1. KARA LODOS

💬

💬

🎧: Ghostly Kisses, Empty Note

💬

🎧: Anathema, Endless Ways

💬

Hayallerimin peşinden koşmak, benim için bir oyun gibiydi. Her hayalimi bir oyun olarak görür, bir çocuk gibi eğlenerek bu oyunu oynardım. Bu benim hedefe ulaşmak için kurduğum küçük bir düzenekti.

💬

Ellerimi üzerimdeki üniformanın siyah kumaş pantolonuna sürttüm, az önce elimi koyduğum demir ıslaktı ve parmaklarıma bulaşan ıslaklık hissi bir an için beni rahatsız etmişti. Kaportadan, yani geminin kıç tarafına açılan kapıdan çıktığımda o yoğun insan sesi de kulaklarıma daha net bir şekilde dolmaya başlamıştı. Geminin iskele tarafına, daha çok kıç kısmı olarak adlandırdığımız alana yürürken gözlerim limandaydı. Limandaki gürültü, her insanın katlanabileceği bir gürültü değildi.

💬

Geminin punteline yaslanıp ambarların olduğu yöne baktım. Üzerimdeki beyaz gömleğin kirlenmemesi için özen gösteriyordum, benim gibi babam da bu konuda titizdi. Derin bir nefes alıp sıkıca topladığım, atkuyruğu şeklini verdiğim uzun, siyaha çalan kahverengi saçlarımı önüme doğru attım. Babam yük gemilerine kaptanlık eden birinci kaptanlardan biriydi. İçinde bulunduğum bu gemi de onun iki saat önce limana bıraktığı gemiydi. Ben küçükken babam sık sık yolculuğa çıkardı, onu bazen aylarca görmezdim. O zamanlar bu bana kendimi kötü hissettirirdi çünkü onu özler, her an görmek isterdim. Ama büyüdükçe bu his de yavaşça benden uzaklaşmıştı.

💬

“Ambarlardan çıkın. Menholleri kapatın!”

💬

Koyu renk gözlerim ambarların orada dikilen adama kaydı. O adam, geminin sörveyörlerinden biriydi. Yüklerin konulduğu ambarlarla, ambar kapakları ve teknik işleriyle uğraşan, denetim yapan biriydi. Ambarların kapakları dikkatli bir şekilde kapatılmalı, kontrol edilmeliydi çünkü gemiye yüklenecek olan yükler için her şey kuralına göre ilerlemeliydi. Yanaklarımın içini şişirerek gözlerimi tekrar limana çevirdim. Babam gemiden benden önce ayrılmıştı. Kendimi fazlasıyla yorgun hissettiğimden kamaramı toparlamak zamanımı almıştı.

💬

Ben de onun gibi bir kaptan olmak için okuyor, eğitim görüyordum. İlk stajıma da onun gemisinde başlamıştım. Daha doğrusu ilk açık deniz eğitimime. Deniz stajımı üniversitedeki ilk yılımın sonunda, yaz tatilinde, bir diğer deniz stajımı da ikinci sınıf bittikten sonraki yaz tatilinde yapmıştım. Açık deniz stajıma da bir buçuk ay önce, üçüncü sınıfın ortasında, beşinci yarıyıl bittikten sonra başlamıştım.

💬

Babam, kaptan olmak konusunda beni hiçbir şekilde zorlamamış, aksine bu isteğim onu ilk zamanlar endişelendirmişti. Ona göre oldukça zor bir işti ve benim böyle bir zorluğu çekmemi istememişti. Ama bana kalırsa da her işin kendi zorluğu vardı. Başka bir meslek seçmiş olsaydım da yaşayacağım zorluklar olacaktı. Bu yüzden benim için önemli olan zorluk ya da süreç değil, neyi isteyip istemediğimdi. Şu an ise canımın sıkkın olma sebebi burada olmam da değildi, dişlerimdi. Yolculuğa çıkmadan önce diş tellerimi çıkarttırmıştım, bu yüzden ağzımda alışamadığım bir his vardı. Kötü bir his olmasa da beni huysuzlaştırıyordu. Diş tellerim çıkartılmış olsa da dişlerimin yapısının tekrar bozulmaması için dişlerimin arka kısmına ince bir tel takılmıştı, bu tellerle yaşamaya alışmam gerekiyordu.

💬

“Ambar kapaklarını kapatın!” diye tekrar bağıran adama kaydı gözlerim. Kaşları çatık bir şekilde etrafta koşuşturan adamları izliyordu. Sonra o mavi gözler bana doğru döndü. “Sen hâlâ burada mıydın?”

💬

Evet, onunla gemiye bindiğinde tanışmıştık. Adı Mustafa’ydı, iyi bir adama benziyordu ama biraz fazla bağırıyordu. İşinden olsa gerek diyerek bunu göz ardı ediyordum. O da kolay şeylerle uğraşmıyordu. Zaten bu gemi yolculuğu boyunca duyduğum gürültüler yüzünden, bağırışlara ve makine seslerine de alışmıştım.

💬

“Gideceğim,” diye seslendim yaslandığım korkuluklardan kalçamı ayırırken. Güvenli yol olarak sarıya boyanmış, tırtıklı yüzeyi olan yoldan ilerleyerek güverteye doğru yürüdüm. Bu kaymaz yol olarak adlandırılan kısım haricinde her yer pürüzsüzdü, yürürken, özellikle gemi hareket halindeyken sarı yoldan yürümek gerekiyordu. Aksi halde yeri boylamak çok da zor olmazdı. “Zaten benlik bir şey kalmadı.”

💬

Ona doğru gelişimi izlerken bir yandan da kapanan kapakları gözetliyordu. “Hava çiseliyor,” dedi. “Şu havaya bak! Fırtına yakındır. Yükleri boşaltma işini yarına bırakacağız.”

💬

Gözlerimi kara bulutların kapladığı gökyüzüne çevirip, “Doğru, fırtına yakın,” dedim, daha sonrasında ona baktım. “Konteynerler için neden acele ettikleri hakkında bir bilgin var mı?”

💬

Mustafa’nın kaşları çatıldı, bir süre düşünür gibi etrafına bakındı. “Aslında bilmiyorum. Onlara kalsa diğer gemiye bugünden yüklemelerini isteyecekler,” dedi tuhaf bir gülüş eşliğinde. “Yarın hava açarsa hiç beklemezler. Size de yol göründü.”

💬

“Ama daha yeni gelmiştik,” diye sızlandığımda Mustafa bana acıyan gözlerle baktı. “Bunu babamla konuşmalıyım. Onun da dinlenmesi gerek.”

💬

“Hadi hadi,” dedi elini sallayarak. “Sen de evine dön artık, yağmura yakalanma. Nasıl gideceksin?”

💬

“Arabamı limanda bırakmıştım,” dediğim anda burnumun ucuna bir yağmur damlası düştü. “Siz de burada çok kalmayın.”

💬

Mustafa’yla vedalaştıktan sonra kamarama dönüp sırt çantamı ve küçük el valizimi aldım. Ben limana indiğimde gemide kalan insanlar da gemiyi boşaltıyordu. Yirmi beş kişilik mürettebattan geriye on kişi kalmıştık. Eşyalarımla birlikte yolculuğa çıkmadan önce park halinde bıraktığım aracıma doğru ilerlerken, kamaradan çıkmadan önce kumaş pantolonumun cebine attığım araba anahtarını çıkardım. Bu şehirden ayrılalı bir aydan fazla olmuştu, ilk kez uzun bir yolculuğa çıkmıştım. Babam yanımdaydı, bu bana güven vermişti ama annemi ve kız kardeşimi özlemiştim. Arabanın arka kapısını açıp çantaları bırakırken de bu özlem elle tutabileceğim kadar gerçekçi bir duyguya dönüşmüştü.

💬

“Bir yarım saate evdesin kızım, dayan,” dedim kendi kendime. Ön kapıyı açıp sürücü koltuğuna bindiğimde hafif olan o rüzgâr da şiddetlenmiş, ıslıklar çalarak arabanın etrafından geçmişti. “Fırtına da tam gününü buldu.”

💬

Arabayı çalıştırıp ısıtıcıları açtım. Gemiye bindiğimde şubat ayındaydık, şimdi ise mart ayının son haftasında falan olmalıydık. Arabayı Ambarlı limanından uzaklaştırırken pantolonumun cebindeki telefonu çıkarıp araca bağladım. Gözlerim yoldaydı ama telefonu araca bağlamamla araçta yükselen ses, gözlerimin telefon ekranına kaymasına neden oldu. Annem arıyordu.

💬

Aramayı cevaplamamla annemin, “Niran,” diye sesinin yükselmesi bir oldu. Onunla bazen iletişim kuramasam da fırsat buldukça konuşmuş, sesini duymuştum. “Geldiniz mi?”

💬

Annem, Hırvatistan’da doğmuş, orada büyümüştü. Babamla orada tanışmışlardı. Ben de orada doğmuş, on yaşına gelene kadar da orada yaşamıştım. Daha sonrasında babamın doğduğu şehre, Artvin’e taşınmıştık. Ama Artvin’de uzun süre kalmamıştık, bunun sebebini hâlâ tam olarak bilmesem de babamın ailesiyle alakalı bir konudan dolayı olduğunu biliyordum. Bir sene kadar Artvin’de kaldıktan sonra da İstanbul’a yerleşmiştik. Yirmi iki yaşındaydım, 29 Mart’ta yirmi üç yaşına girecektim ve yaklaşık on iki senedir de İstanbul’da yaşıyorduk.

💬

“Babam benden önce çıktı, mama,” dedim telefonu kenara bırakıp gözlerimi yola çevirirken. “O gelmek üzeredir. Ben de trafiğe yakalanmazsam yarım saate evde olurum.”

💬

“İyi iyi,” dedi heyecanlı sesini saklamadan. Ben Türkçe konuşurken bir sorun yaşamıyordum, diksiyonum da iyiydi ama annem çoğu zaman bir Türk olmadığını belli ederdi. Özellikle öfkeli olduğunu anlarda Türkçe konuşmakta zorlanır, Hırvatça ve Türkçeyi birbirine karıştırarak konuşurdu. Böyle anlarda onu pek ciddiye alamaz, gülerdim, bana şirin geliyordu.

💬

“Melin evde mi?” diye sordum. Melin, yirmi yaşında olan kız kardeşimdi. Saç renklerimiz aynı olsa da onun gözleri anneminkiler gibi mavi, benim gözlerim de babamın gözleri gibi oldukça koyu bir kahverengiydi. Hatta benim göz rengim babamınkinden daha koyuydu. Yüz hatlarımızı dikkatlice incelemeyen biri ilk bakışta bizim kardeş olduğumuza kesinlikle inanmazdı. Ya da anne ve babamızı tanımayan biri.

💬

“Yeni geldi. O da seni bekliyor,” dediğinde kaşlarım havalandı. İçimden bir ses yeni gelmediğini, hatta hâlâ eve gelmediğini ve annemin telefonu kapattıktan sonra direkt onu arayacağını söylüyordu.

💬

Yine de bu düşüncemi dile getirmeden, “Tamam, anne,” dedim. “Gelirken almamı istediğiniz bir şey var mı?”

💬

“Hayır, bebeğim. Arabayı dikkatli sür yeter,” dediğinde hissettiğim şefkatle gülümsedim.

💬

“Dikkatli olurum. Seni seviyorum.”

💬

“Ben de seni çok seviyorum,” derken sesi ağlamaklı çıkmıştı. Ben ona yeniden bir cevap veremeden arama sonlandı.

💬

“Kırk beş yaşındasın ama sen de hâlâ büyümedin, mama,” dedim kendi kendime gülümserken.

💬

Küçükçekmece Gölü’nün üzerinden geçerken burnumu kırıştım. Bu gölün çevresine yayılan o koku buraya ilk geldiğim yıllardan beri hâlâ değişmemişti ve kesinlikle iğrenç kokuyordu. Kokudan uzaklaşmak için aracın hızını arttırırken kenara bıraktığım telefonumu elime alıp ilk aklıma gelen şarkıyı listeden seçtim. Kahraman Deniz’in sesi arabaya yayılmaya başladığında şimdi eve dönmüş gibi hissediyordum. Arabama binmeyi, araba sürerken sevdiğim şarkıları dinlemeyi de özlemiştim. Şehri özlemiş miydim, ona sonra karar verecektim…

💬

Belli ki nazım geçmiyor sana. Her güzel hikâye bitmeli aslında…

💬

Derin bir nefes alıp aracın hızını düşürdüm, birkaç saniye sonra ise yanan kırmızı ışıkla aracı tamamen durdurdum. Beklenen yağmur bir anda ön cama çarpmaya başladığında gözlerimi kaldırarak ön camdan gökyüzüne baktım. Silecekleri çalıştırdığım sırada kırmızı ışık sarıya döndü, sonra yeşile. Aracı tekrar hareketlendirdiğimde gök şiddetle gürledi. Şehre yağmurla birlikte gelmiştim.

💬

Parmaklarım şarkıyla birlikte direksiyonda ritim tutarken gözlerim yoldaydı. Bir yandan da aklım gidilecek diğer yolculuktaydı. Babam genelde uzun yolculuklarından sonra birkaç hafta uzun yola çıkmazdı, hatta ilk bir hafta dinlenirdi. Bu yüzden dün gemideyken bahsettiği konu kafamı kurcalamıştı. Konteynerlerin taşınma aciliyeti olsa bile bunu başka bir kaptan da yapabilirdi, babamın neden kabul ettiğini anlamıyordum. Benim gidip gitmeme kararımı bana bırakmıştı. Ama daha çok gelmemi istiyor gibiydi…

💬

Yağmurun şiddeti arabaların da yavaşlamasına neden oldu. Bu yüzden oturduğumuz sitenin otoparkına varana kadar kırk beş dakika geçti. Yarım saate evde olacağımı söylediğim annem, şimdiden fazladan geçen dakikaların hesabını tutmaya başlamış olmalıydı. Aracı park ettikten sonra telefonumu alıp araçtan indim, arka koltuğa bıraktığım sırt çantamı ve el valizimi aldım. Aracın kapılarını kilitledikten sonra otoparkın içinde ilerlemeye başladım. Dışarıdaki gök gürültüsü otoparkın içinde yankılanıyordu. Otoparktaki asansöre doğru ilerlerken asansörün önünde birinin daha beklediğini gördüm. Eskiden her yüze aşina olurdum ama bir süredir sosyal hayatımla ilgili iplerin ucu biraz elimden kaçmıştı.

💬

Kadına başımı hafifçe sallayıp selam verdikten sonra gülümsedim, o da gülümseyerek başını sallamıştı. Asansörün kapıları açıldığında ilk önce onun girmesini bekledim, o asansör kabinine binince ben de arkasından içeri girdim. Dokuzuncu katın düğmesine bastığımda kadın hiçbir harekette bulunmamıştı, sanırım o da benimle aynı kata çıkıyordu. Sırtımı asansör aynasına bastırıp derin bir nefes aldım. Asansörün metal kapısındaki yansımam çok yorgun görünüyordu. Sırt çantam bir kolumdan sarkarken valizi iki elle tutuyordum. Asansör yağın üzerinde gibi sarsıntısız, hızla hareket ediyordu. Dokuzuncu kata yaklaştıkça sanki burnuma annemin yaptığı yemeklerin kokusu geliyor, bedenim kendi rahat yatağımda yatıyormuşum gibi gevşiyordu.

💬

Asansörün kapıları dokuzuncu katta açıldığında, “İyi günler,” dedim kadına. Ben asansörden çıkarken o da “Size de,” diyerek karşılık vermişti.

💬

Omzumdaki çantanın kol kısmını tutup uzun koridorda sağa doğru ilerledim. Bir katta sekiz daire vardı ve biz koridorun sonunda, caddeye doğru bakan altmış dokuz numaralı dairede oturuyorduk. Oturduğumuz bina on katlıydı, dokuz ve onuncu kat tek daireydi, yani dubleksti. Dört odalı evimizin iki odası üst kattaydı ve bu odaların birinde ben, diğerinde Melin kalıyordu. Daha önce müstakil bir evde yaşıyorduk. Açıkçası o evi daha çok seviyordum, hem orası İstanbul’a taşındıktan sonraki ilk evimizdi ama şehrin merkezi semtlerine uzaktı, şartlar değiştikçe de buna ayak uyduramamıştık.

💬

Uzanıp zile bastığım sırada yüzüme sıcak gülümsemelerimden birini yerleştirdim. Diş tellerimi çıkarttıktan sonra gülümsemek bile bir garip hissettiriyordu. Alıştığın bir şeyin yokluğu her zaman ilk başlarda garip hissettirirdi, bu durum her şey için geçerliydi. Kapının arkasından bir kilit sesi duydum, annem her zaman kapıyı kilitlerdi. Kapı açıldığında yüzüme sıcak kek kokusu çarptı, bu gülümsememi büyüttü.

💬

“Niran!” Annem cıvıl cıvıl sesiyle küçük bir çocuk gibi boynuma atladığında kıkırdadım. Elimdeki valizi yere bıraktım ama omzumdaki çantayı çıkarmadan kollarımı annemin beline sardım. “Hoş geldin.”

💬

“Hoş buldum, mama,” dedim gülümseyerek. Gözlerim onun omzunun üzerinden antreye doğru kaydığında Melin’in de vestiyerin önünde dikildiğini gördüm.

💬

Babam içeriden, “Kapının önünde dikilmeyin,” diye seslendiğinde annem dudaklarını yanağıma bastırıp geri çekildi. Yere bıraktığım valizi almak için eğilecekken annem benden önce davranıp valizimi aldı. İçeri girip ayakkabılarımı çıkardıktan sonra ayağıma Melin’in yere bıraktığı panduflarımı geçirdim. Panduflarımı bile özlemiştim.

💬

Sırt çantamı vestiyere bıraktığımda, “Hoş geldin,” dedi Melin, bana doğru uzanınca kollarımı açarak ona sarıldım.

💬

“İyi görünüyorsun,” diye mırıldandım. Onunla çoğu zaman tartışmalar yaşasak da birbirimizden başka kimsemiz olmadığını bilirdik, bu yüzden tartışmalar uzamaz ya da bizi geri dönüşü olmayan durumlara sokmazdı.

💬

“Senin için de aynısını söylemek isterdim,” dedi gülerek. Ondan ayrıldıktan sonra gülerek omzuna vurdum. Bir elim hâlâ onun belindeyken birlikte salona geçtik.

💬

Babam tahmin ettiğim gibi benden önce gelmişti. Üzerinde onu son gördüğümün aksine üniforma değil, spor kıyafetler vardı. Salonun köşesindeki yemek masasında oturuyordu, masanın üzerindeki laptopu açık haldeydi. Biz içeri girdiğimizde gözleri bize çevrildi. O bana göz kırparken annem, “Aç mısın? Babana sordum ama o aç değilim deyip durdu,” dedi, sesinde sitem vardı.

💬

Aç hissetmememe rağmen onu kırmamak için, “Senin yemeklerine hayır demem,” dediğimde, annem ellerini birbirine çarpıp arkasını döndü ve salondan çıktı. Gülerek başımı iki yana salladım.

💬

“Yükleri boşaltmadılar değil mi?” diye sordu babam gözlerini tekrar dizüstü bilgisayarının ekranına çevirirken.

💬

“Hava bozuk diye yarına bıraktılar,” dedim koltuklardan birine otururken. Dikkatli gözlerle babamı süzdüm. “Diğer gemi kesin yarın mı hazırlanacak?”

💬

Babam bir an duraksadı, üzerinden geçen gerginlik gözümden kaçmamıştı. “Hava sabah açmış olur. Erkenden başlayıp akşamüzeri bitirmiş olurlar.”

💬

Kaşlarım havalandı. “Bir günde bütün konteynerleri yerleştirebilecekler mi?”

💬

Babam derin bir nefes aldı, ardından dizüstü bilgisayarın kapağını indirerek bana doğru döndü. Melin’in meraklı bakışları da ikimizin üzerindeydi. “Gemi tam kapasite doldurulmayacak.”

💬

Melin şaşkınca, “Yarın gidecek misiniz tekrardan?” diye sordu.

💬

“Kim gidiyor?” Annemin çatık kaşlarla içeri girdiğini görünce parmaklarımı şakağıma bastırıp sesli bir nefes bıraktım.

💬

“Acil bir iş. O yüzden yarın akşam tekrar yola çıkacağım,” dedi babam oturduğu sandalyeden kalkarken. Annemin gözleri bana döndü ama üzerimde çok durmadan tekrar babama çevrilmişti. “Niran evde kalacak.”

💬

“Artık eskisi kadar genç değilsin ve hiç dinlenmedin,” dedim çatık kaşlarla onun sırtına bakarken. “Gelip sana yardım edeceğim. Senin olduğu kadar benim de işim bu. Ayrıcalık tanınmasına gerek yok. Doldurulması gereken bir staj defterim var.”

💬

Annem, “Niran,” dediğinde bunun beni durdurmak için verilen bir çağrı olduğunu biliyordum.

💬

Babam bir şey söylemeden salondan çıkınca gözlerim anneme döndü. “Ben de evde kalmak, birkaç gün dinlenip kafa dağıtmak istiyorum, anne. Ama bu acil bir işse, o hiç dinlenemeden gidiyorsa, bunu ben de yapabilmeliyim.”

💬

“Birkaç gün bile olsa ertelemenin yolu yok mu?” diye sordu Melin.

💬

Gözlerim salonun kapısına, babamın arkasında bıraktığı boşluğa takıldı. “Asaf Kaptan’ın yüz ifadesine bakılacak olursa yok.” Annem de bu durumdan hoşlanmamıştı. “Bir şeyler yiyelim. Sonra duş alıp üzerimi değiştiririm.”

💬

Birlikte mutfağa geçtiğimizde babamın orada olmadığını gördüm. Büyük ihtimalle odasına çekilmişti. Mutfaktaki, salondaki kadar büyük olmayan masaya yerleştik. Melin karşıma otururken annem bizim içim yemek tabaklarını hazırlıyordu. Dışarıdan geldiğimi ve ellerimi yıkamadığımı hatırlayınca, “Ben bir ellerimi yıkayıp geliyorum, yemeğe başlayın siz,” diyerek sandalyeden kalktım. Mutfaktan çıkıp alt kattaki banyoya doğru ilerledim, yürüdüğüm koridorun sonunda üst kata çıkan merdivenler vardı. Merdivenlerin sağ tarafında annem ve babamın odası, sol tarafında boş bir oda vardı. Boş oda, misafir odası olarak kullanılıyordu. Ebeveyn odasının olduğu tarafta bir kapı daha vardı, o da banyoya açılıyordu.

💬

Banyonun önüne geldiğimde babamların odasının kapısının açık olduğunu gördüm, içeriden babamın sesi geliyordu, telefonla konuşuyor olmalıydı. Banyonun aralık duran kapısını ittiğim sırada, “İki saat kala bana haber verirsiniz,” dediğini duydum babamın. Elim kapıda bir şekilde durup bekledim. “Bu acele ne anlamıyorum. Bir hafta bekleyemiyorlar mı?” Sorusundan sonraki sessizlik birkaç dakika sürdü. “Ekstra ücret ödemelerinden belli zaten. Neyse Orhan, senin de paraya ihtiyacın vardı, iyi oldu.” Başımı iki yana sallayarak banyoya girerken son duyduğum şey babamın vedalaşarak telefonu kapatması oldu.

💬

Banyonun kapısını kapattım. Suyu açtıktan sonra sabunladığım ellerimi köpürtürken aynaya bakıyordum. Babam ne zaman yolculuğu bitirip eve dönse evdeki herkeste bir mutluluk ve heyecan olurdu. Yorgun dahi olsa enerjisini yüksek tutar, bize bunu belli etmezdi. Bugün ise onu daha önce görmediğim bir şekilde görmüştüm. O asla eve döner dönmez bilgisayar başına oturmazdı. Suyu kapatıp metal askılıktaki havluyu aldım ve ellerimi kuruladım. Annemi ve Melin’i tekrar yalnız bırakacak olmak da içime oturmuştu. Keşke gideceğimiz her yere onları da götürebilseydik.

💬

Banyodan çıkıp koridora girdiğimde, babamın sesinin bu kez mutfaktan geldiğini duydum. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim, gergin havayı daha da gerginleştirmek istemiyordum. Aile içi tartışmalarımız çok az olsa da her seferinde yapıcı ve toplayıcı taraf olmayı tercih ediyordum. Bunun sebebi kavgalardan hoşlanmamamdı. Mutfağa girdiğimde anne ve babamın ayakta, Melin’in de bıraktığım gibi masada olduğunu gördüm. Annem gülerek konuşurken babam onun beline sarılmış, güler yüzüyle onu dinliyordu. Sanırım babamın dudaklarındaki gülümseme de benimkiyle aynı anlamı taşıyordu.

💬

“Kocanız geldiği için pek mutlusunuz, Melani Hanım,” dedim gülerek yanlarından geçerken. Kendi sandalyeme oturduğum sırada annem, babamdan ayrılıp bana doğru eğildi ve dudaklarını saçlarıma bastırdı.

💬

“İkiniz geldiniz diye o,” dedi yarım yamalak, dudaklarını bu kez şakağıma bastırdı. “Yemeğini ye hadi.”

💬

“Ben de şu kira ve fatura ödemelerini halledeyim telefondan,” dedi babam boynunu esnetirken. Mutfaktan çıkmadan önce durup, “Bana az şekerli bir kahve yapar mısın, hayatım?” diye sordu anneme.

💬

Annem, “Tabii, git sen, ben getiririm birazdan,” dediğinde babam gülümseyerek başını salladı. O gülümseyişin mutfaktan çıkarken yüzünden kaybolduğunu görmüştüm.

💬

Derin bir nefesten sonra çatalı elime aldığımda, “Bu kez nereye gideceksiniz?” diye sordu Melin.

💬

Göz ucuyla ona bakıp çatalıma aldığım makarnaları ağzıma attım. Bazı baharatlar bana sindirim sorunu yaşatıyordu. Makarnadaki köri de onlardan biriydi. Annem bunu biliyor olsa bazen unutuyordu, ben de bozuntuya vermiyordum. Yaşadığı suçluluk hissi küçük olsa da o çoğu zaman bunu kafasında büyüterek kendine eziyet ediyordu. “Casablanca,” dedim çatalımı tekrar makarnalara batırırken. “Daha erken döneriz büyük ihtimalle.”

💬

Melin ellerini çenesine yaslayıp, “Ben de sizin izinizden mi gelseydim acaba? Ne güzel geziyorsunuz,” dedi. Onun tabağı boştu, büyük ihtimalle daha önce yemişti, bu yüzden tabağına makarnayı az koymuş ve ben gelene kadar bitirmişti.

💬

Gözlerimi devirip, “Seni deniz tutuyor,” dediğimde yüzünü buruşturdu. “Yolculuğun baygın geçerdi.”

💬

“Neyse, ben zaten mutluyum kendi bölümümle.”

💬

Melin, grafik tasarım bölümünde okuyordu. Normalde İzmir’i kazanmış, ilk yarıyılı orada okumuştu fakat sonra buraya, İstanbul’a geçiş yapmıştı. Bunun sebebi tamamen anneme olan düşkünlüğünden kaynaklanıyordu. Biz yokken annemin yalnız kalmasını istememişti. Bu konuda ona minnettardım, içimi biraz olsun rahatlatmıştı.

💬

Annem yaptığı kahveyi babama götürürken ben de boş tabağımı ve çatalımı durulayıp makineye attım. Antrede bıraktığım çantamı ve valizimi aldıktan sonra odama çıktım. Valizi kapının kenarına bıraktım çünkü içindeki kıyafetlerim kirliydi, çamaşır makinesine atmam gerekiyordu. Sırt çantamı da yere bıraktık sonra ellerimi belime yerleştirip gözlerimi odamda gezdirdim. En üst katta olduğumuz için odam geniş bir terasa açılıyordu. Melin ile odalarımız yan yanaydı, onun da odasında terasa açılan bir kapı vardı. Üst kattaki banyoyu da ortak kullanıyorduk.

💬

Çift kişilik, siyah demirden bir karyolam vardı. Nevresimler son bıraktığımdan farklıydı, annem ben yokken odamı temizlemiş olmalıydı. Yatağım odanın ortasında diyebileceğim bir yerdeydi. Sol taraftaki, yani yatağın teras tarafında kalan yanında çalışma masam, çalışma masamın yanında çok da büyük olmayan bir kitaplığım vardı. Karşısındaki duvarda, yani kapı tarafındaki duvar dibine makyaj masam yerleştirmiştik, o da yine teras tarafında kalıyordu. Çalışma masamı da makyaj masamı da özellikle teras yönünde istemiştim çünkü ışık daha iyi vuruyordu. Gardırobum ise diğer tarafta kalıyordu. Mobilyalarımı geçen sene yenilemiştik. Daha önce beyaz mobilyalar kullanırken şimdi siyah ve gri tonlarında kullanıyordum. Değiştirme konusunda pişman mıydım? Hayır. Ama renk konusunda pişmandım. Ne kadar temizlersem temizleyeyim sanki tozlu görüntü hiç gitmiyor gibiydi.

💬

Gözlerimi terasın mermer zeminine şiddetle çarpan yağmur damlalarından ayırıp gardırobuma yöneldim. İhtiyacım olan temiz kıyafetlerimi ve gözüme son anda çarpan bornozumu aldım. Bornozum dolabımda olduğuna göre annem kıyafetlerime de el atmıştı. Normalde işlerime karışılmasından pek hoşlanmasam da onun peşimde dolanması beni huzursuz etmiyordu. O da bir şekilde kafasını dağıtmaya çalışıyordu.

💬

Odamdan çıkarken aklımı kurcalayan şeyler, banyoya girdikten sonra benim zorlamam sonucu kilit altına alındı. Şimdi tek istediğim temiz kıyafetlerimle yatağıma uzanmak, telefonumdaki bildirimleri kontrol etmek ve benden haber bekleyen arkadaşlarımla konuşmaktı. Kafamı dinleyebileceğim tek günüm varken bunu heba etmek istemiyordum. Yarın olacakları yarın düşünecektim.

💬

🌪️

💬

İlk başta bana koca bir zaman dilimi gibi gelen yirmi dört saat bittiğinde, zamanın akmasını istemediğimiz zamanlarda daha hızlı aktığını bir kez daha anlamıştım. Dışarıdaki fırtına bütün gece sürmüştü. Ama sabah olduğunda, sanki dün yarılan o gök hiçbir hasar almamış gibi güneşi doğurmuştu. Uyandığımda, sabah kahvaltımızı yaptığımızda ruh halim iyiydi. Ta ki saatler daha da hızlı ilerlemeye başlayana kadar. Gözlerim elimdeki telefonun sol köşesine, saate kaydı.

💬

15:24.

💬

Kahvaltıdan sonra staj defterim ve doldurduğum formlarla birlikte fakültemdeki staj bürosuna gitmiş, gerekli işleri halletmiş, aynı staj defterimle eve geri dönmüştüm. Tekrar gitme vaktimizin geldiğini bilen annemin yüzündeki ifade, bir önceki gidişimizdekinden daha buruktu. Bunun da sebebi bizimle çok fazla zaman geçiremediğindendi. Salondaki sessizliği babamın telefonu böldü ama babam telefonuyla birlikte salondan çıkınca ortam yine sessizleşmişti. Yeniden yola çıkacak olmak değil de evdeki bu havaydı beni boğan.

💬

“Dikkat et kendine tamam mı?” Annem elini dizimde duran elimin üzerine koyduğunda gözlerim ona kaydı. “Sana düşen işten fazlasını yapmaya kalkışıp kendini yorma.”

💬

“Merak etme, yorulmuyorum,” dedim ben de elimi onun elinin üzerine koyarken. Yoruluyordum ama bunu bilmesine gerek yoktu. Şu yönden şanslıydım, gemi kimyasal madde taşıyan bir gemi değildi. O tür gemilerde çalışmak gibi yolculuk etmek de tehlikeli oluyordu. Babamla sabah tekrar bir konuşma yapmıştık ve ona gerçekten gelmek istediğimi söylemiştim. Hoşnut olmasa da gelmemem konusunda ısrar etmemişti. “Daha erken geleceğiz, üzülme.”

💬

“Niran, ben önden gidiyorum kızım,” diyerek salona girdi babam. “Bir yere uğrayıp öyle geleceğim. Sen de yarım saat içinde çıkmış ol.”

💬

Başımı yavaşça sallayıp, “Tamam baba,” dedim.

💬

Babam, Melin’e sarılıp onu yanaklarından öptükten sonra anneme yaklaştı. Annemin masmavi gözlerinin önüne sudan bir duvar örülmüştü. Gözlerinin bir anda bu kadar kızarabilmesi bana hep tuhaf geliyordu, Melin’de de aynısı oluyordu. Babam, annemin yanağını öpüp, “Ben gelene kadar iyi bak kendine,” dedi, dudakları bu kez saçlarına dokundu. “Döndüğümde seni ve kızımızı sapasağlam bulacağım.”

💬

Annem burnunu çekip, “Bizi merak etmeyin siz,” dediğinde gözlerimi onlardan ayırdım, bu defa Melin’le göz göze geldim. “Asıl siz dikkatli olun, sağ salim dönün.”

💬

Babam tekrar annemin saçlarını öpüp, “Dikkat ederiz,” dedi. Sonra sesini alçaltıp, “Seni seviyorum,” dediğinde dudaklarım iki yana çekildi.

💬

Babam vedalaşıp salondan çıksa da annem de onu takip etmiş, arkasından gitmişti. Tam Melin’e seslenecekken çalan telefonumla ilgim telefonun ekranına kaydı. Ayağa kalkıp pencereye doğru ilerlerken aramayı yanıtladım ve telefonu kulağıma yasladım. “Efendim?” Parmaklarımla beyaz tül perdeyi kenara ittim.

💬

“Çıktın mı evden?”

💬

“Birazdan çıkacağım,” dedim. “Bir şey mi oldu?”

💬

Sıkıntılı bir nefes verip, “Bir ihtimal iptal edilmiştir dedim ama edilmemiş,” dediğinde kısık sesle güldüm. “Görüşemedik de zaten.”

💬

“Döndüğümde bol bol vakit geçiririz, Hanzade,” dedim gülerek. “Sızlanma. Ben de bu durumdan memnun değilim ama işte.” Derin bir nefes aldım. “Ben dönene kadar da Göksal’la aranızda olan sorunu çözmeye çalışın. Her ne kadar arkadaşın olsam da ortadaki problem senden kaynaklanıyor. Bunu oturup iyice düşün.”

💬

Mırın kırın ederek, “Tamam,” dediğinde gülümsedim. “Sen bizi düşünme. Her zamanki şeyler işte. Neyse, seni daha fazla oyalamayayım. Dikkat et kendine.”

💬

“Siz de dikkatli olun. Öptüm ikinizi de,” dedim. O da telefona öpücükler atarak bana karşılık verdikten sonra aramayı sonlandırdı.

💬

Hanzade ile lisede tanışmıştık, sanırım lisenin üçüncü yılındaydık. O başka bir okuldan bizim okula nakil olmuştu. Tam önümdeki sıraya oturmuş, ilk teneffüste de arkasını dönerek bana kahve içmeyi teklif etmişti. Yeni gelen bir kızdan böyle bir atak beklemediğimden dolayı nasıl şaşırdığımı hâlâ hatırlıyordum. Ama o tahminlerimin aksine ortama çok çabuk adapte olmuştu. Onunla tanışmamız kantinde kahve içerken başlamıştı, o günden sonra da birbirimizden ayrılmamıştık. Aynı şehirlerde olsa da farklı üniversitelerde okuyorduk. Ben Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği okurken o, Kimya Mühendisliği okuyordu. Göksal ise onun üniversitenin ilk yılında tanıştığı sevgilisiydi. İlişkileri bana her zaman sağlıklı gelmişti ama şu sıralar, yani birkaç aydır inişli çıkışlı bir şekilde ilerliyorlardı.

💬

Araladığım perdeyi kapatıp telefonumdaki saate bakarak salonun kapısına doğru ilerledim. Melin son bıraktığım gibi salonda değildi, gittiğini fark etmemiştim. Koridora çıktığımda annem de burnunu çekerek mutfaktan çıktı. Gözü bir an kapının önünde duran valizime ve çantama kaydığında, sertçe yutkundum. Sabah kirli eşyalarımı çıkarıp yerlerine temizlerini koymuş, çanta ve valizimi tekrar hazırlamıştım.

💬

“Ben de artık gideyim,” diye mırıldandığımda, annemin valizde oyalanan gözleri bana döndü. “Dönerken sana getirmemi istediğin bir şey var mı?”

💬

“Hayır,” dedi tekrar burnunu çekerek, gülümseyip başımı salladım. Yanıma gelip bana sarıldığında kollarımı onu bekletmeden beline sardım. “Siz dönün yeter.”

💬

“Döndüğümüzde bol bol vakit geçireceğiz,” dedim onu yatıştırma isteğiyle. Gözlerim mutfaktan çıkan kardeşime kaydı. Yüzü kızarmıştı. Ne kadar atışsak da bana da düşkün olduğunu biliyordum, gitmemi istemiyordu. “Seni seviyorum, mama. Üzme kendini.”

💬

“Üzmem,” derken sesi sızlanır gibiydi. Dudaklarımı omzuna bastırdıktan sonra ondan ayrıldım.

💬

Kollarım bu kez kardeşime dolandı. “Annemi evde yalnız bırakma,” diye mırıldandığımda başını yavaşça salladı. “Kendine de dikkat et.”

💬

“Ederim,” diyerek belimi okşadı. Dudaklarımı birbirine bastırarak geri çekilirken göğsüm sıkışmaya başlamıştı. Buna bir şekilde alışmam gerektiğini biliyordum, böyle vedalar yaşayacağımın da her zaman farkındaydım. Ama düşünmekle yaşamak aynı şeyleri hissettirmiyordu.

💬

Telefonumu üniformamın kumaş pantolonunun cebine attım. Annem ve kardeşim arkamda dikilirken eğilip ayakkabılarımı giydim, ardından yerdeki sırt çantamı ve valizimi aldım. Ben kapıya uzanmadan Melin benden önce davranıp kapıyı benim için açtı. Dün bu eşikten geçerken heyecanla çarpman kalbim, şimdi aynı eşikten geçerken sızlıyordu. Yüzüme yerleştirdiğim gülümsemeyle son kez onlara baktım ve elimi kaldırıp yavaşça salladım. Kapı ben asansöre binene kadar kapanmayacaktı, ben asansöre bindikten sonra ise annem ağlayarak kapıyı kapatacak, içeri geçecek, ağlamaya devam edecekti. Bunu bir kez yaşadığımdan dolayı değil, babamın her gidişinden sonra bu görüntüye şahit olduğumdan biliyordum.

💬

Tahmin ettiğim gibi asansöre binene kadar evin kapısı kapanmadı. Asansöre binip otoparkın olduğu katın düğmesine bastığımda ve asansörün kapıları hareket ettiğinde, koridorda yankılanan kapının sesi bizim eve aitti. Sırtımı aynaya bastırıp sesli bir nefes verirken gözlerimi gittikçe azalan, beni otoparka yaklaştıran kat sayısının yazdığı ekrana çevirdim. Göğsümü bir anda bu kadar sıkıştıran hissin sadece az önce yaşadığım vedadan dolayı olup olmadığı konusunda emin değildim.

💬

Otoparka inip aracıma doğru ilerledim. Ayaklarımı geri geri iten hise rağmen arabama ulaştığımda, cebimden çıkardığım uzaktan kumandayla kapıları açtım. Valizimi ve sırt çantamı arka koltuğa attıktan sonra kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçtim. Büyük ihtimalle insanların iş ve okul çıkışı saatlerine denk geleceğimden trafik beni biraz bunaltacaktı. Buna alışsam da alışmış olmak bile sinir bozucuydu.

💬

17:27.

💬

Bu, limana ulaştığımda, aracı park edip telefonuma baktığımda ekranda gördüğüm saatti. Limanda öyle büyük bir gürültü vardı ki, araçtan inmemiş olsam da aracın içinin dışarıdan bir farkı yoktu. Telefonu cebime atıp arabadan indim. Arka koltuktaki eşyalarımı alırken gözlerim limandaydı. Yüklemesi devam eden küçük büyük birçok gemi vardı, portal vinçler ve normal vinçler hareket halindeydi. Sırt çantamı omzuma asıp valizi elime aldım. Normalde bu kadar geç bir saatte gelemeyeceğimi biliyordum, babamın bu seferlik bana kıyak geçtiğinin farkındaydım. Ki normal şartlarda bundan rahatsız olurdum ama bu aciliyeti olan iş benim de dengemi altüst etmişti.

💬

Limandaki konteynerlerin arasından geçerek uç kısma doğru ilerlerken gözlerim tanıdık bir yüz arar gibi hızla etrafı tarıyordu. Tam kimseyi bulamayacağımı düşünüp telefona sarılacakken ileride dikilmiş, vincin kaldırdığı konteynere bakan Orhan amcayı gördüm. Orhan amca babamın arkadaşıydı. Dün döndüğümüz gemide ikinci kaptanlığı üstlenmişti. Genelde de onu babamla bir arada görürdüm, bu yüzden şu an onu görmek beni çok da şaşırtmamıştı. Zaten dün babamla olan konuşmalarına da şahit olmuştum. Babam gelmemiş miydi?

💬

“Orhan amca,” diye seslendim ama gürültü fazlaydı, beni duyması zordu. Ona biraz daha yaklaştıktan sonra tekrardan, “Orhan amca!” diye daha yüksek bir sesle bağırınca, irkilerek gözlerini benim olduğum yöne çevirdi.

💬

“Niran,” dedi bedenini bana doğru çevirirken. “Ben de gemideyken sana bakmıştım. Yeni mi geldin?”

💬

“Evet,” dedim bir elimi kulağıma bastırırken, sesler yüzünden sağ kulağım zonkluyordu. “Hangi gemiyle gideceğiz? Yüklemesi bitti mi?”

💬

Orhan amca arkasını dönerek ilerideki gemiyi gösterdiğinde ben de işaret ettiği yere baktım. Gösterdiği Panamax türündeki bir gemiydi. “Bir saat önce bitti, son kontrolleri yapılıyor. Ben de geri dönecektim, birlikte gidelim.”

💬

Başımı sallayıp, “Olur,” dedim. “Bu kadar erken nasıl bitirdiler?”

💬

“Bin sekiz yüz konteyner yüklediler,” dedi düşünceli bir sesle. “Şimdilik bir sorun görünmüyor. İlk başta biraz şüpheli gibi gelse de konteynerler ve gemi bütün denetimlerden geçti, herhangi bir sorun yok.”

💬

Panamax gemi, beş bin, belki biraz daha fazla yük alabilirdi. Yarısı kadar bile olmayan yük için aceleci tavırlar gerçekten garipti. “Bir limanda durup gemiyi tamamlayacak mıyız yoksa bu sayıyla mı gidecek?”

💬

Sadece, “Bir yerde durmayacağız,” dedi, ben de daha fazla uzatmayıp başımı sallamakla yetindim.

💬

Geminin liman tarafından indirilen merdivenini kullanarak birlikte güverteye çıktık. Geminin güvertesinde tahmini beş yüz tane konteyner vardı, gerisi ambarlara yüklenmişti. Orhan amcanın yanından ayrıldıktan sonra kalacağım kamarayı öğrenmek için personel salonuna indim. Herkesin kalacağı kamara ben gelmeden ayarlanmıştı ve öğrendiğime göre de gemide yirmi dört kişilik bir mürettebat vardı. Kalacağım kamaranın kapısını açıp içeri girdim. İçeride tek kişilik bir yatak, normal boyutlarda bir masa, tek kişilik bir koltuk ve eşyalarımı koyabileceğim bir dolap vardı. Girişte, solda kalan kapıyı hafifçe ittiğimde, odada küçük bir banyo olduğunu da gördüm. Diğer gemideki kaldığım kamarayla hemen hemen aynıydı, sadece biraz daha küçüktü.

💬

Eşyalarımı kenara bıraktım, yerleştirme işini sonra da yapabilirdim. Sırt çantama koyduğum staj defterimi çıkardım. Giriş yaptığıma dair kaptana imza attırmam gerekiyordu. Defteri kolumun altına alıp banyoya geçtim. Banyodaki küçük aynada yüzümü ve saçlarımı kontrol ettikten sonra defteri bacaklarımın arasına sıkıştırdım, ellerimle gömleğimi düzelttim. Birkaç saat sonra dağılacaktım büyük ihtimalle ama şu an tertipli görünmeliydim. Defteri tekrar kolumun altına alıp kamaramdan çıktım.

💬

İlk olarak gemideki personellere kendimi tanıttım. Gemide benden başka stajyer olmadığını öğrenmiştim. Bu yolculuk sürecinde en çok iletişim halinde olacağım kişi üçüncü kaptandı. Adının Eser olduğunu öğrendiğim kırklı yaşlarındaki kaptan, bana şu anlık iyi bir enerji vermişti. Güler yüzlü birine benziyordu ama iş yoğunluğu arasında bu şekilde mi kalırdı emin değildim… Köprü üstündeki eğitimim ve ekstra belge düzenleme, inceleme işlerimden sonra ben de aynı şekilde kalmayacaktım.

💬

Defterimi köprü üstüne bıraktıktan sonra güverteye indim. Hava kararmaya başladığı için sıcaklık da düşmeye başlamıştı, gemi hareketlendikten sonra dönüp üzerime bir şeyler alsam iyi olacaktı. Güvertedeki personellerin arasından geçip konteynerlere doğru ilerledim. Limandaki aydınlatmalar açılmıştı. En çok da limanların hava karardığındaki görüntüsünü seviyordum. Aydınlatmalarla ışıl ışıl bir yere dönüşüyordu. Üst üste dizilmiş dev konteynerlerin arasından geçerken küçük bir tedirginlik hissetmiştim. İyi bir şekilde sabitlendiklerine emindim ama yine de ürkütücü görünüyorlardı. Kuru yük gemilerinde güverte boş olur, ambarlar doldurulurdu, o yüzden daha az korkutucu dururlardı. Bu ise benim ilk konteyner gemisi maceram olacaktı. Yolculuk sırasında konteynerleri kontrol etmeye, üzerlerindeki kodlara bakmaya gelen bir görevli de oluyordu. Eğer müsait bir zamanıma denk gelirse kesinlikle ona eşlik edip o anlara da şahit olmalıydım.

💬

Saçlarımı topladığım için açığa çıkan kulaklarıma soğuk hava çarpıyordu, kızardıklarına emindim. Ellerimi kulaklarıma bastırıp puntellere doğru ilerlerken güvertenin uç kısmındaki hareketlilik dikkatimi çekti. Üniformalı insanların dışında normal kıyafet giyen biri kolaylıkla dikkat çekerdi. O yöne ilerleyecekken, “Niran,” diye adımın seslenilmesiyle durdum, arkama baktım.

💬

Babamın güvertede, üzerindeki üniformasıyla görünce içimde nedenini bilmediğim bir rahatlama oluşmuştu. Bir topluluğun içindeyseniz ve hiç kimseyi tanımıyorsanız, tanıdık bir kişinin varlığı bile size iyi gelirdi. Gemi bindiğim andan beri ilk kez bana tanıdık bir yerdeymişim gibi hissettirmişti. Her zaman babamla birlikte olamayacağımı biliyordum ama en azından alışmama yardımcı oluyordu.

💬

“Gemiye sonradan dahil olursun diye düşünüyordum,” dedim ona doğru yaklaşırken.

💬

“Kamarana yerleştin mi?” diye sordu üzerindeki ceketin düğmesini iliklerken. “Üzerine bir şeyler al, hava serin.”

💬

Başımı yavaşça sallayıp, “Yola çıkalım ilk, sonra kamarama dönüp alacağım,” dediğimde kaşları çatılsa da bu konuda bir şey söylemedi.

💬

“Hazırlanalım bakalım,” diye mırıldandıktan sonra arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Canı biraz sıkkın gibi görünüyordu. Kollarımı göğsümde toplayıp derin bir nefes aldığım sırada arkamdan bir ses gelince dikkatim o yöne kaydı. Sonra az önce gördüğüm sivili hatırladım.

💬

Kaşlarımı çatıp güvertenin ucuna doğru yürürken gözlerim konteynerlerin arasında geziniyordu. Konteynerler sıra sıraydı ve aralarında birkaç metrelik boşluk vardı. Koridor gibi olan bu boşluklara bakarken birine rastlamadım. Bu bende daha büyük bir şüphe uyandırdı. Talimatlar veren üçüncü kaptanın sesini duyduğumda geri dönmek istedim ama beni durduran, yakınlardan gelen başka bir ses oldu.

💬

“Ambarlara yerleştirip güvene almışlar demek ki,” dediğini duydum o sesin. Bu bir adama ait kalın bir sesti. Göğsümde topladığım kollarımı iki yanıma indirip sese doğru ilerledim. Böyle bir cümleyi bir personelin kuracağını düşünmüyordum. Sessiz adımlarla ilerleyip bir diğer konteyner boşluğuna baktığımda sesin kaynağını bulmuştum.

💬

Benden bir kafa boyu kadar uzun duran adamın sırtı bana dönüktü, üzerinde koyu kahverengi bir kaban vardı. “Siz kimsiniz?” diye aniden sorduğumda, adamın kulağındaki telefonu tutarken duraksadığını hissettim. “Personellerden biri misiniz?”

💬

Bir süre bekledikten sonra, “Birazdan geleceğim, bekle beni,” dedi, bunu telefonda konuştuğu kişiye söylemişti. Telefonu kulağından uzaklaştırdıktan sonra kabanının cebine attı. Çatık kaşlarla onun hareketlerini izlerken bana doğru döndü. Sırtının hizasında olan gözlerim yukarı, yüzüne doğru çıktı. Gemideki ışıklandırma onun yüzünü net görmemi sağlıyordu. Kahverengi saçlarının üst kısmı uzundu ve muhtemelen rüzgârdan dolayı karışmıştı. Aramızdaki mesafeden dolayı göz rengini tam olarak göremesem de kahverengi ya da ela gibi duruyordu.

💬

“Personellerden biri değilseniz bunu bildirmem gerekecek,” deyip geriye çekildiğim sırada bana doğru birkaç adım atınca durdum.

💬

“Personel değilim,” dediğinde gözlerim yeniden yüzüne çevrildi. Her adımında bana biraz daha yaklaşıyordu ve bu da onun yüzünü daha net görmemi sağlıyordu. Gözleri elaydı. “Gemide bana ait konteynerler var. Onlar için gelmiştim. Ama gitme vaktim geldi.” Gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmamıştı ve bu şüphenin içime bir demirin denize atıldığı gibi atılmasına neden olmuştu. Gözlerimi kıstım. “Size iyi yolculuklar.”

💬

Yanımdan geçip gidecekken ani bir refleksle kolunu tuttum. Onun adımları kesilirken elimi çekmekle çekmemek arasında kalmıştım. “Gitmeden önce kaptanlardan birine görünmeniz gerek. Yük sahibi olsanız da bu şekilde gemiye binip inemezsiniz,” dedikten sonra elimi geri çektim.

💬

Adam bana bakmadan, “Haberleri var. Gemi hareketlenmeden gideyim,” dedi, tekrar hareketlenip yürümeye başladığında gözlerimi sırtına diktim. Güvenli yola çıktım ve durup onun gidişini izledim. Merdivenlere doğru ilerledi, merdivenlerin olduğu kısımda durdu, limana doğru baktı. Dudaklarının hareket ettiğini görmüştüm ama ne söylediğini bu mesafeden duyamazdım.

💬

Bir anda yönünü değiştirip tekrar bana doğru gelmeye başladığında adımları az öncekinden daha hızlıydı. Ne olduğunu algılayamadığım için öylece bakakaldım. Gözlerim anlık aşağıya, limana doğru kaydığında limandaki hareketliliği fark ettim. Sonra demirlerin çekilmesi ve limana uzanan merdivenlerin çekilmesi için verilen emri duydum. Bu paniklememe neden olmuştu çünkü sivil biri hâlâ içerideydi.

💬

“Ne duruyorsun hâlâ? İnsene,” diyerek ona doğru ilerlediğin sırada o da bana doğru geliyordu. “Bekleyin,” deyip merdivenleri çekmelerine engel olmak istedim ama adamın kolumu tutup beni durdurmasıyla cümleme devam edemedim. “Amacın ne senin?”

💬

“Bekle,” dedi sadece.

💬

“Saçma sapan davranma,” diye çıkışıp kolumu hızla geri çektiğim sırada yukarı çekilen merdivenleri görünce gözlerim irileşti. Birkaç saniye sonra ise irileşmiş gözlerim limana kaydı. Limanda toplanan birkaç adamın bağırarak konuştuğunu, merdivenlerle uğraşan iki çalışana seslendiklerini gördüm ama çalışanlar onları duymuyormuş gibi işlerine devam ediyordu. “Durun!”

💬

İleri doğru atılacakken bu kez adam kolumu tutup beni konteynerlerin arasına doğru çekti. Öfkenin içimde büyüdüğünü hissettim. “Gemiden ineceğim, biraz bekle.”

💬

“Nasıl ineceksin? Sen yük sahibi falan değilsin!”

💬

Öfkeli gözlerimle ona bakarken, o sakin baksa bile gözlerindeki telaşın farkındaydım. Dudaklarını aralayıp tam bir şey söyleyecekken telefonunun sesi aramızda yükseldi. Geminin gürültüsüne rağmen tam dibimde durduğundan ikimiz de duyabilmiştik. Telefonunu kabanının cebinden çıkarıp kimin aradığına bakmadan aramayı cevapladı. Karşı taraftan, “İn o gemiden!” diye bir bağırışın yankılandığını duydum. “Tehlikedesin!” diyerek devam etti o ses.

💬

Gemi anlık sarsıldığında, hareket etmeye hazır olduğumuzu anladım. Karşımdaki adam da bunu anlamış olmalı ki “Başlayacağım böyle işe,” dedi öfkeyle. Ne olduğunu anlamamanın ve durumun şokuyla hareket edemiyordum. “Harekete geç, atlamaktan başka şansım yok.”

💬

“Ne atlaması?” diye sordum şokla.

💬

Telefonun ucundaki ses, “Yanındaki kim?” diye bağırdı bu kez de.

💬

Karşımdaki adam yüzünü buruşturup, “Dediğimi yap sen,” dedi.

💬

Tam telefonu kapatacakken telefondaki adamın, “Patlatacaklar!” diye bağırdığını duydum. Bir adım uzağımdaki adam telefonu kapatmıştı ama son duyduğumuz şey gözlerimizin birbirine kilitlenmesine neden oldu. Neyi patlatacaklardı?

💬

“Siz kimsiniz? O adam neyden bahsediyor?”

💬

Adam bir konuda ikilemde kalmış gibi bir bana bir konteynerin kenarından güverteye doğru baktı. Gemi limandan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştı. Adam kolumu bırakmadan korkuluklara doğru ilerlediğinde ben de onu takip ettim. Gerçekten atlayacak mıydı? Sarı renkli kaymaz yola çıktığımızda sağ tarafımızdan gelen adım seslerini duydum, birileri koşuyor gibiydi. İkimizin de gözleri o yöne kaydı. Mürettebattan olan üç kişi bize doğru koşar adım gelirken biri telefonla konuşuyordu. Adamın gemide olduğunu mu fark etmişlerdi? Ama konteynerlerin arasındayken onu nasıl görmüşlerdi? Limandaki biriyle iletişim kurmuş olabilirler miydi?

💬

Yanımdaki adam limana doğru bakıp, “Sana bir iyilik yapmama izin ver,” dedikten sonra elini kolumdan çekip hızla üzerindeki kabanı çıkardı. Çıkardığı kabanı benim omuzlarıma atıp kolumu kabanın kolundan geçirirken olayların getirisi şaşkınlıkla ona bakıyordum.

💬

“Ne yapıyorsun? Bekle, seni botla geri götürsünler,” desem de adam beni dinlemedi. Ben geri çekilmeye çalışırken onun gözleri benim arkama doğru kaydı. Bana bir cevap vermeden bu kez bileğimi tutarak koşmaya başladı. O koşmaya başlayınca ben de onu takip etmek zorunda kaldım. “Nereye?”

💬

Arkamızdaki adamlar bağırmaya devam ederken omzumun üzerinden arkaya baktım. O üçünün arkasından koşan farklı iki çalışan daha vardı. “Kendimi kurtarırken sana da bir iyilik yapacağım,” dedi, ne demek isteğini anlamamıştım. Geminin limana bakan uç kısmında durduğumuzda son kez arkamıza baktı ve aniden bileğimi bırakıp beni kucakladı. “Gemiyi patlatacaklar, atlamaktan başka şansımız yok. Nefesini ayarla.”

💬

“Ne?” diye bağırdığımda korkuluklara basıp yükseldi. Söylediği şeyi idrak edebildiğimde bir şeyler için de çok geçti. Rüzgârı hissettim, bir buz kütlesi gibi bizi sardı. Korkunun ateş gibi yakan hissi bile bu rüzgârın etkilerini kesememişti. “Babam!”

💬

Boğazımı yırtan çığlığım, geminin gürültüsüne karıştı. Gemiden atlayan adamın kucağında deli gibi çırpınırken o beni bırakmamakta ısrarcı gibi davranıyordu. Yük gemisinden soğuk denize düşmemiz birkaç saniye sürdü. Soğuk suya sertçe çarpmamızla panikledim. Nefesimi ayarlamak için vaktim bile olmamıştı. Bedenlerimiz karanlık suda aşağı doğru süzüldü. Hiçbir şeyi idrak edemeyen beynimin yarattığı şokla bedenim taş kesilmişti. Bedenimi saran kollardan ayrıldığımı hissettim. Bedenim suyun içinde süzülüyordu sanki. Göğsüm körüklenir gibi havalandığında açık ağzımdan çıkan baloncukların sesini duydum, bu ses benim de içimde yankılandı.

💬

Ellerimi ve kollarımı delirmiş gibi hareket ettirip yükselmeye çalıştığım sırada belimin etrafının sarıldığını hissettim. Gerçekler bir bir zihnime düşünce yanan ciğerlerime rağmen daha hızlı hareket ederek suyun yüzeyine doğru yükselmeye çalıştım. Karanlık suların içinde etrafımı göremiyordum. İlerideki ışığın sebebi limandan yayılan ışıklardan olmalıydı, bu da çok derine batmadığımızı gösterirdi. Ben bacaklarımı hareket ettirirken beni saran kol da beni yukarı çekti. Patlatılacak demişti, bunu nereden biliyordu? Korku ve panik, belimi saran koldan daha büyüktü ve göğsümü kaplıyordu.

💬

Hızla geçen saniyelerin sonunda başımı suyun yüzeyine çıkardığımda, göğsüm nefes ihtiyacıyla hızla inip kalkmaya başlamıştı. “Babam,” diye inledim titreyerek. Su o kadar soğuktu ki derim gerginleşmişti. Üstelik yuttuğum bütün suları da kusmak istiyordum. “Babam orada!”

💬

Delirmiş gibi etrafıma bakınırken onun da suyun yüzeyine çıktığını fark ettim. Tuzlu su yüzünden yanan gözlerim önce limana kaydı, sonra sola doğru, ilerleyen gemiye çevrildi. Uzaklaşmaya devam eden gemiye doğru yüzmeye çalışırken bütün kemiklerim sızlıyordu. “Gidersen öleceksin!” diyerek beni durdurmaya çalıştığında, ölümü hatırlatması bedenimin bu kez soğuktan değil de korkudan titremesini sağladı.

💬

Öfkeyle, “Babam gemide!” diye çığlık attığımda duraksadı. “Babam orada.” Onu umursamadan kulaç atmaya devam ettim. Gemidekilerle nasıl iletişim kuracaktım bilmiyordum ama bir yolunu bulurdum. Üzerimdeki kaban hareketlerimi zorlaştırınca bir anlığına durup sudan ağırlaşmış kabanı çıkarmaya çalıştım.

💬

Kabanı çıkardım, suyun yüzeyine bıraktım ama bir daha hareket etmedim. Bizden daha da uzaklaşmış olan o büyük gemiden, büyük bir gürültü koptu. Gözlerim korkuyla irileşirken ateşler saçarak patlayan gemiye bakıyordum. Konteynerler bir bir parçalanarak denize düşüyor, patlamadan doğan ateş göğe doğru yükseliyordu. İçi yanan gözlerimi kırpamadım, odağı buğulanan gözlerimin önünden bir sürü sahne geçti. Her sahnede bir anım vardı, binlerce anının geçmesi birkaç saniye sürdü. Ateşin azalmasını bekledim, patlama durmadı. Sanki onlarca havai fişek vardı, hepsi art arda patlıyordu.

💬

“Baba,” diye fısıldadım titreyen bedenimle. Sonra patlamayı bile bastırabileceğini düşündüğüm bir tizlikte, “Baba!” diye çığlık atarak kulaç atmaya başladım. Daha bir iki metre ilerlemişken tekrar bir patlama sesi geldi, bir kol bedenimi sarıp beni geriye doğru çekti. Çatırtıları duyuyordum. Gemi bizden uzaktaydı ama bir çıra gibi çatırdayarak yandığını duyabiliyordum.

💬

“Bilmiyordum,” dediğini duydum arkamdaki adamın. Onun sesini de limandan gelen sesleri de umursamadım.

💬

Metrelerce ilerimde bir ateş yanıyordu. O ateşin de patlamanın da yansıması gözlerimdeydi. Hayır, sadece gözlerimde değildi, o ateşi göğsümde de hissediyordum. Acı içinde inledim, bu acı fiziksel değildi. Belki de fizikseldi çünkü kalbimi hissedemiyordum. Kalbim artık yerinde değil miydi? Karşımdaki gemi gibi kendi içimde patlıyordum. Tekrar inleyerek elimi suyun yüzeyine vurdum. Yaşadığım şoktan çıkamıyordum, bedenim nöbet geçiriyormuşum gibi zangır zangır titriyordu. Çığlıklar atarak ağlamaya başladığımda biliyordum ki geriye saramayacağım bir sahnenin içindeydim.

💬

Patlamayla birlikte dalgalanan denizde geriye, karanlığa doğru sürüklendik. Sabit durabilmek için hiçbir çaba sarf etmedim. Keşke beni bu dalgalar karanlığa değil de ateşe sürükleseydi. Bir avuç lav yutmuşum gibi yanan ağzımı, boğazımı ve göğsümü söndüremeyen deniz, nasıl beni tir tir titretebiliyordu? Limandaki siren seslerini duydum, harlanan ateşin sesini duydum, kaybolduğunu düşündüğüm kalbimin yanan ağzımda atarken çıkardığı sesi duydum. Her şeyi duyuyordum, duymaya devam edecektim ama bir daha babamın ne kendi sesini ne de bana sarıldığında duyduğum kalbinin sesini duyamayacaktım.

Sonraki Bölüm: 2. ÖLÜM SAÇAĞI

“1. KARA LODOS” için 3 yorum

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top