💬

💬
🎧: Çağan Şengül&Büşra Koşal, Ne Yapıyordun?
💬
🎧: Paptircem, Kaybettim Yirmilerimde
💬
Keşke kendi içinden uzaklaşmak, bir şehirden uzaklaşmak kadar kolay olabilseydi.
💬
Otel odasının penceresinden şehri izlerken kollarımı göğsümde bağladım. Yolculuk esnasında uyuduğum için uykum yoktu ama halsiz hissediyordum. Tibet ayrı odalar tutmak istese de bunu reddetmiştim. Kanada’nın Alberta eyaletine daha önce gelmiş olsam da Ontario eyaletine ilk kez geliyordum. Toronto, Ontario eyaletinin başkentiydi. Ziyaret etmeyi çok istesem de o zamanlar zamanım olmamıştı. Bu yüzden bilmediğim bir yerde olmak bana pek de kendimi güvende hissettirmediğinden Tibet’e aynı odada kalmayı teklif etmiştim.
💬
Tibet banyodan çıkarken, “Aynen,” dedi İlkay’a. Telefonda konuşuyorlardı. “Gürcistan işini bir araştır, onu da listeye ekleriz.” Bana kısa bir bakış attıktan sonra yatağa ilerledi, yatağın üstündeki bilgisayar çantasını eline aldı. “Saat henüz erken. Niran biraz dinlensin, hem planın üzerinden de geçmiş oluruz.” Çantadan dizüstü bilgisayarını çıkarıp kenara koydu. “Tamam, haberleşiriz.”
💬
O telefonu kapatıp cebine atarken bedenimi ona doğru döndürdüm. “Bu kez ne yapacağız?”
💬
Tibet dizüstü bilgisayarını alıp masaya doğru ilerledi. “Oscar Evans, Tristan kadar korkak bir herif değil, onu tehditle ikna edemeyiz,” dedi ve sandalyeyi çekip oturdu. “Başka bir yol izleyeceğiz.”
💬
Kollarımı göğsümden ayırıp ona yaklaştım ve kalçamı masanın kenarına yaslayıp masanın ucuna oturdum. “Seninle oturup anlaşmayacaklarına göre?”
💬
Kaşlarını kaldırıp, “Neden olmasın?” diye sordu. “Aslında sorun Oscar da değil, onu nasıl aradan çıkaracağımı biliyorum.”
💬
“Sorun olan ne?”
💬
“Oscar’ın yanındaki adam,” dedi ve dizüstü bilgisayarın ekranını bana doğru çevirdi. “Adam Bahtiyar’la iyi anlaşıyor ve beni de tanıyor.”
💬
Ekrandaki sert mizaçlı adamın yüzünü incelerken, “Oscar da Bahtiyar’la anlaşabiliyor ki birlikte iş yapıyorlar, bunda tuhaf olan ne?” diye sordum.
💬
“Steve,” dedi ekrandaki adamı göstererek, “yani Oscar onun adının Steve olduğunu sanıyor ama adı Metin.” Kaşlarımı kaldırarak şaşkın bakışlarımı onun yüzüne çevirdim. “Metin’i, Oscar’ın yanına gönderen Bahtiyar’dı. Oscar’ı avucunda tutmak istedi. Asıl can alıcı kısmı bu değil.” Ekranı kendine doğru çevirdi ve parmaklarını tuşlarda gezdirmeye başladı. “Birkaç yıl önce Oscar’ın oğlu, bir sevkiyat sırasında öldü.”
💬
Alayla, “Öldüren de Bahtiyar mıydı?” diye sorduğumda, “Evet,” yanıtını verince alaycı ifadem kayboldu.
💬
“Daha doğrusu Metin’di,” diyerek konuşmasına devam etti. “Tabii Oscar bunu bilmiyor, iş sırasında öldüğünü sanıyor.”
💬
“Siz bu bilgiye nereden ulaştınız?”
💬
“Biz ulaşmadık, bu bilgiye zaten amcam sahipti,” dedikten sonra ekranı yeniden bana doğru çevirdi. “Elinde Bahtiyar’ın ve Metin’in konuşmaları vardı.” Parmağıyla ekranda duraklatılmış bir şekilde duran videoyu gösterdi. “Bahtiyar’ın üzerinde üstünlük kurmak için elinde tutuyordu. Bu kayıt amcamda olunca da ulaşması kolay oldu.”
💬
“O zaman Oscar’a kaydı göstermemiz yeterli?” dedim sorar gibi. Bu kadar kolay mı olacaktı?
💬
“Dediğim gibi sorun Oscar değil, Metin,” deyip kolunu sandalyenin sırt kısmına attı. Bu hareketiyle geniş göğsü öne doğru kavislenmişti. “Beni tanıyor ve fark ettiği anda da Oscar’a ulaşmamızı engelleyecektir. Ki onun bizi görmesi ve yapacağımız şeyi anlaması demek, Oscar gidip Bahtiyar’ı bulmadan Bahtiyar’ın olanlardan haberdar olacağı ve amacımızı anlayacağı anlamına gelir.”
💬
Neden bilmiyordum ama bu iş yine de bana kolay gibi gelmişti. Sonuçta ortak olan Oscar’dı ve onu da kolayca aradan çıkarabilecek güce sahiptik. Metin bize en fazla nasıl bir zorluk çıkarabilirdi ki?
💬
Gözlerimi onun bilgisayara odaklanmış olan gözlerine diktim ve zaman hızla akmaya başladı. Güneş söndü, ay parıldamaya başladı ve kendimi bir ara sokakta buldum. Dakikalardır durmadan koştuğum için nefes nefeseydim, adımlarım tökezlemeye başlamıştı. Hızla kulağımın yanından geçerken saçlarımı uçuşturan bıçak karşıdaki duvara çarptı ve metalik bir ses çıkararak zemine düştü. Gözlerim iri iri açıldığında Tibet beni kolumdan tutup solumuzda kalan işlek sokağa soktu. Bu işi basit görme konusunda hata yapmıştım.
💬
“Biraz daha dayan,” dedi Tibet ve kolumdaki elini elime indirip parmaklarımızı birbirine geçirdi. İnsanların arasından koşarak sıyrılırken arkama bakmaya çalıştım ama başarılı olamadım.
💬
Akşamüzeri otelden çıkmış, Oscar’ın sahibi olduğu alışveriş merkezine gitmiştik. Göze batmamaya çalışsak da alışveriş merkezindeki yöneticilerin odalarının bulunduğu gizli kata ulaştığımızda her şey sarpa sarmıştı. Alışveriş merkezinden zor da olsa çıkabilmiştik ama Metin’in peşimize taktığı adamlardan kurtulamamıştık. Önce bindiğimiz taksiyi takip etmişler, sonra da taksiden indiğimizde bizi kovalamaya başlamışlardı. Hava serin olduğu için kot pantolon giymiştim ve bu yaptığım ikinci hata olmuştu, koşarken bacaklarım daha çok kasılıyordu.
💬
“Metin, Bahtiyar’a haber uçurmuştur,” dedim yüksek sesle. “Ne yapacağız?”
💬
“İlk önce şunları atlatalım,” dedi Tibet, ardından beni aniden bir ara sokağa çekti. Ara sokağa girdiğimizde adımlarımızı yavaşlattık. “Barın arka kapısından girelim, ön kapıdan çıkıp başka yöne gideriz.”
💬
Başımı sallayıp ona ayak uydurdum çünkü başka çarem yoktu. Alıp verdiğim hızlı nefesler yüzünden göğsüm yanıyordu. Ara sokakta iki kapı vardı ve ikisi de farklı mekanlara açılıyordu. Soldaki kapı aralık duruyordu, kapının dışında duran iki adam sigaralarını içerken sohbet ediyorlardı. Adamların yanından sıyrılıp aralık duran kapıyı açtık ve içeri girdik. Adımlarımızı yavaşlatmış olsak da hâlâ normalden daha hızlı yürüyorduk. Bize doğru dönen bakışları umursamadan barın içinden geçip barın ön girişine ilerledik. Neyse ki bize bakmış olsalar da çok fazla dikkat verip durumu sorgulamamışlardı.
💬
Tekrar kendimizi sokağa attığımızda boştaki elimi göğsüme bastırdım. Tibet etrafı kolaçan ederken yürümeye devam ediyorduk. Elini cebine attı ve telefonunu çıkararak İlkay’ı aradı. O durumu İlkay’a anlatırken caddenin karşısına geçtik. Oscar’la karşılaşmayı, en kötü ihtimalle Metin ve Oscar’ı aynı anda görmeyi bekliyorduk ama daha kötü bir ihtimal gerçekleşmişti. Metin orada olsa da Oscar yoktu. Biz onu bulsak da Metin bizden önce onun yanına gider, ona ulaşmamızı engellerdi ve biz de kendimizi onun ayaklarının önüne atmış olurduk.
💬
Tibet, “Adresi mesaj at,” dedi ve telefonu kapattı. Bizi bir kafeye doğru çekerken, “Biraz oturup bekleyelim, daha fazla dikkat çekmeyelim,” dediğinde başımı salladım.
💬
Terlemiştim ama bunun havayla bir ilgisi yoktu. Aksine buradaki hava sanki bahara yeni girilmiş gibi serindi, hiç yaz havası yoktu. İkimizin de üzerinde deri ceket vardı, ki bu kadar koşacağımı bilseydim üşüyecek bile olsam giymezdim. Kafeye girdiğimizde o gürültüyü de arkamızda bırakmış olduk. Terli boynuma yapışan saçları geriye doğru atıp boynumu açığa çıkardım. Kafede klimalar çalışıyor olmalıydı, içerisi daha serindi ve açığa çıkan boynuma çarpan serinlikle ürperdim.
💬
Duvar kenarındaki bir masaya yerleştik, sandalyeye oturduğumda üzerimdeki deri ceketi çıkarıp yanımdaki boş sandalye attım. “Adam orada bile değilmiş,” dedim gizleyemedim öfkemle. “Boş yere bir tarafımızdan ter akıyor.”
💬
Tibet son söylediğime gülünce kaşlarımı çattım. “Şimdi işimiz ekstra zorlaştı,” derken ifadesi ciddileşmişti. “Ama bu işi yarına bırakamayız, yaklaşma şansımız sıfıra iner.”
💬
Üzerimdeki askılı bluzun açıkta bıraktığı omzumu ovarken derin bir nefes aldım. “Adamın nerede olduğunu öğrenebilecek misiniz?” diye sordum isim belirtmeden.
💬
Tibet cevap vermek için dudaklarını araladı fakat telefonu çalınca dudaklarını birbirine bastırıp telefonunu cebinden çıkardı. “Ulaşamadın mı?” diye bir soru yönelterek yanıtladı aramayı. İlkay’ı dinlerken gözleri yüzümdeydi, ben de bir şeyler anlayabilmek için dikkatle onun yüzüne bakıyordum. “Tamam. Yakın bir yer mi?” Anlaşılan İlkay bir şeyler bulabilmişti. “Tamam, gidiyoruz.”
💬
O telefonu kapatınca, “Şimdi mi?” diye sordum.
💬
“Birkaç sokak yürümemiz gerekecek, yolda anlatırım,” deyip ayağa kalktığında, bize doğru gelen garson da duraksayarak adımlarını durdurmuştu.
💬
Tibet garsona bakmadan çıkışa yöneldiğinde garsona mahcup bir gülümseme yollayıp hızla Tibet’in arkasından ilerledim. Deri ceketimi giymek yerine koluma astım, biraz daha serinliğe ihtiyacım vardı. Yolun karşısına geçerken ikimizin de gözleri etrafı tarıyor, tedbirli adımlar atıyorduk. Kısa sürede yaşanan bu kadar hareketlilik dengemi altüst etmişti.
💬
“Metin kadar üst mevkide olmasa da içeride bizim de konuştuğumuz biri var,” dedi Tibet yan yana yürürken. “Peşine düşeceğimiz her ortağın yanında birileri var, konum konusunda bize yardımcı oluyorlar.”
💬
“Bu tahmin etmesi zor değil de şimdi elimizi kolumuzu sallayarak gidince ona ulaşabileceğimizi mi düşünüyorsun?”
💬
“Arabada hızlı bir plan yapacağız,” dediğinde başımı hareket ettirmeden gözlerimi ona çevirdim. “İlkay bir araba ayarlamalarını sağladı. Taksiyle falan gidemeyiz, zaten başımız dertte, bir de adamları buna sürüklemeyelim.”
💬
“Neredeymiş?” diye sorduğum sırada başka bir sokağa sapmıştık.
💬
“Plansız bir misafirlik yüzünden rota değiştirmiş,” dedi Tibet ve elini sırtıma bastırarak beni solda kalan sokağa yöneltti. “Şu an bir toplantıda olmalı.”
💬
“Benim telefonuma video göndermişlerdi, amcanla ilgili olan,” dediğimde gözlerini yüzüme indirip devam etmem için başını salladı. “Neden siz de bu şekilde yapmıyorsunuz?”
💬
Kaşlarını kaldırdığında önerimin saçma olduğunu anladım ve dudaklarımı birbirine bastırdım. “Onun kişisel bilgilerini bulmak, seninkini bulmak kadar kolay değil, Niran. Elbette elimizde iletişim bilgileri var ama ondan önce gelen bildirimler, mailler ya da dosyalar başkaları tarafından kontrol ediliyor. Ki tahmin edersin ki Metin de her şeyden haberdar olabilmek için kendi elinden geçiriyordur.”
💬
“Artık o kadar da basit gelmemeye başladı,” diye mırıldandım gözlerimi işlek sokağa çevirirken. “Oscar’ı tek başınayken yakalama ihtimalimiz düşük.”
💬
“Bazı riskler alacağız,” derkenki ses tonu huzursuz hissettirdi. Gözlerim ona çevrilse de bakışlarıma karşılık vermedi. Ne tür riskler almayı düşünüyordu?
💬
O telefonuyla ilgilenirken sessizce yanında yürüdüm. Koyu gri bir aracın önünde durduğumuzda, telefonun ekranında da önümüzdeki aracın fotoğrafının olduğunu gördüm. Aracı burada bırakan kişi anlayabilmemiz için fotoğrafını da çekmiş olmalıydı. Tibet sürücü koltuğuna yönelince ben de arabanın ön kısmından dolanıp diğer tarafa geçtim ve açık bırakılan araca bindik. Taksi konusunda haklıydı. Nereye gideceğimiz, nasıl bir şeyle karşılaşacağımız belli değildi ve normal bir insanı yanımızda sürüklememiz saçmalık olurdu.
💬
Tibet aracı hareket ettirirken tek eliyle kemeri çekip taktı. Ben de kemerimi takıp sırtımı koltuğa bastırdım. Nereye gideceğimiz gibi küçük detayları bana vermezdi, ben de zaten bunu sormazdım çünkü bilmem bir şeyi değiştirmezdi, ona ayak uydurmak daha kolaydı. Önümdeki torpido gözüne uzanıp kapağı açtı, gözlerim torpidonun içine kaydı. Birkaç deri kapaklı defter vardı ama ilgiyi çeken şey, parıldayan metallerdi. Tibet torpidodaki silahlardan birini alırken gözlerim kısıldı. Şu an nerede olduğumuz, buraya ne için geldiğimiz ve nasıl insanlarla karşılaşacağımız düşüldüğünde silah görmek beni şaşırtmamıştı.
💬
“Tedbir amaçlı,” diye açıklamada bulununca bir cevap vermedim. Diğer silahı da benim kucağıma bıraktığında gözlerimi ona çevirdim. “Ensende olacağım ama olur da kullanman gereken bir an olursa tereddüt etme. Önemli olan senin canın, o leş sürüsünün değil.”
💬
“Av tüfeği kullanmıştım, bu daha kolaydır, sorun olmaz,” dedim bomboş bir sesle. Tereddüt etme konusunda bir yorum yapmadım çünkü tereddüt etmeyeceğimi biliyordum. Karşımdaki insanların elini suyla değil de kanla yıkadıklarının farkındaydım. Onlar benim gözümde, ailemin kafasına silah dayayanlara bahis yatıran birer ucubeydi. Tibet düşüncelerim konusunda ne düşünüyordu bilmiyordum ama sağlıklı düşüncelere sahip değildim.
💬
Torpidoda birkaç bıçak da görmüştüm. Bıçaklardan birini kotumun bel kenarına sıkıştırdığımda, kabzasının soğukluğu tenime yayıldı. Tibet’in hareketlerimi izlediğini bilsem de ona bakmadım. Bir an önce her şeyin bitmesini, o heriflerin bağlantılarını kesip onları güçsüz bırakmayı ve sıranın onlara gelmesini istiyordum. O gün o gemiyi patlatma ve annemle kardeşimi o yata götürmelerini emrini verenle yüz yüze gelmeyi istiyordum. Benim için asıl fırtına o gün kopacaktı ve o fırtınadan iki ayağımın üzerinde çıkıp çıkamayacağım umurumda değildi.
💬
Tibet konuşmaya başladığında sessizce yolu izliyordum. “Adamı eve gitmeden önce yolda yakalamamız gerek, evine girerse arkasından giremeyiz,” dedi. “Önünü kesmek de intihar gibi görünüyor ama başka şansımız yok. Yapamazsak kaçmamız, hemen şehirden uzaklaşmamız gerekecek. Çünkü bu kez sadece Metin’in değil, Oscar’ın da dikkatini çekeceğiz.”
💬
“Daha tek kelime etmeden Metin’in bizi indirme ihtimali?”
💬
“Yüzde doksan beş,” dediğinde gözlerim hızla ona çevrildi. “Denemezsek de yarın sabahı görememe ihtimalimiz bu.”
💬
“Aman ne güzel,” deyip gözlerimi devirdim. “Daha ikinci herifte boka battık.”
💬
“Boka batmış birine göre fazla sakin görünüyorsun.”
💬
“Her hâlükârda bunu tadacaktım.”
💬
Tibet aracı kavşağı geçmeden durdurdu. “Buradan geçecekler, bekleyelim,” dedi ve arkasına yaslandı. “Bizim için her seferinde ihtimal bu olacak. Yüzde doksan beş.” Başımı ona doğru çevirdim. “Babamın ölümü, senin ailenin ölümü kadar karmaşık değildi.” Cümlesi kulaklarımda bir cam kırılma sesi gibi yankılandı. “Direkt suçlu Ferhan’dı ama o öldüğünde katil ölmüş, artık her şey bitmiş gibi hissetmedim.”
💬
Onda yaratacağı etkiyi az çok tahmin etmeme rağmen o soruyu sordum. “Amcanı seviyordun değil mi?”
💬
Duraksadı. Önümüzden geçen aracın farları yüzünü aydınlattı. Suskunluğu kaşlarımı çatmama sebep oldu. Onu sevmesi yanlış değil miydi? Babasını ondan almıştı, abisini ondan uzaklaştırmıştı. Söylemese de inkâr etse de onu sevdiğini hissediyordum. Bu ağrına gitmiyor muydu? Sevdiğim bir insanı düşündüm. O sevdiğim insanın ailemden birini öldürdüğünü, onu benden aldığını düşündüm. Onu sevmeye devam edemezdim, kalbim bundan iğrenirdi. Tibet’in kalbi iğrenmiyor muydu?
💬
“Elinden bir şey gelmeyecek konular için kafanı meşgul etmeye değmez,” diyerek sessizliği bozan ben oldum.
💬
Dilini dudaklarında gezdirip dudaklarını ıslattı. “Birinden şu an nefret ediyor olman, onu geçmişte sevmiş olduğunu sana unutturamaz.” Başını çevirdiğinde göz göze geldik. “Sandığın gibi duygularına söz geçiremeyen biri değilim.”
💬
Kaşlarım çatıldı. “Öyle düşünmedim.”
💬
“Hayır, öyle düşündün,” dedi gözlerimin içine bakarken. “Babasını öldürmesine rağmen amcasını sevmeye devam eden biri olduğumu düşündün. Düşünceni yalanlamadım çünkü aksini söylesem de aynı düşünmeye devam edecektin.”
💬
“Belki de düşüncemdeki haklılık sinirlerini bozmuştur.”
💬
Tibet burnundan sert bir nefes vererek güldü ve bir şey söylemeden önüne döndü. Alaycı tavrı bana kendimi sorgulatsa da başka bir cümle kurmadım. Birkaç dakika sonra telefonuna bir bildirim düştü, telefonunu çıkarıp gelen mesaj baktı. Mesajda ne yazdığına bakmadım fakat yüz ifadesinden herhangi bir terslik sezmemiştim. Bir şey söylemeden telefonu kenara bıraktı ve beklemeye kaldığımız yerden devam ettik.
💬
Adamları takip edecek ve önlerini kesecek olmamızın nelere mâl olacağını biliyordum. Korku hissediyordum ama bu korkunun sebebi derdimizi anlatamadan önümüzün kesilme ihtimaline karşıydı. En azından Oscar’ın kafasını karıştırabilmeyi umuyordum. Sonuçta patron olan oydu, o istemeden Metin bize dokunamazdı. Oscar’a bizi dinlemesi gerektiğini düşündürtecek şeyler söylemeliydik. Metin ortada hiçbir şey yokken direkt bizi saf dışı bırakamazdı.
💬
Kavşaktan iki siyah araç dolandığında ve Tibet dikleştiğinde ben de omuzlarımı dikleştirdim. Arabayı çalıştırdı, biz hareketlenirken iki araç daha öndekileri takip etti. Harekete geçtiğimize göre takip edeceğimiz araçlar bunlardı ve dört araç demek kalabalık oldukları anlamına gelirdi. Tibet kavşaktan dönüp diğer araçların peşine takıldığında, başka bir araç bizim önümüze, onlarla aramıza girmişti. Bu aracın normal birilerine ait olduğunu düşünüyordum.
💬
“Tek değil,” dedi Tibet pürdikkat araçları izlerken. “Gelen misafirlerden ikisinin de yanında olduğunu söylediler. İhtimal seksene düştü. Yanlarında onlardan ayrı birileri varken fevri davranamazlar.”
💬
“Ya da misafirlerinin yanında böyle bir durum yaşadığı için daha çok sinirlenir.”
💬
“O da bir ihtimal tabii,” diyen Tibet’e şaşkın bir ifadeyle baktım. Bana diyordu ama kendi benden daha sakindi. Bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eline telefonu aldı, telefonunu tamamen kapattı ve bana uzattı. “Kendi telefonunu da kapat. Telefonları çantana at. Arabayı durdurduğumda çantanı çaktırmadan ağaçlık alana fırlat. Kayıtları belleğe aktardım, belleğin yanımda olması yeterli.”
💬
Ağaçlık alandan kastının ne olduğunu anlamıştım, yolun benim tarafımda olan kısmı ormanlık alandı ama neden çantamı atmam gerektiğini anlamadım. “Neden?”
💬
“Bizi yanlarına alacak olurlarsa üzerimizdekileri alırlar,” dedi. “Evine yakın bir yerde aracı durduracağım. Araca bir şey yapmazlar ama içinde bulduklarını alırlar. Kaçacak olursak telefonlar güvenli bir yerde olsun, ihtiyacımız olur.”
💬
“E o zaman neden silah aldık? Onları da alırlar.”
💬
“Kullanmak zorunda olursak kullanırız ama eğer sadece üzerimizi arayıp silahları alırlarsa onların gözünde temizlenmiş oluruz,” dediğinde kaşlarımı çattım. “Savunmasız görünmek bazen iyidir, dikkat dağıtır.”
💬
“Ben yine de işimi sağlama alma taraftarıyım,” dediğimde bana baktı. Bluzumu aniden yukarı çekmemle duraksadığını hissettim ama ona bakmadım. Kotun kenarına sıkıştırdığım bıçak çok da büyük değildi. Bıçağı kolumun alt kısmından sütyenimin kenarına, göğsüme yakın bir yere iliştirirken Tibet hızla gözlerini benden ayırıp önüne döndü. Bluzumu düzeltip deri ceketimi üzerime giydim. “Fazla detaya girmezler.”
💬
“Giremezler zaten,” diye ağzının içinde geveleyen Tibet’e baktım. “Benimle aynı anda araçtan inmen gerek, sonra inecek olursan çantayı kimse görmeden fırlatma şansın olmaz.”
💬
“Telefonu kapattın, İlkay ve Turhan sana ulaşamayınca delirmeyecekler mi?”
💬
“Haberleri var. İçerideki herifle iletişim kurarlar.”
💬
Tibet öndeki aracı sollayıp enselerine tünemiş gibi tam arkalarından ilerledi. Öndeki iki siyah aracın hemen arkasında beyaz bir cip vardı, beyaz cipin arkasında, yani hemen önümüzde de siyah bir araç vardı. İçimden bir ses Oscar’ın ve misafirlerinin beyaz cipte olduğunu söylüyordu. Acaba Metin de onlarla mıydı? Aynı araçta olmaları bir bakıma işimize yarardı. Oscar kendi aracından inmeden Metin’in başka bir araçtan inip önümüzü kesmesinden iyiydi. Araya girmem gerekecek miydi bilmiyordum ama onların karşısında kenara pusmuş bir kedi gibi durmayı düşünmüyordum.
💬
“Yaklaştık,” dedi Tibet ve aracın hızını arttırdı. Yan şeridi kontrol edip gelen bir aracın olmadığını gördüğünde diğer şeride geçti ve hızla önümüzdeki dört aracı arkada bıraktı. En öndeki siyah aracın önüne geçtiğinde, siyah aracın bu ani hareketimizden dolayı hafifçe yalpaladığını görmüştüm.
💬
“Dikkat çektik bile,” dedim arkamızda kalan aracın yanıp sönen ışıklarına bakarken. Tibet aradaki mesafeyi bir hayli açtı, ardından arabayı tekerleklere çığlık attırarak durdurdu. Aniden durmuş olsak da mesafe bıraktığından onlara da durabilmeleri için zaman ve alan yaratmıştı.
💬
Tibet aracın kapısını açınca ben de hızla kemeri çözüp kapıyı açtım ve sıkıca tuttuğum çantamı nereye attığıma bakmadan ağaçlara doğru fırlattım. Çantayı fırlattığım anda çantanın yere çarparken çıkardığı sesi, arkadaki araçların tekerlek sesi bastırdı. Umarım çantayı ararken hava bu şekilde karanlık olmazdı çünkü bu karanlıkta çantayı ışık olmadan bulabileceğimizi sanmıyordum. Dışarı çıkıp elimi arabanın tavanına bastırdığımda art arda duran araçların kapıları bir bir açılmaya başladı. İşte şimdi başlıyorduk.
💬
En öndeki araçtan inen bir adam hızla bize doğru gelirken, “Senin sorunun ne?” diye bağırdı. Öfkeli gözleri direkt Tibet’e saplanmıştı.
💬
“Bir derdim yok,” dedi Tibet adama doğru yürürken. Neyse ki İngilizce konuşuyorlardı. Bilmediğim bir dil olsaydı ve onları anlayamasaydım benim için sorun olurdu. “Oscar’la konuşmak istiyorum.”
💬
Tibet’in, Oscar’dan arkadaşıymış gibi bahsetmesi adamın kaşlarının havalanmasına neden oldu. Gözlerimi ondan ayırıp diğer adamlara çevirdim. Dışarıda en az on adam vardı. Ben adamların yüzüne bakarken beyaz aracın kapısı açıldı ve dışarı çıkan adamla kaşlarımı çattım. Metin dışarı çıkar çıkmaz gözlerini bize dikmişti ve hiç de şaşkın görünmüyordu.
💬
“Arabana bin ve buradan uzaklaş,” dediğinde adam, Metin diğerlerini elleriyle kenara iterek bize doğru geldi. Şimdi Tibet’in de benim de gözlerimiz ondaydı.
💬
“Ölmek mi istiyorsunuz?” diye sordu Metin öfkeli bir yüzle Tibet’e bakarken. Uzun boylu, iri yarı bir adamdı.
💬
“Ölmek isteseydim senin karşına mı çıkardım, Metin?” Tibet onun ismine vurgu yaptığında Metin’in yüz ifadesi daha ürkütücü bir hâl aldı. Diğer adamların birbirlerine bakış attıklarını gördüm. Ben hâlâ aynı yerimde duruyordum.
💬
“Seni kendi ellerimle öldüreceğim,” dedi Metin. Öfkeli görünüyordu ama gözlerindeki o tedirginliği görebiliyordum. Yanındaki adamlara doğru dönüp, “Onlarla burada bekleyin, patrona eve kadar eşlik edip döneceğim.”
💬
Adamlar bize doğru yaklaşırken Tibet, Metin’e doğru atak yaptı ama ortamda bir kapı sesi daha yankılandığında herkes durdu. Beyaz aracın kapısı bir kez daha açıldı ve aracın içinden lacivert takım elbiseli, kır saçlı, kırklarının sonunda görünen bir adam indi. Tibet’in bana otelden çıkmadan önce gösterdiği fotoğrafı hatırladım. Bu adam Oscar’dı. Oscar’ın araçtan inmesi Metin’in gözle görülür bir şekilde paniklemesine neden oldu ama bunu gizlemeye çalıştı.
💬
“Steve,” diye seslendi Metin’e. “Bu gürültünün sebebi ne?”
💬
Metin arkasını dönüp Oscar’a bakarak, “Hemen hallediyorum, efendim,” dedi otoriter bir sesle. “Siz rahatsız olmayın.”
💬
Oscar dik dik bize doğru bakarken Metin daha büyük bir öfkeyle bize doğru döndü. Amacı bir an önce bizi ayak altından çekmekti. Tibet, ona yaklaşan Metin’e, “Daha fazla yaklaşacak olursan kafanı boynundan ayırırım,” dedi öfkeyle, bunu Türkçe söylemişti.
💬
Başka şansımızın olmadığını bildiğimden hızla aracın önünden dolanıp, “Bay Evans!” dedim sesimi yükselterek. Diğerleri gibi sesimi duyan Tibet’in de gözleri bana çevrildi. “Size söylememiz gereken bir şey var, oğlunuzla ilgili.”
💬
Ortamda aniden buz gibi bir rüzgâr esti. Oscar’ın buz gibi bakan yeşil gözleri gözlerime saplandı. Aramızdaki mesafeye rağmen bulanık bir gölü anımsatan yeşil gözlerinde yanan öfkeyi görebilmiştim. Oğlundan bahsetmem, beyaz boynun kızarmasına neden olmuştu. Oscar indiği aracın içine kısa bir bakış attı ve ardından aracın kapısını öyle sert çarptı ki Metin’in bile ürperdiğini fark ettim. Hata mı yapmıştım? Gerçi bunu yapmasaydım da Metin bizi enseleyecekti.
💬
Oscar’ın sert adımlarla bize doğru geldiğini gören Tibet, geriye adımlayıp yanıma geldi. Geniş gövdesi bedenimin yarısını arkasına almıştı. Oscar yürüdükçe adamlar bir bir kenara çekilip ona yol açıyorlardı. O ise ne adamlarına ne de önümdeki Tibet’e bakıyordu. Gözlerini direkt benim gözlerime dikmişti ve gözünü dahi kırpmadan bakıyordu.
💬
“Ne cüretle oğlumdan bahsedersin?” diye sordu bize doğru adımlamaya devam ederken. Ses tonunu duyan herkes sakin olduğunu düşünebilirdi ama bu kesinlikle ürkütücü bir sakinlikti.
💬
Korku yok kızım. Ölüm senin için bir tehdit bile değil.
💬
Ondan korkmuyordum, gözlerinin içine bakmaya devam ederken de endişe duymuyordum. Beni daha tek kelime edemeden öldürebilirdi, yapabileceğini görüyordum. Fakat ben korkmamı gerektirecek şeylere sahip değildim.
💬
Oscar’ın gözlerinin içine bakarak, “Sizinle konuşmak istiyoruz,” dedim kararlı bir tavırla. Konuşurken saygılı davranıyordum çünkü köprüyü geçene kadar bu ayıya dayı demek yararımızaydı.
💬
“Size göstermek istediğimiz bir şey var fakat size ulaşmak isterken birkaç engele takıldık,” dedi Tibet ve göz ucuyla Metin’e baktı. Oscar, Tibet’e baktıktan sonra omzunun üzerinden Metin’e baktı. Metin’in yüzü boğaların bile dikkatini çekebilecek kadar kızarmıştı.
💬
Oscar tekrar bize baktığında, “Beni gereksiz bir konuyla oyalıyorsanız neler olabileceğini de biliyorsunuz değil mi?” diye sorduğunda Tibet, “Gereksiz bir konu olmadığından emin olabilirsiniz,” dedi.
💬
Arkada bir hareketlilik olduğunda herkesin dikkati dağıldı. Oscar omzunun üzerinden arkasına baktı, o anda Metin diğerlerini itip belindeki silahını çekti. Bunu gördüğüm de panikleyerek öne çıkmaya çalıştım ama Tibet beni sol eliyle geri tuttu ve sağ elini silahına attı. Göz açıp kapatıncaya kadarki bir sürede el silah sesi kulaklarımızda çınladı. Adamlar silahlarını çekerek Oscar’ın etrafına etten bir duvar ördüğünde iri iri açılan gözlerimle Tibet’e baktı.
💬
Metin’in elindeki silah yere düştü, diğer elindeki silahı omzuna bastırarak inledi. Tibet dişlerinin arasından, “İt soyu,” dedi Türkçe.
💬
Oscar, “Tutun onları!” diye bağırdığında, “Niyetimiz sizle kavga etmek değil!” diye bağırdım ben de. Oscar bağırmamla birlikte durup bana baktı. “Onun adı Steve değil ve amacı sizi korumak da değil!” Oscar duraksayarak yerden kalkmaya çalışan adama baktı. Kafasını karıştırdığımı fark edince konuşmaya devam ettim. “Bizi sizden uzaklaştırmak istemesinin sebebi sizi korumak değil, sizin bizden öğreneceğiniz şeylerden korkması.”
💬
Oscar’ın bana inanmama ihtimali varsa da bu Metin’in yerden kalkıp öndeki araca doğru ilerlemesiyle yok oldu. Öfkeyle, “Onu durdurun!” diye bağırarak Metin’i işaret etti. Adamlar bir an ne yapacaklarını bilemeden beklese de sonunda hızla Metin’in yanına gidip onu yakaladılar. Metin onların elinden kurtulmaya çalışırken Oscar ona karmaşık bir ifadeyle bakıyordu. Belli ki onu gerçekten güvenilir bir adam olarak görmüştü.
💬
“Onları da alın, bizimle geliyorlar. Üzerlerini arayın.”
💬
Oscar son cümlesini de kurup öfkeyle adamları iterek beyaz cipine doğru ilerledi. Yanımıza gelen adamlara zorluk çıkarmadık, zorluk çıkarmadığımız için de kaba kuvvet uygulamadılar. Tibet’in silahını aldıklarında ben de belimdeki silahı çıkarıp uzattım. Bu karşımdaki adamı şaşırtmıştı. Silahı aldıktan sonra üzerimi de aramamışlardı. Metin’i öndeki araca bindirirlerken bizi de bir arkasındaki araca yürüttüler. Tibet kolunu belime sarıp beni kendisine bastırdı.
💬
Aracın arka koltuğuna oturduk, ben oturunca adam kapıyı sertçe kapattı. Diğer tarafa dolanan adam, Tibet’in yanındaki boşluğa yerleşti. Öndeki araç hareket ettiğinde içinde olduğumuz araç da hareketlendi. Tibet’le göz göze geldik, gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Kolu belime sarılı bir şekilde duruyordu. Bir şeyi başardığımız kesindi ama ölme ihtimalimizi sıfırlamış mıydık bilmiyordum. Oscar’a her şeyi anlatıp bilgi verdikten sonra bizi salıp salmayacağı meçhuldü.
💬
Oscar’ın yaşadığı malikâneye ulaşmamız uzun sürmedi. Zaten Tibet de kasıtlı olarak aracı yakınlarda durdurmuştu. Araçlar bronz, çift kanatlı ve büyük bir kapıdan içeri art arda girdi, tam karşımızda duran malikâneye doğru ilerledi. Yapı iki katlı olsa da oldukça geniş duruyordu. Pencerelerinden yayılan turuncumsu ışık, yapıya kasvetli bir hava katmıştı. Ben malikâneyi incelerken önümüzdeki aracın durmasıyla bizim araç da durdu. Öndeki aracın kapıları hızla açıldı ve iki adam Metin’i kollarından tutarak dışarı çıkardı.
💬
Metin bağırıyor, küfürler ediyor, adamları kendinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Aslında bu hareketleri onun daha çok dikkat çekmesine neden oluyordu. Yanımızdaki adam inmemizi söyleyince kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Oscar, yanındaki adamlarla bize bakmadan malikâneye doğru ilerledi. Sanırım yanındakiler misafirleriydi, misafirlerinin meraklı bakışları bizim üzerimizdeydi. Metin’i malikâneye sokarlarken Tibet, kolumu tutan adamı sertçe kenara itip ona ters ters baktıktan sonra kolunu yeniden belime sardı ve beni malikâneye doğru ilerletti. Yüzündeki sert ve ciddi ifadeye alışmaya başlamıştım.
💬
İçeri girdiğimizde deri ve ahşap kokusu burnuma doldu. Kapının hemen karşısında üst kata uzanan ahşap bir merdiven vardı, merdivenlerin basamakları kırmızı bir halı gizlenmişti. Oscar, yanındaki adamlara güler bir yüzle bir şeyler söyleyip onları bir odaya yönlendirmişti. Dudaklarındaki gülümseme o kadar zorakiydi ki bunun karşısındaki adamlar da farkında olmalılardı, bu yüzden bir şey söylemeden gösterdiği kapıdan içeri girmişlerdi. Adamlar odaya girince Oscar bir süre sırtı bize dönük bir şekilde durdu, ardından yavaş hareketlerle bize doğru döndü. Gözleri direkt Metin’e çevrilmişti.
💬
“Salona,” dedi sadece ve sola dönüp ahşap, çift kanatlı kapısının ardına dek açık olduğu salona girdi. Adamlar Metin’i sıkıca tutup içeri sokarken biz de onları takip ettik. Birazdan nasıl bir fırtına kopacaktı bilmiyordum ama işler bizim için iyi gitmeyecek olsa da Metin ve Bahtiyar için de kolay olmayacaktı.
💬
Oscar ceketinin kenarlarını geriye itip ellerini beline yerleştirdi ve gözlerini karşısında duran, güven duyduğu adama dikti. “O kız ne demek istedi, Steve?” diye sordu benim söylediklerimi kastederek.
💬
Metin, elini kurşunun deldiği omzuna bastırırken, “Ne söyledikleri hakkında hiçbir fikrim yok,” dedi yüksek sesle ama sesi çektiği acıdan dolayı olmalı ki pürüzlü çıkmıştı.
💬
Oscar öfkeli bir yüz ifadesiyle kaşlarını kaldırdı. “O yüzden mi kaçmaya çalıştın?”
💬
Metin, “Kaçmayacaktım, onu öldürmek için başka bir silah alacaktım,” dese de Oscar’ın onun bu yalanına inanmadığı yüzünden belli oluyordu.
💬
Tibet bir adım öne atarak, “Tibet Suavi,” diyerek kendini tanıttığında, Metin resmen bir köpek gibi hırlayarak ona doğru döndü. “Ferhan Suavi’nin yeğeniyim, onu tanıyorsunuz.”
💬
Oscar duyduğu isimle Tibet’in yüzüne dikkat kesildi. “Neden buradasınız, genç adam? Söyleyeceklerinizin oğlumla ne ilgisi var?”
💬
Bu adamlarla karşı karşıya olmak bile midemi bulandırıyordu. Tibet onunla konuşurken aynı şeyi hissediyor muydu?
💬
“Oğlunuz sandığınız gibi çatışma sırasında ölmedi,” demesiyle Oscar’ın yüzündeki kan çekildi. Metin bağırarak kollarını tutan adamları geri püskürttükten sonra Tibet’e doğru atıldı. Fakat Tibet, Metin bir hamlede bulunamadan yumruğunu sertçe onun çenesinin altına geçirdi ve Metin geriye doğru savrulup yeri boyladı. Tibet hiçbir şey olmamış gibi deri ceketini düzelterek konuşmaya devam etti. “Asıl sebebini öğrenmeniz için size ses ve görüntü kaydı getirdik.”
💬
Sözden ziyade bir de elimizde kanıt olması, Oscar’ın sarsılmasına neden oldu. Geriye doğru bir adım atıp ahşap yemek masasının kenarına tutundu. “Söyledikleriniz doğruysa, bunu neden yapıyorsunuz?”
💬
“Çünkü onlar benim bütün ailemi öldürdü.” Sesimi duyduğunda delirmiş gibi hızla hareket eden gözleri bana döndü. “Oğlunuzu öldüren insanlarla ortaklık yapıyorsunuz. Aynı zamanda benim ailemi öldürenlerle de.”
💬
Oscar gözlerimin içine bakarken elini uzatıp, “Göster,” dedi, elini salladı. “Kim?”
💬
Tibet elini cebine atınca bir an herkes gerildi ve hareketlendi. Fakat cebinden bellek çubuğunu çıkardığını gördüklerinde sakinleştiler. Tibet, “Bir bilgisayar gerekiyor,” dediğinde Oscar hızla elini adamlarına doğru salladı ve biri koşar adım salondan çıktı.
💬
“Aileni öldüren adamlarla iş yapıyorsam,” dedi Oscar bana tereddütlü bir ifadeyle bakarken. “Bana bir bellek değil de silah uzatman gerekmez mi?”
💬
“Bellek uzatmam, silah uzatmayacağım anlamına gelmez,” dedim çamuru andıran yeşil gözlerine bakarken. “Bir sonraki hamlemi belirleyen siz olacaksınız.”
💬
Adam kolunun altındaki dizüstü bilgisayarla içeri girerken, “Buradan sağ çıkabileceğine eminsin öyleyse,” dedi Oscar. Sesi sert çıksa da sarsıldığını inkâr edemezdi. Oğluyla ilgili bir şey duymuş olmak bile şu an onun tüm dikkatini dağıtmıştı.
💬
Tibet bilgisayarı alıp yemek masasının üzerine koydu. Kapağını kaldırırken, “Bize bir şey yapabileceğini düşünüyorsun öyleyse,” dedi onu taklit ederek. Konuşurken Oscar’a değil, açılan ekrana bakmıştı.
💬
Tibet belleği takarken Oscar onun hareketlerini izliyor, diken üzerinde olduğundan bize tam odaklanamıyordu. Kapıdan dışarı adım atamadan öleceğimi bilsem de onu burada öldürebilir, işin içinde parmağı ve katkısı olduğu için tüm öfkemi ona yöneltebilirdim. Ama bir yandan akıllıca davranmalıydım. Onun ölümü, diğer ortaklarında kulağına giderdi ve bir panik havası oluştururdu. Bu işi çözmek yerine daha çok boka batırmak olurdu. Muhtemelen Oscar zaten gördüklerinden ve duyduklarından sonra Bahtiyar’ın ensesine binecekti.
💬
Bellekteki dosyayı açan Tibet, ses kayıtlarını es geçip direkt bir videoyu başlattı ve videonun tüm ekranı kaplamasını sağladı. Kanıtların olduğunu biliyordum ama ben de videoyu ilk kez izleyecektim. Metin’in sesi geniş salona yayıldığında, Oscar tamamen masaya yaklaştı ve gözlerini ekrana dikti. Bir eli masada, bir eli belindeydi ve iki eli de titriyordu.
💬
“Hallettim, efendim,” dedi Metin karşısında duran, ondan daha kısa ve yaşlı olan adama bakarken. Bu adam Bahtiyar olmalıydı, sırtı kameraya dönüktü.
💬
“Eminsin değil mi, Metin?” diye soran Bahtiyar’dı ve Oscar onun sesini duyduğunda gözlerini kıstı. Bahtiyar ve Metin Türkçe konuşuyorlardı. Videoya alt yazıyı ekleyen İlkay olmalıydı.
💬
Oscar araya girerek, “Söylenenlerin doğru olduğunu nasıl anlayacağım? Bu farklı bir dil,” dediğinde Tibet göz ucuyla ona baktı.
💬
“Bellek sizde kalabilir, sonrasında kendiniz de birilerine çeviri yaptırabilirsiniz,” dediğinde Oscar sessiz kaldı. Tibet videonun devam etmesi için ekrana tıkladı.
💬
“Eminim,” dedi Metin ve Bahtiyar yüzünü kameraya dönerek başını salladı. Oscar’ın onun yüzünü gördüğünde masadaki elinin yumruk şeklini aldığını fark ettim. “Aldric ile beraber konuşmalarımızı duyan herkesi öldürdüm. Büyük bir çatışma çıktığı için Oscar buna inanacaktır.”
💬
Aldric, Oscar’ın oğlu olmalıydı ki Oscar onun ismini duyunca donup kalmıştı.
💬
“Yine de yakalanmamız iyi olmadı,” derken Bahtiyar’ın sesi sıkıntılı çıkmıştı. “Dikkatli ol, bir kez daha böyle bir şey yaşanırsa temizlememiz zor olur. O heriften aldığımız desteği gözden çıkaramayız.”
💬
Video devam ediyordu ama Oscar ekrana bakmayı kesip hızla arkasını döndü ve elini birkaç adım ötesinde duran adama uzattı. “Metin,” dedi videodan duyduğu ismi telaffuz etmeye çalışarak. “Oğlumu sen öldürdün.”
💬
Hala yerde oturan Metin, bir şey söyleyemedi. Aksini iddia edemeyeceğini, yalanlayamayacağını biliyordu. Oscar, ona uzatılan silahı alıp hızlı adımlarla Metin’e yaklaştı. Metin’in yediği yumruktan sonra moraran çenesini sıkıca kavrayıp kaldırdığında bedenimi onlara doğru döndürdüm. Acıdan boynu ve yüzü kızarmıştı ama Oscar’ın yüzüne bakarken ses çıkarmamak için kendini sıkıyordu. Birkaç adım gerileyip kalçamı masaya yaslayarak onları izlemeye devam ettim. Birbirlerini yiyor oluşlarının bana verdiği zevki yüzüme bakan herkes görebilirdi.
💬
Oscar, “İlk önce seni, sonra da tasmanı tutanları öldüreceğim,” deyip silahı Metin’in çenesinin altına yasladı. Açıkçası ona işkence etmesini, acısının sınırlarını zorlamasını ve en son öldürmesini bekliyordum ama beklediğim gibi olmadı. Başka bir şey söylemedi, gözünü kırpmadan tetiğe bastı ve kanla birlikte silahın sesi de odaya yayıldı.
💬
Gözümü dahi kırpmadan cesedin yere yığılışını izledim.
💬
Oscar yavaşça doğruldu, yüzü de kıyafetleri gibi kan damlalarıyla doluydu. Tibet dizüstü bilgisayarın kapağını indirdi ama söylediği gibi belleği ona bıraktı. “Bizden bu kadar,” dedi Tibet bana yaklaşırken.
💬
“Hiçbir yere gitmiyorsunuz,” dedi Oscar ve yüzünü bize döndü. Tüm bedenini saran, onu tir tir titreten öfkesini izledim. Benim öfkem de dışarıdan böyle mi görünüyordu?
💬
Tibet kaşlarını kaldırarak, “Hayır, gidiyoruz,” dedi. “Yerinde olsam bu yanındaki adamları da elden çıkarırım, sonuçta kimden ne çıkacağını bilemezsin. Steve’de olduğu gibi.”
💬
Oscar elini bize doğru sallayıp, “Bodruma indirin onları,” dediğinde kaşlarımı çattım. Adamlar bize yaklaşırken elimi bluzumun içine sokup bıçağı alacaktım ama Tibet elimi kaldırmadan bana engel oldu.
💬
Başımı ona çevirdiğimde gözlerini yavaşça açıp kapattı. Durmamı mı istiyordu? Adamlar bizi bodruma kilitleyecekken nasıl sakin olabilirdi? Bundan hoşlanmadığım için ona çatık kaşlarla baktım. Bir adam kolumu tuttuğunda Tibet ona yaklaşınca bir bana bir de Tibet’e baktı, gözlerini devirerek kenara çekti ve alayla elini uzatıp geçmemi bekledi. Tibet kendisini tutan adamlara müdahale etmemişti.
💬
Bizi ana girişten geçirip başka bir koridora soktular, sonra da koridordaki bir kapıyı açıp bodruma indiğini anladığım merdivenlere yönelttiler. Adamlardan biri bir düğmeye bastığında merdivenler ve bodrum katı aydınlandı. Ben bizi bırakıp gideceklerini düşünmüştüm ama onlar, bizi bir sandalyeye bağlamışlardı. Hiçbir atakta bulunmayıp Tibet’e güvenerek sakin durmakta iyi mi yapmıştım bilmiyordum. Ellerim arkamda bağlı bir şekilde sandalyede otururken ona yan yan baktım.
💬
Adamlar merdivenlerden çıkıp üst kata ulaştığında ve bodruma açılan kapıyı kilitlediklerinde, “Esir düşmekten keyif almıyorsundur umarım?” diye sordum öfkeyle.
💬
“Aynen, bağlı olmak bana zevk veriyor,” dedi alayla. Merdivenlere ve toz içindeki bodruma kısa bir bakış attı. “Bir bıçakla hepsini öldürmeyi düşünüyordun herhalde? Bizi bağlayacaklarını tahmin edemeyecek kadar salak değilim. Bıçağı kurtulmak için kullanmak daha mantıklı.”
💬
“İplerden kurtulunca da kapıyı açar, elimizi kolumuzu sallayarak çıkarız değil mi?” diye sordum bu kez alaycı bir tavırla.
💬
“Tartışmayı sonraya ertele, bolca vaktimiz olur,” dedikten sonra bana baktı. “Bıçağı çıkarıp şu iplerden kurtulalım.”
💬
“Ellerim özgür ya hemen çıkarırım şimdi bıçağı.”
💬
“Senin gerginlikten falan mı çenen düştü?”
💬
“Sus yoksa ilk seni boğarım.”
💬
Tibet gözlerini devirip öne doğru eğilerek kollarını sandalyenin sırt kısmından ayırdı, gövdemizi sandalyeye bağlamadıkları için bunu kolaylıkla yapabilmişti. “Sen değil ben alacağım,” diye söylenip sandalyeyi hareket ettirerek sırtını bana döndü. Ayaklarını da bağladıkları için sandalyeyi hareket ettirmesi zor olmuştu.
💬
“Çabuk ol o zaman,” dediğimde yan yan bana baktı. Aniden ellerini bluzumun kenarında hissedince ürperdim.
💬
“Gelirken ne güzel sessiz, sakin duruyordun,” derken parmaklarıyla bluzumun kenarını yukarı kaldırdı. Sağ kolunu yukarı doğru kaldırarak ellerinin de daha yukarı ulaşmasını sağladı. Başımı ona doğru çevirdim, parmakları kaburgalarımın yan tarafından yukarı doğru çıktı, soğuk parmakları tekrar ürpermeme neden oldu. Bıçağın kaburgalarıma uzanan, uç kısmını örten kılıfı tuttu, aşağı doğru çekti fakat kabzasını sütyenin kenarına sıkıştırdığımdan çıkaramadı. “Nasıl soktun sen bunu ya?”
💬
“Konuşma da çıkar,” derken sesim az öncekinin aksine sakin ve kısık çıkmıştı. Kollarını biraz daha büktü, bıçağın ucunu bırakıp parmaklarını daha yukarı taşıdı. Parmakları göğsümün yan kısmına dayalı duran kabzayı kavradığında duraksadım, benim duraksadığımı ve ürperdiğimi hissedince o da duraksadı. Dilimin ucunu ısırıp kendimi anın içinden sıyırdım. “Birileri gelmeden şunu halledelim.”
💬
Benim sesimi duyunca o da silkelendi ve parmakları yeniden hareketlendi. Bir parmağıyla sütyenimin kenarındaki kumaşı kaldırıp kabzayı aşağı doğru itti, metal tenimi çizerek kaydı. Yukarı çekemezdi çünkü o da artık hareket sınırlarına ulaşmıştı. Kabza kumaş engelini aşınca elini aşağı indirdi ve bıçağı sapından tutarak bedenimden ayırdı. Bıçak artık onun elindeydi, bıçağın tenimdeki baskısı yok olmuştu ama parmaklarının baskısını hale hissediyor gibiydim.
💬
O bıçağın kılıfını çıkarıp kendi iplerini çözmekle uğraşırken önüme döndüm. Başım ağrıyordu ama baş ağrısından daha can sıkıcı bir hissin içinde dolanıp durduğunu hissedebiliyordum. Bir önce bu bodrumdan çıkmazsam nefes alamayacakmışım gibi geliyordu.
💬
Tibet kendi iplerini çözdükten sonra sandalyesinden kalktı ve önüme geçti. Dizini yere bastırıp ayak bileklerime dolanmış olan ipi keserken gözlerimi yüzüne indirdim. Bana faydasının dokunacağını bildiğimden, işime yarayacağından onun yanında duruyordum. Bu en başından beri böyleydi fakat birbirini tanıma aşamasının abartı bir hal aldığını görebiliyordum. Yüzünü izlerken ona karşı öfkeyle dolduğumu hissettim ve bu elimde olmadan gerçekleşti. İp ayaklarımın dibine düştüğünde doğruldu, gözlerini kısaca yüzüme dokundurduktan sonra arkama geçti. O el bileklerimdeki ipleri keserken öfkeyle gözlerimi yumdum.
💬
Onunla mümkün olduğunca daha az temas hâlinde olmalıydım.
💬
“Tamamdır,” dedi ellerimi de özgür bıraktığında. “Şimdi buradan çıkabileceğimiz bir yer bulalım.”
💬
“Sağda, dolabın yanında bir pencere var, oraya bak,” derken gözlerim hâlâ kapalıydı. Onu göremesem de bana baktığını biliyordum. Sonra yanımdan geçip gitti ve giderken yarattığı hafif esinti yüzüme çarptı.
💬
“Bu pencereden sığabilir miyim bilmiyorum,” dediğinde gözlerimi aralayıp ona baktım. “Malikânenin yan tarafına falan açılıyor olmalı.”
💬
Ayağa kalktım ve bileklerimi ovarken ona doğru ilerledim. Çok yaklaşmadan birkaç adım gerisinde durarak dikdörtgen şekildeki pencereye baktım. “İlk ben çıkayım, sonra bir şekilde seni dışarı çekeriz. Yani çekebileceğimizi düşünüyorum.” Bana yandan bir bakış attığında ona baktım. “Çıkamazsan da burada kalırsın.”
💬
Dudaklarımda oluşan sevimsiz gülümsemeye baktı. “Çok çabuk gözden çıkarabilirsin değil mi?” diye sorması durulmama neden oldu. Belki o bunu alayla söylemişti ama sorunun bana hissettirdiği şeyler şakadan, alaydan çok daha farklıydı. Alayla gülüp pencereye yöneldi.
💬
Bir şeyleri gözden çıkarabilmem için ilk önce sahip olmam gerekirdi ve şu an sahip olduğum hiçbir şey yoktu.
💬
Pencerenin paslı kilidini kenara çektiğinde gürültüsü bodrumda yankılandı, ikimizin de gözleri merdivenlere çevrildi. Bir süre birinin gelip gelmeyeceğini anlamak için bekledik, ardından Tibet pencereyi yukarı kaldırarak açtı. Her açıdan önden benim gitmem daha mantıklıydı, bu yüzden o kenara çekilince pencereye yaklaştım. Bıçağı bana uzattığında bıçağı alıp kotumun kenarına soktu.
💬
Ellerimi pencerenin çerçevesini oluşturan taşa bastırdığımda, “İstiyorsan seni kaldırayım,” deyince, “Kendim hallederim,” diyerek teklifini reddettim. Şu an ufak da olsa bir temas yaşanmasa iyi olurdu.
💬
Pencerenin altında bulunan ahşap sandığın üstüne çıktım, ellerimi pencerenin kenarlarına yerleştirdim. Pencere direk zemine, bahçeye açıldığından uzamış çimler açılan pencereden içeri doğru eğilmişti. Bedenimi yukarı itip ayakkabımın uçlarını duvardaki girintili taşlara bastırdım, ardından havalandırdığım bedenimi pencereden dışarı ittim. Bedenimin üst kısmı çimlere uzandığında rahat bir nefes verdim, bundan sonrası daha kolaydı. Dizimi yukarı çektim ve çimlere bastırdım, tüm bedenimi dışarı çektim. Dışarı çıkar çıkmaz gözlerimi hızla etrafta dolandırdım. Görünürde kimse yoktu.
💬
Tibet ellerini pencerenin kenarlarına bastırıp, “Oscar herkesi toplamıştır, birine yakalanacağımızı sanmam,” diye mırıldandı.
💬
Tam olarak ayağa kalkmadan geri çekildim. “Umarım sığarsın,” diye mırıldandım. “Üst bedeninden pek emin olamadım ama denemek zorundayız.”
💬
“Sen geri çekil,” dedi ve pencerenin ahşap çerçevesini sıkıca tuttu. Boyu uzun olduğu için benim gibi sandığın üzerine çıkmamıştı. Kendini yukarı itip omuzlarını pencereden geçirmeye çalışırken sessizce onu izledim. Kollarını hareket ettirerek omuzlarını itmeye çalışması bir an beni güldürdüğünde gözlerini kaldırarak bana baktı.
💬
“Biraz daha sesli gül de burada sıkıştığımla kalayım,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. Kaşlarını çatıp bedenini daha hızlı bir şekilde ittiğinde ahşap çerçeveden gelen çatırtıyı duydum. “Daha küçük pencere bulamadınız mı amına koyayım?”
💬
“Şşş,” diye sessiz olması için uyarınca ters ters yüzüme baktı. Dişlerini sıkarak gövdesini çimlerin üzerine attığında panikle geri çekildim, o ise söylenerek bedeninin tamamını dışarı çıkarmaya çalışıyordu.
💬
O ellerini birbirine çarparak temizlerken burnumun ucuna düşen damlayla gökyüzüne baktım. Bir damla alnıma düştü. Yağmur bastırmadan buradan uzaklaşsak iyi olacaktı. Önümüzde bir pencerenin olmamasının rahatlığıyla tamamen doğruldum, deri ceketimi ve bluzumu düzelttim. Tibet birkaç metre yürüyüp malikânenin ön kısmına göz attı, sonra geri çekilip bana doğru döndü.
💬
“Kapıdan çıkamayız, duvardan atlayıp duvarı takip ederek yola çıkalım,” dediğinde başımı salladım.
💬
Bu kez duvarın üstüne tırmanmak için bana yaklaştığında teklifini reddetmedim çünkü tek başıma bu duvarı çıkmaya çalışırsam kaçamadan yakalanırdık. Ellerini birleştirip basmam için uzattı, omzunu duvara yasladı. Ayağımı ellerine koyduğumda beni kaldırarak yukarı doğru itti. Bu harekete hazırlıklı olduğumdan havalandığım an duvarın üst kısmına ellerimi bastırmış, bedenimi yukarı doğru çekmiştim. O ise boy avantajından dolayı yardım almadan hemen arkamdan gelmiş, zıplayıp ellerini duvara bastırarak uzun bedenini yukarı çekmişti.
💬
Duvarın arkasında kalan alana baktım, ağaçlık bir alandı. Ağaçlar bu kısımda az olsa da ileriye doğru sıklaşıyorlardı. Ben duvardan zıplarsam bir yerim kırılır mı diye düşünürken Tibet durmadı ve hemen zıplayarak zemine sert bir iniş yaptı. Ayaklarını yere basar basmaz ellerini bana doğru uzattığında ikilemde kalmış bir şekilde ona baktım. Yükseklik korkum falan yoktu ama şu durumda bile temasın yine zihnimi bulandırıp bulandırmayacağını düşünüyordum.
💬
“Hadi, Niran,” dedi kısık bir sesle, elini salladı. Başımı sallayıp bacaklarımı aşağı sarkıttım, ardından bedenimi aşağı bıraktım. Ellerinin belimi kavraması, beni tutması birkaç saniye bile sürmemişti. Belimi sıkıca tutup beni yere indirirken dengede durabilmek için ellerimi omuzlarıma bastırdım. Ayaklarım yere basar basmaz ise ellerimi omuzlarımdan çekip sırtımı ona döndüm ve yürümeye başladım.
💬
“Gidelim şuradan,” dedim yürürken. Bir süre arkamdan gelmedi, adım seslerini duyamadım. Aramızdaki mesafeyi açtığımı fark edinceyse hareketlendi.
💬
Duvara tutunarak yürümeye devam ettim, yolu görebiliyordum. Şafak söküyor olsa da malikânenin duvarının diğer tarafındaki ışıklandırmalar ormana yansıyor, daha aydınlık bir hale getiriyordu. Adımlarını hızlandırıp bana yetişti ve yanımda yürümeye başladı. Attığımız adımlar hızlıydı çünkü her an birileri ellerinde silahlarla bizi kovalamaya başlayabilirdi. Bedenimin bir kovalamayı daha kaldırabileceğini sanmıyordum.
💬
Yola çıktık ama yolun ortasından değil de orman tarafındaki köşesinden yürüdük. Biri kapıdan dışarı çıkmadığı sürece bizi kolayca fark edemezdi. “Otele mi gidiyoruz?” diye sordum ondan bir adım önde yürürken.
💬
“Evet ama çok fazla kalamayız, yine yola çıkmamız gerekecek,” dedi, sesi düşüncelere boğulmuş gibi dalgın çıkmıştı. “İlk önce yakınlardaki bir şehre gidip dinlenelim, ondan sonra çıkarız yola.”
💬
Bu son konuşmamız olmuştu. Arabaya ulaşana kadar bir daha konuşmamıştık. Arabaya ulaşmamız ise yaklaşık bir on dakika sürmüş olmalıydı. Ben aracın kapısını açtığımda Tibet çantayı almak için ormana doğru ilerledi. Şafak söktüğü için orman o kadar da karanlık görünmüyordu, çantayı kolayca bulabilirdi. Fakat artık yağmur damla damla değil, tümüyle bizi ıslatacak kadar şiddetli yağıyordu. Belki bu durum onun işini biraz zorlaştırırdı. İlk işim telefonu açmak ve babaannemi aramak olacaktı. O yaşlı cadıyla bir tartışmaya daha giremezdim.
💬
Tibet elindeki çantamla birlikte geri dönerken bir silah sesi, yağmur sesinin esir aldığı ormanda yankılandı. Ses çok yüksek değildi, uzaktan gelmiş olmalıydı ama ikimiz de irkilmiştik. “Fark ettiler sanırım,” dedi Tibet adımlarını hızlandırarak. “Bin arabaya.”
💬
Açık olan aracın kapısından içeri atlayıp kapıyı arkamdan kapattım. Tibet de hızla araca binmiş, motoru çalıştırmıştı. Çantamı kucağıma bırakırken tek eliyle direksiyonu kavradı, aracı biraz ilerlettirdikten sonra direksiyonu hızla çevirip aracı döndürdü. İşte bu büyük bir gürültü çıkarmamıza neden olmuştu ve eminim ki silah sesinin bize geldiği gibi bu ses de onlara ulaşmıştı. En azından malikânenin dışındakilere.
💬
Çantamı açıp telefonumu çıkardım, Tibet’in telefonunu da ona uzattım. “Peşimize takılacaklar değil mi?”
💬
“Evet,” dedi telefonu elimden alırken. “Ama biz çoktan uzaklaşmış, yolumuzu kaybettirmiş oluruz.”
💬
Geriye yaslanıp, “Belli ki elinizde her ortakla ilgili bir şey var,” dediğimde göz ucuyla bana baktı. “Şimdiye kadar harekete geçmeni engelleyen amcan mıydı?”
💬
“Şu an hepsiyle ilgili elimizde bir şey yok, olanları daha önce aradan çıkarıyoruz,” dediğinde ona döndüm. “İlkay ve Turhan kalanlar için uğraşıyor.”
💬
“Diğer konu?”
💬
Derin bir nefes aldı. “Amcamla ilgisi yok,” dedi yolu izlerken. “Sadece senin gelmen ve Ferhan’ın ölümü işleri hızlandırdı.”
💬
“Anladım,” diye mırıldandım önüme dönüp. Silecekler hızla dönüyor, ön cama çarpan yağmur sularını dağıtıyordu. “Bakalım Bahtiyar denilen herif ne yapacak.”
💬
“Otelden eşyalarımızı alıp kahvaltı yapmaya gidelim mi?”
💬
Konuyu bir anda çok başka bir yere çekince duraksadım, gözlerimi ona çevirdim. İkimizin de kıyafetleri toz içindeydi, aynı zamanda ıslanmıştık ve su tenimizdeki toprağı, tozu çamurlaştırmıştı. “Temizlendikten sonra olur,” dediğimde gözleri önce benim bedenimi, sonra da kendi bedenini inceledi. Haklı olduğumu fark etmiş olmalı ki bir şey söylemedi.
💬
Otele varana dek sık sık arkamızı kontrol etmiştim. Onlara ait bir aracın bizi takip etmediğini görmek içimi rahatlatmıştı. Tekrar bir yakalanma, esir edilme durumuyla uğraşmak istemiyordum. Temizlenmek, yemek yemek ve dinlenmek istiyordum. Bir diğer aşamaya geçebilmek için enerji toplamalıydım. Bana kalırsa Oscar her şeyi yapabilecek bir adamdı. Söz konusu oğlu olmasaydı bu kadar kolay kaçamazdık. Oğluyla ilgili öğrendiği gerçek onun dikkatini dağıtmıştı. Öfkeliydi ama öfkesini kusacağı ilk insan biz değildik, belki de bu yüzden peşimize düşmemişti.
💬
Araba otelin yakınlarında durduğunda kotumun kenarına sıkıştırdığım bıçağı çıkarıp torpido gözüne attım, bununla içeri girmem belki sorun olabilirdi, riske atmamak en iyisiydi. Aracın kapısını açtığımda yağmur sesi daha gürültülü bir şekilde kulaklarıma doldu. Çantamı alıp araçtan indim, kapıyı kapattım ve hızla otele doğru ilerledim. Dikkatimi çeken kalabalık adımlarımın yavaşlamasına neden olurken Tibet’in çarptığı kapının sesiyle irkildim. Otele yaklaşan polis ve ambulans aracının renkli ışıkları ıslak yolu aydınlatıyordu. Bizim için gelmiş olamazlardı, öyle olsaydı ambulansın burada olmaması gerekirdi.
💬
“Ne oluyor?” diye sordum yanıma gelen Tibet’e.
💬
“Bilmiyorum,” derken dikkatli gözlerle kalabalığa bakıyordu. “Sen yanımdan uzaklaşma.”
💬
Bir cevap vermeden onunla birlikte yürümeye devam ettim. Biz kalabalığa yaklaştığımızda ambulansın içinden bir sedye çıkarıldı, sedyenin tekerleklerinin sesleri yağmur sesine karıştı. Kalabalık sedyenin geçmesi için geri çekildiğinde gördüğüm manzarayla adımlarım aksadı. Görevliler, yerde boylu boyunca yatan adamı sedyeye yerleştirdiler. Adamın kafası bize doğru döndüğünde yüzünü görebildim. Kaşlarım şaşkınlıktan değil, bu duruma anlam veremememden havalandı.
💬
Metin’in cesedini buraya atan Oscar olmalıydı. Kaldığımız oteli bu kadar hızlı nasıl bulabilmişlerdi? Ve neden Metin’i buraya fırlatmışlardı?
💬
Hiçbir şey olmamış gibi kalabalığın yanından sıyrılarak otele ilerleyen Tibet’i takip ederken, “Amacı ne bunun?” diye sordum.
💬
“Ya basıp gitmemizi istiyor ya da ensemizde olduğunu bilmemizi,” derken sesi umursamaz çıkmıştı. Otele girip asansörlere doğru ilerledik, otelin içinde de küçük bir kargaşa vardı.
💬
“Umarım ilkidir çünkü daha fazla bu herife katlanamayacağım,” dedim kapıları açılan asansöre binerken. “Bu olay yüzünden otelden hemen çıkmamıza da izin vermezler.”
💬
Asansörün kapıları kapanırken Tibet sırtını metal duvara yasladı. “Sorun çıkacağını sanmam, sonuçta her yerde kameralar ve biz geldiğimizde ceset zaten oradaydı.”
💬
“Tek temennim,” deyip başımı cama yasladım, gözlerimi asansörün metal tavanına diktim. Henüz telefonumu açmamıştım, odaya girince telefonu açıp babaannemi aramalıydım. Tibet de kimseyi aramamıştı, abisinin ve arkadaşının endişelenmesinden endişe duymuyor muydu?
💬
“Adım adım ilerliyoruz,” dediğinde tavanı izlemeye devam ettim ama kulağım ondaydı. “Belki birkaç hafta sonra, belki de birkaç aya bu iş bitecek.” Cümlenin devamında ne diyeceğini düşünürken gözlerim kısıldı. “Sonrasında ne yapmak istediğini hiç düşündün mü?”
💬
“Yaşıyor olursam yani?” diye sordum alaycı bir tavırla. “Ya da parmaklıkların ardına tıkılmazsam.” Gözlerimi tavandan ayırıp ona çevirdiğimde dikkatli gözlerle beni izlediğini gördüm. “Hiç düşünmedim. Yarını zor görüyorum, haftalar sonrasını görmem, düşünmem imkânsız.”
💬
Asansörün kapıları açıldığında bedenimi öne doğru itip sırtımı aynadan ayırdım. Ben dışarı çıktığımda, “Niran,” dedi Tibet. Adımlarım durdu fakat dönüp ona bakmadım. “İstediğini alacaksın ve işin sonunda hâlâ dışarıda yaşıyor olacaksın.” Asansörden çıkıp bana yaklaştığını adım seslerinden anladım. “Kendi hayatınla ilgili bir şeyler düşünmek seni kötü bir kadın yapmaz. Şimdi gidip temizlenelim ve kahvaltı yapalım.”
💬
O yanımdan geçip koridorda ilerlerken gözlerimi sırtına diktim. Beni asıl tehlikeye sürükleyenin kendisi olduğunun farkında değil miydi? Her şey bittiğinde ne yapacağım onu ilgilendirmemeliydi. Dilimi ağzımın içinde döndürürken arkasından ilerledim. Sanırım ona benimle ilgili olan her türlü düşüncesine bir son vermesi gerektiğini söylemeliydim. Aksi halde düşmanları değil, bizi uçurumdan yuvarlayacaktı.
