💬
🎧: Faith Marie, Nobody
💬
🎧: Matt Moore, Beautiful
💬
Bana doğru uzanan o kadar fazla ip vardı ki hangi ipin ucunu tutacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Eskiden bu ipler sadece bana aitti, şimdi iki ruha sahip olmak sayıyı arttırmıştı. Bütün gece pencerenin önünde durup ucu Noris’ın kalbine sarılı olan ipi çekiştirip durmuştum. Her çekiştirdiğimde sanki sıkışan onun değil de benim kalbimdi.
💬
Güneş karanlığın ardında saklanmaktan vazgeçmiş, topladığı bütün gücüyle gökyüzünün tam ortasına yerleşmişti. Gözlerim artık güneşe bakmaktan bulanık görmeye başlamıştı. Elimi yüzüme bastırıp yüzümü sıvazlarken odadaki tek ses Briella’ya aitti. Uyuyordu, uyumasını ben istemiştim. Endymion başını duvara yaslamış, gözlerini kapatmıştı ama uyumadığını biliyordum.
💬
“Biraz dinlenmelisin,” dediğini duydum Endymion’ın, sesi yorgundu.
💬
“Ben iyiyim, sen uyu,” derken gözlerimi boş sokağa çevirdim. Tek tük insanın geçtiği sokakta derin bir sessizlik vardı.
💬
“Mümkünmüş gibi,” dedi gözlerini aralayıp. Göz ucuyla başını sağa sola hareket ettirdiğini, boynunu esnettiğini görebiliyordum. Ona doğru döndüğümde arkamda kalan güneş, gözlerimin biraz olsun rahatlamasına neden oldu. Elini yatağın kenarına vurdu. “Hiç değilse otur.”
💬
Elimi enseme bastırdım, yavaş hareketle ensemi ovarken yatağın üzerine çıkıp oturdum, sırtımı duvara yasladım. “O iyi midir?”
💬
“Fiziksel olarak iyidir,” dediğinde sertçe yutkundum. Ruhsal olarak kötü olduğunu zaten hissedebiliyordum.
💬
“Kardeşinin küçük olduğunu söylemiştin ilk geldiğim zamanlarda,” dediğimde gözlerini bana çevirdi. “Ne kadar süredir kayıp olduğunu biliyor musun?”
💬
Parmaklarını şakağına sürtüp, “İki senedir sanırım, yani anneleri öldükten sonra,” dedi, başımı yavaşça salladım. “Yanlış hatırlamıyorsam kaybolduğunda da on yedi, on sekiz yaşlarındaydı. Noris’ı tanısam da kardeşini yakından tanımıyorum.”
💬
Ağrıyan başımı geriye atıp duvara bastırdım, gözlerim kendiliğinden kapandı. Eliyle başımın diğer tarafına baskı uygulayıp başımın omzuna yaslanmasını sağladığında yutkundum. Uyuyabilmiş miydim bilmiyordum, ne kadar süre onu omzunda gözlerim kapalı beklemiştim bunu da bilmiyordum ama kapı aniden açıldığında sersemlemiş bir şekilde gözlerimi açtım. Noris’ın içeri girdiğini görünce aniden doğrulduğumda, boş bakışları yüzümü buldu. Gözleri o kadar canlı bir kırmızıydı ki, göz rengi bile beni duraksattı. Ona doğru birkaç adım attığımda gözleri sadece beni takip ediyordu.
💬
“Daha iyi misin?” Soruma bir cevap vermedi. Gözleri Endymion’a kaydı, onun üzerinde çok fazla oyalandı ama sonrasında Briella’ya doğru döndü. Kapının sesiyle Briella da uyanmıştı. “Senin için endişelendim.”
💬
Başını yavaşça sallayıp, “Biliyorum,” dedi sadece. Bu ses tonunu tanıyordum. Günlerce durmadan ağladığım bir zaman dilimde benim de sesim böyle çatlaktı.
💬
“Antares’e dönelim mi? Başka zaman da halledilebilir bu,” dedim başka ne diyeceğimi bilemeden.
💬
“Gördüğün yerle ilgili başka ayrıntı hatırlıyor musun?” diye aynı ses tonuyla soru sorunca afalladım. “Hava nasıldı? Deniz sesi falan var mıydı? Mezardan başka bir yapı var mıydı? Işık yok muydu?”
💬
Sorularını o kadar hızlı bir şekilde sıralamıştı ki, öylece ona bakakalmıştım. O ise benden bir cevap ister gibi sadece gözlerimin içine bakıyordu. Israrla da bakmaya devam edince gördüklerimi tekrar hatırlamaya, o anın içindeymişim gibi düşünmeye başladım.
💬
“Çok soğuk bir yerdi,” dediğimde başını hızla salladı, kızıl gözleri meraklıydı. “Herhangi bir ses yoktu etrafta ama çok karanlıktı, sadece bir tane ışık vardı. Etrafında başka bir şey var mıydı bilmiyorum çünkü dediğim gibi karanlıktan pek bir şey göremedim.”
💬
“Dünya’yı eliyoruz, oradan bir kutu çıktı,” dediğinde sakince ona bakıyordum ama onda bir panik vardı. “Sheratan olamaz, evrenin her yanı sıcaktır. Elimizde üç evren kalıyor, Antares ne kadar sıcak bir evren olsa da soğuk yerleri de var. Diğerleri de öyle. Mezar taşlarında isim yok dedin, öyle mezarlıklar var mı bilmiyorum ama araştırırım.”
💬
“Noris,” deyip ona doğru uzandım, ellerini ellerimin arasına aldığımda irkildi. “Önce sakin olmalısın.”
💬
“Sakinim ben,” dese de hafif titreyen elleri hiç de öyle demiyordu.
💬
“Değilsin,” dedim ellerini sıkarken. Gözlerimi onun gözlerine diktiğimde duraksadı. O turuncu ip onun gözlerinden bana uzandığında ikimiz de öylece birbirimize bakıyorduk. Birbirimize uzattığımız ipler tam ortada birbirinin etrafına dolanıp düğüm oldu, sonra gözlerini yumup derin bir nefes aldı. “Şimdi iyisin.”
💬
“Gardiyan evinin arka kısmında köprülere açılan bir geçit var,” dedi Endymion pencerenin önünde dikilirken. Yataktan kalktığını fark etmemiştim bile. “Castor’daki gibi burada da köprüler birbirinden uzak.”
💬
“Oraya dönersek Aidoneus’ın gözüne batmaz mıyız?” Briella’nın sorusuyla Endymion alayla güldü.
💬
“Bizi görmesi daha iyi,” deyip elini boynuna bastırdı. “Gittiğimizde Penelope’ye de bahsederiz durumdan. Hem birkaç gün orada kalsak iyi olacak, dinlenmeye ihtiyacımız var.”
💬
“Katılıyorum!” Briella aniden yataktan kalkıp ellerini beline yerleştirdi. “Huzura ihtiyacım var ve Alrisha bunun için en iyi yer.”
💬
“Gidelim,” deyip ellerimi Noris’ın ellerinden çektim, gözleri hâlâ kapalıydı ama ben ellerimi çekince gözlerini açmıştı.
💬
Toparlandıktan sonra hep birlikte odadan çıktık. Endymion kaldığımız oda için ücret öderken onu dışarıda bekledik, o gelince de yola koyulduk. Sokaklar dünkü gibi yine çok kalabalıktı. Aynı zamanda da insan gürültüsünün yoğun olduğu bir yerdi. Yolda bir satıcı Briella’yı durdurmuş, ona kendi elleriyle yaptığı takılardan alması için dil dökmüştü. Briella da yaşlı kadına kıyamamıştı ama sanırım biraz dolandırılmıştı. Çünkü gardiyan evine gidene kadar Endymion onunla dalga geçmiş, adamın ondan normalden iki kat fazla aldığını söyleyip durmuştu. Briella her ne kadar sorun değil dese de yüzünden bu duruma bozulduğu anlaşılıyordu…
💬
Gardiyan evinin büyük kapısını açıp içeri girdik ama içeride herhangi bir ses yoktu. Endymion önden yürüyor, bize yolu gösteriyordu. Yine burada olmak beni oldukça germişti. Aidoneus gerçekten sinir bozucu bir adamdı ve ondan aldığım enerji sanki her geçen gün daha da kararıyordu. Etrafı binayla çevrili, üst kısmı açık olan avluyu geçip tam karşımızda duran binanın girişinden girdiğimizde, Sobek bir anda karşımıza çıkmıştı. Endymion ona kısa bir bakış atsa da duraksamamış, yoluna devam etmişti. Sobek kenara çekilmiş gidişimizi izlerken yüzünde hiçbir mimik yoktu, ondaki bu aura Aidoneus’unkinden daha karanlıktı.
💬
Meşalelerin yandığı koridorda yürürken burasının dün yürüdüğümüz yer olmadığını fark ettim. Endymion oldukça rahattı, sanırım gardiyan evlerinin hepimize ait olmasından dolayıydı. Bu düşünce beni de rahatlatınca sırtımı dikleştirdim. Sonuçta burası onun evi olduğu kadar benim de evimdi, çekinmeme gerek yoktu. Noris’ın fazla sessiz olduğunu fark edince başımı ona doğru çevirdim, doğrudan ileriye bakarak yürüyordu, gözleri yine bomboş bakıyordu.
💬
“Bana gardiyan evlerindeki geçitlerden bahsedecektin,” diye fısıldadığımda fazla dalgın olmalı ki irkildi, ardından bakışlarını bana çevirdi. Belki bir şeyler anlatırsa kafası dağılırdı.
💬
“Haklısın,” dediği sırada koridorda sola doğru döndük. “Bazı evrenlerde geçitler birbirinden fazla uzaklar, bu yüzden ara geçitler de var.” Anladığımı göstermek için yavaşça başımı salladım. “Mesela şu an geldiğimiz köprüye gitmek iki günümüzü alabilir ya da Alrisha köprüsüne gitmek bir haftamızı. Bu yüzden bu gardiyan evinde iki kapı daha var, biri bir geçide açılırken diğeri de diğer geçide açılıyor.”
💬
“Anladım,” diye mırıldandım. “Peki diyelim ki Sobek o an yoktu, gardiyan evi de geçide uzak dedin, biz nasıl gelecektik? Yani köprüye uzak gardiyan evlerine nasıl gidilir?”
💬
“Aynı mantık,” deyince beynim durmuş gibi hissettim, yüz ifadem onu güldürdü. “Şimdi bir kapıdan geçip geçide gidebiliyorsan aynı kapıdan girip buraya da dönebilirsin.”
💬
“Endymion beni Castor’da bir kapıdan geçirdi, saraya girdik ama biz girdikten sonra o kapıya duvar örülmüştü,” dedim, kafam biraz karışmıştı. Bana bunları ilk başta anlatmamasının sebebinin kafamın daha fazla karışmaması için olduğunu söylemişti, gerçekten söylememekte iyi yapmıştı.
💬
“Çünkü o geçit her an aktif olsaydı sorun olurdu. Eğer o duvara dokunmuş olsaydın geçit tekrar açılırdı,” dediğinde birkaç saniye bunu düşündüm, haklıydı. Sarayda yabancı insanlar da görmüştüm. Onlardan biri bunu fark edebilirdi sonuçta.
💬
“Dünya’daki diğer geçit ve gardiyan evi nerede?”
💬
“Geçit Grönland’da,” deyince kaşlarım havalandı, Grönland’daki geçit yaşadığım yere daha yakındı. “Gardiyan evi de,” parmaklarını şakağına bastırdı, “Birleşik Krallık’ta.”
💬
Bir duvarın önünde durduğumuzda, “Vay canına,” diye mırıldandım, nedense daha farklı bir yer beklemiştim. “Neden diğer evrenlerde de böyle şehir isimleri, ülke isimleri yok?”
💬
“Var ama buna şimdi girersem aklını bir süre kullanamayabilirsin, Astrid,” dedi gülerek, buna ben de güldüm. Sonuçta dört evren daha vardı ve ben kendi evrenimdeki çoğu yeri bile bilmiyor, isimlerini karıştırıyordum.
💬
Biz konuşurken Briella bizi sessizce dinlemişti ama Endymion’ın aklı başka yerde gibiydi. Önünde durduğumuz duvara elini bastırdığında duvarda aniden ince bir ışık parladı. Bulunduğumuz koridor sadece meşale ile aydınlatılıyordu ve bu duvar da normal bir duvar gibi görünmüştü. O ince çizgi sanki lazerle duvar oyuluyormuş gibi yavaşça hareket etti, bir dikdörtgen şeklini aldı. Sanki bir kapı oluşmuş gibiydi ve o dikdörtgenin içi beyaz bir perdeye dönüştü. Endymion o perdeden içeri girdiğinde Briella da onu takip etti ama ben yine tedirgindim.
💬
“Hadi geç, arkamızdan kapanacak,” dedi Noris elini sırtıma koyarken.
💬
Başımı sallayıp yavaş adımlarla duvara yaklaştım, gözlerimi kapatıp duvardan geçtiğimde yüzüme sıcak bir rüzgâr çarptı. Sheratan’a ilk geldiğimizdeki yere benzer bir yerdi. Kumlara bata çıka yürürken Briella’ya bulunduğumuz yeri sormuştum. Diğer geçidin bulunduğu yerdeki gibi bir tehlikenin burada da olduğunu, evrende bu şekilde ona yakın yer olduğu için de geçit yerlerinin dikkat çekmediğini söylemişti. Kumların ve kuma karışmış maddelerin insan için tehlikeli olduğunu, soluduğumuz havanın da zarar verdiğini bilmek, her ne kadar beni etkilemiyor olsa da korkutuyordu. Üstelik bakıldığında normal, zararsız bir çöldü.
💬
Kapı oyulmuş bir kayanın içine açıldı, o kayadan çıkıp birkaç metre ilerisindeki benzer kayaya doğru yürüdük. Gerçekten de kapılar geçitlere yakın yerlere açılıyordu ve bu oyulmuş kayalara benzer birçok kaya olduğundan göze çarpmıyorlardı.
💬
Duvarın olduğu kayanın içine girdiğimizde kızıl duvarı gördüm. Diğer duvarlara oranla daha turuncumsu bir kızıldı ama aynıydı. Endymion, Briella’nın geçmesi için elini uzattığında Briella duvardan geçti, Noris da dalgın adımlarla onu takip etti. Kısa bir süre Endymion’a baktım, ardından ben de duvardan geçtim. Duvardan geçmemle o yakıcı hava zayıfladı. Tanıdık köprüde yürüdüğümüz sırada Endymion tam arkamdaydı ve köprü hafifçe sallanıyordu, bu kaşlarımı çatarak köprünün parlak tahtalarına bakmama neden oldu. Geçtiğimiz köprüler genelde böyle sallanmazdı, en son Endymion’ı kurtarmak için Castor köprüsüne gittiğimde görmüştüm köprünün sallandığını.
💬
Belki durur ümidiyle beklesem de köprünün çıkışına gelmemize rağmen sallantı devam etmişti. Diğerlerinin yüz ifadesine bakılırsa onlar da bu durumu garipsemişlerdi. Briella köprüye baka baka diğer duvardan geçerken Noris’ın hiç umurunda değildi. Onun canının bu şekilde sıkkın olması aklımın onda kalmasına neden oluyordu. Derin bir nefes alıp ben de onların arkasından duvardan geçerken bu sefer içimde o heyecan yoktu, normalde her duvardan geçişimde yeni bir evrene gireceğim için heyecanlanırdım ama sanırım üzerimdeki bu ağırlık heyecanımın önünü kesiyordu.
💬
Bir ağacın içinden çıktığımda oldukça şaşkındım. Gözlerimin önünde yatan şey cıvıl cıvıl bir ormandı. Hava o kadar temizdi ki, aldığım nefesle göğsüm yanmıştı. Durup omzumun üzerinden geriye bakacağım sırada arkamdaki Endymion’ı unutmuştum, bu yüzden sertçe ona çarptım.
💬
Gülerek, “Telaş yapma,” dediğinde ona aldırış etmeyip önünde durduğumuz büyük ağaca baktım. Ağacın koca gövdesi oyuktu ve duvar içerideydi. Bir an Alrisha’daki girişlerin yakın olduğunu söylediklerini hatırlayınca etrafıma bakındım. Gözlerimi çok hareket ettirmeme gerek kalmamıştı çünkü karşımızda da büyük bir ağaç vardı ve onun da gövdesi aynı şekilde oyulmuştu. Aralarındaki tek fark ağaçların türleriydi.
💬
“Rahatladım!” Briella’nın yüksek sesle kurduğu cümle olduğum yerde sıçramama neden oldu, böyle bir tepki ve yüksek sesi beklemiyordum, üstelik sesi ormanda yankılanmıştı. “Nefes aldığım an rahatladım. Şu adam olmasa Alrisha’dan dışarı burnumu çıkarmam.”
💬
“Ben mi diyorum peşimde dolan diye?” Endymion yüzünü buruşturarak ona bakınca kıkırdadım. Bahsettiği kadar huzurlu bir yerdi. Sadece burada durup oturmak bile eminim ki bütün bedenimi rahatlatırdı.
💬
“Gardiyan evi az ileride,” dedi Briella bize arkasını dönüp orman yoluna girerken. “Penelope, güzel yemekler hazırlatmış ol lütfen.”
💬
O bizi umursamadan yola koyulduğunda başımı iki yana salladım, bazen Briella için hayat iki şeyden ibaretmiş gibi duruyordu: Uyumak ve yemek yemek.
💬
“Orman bize daha çok evimiz gibi geliyor,” dedi Noris yürümeye başladığımızda. “O yüzden rahatlama konusunda bu çakala katılıyorum.”
💬
Yüzüne bakılınca hiç rahatlamış gibi görünmüyordu…
💬
“Geçitler neden bu kadar ortada? Yoksa burada da mı insanlar için tehlikeli şeyler var?” Noris bizden önde yürürken bir tepki vermemişti ama Endymion gülerek başını salladı.
💬
“Hayır, burada hiçbir tehlike yok,” deyince kaşlarım havalandı. “Zehirli bitkiler bile nadir bulunur.”
💬
“Peki insanlar?” Şaşkınlıkla ona bakarken gözlerini yüzüme indirdi.
💬
“Alrisha’da, Penelope ve erk hayvanı haricinde insan yok Astrid.”
💬
Adımlarım kesilirken ona bakakaldım. Ne demek insan yoktu?
💬
“İnsan yok mu?”
💬
Yürümeye devam eden Noris’ın elini havada salladığını gördüm. “Burada hayvanlardan başka hiç kimse yok,” dedi Noris bize dönmeden. Endymion da hareketlenince ben de tekrar yürümek zorunda kalmıştım.
💬
“İnsan olmamasının sebebini sana göstermemi ister misin?” Endymion’ın sorusuyla hızla başımı salladım, bu hareketimle dudakları yukarı kıvrıldı. Uzun bir ağacın önünde durunca ben de onun yanında durdum. Uzanıp daldan sarkan kırmızı bir çiçeği yavaşça kopardı. Ben ne yapacağını merakla beklerken avucundaki çiçekle birlikte bana doğru döndü.
💬
“En sevdiğin meyve ne?” diye sormasını beklemediğimden afallayarak ona baktım.
💬
“Meyve mi?” Başını yavaşça salladı, gözlerim kısılmıştı. “Erik. Yeşil erik.”
💬
“Erik demek,” dedikten sonra diğer avucunu da çiçeğin üzerine kapattı. Gözlerimi kırpıştırarak ellerine baktığım sırada birkaç saniye sonra ellerini birbirinden ayırdı. Avucunun içi erikle doluydu.
💬
“Bu nasıl oldu?” Dehşetle avucundaki eriklere bakarken elini bana doğru uzattı.
💬
“Alrisha’da insan yok çünkü burası bir Dilek Evreni,” dedi sakince. “Hayvanların kötü niyeti yoktur ama insanlar kötü niyetlerle dolu olabilir, Astrid.”
💬
Bana uzattığı erikleri alabilmek için ellerimi uzattığımda, avucundaki erikleri ellerimin arasına bıraktı. O kadar şaşkındım ki, ne diyeceğimi bilmiyordum, sadece bakıyordum. Endymion elini saçlarıma bastırdıktan sonra yürümeye devam ettiğinde bir süre arkasından bakakaldım, toparlanıp arkasından yürümem uzun sürmedi.
💬
“Her dilek mi kabul oluyor?”
💬
“İşte bu yüzden, küçük tilki,” deyince alttan alttan ona baktım. “Bu yüzden burada insan yok.”
💬
“Ama bu bir cevap değil ki?” Kaşlarımı çatarak ona bakınca adımları hızlandı.
💬
“Erikler temiz, yiyebilirsin,” deyince adımlarımı hızlandırıp ona yetişmeye çalıştım. “Para dileyemezsin, paran burada geçmez, geçebileceği bir şey yok. Kötü niyetle bir şey de dileyemezsin, gerçekleşmez. Bir insanın hislerinde, duygularında değişiklik yapacak şeyler de dileyemezsin, her ne kadar iyi niyetli dilesen de belki bu da karşındaki için kötü olabilir.”
💬
“Sadece meyve falan mı dileyebiliyoruz yani?” diye sormam onun yüksek sesle gülmesine neden oldu, bir an gözlerim dudaklarına takıldı.
💬
“Birkaç gün burada kalacağız, neler yapabileceğini test edersin,” dedi gülüşlerinin arasından. İleriye doğru baktığı için görmüyor olabilirdi ama benim gözlerim dudaklarındaki gülüşten ayrılmamıştı. “Ve bana öyle bakmamalısın, seni burada öpmek zorunda kalırım.”
💬
Gözlerimi hızla ondan kaçırıp ileri baktığımda az önce görmediğini düşündüğüm için kendime küfrediyordum. Noris ortalıkta görünmüyordu, sanırım bizden önce gardiyan evine varmış olurdu. Renk renk çiçeklerin süslediği toprak, açmış çiçekleriyle etrafımızı saran ağaçlar ve temiz hava gerçekten iyi gelmişti. Avucumdaki eriklerden birini ısırırken Endymion’ın bakışları omzunun üzerinden bana kaydı. Ağzımda erikle öylece ona bakıyordum.
💬
“Ne bakıyorsun?” Isırdığım eriğin kalanını ağzıma attığımda kaşları çatıldı.
💬
“Gerçekten onlarca meyve varken erik mi?”
💬
Şimdi kaşlarını çatma sırası bendeydi. “Gayet iyi bir tercih,” dediğimde dudaklarını birbirine bastırarak önüne döndü, sinirle homurdandım.
💬
“Keyfinin yerinde olmadığını bilsem de öyle görünmen bile benim için iyi,” derken sesi durgun çıkmıştı. Kurduğu cümle duygularımın bir anda yer değiştirmesine neden olurken bakışlarımı yere indirdim. “Seninle konuşmak istediğim bir konu var ama bunu bugün yapmayalım.”
💬
“Neyle ilgili konuşacağız?” Avucumdaki eriklere baktım, sonra onların bir anda kaybolduğunu düşündüğümde erikler gözlerimin önünde kayboldu. Burası gerçekten büyüleyici bir yerdi.
💬
“Noris ile ilgili,” demesi beklemediğim bir cevaptı. Sorgu dolu bir ifadeyle ona baksam da başka bir şey söylememişti. Yürüdüğümüz yol boyunca da benimle ne konuşacağını düşünüp durmuştum. Acaba Noris ve kardeşiyle ilgili bir şey miydi? Gerçi öyle olsa bunu şu anda da söyleyebilirdi.
💬
Orman yolu bizi büyük bir saraya çıkarmıştı. Bir elmas gibi parlayan saray, yeşil sarmaşıklarla çevrelenmişti. Ağzım açık bir şekilde önünde durduğum yapıya bakıyordum. Tam yanında akan bir şelale vardı ve akan su sarayın önünde nehir olup ormana doğru ilerliyordu. Sarayın üst katında ileri doğru uzanmış bir teras olduğunu ve başımı kaldırmış oraya bakarken Penelope’nin orada durduğunu, her zamanki güler yüzüyle bizi izlediğini görmüştüm. Beni şaşırtan en büyük şey de ayakta duruyor oluşuydu.
💬
Sarayın kapısından girdiğimiz sırada Endymion ne düşündüğümü biliyormuş gibi, “Penelope bu evrende yürüyebiliyor, bu da onun en büyük dileği,” dedi kısık sesle. Bu beni o kadar mutlu etmişti ki, Penelope’ye bakan gözlerimin parıldadığına emindim.
💬
Peri masallarından fırlamış gibi duran sarayın bahçesine girdiğimde büyülenmiş gibiydim. Rengârenk kelebekler bahçenin içinde uçuşuyordu. Aynı zamanda bahçede büyük bir ağaç vardı ve gördüğüm diğer ağaçlardan farklıydı, simsiyah gövdesi ve dallarının aksine çiçekleri pespembeydi.
💬
“Harika bir yer,” diye mırıldanırken duyduğum hayranlık sesimi de etkilemişti. Gözlerimi ileriye doğru çevirdiğimde duraksadım. “Nereden gireceğiz?”
💬
Karşımızda sadece sarayın beyaz, yüksek duvarı vardı. Herhangi bir kapı ya da geçit yoktu. Endymion elimi tutunca gözlerim aniden onun yüzüne çevrildi. O ise kafasını kaldırmış yukarı bakıyordu. Sonra eli yavaşça belime kaydı, kolu belime dolandı. Bedenim bir anda havalanınca çığlık atarak Endymion’a yapıştım. Attığım çığlık neredeyse bütün evrene yayılmış gibi bir yankı uyandırdı, havadaki kuşlar korkudan dağılmışlardı.
💬
Biz sarayın üst kısmına doğru havalanırken -daha doğrusu uçarken- Noris az önce baktığım terasa çıkmıştı. Sanırım çığlığımı gerçekten herkes duymuştu…
💬
Korkuyla gözlerimi aşağıya indirdiğimde havada olduğumuza hâlâ inanamıyordum. Sanki bir güç vardı, ayaklarımızı kavramış bizi yükseğe taşıyordu. Endymion’ın güldüğünü duyunca korkulu bakışlarımı yüzüne taşıdım. Başını iki yana sallayıp o da bana baktı. Sanki sırtında büyük kanatları varmış gibi ileri doğru uzandı, bu daha hızlı bir şekilde yükselmemize neden oldu.
💬
“Bu çılgınlık,” dedim yüksek sesle, uçmamızdan kaynaklı oluşan rüzgarla saçları birbirine karışıyordu, aynı benim zavallı saçlarım gibi…
💬
“Asıl hâlâ bir şeylere şaşırıyor olman çılgınlık,” dedikten sonra gülüp bizi Penelope ve Noris’ın olduğu terasa taşıdı. Ayaklarımız zemine değdiğinde bedenim dengesini kaybetmiş gibi sarsakladı.
💬
“Zor bir deneyim oldu sanırım,” dedi Penelope kıkırdayarak.
💬
Birbirine karışan saçlarımı geriye doğru atarken şaşkın bakışlarımı ona çevirdim, bu gülüşünün büyümesini sağladı. Bana doğru yaklaşmaya başladığında ilk başta duraksasam da kollarını omuzlarıma sarınca bedenim gevşedi. Onu bu şekilde mutlu görmek beni de gülümsetmişti. Kollarımı ona sıkıca sardım, sanki yıllardır tanıdığı bir dostuymuşum gibi yaklaşıyordu bana.
💬
“Uçabileceğimi düşünmüyordum,” diye mırıldandığımda yüzündeki gülümsemeyle geri çekildi.
💬
“Alrisha’da her şey mümkün,” dedikten sonra elleriyle bedenini gösterdi.
💬
“Sana bu güzelliği verenin Alrisha olmadığına eminim,” deyince tekrar bir çocuk gibi kıkırdadı. Yaşını bilmiyordum ama oldukça yaşlı olduğunu tahmin ediyordum. Buna rağmen fazlasıyla genç ve güzel görünüyordu. Ve bir de çocuk ruhuna sahip olduğunu gösteriyordu…
💬
“Teşekkür ederim,” dedi mahcup bir ifadeyle. “Karnınız aç mı? Shetaran’da kaldığınızı söyledi Noris. Aidoneus’ın misafirperverliğinden şüpheliyim.”
💬
“Yemek harika olur!” Briella’nın sesini duyunca Penelope’nin arkasına baktım. Terasta çiçek desenli kumaşlara sahip kanepeler vardı ve Briella onlardan birine uzanmıştı. Nabi de tuhaf bir ifadeyle onu izliyordu.
💬
“Öyleyse içeri geçelim. Hem söyleyecek şeyleriniz olduğuna eminim,” dedikten sonra arkasını döndüğünde biz de sessizce onu takip ettik. Terastan çıkıp içeri girdiğimizde bizi büyük bir salon karşıladı. Bu salon da tıpkı bu evren gibi rengârenk ve doğanın bir parçasıymış gibi görünüyordu. Salonun ortasında beyaz mermerden bir süs havuzu vardı. Suyun akarken çıkardığı sesi dinledim, gözlerimi kapatsam deniz kenarında olduğumu düşünürdüm. Duvarlarda çeşit çeşit tablolar gördüm, çerçeveleri ağaç dallarına benziyordu.
💬
Mermer merdivenlerden bir kat aşağı indik, Penelope koridorda ilerlemeye başlayınca yemek salonunun bu katta olduğunu anladım. Sarayın çatısı sivri bir şekilde uzanıyordu ve o sivri kısımdan aşağı, merdiven boşluğuna doğru sallanan sarmaşıklar vardı. Sarmaşıkların arasından kafalarını çıkarmış mavi güller de göz boyuyordu.
💬
“İlk kez böyle inceliyorsun. Castor bile daha gelişmiş olmasına rağmen orada bu kadar şaşkın görünmüyordun,” dedi Endymion tam yanımda yürürken.
💬
“Asıl sihirli olan burası,” deyip gözlerimi mavi güllerden ayırdım, ona baktığımda onun da beni izlediğini gördüm.
💬
“Her şeyi hallettiğimizde burada istediğin kadar kalabilirsin. Penelope seninle kalmaktan mutluluk duyar,” deyince dudaklarımı birbirine bastırıp bakışlarımı önüme çevirdim.
💬
“Akrebin Kalbi, benim için daha güvenilir,” diye fısıldadığımda ona bakmasam da aksayan adımlarından duraksadığını fark ettim. O bir cevap vermeyince ben de adımlarımı hızlandırdım. Diğerleri çoktan salona girmişlerdi, en son Briella girmişti, bu yüzden hangi kapıdan girdiklerini görmüştüm.
💬
Endymion’ı arkamda bırakıp yemek salonu olduğunu tahmin ettiğim salona girdim. Çok da büyük olmayan, sadece oldukça gösterişli bir masaya sahip olan bir salondu. Masanın beyaz örtüsü uzunda, zemine sürtüyordu. Uzun masanın üzerinde vazolar, vazoların içinde de rengârenk çiçekler vardı. Bunlar haricinde masa boştu. Ta ki Penelope başköşeye oturup gözlerini kapatana kadar… O gözlerini kapattığında masada altı kişilik servis açıldı.
💬
“Penelope, beni de erk hayvanın yap,” dedi Briella heyecanla sandalyesine otururken. Endymion yanımdan geçtiği sırada ters ters Briella’ya bakıyordu.
💬
“Sen gerçekten nankörsün,” dedi Endymion, Penelope’nin yanındaki sandalyeyi çekip oturmadan önce.
💬
“Bana diyene bakın,” derken memnuniyetsizce bakmıştı Briella.
💬
Dudaklarımı birbirine bastırıp Noris ile Endymion’ın ortasındaki sandalyeye oturdum, Noris hâlâ keyifsiz görünüyordu. Briella’nın ona sataşmasına bile karşılık vermiyordu, ki altta kalmayı hiç sevmezdi. Onun yüzündeki ifadeleri tekrar görmek benim de enerjimi aşağı çekti. Keşke tam olarak ne düşündüğünü de bilebilseydim.
💬
“Ne yemek istediğini düşünmen yeterli, Astrid,” dedi Penelope sevecen bir sesle.
💬
Tam teşekkür edecekken karşımda oturan Briella’nın önündeki tabak aniden yemekle dolmuş, bu da yetmemiş yanında birkaç tabak daha belirmişti. Ben şaşkınlıkla ona bakarken diğerleri bunu çok normal karşılamıştı. Briella’nın ise umurunda olan tek şey önündeki yemeklerdi. Gözlerimi kendi tabağıma indirip düşündüğüm sırada fazla kararsızdım. Bu da isteklerime yansımış gibi tabağım etli pierogi ile dolmuş, ekstra olarak bir tabak daha belirmişti. O tabakta da birkaç çeşit sushi vardı. Gözlerim irileşirken düşüncelerimi durdurmaya çalıştım ama üzerimdeki gözü hissediyordum. Gözlerimi Endymion’a çevirdiğimde kaşlarını kaldırarak önümdeki tabaklara baktığını gördüm, bu utanmama neden oldu.
💬
Briella çatalını bana doğru uzatıp sallarken bir yandan da ağzındakileri çiğniyordu. “İştahlı gardiyan, en sevdiğim. Ben de sushi istiyorum, mümkünse çiğ olsun.”
💬
Onun bu hâline gülerken gözlerim Noris’a kaydı. Boş gözlerle tabağına bakıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırıp elimi omzuna koyduğumda irkilerek bana baktı. “Bir şeyler yesene.”
💬
“Canım istemiyor,” dedikten sonra gözlerini tekrar tabağına çevirdi. Derin bir nefes aldıktan sonra kendi tabağımdaki yemeğin yarısını onun tabağına döktüm. Hiçbir tepki vermeden hareketlerimi izliyordu.
💬
“Güçsüz düşersen çabuk yorulursun ve yapacak çok işimiz var. O yüzden yemek ye ve gidip biraz uyu,” dediğimde sadece başını salladı.
💬
“Yeni gelişmeler neler?” diye sordu Penelope. Gözlerimi Noris’ten ayırıp ona çevirdiğimde yemek yiyerek bizi izlediğini gördüm. Sorusuyla Noris’ın gerildiğini hissedebiliyordum.
💬
“Castor’dan Sheratan’a geçerken bir şeyler daha gördüm,” deyip çatalımı elime aldım. “Ama bu sefer pek bir fikir yürütemiyoruz.”
💬
“Bana da anlatırsan belki yardımcı olabilirim,” deyince göz ucuyla Noris’a baktım, çatalını eline aldığını görünce gülümsedim. Daha sonrasında gördüğüm şeyleri bir kez de Penelope’ye anlattım. Beni dinlerken kaşları her cümlemde biraz daha çatılıyordu. Bir şeyler düşündüğü belliydi ama onun da aklına gelen bir şey olmadığını görebiliyordum. “Bu seferki biraz üstü kapalı görünüyor.” Gözlerini Noris’a çevirince gerildim. “Sharon senin kardeşinin ismi değil miydi Noris?”
💬
Noris’ın çatalı tutan eli havada asılı kalınca sertçe yutkunarak ona baktım. “Evet,” dedi içi boş bir sesle.
💬
“Sanırım bu sefer size yardım edecek kişi Noris,” dedi Penelope düşünceli sesiyle. “Douglas gibi sizi kutuya götürecek anahtar onda olmalı.”
💬
“Ama o ismin sahibi kardeşi de olmayabilir,” dedim bir umutla çünkü kardeşinin ölmüş olması gerçeğini ne o ne de ben kabullenemezdik.
💬
Penelope başını iki yana sallayarak, “Her şey birbiriyle bağlantılı görünüyor. Hiç bilmediğimiz biri olduğunu düşünmüyorum,” deyince o umut da sönmüştü. Penelope’nin bunu kötü niyetle söylemediğini biliyordum, o böyle bir kadın değildi.
💬
Bir ses gelince gözlerim aniden Briella’ya kaydı. Ağzındaki et parçasını tabağına düşürmüştü, ağzı açık bir şekilde iri gözlerle boşluğa bakıyordu. Bu hâli paniklememe neden oldu, tam sandalyeden kalkacakken gözlerini yavaşça Noris’a çevirdi.
💬
“Siktir, bunu düşünmedik,” derken hâlâ Noris’a bakıyordu. Noris kaşlarını çatıp ona bakınca elini alnına vurdu Briella. “Noris. Senin kardeşinin insan mezarlığında bir mezarı olabilmesi için ilk önce insan olması gerekiyor.”
💬
Noris ilk önce afalladı, sonra gözleri iri iri açıldı. “Bu doğru! Bu nasıl aklıma gelmez?” Sesi aniden yükselince korkarak ona baktım. “Sharon’ın insan olabilmesi için insan formu alabilen erk hayvanı olması gerekiyor. Ama olsa bile insan olarak ölüp de mezara gömülemez.”
💬
“İyi de bizden başka gardiyan yok ki?” Şaşkınca ikisine bakarken Endymion öne doğru eğilerek dirseklerini masaya bastırdı.
💬
“Erk hayvanı olması için bir gardiyana ihtiyacı yok,” dedi Endymion. Yok muydu? “Erk hayvanı, koruyucu hayvan demektir, her insanın erk hayvanı vardır ama insan formu alamazlar. Hayvan formlarında bir ruh gibi onları korurlar. İnsan formu alabilenler de var ama gardiyanların erk hayvanlarından tamamen farklılar…” Başını bana doğru çevirdi. “İnsan formu alabilenler gardiyanların erk hayvanları gibi güçlere sahip değiller. Bir insana dönüşürler, koruyucusu olduğu insanları enerjileriyle korurlar, bunlar haricinde başka güçleri yoktur. Normal bir insan gibi insanların arasına karışabilirler, bağlı oldukları insanlara kimliklerini açık edemezler.”
💬
“Ben bunun gardiyanlara özel olduğunu düşünmüştüm,” diye mırıldanırken hâlâ şaşkındım. “Neden diğerleri hayvan formunda kalırken onlar insan olabiliyor ki? Ne farkları var?”
💬
Noris ve Briella dönüp birbirlerine baktılar.
💬
“İnsan olabilmek için kimsesiz biriyle bağlanmalısın ya da özel olarak seçilmiş olmalısın. Bu onlara evrenlerin verdiği bir hediyedir,” dedi Penelope yüzünde oluşan gülümsemeyle. “Sharon biriyle bağlanmış olmalı.”
💬
Noris umutla Penelope’ye dönüp, “Sence Astrid’in gördüğü görüntülerdeki anlamı ne?” diye sorunca masada bir sessizlik oluştu.
💬
Söyledikleri şeylerle gördüklerimi birbirleriyle bağdaştırmaya çalıştım. Bir insan mezarında isminin yazıyor olması onlara insan bedenini alabildiğini düşündürtmüştü. Şöyle bir düşününce mantıklı da geliyordu. Bir hayvan mezarlığı olsaydı orada kız çocuğunu görmezdim. Sonuçta kimliklerini açık edemiyorlardı, küçük kız neden hayvan mezarlığına gitsin ki? İnsan bedenini alabiliyor olması da onu tamamen insan yapmazdı, bir insan mezarlığına gömülmezdi.
💬
Kafamda birkaç parça yerine otururken masadaki bakışlarımı kaldırıp Penelope’ye baktım. “Penelope?” Diğerlerinin bakışları bana dönünce yutkundum. “İnsana dönüşen bir erk hayvanı kimliğini açıklarsa ne olur?”
💬
“Cezalandırılır,” dedi Penelope kaşlarını çatarak.
💬
“Nasıl bir cezalandırma?” diye sorduğumda geldiğimizden bu yana sessiz olan Nabi, yavaşça öksürüp önündeki suya uzandı, meraklı bakışlarım ona yöneldi. Penelope, Nabi’ye tedirgince bakınca merakım artmıştı.
💬
Nabi yavaşça sandalyesini geriye doğru itip, “Kusura bakmayın, biraz dinleneceğim,” dedikten sonra hiçbirimize bakmadan masadan kalktı ve hızlı adımlarla salondan çıktı. Şaşkın bakışlarım onun çıktığı kapıdaydı, ne olmuştu ki?
💬
“Yanlış bir şey mi söyledim?”
💬
“Hayır,” dedi Endymion, önündeki tabak aniden kayboldu, birkaç saniye sonrasında ise önünde bir kadeh belirdi. Kadehin etrafına parmaklarını sararken bana baktı. “Nabi özel bir erk hayvanıdır.”
💬
“Ona kötü hissettirecek bir şey söylediysem özü-”
💬
“Nabi, beyaz bir tavus kuşu,” dedi Penelope durgun sesiyle. “Tüylerinin her biri birer silahtır. Cezalandırma yöntemi olarak kullanılıyor.” İlk başta duraksadım, anlamaya çalıştım, sonra dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Kendi isteği dışında tüylerini koparamazsın. Her ay gelip bir miktar tüy alıyorlar ondan.”
💬
“Neden? Kim bunu yapar ki?” Hiçbir şey anlamıyordum. Tamam, evrenlerin bir düzeni vardı. Tamam, gardiyanları bilen insanlar olduğunu da söylemişlerdi. Tamam ama her şeyi bilen, cezalandıracak gücü olan kimdi? “Bazen bana hiçbir şeyi anlatmadığınızı düşünüyorum.”
💬
“Bize de bunları birileri anlatmadı, kendimiz gördük,” dedi Endymion gergin bir sesle. Gözlerinde beliren öfkeyle kadehin içindeki sıvıya bakıyordu. “Sen de zamanı gelince kendin göreceksin.”
💬
Bir anda neden bu kadar gerildiğini anlamadım. Sonra aklıma Ursula’nın Endymion hakkında söylediği şey geldi. Endymion’ın da daha önce cezalandırıldığını söylemişti. Sertçe yutkunarak bakışlarımı masaya indirdim. Tam her şey kafamda oturdu derken her gün başka bir şey görüyor, öğreniyordum. Gerçekten de hiçbir şey göründüğü kadarı değildi.
💬
“Gördüğüm görüntülerde bir kız çocuğu olduğunu söylemiştim.” Aniden konuyu başka yere çektim. Biliyordum ki sorularımı cevaplamayacaklar, Endymion’ın dediği gibi benim görmemi bekleyeceklerdi. “O çocuk ağlıyordu, geri dön diye yalvarıyordu. Ya Sharon ona kimliğini açık ettiyse ve cezalandırılıyorsa, çocuk da onun yokluğunu fark ettiyse?”
💬
Söylediğim şey bir bomba gibi masanın üzerine düştü. Noris şaşkınlığını belli eden bir ses çıkarırken diğerleri de bu fikri mantıklı bulmuş gibi bakıyorlardı. Söyledikleri onca şeyden sonra bence bu da mantıklı bir seçenekti. Aklım hâlâ cezalandıranın kim ya da kimler olduğunda olsa da düşüncelerimi toparlamaya çalışıyordum.
💬
“Haklı olabilirsin,” dedi Endymion başını sallayıp.
💬
Noris bir anda sandalyesini iterek, “O zaman nereye bakacağımı biliyorum,” deyince Briella, “Saçmalama, Noris. Oraya istediğin zaman gidemezsin,” dedi, kaşları çatılsa da gözlerinde korku vardı. Bunun sebebi neydi?
💬
“Bu konuyu iyice düşünmeden hareket edemeyiz,” dedikten sonra masadan kalktı Penelope. “Anlaşılan bu sefer karmaşık bir durumla karşı karşıyayız. Her yönden düşünmemiz gereken bir konu. Bugün dinlenin, aceleci davranmayın.”
💬
“Ama-”
💬
“Noris,” dedi Penelope anlayışlı bir ifadeyle ona bakarak. “Yanlış bir hamlemizde neler olacağını az çok biliyorsun. Biliyorum, bu durum senin için çok zor ama sen akıllı bir çocuksun, mantıksız hareketlerde bulanamazsın.”
💬
Noris’ın omuzları çökerken bize arkasını dönüp sessizce yürümeye başladı. Onun sırtına bakıyor olmak bile içimi acıtıyordu. Söz konusu kardeşiydi, çaresiz hissediyordu ve bu çaresizliğini ben de hissediyordum. Penelope de onun arkasından çıkınca parmaklarımı birbirine geçirerek sıktım. Bir konu vardı, hepsi biliyordu ve konuştukları şeyleri bir tek ben anlamıyordum. Bana söylemediklerine göre gerçekten söylememeleri gereken bir şeydi. Nedense bu ekstra canımı sıkmıştı.
💬
Endymion sandalyesinden kalktıktan sonra elime uzanıp, “Gel benimle,” dedi, ne olduğunu anlamadım ama o elimi tutup beni kaldırınca ona ayak uydurdum. Beni salondan çıkardıktan sonra merdivenlere yöneldi. Gözlerimi elimi tutan eline indirdiğimde sessizdim. Artık yenilerinin eklendiği düşüncelerimi taşıyamıyordum ve bu da bende sessiz bir sakinlik yaratıyordu.
💬
Bir kat aşağı indik, koridorda yürürken tepeden sarkan mavi güllere bakıyordum. Saraya ilk geldiğimdeki o enerji artık tamamen beni terk etmişti. Düşündüğüm tek şey kutuları bulmak için onlara nasıl yardım edeceğimdi. Şimdi ise konu dallanıp budaklanmaya başlamıştı. İplerin ucunu kaçırmamak için çok uğraşsam da parmaklarımın arasından birkaçı kaymış gibi hissediyordum.
💬
Endymion beni bir odaya soktuğunda dikkatimi ona vermeye çalıştım. Girdiğimiz oda tatlı bir çiçek kokusuyla doluydu. Açık penceredeki uzun tül, esen rüzgârla dalgalanıyordu. Kenarlarındaki direklerinden tüller sarkan yatağa doğru beni yürüttükten sonra elimi bıraktı, ellerini omuzlarıma koyup yatağa oturmamı sağladı. Dizini yere bastırıp çöktüğünde dalgın bakışlarım yüzündeydi.
💬
“Bazı şeyleri sana anlatmak istesem de bunu yapamam,” dediğinde sadece başımı salladım, bunu zaten söylemişlerdi. “Senden bir şey saklıyormuşuz, hayır, saklıyormuşum gibi hissetmeni istemem. Bizim de uymamız gereken kurallar var, beni anlıyorsun değil mi?”
💬
“Evet,” diye mırıldandığımda uzanıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
💬
“Bizim gibi sen de onlar istediğinde öğreneceksin bunu,” derken nefesi yüzüme çarpıyordu, gözlerim kısıldı. “Bunları düşündüğün için kafanın karıştığının farkındayım, şimdilik düşünmesen olmaz mı?”
💬
“Biraz yoruldum,” diye fısıldadığımda derin bir nefes aldı. Elini yatağa bastırırken hâlâ dizlerinin üzerindeydi ve yüzü yüzüme yakındı. “Hep öğrenmem gereken şeyler mi olacak?”
💬
“Bu doğal değil mi?” Elini yanağıma yaslayınca dudaklarımı birbirine bastırdım. Kalbim aniden sertçe çarpmaya başlamıştı. “Henüz daha altı yedi aydır bu işin içindesin. Kurulu olan bu yeni düzeni bir anda öğrenemezsin.” Başımı salladığımda yüzümdeki bakışları derinleşti.
💬
“Öğreneceğim çok mu şey var?” diye sorduğumda dudakları yukarı kıvrıldı.
💬
“Birkaç şey daha ama çok değil, sadece öğrendiklerinden daha önemli şeyler, bu yüzden beklemelisin,” deyince tekrar başımı salladım.
💬
Elini boynuma indirdiğinde yutkundum. Beklemediğim şey ise uzanıp dudaklarını dudaklarıma yaslamasıydı. Düşüncelerimin bağlı olduğu ip bir anda elimden kayınca hepsi kafamın içinde birbirine karıştı. Benden bir tepki bekliyormuş gibi öylece dudakları dudaklarıma yaslı bir şekilde duruyordu. Dudaklarımı araladığımda ise bunu bekliyormuş gibi beni öpmeye başladı. Aniden karman çorman olan duygularımla kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Elimi koluna bastırıp ona karşılık verdiğimde dudaklarının kıvrıldığını hissettim.
💬
Onu ilk öpen bendim, bunu istemiştim. O da istediği için karşılık verdiğini söylemişti. İkinci kez dudaklarına yaslandığımda bir gölün içindeydik. Bedenim suya temas ettiğinden yanıp kavruluyordu ve ben içimde biriktirdiğim nefesi onunla paylaşıyordum. Şimdi ise o beni öpmüştü, bunu isteyerek yaptığını görüyordum ve ben de onu öpmeyi istediğimden karşılık veriyordum.
💬
Üzerime doğru abanınca yatağa uzandım, dudaklarını dudaklarımdan ayırmadan beni takip etti. Bunun ilk iki temastan daha farklı olduğunun, daha farklı şeyler hissettirdiğinin farkındaydım. Kolundaki elimi omzuna, oradan da boynuna kaydırdım. Dudaklarımı emiyor, öpüyor, dili ağzımın içinde yer ediniyordu. Kalbimin sesini duyuyor muydu bilmiyordum ama ben sanki kulaklarımda atıyormuş gibi net duyuyordum. Parmaklarımla boynunu okşarken alt dudağımı dudaklarının arasına alarak yavaşça emdi, daha sonra hafifçe geri çekilip dudaklarıma baktı. Hızlanan nefesi, hızlı nefeslerime karışıyordu. Gözlerini dudaklarımdan ayırıp gözlerime çevirdiğinde sertçe yutkundum.
💬
“Seni öpmek istediğim için öptüm,” dediğinde bir an benim cümlemi kurmuş olması beni güldürdü.
💬
“Ben de öpmek istediğim için karşılık verdim,” deyince dudakları yukarı kıvrıldı. Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu ve bu bana daha tuhaf hissettirmeye başlamıştı. Ona bakarken onunla ilgili düşünmeyi ertelediğimi bir kez daha fark ettim. Endymion’la ilgili düşünmeyi reddediyordum, sanki düşünürsem kaybolacağım bir yola girecektim ama kalbim her seferinde beni zorluyordu.
💬
Şimdi bedeni bedenime yaslıyken ve gözlerimin içine bu kadar yakından bakıyorken onunla ilgili düşüncelerimden kaçamıyordum. Ondan etkileniyordum, bunu yalanlayarak kendimi kandıramazdım. Gözlerime bakarken bunu görüyormuş gibiydi ve bunu da ondan saklamıyordum. Eğer ona baktığımda hissettiğim şeylere zıt şeyler görseydim kendimi ondan uzaklaştırırdım. Uzaklaştırmamı gerektirecek şeyler görmemek iyi hissettiriyordu.
💬
“Hiç uyumadın, artık dinlenmelisin,” dedikten sonra parmaklarıyla boynumu okşayıp yavaşça geri çekildi. “Uyuyamayacak gibi hissediyorsan bu konuda da yardım edebilirim.”
💬
“Nasıl?” Yavaşça doğrulup ona baktığımda ayaklandı.
💬
“Uzan,” deyince ayağımdaki ayakkabıları çıkarıp bedenimi yatağın üzerine çektim. Yatağın kenarına oturduktan sonra sırtını yatak başlığına yasladı. Ben merakla ona bakarken aniden mırıldanmasıyla gözlerim kısıldı.
💬
Sanki şu an onun sesinden başka hiçbir ses yoktu. Az önce sarayın yanında olan şelalenin akarken çıkardığını duyduğum sesi duymuyordum. Kuşların sesi de yoktu. Hiçbir ses yoktu, kulaklarıma sadece onun sesi doluyordu. Ne söylüyordu bilmiyordum ama bedenim ne söylediğini biliyormuş gibi ona itaat ediyordu. Gevşeyen kaslarımla yan dönüp yanağımı yastığa yasladım. Ben gözlerimi kaldırmış ona bakarken o da bana bakarak mırıldanmaya devam ediyordu.
💬
Birkaç dakika öncesine kadar hiç uykum yokken şimdi göz kapaklarımı açık tutmakta zorlanıyordum. Endymion’ın parmaklarını saçlarımın arasında hissedince son direncim de kırıldı, göz kapaklarım birbirine yaslandı. Kafamın içinde hiçbir düşünce, düşünmem gereken hiçbir sorun yokmuş gibi rahattım. İstediğim tek şey derin bir uykuya yatmaktı. Ben her şeye rağmen huzurlu bir uykuya yatarken o mırıldanmaya, parmaklarını saçlarımın arasında gezdirmeye devam etti.
💬
🦂
💬
Bedenim öyle rahat hissediyordu ki, kulaklarıma dolan fısıltıyı duysam da ne olduğunu anlamayı reddedecek kadar kendime gelemiyordum. Serin bir rüzgâr bütün bedenimi sarıyordu, bu beni üşütmek yerine serinletiyor, bir nevi bana keyif veriyordu. Yanağımı yumuşak yastığına bastırırken o fısıltı hâlâ devam ediyordu. Bir an kaşlarım çatıldı, gözlerimi araladım ama görüşümü engelleyen bir şey vardı. Parmaklarımı saç diplerime bastırıp saçlarımı karıştırırken başımı hafifçe kaldırdım, o an yaslandığım şeyin yastık olmadığını anladığım andı.
💬
“Ben de her yerde sevgili dostlarımı arıyordum.”
💬
Duyduğum sesle irkilerek başımı sesin geldiğini yöne çevirdim. Briella’yı görmemle uykulu gözlerim irileşti. Kollarını göğsünde toplamış bana bakarken kaşları havadaydı. Uyuduğumu hatırlıyordum ama Endymion’ın da yanıma uzandığını hatırlamıyordum. Gözlerimi yavaşça ovaladığım sırada Briella’nın bakışlarının hâlâ üzerimde olduğunu biliyordum.
💬
“Koklayarak bulurdun,” dediğini duydum Endymion’ın, onun da sesi uykulu geliyordu.
💬
“Öyle yaptım zaten!” Sesinden sonra bir patırtı duydum. Ellerimi gözlerimden çektiğimde gözlerimin önünden bir şey geçti. Briella’nın fırlattığı küçük kırlent, gözleri kapalı bir şekilde uzanan Endymion’ın karnına çarptı. “Benim güzel kızımı nasıl kandırdın acaba?”
💬
Saçlarımı karıştırmaya devam ederken, “Beni kandırmadı, Briella,” dedim, benden bu cevabı alması hoşuna gitmemiş gibi yüzünü buruşturdu.
💬
“Yine de ona gıcık oldum şu an,” deyip gözlerini bizden ayırdığında bu haline yavaşça güldüm. Onun bizi bu şekilde görmesi beni rahatsız etmemişti. Zaten görmemesi gereken bir durum da yoktu. Gözlerinde herhangi bir yargı ifadesi de görmemiştim.
💬
“Senin benim tarafımda olman gerekiyor,” derken yavaşça doğrulmuştu Endymion. Bacaklarını yataktan indirip otururken kucağındaki yastığı kenara koydu.
💬
Briella, “Çok beklersin,” dedi ona burun bükerek bakarken, ardından bana doğru döndü. “Görmeniz gereken bir şey var, bir durum olmasa rahatsız etmezdim.” Yan gözle Endymion’a baktı. “Edebilirdim de, bilmiyorum.”
💬
Söylediği şey dikkatimi çekince gözlerimi yüzüne diktim. “Ne gibi bir şey?”
💬
“Tuhaf bir şey,” dedi, yüzünde oluşan ifadeyle gerçekten tuhaf olduğunu düşündüğünü anlayabilmiştim. O arkasını dönüp kapıya ilerlerken gözlerim de onu takip ediyordu. Onun kapıya yaklaşması, omzunu kapıya yaslamış bize bakan Noris’ı görmeme de neden oldu. Gözleri direkt gözlerimi hedef almıştı, ona hafifçe gülümsedim. Bir süre tepkisiz kalsa da dudakları yukarı kıvrılmıştı ama yine de garip bakıyordu.
💬
“Gidip bir bakalım neymiş,” diyerek ayaklandı Endymion, üzerindeki gömleği düzeltirken başını kaldırmış, o an o da Noris’ı fark etmişti. Çok kısa süren bir bakışmanın sonunda Noris’ın yanından geçerek odadan çıktı.
💬
“Kötü bir şey daha olduysa artık topukları vurarak kaçacağım,” dedim homurdanarak. Yataktan inip üzerimi düzelttikten sonra saçlarımı geriye doğru attım.
💬
“Hiç sanmıyorum kaçacağını,” diye mırıldandı Noris. Gözlerimi tekrar ona çevirdiğim sırada omzunu yasladığı kapıdan ayırdı. “Daha çok üzerine gitmeyi seviyor gibisin.”
💬
“Meraklı olduğum bir kez daha yüzüme vuruluyor,” deyip gözlerimi devirerek güldüm. Ayakkabılarımı giydikten sonra Noris’a yaklaştım. O sessizce arkasını dönmüş, koridora yönelmişti. Morali hâlâ bozuk olmalıydı ama her ne gördüyse Briella kadar onu etkilememiş gibi görünüyordu.
💬
Saraydan çıkmıştık ama bu geldiğimiz yön değildi, üstelik hava da kararmıştı. Havanın kararmasına rağmen etraf rengârenk ışıklarla aydınlatılmıştı. Sarayın arka kısmı olduğunu tahmin ettiğim yerdeydik. Kapıdan çıkınca bizi teras gibi bir yer karşılamıştı ve sanki bu terasın diğer ucu toprakla bütündü. Korkuluklardan aşağı baktığımda sarayın alt kısmını görüyordum. Burası sarayı ormana bağlayan bir balkon gibiydi.
💬
Etrafımızdaki ağaçlara kondurulmuş renkli ışıklar yolumuzu aydınlatıyordu. Sessizce bir süre onu takip ettim, daha sonrasında ilerideki tanıdık silüetleri gördüm. Bir ağacın önünde dikiliyorlardı ve Briella ağacı göstererek yanında duran Endymion’a bir şeyler anlatıyordu. Penelope sadece ağaca bakıyordu. Onlara doğru yaklaştığımızı gördüklerinde gözler bizim üzerimize döndü.
💬
“Nabi ile sohbet ederken fark ettik,” dedi Briella biz onların yanına geldiğimizde. “Nabi bunun dün burada olmadığını söyledi.”
💬
Neyden bahsettiğini anlamak için gösterdiği yere baktığımda donup kaldım. Büyük ağacın gövdesi oyuktu ve o oyuğun içinde kızıl duvarlardan biri vardı. Şaşkınlıktan gözlerim büyüdü, iri gözlerle Penelope’ye döndüm.
💬
“Neden burada duvar var?”
💬
“Düne kadar yoktu,” dedi Penelope, dikkatli gözlerle duvara bakmaya devam ediyordu. “Nedenini bilmiyorum.”
💬
“Girip baktınız mı?” Endymion duvara doğru yönelecekken kolunu tutup onu durdurdum.
💬
“Ne olduğunu bilmiyoruz,” deyince gözlerini yüzüme indirdi. Onun da gözlerinde karmaşık bir ifade vardı.
💬
“Evet, bu yüzden girmeyi denemedik,” dediğinde Briella, arkamızdan adım sesleri yükseldi. Omzumun üzerinden geriye doğru bakınca bize doğru hızla gelen Nabi’yi gördüm.
💬
“Yok,” dedi Nabi hızlı nefeslerinin arasından. “Duvarlardan biri orada ama diğeri kaybolmuş.”
💬
O an onun geçitlerin olduğu ormandan geldiğini fark ettim. Karşılıklı duran iki geçitten biri kaybolduysa ve şu an burada daha önce olmayan bir geçit var olduysa, bu ne anlama gelirdi? Başımı omzuma doğru eğip gözlerimi geniş oyuğun içine yerleşmiş duvara diktim. Gerçekten tuhaf bir durumdu, ürkütücüydü de. Anlam veremediğimden dolayı tepkilerimi de kontrol edemiyordum.
💬
“Hangisi kaybolmuş?” diye sorduğumda herkes gibi benim de bakışlarım duvardaydı. Sanırım böyle bir şey ilk defa oluyordu, Penelope bile şaşkındı.
💬
“Dünya’ya açılan geçit,” dediğinde Nabi, kaşlarım sertçe çatıldı.
💬
“Galiba geçit yer değiştirmiş,” diye mırıldandım, şu an için bana mantıklı gelen tek düşüncem buydu. Biri kaybolmuşsa ve yenisi açılmışsa, yer değiştirmiş olduğu düşüncesi gayet de mantıklıydı.
💬
“Bu mümkün değil,” dediğini duydum Penelope’nin, başımı yavaşça ona doğru çevirdim.
💬
“Yeni bir geçit açılmış olması da mümkün değil,” dedim sakin bir sesle, Penelope’nin gözleri kısıldığında omuz silktim. “Gidip bir bakalım, herhangi bir sorun olabilir.”
💬
“İyi bir fikir gibi görünmüyor,” derken tam arkamda duruyordu Noris.
💬
Omzumun üzerinden ona bakıp, “Gardiyanın görevi evrenleri korumaksa, bizim için iyi olup olmamasının bir önemi olur mu?” dediğimde söylediğim şeye ben de şaşırmıştım. Sonra o şaşkınlık yok oldu. Gardiyan olmam, bir görevimin olduğu artık tamamen içime işlemişti. Tamamen görevi benimsemiştim.
💬
“Doğru söylüyor,” dedi Endymion duvara doğru birkaç adım atarak. “Gidip bir bakmamız gerekiyor.”
💬
“Noris,” dedim ona doğru dönüp. “Sen burada kal.” Elimi ona doğru uzattığımda, avucumdan fırlayan turuncu bir ip onun bileğine sarıldı. Bu hareketim onu şaşırttı, içgüdüsel olarak yaptığım bir şeydi. “Bir sorun olursa anlarsın.”
💬
“Tamam, dikkatli ol,” derken dünden bu yana boş bakan gözleri tedirginlikle dolmuştu. Endymion’ın arkasından ilerlediğim sırada Penelope de benimle birlikte hareket etti. Briella, Nabi ve Noris arkamızda kalmıştı.
💬
Duvardan sakince geçtik, köprünün üzerine çıktığımızda hiçbir durumla karşılaşmamıştık, her şey normal görünüyordu. Endymion önde yürürken hemen arkasındaydım, adımlarını temkinli atıyordu. Boşluktan yükselen cızırtılar vardı ama buna alışmıştım, o yüzden şu an normal geliyordu. Ben köprüden indiğimde köprü yavaşça sallandı, bu arkamdan gelen Penelope’yi panikletmişti.
💬
“Sorun yok,” deyip elimi ona uzattım. Elimi tutup köprüden çıkarken sallanan köprüye bakıyordu. “Her şey normal görünüyor.”
💬
“Köprünün sallanması da mı normal?” Penelope’nin sorusuyla güldüm. Sanırım o ilk kez yaşıyordu bunu.
💬
“Evet, daha önce de şahit olduk,” deyince bakışları yüzümde büyüdü. Endymion’ın diğer duvardan geçtiğini görünce biz de adımlarımızı hızlandırdık. Noris diğer köprünün Dünya’nın neresinde olduğunu söylemişti, bu yüzden bizi bekleyen şeyin yine bir buzul olduğunu biliyordum.
💬
Duvarı geçmemle o soğuk havayı hissetmem aynı anda olmuştu. Grönland’a hiç gitmemiş olsam da hakkında sahip olduğum bilgiler vardı. Hissetmem gerekenin daha azı bir soğuk hissediyordum, buna rağmen kollarımı bedenime sardım. Endymion ellerini beline koyup etrafına bakınırken hava aydınlıktı. Sistemlerin aynı olduğunu, gece ve gündüzlerin aynı saatlerde yaşandığını biliyordum ama kutup kısımlarında gece ve gündüzler daha farklı işliyordu.
💬
“Görünüşe göre Astrid’in dediği gibi geçit yer değiştirmiş ama yine aynı yere açılıyor,” dedi Endymion etrafına bakınmaya devam ederken. “Bu benim köprüde sıkışıp kalmamdan daha tuhaf.”
💬
“Bunu bir soruşturmam gerekecek, yüzyıllardır olan bu düzenin bu şekilde sarsılmasının tek nedeni Astrid’in gelişi olamaz.” Penelope başını sallayarak arkasını dönüp duvardan geçti. Derin bir nefes alıp verdiğimde omuzlarım çökmüştü.
💬
Endymion yanıma gelip elini sırtıma bastırdı. “Bu konuda haklı sanırım. Kutular, kutulardaki güçler, sıkışıp kalmam ya da duvarların geçişlere izin vermemesi neyse ama geçit bile yer değiştiriyorsa bunun nedeni çok farklı olabilir.”
💬
“Hiçbirimizin bir fikri yokken buna nasıl bir cevap bulacağız peki?” Dudakları yukarı kıvrıldı, kolunu omzuma sarıp beni duvara doğru çevirdi.
💬
“Cevabı düzeni sağlayanlardan-”
💬
Omzumdaki kolu kasıldığında ve cümlesi yarım kaldığında gözlerimi kaldırarak yüzüne baktım. Yüzü sertleşmişti ve kaşları çatık duruyordu. Bakışlarını takip ettiğimde karşılaştığım tek şey boşluk olmuştu. Bir an bu durumu idrak edemedim. Biraz önce duvar buradaydı, Penelope içinden geçip gitmişti. Duvar şimdi nereye kaybolmuştu?
💬
“Duvar yok,” dedim dehşetle. Başımı hızla çevirerek etrafıma baktım ama gördüğüm tek şey boşluktu. Üzerinde durduğumuz buz kütlesi hafifçe sallanınca Endymion kolunu daha sıkı sarıp beni kendine bastırdı. Sarsıntı birkaç saniye sürmüştü. Gözlerimi telaşla elime indirdim, turuncu ip de kaybolmuştu. “Şimdi ne yapacağız?”
💬
“Panik yapma,” dese de onun da sesinde gerginlik vardı. “Gardiyan evine açılan kapıya gidelim.”
💬
“Diğerlerine nasıl haber vereceğiz peki?” O yürümeye başlayınca ben de ona ayak uydurmak zorunda kalmıştım. Okyanustaki dalgaların şiddeti de artmıştı, şakırdayan su sesinden anlıyordum.
💬
“Dönmediğimizi fark edince bir gariplik olduğunu anlarlar,” dedikten sonra omuzlarıma sarılı kolunu geri çekti. Buzdan basamaklar vardı, aşınarak oluşmuş gibiydi. Endymion dikkatle birkaç basamak indikten sonra elini bana uzattı. Elini tutup onun beni yönlendirmeleriyle onu takip ettim. Çok fazla ilerlememize gerek kalmamıştı, nereye gideceğimizi göstermek için eliyle az ilerimizdeki buzdan, küçük oyuğu gösterdi, küçük bir mağara gibiydi.
💬
“Bu kısımda da mı geçit değişti? Nerede olabilir ki?” Aklımdan geçen soruları sesli bir şekilde dillendirirken derim soğuk havadan dolayı gergindi.
💬
“İş gerçekten ciddileşti.” Elimi daha sıkı tutup buzun üzerinde kaymamam için beni dengede tutuyordu. Buz sarkıtlarının sivri bir şekilde uzandığı buz mağarasına yaklaşmıştık. Kafamı hafifçe eğerek içeri baktığımda gardiyan evine açılan geçidi görebilmiştim. Sarkıtlar yüzünden eğilerek geçmek zorunda kalmıştık. İçeri girince derin bir nefes aldım, panik hâlâ içimde gümbürdüyordu.
💬
“Gerçekten bu geçit de yer değiştirdiyse, ya bizi aramaya gelip bulamazlarsa?” Sorduğum soru Endymion’ı duraksattı, haklı olduğumu düşünüyor olmalıydı. “Biraz beklesek mi?”
💬
“Ölümsüz değiliz, burada donarız,” dedi öfkeyle ama öfkesi bana yönelik değildi, duvarın ortadan kaybolması onu oldukça germişti. Tam bir şey söyleyecekken bir cızırtı yükseldi, ardından Endymion sinirle bağırdı: “Sikeyim böyle işi!”
💬
Korkarak başımı çevirdiğimde ikinci bir şok dalgası daha geldi. Gardiyan evine açılan geçit de gözlerimizin önünde kaybolmuştu.
💬
“Burada kaldık,” dedim dehşetle boşluğa bakarken. Endymion hızla arkasını dönüp mağaradan çıkınca ben de panikle onun arkasından çıktım. Ayakkabılarım sürekli kayıyordu ve düşmekten de korkuyordum, birkaç kemik kırığına hiç gerek yoktu.
💬
“Sen beni burada bekle, şu tepeye çıkıp etrafa bakacağım,” deyince başımı yavaşça salladım. Hem gösterdiği tepeye bu spor ayakkabılarla çıkabileceğimi sanmıyordum.
💬
O, tepeye doğru ilerlerken gözlerimi ondan ayırmadım. Herhangi bir duruma karşı tedbirli olmaya çalışıyordum. Ellerimi kollarıma sürtmeye başlamıştım. İlk buraya adım attığımda olması gerekenden daha az soğuk demiştim, bazen gerçekten düşündüğüm şeyler başıma dert oluyordu.
💬
Tepeye çıkmak onu biraz zorlamıştı, onu izlerken bunu fark etmiştim. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama yaklaşık on dakika olmalıydı. Tepeye vardığında sağa sola yürümeye, kendi etrafında dönerek etrafı incelemeye başlamıştı. Tedirginliğimin artması beni daha da panikletiyordu. Bir yandan da ne yapabileceğimizi düşünüyordum. En iyi ihtimal, Noris ve Briella bir sorun olduğunu fark eder, bu evrene geçerek geçidin yer değiştirdiğini anlayıp bizi ararlardı. En kötü ihtimal de evrenleri tek tek geçerek buraya gelirlerdi. En kötü ihtimal sonucunda da bizi donmuş bir şekilde bulabilirlerdi.
💬
Endymion’ın öfkeli sesi yankı yaptığında dikkatimi ona verdim. Tepeden hızla inmeye başladığında birkaç kez tökezlemişti, yine de iyi toparlıyordu. Ben olsaydım kayarak okyanusa doğru yol alırdım… Şu anki gülüşüm tamamen sinirdendi. Alrisha’ya dinlenmek için gelmişken kendimi burada donmak üzere bulmak bütün dengemi sarsmıştı. Düzeni sağlayanlar diye bir tabir kullanmıştı Endymion. Onlar kimdi bilmiyordum, belki de bana söyleyemedikleri şeylerden biri de buydu ama bu konunun hemen birilerine danışılması gerekiyordu.
💬
“Hiçbir şey görünmüyor,” dedi Endymion bana yaklaşırken. “Binlerce kilometrelik alanı da gezme şansımız yok.”
💬
“Beklemek zorundayız,” dedim çaresizce. Burnumu yavaşça çektiğimde Endymion tam önümde duruyordu. Benim üzerimde Castor’dan çıkarkenki kıyafetler vardı, bir büstiyer ve üzerindeki transparan gömlek. Onun da üzerinde sadece bir gömlek vardı. Sanki hava gittikçe soğuyordu ve bedenim uyuşuyordu. İçimde hissettiğim o ateş bile şu an çok güçsüzdü. Dişlerini sıkıp kollarını bedenime sararak beni kendine bastırdığında, soğuk nefesimi dışarı bıraktım.
💬
“Mağaraya dönelim, rüzgârdan etkilenmeyiz,” dediğinde sadece başımı salladım. Sanki konuşmak bile üşümemi etkileyecekti. Birlikte az önce çıktığımız mağaraya geri döndük. İçerisi küçük ve dardı. Her ne kadar yere oturmak istemesek de burada ayakta dikilmek de zordu.
💬
Onun yanına yere oturduğumda, “Noris’ı de yanımıza almalıydım,” diye fısıldadım.
💬
“Bunun için de mi kendini suçlamayı düşünüyorsun?” Elini omzuma sürterken bakışlarını küçük mağaranın girişine çevirmişti.
💬
“Yarım saatten fazla olmuştur, neden hâlâ gelmediler anlamıyorum,” diyerek sorusunu es geçtim. Çünkü evet, suçluyordum.
💬
“Gelmeleri yakındır,” demesi nedense içimi rahatlatmamıştı. Sessiz kalıp ona daha da yaklaştım. Mümkün olduğunca daha az nefes almaya çalışıyordum. Her nefes alışımda içime giren soğukluk beni daha da üşütüyordu.
💬
Öylece orada otururken duyduğumuz tek şey okyanusun sesiydi. Birkaç hayvan sesi de duymuştum ama uzakta olmalılardı, ses kısıktı ve yankılıydı. Buz gibi olan ellerimi kotumun üzerinden bacaklarıma sürtüyordum. Belki bir işe yaramıyordu ama psikolojik olarak ısıttığını düşünmek de iyi geliyordu.
💬
Sanırım bir on beş dakika daha su gibi akmıştı. Artık yüzümdeki mimikler bile kaybolmuş gibiydi. Hissetmediğim burnumu çekip duruyordum. Endymion her ne kadar omuzlarımı, kollarımı okşayarak ısıtmaya çalışsa da onun da benim kadar üşüdüğünün farkındaydım. Eli sanki bir küp buzdu, o buz derime yapışıp derimi çekiştiriyordu.
💬
“Bana Noris ile ilgili bir şey söyleyecektin?” diye sordum aniden. Konuşmak beni zorlar demiştim ama sanki hiçbir şekilde bedenimi hareket ettirmesem donacaktım.
💬
“Şimdi pek sırası gibi durmuyor,” dediğinde soğuk nefesi yüzüme çarptı.
💬
“Bir şeyler konuşup yapmazsak olduğumuz yerde donacağız,” diye homurdandığımda keyifsizce güldü. Onun da bedeninden ani bir titreme geçmişti.
💬
“Bir süredir fark ettiğim bir durum bu,” dediğinde başımı çevirerek ona baktım. “Aslında onu anlıyorum bir yerde ama yine de can sıkıcı bir hâl almasını istemem.”
💬
“Neyden bahsedi-” Durdum. Mağaranın önünden bir karartı geçtiğini göz ucuyla görmüştüm. Fısıltıya benzer sesler de duyunca aniden ayağa kalkmaya çalıştım. Çalıştım çünkü bedenim kaskatıydı ve ayağa kalkmak çok zor olmuştu. “Geldiler sanırım!”
💬
Mağaranın girişine ilerlediğim sırada, “Beni bekle,” dedi Endymion. Ayaklandığını görünce beklemeden sarkıtların altından eğilerek geçtim. Bedenimde bir rahatlama olmuştu, bu da tükenen enerjimi az da olsa yerine getirmişti. Mağaradan çıkıp sağa doğru döndüm, yüzümde oluşmak üzere olan gülümseme tıpkı bedenim gibi donmuştu.
💬
Evet, bana doğru yaklaşan biri vardı.
💬
Ama beklediğim kişi değildi.
