💬

💬
🎧: Sezgin Alkan, Son Uyku
💬
🎧: Mountains Of The Moon, Some Kind Of Berry
💬
Sessizlik, bir siren sesine benziyordu. Kalabalığın içindeydim ama sanki kimse nefes dahi almıyordu, siren sesi bedenlerimizin arasında lodos gibi geziniyordu. Gözlerimi kaldırıp gökyüzüne baktığımda, göz pınarıma saklanan o gözyaşı çeneme doğru hızla aktı. Koyu gri bulutlar göğü kaplarken sert bir rüzgâr da ağaçların arasında dolanıp bize doğru geliyordu. Rüzgârın sesi de siren sesini andırıyordu. Sanırım bir süre bütün sesleri siren sesine benzetecektim. Çünkü bu ses, benim için korkutucuydu. Tıpkı dalga sesleri gibi.
💬
29 Mart.
💬
Bugün 29 Mart’tı.
💬
Yani benim doğum günüm.
💬
Toprağa saplanan küreğin sesi kulaklarıma dolunca gözlerimi gökyüzünden ayırdım. Kürekle aldıkları toprak, çukurun içindeki tahta parçalarına çarptı, kulaklarımı kapatmak istedim. Boynuma sarılı olan siyah şal rüzgârla geriye savrulurken donuk bakan gözlerim, dikili duran tahta parçasındaydı. Tahtada onun adı yazıyordu, bir de o günün tarihi. 25 Mart. Bu tarih ben ölünceye kadar içimde bir yara olarak kalacaktı. Bugünü de unutmayacaktım. Şu an onunla telefonda konuşuyor olabilirdim. Bana pasta alıp almayacağını soruyor olabilirdim. Çocuk gibi pasta mı istiyorsun diye sahte bir kızgınlıkla beni azarlıyor olabilir, buna rağmen elinde pastayla eve dönüyor olabilirdi. Bunlar yerine şu an buradaydım, onun beyaz bir örtüyle sarılmış bedeninin üzerinin toprakla kapatılışını izliyordum ve zihnim ona duyduğu özlemle beni hatıraların arasına çekmek için büyük bir çaba sarf ediyordu.
💬
Toprak onun üzerini örtü, insanlar onun başında dualar etti ve sonra da herkes hayatına geri döndü. İşte bu kadardı.
💬
Yanımdan geçip giden arkadaşlarımın başsağlığı dileklerine başımı sallayarak karşılık verirken gözlerim Melin’e kaydı. Kolunu annemin omuzlarına sarmıştı, kızarık gözleri bendeydi. Gözlerimi ondan ayırmadan yanımda duran arkadaşıma, “Onları eve bırakabilir misin, Hanzade?” diye sordum. Gözlerimi kardeşimden ayırıp yavaşça Hanzade’ye baktım.
💬
Göksal, Hanzade’den önce davranıp, “Bırakırız, sen merak etme,” dediğinde ona minnetle baktım.
💬
Hanzade de sevgilisinin söylediğini başıyla onayladıktan sonra, “İstersen seninle kalabilirim. Göksal onları eve bırakır,” dediğinde başımı iki yana salladım.
💬
“Tek kalsam daha iyi.”
💬
Hanzade tekrar anlayışla başını salladı. İkisi de bana kısaca sarılıp geri çekildi, yanımdan ayrılıp annem ve Melin’in yanına gidişlerini izledim. Melin’le tekrar göz göze geldiğimizde gözlerimi yavaşça açıp kapattım, dudaklarımda buruk bir gülümseme oluştu. Onlar da akraba ve arkadaş çevremiz gibi mezarlıktan çıkarken bedenimi kendi mezarıma doğru çevirdim. Belki orada yatan sadece onun bedeniydi ama yalnız değildi.
💬
Yavaş adımlarla üzeri yeni kapanmış olan mezara doğru yürürken gözlerim mezar başında dikilen kadını buldu. Elleri siyah, uzun kaşe kabanın içindeydi. Yaşına rağmen hâlâ tam olarak beyazlamamış olan saçları, siyah şalının kenarından dışarı doğru savruluyordu. Bir dağ gibi dikiliyordu ama biliyordum ki o dağ içten içe un gibi ufalanıyordu.
💬
Tam yanında durup bedenimi onun gibi mezara doğru çevirdiğimde, “Üç oldu, Niran,” dedi. Kafam neyden bahsettiğini anlamayacak kadar karışıktı. “Daha beni almadan benden üç can aldı bu toprak.” Ellerimi önümde birleştirip parmaklarımı sıkarken dolan gözlerimi kıstım. Ben kendimi kasmasam baştan aşağı titreyecekken onun sesi bile titremiyordu. “Acaba sıra ne zaman bana gelecek?”
💬
Sadece, “Öyle söyleme,” diyebildim.
💬
Başını bana doğru çevirdiğini fark etsem de ona bakmadım, gözlerim ıslak topraktaydı. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı ama fırtınanın yakın olduğuna emindim. Artık fırtınaya denizde de yakalansam korkmazdım. Gerçi bir daha denizi görebilir miydim bilmiyordum.
💬
“Sen de o gemideydin,” dediğinde bakışlarım donuklaştı. Sertçe yutkunduğunu işittim. “İstanbul’a gelene kadar senin de kayıp olduğunu sanıyordum.”
💬
“Neyi sormaya çalıştığının farkındayım, babaanne.” Başımı hareket ettirmeden gözlerimi ona çevirdim. “Evet, ben de o gemideydim. Ama bunlar burada konuşulacak şeyler değil.”
💬
Bir an suçlayıcı bir ifadeyle bakacak gibi oldu ama ifadesini hızla toparladı. Suçlayacak olsaydı da ona kırılmazdım. Ben babamı kaybetmiştim, o da oğlunu. Acısı diline zehir olurdu ama içinden gelen şeyler olmadığını bilirdim. Babaannem 65 yaşında, yaşına göre oldukça genç ve dinç görünen bir kadındı. Dedem vefat ettikten sonra Artvin’den ayrılmak istemişti ama amcam buna izin vermemişti. Babaannem kararından vazgeçmek istememiş, ertelemek istemişti ama bir yıl sonrasında eşinden boşanan halam evine döndüğünde vazgeçmek zorunda kalmıştı.
💬
Babamın geçmişte ailesiyle yaşadığı sorunların sebebini bilmiyordum, aile içinde böyle şeylerin olabileceğini söylerdi hep. Annesi, babası ve kız kardeşiyle bir şekilde görüşse, konuşsa da ondan iki yaş büyük olan abisiyle görüşmezdi. Çocukluğumun geçtiği Zagreb’den dönüp Artvin’e yerleştiğimizde, soğuk yüzlerle karşılaşmıştık. O günleri hatırlıyordum. Bir yıl kadar orada kalabilmiş, sonrasında İstanbul’a yerleşmiştik. İlk üç sene hiçbir şekilde ne babaannem ve dedemi ne de halamla amcamı görmüştüm. Daha sonrasında yaz aylarında bir hafta ya da on günlüğüne Artvin’e gitmeye başladık. Aradaki sorunlar çözülmüştü, bize karşı olan sevgilerini o zamanlar hissedebilmiştim. Özellikle dedem… Benim için yaptığı iyilikleri hiçbir zaman unutmayacaktım.
💬
Aramızdaki sessizliği bozarak, “Bizim evimizde kalmayacak mısınız?” diye sordum. Halamla amcam da buradaydı. Halam çocuklarıyla, amcam da eşi ve çocuklarıyla gelmişti. Amcam bir köşeden izlemişti herkesi, onun gözlerine çok fazla bakamamıştım. Daha sonrasında halam kötüleşince onu da ailesini de alıp mezarlıktan çıkmıştı.
💬
Kabanının cebinden bir elini çıkarıp başımın üzerine koydu, başımı yavaşça okşadı. “Burada zaten bir evimiz var, güzel torunum,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. Dedem orta halli bir aileden gelirken babaannemin ailesi varlıklıydı. Bekâr abisi vefat ettikten sonra mal varlığı daha da artmıştı. Gerçi bu mal varlığının sefasını süren babaannemden çok amcamdı. “Sizi ziyarete elbette geleceğim, aklım sizde kalır.”
💬
Başımı yavaşça salladım. “Daha uygun bir yerde, daha sağlam bir kafayla seninle konuşmak istiyorum.”
💬
Bu cümlem kaşlarının çatılmasına neden oldu. Bir süre yüzümü izledikten sonra başını sallayıp gözlerini önüne çevirdi. Ona her şeyi anlatmak istiyordum. Şu an bana yardım edebilecek olan tek kişi oydu. Annemle konuşamazdım, onun kendini uzun bir süre toparlayabileceğini sanmıyordum. Amcamın yardım edeceğini düşünmüyordum, böyle düşünmemi sağlayan oydu. Bu yüzden Nermin Çiyiltepe dışında yardım edebilecek biri yoktu.
💬
Artık akıtacak gözyaşı bulamayan gözlerim kısıldı. İkimiz de sessizce onun için dua ettik. Birlikte mezarlıktan çıktığımızda benim arabama yöneldik, ilk önce onu eve bırakmam gerekiyordu. Sanki bulutlar bizim ayak altından çekilmemizi istiyordu, arabaya bindiğimizde yağmur yağmaya başlamıştı. Silecekler hızla çalışıp yağmur sularını dağıtırken gözlerim yoldaydı. Arabanın içindeki sessizlik, kendi düşüncelerime dalmama neden olduğunda dün akşamı düşündüm. Perişan bir halde dizlerimin üzerine çökmüş, karşımda duran adamın varlığını unutarak acı içinde kıvranmıştım. Zaman geriye sardı, zihnim beni saatler öncesine ait görüntülere götürdü.
💬
“Babanın ölümüne kimin sebep olduğunu sana göstereceğim.”
💬
Kan çanağı gözlerle gözlerinin içine bakarken iri bir gözyaşı daha çeneme süzüldü, boynuma inemeden çenemden yere damladı. “Kim olduğunu biliyorsun,” dedim çatallı sesimle. Başını yavaşça sallayıp sakin gözlerle bana bakarken aniden doğruldum. Dizlerimin üzerinde ilerleyip ona yaklaştığımda duraksadı. “Söyle kim olduğunu.”
💬
Ben dizlerimin üzerindeyken o tek dizini yere bastırmış bir şekilde duruyordu, ona yaklaştığım için artık aramızda çok da bir mesafe yoktu. Şu an dışarıdan nasıl göründüğüm ya da acizliğim umurumda değildi. Ondan bir cevap almalıydım.
💬
“Bunu sana şu an söylesem de hiçbir şey fark etmeyecek, bu bilgi bir işine yaramayacak,” dediğinde sızlanarak yere çöktüm. Acım fiziksel değildi ama sanki öyleymiş gibi gözlerimi bile hareket ettirmekten acizdim. “Bu haldeyken sana anlattığım hiçbir şeyi anlamayacaksın. Telefonun yanında mı?” Bir an bunu neden sorduğunu anlamasam da sessizce başımı salladım. “Ver telefonunu.”
💬
Kaşlarımı çatıp, “Neden sana telefonumu vereyim?” diye sordum. Benimle dalga geçiyor olabilir miydi?
💬
“Telefon numaramı kaydedeceğim,” deyince dudaklarımdan alaylı bir gülüş döküldü. “Kafan yerine geldiğinde bana ulaş. Anlatacaklarımı o zaman anlatırım.”
💬
Babaannemin bana seslenmesiyle geçmişin içinden sıyrıldım. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp ona doğru döndüğüm sırada arabayı kırmızı ışıkta durdurmuştum. O, “Yeşil,” diyene kadar da hareket etmem gerektiğinin farkında değildim. Arkadan gelen korna sesleri beni anlık panikletirken arabayı tekrar hareket ettirdim. “Bir süre trafiğe çıkmasan iyi olacak, Niran.”
💬
“İyiyim, sorun yok,” desem de ikimiz de bunun doğru olmadığını biliyorduk.
💬
Aracı yokuşun sonundaki villanın önünde durdurdum. Beş yıldır babaanneme ait olan villa, sadece birkaç kez insan yüzü gördüğünden dışarıdan bakımsız duruyordu. Gözlerimi evden ayırıp ileride duran araca çevirdim. Bana kötü davranmıyor olsa da amcamın varlığıyla bile tüylerim diken diken oluyordu. Babaannem çantasını eline alıp, “Annen ve kardeşini daha fazla yalnız bırakma. Yarın yanınıza geleceğim,” dedi.
💬
Kapıyı açıp arabadan indiği sırada, “Kendine dikkat et, yemek yemeği ihmal etme,” dediğimde elini kaldırıp geçiştirir gibi salladı. Gülümsemeden edemedim. Acı içindeydi ama nasıl böyle ayakta durabiliyordu merak ediyordum. Gözlerim ön cama düşen yansımama takıldı. Babaannem araçtan uzaklaşırken de gözlerimi yansımamdan ayırmadım.
💬
Ben de dışarıdan onun gibi mi görünüyordum?
💬
İçimde yedi mevsimdir dinmemiş olan bir fırtına vardı sanki. Dineceğine dair hiçbir umudum da yoktu.
💬
Boş bir çuval gibi olan bedenimi eve kadar taşımak bana bir dağı sırtlanmışım gibi hissettirdi. Anahtarla kapıyı açıp kapıyı ittikten sonra anahtarı çekerek çıkardım. Evin sessiz olduğu zamanlara alışıktım, kimse evde olmadığında da beni böyle bir sessizlik karşılardı. Hem ev şu an boş değildi hem de şu anki normal bir sessizlik değildi. Ölüm sessizliğinin ne demek olduğunu daha iyi anlamamı sağlamıştı. Keşke hiç bilmeseydim. Keşke kimse hiçbir zaman bunu bilmeyecek olsaydı.
💬
Kabanımı çıkarıp koluma astım. Koridora doğru adımladığımda mutfaktan gelen tıkırtıyla duraksadım, omzumun üzerinden aralık duran kapıya baktım. Hiç kimseye görünmeden kaçıp gitme, odamda saklanma isteğimi bastırarak mutfağa yaklaştım. Aralık duran kapıdan başımı içeri doğru uzattığımda, annemi tezgâhın önünde durmuş patateslerin kabuğunu soyduğunu gördüm. Çok normal bir sahneydi, beni şaşırtacak hiçbir anormalliği yoktu ama afalladım. Onu mutfakta öylece yemek yaparken bulmayı beklemiyordum. Bir adım geri çekileceğim sırada elinin tersiyle yüzünü sildiğini fark edince durdum, omuzlarım çöktü.
💬
Yanına gitmek, ona sarılmak, geçeceğini söylemek istiyordum ama annemin bir şeyleri yalnız kalarak halledebildiğini biliyordum, onu şu an tek başına bırakmam ona daha büyük bir iyilik olurdu. İstemeye istemeye geri çekildim. Üst kata çıktığımda gözlerim Melin’in kapalı olan kapısına kaydı. Fiziksel olarak anneme benzese de annem gibi bu tür şeyleri tek başına halledemezdi. O, kedisinin yasını bile beş sene geçmesine rağmen hâlâ tutan biriydi. Her ne kadar bu süreçte beni şaşırtacak kadar sakin görünse de bu sakinliği aynı zamanda beni korkutuyordu.
💬
Kapısını yavaşça tıklattım. İçeriden gelen komutu duyduğumda kapının kolunu çevirip kapıyı açtım. Sırtını yatak başlığına yaslamış, dizlerini göğsüne doğru çekmiş, kollarını bacaklarına sarmış bir şekilde öylece oturuyordu. Ağlamıyordu ama ağlasaydı onun için daha az endişelenebilirdim. Gözlerim parmaklarının arasından sarkan kolyeye kaydığında sertçe yutkundum. Babamın ona mezuniyet hediyesi olarak aldığı, ucunda su damlası şeklinde pırlanta olan bir kolyeydi.
💬
Ona doğru bir adım attığım sırada, “Bazen ailemden birini kaybettiğimi varsayar, kaybedersem neler hissedebileceğimi düşünürdüm,” dedi kısık bir sesle. Başını bana doğru çevirdiğinde adımlarım durdu, yatağının yanında dikilip gözlerimi yüzüne indirdim. “Bu konuda çok korkaktım. Böyle bir şeyin ihtimalinden çok korktuğum için sürekli bu ihtimalleri düşünüp dururdum.” Gözlerime bakarken bir damla yaş hızla yanağına kaydı. “Kötüyü çağırıp durdum.”
💬
Yatağın kenarına otururken gözlerimi birleştirdiği ellerinin arasından sarkan kolyeye indirdim. “Bu ihtimali düşünen tek çocuk sen değilsin, Melin,” dedim, ardından elimi ellerinin üzerine koydum, gözlerimi tekrar yüzüne çevirdim. “Çocuklar, anne ve babasını kaybetmekten korkarlar.”
💬
Dudakları titredi. “Onu bir daha göremeyeceğim.” Bir anda sarsıla sarsıla ağlamaya başlamasıyla elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırdım. Dizlerine sardığı kollarını bu kez boynuma dolayıp bana sıkıca sarıldı. “Bir daha göremeyeceğim.”
💬
Dolan gözlerimi yatak başlığına diktim, kollarımı ona sarıp sırtını yavaşça sıvazladım. Hissettiğim acıyı gizleyebilecek bir maske bulurdum ama ne tarif edebilecek bir kelime bulabilirdim ne de bu acıyı geçirebilecek bir çözüm. Onun yanında ağlamak, onu daha da üzmek istemesem de kendimi tutamadım. Gözyaşları boynuma akıyordu ve biliyordum ki o da benim omzuna akıttığım gözyaşlarının farkındaydı.
💬
“Bir gün göreceğiz,” dedim çatallı bir sesle. Parmaklarımı saçlarının arasına sokup saç diplerini sakince okşadım. “O gün gelene kadar ona anlatabileceğimiz güzel anılar biriktirmeliyiz.”
💬
“İstemiyorum,” dedi hıçkırarak.
💬
Derin, titrek bir nefes aldım. “Şu an istemiyorsun. Şu an ben de istemiyorum.” Kısık sesle ret dolu birkaç kelime daha söyledikten sonra sessizce ağlamaya devam etti. Göğsümde saatlerce soluksuz koşmuşum gibi bir ateş vardı. Nefes verdikçe ateşin yaydığı sıcaklık dudaklarımdan sızıyordu. “Mümkün olduğu sürece yanında olacağım.”
💬
Hep yanında olacağım, diyemedim. Yarın ne olacağını bilmiyorken ona böyle bir söz vermeyi, onu kandırmış olmayı istemedim.
💬
Bu yaşıma kadar her seferinde hep yanımda olacağını söyleyen babam, beni kandırmış mı sayılırdı?
💬
Çenemi kardeşimin omzuna sürtüp geri çekildim. “Kay kenara,” dediğimde ıslak kirpiklerinin altından bir süre bana baktı. Sonra yana kayıp bana yer açtığında yanına uzandım, ben uzanınca o da yanıma yattı. Sırtı bana dönüktü. Kollarımı beline sarıp onu göğsüme doğru çektim. “İstediğin kadar ağlayabilirsin. Şu an değil ama bir gün daha azını hissedeceksin.”
💬
Titrek bir nefesten sonra tamamen kendi kabuğuna çekildi. Çenemi başına yaslayıp gözlerimi pencereye doğru çevirdiğimde biliyordum ki sessiz sessiz ağlamaya devam ediyordu. Onun saçlarını okşarken gözlerim pencerenin buğulu camında bir anıya tutuldu ve o anı, beni anın içinden çekip uzun zaman öncesine götürdü.
💬
Kalemin ucunu yanağıma sürterken gözlerim odamdaki pencereye kaydı ve süzülerek terasa düşen kar tanelerini görünce gözlerim irice açıldı. Sandalyemi geriye doğru itip hızla pencereye koştum. Bugün havanın güneşli olacağını sanmış, bulutları görünce güneşin değil de yağmurun geleceğini düşünmüştüm. Kasım ayındaydık, neden kar yağıyordu?
💬
“Melin!” diye bağırdım yağan karı heyecanla izlerken. “Kar yağıyor!”
💬
Yan odadan, “Ne karı?” diye bir bağırış geldi ve ardından birkaç patırtı sesi yükseldi. Birkaç saniye sonra odamın kapısı hızla açıldı ve kardeşim şaşkın bir yüzle koşar adım yanıma geldi. “Ocak ayında falan yağar diye düşünmüştüm.”
💬
Terasa açılan kapıyı kaydırarak açtım, mermerlerin üzerinde şimdiden ince bir tabaka oluşmuştu. Havanın soğuğuna aldırış etmeden çıplak ayağımı yere, ince kar tabakasına bastırdığımda, “Hasta olacaksın!” diyerek kolumu tuttu Melin. “Yarın babam dönecek, seni hasta görürse üzülür.”
💬
Son cümlesiyle hızla ayağımı geri çektim ve iri gözlerle ona baktım. “Babam yarın mı dönecek?” Melin söylememesi gerek bir şeyi söylemiş gibi panikleyerek geri çekildiğinde gözlerimi kıstım. “Sen nereden biliyorsun?”
💬
Ellerini havaya kaldırıp, “Tesadüfen öğrendim,” dedi panikle. “Babam bize sürpriz yapmak istiyormuş ama annemle telefonda konuştukları sırada duydum. Sakın belli etme!”
💬
Heyecanım daha da artarken, “Etmem etmem,” dedim hemen. Gözlerim test kitaplarına kaydı. Lisenin ikinci yılındaydım, yarınki sınavım önemliydi ve hem babamın gelecek olduğunu duymak hem de kar yağdığını görmek enerjimi yükseltmişti. Çalışma masama doğru ilerlerken Melin söylenerek terasa açılan kapıyı kapattı. “Ben biraz daha ders çalışayım, sonra akşam yemeği yeriz.”
💬
Melin’in, “Annem,” demesiyle alt kattan gelen ses üzerine cümlesi kesildi. Zil çalmıştı. “Annem markete gitmişti, yeni geldi sanırım. Anahtarını mı unuttu yine o?”
💬
Melin gözlerini devirip odamdan çıkarken güldüm. Elimde kalan kalemi kitabın arasına bırakıp kitabı kapattım. Yemekten sonra da çalışmaya devam edebilirdim, saat henüz erkendi. Melin’in arkasından ben de odadan çıktığımda alt kattan kapının kapanma sesi, ardından da Melin’in çığlığı geldi. Çığlığıyla panikleyip merdivenleri resmen koşarak indim. Koridora hızla girip kayarak durdum, donup kalmıştım.
💬
Melin çığlık atar gibi gülerken babama sarılıyor, babam da gülerek onun sırtını sıvazlıyordu. Yüzümdeki donukluk yerini kocaman bir gülümsemeye ve mutluluğa bıraktığında onlara doğru koştum. “Hani yarın gelecektin?”
💬
Babama sarılmadan önce annemin ayıplayan gözlerle Melin’e baktığını gördüm.
💬
Babam gülerek beni kollarının arasına çekti. “Yarın gelseydim sürpriz olmayacağını biliyordum,” dedi, dudaklarını saçlarıma bastırdı. “Bilerek bir gün fazladan söyledim.”
💬
Annem elini babamın omzuna vurup, “Beni de kandırdın,” derken babama sarılmaya devam ediyordum. Melin ikimizin arasında ezilmişti…
💬
Babam ikimizin de saçlarını öpüp geri çekildikten sonra anneme yaklaştı. “Ben seni hiç kandırır mıyım?”
💬
Annem sahte bir kızgınlıkla babama bakarken babam ona sarıldı. Melin ile beraber onları gülümseyerek izliyorduk. Babam ne zaman eve dönse evin havası birden değişir, mevsim kışsa bile evin içi yaza dönerdi.
💬
O akşam kar hiç durmadı, sokaklar bembeyaz oldu. Bizim evin içi ise tam bir yazdı. Birlikte güzel bir akşam yemeği yemiş, sonra salonda film izlemiş, sohbet etmiştik. O gece koltukta uyuyakalan babamın yanına kıvrılmış, onunla uyumuştum. Kaloriferler yanmıyor bile olsa hiç üşümemiş, babamın kollarında rahat bir uyku çekmiştim. Gözümden akan damla kardeşimin saçlarının arasına düştüğünde sertçe yutkundum. Melin’in iç çekişleri son bulmuş, nefesi düzene girmişti. O gece hayatımdaki en rahat uykulardan birini çekmiştim ve bundan sonra öyle rahat bir uykuya bir daha yatamayacağımı biliyordum.
💬
Kolumu geri çekip yataktan yavaşça kalktım. Ellerimle yüzümü kuruladıktan sonra kenarda duran yorganla Melin’in üzerini örttüm. Saçlarını yavaşça okşarken yüzüne baktım. “Daha iyi olacaksın,” diye fısıldadım. Saçlarını öptükten sonra da ondan uzaklaştım. Kenara bıraktığım kabanımı ve çantamı alıp sessizce odasından çıktım.
💬
Kendi odama dönüp kabanımı çalışma masamın önündeki sandalyenin sırt kısmına astım. Terasın mermerlerine çarpan yağmur damlalarının sesi bütün odaya yayılıyordu. Camın önünde durup dışarıyı izlemeye başladım. Dümeni tutan ellerimi zorla dümenden ayırmışlardı ve hayatım rotasından çıkmıştı, üstelik kar taneleri de okyanusun üstüne düşüyordu. Şimdi hangi yoldan nasıl devam edecektim? Acıyan gözlerimi yumdum. Telefonum çalmaya başladı ama uzanıp alacak gücüm dahi yoktu.
💬
Telefon çaldı, çaldı ve sustu. Ben derin bir nefes aldığımda tekrar çalmaya başladı. Nefesi sesli bir şekilde dışarı verip arkama döndüm. Çantamdaki telefonu aldım. Ekranda yazan isme bakmadan aramayı cevapladım ve telefonu kulağıma yasladım.
💬
“Niran, bebeğim?”
💬
“Efendim, Nevide abla?”
💬
Nevide abla, annemin en yakın arkadaşıydı. Cenazeye gelememişti çünkü birkaç aydır Almanya’da, kardeşinin yanındaydı. Olanlardan haberi yoktu, her şeyi dün öğrenmiş, başsağlığı dilemişti.
💬
“Melani’yi aradım ama ulaşamadım,” dedi mahcup hissettiğini belli eden bir sesle. “Biliyorum sırası değil ama sizi çok merak ettim.”
💬
Yatağın kenarına oturdum. “Yarın gelecekmişsin. Melin söylemişti.”
💬
Telefondan bir süre hışırtı sesi geldi. Daha sonra, “Evet, yarın akşam İstanbul’da olurum,” dedi. “Size gelmem sorun olur mu? Gerçi yalnız kalmak-”
💬
“Gelirsen daha iyi hissederim. Annemin yanında olman bana iyi hissettirir,” diyerek cümlesini böldüm. “Bizim için güçlü durmaya çalışır ama ben bunu istemiyorum. Acısını içine atmasını istemiyorum.”
💬
Sustum, Nevide abla da bir süre sustu.
💬
“Yarın akşam ilk işim size gelmek olacak,” dedi süren sessizliğin sonunda. “Kendine de onlara da dikkat et.”
💬
“Ederim,” diye mırıldandım. Birkaç cümleden sonra kapanan telefonu kenara bıraktım. İçim bir nebze de olsa gerçekten rahatlamıştı. Annem bizim yanımızda temkinli davranırdı ama hiç değilse biz yokken arkadaşının yanında rahat olur, kendini iyi görünmek için zorlamazdı. Onun için daha az endişelenirdim.
💬
Ellerimle saçlarımı geriye itip ayaklandım. Bornozumu alıp odadan çıkarak banyoya girdim. Vanayı açıp akan suyu izlerken üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. Dışarıda yağan yağmur ve gök gürültüsü banyoya dolup suyun sesini bile bastırıyordu. Duş kabinine girdiğimde çok da sıcak olmayan su saçlarıma, bedenime dökülmeye başladı. Islanan saçlarımı geriye doğru yatırırken derin bir nefes aldım. Duşumu almak, sonra da yatağıma girip günlerce yataktan çıkmadan uzanmak istiyordum. Bunu yapsam dahi kafamı toplayabilecek gibi değildim ama bu istekten de uzaklaşamıyordum.
💬
Saçlarımı avucuma döktüğüm hoş kokulu şampuanla köpürterek temizleyip duruladım. Aynı şekilde duş jelimle bedenimi de köpürterek temizledikten sonra durulanıp duş kabininden çıktım. Pembe renkli saç havlumla saçlarımı sardım, ardından beyaz bornozumu giyip kuşağını sıkıca bağladım. Banyodan çıktığımda buhar da benimle birlikte koridora yayılmaya başlamıştı. Merdivenlere doğru kısa bir bakış attım, alt kattan herhangi bir ses gelmiyordu.
💬
Odama girip dolabımdan temiz kıyafetler ve iç çamaşırı alıp yatağın üzerine bıraktım. Bornozumu çıkarırken yağmurun sesini dinliyordum. Yağmurun sesine dalga sesleri eklendiğinde ürperdim. Bir süre sonra kafamın içinde büyüyen dalga sesleriyle ellerimi kulaklarıma bastırarak yatağın kenarına oturdum. Kulaklarımı kapatmam sanki zihnimdeki bu sesi daha net duymama neden olunca inleyerek ellerimi kulaklarımdan ayırıp çıplak bacaklarıma koydum. Ben bu sesten nasıl kurtulacaktım?
💬
Başa çıkamayacağımı anladığımda iç çamaşırlarımı hızla giyip tekrar gardırobun önüne geçtim. Elime geçen ilk kot pantolonu ve kazağı giydikten sonra aceleci bir tavırla ıslak saçlarımı taradım, ardından da kabanımı, çantamı ve telefonumu alıp kaçar gibi odadan çıktım. Melin’in kapısını yavaşça açıp içeri göz attığımda hâlâ uyuduğunu görünce aynı yavaşlıkla kapıyı kapattım. Umarım uykusu bütün akşam, bütün gece bölünmez, sabaha daha sakin bir şekilde uyanırdı.
💬
Alt kata indiğimde annemi salonda, tekli koltukta oturmuş kahvesini içerken, açtığı pencereden dışarıyı izlerken buldum. İçeri girecekken burnuma gelen kokuyla duraksadım, gözlerim mutfağa kaydı. Kabanımı ve çantamı kenara bıraktıktan sonra mutfağa girdiğimde karşılaştığım görüntü donup kalmama neden oldu. Sebzelerin soyulmuş kabukları her yerdeydi. Sıvı yağın olduğu cam şişe tezgâhta devrilmiş bir şekilde duruyordu, içindeki bütün yağ evyenin içine akmıştı. Sandalyelerin hepsi yamuk yumuk duruyordu ve ışıkları yanan fırından dumanlar yükseliyordu. Panikle mutfakta ilerledim, fırının kapağını açtığımda duman daha büyük bir kuvvetle dışarı taştı, tavana yükselip tavanda yayıldı.
💬
Ben fırını kapatırken annem elindeki fincanla içeri girip, “Yemek pişmiş mi?” diye sorunca gözlerim fırın tepsisinin içindeki küçük tepsiye, o küçük tepsinin içindeki yanmış sebzelere ve bütün bir şekilde konmuş tavuğa kaydı. Tepsinin içine koyduğu diğer tepsiye mi tepki vermeliydim yoksa sorusuna mı bilemedim.
💬
“Pişmiş,” dedim donuk bir sesle. Fırının kapağını kapatıp doğruldum, bedenimi anneme doğru çevirdim. “Melin uyuyor, ben de aç değilim. Sen acıktın mı?”
💬
Annem fincanı tezgâha koyup gülümseyerek, “Hayır. Yemeği sizin için yapmıştım,” dediğinde ben de gülümsemeye çalıştım.
💬
“Acıkınca yerim ben,” dedim ona doğru yaklaşırken. “Biraz dinlenmek ister misin? Yorgun görünüyorsun.”
💬
“Değilim yorgun.”
💬
Uzanıp ellerini tuttuğumda mavi gözleri gözlerime titreyerek baktı. “Dinlenmelisin. Hem yarın Nevide abla da gelecek. Seni yorgun görürse seni fırçalar.”
💬
“Nevide mi dönüyormuş?” Annem telaşla etrafına baktı. “Beni aramıştır o. Telefonumu gördün mü?”
💬
“Ben konuştum onunla,” dedim ellerini yavaşça sıkıp. “Sen de ararsın yarın onu. Direkt buraya gelecekmiş zaten.” Ellerimi bu kez omuzlarına koyup bedenini çevirerek mutfaktan çıkması için onu yürüttüm. “Biraz uzan, sonra da güzel bir duş al.”
💬
“Ama mutfağı temizleyecektim daha ben,” diye söylendiği sırada endişeyle saçlarına bakıyordum.
💬
“Ben hallederim onu, sen merak etme.”
💬
Annemi onların odasına götürecekken durdum, odanın kapısına baktığımda göğsüm sıkıştı. “Sen misafir odasında dinlen bu seferlik,” dedim kekelememeye çalışarak. Annem omzunun üzerinden bana kaşlarını çatıp sorgularcasına bakınca gülümsedim. “Melin sizin odanızda uyuyakaldı. Uyandırmayalım şimdi onu.”
💬
Annem yüzündeki ifade yumuşarken başını salladı. “Olur, uyusun güzel kızım.”
💬
Misafir odasına girdik, içeride çift kişilik bir yatak vardı. Yatağın tam karşısında büyük bir gardırobun içi boştu. Annem fon perdelerini çekip odayı karanlığa boğduktan sonra yatağa uzandı, bu konuda bana zorluk çıkarmamıştı. Onun yüzüne doğru eğilip dudaklarımı saçlarına bastırdım. “Sen dinlenirken ben de mutfağı temizleyeyim.”
💬
Başını belli belirsiz salladığında geri çekildim. Birkaç adım geri geri gittikten sonra önüme döndüm, ben dönmeden önce o da gözlerini kapatmıştı. Odadan çıkıp koridora girdim. Onu böyle bir halde görmeyi beklemiyordum. Hareketlerindeki tutarsızlığı fark etmemek imkânsızdı ve o bu haldeyken onu tek bırakıp evden çıkamazdım. Şakağımı ovarken gözlerim kenara bıraktığım eşyalarıma kaydı. Doğru olan hangisi olurdu? Babaannemi arasam ve bugün bizim evde kalmasını istesem, onu da panikletir miydim?
💬
Beklemem gerektiğini biliyordum, her şey bu kadar sıcakken hareket etmemem belki daha iyiydi ama bu acıyı başka bir duyguyla dengelemeliydim. Normal şartlarda o adam karşıma çıkmasaydı, patlamadan sonra ortadan kaybolmuş olsaydı ve bana o cümleleri kurmamış olsaydı, şu an hissettiğim tek duygu acı olurdu. Etlerim sıkıştırılıyormuş gibi acıyor, kaburgalarım kırıkmış gibi zar zor nefes alabiliyordum fakat acı gibi öfke de içimde alev alevdi. Başımı iki yana sallayıp eğilerek çantamı ve kabanımı aldım, mutfağa ilerledim. Kabanı sandalyenin sırtına astıktan sonra telefonumu çıkardım.
💬
Babaannemin numarasına tıklayıp telefonu kulağıma yasladım. Birkaç saniye sonra, “Niran?” dediğini duyunca üzerimdeki dalgınlığı atıp omuzlarımı dikleştirdim.
💬
“Bu gece bizde kalabilir misin?”
💬
Babaannemin duraksadığını hissettim. “Bir şey mi oldu?”
💬
“Hayır ama…” Gözlerimi altüst olmuş mutfakta gezdirdim. “Gelince söylerim.”
💬
“Tamam tamam,” dedi aceleyle. Arkadan gelen sesleri duyabiliyordum. “Amcana söyleyeyim de beni size bıraksın.”
💬
“Babaanne,” deyip sustum. Sonrasında, “Seni getirsin tabii ama eve tek gelsen daha iyi olur,” diyerek cümlemi tamamladım.
💬
“Tek geleceğim,” dedi sadece.
💬
Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktım. Babaannem gelmeden önce etrafı toparlamam gerekiyordu. Kazağımın kollarını dirseklerime kadar sıvadıktan sonra işe koyuldum. İlk önce dağınık duran sandalyeleri ve masayı düzelttim. Ardından tezgâhın üzerine ve yerlere saçılmış olan sebze ve sebze kabuklarını çöp poşetine topladım. Fırında yanmış bir şekilde duran yemeği de çöpe atmak zorunda kalmıştım. Tezgâhın üzerini deterjan dökerek iyice köpürtüp temizledikten sonra sildim ve kuruladım. Dökülen sıvı yağ ve baharatlar biraz işimi zorlaştırsa da çok vaktimi almadı. Çöp poşetini tezgâhın altındaki kapaklı kısma koydum, gece çöpleri koridora bırakırdım, sabahları görevliler çöpleri topluyordu.
💬
Mutfak eski haline döndüğünde bardağa doldurduğum soğuk suyu elime alıp kalçamı tezgâha yasladım ve sudan büyük bir yudum aldım. Tam o esnada çalan kapı beni panikletti. Bardağı tezgâha koyup koşar adımlarla antreye çıktım. Zil bir kez daha çalacak olursa annem ya da Melin uyanabilirdi. Kapıyı açtığımda babaannemin anlaştığımız gibi tek başına geldiğini gördüm. Üzerindeki kıyafetleri değiştirmişti. Kenara çekildiğimde içeri girdi, ben de ardından kapıyı kapattım.
💬
“Kardeşin ve annen nerede?” diye sordu üzerindeki uzun kabanı çıkarırken. Gözlerini koridora çevirip etrafı kokladı. “Ev neden böyle kokuyor?”
💬
“İkisi de odalarında,” dedim çıkardığı kabanı alıp vestiyere asarken. “Yemek yandı.”
💬
Babaannem bana yandan bir bakış atıp sorgularcasına yüzümü inceledikten sonra salona doğru ilerledi. Salona girmeden önce mutfağa da kısa bir bakış atmıştı. Tekli koltuklardan birine geçip oturdu, çantasını koltuğun kenarında duran sehpanın üzerine bıraktı. Gözleri kazağımın ıslanan, bileklerime inen kollarına, ıslak etek kısmına kaydı. “Senin için daha zor, değil mi?”
💬
Ne demek istediğini anlasam da bir cevap vermedim. “Annem biraz tuhaf davranıyor. Dışarı çıkmam gerekiyor bir iki saatliğine ama onu bırakıp gidemedim, Melin de uyuyor.”
💬
“Böyle bir günde nasıl önemli bir işin olabilir ki?” Bu yargılayıcı bir cümle değildi, biliyordum. Nermin Çiyiltepe, zeki bir kadındı. Birileri onu kandıramazdı, sadece kandırabildiğini düşünürdü. Buna birçok kez babam ve amcam sayesinde şahit olmuştum. Gerçekleri bilir ama bilmiyormuş gibi oğullarına ayak uydururdu.
💬
“Senden bir şey saklayacak değilim çünkü bana yardımı dokunabilecek tek kişi sensin, farkındayım,” dedim öne doğru eğilip ellerimi birleştirirken. “Asla soru işaretleriyle kalmazsın, babaanne. Ne kadarını biliyorsun?”
💬
“Verdiğin ifade kadarını,” dedi bacak bacak üstüne atıp kolunu kolçağa yaslarken. “İfadende bahsettiğin adam seninle iletişime mi geçti?”
💬
“Asıl bunu sormaman beni şaşırtırdı,” dedim kendi kendime ama duyduğunu biliyordum. “Evet. Bana bazı şeyler söyledi. Doğruluğunu teyit etmem gerekiyor.”
💬
Babaannemin bakışları yumuşadı. “Kim olduğunu biliyor musun? Belki sana da zarar verecek biri? Sonuçta onun aleyhine bir ifade verdin.”
💬
“Adı Tibet,” deyip bekledim. “Tibet Suavi.” Babaannemin kaşları da benimkiler gibi çatıldı. “İsmini saklamadı. Hakkında araştırmalar da yaptım. Gerçekten isim ona aitti.”
💬
Babaannem derin bir aldıktan sonra, “Belli ki sen de kafanda henüz bir şeyleri oturtamamışsın,” dedi. “Öğrendiklerini sonra da anlatabilirsin ama seni güvende tutmam gerek. Bahsettiğin adamın kim olduğunu ben de bir soruşturayım.”
💬
“Eğer bahsettikleri doğruysa babaanne, ucu babama da dokunabilir,” dedim düşünceli bir şekilde elimi yanağıma yaslayıp.
💬
Duraksadı, şaşkın bir şekilde, “Ucu oğluma mı dokunur?” diye sordu.
💬
Başımı salladım. “Bu yüzden şimdilik bir araştırma yapma. Eminim senin soruşturma yöntemin benimki gibi internet üzerinden olmaz,” dediğimde bunu doğrularcasına başını salladı. “Polisler zaten bu konu üzerinde çalışıyorlar. Sana öğrendiklerimi anlatana kadar beklemen daha iyi olacak.”
💬
“Öyle diyorsan.” Ayaklanıp çaprazımda duran, bana daha yakın olan diğer tekli koltuğa oturdu. Ellerime uzandı, ellerimi avuçlarının içine aldığında başımı kaldırarak gözlerinin içine baktım. “Benim gibi kendini sert bir kabuğun altında kalmaya zorlama.” Ellerimin üzerini yavaşça okşarken dudaklarını yalayıp ıslattı. “Acılar çekildiğinde belki azalır ama olduğu gibi kalır da yaşanmazsa hep tazelenir, Niran.”
💬
Ne diyeceğimi bilemediğimden sadece, “Denerim,” diye mırıldandım.
💬
“Hangi konuda yardıma ihtiyacın olursa olsun,” dedi gözlerimin içine kendinden emin bir şekilde bakarken. “Ne olursa olsun, benden yardım isteyebilirsin. Yaşadığım sürece başının derde girmesine izin vermeyeceğim.”
💬
“Teşekkür ederim,” diye mırıldandığımda ellerimi yavaşça sıktı.
💬
“İşlerini çabucak hallet. Ben annen ve kardeşinin yanında olurum,” dediğinde ona minnetle baktım. “Bir işin peşine düşeceksin belli ki. Seni durduracak değilim, denesem de dinlemezsin. Her konuda güvenliğini sağlayacağım.”
💬
Ellerimi bırakıp kollarını bedenime doladığında ben de kollarımı ona sararak karşılık verdim. Tam olarak konuşamasak da bu kadarı bile bana rahat bir nefes aldırıyordu. Her şeyin altından tek başıma kalkamazdım. Ortada böyle bir konu varken kendime duyacağım fazla güven, beni felakete de sürükleyebilirdi. Bu yüzden babaannemden alacağım her yardım işimi de kolaylaştırırdı. Birkaç dakika birbirimize sarılı bir şekilde kaldıktan sonra ayrıldık, birlikte koridora çıktık. Ben kabanımı giyerken babaannem de kendine kahve yapmak için mutfağa girmişti. Onun etrafa attığı bakışların farkındaydım, üzgündü. Kendi yaşadığı üzüntünün yanı sıra bir de bizi bu şekilde görmek onu daha da üzüyordu, saklamaya çalışması bir şeyleri değiştirmezdi.
💬
Arabanın anahtarlarını ve telefonu cebime atıp çantamı da alarak evden çıktım. Çıkmadan önce babaannem birkaç kez daha beni tembihlemişti. O adamla görüşeceğimin farkındaydı, görüşmeyecek olsam dahi o adamın tekrar karşıma çıkmış olması bile onu içten içe panikletmişti. Tedbir alacağı kesindi. Asansöre binip otoparka indim. Otoparkta aracıma doğru ilerlerken ellerinde market poşetleri olan bir çift gülüşerek yanımdan geçtiler. Küçük bir çocuk da tam arkalarında elindeki oyuncakla oynayarak onları takip ediyordu. Gerçekten birbirinden farklı milyonlarca hayat vardı.
💬
Arabayı otoparktan çıkarıp ana yola girdikten sonra aklıma ilk gelen sahile, Bebek’e doğru sürerken kafamdan geçen her ihtimal bana biraz daha gaza bastırıyordu. Sanki arkamda beni takip eden bir araç vardı, aracı kullanan babamın bizden gizledikleriydi, ne kadar hızlı gidersem gizledikleriyle aramdaki mesafe o kadar açılırdı. Hissettiğim korkunun kaynağı da bu muydu?
💬
Ortaya konulanlar yalan mıydı yoksa bana ağır gelecek gerçekler miydi bilmesem de her açıdan beni boğmaya yeten bir şeydi. Araç gideceğim yere yaklaştıkça nefes alamadığımı hissettim. Sağ elim hızla göğsümü buldu, göğsüme sert bir baskı yaptı. Yüzümde oluşan acının yansıması ön camdaydı. Trafiğe yakalanmadığım için şanslıydım, şu an arabayı kullanmak bana oldukça zor geliyordu.
💬
Sakin nefesler almaya çalışırken aracı sahilde uygun bulduğum ilk yere park ettim. Sıralı ve düz bir şekilde dizilmiş araçların arasında gelişigüzel park edilmiş arabamın içindeki hava gittikçe azaldı, her bir köşesi üzerime gelen duvarlara dönüştü. Kapıyı açıp kendimi dışarı attığımda yanımdan geçmek üzere olan araç bu ani hareketimle yalpaladı, birkaç kez kornaya bastıktan sonra yoluna devam etti. Panikleyemeyecek kadar boğuluyordum. Elimi arabanın tavanına bastırıp derin bir nefes aldığımda, sahildeki yürüyen insanların bakışlarının üzerimde olduğunu fark ettim. Bu halimin az önce yaşanması olası olan kazadan dolayı olduğunu mu düşünüyorlardı?
💬
Alnımı da elim gibi tavana yaslayıp gözlerimi yumdum, derin nefesler almaya devam ettim. Geçen birkaç dakikanın içinde yanıma gelen, iyi olup olmadığımı soran insanlar olunca toparlanmam gerektiğini anladım. Yanımdan ayrılan çiftin ardından tekrar arabaya binip arabayı normal bir şekilde park ettim. Elimi cebime atıp telefonumu çıkardım, gelen bildirimleri es geçip arama kısmına geçtim.
💬
“Yapacağım şey delilik ama hiçbir şey yapmazsam da delireceğim,” diye sızlandım. Arayıp ne söyleyeceğimi bilmediğimden mesaj kısmına girdim. Telefonuma en son kaydedilen isme tıkladım.
💬
Niran Çiyiltepe: Bebek sahilindeyim.
💬
Kendime düşünme fırsatı vermeden gönderdiğim mesajı izledim. Hatta o kadar büyük bir dikkatle izledim ki, iki dakika sonra gelen cevabı bile görmem beş dakikamı aldı.
💬
Tibet Suavi: Yarım saat içinde oradayım.
💬
Verdiğim iç karartıcı nefesle birlikte gözlerimi dışarı çevirdim. Bana katilden bahsetmişti. Katilin ya da katillerin kim olduğunu biliyordu. Ona ne kadar güvenebilirdim? Çantamı alıp telefonu kabanımın cebine attıktan sonra arabadan indim. Yolun karşısına geçip sahilde yürüyen insanların arasına karıştım. Bankların çoğu dolu olduğu için bir süre yürümem gerekmişti. Restoranın karşısında kalan boş banka oturduğumda, bana doğru gelen iki genç yönünü değiştirdi. Anlaşılan onların da niyeti bu banka oturmaktı.
💬
Çantamı kucağıma alıp gözlerimi denize çevirdim. Su sanki donmuş gibi ağır ağır dalgalanıyordu. Artık denize her baktığımda böyle mi hissedecektim gerçekten? Üstelik zihnimde durmadan yükselip duran dalga sesleri de vardı. Gözlerim kısılırken elimi boynuma bastırdım, parmaklarımla boynumu ovaladım. Buz gibi olan esmer tenim uyuşmuştu. Deniz suyu boğazıma doluyordu. Sertçe yutkunup gözlerimi denizden ayırdım, ayırmasaydım olduğum yerde boğulacaktım.
💬
Denizden ayrılan gözlerim insanların arasında rüzgâr gibi dolandı, karşıdan karşıya geçen bir bedende durdu. Kaşlarım çatılırken elleri kabanın cebinde hızlı adımlarla olduğum tarafa geçen adamı izledim. Siyah gözlüklerine rağmen onu tanıyabilmiştim. Yarım saat geçmiş miydi? Sahil yoluna geçince dümdüz, oturduğum banka doğru yürümeye başladı. O da beni fark etmiş olmalıydı. Sırtımı dikleştirip çatık kaşlarla onu izlemeye devam ettim. Gözlükleri olsa da başı bana doğru dönmüş olduğu için bana baktığını anlayabiliyordum. Önüme döndüm ama gözlerimi denize dokundurmadan yere indirdim.
💬
Tibet önümden geçip yanıma oturdu, ellerini kotuna sürttüğünü göz ucuyla gördüm. “Bu kadar erken çağırmanı beklemiyordum,” demesiyle gözlerim tamamen ona döndü.
💬
“Beklememin bir anlamı yok,” dedim onun gibi sırtımı banka yaslayıp. “Sonuçta bir ay sonra da aramış olsaydım yine aynı durumda olacaktım.”
💬
“Öyle,” dedi sadece.
💬
“Bana onun kim olduğunu söyleyecektin,” derken sesim duygusuz çıkmıştı.
💬
Bir kolunu bankın sırt kısmına attıktan sonra bedenini bana doğru çevirdi. “Sana yardım edeceğimi söyledim,” dediğinde başımı çevirip yüzüne baktım. Gözlükleri yüzünden onun gözlerini değil, kendi yansımamı görüyordum.
💬
“Bana neden yardım etmek istiyorsun?”
💬
Gözlerini göremesem de duraksadığını fark ettim. “Çünkü çaresizsin.” Bu kez duraksayan ben oldum. “Benim bir zamanlar olduğum gibi.”
💬
Alayla gülüp, “Yani beni kendine benzettiğin için mi?” diye sormam yüzünde mimik oynatmadı.
💬
“Senin bir şeyleri öğrenmeden önce görmen gerekiyor,” deyince kaşlarımı çattım. “Şu an sana bir isim verebilirim ama bu isim senin hiçbir işine yaramaz. Ne diyeceksin polise? Babamın katili bu adammış mı?”
💬
“Yardım edeceksen bir isimden daha fazlasını vermen gerekiyor,” dedim dişlerimin arasından. Yine aynı şey oluyordu. Yine ona bakmak bile beni öfkelendiriyordu. Bu öfkenin en büyük sebeplerinden biri de o gün yanımda olmasıydı.
💬
“Hayır, sana daha fazlasını göstereceğim,” dedi benimkinin aksine sakin bir sesle. “Ama bana bir güvence vermen gerekiyor.”
💬
“Ne güvencesi?”
💬
“Söz vermen de yeterli olur,” dediğinde hâlâ soru sorarcasına ona bakıyordum. “Benim attığım adımları takip edebilirsin, istersen benimle beraber adım da atabilirsin ama asla benden bir adım dahi hızlı gitmek yok.”
💬
Burnumdan güler gibi bir nefes verdim. “Anlamadım?”
💬
“Senden acele etmeyeceğine, sabredeceğine dair bir söz istiyorum.”
💬
Durdum, uzun uzun yüzüne baktım. Gözlüklerini çıkardığında gözlerim, ela gözleriyle buluştu. Şu an gözlerindeki yeşil daha baskın gibi görünüyordu. Kendime güvenmiyordum. İçimi kemiren bu kurt içimde olmaya devam ettiği sürece hiçbir şey için sabredemezdim, buna emindim.
💬
Kendimden duyduğum şüpheyi görmüş gibi, “Başarısız olmak ister misin?” diye sordu. “Acele edersen, mantığınla ilerlemezsen her seferinde elin boş kalır, sonuca ulaşamazsın.”
💬
“Beni manipüle etmeye çalışma,” dediğimde, “Seni manipüle etmek istesem gerçekler dışında çok daha farklı şeyler söyleyebilirim,” demesi üzerine gözlerim kısıldı.
💬
“Ne kadar beklemem gerekecek?” diye sordum söylediklerini duymazdan gelip.
💬
“Karşındaki ilk cinayetini işleyen bir katil değil,” dediğinde kulaklarım uğuldadı. “Ki yaptığı, yaptıkları tek şey de insan öldürmek değil. Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi? Kolay olmayacak. Kolay olmadığını ben de uzun zaman sonra fark ettim.”
💬
Onun gibi ben de bedenimi ona doğru çevirip, “Peki sen neyin peşindesin?” diye sordum.
💬
Gözlerimin içine dikkatle baktı, bekledi, bekledi ve “Onların,” dedi.
💬
Afalladım. “Senin de mi sevdiğin birini öldürdüler?” Sorum ona ne hissettirmişti bilmiyordum ama bunu sormak bile bana kötü hissettirmişti.
💬
Her şeyi beklerdim ama dudağının yukarı kıvrılması beklemediğim bir şeydi.
💬
Kıvrılan dudakları aralandı ama o bir şey söyleyemeden biri, “Tibet?” diye seslendi.
💬
Gözlerim onun yüzünden ayrılıp gölgeleri üzerimize devrilen iki bedene çevrildiğinde, Tibet’in, “Sikeyim böyle işi,” diye sessizce homurdandığını duydum.
💬
Tibet ona seslenen kişiyi görmemiş olsa da tanımış olmalıydı ve ben o adamla yüz yüzeydim. Uzun boylu, esmer adamın mavi gözleri Tibet’ten ayrılıp bana dönerken, benim gözlerim de ondan ayrılmış, yanındaki kızıl saçlı kadına çevrilmişti. Bakır saçlı kadının mavi lensli gözleri bendeydi, gözlerinin asıl rengi kahverengi ya da ela olmalıydı. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı ama bu ifadeye anlam verememiştim. Onlar kimdi?
💬
Tibet, yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirip onlara döndü, başını kaldırarak yanı başımızda dikilen ikiliye baktı. “Güzel bir gün, güzel bir tesadüf. Yürüyüşe mi çıkmıştınız çifte kumrular?”
💬
Adamın yüzünde de bir gülümseme oluşmuştu ve nedense onun gülümsemesinin de Tibet’inki kadar sahte olduğunu düşünüyordum. “Evet, Irmak deniz havası almak istedi,” dedi adam, ardından kolunu yanındaki kadının omuzlarına sararak onu kendine çekti. Demek ki yanındaki kadının adı Irmak’tı.
💬
Ben öylece durmuş onları incelerken, Tibet, “İyi yapmışsınız,” dedi sadece. Konuşmayı uzatmak istemediği her hâlinden belli oluyordu.
💬
Adamın gözleri bana kayınca göz göze geldik. “Hanımefendi arkadaşın mı? Onu daha önce hiç görmedim.”
💬
Tibet’in göz ucuyla bana baktığını fark etsem de ona bakmayıp sessiz kaldım. Kalkıp gitme isteğiyle savaşırken Tibet cevaplayamadan adının Irmak olduğunu öğrendiğim kadın, “Belki de arkadaştan daha fazlasıdır,” dedi, sonra dirseğini hafifçe adamın karnına vurdu. “Utandırma onları, Görkem.”
💬
Adam yavaşça güldüğünde kaşlarımı çattım. “Sevgilisi ya da arkadaşı değilim.” Kontrolüm dışı sert çıkan sesim, üçlünün bakışlarını üzerime topladı. Onlara aldırış etmeden Tibet’e doğru dönerek, “Ben gidiyorum. Bu konuyu daha uygun bir zamanda, daha detaylı konuşalım,” dedikten sonra çantamın sapını koluma asıp ayaklandım. Sesimdeki imayı fark ettiğine emindim.
💬
Sessizce ikilinin yanından geçerken ikisinin de bakışları üzerimdeydi, Tibet de banktan kalkmıştı. Derin bir nefes alıp sahil yolunda yürümeye devam ederken arkamda kalan Tibet’in, “Onu gerçekten utandırdınız,” dediğini duyar gibi oldum ve bu cümlesi aniden durmama neden oldu. Tam arkamı dönüp ona çıkışacakken omuzlarıma dolanan kolla donup kaldım. “Yürümeye devam et, Niran.”
💬
Bana konuşma fırsatı vermeden yürümeye başladığında ilk başta tökezlesem de ona ayak uydurmak zorunda kaldım. Ona döneceğim sırada elini omzuma bastırınca, “Ne yaptığını sanıyorsun?” diye sordum dişlerimin arasından.
💬
“Görkem, amcamın oğlu,” dediğinde, “Bundan bana ne?” diye karşılık verince burnundan sert, sesli bir nefes verdi.
💬
“Sessiz kalırsın sanmıştım ama şüphe çektin,” dedi ve kolunu omzumdan ayırdı. Bu kez eli omzuma değil, kabanımın üzerinden belime baskı yaptı. “Şimdilik yakın görünmemize izin ver, sana anlatacağım. Araban nerede?”
💬
“Elini geri çek,” dedikten sonra çenemle karşı tarafta park hâlinde duran arabamı işaret ettim.
💬
Tibet elini geri çekerken başını yavaşça salladı. Adımlarımı hızlandırıp ondan biraz uzaklaştım. Karşıdan karşıya geçerken hemen arkamdaydı. Kafamda bıraktığı soru işaretleri her seferinde artıyordu ve bu durumdan sıkılmaya başlamıştım. Arabanın kilidini kaldırdıktan sonra sürücü koltuğuna geçtiğimde o da arabanın ön tarafından dolanıp yan koltuğun kapısını açtı ve arabaya bindi. Biraz önce oturduğumuz bankın olduğu yöne bakarken gözlerimi kıstım, ikili hâlâ oradaydı ve konuşuyorlarmış gibi görünüyordu.
💬
Bu tuhaf durumu açıklaması için “Evet?” dedim sorar gibi, başımı ona doğru çevirdim.
💬
Kısa bir süre yüzüme tereddütle baktıktan sonra, “Kaçakçı bir adamın oğlu,” dedi, ardından kaşlarını çatarak sahil yoluna baktı.
💬
Bir an söylediği şeyi algılayamayarak bomboş gözlerle yüzüne baktım. Daha önce söylediği bir cümle aklıma geldiğinde, “Gemiye konteynerleri yükleyen amcan mıydı?” diye yükseldim. “Bu da ne demek? Senin amacın ne?”
💬
“Evet, oydu,” diye cevaplaması daha da öfkelenmeme neden olunca hiddetle ona doğru döndüm. “Ve ben de kendi amcamın peşindeydim.”
💬
İşaret parmağımı kaldırıp ona doğru uzatırken, “Her şeyi bana şimdi anlatacaksın,” dedim sertçe. “Başka bir zaman değil. Şimdi.”
💬
Gözlerini sahil yolundan ayırıp başını çevirerek gözlerimin içine baktı, ardından gözleri ona doğru uzatıp salladığım parmağıma indi. Parmağıma bakarken, “Dışarıdan normal görünen ama içinde pis işlerin döndüğü bir aile şirketimiz var. Sana adımı söyledikten sonra benim kim olduğumu araştırmışsındır zaten,” dediğinde yalanlama ihtiyacı duymadan başımı salladım. Elimi geri çekince gözlerini gözlerime çevirdi. “İki sene öncesine kadar ben de dışarıdaki insanlar gibiydim, her şeyi dışarıdan görüyordum ve hiçbir şeyden haberim yoktu.”
💬
“Neden onun peşindesin?” diye sordum dikkatle gözlerine bakarken. “Amcanı mı ifşalamak istiyorsun? Gemiyi de o mu patlattırdı?” Son sorumda yükselen sesimle birlikte ellerim de titremeye başlamıştı. Babamın ölümüne sebep olan amcası mıydı?
💬
“Evet, Niran,” dedi göz gözeyken. “Tıpkı benim babamın katili olduğu gibi senin babanın da katili. Ve ona yardım eden kişiyi yakından tanıyorsun.”
