2. ÖLÜM SAÇAĞI

💬

💬

🎧: Maneskin, Coraline

💬

🎧: Birkan Nasuhoğlu, Bıçak

💬

Havai fişekleri en son birkaç ay önce, yılbaşında, saat on ikiye vurduğunda görmüştüm. Işık yayan şeyleri, renkli ışıkları severdim ama hayatımda o kadar da önemli olan şeyler değillerdi. Sadece görürsem durur ve izlerdim.

💬

Gözlerim ufuk çizgisinde takıldı. Hayır, en son yılbaşı gecesi görmemiştim.

💬

Üç gün önce görmüştüm.

💬

Babamın içinde olduğu o gemi öyle şiddetli patlamıştı ki, patlamanın etkisiyle gökyüzüne ışıklar saçılmış, gökyüzü aydınlanmıştı.

💬

Siyah, deri eldivenlerin içindeki ellerimi birbirine bastırdım, parmaklarımı birbirine geçirdim. Sabah olmak üzereydi, eldivenin içindeki ellerim buz gibiydi. Tıpkı bedenim gibi. Gözlerimi ileriye doğru, üç gün önce hiçbir şey yaşamamış gibi eski durgunluğuyla hafifçe dalgalanan denize çevirdim. Patlamanın ardından ne olduğunu hatırlamıyordum. Gözlerimi limanda, ıslak kıyafetlerle yerde uzanırken açmıştım. Beni görenler bunun bir mucize olduğunu, nasıl hiçbir yara almadan limana ulaşabildiğimi sorgulayıp durmuşlardı. O an fazla üzerime gelmemişlerdi ama gelmiş olsalardı da onları duymazdım. Zaten gözlerim de fazla açık kalmamıştı.

💬

Bir sonraki gözlerimi açışımda hastane odasındaydım. Yanımda Melin vardı. Şişmiş bir yüz ve gözle, bayılmamak için zor duran bir bedenle yanımda bulmuştum onu. Annem ise başka bir odadaydı. Bir geceyi orada devirmiştim, sabah uyandığımda ise şoktan çıkabilmem bir iki saatimi almıştı. Sonrasında o hastaneden nasıl çıktım, limana nasıl ulaştım bilmiyordum. Üzerimdeki incecik hastane kıyafetiyle limanda durmuş, önümdeki mahşer yerini izlemiştim. Denizde arama yapanların bağırışları, limandaki gürültü… Hepsi benim için bir ağıta dönüşmüştü.

💬

Denizden buldukları birkaç ceset vardı. Bulunan parçalanmış uzuvlara sahip bedenlerin aksine bir bütünlerdi ama canlı değillerdi. Canlı bulunan kimse olmamıştı. Bulunanların arasında babam da yoktu. Saatlerce orada dikildim, kimse beni fark etmedi. Ta ki attığım çığlıklar eşliğinde bir sinir krizi geçirene kadar. Beni hastane kıyafetleriyle görenler, gördükleri dehşetin şaşkınlığından sıyrıldıktan sonra beni zorla oradan uzaklaştırmış, yeniden hastaneye götürmüşlerdi.

💬

Bugün üçüncü gündü. Sabah saatlerinde limanda kimse yoktu ama denizde birkaç tekne vardı, aramaya devam ediyor olmalılardı. Uyuşmuş bir zihinle, bomboş gözlerle denizi izlemeye devam ettim. İçinde olduğum bekleyiş nihayete erer miydi bilmiyordum. Bana onu getirmeyen zaman, çaresizliğimin üzerinde ağlayarak delirmiş gibi zıplayan bir çocuktu. Elimin tersini burnuma yasladığımda, soğuk deri yüzey burnuma yapıştı, yavaşça burnumu çektim. Düşünmem gereken her şeyi geri plana atıyordum. Nasıl oldu, neden oldu, kim sebep oldu bilmiyordum.

💬

Dün akşamüzeri iki polis hastaneye, kaldığım odaya gelmişti. Gemiye binen ve sağ kurtulan sadece bendim, bu yüzden benden bilgi almak istemişlerdi. İlk başta sessizce onları izlemiştim, sonra bir anda ağlamaya başlamam onları da panikletmişti. Zorla ayaklanan annem, onlara bunu ertelemelerini, şu an kendimde olmadığımı söylemişti. O gün, o gemide karşılaştığım adam, kamera kayıtlarında vardı. Limana girişi, gemiye binişi görüntülerin arasındaydı. Hatta onunla birlikte denize atlayışımız da. Ama sonrasına ait bir görüntü yoktu. Bunları bomboş gözlerle tavanı izlerken anneme bilgi verdikleri sırada duymuştum.

💬

Ellerimi birbirine sürttüğüm sırada birbirine sürtünen derinin hışırtısının yanında bir de bir aracın motor sesini duydum. Omzumun üzerinden geriye baktığımda, bir polis aracının limana girdiğini gördüm. Polis aracını siyah bir araç takip ediyordu. Bedenimi araçlara doğru çevirirken bomboş bakan gözlerim de onlardaydı. Normalde araçlar bu kadar limanın içine giremezdi ama ortadaki durum limanı da ölü bir şehre çevirmişti. Her şeyden bihaber gelen yeni gemi bile boşaltılmamış bir şekilde limana demir atmış, öylece bırakılmıştı. Durum ne olursa olsun bu bir ticaretti, şimdi işlerini durdurmuş olsalar da yarın tekrar geleceklerini, işlerine devam edeceklerini biliyordum.

💬

İki araç ileride arka arkaya durdu. Öndeki polis aracının kapısı açıldı, araçtan inen tanıdık yüze baktım. Bu dün hastaneye gelen polisti ama onun aracından inen diğer adamı da siyah araçtan inen esmer adam ve esmer kadını da daha önce görmemiştim. Adamın bana bakışlarında şaşkınlık yoktu, burada olduğumdan haberi varmış gibi bakıyordu. Ya da tahmin ediyormuş gibi. Ellerimi kabanımın ceplerine sokup onların bana doğru gelişini izledim.

💬

“Günaydın,” dedi dün sorgu için gelen polis. Açık kahverengi gözleri temkinli bir ifadeyle yüzümü inceliyordu. “Bugün daha iyi görünüyorsunuz.”

💬

“Ama öyle hissetmiyorum,” derken sesim kuruydu, cümle dudaklarımın arasından hiçbir önemi yokmuş gibi öylesine çıkmıştı.

💬

Adam gözlerini yüzümden kaçırırken, “Kardeşiniz burada olabileceğinizi söylemişti,” dedi.

💬

“Anladım.” Onun aksine ben gözlerimi onun yüzünden ayırmamıştım. Gözlerim takıldığı yere saplanıyordu. “Sorularınız nedir?”

💬

“Mehmet,” dedi yanında duran adama, ardından gözleriyle adamın kolunun altındaki dizüstü bilgisayarı işaret etti. “Görüntüleri Niran Hanım’a da göster.”

💬

Gözlerim kısılırken Mehmet diye seslendiği adama baktım. Adam başını hızla salladıktan sonra dizüstü bilgisayarın kapağını kaldırdı. O bilgisayarla ilgilenirken hepimizin gözleri ondaydı. Bomboş hissettiğim göğsüme huzursuzluk sızmıştı. Ne göstereceklerse göstermeli, ne soracaklarsa sormalılardı ve sonrasında onlar bana bilgi vermeliydi. Yapılan aramalardaki son durumu merak ediyordum.

💬

Adı Mehmet olan polis memuru, dizüstü bilgisayarın ekranını bana doğru çevirdiğinde, “Gemiye binen bir adam var,” dedi diğer polis. Ekranda oynayan görüntülere bakarken başımı salladım. “Adamın yüzü görünmüyor ve personel kıyafetleri yok.”

💬

Onu gördüm. Görüntüler çok net renklere sahip olmasalar da kahverengi kabanından dolayı onu diğer insanlardan ayırabilmiştim. Gemiye binişini çatık kaşlarla izledim. Gemiye tırmandıktan sonra gözden kayboluyordu çünkü kameranın açısı o kısmı içine almıyordu. Mehmet Bey ekrana eğilip baktı, sonra bir tuşa bastı ve görüntü değişti. Şimdi ekranda bizim geminin güvertesi vardı. Güverteyi incelemek için görüntüyü olabildiğince yakınlaştırdıkları düşen kaliteden belliydi. Sertçe yutkundum, güvertede kendimi görebiliyordum. Birkaç saniye sonra kadraja giren kişiyle kaskatı kesildim. Görüntülerde sesler yoktu ama sanki o ânı tekrar yaşıyormuşum gibi sesi kulaklarıma doldu.

💬

“Kamarana yerleştin mi?” diye sormuştu bana. Büyük elleri ceketinin ön kısmındaydı, düğmelerini ilikliyordu. Tekrar konuştuğunda, “Üzerine bir şeyler al, hava serin,” demişti. Ellerim hâlâ kabanımın ceplerindeydi ve titremeye başlamışlardı. Gözlerime batmaya başlayan gözyaşlarıyla onun benden uzaklaştığı ânı izledim. O andan sonra bir daha onunla yan yana gelememiştim.

💬

Durumumu fark eden Mehmet Bey, tuşa basarak görüntüleri hızlandırdı. Ellerimi ceplerimde yumruk yapıp sıktığım sırada görüntü tekrar yavaşladı ve bu defa o adamla konuştuğum anlar geldi önüme. Konteynerler vardı, bu yüzden her şey net değildi. Ben konteynerlerin dışındayken o iç kısımda kalmıştı ama sonra o da benim gibi konteynerlerin arasından çıktı. Yine de sırtı kameralara dönüktü.

💬

Ben görüntüleri izlemeye devam ederken, “Sonrasını siz de biliyorsunuzdur zaten,” dedi diğer polis. “Sizi çekerek götürüyor, birlikte gemiden atlıyorsunuz. O an ikiniz de bütün kameraların görüş açısından çıkıyorsunuz. Ama…” Gözlerimi ona çevirdim. “Patlamadan sonra tekrar kameralarda görünüyorsunuz. Sizi denizden çıkarıp limana bırakıyor ve sonra da limandaki konteynerlerin arasına karışıp tamamen ortadan kayboluyor.”

💬

Kaşlarım sertçe çatıldı. “Beni sudan çıkaran o muydu yani?” diye sordum. Suda olduğumu hatırlıyordum. Patlamayı izlemiştim ama sonrası bende yoktu.

💬

Polis bir an bana şüpheli gözlerle bakınca dişlerimi sıktım. “Evet, anlaşılan hatırlamıyorsunuz. O adamın kim olduğunu biliyor musunuz?” Mehmet Bey, dizüstü bilgisayarı benden uzaklaştırınca bedenimi soru soran adama doğru çevirdim. Konuşmaya devam etti: “Patlamanın sebebiyle ilgili henüz elimizde net bir bilgi yok. Ortadaki tuhaf durumlardan biri de sizin bu görüntüleriniz. Üstelik siz suya atladıktan sonra gemi patlıyor. Geminin patlayacağını biliyor muydunuz?”

💬

“Adınız nedir?”

💬

Bir anda sorduğum bu soruyla şaşırsa da “Şahin,” diyerek beni yanıtladı.

💬

“Şahin Bey,” deyip başımı yavaşça sallarken sakin olmaya çalıştım. “Az önce bana, içinde babamın da olduğu geminin patlayacağını bilip bilmediğimi sordunuz, yanlış anlamadım değil mi?” Adamın gözlerindeki o eğreti şüphe silinse de içime bıraktığı yük ağırdı.

💬

“Sizi bu olay yaşanana kadar tanımıyorduk, Niran Hanım,” dedi adam gözlerime bakarken. “Nelerle karşılaştığımızı bilseniz, her türlü şeyden şüphe duymamızı normal karşılarsınız.”

💬

“Sizi tatmin edecekse, hayır, bilmiyordum,” dedim sert bir sesle. Titrediği için cebimde yumruk şeklini verdiğim elimi sıktım. Onun görevi buydu, karşıma geçip her şeyi didikleyerek soru sorduğu için ona öfkelenemeyeceğimi biliyordum ama duygularım içimdeki sınırı aşmıştı. “O adamı tanımıyorum. Gemide olduğunu ve onun bir personel olmadığını anladığımda onu gemiden indirmeye çalıştım.” Şahin Bey, şimdi dikkatle beni dinlerken Mehmet Bey dizüstü bilgisayarına bir şeyler yazıyordu. Söylediklerimi not alıyor olmalıydı. Onlarla gelen esmer adam ve esmer kadın ilk geldikleri andaki gibi sessizlerdi, sadece durmuş dikkatle bizi dinliyorlardı.

💬

“Neden gemide olduğunu size söyledi mi?”

💬

Kuruyan dudaklarımı yalarken gözlerim yere indi, o anları düşünmeye çalıştım. Zihnim bir girdaba dönüşmüştü. “Konteyner sahiplerinden biri olduğunu, kaptanların bundan haberi olduğunu söyledi,” dedim gözlerim yerdeyken. “Aslında buna inanmadım ama gemiden ayrılmaya yeltenince üzerinde durmadım. Onda hissettiğim gariplik yüzünden her hareketini izledim. Merdivenlere yöneldi ama limanda her ne gördüyse inmekten vazgeçip tekrar yanıma geldi.” Gözlerimi kaldırarak Şahin Bey’e baktım, aynı dikkatle beni dinliyordu. “O an limanda da bir hareketlilik olmuştu. Yanıma geldi, onun üzerine gidip kim olduğunu öğrenmeye çalıştım ama bir işe yaramadı. Sonra bir telefon geldi, telefondaki kişi ona patlamayla ilgili bir şeyler söyledi ama o an bunu anlayamamıştım. Bir anda beni tutup çekiştirdi, gemideki personeller de bizi kovalamaya başlamıştı. Sahi, neden bizi kovalamışlardı?” Kendi soruma kaşlarımı çattım.

💬

Şahin Bey çenesini kaşırken, “Yanındaki yabancıyı fark edip gemiden indirmek için olabilir mi?” diye sordu.

💬

“Bilmiyorum,” deyip sesli bir nefes verdim. “Bana gemiyi patlatacaklarını, suya atlayacağını söyledi. Beni de beraberinde sürükledi.” Dişlerimi sıkmaktan çenemin ağrıdığını fark ettim. “Bunu söyledikten sonra kendimi suda buldum, bir şey yapamadım.”

💬

“Demek ki adamımız gerçekten patlamayı biliyordu,” dedi Şahin Bey. “Onu bulmamız gerekiyor ama görüntülerde net bir görüntüsü yok, yüzü tam görünmüyor. Daha detaylı araştırma yapmamız gerekecek. Siz onu gördünüz. Tarif etmenizi istesek bize yardımcı olur musunuz?”

💬

Başımı sakince salladım. Çok kısa bir an gözlerimi kapatıp onun yüzünü düşündüm. Gözlerimin önünde konteynerlerin arasında, sırtı bana dönük görüntüsü canlandı. Sonra bana doğru döndü ve gözlerini gördüm. Ela gözleri olan adamın yüzü gözlerimin önüne gelince kaşlarımı çatıp gözlerimi açtım. O adamın yüzünü beklentiyle bana bakan Mehmet Bey’e tarif ederken diğerlerinin de gözleri üzerimdeydi. Onunla ilgili hatırladığım her şeyi tarif ettikten sonra derin bir nefes aldım ve Şahin Bey’e döndüm. “Aramalarla ilgili bir gelişme var mı?”

💬

Aslında neyi sorduğumu biliyordu. Babamı bulup bulmadıklarını merak ettiğimi biliyordu. Onunla ilgili herhangi bir iz olup olmadığını sorduğumu biliyordu. Onu tek parça bir şekilde canlı bulma ihtimalimizin olup olmadığını sorduğumu biliyordu. Bunu değişen, bana üzüldüğünü belli eden bakışlarından anlayabiliyordum.

💬

“Henüz yok,” dedi anlayışlı bir sesle. “Aramalar bir süre daha devam edecek.”

💬

Ben de bu cevabın aslında ne anlama geldiğini biliyordum.

💬

Keşke bilmeseydim.

💬

Uyuşmuş bir bedenle başımı sallayıp omzumun üzerinden denize baktım. “Soracağınız başka bir şey yoksa ailemin yanına dönmeliyim.” Evet, buradan ayrılmak istemiyor olsam da annemi ve Melin’i görmeliydim. Gözlerim o kadar her şeye kör olmuştu ki, bedenimi hastane yatağından kaldırıp onların ne halde olduğuna bakamamıştım.

💬

“Tekrar bir gelişme olursa sizinle iletişime geçeriz. Siz de lütfen hatırladığınız bir ayrıntı olursa bize bildirim.”

💬

Önüme dönüp tekrar başımı salladım. “Olur. İyi günler.”

💬

Ellerimi ceplerimden çıkartıp onların yanından sıyrılarak geçtim. Park ettiğim arabama doğru ilerlerken durmamak, dönüp arkama bakmamak, denize doğru koşmamak için kendimi zor tutmuştum. Hiçbir şeyi idrak edemiyordum. Olanlar hâlâ bana bir rüyaymış gibi geliyordu, kabullenemiyordum. Önüme sunulan gerçeklerden sonra bile kabullenememek delirecekmişim gibi hissettiriyordu. Hayat ellerimin arasına bir ölüm bırakmıştı, şimdi neye ya da kime dokunsan ölümü bir hastalık gibi bulaştıracaktım. Bu, ben ölene kadar bana her an aynı şeyi hatırlatacaktı. Kaybettiğim, canım gibi sevdiğim adamı.

💬

Aracın kapısını açtım, gözlerim bir an limana kaydı. Polisler oradaydı, sırtları bana dönük bir şekilde kendi aralarında konuşuyorlardı. Muhtemelen ben gittikten sonra onlar da burada çok durmayıp gideceklerdi, liman yine bir tabuta dönüşecekti. Bir bacağımı içeri attım, sonra elimi kapıya koyup bedenimin diğer kısmını da araca sokarak sürücü koltuğuna oturdum. Başımı öne çevirip emniyet kemerime uzandığım sırada yan koltukta birinin olduğunu fark edince irkilerek başımı kaldırdım.

💬

“Sen,” dedim yüzüme yayılan dehşetle. Diğer elimi kapının koluna atarken bedenimi geriye doğru çektim.

💬

Hızla kapıyı açtığım anda bana yaklaşıp kolumu tuttu. “Bekle,” dediğinde bedenimden bir ürperti geçti.

💬

“Çekil!” Dışarı çıkmaya yeltendim ama beni tekrar durdurdu. Tamamen üzerime abanıp açtığım kapıyı kapattığında irileşmiş gözlerle ona bakıyordum. “Sen osun. Polisler burada!”

💬

“Biliyorum, Niran,” dediğinde dudağım yaşadığım daha büyük bir şaşkınlıkla aralandı. Adımı nereden biliyordu? “Seninle konuşmak için buradayım.”

💬

Ellerimi göğsüne koyup onu sertçe ittiğimde karşı koymadan geri çekildi. “Benimle konuşmak mı? Her şeyi mahvettiniz!” diye bağırdım, sesim titremişti.

💬

Adam göz ucuyla arkaya doğru bakarak seslerimizi duyup duymadıklarını kontrol ettikten sonra tekrar bana baktı. “Limandan çıkar arabayı. Öğrenmek istediğin şeyler yok mu?”

💬

Bu şekilde rahat oluşu beni afallatmıştı. Titreyen elimi direksiyona bastırıp, “Babamı da onca insanı da öldürdünüz,” dedim öfkeyle. Öfke, gözlerimin de ateş gibi yanmasına neden olmuştu. “Sen nasıl karşıma geçip-”

💬

“Niran, eğer ben şu an yakalanırsam, beni öldürecek dahi olsalar benden tek bir cevap alamazlar,” dediğinde duraksadım. “Cevap almak istiyorsan çalıştır arabayı.”

💬

Bir an ne yapacağımı bilemeyerek onun gözlerine baktım. Üzerinde yine o günkü gibi bir kaban vardı, renkleri aynıydı. Gündüz olduğu için yüzü şimdi daha netti. Açık kahve ve yeşilden oluşan gözlerinin yeşili baskındı. Aynı kalınlıkta duran dudakları düz bir şekilde gerilmişti. Dikiz aynasından arkaya baktım, polisler araçlarının önünde durmuş konuşuyorlardı. Şahin adındaki polisin gözlerinin bir an olduğumuz yere doğru çevrildiğini görsem de uzun süre gözleri arabamın üzerinde kalmadı. Bir yanım kapıyı açıp deli gibi bağırmak, onun burada olduğunu söylemek istiyordu. Diğer yanım arabama kadar gelip normal bir şekilde cevaplardan bahseden bu adamın ne diyeceğini merak ediyordu.

💬

Aracı çalıştırıp tek elimle direksiyonu sıkıca tuttuktan sonra aracı geriye doğru çektim. Öfkeyle dilimi ısırdığım sırada yanımdaki adamdan sesli bir nefes verme sesi gelmişti. Onu enseletmemden korkmuş muydu? On dakika öncesine kadar hep aynı hissizlikle kalacağını düşündüğüm bedenim bir ateş gibi yanmaya başlamıştı. Sebebi hissettiğim öfkeydi.

💬

Ana yola çıktığımız sırada, “Ne anlatacaksan hemen anlatsan iyi olur,” dedim, sesim gür değildi belki ama öfkemi yansıtıyordu. “Yanımda bir katil var ve ben bu aracı bariyerlere gömmekten bir adım gerideyim.”

💬

Adamın gözleri aniden yüzüme çevrilince ben de ona baktım. “Ben katil değilim,” dedi gözlerimin içine ciddi bir ifadeyle bakarken. Dudağımın kenarı alayla kıvrıldı, bunu görünce kaşları daha sert çatıldı. “Katil olsaydım, sen de o patlayan geminin içinde olurdun.”

💬

Öfkeme hakim olmaya çalışırken, “Neden gemideydin?” diye sordum.

💬

“Geminizdeki konteynerlerde aradığım şeyler vardı,” diye belirsiz bir cevap verdiğinde, direksiyonu daha sıkı kavradım. Arabayı kontroldü bir şekilde yol kenarına çekip durdurdum.

💬

“Bir katil değilsen ve geminin patlayacağını daha önceden biliyorsan, ihbar etmek için seni durduran neydi?” Şakağıma saplanan ağrıyla gözlerimi kıstım. Hiçbir şeyi idrak edemeyen beynim, üzerine yüklenen yeni belirsizlikle patlayacakmış gibi zonkluyordu.

💬

“Hayır, bilmiyordum,” dediğinde inanmadığımı belli eden bir bakış attım. “Ben de seninle o anda öğrendim.”

💬

Histerik bir kahkaha attığımda başımdaki ağrı bir anda artmıştı. Çalan telefonu kabanımın cebinden çıkarıp ekranına baktığım sırada gözleri bendeydi. Aramayı cevaplamasam da parmaklarımı hızla ekranda kaydırıp ses kaydını başlattım ve aramayı kapatmışım gibi telefonu cebime attım. “Bir de bu söylediklerine inanmamı bekliyorsun,” deyip sahte bir gülümsemeyle ona baktım. “Telefonda her kiminle konuştuysan o herif biliyordu. Senin patlamadan haberinin olmaması çok tuhaf.”

💬

Bakışlarının solumdaki camda olduğunu fark ettim, sonra gözleri yavaşça yüzüme döndü. “Gemideki on beş konteynerin içinde de kaçırılmak üzere tarihi eserler, toprak altından çıkarılan değerli eşyalar vardı. Sen o gemide bir çalışandın, bir çalışandan da fazlası, kaptanın kızıydın. Peki senin bundan haberin var mıydı?”

💬

Yüzümü buruşturup, “Ne tarihi eseri?” diye sormam üzerine bedenini bana doğru çevirdi.

💬

“Bilmiyordun. Tıpkı benim de bir şeyleri bilmemem gibi.” Yüzündeki sakin ifade dağıldığında, arkasında saklanan ciddi ifade yüzüne oturmuştu. “Baban bilmiyor muydu sence?”

💬

Babamdan bahsetmesiyle saldırgan bir şekilde kabanının yakasını kavrayıp ona yaklaştığımda aynı ifadeyle bakmayı sürdürdü. “Babamdan bahsedemezsin,” dedim dişlerimin arasından. “Onu böyle iğrenç bir konunun içine çekemezsin.”

💬

Çatık kaşlarla benim gibi o da bana yaklaştığında, yüzlerimizin arasında sadece birkaç santim vardı. “Bir kez daha bana katil dersen, aldığın ses kaydına yansıyan bu şüpheli cümlemi kanıtlarıyla birlikte ortaya dökerim.”

💬

“Kanıtlayabileceğin hiçbir şey yok,” dedikten sonra tuttuğum yakasıyla onu itip kendimden uzaklaştırdım. “O böyle bir şey yapmaz.”

💬

Bu konuda başka bir şey söylemeden, “Amacım kanıt toplamaktı ama geç kaldım, Niran,” diyerek konuyu değiştirdi. “Seni tanımasam da yanına gelen o polislere bildiğin her şeyi anlattığını anlamak zor değil, özellikle böyle bir durumdayken.” Durumumdan kastı boğazımın düğümlenmesine neden oldu. “Onlara benden bahsetmiş olman beni zor duruma sokmaz ama sen bir şekilde benim peşime düşecektin.”

💬

“Adımı nereden biliyorsun?”

💬

“Öğrenmek çok zor değildi,” diyerek geçiştirdi sorumu.

💬

“Madem bu işle bir alakan yok, kimlerin alakası olduğunu söyle. Suçlu olanların yakalanmasına yardım et,” derken sesim elimde olmadan yorgunluğumu ele vermişti. Bir tarafım hâlâ ona inanmamayı tercih ediyordu fakat kafamı kurcalamaya başlayan şeyler de vardı.

💬

“Bu kadar kolay olsaydı iki senedir yan gelip yatıyor olurdum,” dedi alayla. Daha sonra ciddileşip tekrar bana doğru döndü. “Bak,” dedi. “Seni bulmamın tek sebebi, sana karşı baban yüzünden suçlu hissetmem. Böyle olmasını istemezdim. Söylediğim şeylere inanıp inanmamak sana kalmış.”

💬

Başımı iki yana sallarken, “Elbet parmağı olan herkes yakalanacak,” dediğimde gözlerinde beliren ifade canımı sıkmıştı. Buna ihtimal vermiyordu. Neden?

💬

“Öfkene hakim olmak senin için zor olacaktır ama bir adım atmaya niyetlenecek olursan her zamankinden daha dikkatli ol,” dediğinde tam olarak neyden bahsettiğini idrak edememek gerilmeme neden oldu. Gözlerimin içine baktı, kendi tarafındaki kapıyı açtı. “Senin için elimden geleni yaptım. Burada yollarımız ayrılıyor.”

💬

Aniden, “Dur,” dedim arabadan indiği sırada. “Adın ne?”

💬

Durdu. Elini arabanın tavanına bastırıp içeri doğru eğildi, cevap vermeyeceğini düşünürken, “Tibet,” dedi. “Tibet Suavi.”

💬

Dikkatli gözlerle yüzümü inceledikten sonra kapıyı kapattı. Sadece gözlerimi hareket ettirerek arabanın arkasına doğru ilerleyişini izledim. Gözlerim dikiz aynasına kaydı, arkasını dönmüş ters istikamette yürüyordu. Yüz metre ileride durdu, o durduğunda bir araba da yanında durmuştu. Olduğum yöne başını çevirdi ama çok uzun süre oyalanmadan arabaya bindi. Bindiği araba birkaç saniye sonra duran aracımın yanından hızla geçmişti.

💬

Sadece adını söylemekle kalmamış soyadını da söylemişti. Öylesine bir ad ve soyad söylemiş olabileceği ihtimali kafamda dolanırken başımı sallayarak arabayı çalıştırdım. Eğer doğruyu söylediyse, böyle bir durumda bana kendiyle ilgili önemli bir bilgiyi vermesi onun için ne kadar doğruydu? Aynadan tekrar yolu kontrol ettikten sonra aracı yan şeride soktum. Zaten bitik bir halde olan zihnimi iyice yormuştu. Şimdi bir de onun söylediklerini düşünmek zorunda kalacaktım.

💬

Yolda Melin arayıp hastaneden çıktıklarını, evimize döndüklerini söylediğinde rotamı değiştirdim. Ön cama yansıyan renkli bir dünya varken benim gözlerim her şeyi siyah beyaz, buğulu görüyordu. Benim için her şey canlılığını yitirmişti, istesem de hiçbir şeye eskisi gibi bakamayacakmışım gibi geliyordu. Şu an o adamın söylediği, iddia ettiği hiçbir şey umurumda değildi. İstediğim ve umurumda olan tek şey, babamdan bir haber alabilmekti.

💬

Otoparka girdikten sonra aracı park ettim. Hareketlerim uyuşuktu, bir robot gibi hissediyordum. Kulağımdaki hiç geçmeyeceğini düşündüğüm dalga sesini oturduğumuz dairenin kapısına kadar sakinlikle karşıladım ama kapının önünde durduğumda ve gözlerimi kapıya diktiğimde, o ses katlanamayacağım bir boyuta ulaştı. Bu evden en son çıktığım ânı hatırladım, her şeyin farklı olduğu o anları. Sadece birkaç saat sonrasında bütün hayatım altüst olmuştu. Melin, aracımın yedek anahtarını arkadaşıma vermiş, aracı limandan aldırmıştı. Kendi anahtarlarım muhtemelen denizin dibini boylamıştı ama ben hâlâ hayattaydım.

💬

Kabanımın cebinden Melin’e ait anahtarlığı çıkardım. Muhtemelen kendi anahtarlığım da denizin dibini boylamıştı. Çelik kapıyı sakince açtım, sakinlik sadece bedenimin dışarıya karşı ördüğü bir duvardı. İçim hiç de sakin değildi. Evin içine attığım ilk adım sanki boşluğa adım atmışım gibi beni sarstı. Ben buna nasıl alışacaktım? Bu ev, her kapısına geldiğimde kaçmak isteğiyle dolduğum bir yere mi dönüşecekti?

💬

“Ben de seni merak etmiştim.”

💬

Ne kadar süredir halıda olduğunu fark etmediğim gözlerimi kaldırarak kardeşime baktım. Attığım o bir adımdan ileriye gidememiştim. Yüzü kireç gibi bembeyazdı, mavi gözlerindeki ışık sönmüştü. Gözlerine baktığımda artık öğlen güneşinin ışığıyla parıldayan bir deniz değil, gece kasırgaya yakalanmış bir okyanus görecektim.

💬

Kendimi toparlayıp içeri doğru adımlarken, “Neden hastaneden çıktınız?” diye sordum.

💬

Melin parmaklarını şakağına bastırıp, “Annem daha fazla hastanede kalmak istemedi,” dediğinde derin bir nefes aldım. Ayakkabılarımı çıkardıktan sonra kapıyı kapattım.

💬

Çıkardığım kabanı portmantoya asıp öylece dikilen kardeşime baktım. “Bir şeyler yedin mi?”

💬

“Canım bir şey yemek istemiyor,” dediğinde kaşlarım çatıldı. “Annem şu an uyuyor, ben de gidip biraz uzanacağım.” Sustu, gözlerimin içine dikkatle baktı. “Bir şey öğrenebildin mi?”

💬

Ona bakmadan, “Henüz değil,” diyerek yanından geçtim. “Gidip biraz dinlen.”

💬

Onu antrede bırakıp odama doğru adımlarken parmaklarımla boynumu ovaladım. Orada kalmadı, beklemedi, bana yaklaştığını adım seslerinden anladım. Merdivenlerin ilk basamağına attığım adımla elini omzuma koydu, ürperdim. Gözlerimi basamaklardan birine diktiğimde eli omzumdan koluma doğru kaydı. “Belki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” dedi kolumu okşarken, gözlerim kısıldı. “Ama bir şekilde devam edeceğiz.”

💬

“Seninle gurur duyuyorum,” dedim kısık bir sesle. Ona doğru döndüm, gözlerinde olmasa da dudaklarında küçük bir gülümseme vardı. Bu kez onun kolunu okşayan ben oldum. “Bir şekilde üstesinden gelebileceğini biliyorum ama yine de çok fazla kendine yüklenme. Bazen duygularını tutmamak, yaşamak gerekir.”

💬

Gözleri gözlerimden ayrıldı, şimdi gözleri boynumun hizasında bir yerlerdeydi. “Bu daha önce hissettiğim hiçbir duyguya benzemiyor,” derken sesi çatlamıştı. Bir süre gözleri çok hızlı bir şekilde hareket etti, kendi kendine bir şeyler düşünüyormuş gibi görünüyordu. Ardından başını aşağı yukarı salladı. “Üstesinden geleceğim.”

💬

Hissettiğim şefkat ve çaresizlikle ona yaklaşıp elimi yanağına bastırdım, hızla hareket eden gözleri duruldu. “Buna şüphem yok. Merak etme, ben de iyi olacağım.” Gözlerimin içine inanmak ister gibi baktığında kendimi gülümsemeye zorladım. “Seni odana götüreyim.”

💬

Bir şey söylemesini beklemeden koluna girdim, birlikte basamakları çıkmaya başladık. Melin’le konuşmayı, hissettiklerini bana anlatmasını gerçekten istiyordum ama ona baktığımda, konuşmanın ona iyi gelmekten çok onu daha fazla yaralayacağını görebiliyordum. Üç gün boyunca annemle ve benimle ilgilenmekten kendini düşünemediğinin de farkındaydım. Ben onun ablasıydım, şu an ona kötü hissettiren her şeye rağmen ona kendini biraz da olsa iyi hissettirebilmeliydim.

💬

Odaya girdikten sonra onu yatağına yatırdım, onu yönlendirmemi sakinlikle karşıladı. Yorganını üzerine örttükten sonra her hareketimi ilgiyle izleyen gözlerine baktım, gülümsedim. Eğilip dudaklarımı saçlarına bastırdıktan sonra, “Odamda olacağım. Uyuyamazsan yanıma gelebilirsin,” dedim, yavaşça başını salladı. “Birkaç işim var, sonrasında anneme bakacağım, onu da merak etme.”

💬

“Tamam,” dediğinde dudaklarımı tekrar koyu renk saçlarına bastırıp geri çekildim. Bu kez ona arkamı dönmek daha zor oldu.

💬

Odadan çıkıp kapıyı yavaşça kapattım, iyi olacağına inanmak istiyordum. Kendi odama girdikten sonra yatağımın kenarına çöküp oturdum. Dışarıda esen rüzgârın sesi odama doluyordu, bunun haricinde evde en ufak bir ses bile yoktu. Dıştan ihtişamlı görünen bu evin içi birkaç günde harabeye dönmüştü. Gözlerimin dolmaya başladığını hissettiğimde dişlerimi sıktım. Telefonu kabanımın cebinde unutmuştum. Kendi telefonum değildi, kendi telefonum neredeydi bilmiyordum. Önemli de değildi. Elimi yatağa bastırıp doğrulacağım sırada gözlerim yatağımın üzerindeki dizüstü bilgisayara takıldı. Aklıma gelen şeyle hızla dizüstü bilgisayarıma uzandım.

💬

Dizüstü bilgisayarın kapağını kaldırdıktan sonra şifreyi girip ekranın açılmasını bekledim. O adam suçlu olsun ya da olmasın fark etmezdi, bir şekilde bu işe parmağı değmişti. İlk önce bana kendiyle ilgili verdiği bilgiyi teyit etmeli, o ad ve soyadın ona ait olup olmadığını öğrenmeliydim. Arama butonuna onun adını girdim. Tibet Suavi. Başparmağımın tırnağını dişlerimin arasına alıp ısırırken gözlerim ekrandaydı. Ekrana düşenlerle duraksadım, gözlerim irileşirken parmağımı dudaklarımdan uzaklaştırdım. İlk sırada olan, dikkatimi çeken o başlığa tıkladığımda bir haber sayfası açıldı.

💬

Ünlü iş adamının ani ölümü herkesi şaşkına çevirdi.

💬

Fersah Suavi davası gizemini sürdürüyor.

💬

Gözlerim satırları hızla tarıyor, her cümlede aklım biraz daha karışıyordu. Haberde, bir iş adamının ani ölümünden bahsediyordu. Oğlunun yaptığı konuşma, videolu bir şekilde habere eklenmişti. Videoyu izlemeye başladığımda, ekranda gördüğüm tanıdık yüz beni şaşırttı. Bu gerçekten de oydu, yalan söylememişti. Kendini neden böyle bir tehlikeye atmıştı?

💬

Ürpererek sayfayı kapattım. Görsellere girdiğimde ona ait onlarca fotoğraf gördüm. Onunla ilgili birçok yazı ve fotoğraf olduğuna göre tanınıyordu. Başka bir sayfada aile şirketleri olduğunu görmüştüm, bu şirketi daha önce duyduğumu hatırlamıyordum. Duyduysam da aklımda tutmamıştım, tanıdık gelmiyordu.

💬

Dizüstü bilgisayarı kenara itip avucumu alnıma bastırdım. Böyle bir adamın, bizimle ilgili bir konuda nasıl parmağı olabilirdi? Anlayabildiğim tek şey, bu patlamanın düşünülen kadar basit bir şey olmadığıydı. Olayla ilgili nasıl bir araştırma yapıldığını bilmiyordum, bir sonuca varabilecekleri konusunda da emin değildim. Ucu gerçekten bu aileye dayanıyorsa, böyle bir olayı istedikleri yöne çekemezler miydi? Bunun onlar için kolay olduğunu düşünüyordum. Geminin kaçakçılık için kullanıldığını ima etmişti. Hatta babamı da mesul tutmuştu. Kaşlarım sertçe çatılırken gözlerimi pencereye doğru çevirdim. Ne için kanıt topluyordu?

💬

“Of!” Avucumu alnıma vurduktan sonra bedenimi yatağa attım. Yanağım yatağa yaslı bir şekilde ileriye bakarken gözlerim buğulandı. Her şey birbirine girmiş bir ip yumağıydı, o yumağın içinde doğru ucu arıyor, babama ulaşmaya çalışıyordum.

💬

“Yaşıyor musun yoksa…” dedim boğuk bir sesle. Tutamadığım bir gözyaşı yanağıma, oradan da yatağa yuvarlandı. “Yoksa artık dönmeyecek misin? Seni kaybetmiş olmayayım, lütfen.”

💬

Binbir zorlukla attığım düğümler açıldı, halatlar koptu, çaresizliğimi kapattığım o odanın kapısı gürültüyle içime düştü. Dudaklarımın arasından kaçan hıçkırığı, onlarcası takip etti. Dizlerimi karnıma doğru çektim, yatağın ortasında bedenim küçücük kaldı. Onun öldüğüne inanmak istemeyen yanım, gerçekleri bana göstermek isteyen yanımın yanında çok zayıf kalıyordu. İhtimallere tutunmak zordu, beni yaralıyordu ama yine de direniyordum. Öldüğü teyit edilse, bir ömür yasını tutacaktım. Ortadaki bu belirsizlik her şeyi daha da dayanılmaz kılıyordu.

💬

Bir süre sonra akıtacak gözyaşı kalmayan gözlerim kapandı. Odamın soğuk olmadığını biliyordum ama sanki oyuk bir buz kütlesinin içinde uzanıyordum; soğuk beni mayıştırıyor, uyuşturuyordu. Bedenim o kadar yorgundu ki, beni çağıran uykuya karşı çıkamıyordum, buna bile gücüm yoktu. Yüzüstü dönüp yanağımı yastığa bastırdım. Suyun içinden bir şekilde çıkartılmıştım ama o sudan çıkamamışım, ciğerlerim nefessizlikten patlamak üzereymiş gibi bir hisse mahkûm edilmiştim.

💬

Saçlarımın arasında hissettiğim parmaklarla irkilip göz kapaklarımı aniden araladım. Işık odamın içinden çekilmek üzereydi, akşam mı olmuştu? Sızlayan gözlerimi kaldırarak yatağın kenarında oturan, parmakları saçlarımın arasında gezinen anneme baktım. Gözlerimi açtığımın farkında değilmiş gibi dalgın bir yüzle saçlarımı okşuyordu. Elimi kaldırıp dizine koyduğumda hafifçe sıçradı, gözlerini yüzüme indirdi. Onun mavi gözlerinin ışığı da Melin’in gözlerindeki gibi sönmüştü.

💬

“Uyandırmak istemedim,” derkenki sesi hastalıklıydı, boğuktu. “Uyu sen.”

💬

“Sen uyandırmadın,” deyip gülümsemeye çalıştım. O da gülümsemeye çalışmıştı ama benim gibi başarılı olamamıştı. “İyi misin?”

💬

“Ben iyiyim,” dedi yavaşça, buna kendi bile inanmazken bizim inanmamızı bekleyemezdi. “Siz de iyi olun.”

💬

Saçlarımın arasında duran elini tuttum, yavaşça doğrulurken gözlerimi ondan ayırmadım. Onun gibi oturur pozisyona geçip tuttuğum elini yavaşça okşadım. “Senden şu an bunu istememin doğru olmadığını, senin için de yapmanın kolay olmayacağını biliyorum ama güçlü durmalısın, mama.” Ona anne yerine mama demem her zaman daha çok hoşuna gider, onu gülümsetirdi fakat şu an yüzünde bir gülümseme yoktu. “Eninde sonunda bir haber alacağız.”

💬

“Niran, böyle bir patlama karada olsaydı, yine onu sağlam bir şekilde ya da tek parça bulmamız zor olurdu,” dedi sonlara doğru titreyen sesiyle. “Uçsuz bucaksız bir denizden herhangi bir haber geleceğinden bile emin olamıyorken iyi bir haber bekleyemem ben.”

💬

Söylediği şeyle donup kaldığımda hüzünle gülümsedi. “Anne…”

💬

Avuçlarının arasına aldığı elimi sıkıca tutup, “Seni de onunla birlikte kaybettiğimi düşündüm,” dediğinde sertçe yutkundum. “Sonra senin kurtulduğunu öğrendim. Ölmek üzereydim, öyle bir acıydı ama beni sen kurtardın.”

💬

Gözlerim, sağ gözünden yuvarlanan gözyaşını takip etti. Elimi yüzüne uzattım, yanağında asılı kalan gözyaşını yavaşça sildim. Onun gözyaşı, avucumdaki açık yaraya basılan tuzdu. Ne diyeceğimi bilemeden öylece ona baktım. Ona ne söyleyebilirdim? Benim ellerimden kayıp giden kişi babamdı, onun ise sevdiği adamdı. Acımız ortaktı ama birbirine denk değildi. Babam iyi değildi, annem iyi olsun istiyordum.

💬

Aniden, “Yarın birlikte gidelim limana,” dediğinde duraksayarak ona baktım. Tam bunun iyi bir fikir olmayacağını söyleyecekken, “Gidip size yiyecek bir şeyler hazırlayayım,” diyerek ayaklandı. “Melin uyuyordu, onu da uyandır da aşağı gelin.”

💬

Hızlı hızlı sıraladığı cümlelerin sonunda kaçar adımlarla odamdan çıktı. Bir süre öylece açık bırakıp gittiği kapıya baktıktan sonra ayaklarımı yere indirdim, saçlarımı geriye doğru attım. Hareketleri tutarsızdı. Tutarsız hareketler, endişe verici olurdu ve annem için endişeleniyordum. Yanaklarımın içini ısırıp gardırobuma doğru ilerledim. Kıyafetlerimin arasından aldığım tişörtü ve eşofmanı giydikten sonra odadan çıktım. Şu an kıyafet değiştirmek, yemek yemek, yani normal bir şekilde zaman geçirmek bile gücüme gidiyordu, bu hisse engel olamıyordum.

💬

Artık hava tamamen karardığından koridordaki ışığı açtım. Melin’in odasının kapısını tıklattım fakat bir yanıt alamadım. Hâlâ uyuduğunu düşünerek kapıyı yavaşça araladım, başımı kapı aralığından uzattığımda onu yatakta otururken buldum. Gözleri penceredeydi, ışıl ışıl parıldayan şehre bakıyordu ama gözlerinde hiç parıltı yoktu. Kapıya yaslı duran elim boşluğa düştü, iki kolum da bileklerimde ağırlık varmış gibi aşağı sarktı. Kardeşime bakarken kör olan, sağırlaşan bir duygum vardı. Bencillik. Aynı ateşin içindeydik ama şu an sanki yanan sadece oydu, sadece onun acısını görebiliyordum. Zihnim her şeyi bir kenara itmiş, onu bu boşluktan nasıl kurtarabileceğimle ilgili fikirler üretiyordu.

💬

Canım acıyordu, kalbim boğuluyordu, ben hallederdim, bir şekilde dik durabilmek için her şeyi yapardım ama annemi de Melin’i de harabe bir halde görmeye uzun süre dayanamazdım.

💬

“Melin,” diye fısıldadım içeriye doğru bir adım atarken. İrkilerek başını bana doğru çevirdi. Koridorun ışığı yüzüne vurduğunda, yüzünü gördüğümde sertçe yutkundum. Ben odasından çıktıktan sonra uyumamış mıydı? Ben nasıl uyuyabilmiştim? “Bir şeyler yemen gerekiyor. Annem alt katta bizi bekliyor.”

💬

“Geliyorum,” dedi sadece, sonra başını tekrar önüne çevirdi. Bir süre ne yapacağımı bilemeden onun sırtını izledim. Söyleyecek bir şey bulamadığımdan geriye adım atıp içine giremediğim odanın tamamen dışına çıktım, kapıyı yavaşça kapattım.

💬

Merdivenlere yöneldiğim sırada dağılan dikkatimi, alt kattan gelen sesler bir araya topladı. Tanıdık sesle adımlarım hızlandı, basamakları daha hızlı bir şekilde indim. Annem kapıda durmuş, karşısında duran arkadaşımla, Hanzade’yle konuşuyordu. Hanzade ayakkabılarını çıkarıp içeri girdikten sonra başını kaldırdığında, gözleri merdivenlerin son basamağında duran beni buldu. Gülümsemeye çalıştı ama dudakları yukarı kıvrılamadan hareketsiz kaldı. Benim için, bizim için üzgündü, kahverengi gözleri az önce ağlamış gibi parıldıyordu.

💬

“Hoş geldin,” dedim ona doğru adımlarken.

💬

Çantasının zincirden sapını omzuna sabitledikten sonra, “Hoş buldum,” dedi. Yanına ulaştığımda kollarını boynuma dolayarak bana sarıldı. Bir kolumu beline sardığım sırada gözlerim kapıda duran annemde takıldı. Onun ise kızarık gözleri bizde çok oyalanmadı, yanımızdan geçip mutfağa doğru ilerledi. “Hattın annenin üzerineymiş. Annen kimlik kartını vermişti, aynı numara için tekrar bir hat çıkarttırdık.” Aceleci bir tavırla benden ayrılıp çantasına uzandı, hareketlerini sakin gözlerle izledim. Çantasının fermuarını açan parmakları titriyordu. “Benim eski telefonuma taktım hattı, sonra sana yeni bir telefon alırız. Yanında dursun ki sana kolaylıkla ulaşabilelim.”

💬

Hareketleri gibi kelimeleri de aceleciydi. Sanki şu an karşısında değildim, birazdan gözlerinin önünde kaybolacaktım, bize verilen zaman azalıyordu ve o panik içindeydi. Bana doğru uzattığı telefona baktım, sonra tekrar onun gözlerine. “Teşekkür ederim,” dedim uzattığı telefonu alırken.

💬

“İhtiyacın olan başka bir şey var mı? Eksik bir şey varsa hemen-”

💬

“Hanzade,” dediğimde sustu, aynı ifadeyle yüzüme bakmaya devam etti. “Sorun yok, sakinleş.”

💬

Bir cevap vermek üzereyken merdivenlerden gelen adım sesleriyle bakışlarını o yöne çevirdi ama ben bakmadım. Sizi üzen şeylere bakmaya korkardınız. Melin’in bu hali beni üzüyordu, ona bakmaya korkuyordum. Elimi Hanzade’nin omzuna koyup yavaşça okşadıktan sonra yanından geçerek mutfağa doğru ilerledim. Annemin şu an yemek hazırlayacak halinin olmadığının farkındaydım, aç hissetmesem de onların bir şeyler yemesini istediğimden sipariş vermeyi teklif etmiştim ama annem kabul etmedi. Biz masada sessizce otururken haşlanması için ocağa bıraktığı makarnayı hazırlamaya koyuldu. Mutfaktaki tek ses, annemin makarnayı hazırlarken çıkardığı seslerdi. Hiçbirimizden nefes sesi bile yükselmiyordu.

💬

Annem hazırladığı makarnayı tabaklara koydu, tabaklarımızı önümüze çektik. Aldığımız her bir çataldan sonra dakikalarca bekliyorduk, diğer bir çatalı ağzımıza götürene kadar kafamızdan kırk düşünce geçiyordu. Yarısını kara zorla yiyebildiğim yemeğe boş gözlerle baktım, tabağımı ileri ittim. Bu kadarı yarına kadar yaşamamı sağlardı.

💬

“Ben artık gideyim,” dedi Hanzade sandalyesini geriye iterken. “Telefonu bırakmak için gelmiştim, sizi de rahatsız etmeyeyim.”

💬

Elimi masaya bastırıp ayaklanırken gelen telefon sesiyle ürperdim. Gözlerim hızla Melin’i buldu. Melin çatık kaşlarla elini eşofmanının cebine attı, çalan telefonunu eline alıp ekrana baktığında çatılı duran kaşları düzeldi, gözlerinde bir ışığın yanıp söndüğünü gördüm. Korku. Korkusunu bir koku gibi soluduğumda hızla doğruldu, ekranı anneme, sonra da bana gösterdi.

💬

“Hastanedeki o adam arıyor,” dediğinde kimden bahsettiğini anlamadığımdan kaşlarımı çattım. “Şu ifade için gelen polis. Telefonumu almıştı bir haber olursa ulaşabilmek için.”

💬

Korku şimdi bir koku gibi gelmemişti, direkt içimde ortaya çıkmış, ışık hızında büyümüştü. “Ver,” dedim aniden ona doğru uzanıp telefonu elinden almadan önce. Telefonu alır almaz direkt aramayı cevaplayıp telefonu kulağıma yasladım. “Efendim?”

💬

“Melin Hanım?” dedi tanıdık ses. Bu ses, limanda konuştuğum polise aitti.

💬

“Ben Niran.”

💬

“Niran Hanım, merhaba.”

💬

“Bir gelişme mi var?” diye sorarken sesim titredi, korku bir duygu olmaktan çıkmış, bedenimi ele geçiren bir ruha dönüşmüştü. Annemden gelen ani hıçkırıkla gözlerimi kaldırarak ona baktım. Mavi gözleri titriyordu, parmaklarını dudaklarına yaslamış bana bakıyordu.

💬

“Şu an limandayım,” dedi, arkadan gelen araç ve insan seslerini duyabiliyordum. “Hastaneye gideceğiz. Hangi hastane olduğunu öğrenip sizi bilgilendireceğim. Gelmeniz gerekiyor.”

💬

“Ta-tabii,” diye kekelediğimde titreyen dudaklarımı ısırdım. Haber vereceğiyle ilgili bir şeyler daha söylemişti ama anlayamamıştım, kelimeleri kafamda toparlayamıyordum. Kapanan telefonu masaya bıraktıktan sonra bedenim bir çuval gibi sandalyeye yığıldı. Neden hastaneye gidiyorlardı? Sonunda onu bulabilmişler miydi?

💬

“Niran,” dedi annem yalvarır gibi. Önümde yığılır gibi diz çöktü, ellerini dizlerime bastırıp gözlerini kaldırarak bana baktı. “Bulmuşlar mı? Dönmüş mü geri?”

💬

“Abla…”

💬

“Hastane,” diyebildim sadece. Sertçe yutkunmaya çalıştım, yutkunamadım. Onu bulamamış olsalardı beni aramazdı değil mi? “Hastaneye gelmemizi söyledi.”

💬

Annem ağlar gibi iç çektiğinde, “Bulmuşlar onu!” diye yükseldi Melin. “Hadi, ne oturuyorsunuz, gidelim hemen.”

💬

Melin eli ayağı birbirine girmiş bir şekilde hızla mutfaktan çıktığında buğulu gözlerle onun arkasından baktım. Ben o adamın sesinden bir şeyleri anlamıştım, ses tonu beni bir şeylere hazırlar gibiydi. Ben bunu anlamıştım, annem de benim yüzüme baktığında anlamıştı. Geriye doğru yıkıldığında elleri dizlerimden ayrıldı. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırırken irileşmiş gözlerine baktım. Başını hızla iki yana sallayıp ayaklandı. Ona uzanmak istedim. Ona uzanmak, onu tutmak, sakinleştirmek istedim. Gözlerim bu kez mutfaktan çıkan annemin sırtındaydı. Kendim bile sakin olamıyorken bunu nasıl yapacaktım?

💬

“Arabayı ben kullanırım,” diye mırıldandı Hanzade omzuma dokunurken. Başımı sallayarak onu onaylamakla yetindim.

💬

Mutfaktan çıktığımızda Melin’in antrede ceketini giydiğini gördüm. Annem ortalıkta görünmüyordu. Portmantoda asılı duran kapüşonlu ceketimi aldıktan sonra Hanzade’nin verdiği telefonu ceketin cebine attım. Bu sırada Melin de mutfaktaki telefonunu alıp gelmişti. O hızla kapıyı açıp dışarıya çıkarken gözlerim koridora kaydı. Annem seslerimizi duyuyor olmalıydı. Gelmeyecek miydi? Belki de gelmemesi daha iyiydi. Bana kalırsa Melin de gelmemeliydi, neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Kapıya doğru yöneldiğimde bir kapının kapanma sesi koridora yayıldı. Omzumun üzerinden baktığımda annemin dik tutmaya çalıştığı omuzlarıyla bize yaklaştığını gördüm. Onu durdurmak istiyordum ama bu bencillik mi olurdu?

💬

Ne yapacağımı bilemeden spor ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım, Hanzade de arkamdan geldi. Biz dışarı çıktığımızda annem de sarsak hareketlerle ayakkabısını giyiyordu. Hata mı yapıyordum? Tam dudaklarımı aralamış onu durduracakken başını kaldırdı, bana baktı. Bana öyle bir baktı ki, şu an düşüp bayılsa, onu kucağıma alıp götürür, babamı ölü de olsa görmesini sağlardım. Zaten paramparçaydı, parçaları daha da ufalanacaktı belki ama bunu onun elinden almaya hakkım yoktu.

💬

Evden çıkıp otoparka inmek için asansöre bindik. Otoparka indiğimiz sırada telefon tekrar çalmıştı, gideceğimiz hastanenin adını söylemişlerdi. Hanzade’ye ait arabaya bindik, ben öne oturmuştum. Melin arka koltukta tırnaklarının kenarındaki etleri kemirirken annem ön koltuğun başlık kısmına gözlerini dikmişti. Hanzade aracı otoparktan çıkarıp ana yola çıktığında gözlerimi camdan dışarıya çevirdim. İçimi tırnaklayan bir his vardı, boğazımı yırtarak bağırmak, sesimi duyurmak, içimde bastırdıklarımı dışarı taşırmak istiyordum. Bir şeylerin sınırındaydım, farkındaydım, bundan da korkuyordum çünkü taşarsam sadece kendime zarar vermeyecektim.

💬

Trafik bizi yavaşlatsa da Hanzade trafiğe girmemek için yolu uzatmış, yolu uzatmasına rağmen bizi hastaneye daha erken ulaştırmıştı. Geçen yirmi dakikalık yolculuğun sonunda araç hastanenin önünde durdu. Elim kapının kolundaydı ama cesaret edip de kapıyı açamıyordum. Diğerleri de benim gibi olmalıydı ki kimse dışarı çıkmadı. Öylece geçen beş dakikanın sonundaysa arkamızda duran taksicinin kornaya basmasıyla ilk hareketlenen Melin oldu. O araçtan inince annem de kendi tarafındaki kapıyı açtı.

💬

“Ben arabayı uygun bir yere park edip geleceğim hemen,” dedi Hanzade. Bir şey söylemeden başımı sallayıp dışarı çıktım. Dudaklarım artık kelimeler için aralanmayacakmış gibi geliyordu.

💬

Girişte duran annem ve kardeşimin yanına giderken telefonumu çıkardım. O adamı aramak istedim ama numarasının bende olmadığı aklıma gelince boş bakışlarımı kardeşime çevirdim. Tam ona polis memurunu aramasını söyleyecekken, gözlerim döner kapıdan çıkan adamda takıldı. Şahin Bey bize yaklaşırken yüzünde tuhaf bir ifade vardı, bu ifadenin arkasındaki duyguları çözemeyecek kadar aklım yerinde değildi.

💬

“Sizi bekliyordum,” dedi, yutkundu. Sertçe yutkunduğunu görebildim. Bir sorun vardı. “Telefonda anlatmak istemedim. Zira sizin de görmeniz gereken şeyler var.”

💬

“Bulabildiniz mi sonunda onu?” diye sordu annem bir umutla. Sesinde umut vardı ama gözleri en büyük umutsuzluğu taşıyordu.

💬

Şahin Bey öksürerek boğazını temizlediğinde kaşlarımı çattım, ellerim buz gibiydi. Bahar gelmemiş miydi? “Yakın çevrede kıyaya vuran bir ceset olmuş. Aynı zamanda bir balıkçı teknesinin bulduğu bir cesetle, arama ekibinin bulduğu başka cesetlere ait parçalar var.” Soğuk olan sadece ellerim değildi. Kanım donmaya başlamıştı. “Böyle bir konuda üstü kapalı konuşamayacağım çünkü sizin de yardımınız gerekli. Biliyorsunuz, birkaç gün geçti ve cesetlerde şişme, parçalanma, kazadan dolayı kesikler ve yaralanmalar olabiliyor.” Annemin sarsaklayarak Melin’e tutunduğunu gördüm ama hareket edemedim. “Kıyıya vuran ceset babanıza ait değil fakat balıkçıların bulduğu cesede bakmanız gerekiyor.” Cümlenin sonuna doğru sesi kısılmıştı.

💬

Annem hıçkırarak Melin’e yaslandığında, artık Melin de sarsılarak ağlıyordu. Bir damla gözyaşı çeneme doğru akarken tırnaklarımı avuç içlerime batırdım, yumruklarımı sıktım. Bedenimin titrememesi için kendimi o kadar çok kasıyordum ki enseme bir darbe almışım gibi başım ağrımaya başlamıştı. “Tamam,” dedim titremesine engel olamadığım sesimle. “Ben sizinle gelirim.”

💬

Melin içeri giremezdi, yapamazdı, bakamazdı o. Annem ise şu an bile yürüyebilecek bir halde değildi. Onu nasıl oraya gönderebilirdim? Şahin Bey başını salladığında anneme doğru döndüm. İçli içi ağlayan annemin omzuna dokunduğumda, daha sesli bir şekilde ağlamaya başladı. Titreyen elimi omzuna bastıramadan geri çektim. Bir gözyaşı daha çeneme ulaştığında, yürümeye başlayan Şahin Bey’i takip ettim. Hastanenin dışındaki insanlar gibi içeridekiler de bizi izliyordu. Fısıldaştıklarını duyuyordum ama onlara kulak veremiyordum.

💬

Biz hastaneye girdiğimizde annem ve Melin de bizi takip etti. Şahin Bey bizi merdivenler yerine asansöre yönlendirdi. Bindiğimiz asansör aşağı inerken morga gittiğimizi biliyordum. Morgun soğuğu şimdiden kapıları aşmış, bulunduğumuz asansörün içine sızmıştı. Bir kat indik, bir kat daha ve bir kat daha. Asansörün kapıları küçük bir sesin ardından açıldığında Şahin Bey önden ilerledi. Girdiğimiz koridor boştu, kenarda durmuş konuşan iki sağlık çalışanı haricinde kimse yoktu. Sağlam atmaya çalıştığım bütün adımlarım boşluğa düşüyormuş gibi dengemi bozuyordu. Birkaç kapalı kapının yanından geçtikten sonra çift kanatlı bir kapının önünde durduk. Melin, annemi sağ tarafımızda kalan bekleme koltuklarına ilerletti.

💬

Neyi bekliyorduk bilmiyordum ama bana cehennem kapısının önündeymişim hissini veren bu kapının önünde beş dakikam geçip gitti. Ardında beni kimin beklediğini biliyordum ama neyin beklediğini bilmiyordum. Şahin Bey kesin bir şey söylememiş olsa da farkındaydım, o, içerideydi. Ona gelmemi bekliyordu. Ben beni bu şekilde, böyle bir yerde, böyle acı içinde beklemesini istememiştim ki.

💬

Çift kanatlı kapının bir kanadı açıldı, içeriden çıkan doktor, maskesini eline alıp, “Girebilirsiniz,” dedi. Şahin Bey başını sallayıp geçmesi için açılan kapıdan girerken hareket edemedim.

💬

“Niran Hanım,” dedi Şahin Bey bana bakarak. Ona bakıyordum ama onu görmüyordun, o da bunun farkındaydı.

💬

Hâlâ yumruk şeklinde duran ellerimi daha da sıkıp hareketlendim. Kapıdan içeri girdiğimde, bedenimi etkilemez sandığım o soğuk beni çevreledi. Yan yana duran iki metal masa vardı. Birkaç masa daha vardı ama onlar köşelerde boş bir şekilde duruyordu. Yan yana duran iki masanın da üzeri doluydu. İçerideki iki çalışan, sağ taraftaki cesetle ilgilenirken gözlerim soldaki masaya döndü. Göğsümün sol tarafına bir sızı yayıldı.

💬

Şahin Bey, üzerinde beyaz bir örtü olan cesedin başına geçti. Titreyen ellerimin parmaklarını birbirine geçirdim, sıktım, bana işkence gibi gelen o birkaç adımı attım. Cesedin tam yanında dururken sol göğsümdeki sızı büyüyerek kaburgalarımı sardı. Örtünün altındaki bedeni inceledim. Bir bacağının kıvrımları, şekli belli olurken diğer bacağının olduğu kısım göçüktü, altı boştu. Elimi karnıma bastırdım. Gözlerim yavaşça yukarı kaydı, bir kolun olması gerek yer de boştu, örtü çökmüştü. Karnımdaki elimi yukarı kaydırdım. Şahin Bey’in beyaz kumaşı aşağı çekmesiyle benim elimin sol göğsümün üzerini bulması aynı anda oldu.

💬

Çalışanların yere sürttüğü metal masanın sesi kesildi, fısıltılar kesildi, nefes sesleri kesildi. Kendi kalp atışlarımın sesi kesildi. Dudaklarımın arasından bir inilti kaçtı. Elini tutma isteğiyle elimi uzattım, elim, elinin olması gereken yerdeki boşluğa saplandı. Bu kez dudaklarımdan kaçan daha yüksek, daha acılı bir iniltiydi. Güzel yüzü çiziklerden, kesiklerden tanınmayacak haldeydi ama ben onu kör olsam da görebilirdim, tanıyabilirdim. Titreyen dizlerim büküldü, kamburlaşarak eğildim. İçimde tutmak için tüm gücümü verdiğim o hisler taşmaya başlamıştı. Ona ne yapmışlardı?

💬

“Baba,” diye fısıldadım. Ya da ben fısıldadığımı sandım çünkü çalışanların bile ürperdiğini hissedebilmiştim. Parmaklarımı yüzüne uzattım, diğer elimle de durmadan akan yaşlarımı silmeye, onu daha net görebilmeye çalışıyordum. Teni mosmordu, canlılığını kaybetmişti. İşaret parmağımın ucu yanağına değdiğinde anladım, bir daha hiçbir zaman üşüdüğümü hissedemeyecektim.

💬

Ona dokunma, sarılma, bağrıma basma arzusuyla yanan kollarım zangır zangır titrerken geriye doğru yalpaladım. Şahin Bey bana doğru hareketlenmişti ama gözümü babamın yüzünden ayıramıyordum. İçimdekiler boğazıma dayandığında, onları kusma ihtiyacıyla, “Baba!” diye çığlık attım. İçerideki metal dolaplar, masalar titredi, dışarıda bekleyen iki kadının da haykırışları içeri doldu.

💬

“Tamam, yeterli,” dedi Şahin Bey kolumu tutup beni geriye çekmeye çalışırken. Onun tutuşundan kaçtım, ona direndim ama hareketlerim onu panikletmiş olacak ki bu kez beni daha sağlam bir şekilde tuttu.

💬

Şahin Bey beni belimden tutarak oradan çıkarmaya çalışırken bağırıyor, ağlıyor, geri dönmesi için yalvarıyordum. Çıkmak üzere olduğumuz kapının kenarlarına tutundum, kapının tahta yüzeyine saplanmaya çalışan tırnaklarım çatırdadı, kırıldı. “Bırak!” ne kadar dirensem de beni o kapıdan ayırdı, babamın yüzü tekrar beyaz bir örtüyle örtüldü.

💬

İçerisi nasıl buzulsa, dışarısı o kadar çöldü. Annemin ve Melin’in yakarışları da benimkilere karıştı. Boş olan koridorda artık daha fazla sağlık çalışanı vardı. Şahin Bey bütün çırpınışlarıma rağmen beni tutarken sağlık görevlileri de annem ve kardeşimin yanına gelmiş, onları sakinleştirmeye çalışıyordu.

💬

“Bırak, ne olur,” diyerek çırpınırken gözyaşlarım yüzünden hiçbir şeyi göremez olmuştum. Şahin Bey beni kapıdan uzaklaştırdıktan sonra bıraktı, geriye doğru birkaç adımı sendeleyerek attım. Geri geri giderken bacaklarım beni daha fazla taşıyamadı ve yere yığıldım. Şahin Bey beni bıraktıktan sonra morga geri dönmüştü. O an annemin de bayıldığını, bir sağlık çalışanı tarafından götürüldüğünü gördüm. Ellerimi yere vurarak hıçkırdım. Ben onu günlerce beklemiştim. Döneceğine o kadar emindim ki, söylenen ihtimallere hiç kafa yormamıştım. Neden bu şekilde dönmüştü?

💬

Sonunda bu acıya kardeşim de dayanamadı. Onu tekerlekli sandalyeye oturtup götüren kadın çalışanların arkasından baktım, bedenimi arkaya doğru döndürüp gidişlerini ağlayarak izledim. Koridorun arkamda kalan kısmında ondan fazla çalışan vardı, hepsinin yüzüne de aynı acıma duygusu oturmuştu. İçli bir hıçkırığı daha dışarı bırakırken buğulu gözlerim o kalabalığın arkasındaki bir yüzde takıldı. Gözümden akan yaş yanağımda donarken kırılan, kanayan tırnaklarımı yere bastırdım. “Sen,” diye fısıldadım. Fısıltım sadece kendi kulaklarıma ulaştı.

💬

Bu kez ellerimi yere bastırdım, yalpalayarak ayaklanmaya çalıştım. Bir doktor kalabalığı dağıtırken dişlerimi sıkarak doğruldum. İnsanlar dağılıyordu ama o aynı şekilde durmuş bana bakıyordu. “Sen,” dedim bu kez daha yüksek bir sesle. Acı artık içimden taşmış, bedenimi kaplamış, bana dönüşmüştü. İlk başta sarsak olan adımlarım güçlendi. Bir öfke oldum, ona doğru rüzgâr gibi estim. Benim hızlı adımlarıma rağmen o yavaş adımlarla geri çekildi.

💬

Onun peşinden koştukça öfkem büyüdü, diğer duygularımı arkasına aldı. Çift kanatlı başka bir kapıdan çıktığında ben de arkasından çıktım ve temiz, soğuk hava yüzüme çarptı. Hastanenin arka kısmına çıktığımızda benden birkaç metre ileride, hastane duvarının kenarında durdu. Ama ben durmadım. Koşar adımlarla onun üzerine gelmemi izledi. Yanına ulaşmamla hızla dirseğimi boynuna bastırıp onu duvara çarptığımda hazırlıksız yakalandı, bunu beklemiyor gibiydi, ben kendimden her şeyi bekliyordum. Benden uzun olan adamın boynuna kolumu bastırdım, gerilen bedenine bedenimi yaslayıp onu duvarla aramda sıkıştırdım.

💬

Başımı hafifçe kaldırmış ona bakarken, “İzlemeye mi geldin?” diye bağırarak sordum. Sesim etrafımızda yankılandı. “Onu benden nasıl aldığınızı, ne halde olduğunu görmeye mi geldin?”

💬

Boğazına baskı yapan koluma rağmen hiçbir harekette bulunmadı, sadece yüzünü buruşturarak yutkunmaya çalıştı. Belki şu an benden kolayca kurtulabilirdi, buna inanabilirdi ama onu sandığı gibi kolayca bırakmazdım. “Niran,” dedi boğuk çıkan sesiyle. Öfkeyle kolumu daha sert bastırdığımda gözleri kısıldı, ellerini omuzlarıma koydu. “Seni itmek istemiyorum. Bırak hadi.”

💬

“Sana bir soru sordum,” dedim dişlerimin arasından. “Sen neden buradasın?”

💬

Şu an zor bir durumda olmasına rağmen sakince elini boynunda duran kolumun üzerine koydu. “Senin acı çekmenden zevk alıyor değilim.”

💬

Çığlık atar gibi bağırıp kolumu geri çektim, elimi göğsüne sertçe vurduktan sonra tamamen geri çekildim. Sesli bir nefes aldı, sırtını duvardan ayırdı. “Babam sizin yüzünüzden orada bir ceset olarak yatıyor! Nefes almıyor!” Ellerimi dağılmış saçlarımın arasından geçirdikten sonra bir iki adım daha geriledim. “Sen de bu işte parmağı olan herkes gibi hesap vereceksin.”

💬

“Bir suçum varsa elbette hesap veririm,” derkenki sakinliği beni daha da çileden çıkardı. Saçlarımı çekiştirerek dizlerimin üzerine düştüm. Yere çarpan dizlerimdeki acı sanki bir düğmeydi, hissettiğim an öfke geri çekildi ve canım büsbütün yanmaya başladı. “Sadece gerçekten o mu diye görmeye geldim ve ister inan ister inanma, doğru olmamasını diledim.”

💬

“Neden beni kurtardın?” Gözyaşlarım tekrar yüzüme akmaya başladığında ellerimi dizlerime bastırdım. “Onu yalnız bıraktım.”

💬

Bu kez içli içli, sessizce ağlarken bana yaklaştı. Bir tepki vermeden gözyaşları içinde yeri izlemeye devam ettim. Gözlerimin takıldığı noktaya dizini bastırdı, yanımda diz çöktü. “Ne o geri gelebilir ne de sen şu an onun yanına gidebilirsin, üzgünüm.” Hıçkırdım, titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. “Belki şu an bunu söylediğim için daha sonra kendi kafamı sikeceğim ama sana yardım edeceğim.” Duraksadım, yanağımdaki gözyaşı boynuma doğru kayarken başımı kaldırıp gözlerinin için baktım. Ela gözleri yüzümün her köşesinde gezindi, en son gözlerimi buldu. “Sana yardım edeceğim.”

💬

“Ne yardımı?”

💬

Bana biraz daha yaklaşıp sesini alçalttı. “Babanın ölümüne kimin sebep olduğunu sana göstereceğim.”

← Önceki Bölüm: 1. KARA LODOS
Sonraki Bölüm: 3. AYKUŞAĞI

“2. ÖLÜM SAÇAĞI” için 1 yorum

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top