti, onun dikkatli bakışları Aidoneus’taydı. Onun bu bakışlarından rahatsız olan Sobek de Noris’a gözlerini dikmişti.
💬
Aidoneus, “Bu kadar yolu bir bakıp çıkmak için gelmiş olamazsınız,” dedi alayla. Kolunu koltuğun siyah ahşap kolluğuna yasladı.
💬
“İşleri her zaman böyle mi yürütüyorsun?” Sorum üzerine duraksadı, ne demek istediğimi anlamadığı kaldırdığı kaşlarından belli oluyordu. Briella’nın yanındaki koltuğuna otururken de çekik gözleri beni takip etmişti.
💬
“Hangi işleri?” Parmaklarını birbirine geçirip ilgiyle bana baktığında dudaklarım iki yana çekildi.
💬
“Benden ne istiyorsun?” diye aniden sorunca gözleri parıldamıştı. Noris elini oturduğum koltuğun sırt kısmına yaslayınca ondan yükselen enerjiyi hissettim, belli etmese de fazlasıyla gergindi.
💬
“Senden ne isteyebilirim ki?” Yüzüne yerleştirdiği sahte şaşkınlıkla yüzümü buruşturduğumda bu hareketime güldü. Sanırım biraz tahtaları eksikti.
💬
“Sen salağa yatmaktan hoşlanıyor olabilirsin ama benim o kadar boş vaktim yok,” dediğimde kafamın içinde kurmak istediğim asıl cümleler dönüp duruyordu. “Evet, aradığın şey bende ama sana vermeye hiç niyetim yok.”
💬
“İşte bunu sevdim,” deyip ellerini birbirine vurdu. “Ama şunu bilmelisin ki Astrid, istediğim şeyleri alma konusunda çok ısrarcıyımdır.”
💬
Endymion gergin bir şekilde öne doğru eğilip gözlerini ona dikti. Ben de bedenimde gezinmeye başlayan o öfkeyi hissediyordum. “Aşmamamız gereken sınırlar olduğunu çok iyi biliyorsun, buna rağmen bizi takip ediyorsun,” dedi Endymion dudaklarına yerleşen tehlikeli gülümsemesiyle.
💬
Aidoneus sırtını koltuğa yasladığında çekik gözleri kısıldı. “Gücünle iyi anlaşabiliyor musun?”
💬
“Görmek ister misin?” Endymion’ın cümlesiyle ona doğru döndüm ama o ciddi görünüyordu.
💬
“Neler yapabildiğini bilsem de kendi gözlerimle de görmek isterdim ama hiç sanmıyorum,” deyip elini havada salladı, ardından yüz ifadesi bir anda ciddileşti. “Orada bir şey dördün. Bunu saklamak istesen de bana da söylemek zorundasın, bu konu beni de ilgilendiriyor.”
💬
“Benim gördüklerim benden başka hiç kimseyi ilgilendirmez,” dediğimde koyu renk kaşları çatıldı. “Ben istemediğim sürece.”
💬
“Yerini bulduğun her kutu bir gardiyana aitken, sıra bana geldiğinde ne yapmayı düşünüyorsun?” İfadesinde kendinden eminlik vardı, sanki beni köşeye sıkıştırabileceğinden emindi.
💬
“Sanıyor musun ki kutuları bulabilen ben, istediğim anda istediğim kutuyu açamam,” deyip çenemi diktiğimde o alaycı ifadesi sarsıldı. İlk kez yüzüne yapışmış o ifadenin çatladığını gördüm.
💬
“Sana ait olmayan bir şeyi alamazsın,” derken sesi sert çıkmıştı. Noris’ın hareketleneceğini hissedince elimi ona uzatıp bileğine dokundum.
💬
“Sen sana ait olmayan o güçlerin peşine düşerken de kendine aynı şeyi söyledin mi?” Şimdi içimdeki o öfkeyi daha net hissediyordum. İlk başta ona ayak uydurmak, her şey normalmiş gibi davranmak istemiştim ama bu bir yere kadar sürecekti. Benim her şeyi onun yüzüne söylemem, onda karşı bir korku beslemediğimi anlamasını sağlamam gerekiyordu. “Ben ne hiçbir şeyi anlamayacak kadar safım ne de bile bile bir şeyleri tehlikeye atacak kadar aptal.”
💬
“Aklındaki şeyi yaparsan aptaldan bir farkın kalmayacak!” Yükselen sesi gergin ortamı iyice germişti. Noris’ın öfkesini hissettiğim gibi yanımdaki kadının da gerilen bedenini hissediyordum.
💬
“Konuşurken dikkatli ol,” dedi Endymion, göz bebekleri o kadar büyümüştü ki gri gözleri neredeyse fark edilmeyecek hâle gelmişti.
💬
“Kendi başınıza yapmaya çalıştığınız bu şey bizim sonumuzu getirir,” dedi Aidoneus, sesi alçalsa da sertliğinden bir şey kaybetmemişti.
💬
Oturduğum yerden aniden kalktığımda Sobek’in menekşe mavisi gözleri hızla bana döndü. Sürmeli gözleri kısılmıştı, her türlü tehlikeye hazır gibiydi. İleri doğru birkaç adım attığımda Aidoneus dikkatli gözlerle bana baktı.
💬
“Bunca zamandır bu işin peşindesin, buna eminim,” dediğimde parmağımı ona doğru sallamıştım. Damarlarımdaki kan yine fokurdamaya başlamıştı. “Ben gelmeseydim ve bunlar ortaya çıkmasaydı, diğerlerinin arkasından bu işin peşinde koşmaya devam edecektin.” Birkaç adım daha atınca Sobek de öne çıkmıştı. “Sen şimdi bana ya da onlara hesap sorabileceğini mi sanıyorsun?”
💬
“Bir şey bulabilseydim onlara da haber verirdim,” dediğinde öyle gür bir kahkaha attım ki, duvarlara çarparak bana geri dönen sesim kulak zarımı zonklattı.
💬
“Sen sadece kendini kandırabilirsin, Aidoneus,” derken gülüşüm kesildi, yüzümde sert bir ifade oluştu. “Bir kez daha kedinin ya da senin peşimizde dolandığını hissedersem, ihtimal olan şansını da kaybedeceksin.”
💬
“Sen beni tehdit edebileceğini mi sanıyorsun? Vay canına!” O alay dolu ifadesi şimdi tekrar yüzüne yapıştı. “Yoksa gücümü bana vermez misin, Astrid?”
💬
“Nasıl düşünmek istersen,” deyip gülümseyerek ona baktım, onun ifadesi donarken diğerlerine doğru döndüm. “Artık gidelim, bulmamız gereken bir kutu daha var.”
💬
Onlar oturdukları koltuklardan kalkınca ben de omuzlarımı dikleştirip kapıya doğru döndüm. Birlikte avluya çıktık, Noris nereden çıkacağımızı göstermişti. Üç taraf yapıyla çevrelenmiş olsa da bir tarafta büyük bir kapı vardı, dışarıya açılıyor olmalıydı. Biz çıkışa doğru yürürken Aidoneus da dışarı çıkmıştı, az önce olduğumuz salonun girişinde durmuş bize bakıyordu. Her ne kadar bir şey söyleyeceğini düşünsem de sessiz kalmıştı, beni tek şaşırtan buydu.
💬
Üstü oval kesim olan iki kanatlı kapıdan dışarı çıktığımızda beklediğimin aksine bizi bir şehir karşıladı. Ben çölün ortasında olduğumuzu düşünmüştüm ama kapı bizi direkt şehrin göbeğine çıkarmıştı. Büyük bir topluluk sesi vardı. Sokakta yürüyen insanlar bize bakmamış, yollarına devam etmişlerdi. Yollar el büyüklüğünde taşlarla döşeliydi ve önümüzde bir yokuş vardı.
💬
“Onu bu kadar kışkırtmak iyi mi oldu sence?” Noris bana sokulduğunda önümüze çıkan yokuşu iniyorduk, bir yandan da insanları izliyordum. El arabası ile sebze taşıyan yaşlı adama bakarken içim ezilmişti. Arabası bir taşa takıldığında geriye doğru sendeledi, korkarak ona doğru atıldım ama bizden önde olan Endymion benden önce davrandı. Endymion yaşlı adama yardım ettiği sırada Noris’ın gözleri hâlâ üzerimdeydi, o an soruduğu soruyu hatırladım.
💬
“Ondan köşe bucak kaçmak istemiyorum, tedirgin hissetmek istemiyorum,” dediğim sırada yaşlı amca, Endymion’a gülümseyerek teşekkür ediyordu. Gözlerimi onlardan ayırıp Noris’a çevirdim. “Ondan korkmadığımızı bilmeliydi.”
💬
“Sen öyle diyorsan,” deyip derin bir nefes aldı. “Şimdi ne yapacağız?”
💬
“Gördüklerim hakkında konuşmamız lazım, ne anlama geldiğini çözmeliyiz,” dedim sakin bir sesle, yavaşça başını salladı.
💬
“Bu gece burada kalalım,” dedi Briella, o an onun da bizi dinliyor olduğunu anladım, oysa bizden ileride yürüyordu. “Yarın ne yapacağımızı konuşuruz.”
💬
“Aslında iyi olur,” dediğimde Endymion bana doğru döndü. Yokuşu çoktan inmiştik, kalabalık insan yığının ortasındaydık.
💬
“İleride bildiğim bir yer var, orada kalabiliriz,” dedi Endymion, dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım.
💬
Endymion’ın bahsettiği yere doğru giderken Briella koluma girmişti, bu benim açımdan iyiydi çünkü sokak çok kalabalıktı. İnsanların çoğu uzun ve beyaz elbise giyiyorlardı, başlarında da beyaz örtüler vardı. Yerli halkın giysileri bana bizim evrenimizdeki, eski dönemlerde olan çöl kıyafetlerini anımsatmıştı. Güneşin yakıcılığından dolayı beyaz tercih ettiklerini biliyordum.
💬
Eski taş evlerin olduğu sokağa girdiğimizde daha az bir kalabalıkla karşılaştım. Bizim yabancı olduğumuzu anlayıp bizi inceliyorlardı ama gözleri üzerimizde oyalanmıyordu. Çok fazla yürümemize gerek kalmadan iki katlı bir evin önünde durduğumuzda buna sevinmiştim. İçimde tuttuğum öfke bütün enerjimi emmişti ve bir yere uzanmam gerekiyordu. Kapıda beyaz bir perde asılıydı, perdeyi kenara çekerek içeri girdik. Bir adam bize doğru hızla gelmeye başladığında merakla etrafıma bakınıyordum. Buranın küçük bir pansiyon gibi olduğunu düşünüyordum. En fazla 5 odası falan vardı herhalde, daha fazlası için küçük görünüyordu.
💬
“Gelin benimle,” dedi Endymion adamla konuşması bittiğinde. Adam önden yürürken biz de onu takip ediyorduk. “Boş olan tek bir oda varmış, bir geceliğine idare ederiz.”
💬
“Normalde kaç oda var ki?” diye sorduğumda üst kata çıkan merdivenlerdeydik, bizi karşılayan adam bizden önce çıkmıştı.
💬
“Dört. Burası normal bir ev, odalarını kiralayıp geçimlerini sağlıyorlar,” dediğinde başımı salladım, bunu tahmin etmiştim. “Daha büyük bir yere için şehrin merkezine inmemiz gerekir ama hiçbirinizde o enerjiyi görmüyorum.”
💬
Haklıydı, sadece yorgun görünen ben değildim. Hem ben buranın şehrin merkezi olduğunu düşünmüştüm, demek ki gardiyan evi merkezden uzakta tutulmuştu.
💬
Adamın bize gösterdiği odaya girdiğimizde içerisinin çok da küçük olmadığını fark ettim. Bir tane çift, bir tane de tek kişilik yatak vardı ve Briella hiçbirimizi umursamadan kendini büyük yatağa atmıştı. Gözlerimi devirerek güldüm, yarına kadar kendine gelemeyeceği kesindi. Adımlarımı tahta çerçevesi olan pencereye doğru attım. Pencereden bakıldığında sokak görünüyordu. Derin bir nefes alıp omzumu pencerenin kenarına yasladım. Noris tek kişilik yatağın kenarına otururken Endymion da ahşap sandalyeye yerleşti.
💬
“Açım,” diye sızlanarak yattığı yerde dönen Briella’ya baktım. Kendimi arkadaşlarıyla bir kasabada mahsur kalmış gibi hissediyordum. Bir an bu düşünce bana çok sıcak geldi.
💬
“Sen her zaman açsın,” dedi Noris alayla, Briella onu umursamadan yattığı yerde dönmeye devam ediyordu. “Ben de acıktım aslında. Siz burada bekleyin, ben bir şeyler bulup geleyim.”
💬
“İyi olur,” diye mırıldandığımda gülümsedi. Briella’ya gülsem de ben de acıkmıştım. Noris odadan çıktığında az önce oturduğu yere oturup bedenimi geriye doğru gererek esnedim. Hava artık kararmıştı ve uyku dilenen bedenim beni yatağa doğru çekiştiriyordu.
💬
“Doğru olanı yaptın.” Endymion’ın sesiyle esnetmeye çalıştığım bedenim öylece dondu. “Bizim seni koruduğumuzu düşünüyordu, artık kolay lokma olmadığını, kendi kararlarını kendin verdiğini gördü.”
💬
“O yüzden mi sessizdin?” Elini oturduğu sandalyenin yanındaki masaya uzatıp masanın üzerindeki gaz lambasını eline aldı.
💬
“Kendini yeterince iyi ifade edebiliyor, savunabiliyorsun, bizim karışmamıza gerek yok,” derken bana değil, elindeki gaz lambasına bakıyordu.
💬
Dikkatlice onu izlerken Briella’nın kısık, tatlı horultularını duymaya başlamıştım.
💬
“Bizi takip etmeye devam edecek değil mi?”
💬
“Tabii ki,” dedi, dudakları yukarı kıvrılırken bana baktı. “Ama düne kadarki rahatlığı üzerinde olmayacak.”
💬
“Bahsettiği gibi sıra ona ait olan kutuya geldiğinde ne yapacağız?” Omuzlarım çöktü. Onun karşısındayken sanki bu önemsiz bir şeymiş gibi davranmıştım ama söylediği şeyin doğruluk payı da vardı.
💬
“İçinden ne geçiyor?” Gözlerimin içine öyle bir baktı ki, aklımdan geçenleri görebilecekmiş gibi gözlerimi onun gözlerinden ayırdım.
💬
“Bu güçler kötü amaca hizmet ettikleri için ellerinden alındıysa, tekrar bu ihtimalin olmasına izin vermek aptalca olmaz mı?” Ayakkabımın ucunu zemindeki örtüye sürttüm. “Ona güvenmiyorum.”
💬
“Öyleyse izin vermeyiz,” dediğinde yerde olan bakışlarımı yavaşça ona çevirdim. “Evrenleri koruması gereken bir gardiyandan bile evrenleri korumamız gerekirse, bunu düşünmeden yaparız. Bu da bizim görevimiz.”
💬
Ben de böyle düşünüyordum. Belki bir ihtimal dediği gibi amacı kötü değildir diye düşünüyordum ama sonra bakışları gözlerimin önüne geliyordu, o bakışlar bana aksini gösteriyordu.
💬
Odanın kapısı açıldı, Noris elindeki birkaç poşetle içeri girdi. Briella da sanki yemeğin kokusunu almış gibi aniden ayaklanmıştı. Onun bu hali beni keyiflendiriyordu, etrafına güzel bir enerji yayıyordu. Noris’ın getirdiği yiyecekleri oturup birlikte yedik. Gaz lambası odayı aydınlatıyordu ve herkes sessizdi. Yemeklerimizi yedikten sonra çöpleri poşetlere doldurup odanın kapısının dışına bırakmıştım, Endymion oradan alacaklarını söylemişti. Karnı doyan Briella mutlu bir şekilde yatakta uzanırken Noris da onun uzandığı yatağın kenarında oturuyordu. Ben de Endymion’ın oturduğu tek kişilik yatağın üzerinde oturuyordum. Karnım doyduğu için biraz olsun rahattım.
💬
“Ne gördüğünü anlat hadi,” dedi Briella oturur pozisyona geçip sırtını yatağın yaslı olduğu duvara bastırarak. “Çok mu korkutucu bir yerdi?”
💬
“Bir mezarlıktı,” dediğim anda gözleri irice açıldı, Noris da irkilmişti.
💬
“Kutu mezarlıkta falan mı? Ama hangi mezarlık?” Noris art arda sorularını sorarken hâlâ şaşkınlıkla bana bakıyordu.
💬
“Bilmiyorum, gözlerimi bir mezarlıkta açtım,” dedim, dizlerimi göğsüme doğru çekip kollarımı etrafına sardım. Ayakkabılarımı çıkardığım için ayaklarım rahatlamıştı. “Bir sürü mezar taşı vardı ama hiçbirinde bir isim yazmıyordu.” Ben anlatırken dikkatle beni dinliyorlardı. Bir ipucu yakalarlar diye gördüğüm her şeyi anlatmaya çalışıyordum. “Sonra küçük bir kız gördüm. Bir mezarın başında ağlıyordu. Mezardaki kişinin geri dönmesini istiyordu, kendi kendine sayıklıyordu.”
💬
O anları tekrar hatırlamak bedenimi ürpertti.
💬
“Çok tuhaf,” dedi Endymion sırtını benim yasladığım duvara yaslarken. “Bundan nasıl bir şey çıkarabiliriz bilmiyorum. Başka bir şey görmedin mi?”
💬
“O kız beni görmedi, bana baktı ama görmedi. Sonra da o mezarın başından kalkıp gitti,” deyip sertçe yutkundum. “Ben de bir şey görme umuduyla onu takip ettim ama bir anda kayboldu. Öylece orada kaldım. Onun ağladığı mezarın önündeydim. O mezara baktım. Mermerin üzerinde bir isim yazıyordu ve orada ismi olan tek mezar oydu.”
💬
Endymion bir şey yakalamış gibi başını bana doğru çevirip, “İsmi hatırlıyor musun? Belki oradan bir şeyler yakalayabiliriz,” dediğinde yavaşça başımı salladım, unutmamak için saatlerdir içimden o ismi tekrarlıyordum.
💬
“Sharon. Sadece Sharon yazıyordu,” dediğimde Endymion’ın gözleri kısıldı, söylediğim ismi düşünüyor gibi görünüyordu. Yanaklarımın içini şişerek başımı çevirdiğimde Noris ile göz göze geldim, o an yüzümdeki ifade dondu. Beyaz teni tamamen kirece dönmüştü ve kızıl gözleri bir ateş gibi parlıyordu. Bir an gözlerinin dolduğunu görmek elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemememe neden olmuştu.
💬
Yataktan kalkıp, “Noris,” diyerek ona yaklaştığımda gür kaşları sertçe çatıldı.
💬
“Nasıl bir çocuktu?” diye sormasını beklemiyordum, afallayarak ona baktım. “Yüzünü görebildin mi?”
💬
“Hayır,” dedim ne yapacağımı bilemeyerek. “Küçük bir kızdı. Karanlıktı, bu yüzden yüzünü tam göremedim. Uzun, dalgalı saçları vardı. Sorun ne?”
💬
“Sharon. Kardeşimin ismi de Sharon,” dediğinde dudaklarım aralandı. Briella endişeyle başını yana eğip Noris’a bakarken benim yüzümde şok olmuş bir ifade vardı.
💬
Noris hızla ayaklanıp odadan çıktığında onun arkasından bakakalmıştım. Sharon onun kardeşiyse gerçekten, mezar ona mı aitti? Korkuyla Endymion’a baktığımda çatık kaşlarıyla yüzünü bana çevirdi. Kayıp olduğunu söylediği kardeşi ölmüşse, mezarın başındaki o küçük kız kimdi?
