27. NANKÖR KUZGUN

💬

💬

🎧: Kıraç, Söz Verdim

💬

🎧: Skapova & Melih, Ateşe Yazık

💬

Yüz iyilik yapılsa bir kötülüğü hatırlar, bir kötülük için bir ömür yas tutardım.

💬

Rüzgâr koyu renk uzun saçlarımı arkaya doğru savururken içime çektiğim nefes ciğerlerime ulaşamadan boğazımda takılıp kaldı sandım. Tibet’in bir tepede durdurduğu aracın kaputuna yaslanmış şehri izliyordum. Bu ülkeden ayrılma zamanı gelmişti. Başer, Melin’in nerede tutulduğuna dair bilgi alınca akşam harekete geçmek için planlar yapılmıştı. Bahsettiği adam Bahtiyar’ın evindeki çantamı da getirmişti. Melin’i alacaktım ve gidecektim.

💬

Peki ya sonra?

💬

Bakışlarım birkaç metre ileride durmuş telefonla konuşan, ayakkabısının ucuyla tepeden aşağı küçük taşları yuvarlayan Tibet’e kaydı. Önce günlük kiralanan bir eve gitmiştik, sonra içerideki adamlarla iletişim kurmaya çalışmıştık. Daha doğrusu Başer çalışmıştı. Ardından Başer, adamla görüşmek için evden çıkmıştı. Döndüğünde de elinde çantam vardı. Melin’le ilgili iyi haberi verdiğimde içimde tuhaf bir rahatlama oluşmuştu. Tuhaftı çünkü daha önce hissetmediğim türden bir rahatlamaydı.

💬

Irmak gittikten sonra Turhan ağzını bir kez bile açmamıştı. Irmak’ı adamlarla yollarken aralarında bir konuşma geçmiş miydi bilmiyordum ama ara sıra Başer’in Turhan’a attığı kısa bakışları görmüştüm. Belli ki şahit olduğu bir şey olmuştu. Merak etmiyordum. O adamı gözümü kırpmadan öldürmüş olsam da Irmak’a aynısını yapamayacağımı başından biliyordum. Canım ne kadar yanmış olursa olsun ona karşı hissettiğim acıma duygusu ağır basmıştı.

💬

Telefon görüşmesi bitmiş olsa da sırtı bana dönük şekilde o uç kısımda durmaya devam etti. Vazgeçmiş olduğunu anlamak için onunla daha fazla konuşmama gerek yoktu. Vazgeçtiğini görebiliyordum. Elbette hislerinin bir iki günde bitmeyeceğini biliyordum ama artık bana ulaşmaya çalışmayacaktı. Olmasını istediğim şey olmuştu. Kalbim ona değil bana kırıktı fakat yapabileceğim bir şey yoktu. Böyle olması gerekiyordu.

💬

Beni duyabilmesi için sesimi yükselterek, “Gidelim mi artık?” diye sordum.

💬

Kalçamı kaputtan ayırdığım sırada bana döndü ve “Gidelim,” dedi.

💬

Araca binip kapıları kapatsak da sanki rüzgâr aracın içindeydi ve ikimizin arasında süratle esiyordu. Kemerimi takarken Tibet de tek eliyle kemerini takıp cipi hareket ettirdi. Yolu izlediğim esnada onu öptüğüm an zihnimde canlandı. Ağlama isteği o kadar ani bir şekilde saldırdı ki hızla çeneme akan gözyaşı beni bile şaşırttı. Şaşkınlıktan gözlerim irileşirken ona fark ettirmeden gözyaşını sildim. Bazen verdiğim tepkilere anlam veremiyordum.

💬

Farlar yolu aydınlatırken tam karşımızdaki ay da ışığını ikimizin yüzüne vuruyordu. Göz ucuyla Tibet’e baktığımda kısık gözlerle yola baktığını gördüm. Gözlerimi ondan ayırmak üzereyken, “Diğerlerinin yanına gitmeden önce,” diye cümlesine başlayınca bakışlarımı ondan uzaklaştıramadım. “Birlikte yemek yiyelim mi?”

💬

“Olur, yiyelim,” dediğimde başını çevirip bana baktı. “Peşimizde olmadıklarından emin olabilecek misin?”

💬

“Bizi bulmalarını istemezsem bulamazlar,” dedikten sonra bakışları tekrar yola çevrildi. “Bugün marina tarafında bir et restoranı görmüştüm. Hem ismine bakılacak olursa bir Türk restoranıydı, yabancılık çekmeyiz.”

💬

Rabat’tan ayrılmış, Kazablanka’ya dönerek evi burada kiralamıştık. Bana bu çok riskli gelmiş olsa da Başer, Bahtiyar’ın burnunun dibinde olmamızın daha iyi olacağını, kafasını karıştırabileceğimizi söylemişti. Düşününce bana da mantıklı gelmişti.  Üstelik Bahtiyar da Melin’i uzakta arayacağımızı düşünmüş olmalı ki onu da kendine yakın tutuyordu. Başer’in söylediğine göre Melin de merkezde bir yerde, insan içindeydi. Doğrusu ben de arayacak olsam insanların az olduğu yerlerde, yerleşim alanına uzak bir noktada arardım.

💬

“Anlaşılan canın et çekti,” dedim gülerek. “Enerji depolarız, ihtiyacımız olacak.”

💬

“Önemli bir işimiz olmasa biraz alkole de hayır demezdim,” derken sesi sızlanır gibi çıkmıştı. Aramızda geçenlerden sonra bu kadar iletişimi bile beklemiyorken o benimle normal bir şekilde konuşuyordu ve bu yüzden şaşırmadan edemiyordum. Melin’i aldıktan sonra gideceğimizi söylerkenki ifadesini unutmamıştım. Kafamı karıştırıyordu.

💬

Kemerle oynarken, “Eminim ki bir kadehle devrilmezsin,” deyip ona baktım. “Gevşemek istiyorsan bu yeterli olur.”

💬

“Bir kadehle gevşeyebileceğimi hiç sanmıyorum,” dedi kısık bir sesle. Ardından gülüp, “Ama yine de deneyeceğim,” diye devam etti.

💬

Ruh hali aniden değişen sadece o değildi. Hala çok net bir adam olsa da çoğu zaman kafasının karıştığını, nasıl hissetmesi ya da ne yapması gerektiğini bilmediğini saklayamıyordu. Ona bunu yapanın ben olduğumu biliyordum. Zaten hayatında bir düzen yoktu, mahvedilmiş bir adamdı ve ben de onu daha kötü bir hale sokmak istememiştim ama işin içine bazı duygular girdiğinde bazı sonuçlar da kaçınılmaz oluyordu. Bir gün bu yükten kurtulabilir miydi?

💬

Tibet için bir yük olduğumu düşünüyordum.

💬

Bizi bahsettiği restorana ulaştırana dek konuşmadım. Melin’i düşündüm, sonrasını düşündüm. Tibet’i düşündüm. Tibet’i düşünmeyi hep en sona saklıyordum çünkü o, diğer düşüncelerimi örten bir çatı gibiydi. Her şey yerli yerine oturduğunda hepsini korumak için üzerlerine seriliyor, koruyordu. Onun bu denli içimi kaplıyor oluşu korkutucuydu.

💬

Restorana girerken ikimizin de bakışları her yerdeydi. Normal bir akşam yemeği gibi görünse de tetikteydik, bu da akşamı normal olmaktan çıkarıyordu. Limana bakan kısımdaki masalardan birine oturduk. Limanların hayatımdaki yeri düşünüldüğünde şu an çok sakindim. Eskiden bakmaya tahammül edemediğim görüntü şimdi içimde tüy kaldırmıyordu. Başımızı olaylardan kaldırıp gerçek hayata bakamıyor olsak da içimdeki o küçük rahatlamaya sebep olan Melin’di.

💬

Yüzü girişe dönük olan Tibet’ti ve sipariş verirken de garsona belli etmemeye çalışarak kapıyı kontrol ediyordu. Biri bizi fark etmiş olsa da işlek bir yerde sorun çıkar mıydı bilmiyordum ama o adamdan her şeyi bekliyordum. Bahtiyar’ı kendi adamlarının, hatta ortaklarının karşısında küçük düşürmüştük. Bunun bir bedeli olacağının farkındaydım, susup oturacak ve olanları sineye çekecek değildi. Tekrar canım yanacak olursa neye dönüşeceğimi kestiremiyordum.

💬

Peçeteyi küçük parçalara ayırdığım esnada Tibet, “Hırvatistan’da doğmuştun değil mi?” diye sorunca başımı kaldırıp ona baktım. “Daha önce bizim evde yemek yediğimiz akşam da gittiğin ülkelerden bahsetmiştin.”

💬

Benimle normal bir sohbetin içine girmek istediğini fark ettiğimde parçaladığım peçeteleri kenara itip dikkatimi ona verdim. “Evet, güzel ve eğlenceli bir hayatım vardı.” Yemekten önce içeceklerimizi getirmişlerdi. Tibet kendine bir kadeh beyaz şarap söylerken ben sadece su istemiştim. Kadehi dudaklarına götürürken aynı dikkatle bana bakıyordu. “Çocukken de gezmeyi severdim. Babam ne benim ne de Melin’in bir şeylerden mahrum kalmasını isterdi. Bu yüzden nereyi görmek istersem götürür, neyi almak istersem alırdı.”

💬

“Şımartılmak güzel bir şey olmalı,” dedi gülümseyerek. “Yarama bir çocukmuşsun izlenimi aldım.”

💬

Burnumu kırıştırarak ellerimi masanın üzerinde birleştirdim. “Aslında çok yaramaz değildim, sadece biraz inatçıydım ve bu konuda bizimkilere zorluk çıkarıyordum.”

💬

Sandalyesinde dikleşirken, “Bana anılarından bahset,” dedi. “Belki ben de sana anlatırım.”

💬

Tek kaşımı kaldırıp alaycı bir tavırla güldüm. “Hadi ya? Tek anlatan ben olursam bu bir sohbet olmaz.” Çenemi baş ve işaret parmağımın arasına alıp gözlerinin içine merakla baktım. “Önce sen bir şeyler anlat.”

💬

Gelen iki garson tabaklarımızı masaya bırakırken Tibet gözlerini benden ayırmadı. Garsonlar masadan uzaklaştığında, “Pekâlâ,” deyip çatal ve bıçağını eline aldı. “Babam ve amcam gençken iyi anlaşır, birlikte vakit geçirirlerdi. Özellikle ava gitmeyi ve tırmanmayı severlerdi.” Tabağımdaki köfteleri bıçakla ikiye bölerken dikkatim Tibet’teydi. Amcasından bahsetmesine öfkelenmemeye çalıştım. “Yine birlikte dağda yürüyüşe çıkıp kamp yapacaklardı ve babama beni de götürmesi için ısrar etmiştim. Reddetmedi, bunu istemem hoşuna bile gitti. Amcam da sorun etmemişti ama Görkem kıskançlıktan delirmişti. Çünkü amcam onu da yanına almak istemedi.” Gülerken başını salladı. Bu eski bir anıyı anlatmanın yarattığı mutluluk gülüşü değildi, gerginliğini gizlemek istiyor gibiydi. “Az çok anlamışsındır, istediğini almak için her haltı yer.”

💬

Köfteyi ağzıma atmadan önce, “Anlayabilmem için çok fırsat tanıdı,” dedim.

💬

“Ne yapıp edip bizimle geldi. Bir gece tuvalete tek gitmek istemediğini söyleyip beni de çağırdı. Bilirsin ki çok centilmen biriyim,” deyip gülünce istemsizce ben de güldüm. “Tabii bu centilmenliğin sonu iyi bitmedi. Tek kişinin yürüyebileceği bir toprak yolda, ağaçların arasında yürüyorduk. Önden giden bendim, bu da onun işine gelmiş olmalı ki arkamdan ittiğinde ağaçların arasından aşağıya doğru yuvarlanmaya başladım.”

💬

Şaşkınlıkla, “O yaşta bile seni öldürmeye mi çalışıyordu?” diye sordum.

💬

“Niyetinin tam öldürmek olduğunu söyleyemem ama zarar verme isteği hep vardı. Bağırışlarımı babamlar duysa da ben kendimi çoktan derenin içinde bulmuştum,” dedi ve ardından şarabından bir yudum aldı. “Baygın olduğum için sesimi duyuramadım, fenerleri olsa da gece vakti beni bulamadılar. Zaten dere de beni bayağı sürüklemişti.” Görkem’e olan öfkemin katlandığını hissettim. “Beni bir sonraki gecenin sonunda, gün doğduktan sonra bulabildiler. Görkem bir kaza olduğunu söylese de herkes her şeyin farkındaydı.”

💬

“Gerçekten korkunç bir insan,” dedim başımı sallarken. “Şu an yaptıklarına şaşmamalı.”

💬

“Hepimiz kötü şeyler yaptık ama Görkem için hiç sebep gerekmedi,” dedi omuz silkerek. Lokmasını bitirmesini beklerken suyumdan yudumladım. “O kendi kafasında kurduğu dünyada yaşayan, kuruntularını doğru kabul eden biri.”

💬

Dudak bükerek, “Güzel bir anı duymayı tercih ederdim,” dediğimde, “O halde anlat,” diye karşılık verdi. “Eminim benden daha fazla güzel anın vardır.”

💬

Gülerek, “Senin anıyı duyduktan sonra bana da öyle geldi,” demem onu da güldürdü. “Şu an pek aram olmasa da her çocuk gibi ben de abur cuburu çok severdim. Hatta annem bazı geceler aniden ağlamaya başladığımı ve cips için tüm evi ayağa kaldırdığımı söylerdi.” Annemi de o anılar gibi geçmişin içinde bırakmış olmam lokmamın ağzımda büyümesine neden oldu. Devam etmeden lokmamı hızla yutup suyumdan bir yudum aldım. “Yaz tatili için buraya gelmiştik, daha doğrusu Artvin’e. Melin daha bebek olduğu için annemler onu yanına almışlardı ama beni bir tanıdıklarının yanında bırakmışlardı, acil bir işleri çıktığını hatırlıyorum.” Tibet yemek yemeği bırakıp tüm dikkatini bana vermişti. “Evinde kaldığım abla ben uyurken temizlik yaptığı için odanın kapısını kapatmış, sesten uyanmamı istememiş. Uyanmışım tabii ama sesten değil, canım yine cips istemiş.”

💬

“Uykundan cips için mi uyandın?”

💬

Omuz silktim. “Pek hatırlamıyorum ben ama onlar belli ki unutmamış,” dedim tebessümle. “Uyanıp odadan çıkmışım, annemler yok ya isteyebileceğim biri de olmadığından kendim almayı kafama koymuşum. Zaten bizim evle aynı sokaktaki bir evdeydim ve marketin yerini biliyordum. Babamı her gün oraya sürüklediğim için…” Gülerken gözlerim dolunca bakışlarımı tabağıma indirdim.  “Market yolun karşısındaydı. Ben yola atlayıp karşıya geçmeye çalışırken beni görenler olmuş, bağırıp çağırmışlar biri beni tutsun diye. Beni bıraktıkları abla da cama çıkmış, kadıncağız beni yolda görünce korkudan fenalaşmış. O evden çıkıp gelene kadar çoktan ben markete ulaşmışım.”

💬

Tibet kaşlarını çatıp, “Bir an bir şey olacak sandım,” diye homurdandı.

💬

“Marketteki adamı tanıyordum, o da beni tanıyordu,” diye devam ederken çatalımı tekrar elime almıştım. “Ona sadece cips demişim… Yanımda babam, cebimde de para yok tabii. O abla gelmiş yanıma telaşla ama ben gözlerimi dikmiş marketteki adama bakıyormuşum…” Tibet gülerken kadehini dudaklarına yaklaştırdı. “Kadın ne söylese ne yapsa beni götüremediğinden babamları aramış. Babamın telaşla markete girdiğini hatırlıyorum. Tabii benim umurumda olan tek şey elime tutuşturduğu cipsti. Marketteki adama da yeni aldığın arabanın iki tekeri benim, bu gidişle benim kız sana bir araba daha alacak kadar kazandırır demişti…”

💬

Benimle ilgili bir şeyler duymaktan keyif aldığını yüz ifadesinden anlayabiliyordum ve bir anlığına utandığımı hissettim. “Demek ki seni küçükken kandırmak bu kadar kolaymış,” deyince gözlerimi kaçırdım. “Keşke o zamanlar tanışsaydık, seni bir cipsle tavlardım.”

💬

Peçeteyi buruşturup ona atarken ben de gülüyordum, cümlesi nedense daha öncekiler gibi diken yutmuşum gibi hissettirmemişti. “Babam ne kadar beyefendi gibi görünse de bazen Karadenizli olduğunu çok iyi hissettirirdi. Yani kızına yaklaştığını görseydi seni marketteki abinin yeni aldığı arabasına teker diye takabilirdi.”

💬

“Sanki bunu sorun edermişim gibi,” deyip yemeğine döndü. “Ailenle olan bu anından bahsederken gözlerin parladı. Seni tanıdığımdan bu yana ilk kez gözlerinin böyle parladığını gördüm.” Bakışları bıçağıyla kestiği ette olsa da benim gözlerim onun yüzüne sabitlenmişti. “Hadi, bir anı daha anlat.”

💬

Geçmişteki onlarca güzel anıdan birini daha onunla paylaşırken gözlerimde oluştuğunu söylediği parıltıyı görmesem de ben bile fark etmiştim. Ailemden bahsetmek dilim damağım kurumuşken buz gibi sudan bir yudum almışım gibi ferahlatmıştı. Bu kez anılardan kaçmamış, korkmamış, kendi isteğimle içlerine dalmıştım. Tibet her zaman iyi bir dinleyici olmuştu. Birinin sizi ilgiyle dinlemesi hoştu.

💬

Tibet kendine bir kadeh daha şarap doldururken, “Bekler misin?” diye sordum. Tibet kadehteki bakışlarını bana çevirip kaşlarını çattı. “Sana gelmem uzun sürse… Biraz uzun sürse bekler misin?”

💬

Tibet’in yüz ifadesi hızla değişirken beyaz şarap kadehten taşarak masaya döküldü. Bu aniden aklıma gelen bir soru değildi. O tepede durduğumuz andan itibaren kafamda dönüp duran bir soruydu. Sormam için cesaret gerekmemişti, benim için cesaret gerektiren bir soru değildi. Dün geceden sonra içimde oluşan o kaybetme korkusunun önüne geçemiyordum. Yemek sırasındaki sohbetimiz de arka planda beni derin düşüncelere itmişti.

💬

“Aylardır bekliyorum,” dediğinde sertçe yutkundum. “Geleceğini bilirsem yıllarca da beklerim.”

💬

“Çok uzun sürerse?”

💬

Bu konuyu ilk benim açmam daha rahat konuşmasına neden oluyor olmalı ki “Beklerim,” dedi. “Bu süreçte iyi olacaksan, iyileşeceksen beklemek sorun değil.”

💬

“Melin’i alacağım, onu kimsenin bulamayacağı bir yere saklayacağım ve tüm bu işler bittikten sonra iyileşmeye başlayacağım,” dediğimde yüzünde oluşan şaşkınlığa anlam veremedim.

💬

Geriye yaslanıp, “İlk kez kendine ve geleceğe bu kadar iyimser yaklaşıyorsun,” diye mırıldandı. “Değişen ne?”

💬

“Seninle anılarımı paylaştım,” dedim yutkunmadan önce. “Her ne kadar hala bazı düşüncelerimin arkasında olsam da seninle birkaç güzel anıdan başka hiçbir şeyim yok, hepsi kötü. Artık ileride ne olacağını düşünmek değil, anılar biriktirmek istiyorum.” Ona bakamadım. “Bazen güzel anıları hatırlamak insanı bir daha tekrarlanmayacağı için üzebiliyor fakat hiç değilse o anın tadını almış oluyorsun.”

💬

Tabağını kenara itip masaya yaklaştı ve masaya doğru eğilirken gözlerini yüzümden ayırmadı. “Yaşamak istiyorsun,” dediğinde duraksadım, başımı kaldırıp ona baktım. “Ölmek istiyordun, şimdi ise yaşama isteğin yüzünden kendinden utanıyorsun.” O söylediği için mi yoksa gerçekten öyle hissettiğimden mi söyledikleri doğru geliyordu kestiremiyordum. “Niran, neden yaşama isteği utanç verici olsun ki?”

💬

Hiçbir şey söyleyemedim.

💬

“Kardeşin hayatta ve onunla kaldığınız yerden devam etmek, iyileşmek istemen seni kötü biri yapmaz,” derken beni buna ikna etmek ister gibi bakıyordu. “Kardeşin için yaşamak zorunda mı hissediyorsun yoksa kardeşinle yaşamayı mı istiyorsun?”

💬

“Bekleyeceğini söyledin,” dediğimde gözlerini kıstı. “Melin’i almaya gidelim mi?”

💬

Derin bir nefes alıp geri çekildi ve “Gidip kardeşini alalım,” dedi.

💬

Sadece başımı salladım çünkü biraz kafam karışmıştı. Kendime yönelttiğim sorularda acımasız olduğumu düşünüyordum ama Tibet’in soruları da kulağa en az benimkiler kadar acımasız geliyordu. Birden hızlı adımlarla ilerleyemeyeceğimi biliyordum, bu yüzden kendimi korkutmayacak şekilde küçük adımlarla ilerlemeliydim. Biliyordum ki bir kez daha bir şeyden pişmanlık duyup geri adım atacak olursam sonraki adımlarımın hepsi geriye doğru attığım adımlar olurdu.

💬

Tibet hesabı ödediğinde birlikte restorandan çıktık. O benden bir iki adım öndeydi. Bir eli cebindeydi, telefonunu arıyor olmalıydı. Bakışlarım boşlukta sallanan diğer eline indi. Birkaç saniye parmaklarını yavaşça hareket ettirdiği elini izledikten sonra uzanıp elini tuttum. Adımları kesilmedi ama onun duraksadığını fark etmiştim. Bana bakmadan sadece elimi sıkması iyi hissettirdi çünkü muhtemelen yüzüme baksa ne yapacağımı bilemezdim.

💬

El ele insanların arasından geçip açık otoparkta ilerledik. Başparmağıyla elimin üstünü okşarken adımlarını yavaşlatmış, onun yanında yürümem için beklemişti. Düğmeye bastığında aracın kapıları açıldı ama sürücü koltuğuna geçmek için elimi bırakmadı, benimle birlikte aracın yanında durdu. Bir şey söyleyeceğini düşünmek hem gerilmeme neden olmuş hem de tuhaf bir heyecan duymamı sağlamıştı. Heyecanlanmış mıydım?

💬

Bedenini bana doğru çevirdiğinde ben de başımı kaldırıp ona baktı. Elimi bırakmadı, anahtarı tutan elini yüzüme uzattı ve çenemi kavradı. Beni öpeceğini hissedince hareketsizce bekledim. Onu öpmenin nasıl hissettirdiğini neredeyse unutmak üzereydim ve unutmak istemiyordum. Tibet’i öpmek, öptükten sonra pişman olmamak ve sonrasını düşünmeden o anın içine çekilmek istiyordum.

💬

Başını eğdi. Yüzü yüzüme yakınken, “İlerlemek istediğine emin misin?” diye sordu. İlerlemekten kastının sadece öpüşmek değil, aramızdaki şeyi ilerletmek, sürdürmek olduğunu biliyordum.

💬

Sorusuna, “Öpecek misin yoksa gidecek miyiz?” diye sorarak karşılık verdim.

💬

Gözlerim kıvrılan dudaklarına indi. Aynı anda birbirimize yaklaşıp dudaklarımızı birleştirdik. Çenemi bırakıp parmaklarını boynuma indirdi. Öpüşmemiz oldukça yavaş ve sakindi. Parmak uçlarının boynumda hareket edişi garip bir huzur, dinginlik veriyordu. Bir adım daha atıp göğsümü göğsüne yasladım. Dilini kullanmaktan ziyade daha çok dudaklarımı emiyor, arada dişleriyle baskı uyguluyordu. Tibet’ten tenime doğru akan yoğun duygulara esir olmayı umursamadım.

💬

Turhan, hatta Irmak bile Tibet konusunda haklıydı. Haklı olduklarını en başından bilsem de adım atamamıştım. Bu kez sesli bir şekilde, “Özür dilerim, Tibet,” demek istedim. Bir ateşte dövülürken farklı bir ateşte de onu dövmek değildi niyetim, bunun için hep özür dilemek istemiştim. Fakat özür dilemektense bunu bazı değişimlerle de belli edebilirdim. Onu öperken bunu yapabilecek kadar güçlü hissediyordum.

💬

Dudaklarını dudaklarımın kenarına bastırdı, sonra yanağıma dek sürttü ve bunu yaparken derin bir nefes alması gözlerimi yummama neden oldu. “Bahsettiğin sürenin kısa olması için her şeyi hızlandırabilirim,” derken dudakları şakağımdaydı. Gözlerimi yavaşça araladım. “Çünkü kalbim bir kez daha senin tarafından kırılırsa benim de kendimi toparlayabilmem için uzun bir zamana ihtiyacım olacak.”

💬

Burnumu yanağına bastırıp sessizce bekledim. Cümlesini beni suçlama ya da üzme amacıyla kurmadığının farkındaydım. Sadece kalbini kıracak kadar etkim altında olduğunu bana göstermek istiyordu. Tabii ki yine de suçlu hissediyordum. Bazen de her şey için kendimi suçlayarak kenara çekilmek daha kolay geldiğinden bunu yaptığımı düşünüyordum. Artık tam olarak ne hissettiğimi bilmek, dengesiz tavırlarımı geride bırakmak istiyordum.

💬

Avucunu başımın arkasına bastırıp saçlarımı yavaşça okşadı. “Gidip küçük kardeşini alalım,” dediğinde başımı salladım. “O bacaksız Çağın’a da küçük bir dayak gösterisi izleteyim, belki aklı başına gelir.”

💬

“Bir yumruk da benden yiyecek,” dediğimde, “Anlaştık,” demesi beni güldürdü.

💬

Başımın üstünü öptü ve geri çekildi. Ben kapıyı açarken o da aracın önünden dolaşıp diğer kapıyı açtı. Yola çıktığımızda üzerimdeki o kasvet büyük ölçüde dağılmıştı. Başer’i arayıp yola çıktığımızı söyledi. Biz Melin’i almak için giderken Başer ve adamları da Bahtiyar’ın dikkatini kendi üzerlerine çekecek, bizden uzaklaştıracaktı. Gitmeden önce Turhan’ı da alacaktık. Sadece üçümüzün olması yeterli olmayacağından Başer birkaç adamı da bizimle gönderecekti.

💬

Kaldıkları yer şehrin içinde olduğundan ne kadar sessiz halletmeye çalışacak olursak olalım başarılı olamazdık. Kargaşa çıkacağı kesindi ve birileri polisleri göndermeden önce Melin’i alıp tüymemiz şarttı. Turhan arka koltuğa yerleşirken tırnaklarımı kemirerek yolu izliyordum. Arkamızdaki araçta da Başer’in ayarladığı adamlar vardı. Araç yeniden hareketlendiğinde Turhan hiç konuşmadı. Onun kendi kafasında dolanan başka hesaplaşmaların olduğunun farkındaydım. Onu tanıdığım ilk andaki haline bürünmüştü, bakışları ve tavırları donuktu.

💬

Sağ taraftaki sıralı palmiye ağaçlarını izlerken, “İlkay gece uçağa binecekmiş,” dedi Turhan. Tam ortada oturuyor, ellerini ayırdığı bacaklarının arasından sarkıtmış ön camdan dışarıyı izliyordu. “Kızı alalım, sonra da kafalarına binelim. İş uzadıkça karmaşıklaşıyor. Sıkıldım.”

💬

Evet, yine suçlayıcı tavrına bürünmüştü. Onu duymazlıktan gelmek en iyisiydi.

💬

Tibet, “Gece ayarlanan uçağa binip İstanbul’a dönecekler,” dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Gerisini hallederiz.”

💬

Turhan’ın alaycı bir tavırla, “Önemli olan o tabii,” demesi başımı hızla arkaya çevirip ona bakmama neden oldu.

💬

“Başladın yine canımı sıkmaya,” dedim sertçe. “Canını sıkana değil de bana bulaşmak daha kolay oluyor herhalde.”

💬

“Aynen canım, zevk alıyorum bundan.”

💬

“Bir çarpacağım arka camdan uçacak,” dedim sinirle önüme dönerken. “Abin tam bir dangalak.”

💬

Turhan, “Beni kardeşime mi şikâyet ediyorsun?” diye sorarken Tibet, “Biliyorum,” deyince Turhan’ın bakışları ona çevrildi.

💬

Arkadan Tibet’in kafasına vurup, “Nankör,” deyince Tibet’in karşılık vermesine gerek kalmadan arkama dönüp avucumla sertçe Turhan’ın alnına vurarak onu ittim.

💬

Turhan şaşkınlıkla bana bakarken, “Araba kullanan adama ne vuruyorsun?” diye sordum. “Hastanelik olmak istiyorsan aç kapıyı atla.”

💬

Tam önüme dönecekken saçımı çekince kısık bir çığlık attım. “Ben senden büyüğüm, utanmıyor musun bana vurmaya?”

💬

“Durdur bir arabayı, parçalayacağım bunu!”

💬

Tibet aniden frene basmadan önce kolunu yana uzattığı için ben çok etkilenmesem de Turhan resmen öne doğru savrulmuştu. Arkadan gelen korna seslerini önemsemeden abisinin saçlarını avuçlayarak kafasını öne doğru bastırıp, “Sinirlisin, anlıyorum,” dedi sakince. “Götüne tekmeyi yemiş gibi hissediyorsun, bunu da anlıyorum ama çok sınırda dolanmaya başladın.” Bu kez kafasını geriye doğru savurarak onu arka koltuğa iterken şaşkınlıkla Tibet’e bakıyordum. “Irmak işi bitti, anlasan iyi edersin.”

💬

Aracın içine sessizlik çöktü. Turhan’ın daha çok öfkelenmesini, karşılık vermesini beklesem de düşündüğüm gibi olmadı. Tibet aracı yeniden hareketlendirdiğinde arkama yaslandım ve bakışlarımı onlardan ayırdım. Öfkeli görünen tek kişi Tibet’ti. Belli ki abisinin bu halleri onun da canını sıkıyordu. Turhan’a karşı elimizden geldiğince anlayışlı yaklaşsak da o gerçekten bazı anlarda saldırgan oluyordu.

💬

Kavşaktan dönüp daha sakin ama yine de insanların fazlaca olduğu bir sokağa girdik. Tibet kafasını eğmiş binalara bakarken yaklaştığımızı anlamıştım. Kardeşimi görecek olmanın heyecanıyla ellerimi kucağımda birleştirip sıktım. Onunla yeniden karşılaşacağımı, bu kez yanımda kalacağını bilmek ağlama isteğimi tetikliyordu. Melin’le doyasıya vakit geçirmek, ortak acımızı birbirimizle paylaşabilmek istiyordum.

💬

“Burası,” dedi Tibet. Önünde yavaşladığımız bina geniş dursa da üç katlıydı ve bembeyazdı. Binanın çatısından sarı ışıklandırmalar sarkıyordu. “Biraz ileride park edeceğim. Saniyesinde dikkat çekmeyelim.”

💬

Araba durduğunda ilk inen Turhan oldu, biz de hemen arkasından inmiştik. Biz binaya girene dek diğer adamlar arkamızdan gelmeyecekti. Hep birlikte girersek sadece onların değil, sokaktaki insanların da dikkatini çeker, meraka yol açardık. Herhangi bir tabela olmadığı için normal bir bina sansam da içeri girdiğimizde burasının bir otel olduğunu anlamıştım. Belki de tabela vardı fakat ben fark edememiştim.

💬

Bizimle gelen adamlardan biri resepsiyonistin dikkatini dağıtırken biz de merdivenlere yöneldik. Daha doğrusu diğer adamlar merdivenlere yönelmiş, biz de asansöre binmiştik. Tibet üçüncü katın düğmesine bastığında terleyen avuçlarımı kotuma sürttüm. Otele girerken biri bizi görmüş müydü bilmiyordum. Belki de çoktan haber uçurulmuştu. Tepemize çökmeleri ne kadar sürerdi?

💬

Asansörden indiğimizde, “Sakinlik canımı sıktı,” diye homurdandı Turhan. “Ya her an kapılar açılıp adamlar dışarı fırlayacak ya da bir odaya doluşmuşlar.”

💬

“Ya da çoktan tüydüler.”

💬

Duyduğumuz sesle üçümüzün de adımları kesildi. Üçümüz de aynı anda arkamızı döndüğümüzde Irmak ile karşı karşıya geldik. Kollarını göğsünde bağlamış, kapıya yaslanmış bize bakıyordu. Tüymek mi demişti?

💬

Dişlerimin arasından, “Ne diyorsun sen?” diye sordum öfkeyle.

💬

“Elini kolunu sallayarak onu alabileceğini mi sanıyordun? On dakika önce gittiler,” derken tavrı alaycı olsa da sesi gergindi. “Ama Görkem’i görmek isterseniz o içeride. Bizi buraya tükürüp toz oldular.”

💬

“Güzel,” deyip hızla koridorda ilerledim. “İlk ölen o olur.”

💬

Tibet, “Niran, burada olmaz,” diye arkamdan seslense de Irmak’ı sertçe itip odaya girdim.

💬

Görkem odanın ortasındaki çift kişilik yatakta boylu boyunca uzanıyordu, gözleri kapalıydı. Aynı hızla ona doğru atılacağım sırada hangi arada yanıma ulaştığını fark etmediğim Tibet beni belimden tutarak geri çekti. Görkem’e bakarken resmen bir yırtıcı gibi hırlamıştım. “Bırak, o da geberecek!” diye bağırdığımda Görkem gözlerini yavaşça aralamıştı. “Kardeşimi almama çok az kalmıştı!”

💬

“Sen öyle sanıyordun,” diyen Irmak’a, “Kes o sesini,” diye karşılık verdi Tibet.

💬

İçeri giren Turhan gözlerini Irmak’a dikti ve “Nereye gittiler?” diye sordu. Irmak bir cevap vermeden ona bakıyordu.

💬

Bu kez Tibet’in kollarında Irmak’a doğru dönerek, “Nereye gittiklerini söyleyeceksin!” diye bağırdım.

💬

“Olanlardan sonra burada durmazlar, İstanbul Bahtiyar için daha güvenli,” diye cevap veren Görkem’di.

💬

Deli bir öfkeyle Tibet’in kollarından kurtulup Görkem’in üzerine atladım. Boynunu sıkıca kavradığımda solgun bir yüzle bana baktı. “Sen neden ölmüyorsun?” diye sorarken sesim öfkeden titriyordu. “Sizin yüzünüzden ailemi kaybettim ama siz neden hala yaşıyorsunuz?”

💬

Görkem nefes alamıyor olsa da kıpırdamadan bana bakıyordu. Mavi gözleri çan çanağına dönmüştü. Tibet kollarımı tutarken, “Peşlerine düşmemiz gerek, bizi polislerle uğraştırma,” dediğinde haklı olduğunu bilsem de parmaklarımı Görkem’in boynundan ayıramadım. “Bunu sonraya bırak, hadi güzelim.”

💬

Görkem’i sertçe iterken, “Bundan sonraki aldığın her nefesten pişman olduğuna emin olacağım,” dedim. “Duydun mu? Bir gün gelecek ve daha önce ölmüş olmayı dileyeceksin.”

💬

Yine konuşmadı, sadece gözlerimin içine baktı. Bu daha da öfkelenmeme neden olduğundan ayağımı bazaya vurarak geri çekildim ve arkamı döndüm. Bizimle gelen adamlar da kapıda durmuş içeriye bakıyorlardı. Şimdi nereye gidecektik? Kardeşimi yine bir yerlere sürüklüyorlardı ve onun korkmuş olabileceğini düşünmek içimi yiyip bitiriyordu.

💬

Tibet, “Madem sizi bıraktılar,” dedi ama Irmak o cümlesini bitirmeden, “Beni alıkoyamazsınız,” deyince Tibet’in bakışları ona döndü.

💬

“Benim seninle işim olmaz,” dedi Tibet alaycı bir tavırla. “Ne halin varsa gör.” Bakışlarını kapıdaki adamlara çevirdi. “Biz çıktıktan yarım saat sonra bu herifi alın siz. Gürültü çıkarmadığından emin olun.”

💬

Görkem, “Şu an yürüyemiyorum,” deyince Tibet güldü.

💬

“Ne kadar üzüldüm anlatamam,” diye karşılık verdikten sonra bana baktı. “Gidip bizimkilerle konuşalım. Belki onlar gitmeden yakalarız.” Göz ucuyla Görkem’e baktı. “Belki de hiçbir yere gittikleri yoktur, sadece oyun oynuyorlardır.”

💬

Odadan ilk Turhan çıktı. Irmak ona baksa da Turhan bakmamıştı. Biz çıktıktan sonra adamlar içeri girmiş ve kapıyı kapatmıştı. Sinirden titreyen bedenimi zapt etmeye çalışarak asansöre bindim. Kurduğum hayaller ve ümitlerim bir anda başıma çökmüştü. Oysa çok emindim bu akşam benim yanımda olacağından.

💬

“Oyun mu oynuyorlardır?” diye sordum asansörün metal kapısındaki yansımamıza bakarken.

💬

“Hayır,” deyince bakışlarım ona döndü. “Görkem yalan söylemiyor. Muhtemelen gerçekten İstanbul’a gidiyorlardır ama bizim kafamızın karıştığını düşünmeleri işimize gelir, geldiğimiz kulaklarına gidecek sonuçta.”

💬

Turhan metal duvara yaslanıp, “Kızı gönderse de Bahtiyar’ın gideceği kesin değil,” dedi. Irmak’ı görmek onu etkilememiş gibi dursa da bakışları ele veriyordu. “Belki o da bir şekilde kafa karıştırmayı hedefliyordur.”

💬

“Göreceğiz.”

💬

Otelden çıkarken sakin görünmeye çalıştım çünkü Tibet dikkat çekmememiz konusunda haklıydı. Arabaya ulaşana dek dişlerimi kırma pahasına sıktım. Arabaya bindiğimizde de Tibet hızla aracı çalıştırıp telefonu çıkarmıştı. Başer’i arayıp telefonu hoparlöre aldığı sırada gözlerimi sıkıca yumarak derin bir nefes aldım.

💬

Başer, “Biliyorum,” diyerek açtı telefonu. “Az önce seni aradım ama ulaşamadım.”

💬

“Nereye gidiyorlar?” diye sordu Tibet. “Bizden önce çıktılarsa haber almışlardır.”

💬

“Olabilir ama zaten orada kalıcı değillerdi, başka planı da olabilir,” dedi Başer sakin bir sesle. “Liman tarafında hareket yok. Havaalanına gidiyorlarsa da çoktan varmış olduklarını düşünüyorum. Siz havaalanına varmadan çoktan uçağı kaldırırlar.” Tırnaklarımı avuç içlerime saplarken gözlerimi açmadım. “Yakalasanız bile havaalanında pusuya düşen siz olursunuz.”

💬

Tibet, “Bahtiyar da Melin’le gider mi?” diye sordu bu kez. “Bir haber aldın mı?”

💬

“Adamla bağlantı kuramadım, bir hareketlilik olunca hepsi tetikte oluyor. O da bu yüzden iletişime geçemiyordur,” deyip sıkıntılı bir nefes verdi. “Ortamın biraz durulmasını beklememiz gerek. Duman dağılsın ki altındaki net görebilelim.”

💬

“Bekle demesi kolay,” dedim sinirle. Başer benim sesimi duyunca sustu. “Hiçbir yere gitmiyor olabilirler, kardeşim başka bir eve ya da otele götürülüyor olabilir ve zarar verebilirler.”

💬

Başer söylediklerime bir karşılık vermeden, “Evde bekleyeceğim,” deyince dişlerimi sıktım. Ben de şu an bir şey yapamayacağımızın farkındaydım ama bir şey yapmazsam başım patlayacaktı.

💬

Telefon kapandığında ellerimle yüzümü sertçe sıvazladım. Kimseden çıt çıkmıyordu. Biz her defasında saldırıyor, fiziksel olarak zarar vermenin peşine düşüyorduk ama o herif hep tam tersi önce bizi psikolojik olarak zayıflatıyordu. Küçük düşürülmüş olmasına rağmen bize doğru düzgün bir saldırıda bile bulunmamıştı. Neyi planlıyordu?

💬

Tibet aniden camı açıp, “Sikeceğim ama şimdi ha!” diye bağırdı. “Ne var ne?”

💬

İlk başta neden bağırdığını, kime bağırdığını anlamasam da dikiz aynasından yansıyan ışıkla bakışlarımı arkaya çevirdim. Arkamızdaki taksi farları yakıp söndürüyor, sinyal veriyordu. Geçmek istiyor desem yol zaten boş sayılırdı, derdi neydi?

💬

“Biri mi takip ediyor?” diye sordum taksinin içini görmeye çalışırken.

💬

“Adamlar taksiyle peşimize düşse ne gülerim ama,” diyen Turhan’a aldırış etmedik.

💬

“Anlarız şimdi,” dedi Tibet aracı kenara çekerek yavaşlatırken. Çatık kaşlarla yan aynaya baktım. Araba durduğunda Tibet hızla inince ben de kemerimi çözüp kapıyı açtım. Belki de Başer’di, bizi fark edince durdurmak istemişti.

💬

Elimi kapıya yaslayıp taksiye doğru döndüm. Duran taksinin kapıları açıldı, Tibet taksiciye kitlenmişti. Arka koltuktan inen adamı görünce bedenim boşluğa düşüyor gibi hissettim. Çağın arabadan inip gözlerini bize çevirdi, ardından kenara çekildi. Kalbim gümbürdeyerek atarken Melin’in de arabadan indiğini gördüm. Bu kez bedenim gerçekten sarsılmıştı. Hayal mi görüyordum?

💬

Melin bize doğru koşmaya başladığında Turhan şaşkın bir yüz ifadesiyle kenara çekilip ona yolu açtı. Kardeşim kollarını boynuma dolamadan önce, “Abla,” deyince bedenim ikinci kez yıkılacakmış gibi sarıldı.

💬

“Sen,” dedim, kollarım hızla kardeşimin bedenini sardı. “Buradasın!”

💬

Melin bir şey söylemeden bana sıkıca sarılırken ben de ona aynı şekilde karşılık verdim. Gözyaşlarım yüzünden önümü göremiyordum ama Tibet’in, Çağın’ı ensesinden kavrayıp arabaya doğru çektiğini fark etmiştim. Ben de onun gibi konuşamadım, sadece ağlarken sıkıca sarılabildim. Hala burada, yanımda olduğuna inanamıyordum.

💬

“Bölmek istemem ama gitmemiz lazım,” diyen Çağın’la dikkatim dağıldı. “Zor kaçtık.”

💬

Melin’i kendimden ayırmadan arka koltuğa çekerek, “Bin hadi,” dedim hızla. “Bu defa bırakmayacağım.”

💬

Turhan ön koltuğa geçerken Çağın da arkadan dolanıp diğer kapıyı açtı. Melin’i arabaya sokunca hemen arkasından binip kapıyı kapattım ve onu tekrar kollarımın arasına aldım. Tibet de sorgulama işini sonraya bırakmış, sürücü koltuğuna yerleşip cipi çalıştırmıştı. Araba hareket ederken korkuyla arkayı kontrol ettim, görünürde bir araç yoktu.

💬

“Kaçtınız mı?” diye sordu Tibet. Ben konuşabilecek halde hissetmiyordum. Sadece kardeşime sarılıp ağlamak, onu kollarımda tutmak istiyordum.

💬

Çağın, “Havaalanına gidiyorduk, varmadan aracı başka yola soktum,” deyince göz ucuyla ona baktım. “Şehre geri dönünce de izimizi kaybettirip taksiye bindik. Melin sizi otelin olduğu sokaktan çıkarken görünce takip ettik.”

💬

“Nereye gideceğiz?” diye sordum telaşla. “Onu saklamamız gerek.”

💬

Melin gözyaşlarını avuç içleriyle silip, “Saklanmak zor,” diye mırıldandı pürüzlü sesiyle.

💬

Çağın’ın, “Bu akşam gittiğiniz restorandan otoparkta olanlara kadar her şeyi biliyorlar,” demesi üzerine donup kaldım.

💬

Turhan kaşlarını çatıp bize doğru döndü ve “Otoparkta olanlar mı?” diye sordu. “Biz yokken bir şey mi oldu lan? Sıkıştırdılar mı sizi?”

💬

Tibet, “Kes sesini,” deyince Turhan şaşkınlıkla, “Ne dedim ki şimdi?” diye sordu.

💬

Melin bir anda kafasını kaldırıp, “Ben esir tutulurken akşam yemeği yiyip sonra da bu herifle mi öpüşüyordun?” diye sorunca aracın içine ani bir sessizlik çöktü. Melin kısık sesle güldü. “Gevşe, küçük bir şakaydı.”

💬

Turhan abartılı bir ifadeyle, “Biz ne yapacağız diye düşünürken siz yemek yiyip öpüşüyor muydunuz?” diye sorunca sertçe kafasına vurdum ve “Sus artık ya!” diye bağırdım.

💬

Melin yeniden kıkırdayarak bana sarılınca tüm bedenim gevşedi, ben de ona sarılıp kendime bastırdım. Dakikalar öncesine kadar onu bir daha ne zaman görebileceğimi düşünüyordum, görüp göremeyeceğimden bile emin değildim. Şimdi yanımdaydı ve iyiydi. Bana onu ilk gördüğüm andaki gözlerle bakmıyordu; kardeşim bana eskiden nasıl bakıyorsa öyle bakıyordu. Hala ölmem gerektiğini düşünüyor muydum?

💬

Onun yanımda oluşuyla birlikte tüm korkusuzluğum da uçup gitmişti. Nereye gideceğimiz konusunda endişeliydim, kardeşimi tekrar kollarımdan alabileceklerini düşündükçe korkuyla doluyordum. Dikiz aynasından Tibet’le göz göze geldik ve ona duygularımı saklamadan baktım. Kafasından bizim için onlarca plan geçtiğine emindim. Tibet’in söylediklerini yapmaktan başka çarem yoktu, şu an bir plan yapabilecek ya da öneride bulunabilecek durumda değildim.

💬

Tibet, “Turhan,” deyince Turhan kardeşine baktı. “Senden bir şey isteyeceğim.”

💬

“Bok gibi bir istekse söyleme.”

💬

Tibet aracı yavaşlatırken, “Sizi bir caddede, insanların kalabalık olduğu bir yerde indireceğim,” dediğinde Turhan’ın kaşları çatıldı. “İlkay’ın ayarladığı uçak bu havaalanından kalkmayacaktı zaten. Niran ve Melin’i taksiyle götür. Ben de buradaki havaalanına gideceğim, Çağın da benimle gelecek.”

💬

Turhan gözlerini devirerek, “Bok gibiymiş gerçekten,” diye homurdandı. “Kızları İstanbul’a götürüp seni burada mı bırakacağım?”

💬

“Başer’i oraya yollayacağım,” dedi Tibet sakin bir sesle. “Sen onları güvenli bir şekilde götür, sonra ister uçağa binersin ister binmezsin.”

💬

“Sen neden havaalanına gidiyorsun?” diye sordum kaşlarımı çatıp.

💬

“Çağın’ı götüreceğim,” dedi aynadan bana bakarken. “Çağın onlara benim istediklerimi söyleyecek.”

💬

Çağın, “Beni yem olarak kullanıyorsun,” dedi sert bir sesle.

💬

Ters ters ona bakıp, “Hala kafanı koparmadığıma şükret,” dedim. “Kaçırdığınız kardeşimi geri getirdiğin için teşekkür mü edecektim?”

💬

“Melin’i ben kaçırmadım,” diye savunmaya geçti. “Ona bir zarar da vermedim.”

💬

Melin sessiz kalırken ben ters ters Çağın’a bakmaya devam ediyordum. Tibet abisine bakıp, “Tamam mı?” diye sorunca Turhan birkaç dakika boyunca onun yüzünü izledi.

💬

Turhan, “Kızları uçağa bindirip döneceğim, telefonun açık olsun,” dedi sadece.

💬

Çağın’ı bırakacağını söylüyordu ama kendisini de riske attığının farkındaydım. Onu durdurmak isteyen tarafımla kardeşimi korumak isteyen tarafım kavgaya tutuşmuştu. Fakat ne olursa olsun Melin’i daha fazla tehlikeye atamazdım. O uçağa binmek ve kardeşimi sağ salim eve götürmek zorundaydım. Elimde bir tek o kalmıştı, o varken de düşüncesizce hareket etme işini bırakmam gerekiyordu.

💬

Araba saat geç olmasına rağmen işlek olan caddede ilerlerken, “Sonrasında siz de geleceksiniz değil mi?” diye sordum.

💬

“Birkaç gün sonra, evet,” cevabını vermesi beni huzursuz etse de bir şey söyleyemedim. Muhtemelen burada kalıp Bahtiyar’ı hepimizin burada olduğuna falan inandırmaya çalışacaktı. Bunu ne kadar sürdürebilirdi bilmiyordum ama risk büyüktü.

💬

Tibet arabayı bir mekânın önünde durdurup eğilerek torpidoyu açtı. “Bu para şimdilik size yeter,” dedi torpidodaki para destesini abisine uzatırken. “Başer de evden diğer eşyaları getirir.”

💬

Tibet de bizimle birlikte arabadan indi. Turhan taksi bulmak için etrafı kontrol ederken Çağın, Melin’e yaklaşıp, “Kendine dikkat et,” dediğinde gözlerim kısıldı.

💬

Melin’in ise gülümseyip, “Sen de,” demesi kaşlarımı çatmama neden olmuştu.

💬

Ben onları izlerken Tibet yanımda durdu ve “Binmeden babaanneni ara, geleceğinizi söyle,” dedi. Bakışlarımı yüzüne çevirdim. “Başer telefonunu, çantanı falan da getirir.”

💬

“Büyük bir riske girdiğinin farkındasın değil mi?” diye sormam onu gülümsetti.

💬

“Başından beri bahsettiğin o riskin içindeydik, Niran,” derken bana biraz daha yaklaştı. “Şimdi bunları düşünme, ben başımın çaresine her zaman bakarım.”

💬

Turhan, “Taksi geldi,” diye seslenince göz ucuyla ona baktım.

💬

“Dikkatli ol, önceliğin İstanbul’a dönmek olsun,” dedim bakışlarımı tekrar Tibet’e çevirirken. “İlkay da geldiğinde oturup ne yapabileceğimize bakarız.”

💬

Kolunu belime sarıp beni kendine çekerken, “Bundan sonrası bende,” deyince kaşlarım çatılsa da ona sarıldım. “Kardeşine odaklan.”

💬

“Bırak da ne yapacağıma ben karar vereyim,” diye homurdandığımda çenesini başımın üstüne sürterken güldü ve “Öyle diyorsan,” diyerek geçiştirdi.

💬

Tibet’ten ayrılırken ve kardeşimi kolumun altına alıp taksiye doğru ilerlerken huzursuzluk daha da büyüdü. Melin arka koltuğa geçtiğinde bir süre daha dışarıda durup Tibet’e baktım. Bazı aksaklıklar yaşansa da gecenin sonunda kardeşim yanımdaydı fakat Tibet değildi, onu arkada bırakmam gerekiyordu. Şu ânı yaşamamış olsaydım kesinlikle bu kadar zor geleceğini tahmin edemezdim.

💬

Bindiğimiz taksi hareket ettiğinde Tibet’in hemen gitmediğini, bizim uzaklaşmamızı beklediğini görmüştüm. Taksici dilimizi bilmese de biraz İngilizcesi vardı, Turhan ile bu sayede iletişim kurabilmişti. Adam yolun iki saatten biraz fazla süreceğini söylemiş, bizi bilgilendirmişti. Sanırım kendince ücret konusunda endişe yaşıyor, karşılayıp karşılayamayacağımız konusunda emin olmak istiyordu. Turhan’ın ukala, kendini beğenmiş tavrı şoför için ikna edici olmuştu.

💬

Parmaklarımı Melin’in saçlarında gezdirirken, “Çok kötü günler geçirdin değil mi?” diye sordum kısık bir sesle.

💬

“Evet,” dedi yalanlamadan. Bilsem de duymak ağır geldi. “Senin gibi.”

💬

Mavi gözlerinde hiçbir parıltı yoktu, çok donuk bakıyordu. Onu böyle görmek kalbimin sızlamasına neden oluyordu. “Babaanneme söyledim,” diye mırıldandım. “Nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Gördüğünde fenalaşmasından da korkuyorum ama çok sevinecek.”

💬

Bakışlarını kucağındaki ellerine indirip sessiz kaldı. Bazı tırnakları oldukça uzunken bazıları kırılmış, etleri kanamıştı. Gözlerimi ellerinden ayıramadım. Benim bedenimde hala varlığını sürdüren yaralar ve izler vardı. Ona da zarar vermişler miydi? Düşünmek bir yana görmeyi kaldırabileceğimi sanmıyordum.

💬

Konuşmayacağını fark edince üzerine gitmedim, saçlarını okşamaya ve ellerini izlemeye devam ettim. Ayrı kaldığımız bu süreç birbirimize karşı nasıl yaklaşmamız gerektiğini de öğrenmemizi engellemişti. Yaşadıklarımdan mı bahsetmeliydim? Neler yaşadığını öğrenmeye mi çalışmalıydım? Onunla hangi konuyu konuşmalıydım? Bu sessizlik bir yerde patlak verecekti ve sonrasında ne halde olacaktık kestiremiyordum.  

💬

Saatim ya da telefonum yoktu ama adamın söylediği gibi yol iki saatten fazla sürmüş olmalı ki yol hiç bitmeyecekmiş gibi gelmişti. Başer bizi havaalanının girişinde karşıladı. Kontrollerden nasıl geçecektik bilmiyordum, bir yolunu bulamamış olsalar bizi buraya getirmezlerdi diye düşünüyordum. Tüm bu işlerle İlkay ve Başer ilgilenmişti. Planı Melin’in de olacağını varsayarak yaptıklarından onun geçişinde de bir sorun çıkacağını düşünmüyordum.

💬

Başer’in uzattığı çantamı aldığım sırada, “Burada bekleyeceğim,” dedi Turhan. “Uçak kalkmadan arayıp haber verin, siz yola çıkınca giderim ben de.”

💬

“Tibet kalmak konusunda kesindi ama sana da sorayım,” dedi Başer, Turhan’a dikkatle bakarken. “Emin misiniz? Uçağı bekletebilirim, Tibet’i bekleyebiliriz.”

💬

Turhan hiç düşünmeden, “Kardeşim ne söylediyse o,” dedi. “Sen kızları sağ salim evlerine ulaştır. Beklemek onları da bu riske sokar.”

💬

Başer başını sallayıp, “Tamam,” diyerek elini uzattı. “Tekrar karşılaşacağımızı düşünüyorum. Yaşamanın güzel olduğunu unutmayın.”

💬

Yaşamanın güzel olduğu…

💬

Turhan alaycı bir tavırla, “Ne demezsin, büyük zevk alıyorum,” dediğinde ona dikkatle baktım. “Bir sorun çıkarsa arayın, dediğim gibi burada olacağım.” Başer’in elini sıktıktan sonra bana baktı. Bu kez elini bana uzattı ama tokalaşmak için değil. Saçlarımı karıştırınca elini ittim. “İnince kardeşimi ara, bir de beni burada onunla uğraşmak zorunda bırakma. Birkaç güne tepene tüneriz zaten. Biliyorsun, bizimki direksiyonu hep sana doğru kırıyor ve ben de mecburen kendimi yanında buluyorum.”

💬

“Amma konuştun he,” diye söylendim. “Az konuş, çok yaşa.”

💬

“Bu da onun dilinde sevgi cümlesi işte,” diye alay etse de aldırış etmedim. “Sen de kendine dikkat et küçük kız, bir daha kaybolursan ablanı da yanına yollarım.” Melin ona kısa bir bakış atıp arkasını dönerek girişe ilerlediğinde Turhan kaşlarını çattı. “Sen en azından konuşuyorsun, bu daha yabani çıktı.”

💬

“Tibet’e de söyledim, sana da söylüyorum,” dediğimde bakışlarını yüzüme indirdi. “Önceliğiniz geri dönmek olsun. Sağlam bir şekilde.”

💬

“Hadi hadi git,” diyerek omzumu tutup beni hafifçe itti. “Bir de senden nasihat dinleyemeyeceğim.”

💬

Omzumu ileri itip elinin baskısından kurtararak, “Dangalak ya,” diye söylendim ve ona sırtımı döndüm. Ne söylerse söylesin artık bana karşı da kendini bir abi gibi gördüğünün farkındaydım. Herkes gibi o da zor bir süreçten geçiyordu ve ben gerektiğinde insanları alttan alabilirdim.

💬

İlk kontrolden sorunsuz geçtik. Sonrasında babaannemi arayıp geleceğimi haber verdiğimde resmen sevinçten ağlamıştı. Havaalanına gelme konusunda çok diretse de sonunda onu ikna edebilmiştim. Bana bir adres vermiş, Başer’in bizi oraya getirmesini söylemişti. Yani beni. Ona yine Melin’den bahsedememiştim. Aslında telefonda söylemem direkt karşısında görmesinden daha iyi olabilirdi, neyle karşılaşacağını bilince hazırlıklı olurdu ama dilim varmamıştı.

💬

Son kontrolde biraz dikkat çekmiş olsak da onda da sorun çıkmamıştı. Muhtemelen bilgilerimizi kontrol eden adamın bizden haberi vardı. Kaçak yolcu konumunda olmak çok rahatsız ediciydi ve bu yüzden bir sorun çıkacak mı diye sürekli etrafımı kontrol ediyordum. Diğer yolculardan farklı bir yol izleyerek piste vardık. Bineceğimiz özel jet diğer uçaklardan daha küçüktü. Pilotun kokpitte olduğunu görünce beklemeden direkt yola çıkacağımızı, her şeyin hazır olduğunu anlamıştım.

💬

İçeride sekiz tane oldukça geniş görünen deri koltuklar vardı. Başer çantaları kenara bırakırken, “Rahat olun, birazdan gideceğiz,” deyip gülümsedi. “4 5 saat kadar sürer varmamız.”

💬

Melin cam kenarındaki koltuklardan birine otururken ben de tam karşısına oturdum. “İstanbul’a gittiğimizi anlayıp bizim havaalanına birilerini gönderirlerse?”

💬

“Sabahın ilk saatlerinde evinizde olacaksınız,” diye güvence verdi. “Şimdi düşünmek yerine dinlenin. Ben de uçak kalkmadan bir telefon görüşmesi yapacağım.”

💬

Başımı salladığımda Başer yanımızdan uzaklaştı. Bakışlarımı pisti izleyen kardeşime çevirdim. “Çağın,” dediğimde Melin’in gözleri usulca yüzüme döndü. “Arkadaş mı oldunuz?”

💬

Melin sorumu duyunca kısa bir duraksama yaşadı, sonrasında yüzünü buruşturup, “Tabii ki hayır,” dedi.

💬

“Onunla konuşurken samimi olduğunu düşünmüştüm,” diye mırıldandım.

💬

“Eğer ona ters davransaydım biz ayrıldıktan sonra Tibet abinin planına uymazdı,” deyince bu söylediğine şaşırdım. “Hiç düşünmeden söylenileni yapacaktır çünkü benim eve dönmemi istiyor. Aksi halde ondan nefret edeceğimi düşünüyor.”

💬

“Onu kullandın,” derken sesim kısık çıkmıştı.

💬

“Bana âşık olacak kadar aptaldı,” deyip bakışlarını küçük pencereden dışarı çevirdi. Uçak yavaşça pistte hareket etmeye başlamıştı. “Bir sonraki karşılaşmamızda her şeyin yolunda gideceğini düşünüyor ama onun canını fena yakacağım.”

💬

“Artık onu görmene gerek yok,” dedim öne doğru eğilirken. Tibet daha önce bana Çağın’la ilgili söylediği şeylerde haklı çıkmıştı. Tabii Melin’le ilgili söylediklerine de.

💬

“Beni görmek için bir yolunu bulur,” dedi sessizce. “O aptala katlanmak, esir düşmek kadar zordu. Ona âşık olacağımı düşünmesi çok acınası. Benim gözümde hepsi katil.”

💬

“Doğru olanı yapmışsın,” dediğimde gülümsediğini gördüm.

💬

“Ama sen ona âşık olmuşsun,” deyince bir an ne yapacağımı bilemedim. “Öyle değil mi?”

💬

“Öyle,” dedim çekinmeden. Melin mavi gözlerini gözlerime dikti. Bunu belki şu an Tibet’e bile söyleyemezdim ama Melin’e söyleyebilirdim. “Fakat senin yaşadığını öğrenmeseydim bunun hiçbir önemi kalmazdı.”

💬

“Neden?” diye sorarken bedenini bana doğru çevirdi. Uçak artık daha hızlı hareket ediyordu. Ben cevap vermeyince bu kez, “Ölmeyi mi düşünüyordun?” diye sorması beni afallattı. “Seni yargılamam çünkü ben senin yaşadığını bilirken de bunu düşünüyordum.”

💬

Uçak havalanırken öyle bir sarsıldı ki hızla geriye savrulup koltuğa yapıştım. Son cümlesi de bana böyle savruluyormuşum gibi hissettirmişti. Durmadan savruluyor, hızla karanlık bir kuyunun içine düşüyormuşum gibi. Ölmek mi istemişti?

💬

“Merak etme, artık düşünmüyorum,” deyip ellerini kucağında birleştirdi. “Onca şeye rağmen hala yaşıyorsam bunun bir anlamı olmalı.”

💬

Ciddi bir ifadeyle, “Bu düşünceden nasıl kurtuldun?” diye sorduğumda bakışları kendi ellerine indi. Herkes bir şeyler söylüyordu ama sanki bana en doğru cevabı o verebilirdi.

💬

“Birkaç adam toplandı ve tüm ailemizin hayatını mahvetti,” dediğinde dikkatimi ona verdim. Son gördüğümden daha olgun görünüyordu. “Ölmem onların ekmeğine yağ sürer, yaşamak için çırpınsam bununla alay ederlerdi. Ben de hiçbir şey yapmadım.” Öfkelendiğini anlamak için gözlerine bakmama gerek yoktu, yaydığı enerji bir anda değişmişti. “Ölmem belki hissettiğim acıya son verecekti ama onlara istedikleri şeyi de vermek istemedim. Bunun üzerine çok düşündüm, sonunda da bir şekilde eve dönmem, yaşamaya devam etmem gerektiğine karar verdim. Buna karar verdiğim gece annemi ve babamı rüyamda gördüm.”

💬

“Ben sanırım bir süredir göremiyorum ya da gördüysem de hatırlamıyorum.” Geriye yaslanıp bacaklarımı yukarı çektim ve dizlerimi göğsüme yasladım. “Ne gördün?”

💬

“Mezuniyet törenime gelmişlerdi,” deyince gözlerim doldu. “Kep attığım sırada beni gülümseyerek izliyorlardı, mutlulardı.”

💬

“Hazır hissettiğinde okula dönebilirsin,” derken gülümsüyordum ama gözlerim dolu olduğu için yüzünü net göremiyordum.

💬

Başını yavaşça salladı. “Normal bir hayatın nasıl olduğunu unuttum,” dedi kısık sesle. “Hayatıma tekrar adapte olabildiğimde ve her şey eski seyrinde ilerlemeye başladığında döneceğim.”

💬

“Eğer istersen başka bir şehre ya da ülkeye gidebiliriz,” derken aslında kendim bile şu an gelecekten bahsettiğime, planlar yaptığıma inanamıyordum.

💬

“Şimdilik sen de kendi hayatına odaklanmalısın,” dedi anlayışlı bir ifadeyle. “Beni bir sorumluluk olarak görme. Önce ikimiz de kendi hayatlarımızı toparlamalıyız.” Dudaklarımı birbirine bastırıp sessiz kaldım. “Öleceğini sandığın anlarda bile ölmediysen Niran, vardır yaşamaya devam etmenin bir sebebi. Ben yaşıyorum diye değil, kendin için yaşa. Zamanı geldiğinde zaten öleceğiz.”

💬

“Oturmuş senden tavsiye aldığıma inanamıyorum,” deyip güldüğümde burnunu kırıştırdı.

💬

“Ee, Tibet abiyle ne kadar ilerlediniz?” deyince şaşkınlıkla ona baktım. “Umarım öpüşmeden ileri gidebilmişsindir.”

💬

Yan koltuktaki küçük yastığı alıp ona fırlattığımda gülerek yastığı tuttu. “Sence kafamı bunlara mı yoruyordum ben?”

💬

Yastığı kucağına koyarken omuz silkti ve güldü. “Artık yorabilirsin o halde.”

💬

“Seni bacaksız,” diye homurdandım. “Kendi işine bak.”

💬

O gülmeye devam ederken ben de elimde olmadan güldüm. İlk kez gülmek beni utandırmamış, suçlu hissettirmemişti çünkü güldüğüm kişi kardeşimdi. Aylardır ne zaman gülsem ya da tebessüm etsem kalbimde hep bir sızı olur, bundan pişmanlık duyardım. Yasakmış, yanlışmış gibi gelirdi. Melin’le gülerken öyle olmamıştı ve bu yüzden kendimi tutmamış, içimden gelerek gülmeye devam etmiştim.

💬

Bir süre sonra Başer de yanımıza geldiğinde onun ortalarda görünmeme sebebinin bizi yalnız bırakmak istemesinden dolayı olduğunu anlamıştım. Yan tarafımızdaki koltuklardan birine oturmuş, kendi işleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Bir saatin sonunda Melin başını cama doğru yaslayarak uykuya dalmıştı. Başer’in de yorgun gözlerle elindeki kağıtları okuduğunu görmüştüm. Sonrasında ise benim de gözlerim kendiliğinden kapanmıştı, uykuya direnmemiştim.

💬

Uçak yere inmeden benden önce uyanan Melin beni de uyandırmıştı, bu sayede piste inerkenki o sarsıntıya uykuda yakalanmamıştım. Uçaktan inip havaalanının içine girmemiz biraz uzun sürse de sonrası sorunsuz geçmişti. Taksiye bindiğimizde telefonumu açıp saate baktım. Saat sabahın sekiziydi ve Tibet’ten bir mesaj gelmemişti. İşlerin istediği gibi gidip gitmediğini, iyi olup olmadığını merak ettiğimden hiç düşünmeden onu aradım ve telefonu kulağıma yasladım.

💬

Telefon uzun süre çalınca göğsümde oturmuş bekleyen tedirginlik ayaklandı ve içimde tur atmaya başladı. Tam telefonu kulağımdan uzaklaştıracakken Tibet, “Niran,” deyince bir an telefonu tutan elim titredi. “İndiniz mi?”

💬

“Evet,” dedim hızlıca. “Siz neredesiniz? İyi misiniz?”

💬

Tibet’in o birkaç saniyelik sessizliği bile beni şüphelendirdi. “Bir sorun yok, merak etme,” dedi yorgun, uykulu bir sesle. “Bugün biraz göz önünde olup dikkatlerini çekmemiz gerekiyor ama öncesinde birkaç saat dinleneceğiz. Sizde bir sorun çıktı mı?”

💬

“Hayır,” dediğimde Melin’le göz göze geldik. “Taksideyiz, eve gidiyoruz.”

💬

Tibet’in kısık sesle güldüğünü duydum. “Sonunda evine gidebildiğin için mutluyum.”

💬

“Ben de,” dedim içtenlikle. “Seni daha fazla tutmayayım, dinlenin. Beni de haberdar etmeyi unutmayın.”

💬

“Artık düşünmemeni söylemiştim,” diye söylendi. “Babaannen benden biraz hazzetmiyor gibi ama sen yine de selamımı söyle.”

💬

Gülerek, “Söylerim,” dedim. “Görüşürüz.”

💬

“Görüşürüz, Niran.”

💬

Telefon kapandığında çantama koymak yerine babaannemi aradım ve takside olduğumu, gelmemin yarın saat sürmeyeceğini söyledim. Bana verdiği adres Arnavutköy’deydi. Orada gidebileceğimiz bir ev olduğunu hatırlamıyordum, büyük ihtimalle yaşananlardan sonra bize yeni, kimsenin bilmediği bir kapı daha açmıştı. Başer’e gerçekten güveniyor olmalı ki onun da bizimle geliyor oluşunu sorun etmemişti.

💬

Arnavutköy diğer semtlere oranla havaalanına daha yakın olduğundan adrese varmamız uzun sürmedi. Taksi yan yana dizilmiş villaların olduğu sokakta hızını düşürerek ilerlemeye başladı. Evlerin kapıları sokağa açılıyormuş gibi dursa da hepsinin iki katlı olduğunu, zeminden aşağıda bir kat daha olduğunu ve bahçelerinin arka tarafta kaldığını fark etmiştim. Hangi eve gideceğimizi anlamaya çalışırken ileride babaannemi bir aracın yanında dikilirken gördüm. Onu görünce burnumun direği sızlamıştı.

💬

Taksiyi babaannemin birkaç metre önünde durdurduğumuzda babaannemin arkasındaki iki adam aracın içine dikkatle baktı. Beklemeden kapıyı açtım ve “Baka,” diyerek ona doğru hızla ilerlediğimde kaşlarını çatıp, “Babaanne diyeceksin eşek sıpası,” diye söylendi.

💬

Kollarını açtığında gülerek kollarımı boynuna sarıp ona sıkıca sarıldım. Babaannem aniden ağlamaya başlamıştı. Onu ne kadar korkuttuğumun farkındaydım. Başıma gelenleri tam olarak bilmese de bir şeyler duymuştu ve bu bile onun kötüleşmesine yetmişti. Ağlayarak bana sarılmaya devam ederken bir anda sesinin soluğunun kesilmesinin nedenini anladığımda yavaşça geri çekildim. Omzumun üzerinden arkaya baktığımda Melin öylece dikilmiş bize bakıyordu.

💬

Babaannem bir an sendeleyince korkarak onu sıkıca tuttum. “Melin,” dedi titreyen sesiyle. “Sen…”

💬

Melin’in hıçkırdığını duymak gözyaşlarımın daha hızlı bir şekilde akmasına neden olmuştu. Melin, “Babaanne,” diyerek koşmaya başlayınca geri çekilsem de elimi babaannemin belinden çekmeyerek ona destek olmaya devam ettim.

💬

Babaannemin Melin’in sarılmasıyla haykırarak ağlamaya başlaması bir oldu. Onun düşüp bayılmasından korktuğum için hemen yanlarında duruyordum ama haykırışlarını bu kadar yakından duymak göğsüm yanıyormuş gibi hissettiriyordu. Melin’in saçlarını okşuyor, yüzünü seviyor, burada olduğuna inanamıyormuş gibi gözlerini kardeşimin bedeninin her noktasında gezdiriyordu. Bu hali bana Melin’i ilk gördüğüm andaki halimi hatırlatmıştı. Her an aklını kaçırabilirmiş gibi hissediyor olmalıydı.

💬

“Ağlama, tamam,” dedi Melin, babaannemin yüzünü avuçlarken. “Kötü olacaksın şimdi, ağlama.”

💬

“Yaşıyorsun, ağlamam,” derken ağlamaya devam ediyordu. Tekrar sıkıca Melin’e sarıldığında Melin gülümsedi. “Bebek gibi kokuyor benim kızım.”

💬

Onları gülümseyerek izledim. Dün akşam o otel odasında Melin’i bulamadığımda ve her şeyin başa sardığını düşündüğümde dünyam başıma yıkılmıştı. Evimin yolunu bir daha bulamam, bir yolum bile olmaz sanmıştım. Şimdi ilk kez görüyor olsam da bizim olan bir evdeydim, ailemden geriye kalanlar yanımdaydı. Yarınımı göremediğim gecelerden sıyrıldığımı anladığım en net anlardan birindeydim. Hala yarın ne olacağını bilmiyordum fakat artık yalnız hissetmeyeceğime emindim.

💬

🌪

💬

Selamm, nasılsınız?

💬

Bu bölüm planlamış, tasarlamış olmama rağmen benim bile yazarken ne olacağını kestiremediğim bir bölümdü. Umarım severek okumuş ve beğenmişsinizdir. ❤️

💬

Niran başından beri hep dengesiz bir karakterdi. Ne yapacağını ne düşüneceğini bilmeyen, hareketleri sürekli değişen biriydi. Belki bu okurken yorucu olabilir ama elimden geldiğince onun ruh halini yansıtmaya çalıştım. Bu bölüm ise onun biraz daha net halini görmüş olduk. Hep kendi düşüncelerine ayak uydursa da çevreden gelen yorumları da her zaman zihninin bir köşesinde tutuyordu. Bir şeylere karar verdi, bir şeyler kafasında oturdu ve kendince planlar yaptı. Bakalım düşündüğü, planladığı gibi gidecek mi…

💬

Yeni bölümde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın🌪️❤️

← Önceki Bölüm: 26. SANRI
Sonraki Bölüm: 28. KANLI KUTU

“27. NANKÖR KUZGUN” için 4 yorum

  1. [Paragraf: para-67] Bu bölümü nasıl kaçırmışım bu sahneyi nasıl atlamışım İNANAMIYORUM EVDE ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA KOŞUCAM ŞİMDİ

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top