1. KIZIL DUVAR

💬

🎧: No Signal, The Trap

💬

Göz bebeklerime yansıyan bembeyaz buzullar, üzerimdeki kalın monta rağmen kanımı dondurmayı hedefliyor gibiydi. Geminin burun kısmına doğru adımlarken gemi sert bir şekilde sarsıldı, sanırım yine bir buz kütlesini teğet geçmiştik. Dengemi sağlayabilmek için küpeşteye sıkıca tutundum; şu durumda gemiden düşmek, isteyeceğim en son şeydi. Zaten bedenimde günlerdir suyun üzerinde olmanın verdiği bir halsizlik de vardı. Küpeşteyi daha sıkı kavrarken gözlerimi ilerideki buzdağına diktim.

💬

Bugün bu yolculuk bitecekti, aylardır içimde yaşayan, her gün biraz daha dallanıp budaklanan bu merak da bitecekti. Buna inanıyordum.

💬

Odağıma giren karton bardakla dikkatim dağıldı. Gerçi birkaç gündür pek de derli toplu olduğunu söyleyemezdim. Deri eldivenlerimin sardığı parmaklarımla uzatılan bardağı kavradım. Dışarıda o kadar keskin bir koku vardı ki, soğuğun kokusunu hiç bu kadar net aldığımı hatırlamıyordum. Buz kokusu, avuçlarımın arasındaki bardaktan yükselen sıcak kokunun önünü kesiyordu.

💬

“Bu gemiden birazdan kurtulacağız.” Gözlerimi bardaktan ayırıp ona çevirdim. Kaşlarını çatmış bir şekilde buzdağına bakıyordu. “Buna senin için katlanıyorum. Orada ne bulmayı ümit ediyorsun, Astrid?”

💬

“Henüz bilmiyorum,” diye fısıldadığımda bakışlarını bana çevirdi. “Aylardır buraya gelmek istememin bir sebebi olduğunu hissediyordum, biliyorsun.” Birkaç saniye önce sıcak olan ama şu an soğumaya yüz tutmuş kahvemden bir yudum aldım. “Annemin ölmeden önce bana söylediklerini hatırla.” Bakışlarım durgunlaştı, şimdi göz gözeydik. “Belki üzerinden uzun bir zaman geçti ama ben unutmadım.”

💬

Elimdeki karton bardağı alıp kenara koyduktan sonra beni kollarının arasına çekti. Çenesini başımın üzerine yaslarken aldığı tedirgin nefesi duymuştum. O da benim gibi merak ediyordu, sadece tehlikeli olduğunu düşündüğü için istekli değildi. Elime bir yay ve bir ok tutuşturulduğunda ben de tedirgin olmuştum, gözlerimin içine bakarak zamanın yaklaştığı söylenildiğinde de tedirgin olmuştum, en çok da odamda yalnızken duvarda aniden beliren o bedeni gördüğümde tedirgin olmuştum.

💬

O ânı hiç unutamıyordum. Aylar önceydi, evde tektim. Arkadaşımla saatlerce telefonda konuştuktan sonra kulaklıklarımı takıp yatağıma uzanmıştım. Ama ben daha en sevdiğim şarkıyı dinlemeye başlamadan önce duvarda o belirmişti. Uzun, vücudunun her noktasını gizleyen bir cübbe giyiyordu, karanlıkta sadece gözlerini görebilmiştim. Orada bir beden olmasaydı eğer, duvarda ateşle doldurulmuş iki oyuk olduğunu düşünürdüm. Ateş gibi yanan gözleri üzerimdeydi, aniden yok olmadan önce ise bana, “Buzulları aş. Buzulları aşıp gelirsen evine, kendini bulacaksın,” demişti. Ne demek istediğini hâlâ anlayabilmiş değildim.

💬

“Eğer sandığın gibi değilse, bir daha asla bu işin peşine düşmeyeceğiz,” dedi, yavaşça benden ayrıldı. “Abin olmak hiç beni bu kadar zorlamamıştı…” Hafifçe güldüm, keyfim yoktu ama beni rahatlatmak istediğini de biliyordum. “Hadi içeri geçelim, bu diri beden daha fazla bu soğuğa katlanamayacak. Birazdan demirler atılır.”

💬

Arkasını dönüp benden uzaklaşırken karmaşık bir ifadeyle bir süre sırtına baktım. O gözden kaybolduğunda bile hâlâ aynı noktaya bakıyordum. Sert bir rüzgâr esti, sarı saçlarım yüzüme dağıldığında gözlerimi yumup derin bir nefes aldım, aldığım soğuk nefes göğsümü yaktı. Daha fazla burada duramayacağımı anladığımda, bana ait olan kamaraya gitmek için uyuşan bacaklarımı hareketlendirdim.

💬

Gemide yoğun bir gürültü vardı, gemi güvenli bir yere yanaşmaya çalışıyordu.

💬

Kamarama girdikten sonra etrafa saçtığım kıyafetlerimi topladım. Yanıma almak için bir sırt çantası hazırlarken gözlerim çarşafın üzerindeki telefona takıldı. Telefonun orada çekip çekmeyeceğini bilmesem de yanıma almak istedim. Bir süre sırt çantamı hazırlamak ve üzerime daha kalın bir şeyler giymekle uğraşmıştım. Amacıma ulaşamadan bir köşede donmak istemiyordum.

💬

Abim sırt çantasıyla birlikte kamarama girdiğinde, hâlâ ondan yayılan tedirginliği hissedebiliyordum. Çantamı sırtıma attıktan sonra ona doğru döndüm. Dudakları yukarı kıvrıldı, yanıma gelip elindeki kırmızı atkıyı boynuma sardı. Soğuktan değil ama bu şekilde gerçekten bunalıp boğulabilirdim…

💬

“Birkaç saatlik bir tur olacak. Yanımdan ayrılmamaya çalış,” derken boynuma sardığı atkının ucuyla oynuyordu.

💬

Yavaşça başımı salladım. “Bu kadar endişelenme. Hadi, insanlar gemiden ayrılmaya başlamıştır.”

💬

O da başını sallayarak bana karşılık verdiğinde gülümsedim. Beraber kamaradan çıkıp koridorda ilerleyen insanları takip ettik. Gemiden botlarla ayrılmıştık. Bu kısımda suyun yüzeyinde buzlar yoktu, zorlanmamıştık. Günler süren yolculuğumuz boyunca, daha önce karşılaşmadığım görüntülerle karşılaşmıştım. Mesela bir balinayı hiç yakından görme şansım olmamıştı…

💬

Birkaç dakika sonra biz de karadaki insanların arasında yerimizi aldık. Geminin tamamen boşaltılması yirmi dakikadan fazla sürmüştü.

💬

Ellerimi birbirine sürterken parıldayan gözlerle etrafıma baktım. Bu beyazlığın içinde leke gibiydik, beyazlık gözlerimi acıtmıştı. Yaşadığım şehre kar yağdığında da bunu yaşardım. Karın beyazlığı, gözlerimi güneşe baktığımdakinden daha çok acıtırdı. Diğerleriyle birlikte yürümeye başladığımız sırada etrafı incelemeye devam ediyordum, yürürken pek zorlanmıyordum.

💬

Göğsümde bir ip vardı, bir şey o ipe asılıyordu, sanki bir yere çekiliyormuş hissi yaşıyordum.

💬

Yanımda bir gürültü koptuğunda irkilerek başımı çevirdim.

💬

“Sikeyim!” Abim homurdanarak ellerini yere bastırırken kıkırdadım. Birkaç genç gülerek abime bakıyor, o ise çok keyifsiz görünüyordu. “Gülme. Bunu tekrar yaşarsam oturur, kalkmam. Tek başına devam edersin.”

💬

Sinirle homurdanmaya devam ettiği sırada dudaklarımı boynumdaki atkıya bastırdım, komik görünüyordu. Kolunu tutup ona yardım etmek istedim, sadece istedim çünkü bunu başaramadım. Uyuşan bacaklarımla yeri boylarken başım koluna çarpmış, acıyla inlemiştim.

💬

Abim, “Harika gerçekten,” diye sızlanarak elini karnına bastırdı, galiba kafamın çarptığı yer kolu değil karnıydı.

💬

Anlık gelen sinirle yüzüme dağılan saçları geriye itip, “Gülüp durmayın siz de!” diye bağırdım.

💬

Gülüş sesleri artınca kaşlarımı çatıp hırsla ayağa kalktım. Abim de zar zor ayaklanmıştı, insanlar bizim bağırışlarımıza aldırış etmeden yürümeye devam ediyordu. Biz de tekrar onların arkasından yürümeye başladığımızda kalçamdaki sızıyla yüzümü buruşturdum. Birkaç dakika önce yürümekte zorlanmadığımdan bahsetmiştim, değil mi? Saçmalık. Keşke bir balerin olsaydım, paytak paytak yürümek yerine süzülebilirdim. Ya da sürünürdüm.

💬

Etrafı inceleyerek yürümeye devam ederken öndeki adam durmadan konuşuyor, insanlara buzullarla ve Antarktika’yla ilgili bildiklerini anlatıyordu. Birkaçı onu dinlerken birkaçının da tek istediği gördüklerini fotoğraflamaktı. Fotoğraf çekenlere bakarken yavaşça yutkundum. Bir süre öncesine kadar ben de bunu bayılarak yapardım. Gördüğüm ve ilgimi çeken şeyleri, gezdiğim şehir ve ülkeleri kadrajıma almak en büyük hobilerimdendi. Daha sonra her sevdiğim şey gibi ondan da vazgeçtim. Bu benim büyümemle ilgili değildi, henüz yirmi yaşındaydım, iki üç hafta sonra yirmi bir olacaktım. Sanırım bu benim her şeyden uzak durmak istediğim bir dönemdi.

💬

Yine tökezler gibi olunca bir el kolumu sıkıca kavradı, daha sonra abim elimi tutarak dengeli adımlar atmamda yardımcı oldu. Ona bakarken onun da şahit olduğu şeyleri düşünüyordum. Babam ben küçükken ölmüştü. Ben pek hatırlamıyordum ama abimin her şeyi hatırladığını biliyordum. Annemden sonra ben bir kaybın acısını hissetmiştim, o ise ikinci kez hissetmişti. Yılları annem ve abimle birlikte devirmiştik. Son iki seneyi ise abimle birlikte tek başımıza atlatmıştık. Atlatmaya çalışmıştık. İçimde oluşan o hisle ona biraz daha sokuldum. Onu buralara sürükleyen bendim ama o da farkındaydı bir şeylerin normal olmadığının.

💬

O anı kafamda canlandı. Annem, abim ve ben bir odadaydık. Annem yatakta uzanıyordu, abimle birlikte yatağın kenarında oturuyorduk. Annemin yüzünde endişeli bir gülümseme vardı. Bana bir şeyler söylemek istiyor, zamanının az olduğunu biliyor ama konuya nereden gireceğini bilmiyor gibiydi. Belki bir belki de iki saat boyunca sessizce orada öylece durduk. Üçümüz de biliyorduk, bu üçümüzün aynı odada olacağı son saatlerdi. Sonra gözlerini yumdu. Gözlerini yummadan önce abime uzun uzun baktı, o bakışlarda ondan istediği bir şey vardı. Kendine iyi bakmasını istediği gibi bana da iyi bakmasını istemişti.

💬

“Buzulları aş. Orada seni bekleyen bir şey var. Güvende olacaksın, korkma. Sen sadece senin olan şeye kavuşacaksın, benim cesur kızım, artık bu görev senin.”

💬

Kulaklarım hatırladığım cümleyle uğuldamaya başlayınca tekrar dengemi kaybettim. Yine son anda kurtarılmıştım.

💬

“Bastığın yerlere dikkat etsene,” dedi abim tuhaf bir ifadeyle bana bakarken. “Gergin görünüyorsun.”

💬

“Burada biraz dinlenelim!” diyen adamla gözlerimi ona çevirdim. Yürümeye başlayalı ne kadar olmuştu ki? “Bir saat sonra güneş tutulması başlayacak. Biraz dinlendikten sonra şu tepeye çıkıp tutulmayı izleyelim.” Mavi eldivenli olan elini kaldırmış ilerideki tepeyi gösteriyordu. Bugün güneş tutulması mı vardı? Gün kavramımı tamamen yitirmiştim.

💬

Herkes kendine dinlenebileceği bir alan ararken abim küçük bir tepeye doğru ilerledi. Dalgın adımlarla onun arkasından yürüdüm. Uzun bacaklarını ayırıp büyük bir adımla yukarı tırmandı, bedenini tepenin üzerine çekti.

💬

“Uzat elini,” deyip elini bana doğru uzattı. Parmak uçlarımda yükselip elini tuttum. Beni yukarı çekerken ayağımı küçük çıkıntıya bastırıp kendimi yukarı itmiştim. Biraz zorlansam da kendimi yanına atabilmiştim.

💬

“Henüz ilgimi çeken bir şey olmadı,” derken gözlerim her yerdeydi. Birkaç penguen bile görmüştüm. Meraklı insanlar onların fotoğrafını çekmeye çalışırken onları rahatsız da ediyorlardı, bu kaşlarımı çatmama neden oldu.

💬

“O kadar dalgınsın ki, etrafını düzgün bir şekilde incelemiyorsun bile, Astrid,” dedi abim. Çantasından çıkardığı termosu açmakla uğraşıyordu. “Üstelik sen de daha ne aradığını bilmiyorsun.”

💬

“Doğru,” diyerek omuz silktim. Yeşil gözlerim etrafımdaki buzdan tepeleri odağına aldı. Bir şey bulma, görme ümidiyle dikkatle incelemeye başladım.

💬

“Bir şey bulamazsan vazgeçecek misin?”

💬

“Bulacağım, Ashton.” Gözlerimi yüzüne çevirdim. “Annemin benden ne istediğini bilmiyorum ama önemli bir şey olmalı. Burada ne bulabilirim ki?” Aniden hissettiğim sinirle avuçlarımı soğuk zemine bastırdım. Abim elini omzuma koydu, gözlerim dolmuştu. Burası insanların, sokakların, evlerin olduğu bir yer değildi. Buzlarla, sularla kaplı bir yerde ne bulabilirdim ki? Bu bilinmezlik daha da sinirlenmeme neden oluyordu. Abim parmaklarıyla çenemi kavradığında gözlerimi ela gözlerine çevirdim, şu an birer bilye gibi parlıyorlardı.

💬

“Böyle davrandığıma bakma, sadece biraz endişeliyim,” derken kaşları çatılmıştı. “Eğer elin boş dönersen merak etme, seni tekrar buraya getiririm.” Dudaklarımı birbirine bastırırken minnetle ona baktım. “Hem bir dahaki sefere botlarıma zincir dolarım.”

💬

Kuruyan dudaklarım gerildi, yavaşça güldüm. “Teşekkür ederim.”

💬

Elini havada önemli değil dercesine sallarken termosundaki sıcak içecekten bir yudum aldı, ardından bana uzattı. Dudaklarımı termosa yasladığım sırada gözlerim karşımızdaki tepede dolanıyordu. Boğazımdan inen sıvıyla gözlerim kısılırken tepede bir silüet görür gibi oldum. Bu donup kalmama neden oldu, gözlerim irileşti. Termosu dudaklarımdan uzaklaştırıp daha dikkatli bir şekilde o tepeye baktım.

💬

Bir erkek silüetine benziyordu. Az önce adamın işaret ederek gideceğimizi söylediği tepedeydi. Abimin bakışlarını yüzümde hissettim ama gözlerimi oradan ayıramıyordum. Bir an odamda gördüğüm bedenin aklıma gelmesi, benzer bir yön aramam ürpermeme neden oldu. Aniden ayağa kalktığımda elimdeki termos abimin kucağına düştü. İrkilerek termosu son anda tutmuş, üzerine dökülmesini engellemişti.

💬

“Sorun ne?” Gözlerimi o silüetten ayırmazken kulaklarım tekrar uğuldamaya başlamıştı. “Astrid?”

💬

“Oraya gitmemiz gerek.” Ashton gözlerini baktığım tepeye çevirdi. Artık orada değildi. Gözlerimin önünde kaybolmuştu, nasıl fark etmemiştim? “Hadi.”

💬

Çantamı sırtıma sabitledim, abim de karmaşık bir ifadeyle oturduğu yerden kalktı. Diğerlerinin yanına inmeden o tepeye doğru yürümeye başladık. Birkaç gözün bize çevrildiğinin farkındaydım ama dikkatimi o tepeden ayıramıyordum.

💬

“Sanırım bazılarımız tutulma için çok heyecanlı.” O geveze adamın gülüşünü ve sesini duyunca kaşlarım istemsizce çatıldı. Donmamak için sürekli konuşuyor olabilir miydi?

💬

“Bir şey mi gördün?”

💬

“Bir şey hissettim,” dedim ona bakmadan. “Sana odamda gördüğüm şeyi anlatmıştım, hatırlıyor musun?” Başını yavaşça salladığını göz ucuyla görmüştüm. “Az önce şu tepede onu gördüm.”

💬

“Emin misin bebeğim?” diye sorduğunda gözlerimi yüzüne çevirdim.

💬

“Evet,” dedim gözlerinin içine bakarken. “Bir hayal olsa karnımda bu ağrıyı hissetmezdim. Orada bir şey var.”

💬

“Bir şey bulmuş olma düşüncesi de karnını ağrıtıyor olabilir.”

💬

“Bana hiç öyle gelmiyor,” dedim sadece.

💬

Başını sallarken o da artık o tepeye bakıyordu. Yürüyeceğimiz yol çok da uzun değildi ama güvenli bir şekilde gitmek normalden daha fazla zamanımızı almıştı. Yarım saat kadar yürümüştük. Diğerleri de heyecanla engebeli yollarına devam ediyorlardı. Tepemizde parlak bir güneş vardı. Isısını çok hissedemiyorduk ama ışığını bizden eksiltmiyordu.

💬

Gözlerim tek bir noktada kilitlenmiş bir şekilde yürümeye devam ediyordum. Konuşan insanların sesini duyuyordum. Yeni bir keşfin keyfini çıkarıyorlardı. Benimse amacım onlardan çok farklıydı. Bir an onlar gibi hissetmek istedim. Karnımda bu ağrı, kafamın içinde bu düşünceler olmadan gülümseyerek bu seyahatin keyfini çıkarmak istedim. Bu düşünce neden bana şu an çok uzak geliyordu?

💬

İçimde buradan uzaklaşmak için delice bir istek hissetsem de buna rağmen ayaklarım o tepeye doğru hareket etmeye devam ediyordu. Sonra kulaklarıma bir cızırdama sesi geldi, ardından o tepede yanıp sönen bir ışık. Kalbim gümbürtüyle atmaya devam ederken o ışık gözlerime yansıdı. Ben oraya yaklaştıkça duyduğum o cızırdama sesi de artıyordu. Artık etrafımdaki konuşan insanların sesini duyamıyordum. Botlarımın altında çatırdayan buzların sesini de duyamıyordum. Transa geçmiş bir şekilde ışığa bakarken bacaklarımdaki uyuşma arttı. Sonra o ışık, bir silüet tarafından kesildi. Artık daha yakından görüyordum ve bu bedenin odamda gördüğümle aynı beden olduğuna emindim.

💬

İnsanların hareketleri ağır çekimdeyken gözlerimi yumup yavaşça açtım, nefesim hızlanmıştı. Artık o ışık da yoktu, silüet de yoktu, kulaklarımı zorlayan o cızıldama da yoktu. Bazıları tepeye bizden önce ulaşmıştı. Yavaşça tepede kendilerine oturmak için yer ayarlarlarken abimin kolunu tutup ona doğru döndüm.

💬

“Ashton,” dediğimde dikkatini bana verdi. “Söyleyeceğim şey sana ne hissettirir bilmiyorum ama…” Bana daha dikkatli bir şekilde bakmaya başladı. “Burada ben gibi hissettiren, bana benzeyen, bana aitmiş gibi bir şey var.”

💬

İrkilir gibi oldu. Neden irkildiğini anlamasam da gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. Ayrıca neden burada bana ait bir şey varmış gibi hissettiğimi de bilmiyordum. Göğsümde olduğunu, beni buraya çekip durduğunu söylediğim o ip artık daha sert çekiştiriyordu bedenimi.

💬

“Yanımdan ayrılma,” dedi. Bana olan bakışları derinleşmişti. Belki de bu hâlimi daha tuhaf bulmaya başlamıştı. Ona hak verirdim çünkü ben de tuhaf göründüğümün farkındaydım.

💬

Diğer insanlar arkaları bize dönük şekilde oturup gökyüzüne bakmaya başladılar. Tutulmaya on dakika kaldığından falan bahsediyorlardı ama bu umurumda olan bir şey değildi. Bir uçurumun tepesinde gibiydik. Önümüzde koca bir okyanus vardı, okyanusta buz kütleleri yüzüyordu. Gemideyken gördüğüm o balinaları buradan bile görebiliyordum. Dört bir yanımız buzlarla kaplıydı ve bu görüntü çoğu insana korkunç gelebilecekken buradaki bir grup insana adrenalin pompalıyordu.

💬

Onlara arkamı dönüp önümde uzanan dümdüz alana baktım. Sanki buradan sonrası yoktu. Ucu bucağı olmayan buzdan bir arazi gibiydi. Yavaşça ileriye doğru adımlarken Ashton’ın gerildiğini hissedebiliyordum.

💬

Birkaç dakika boyunca bir şey bulabilme umuduyla bomboş düzlükte gözlerimi gezdirdim. Belki de onu görmek istiyordum.

💬

Onu.

💬

Abimin bana yaklaştığını adım seslerinden anladım. Tam arkamda duruyordu ve onun da benim gibi ileriye baktığına emindim. Diğer insanların umurunda değildik. Arkalarını bize dönmüş bir şekilde oturuyor, heyecanla bir şeyler konuşuyorlardı. Ani gelen ürpertiyle birlikte donup kaldım.

💬

“Hissettin mi?” Fısıltım ikimizin arasında yayıldı.

💬

“Neyi?”

💬

İlk önce gökyüzü yavaşça kararmaya başladı. Sonra birkaç heyecanlı bağırış işittim. Abime doğru döndüm. Yeşil gözlerim, onun üzerimize çöken karanlık yüzünden kahverengi görünen gözlerine tutundu. Daha sonra ikimiz de aynı anda yavaşça başımızı yukarı kaldırıp gökyüzüne baktık.

💬

Ay yavaşça güneşi arkasına alırken gözlerimi bu görüntüden ayıramadım. Bir gölge yavaşça her yanı sarmaya başladı. Suyun dalgalanıp şiddetle patladığını duyabiliyordum. Kuvvetli bir rüzgâr esti, yüzüme çarpan soğuk rüzgâr ile bütün bedenim kaskatı kesilmişti. Sanki bunu burada yaşayan sadece bendim, diğerleri için her şey normaldi.

💬

En sonunda ay tamamen güneşi sardığında, sanki geceymiş gibi bir karanlık bizi altına aldığında güçlü bir cızırdama sesi duydum. Ashton da o sesi duymuş olmalı ki irkilerek başını indirip bana baktı, ben de gözlerimi ona çevirdim.

💬

Başımı döndüren bu sesle kulaklarımı kapatma isteğim artarken abimin gözleri gözlerimden ayrıldı ve arkamdaki bir noktaya sabitlendi. İrileşen gözlerine dikkat kesildim. Gözlerinde parlayan ışığı gördüğümde kaşlarım çatıldı.

💬

“Bu da ne?”

💬

İçimi deşen merakla arkama döndüğümde, gördüğüm şey olduğum yere çivilenmeme neden oldu. Tam önümüzde duran saydam bir duvar vardı. Kırmızı renkteki bu duvardan gelen cızırtılarla dudaklarım aralandı, geriye doğru adımladım. Sırtım tamamen Ashton’ın göğsüne yaslandığında onun da benim gibi donup kaldığını daha net anlamıştım.

💬

Başımı yukarı kaldırdığımda, bu saydam duvarın gökyüzüne kadar uzandığını gördüm, gökyüzüne doğru rengi silikleşiyordu. Eğer bu kadar dikkatli bakıyor olmasaydım göremezdim. Kulaklarımdaki sesler arttı. Arkamızdaki insanlar tutulma ile ilgili konuşuyorlardı, bu duvarı görmüyorlar mıydı? Deri eldivenlerimin sardığı ellerimi kulaklarıma bastırarak inledim. Kulaklarımdaki cızırtıya fısıldamalar da eklendi. Dizlerimin üzerine çökecekken Ashton kolunu belime sararak beni tuttu.

💬

“Astrid,” diye fısıldadı. Ya da ben sesini bir fısıltı gibi duyuyordum. “Hemen buradan gidelim.” Beni koluyla çekerken göğsümdeki o ip gerildi. Sanki o ipin diğer ucu o duvarın ötesindeydi ve beni daha güçlü çekiyordu.

💬

Zorlukla elimi abimin koluna koyup onu durdurdum. Tutulma hâlâ devam ediyordu. Kızaran gözlerimi duvara diktim. Kulaklarımdaki sesler hafiflerken kalbim bu görüntü karşısında korkuyla çarpıyordu. Kaçmalı mıydım? Kaçmalıydım. O zaman neden duvara daha da yaklaşmak istiyordum? Sanırım aradığım şey belamdı.

💬

Abimin bana birkaç kez seslendiğini duydum. Bilinçsizce öne doğru adımladım. Duvara yaklaştıkça sesler daha da azalıyordu. Duvarın tam önünde durdum, ardında ne olduğunu göremiyordum. Elimi duvara doğru uzatırken Ashton bileğimi tutarak beni kendine doğru çevirdi.

💬

“Şu an aklımı kaçıracakmış gibi hissediyorum ve bunu yapmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Buradan gidiyoruz.” Bileğimi tutan elinden kurtulduktan sonra gözlerinin içine baktım, bu kez ben parmaklarımı bileğine sardım. Duvardan gelen fısıltılar bayılacakmışım gibi hissettiriyordu.

💬

“Ya aradığım şey buysa?” dedim yutkunup duvarı gösterirken. “Bu…” Kısaca cızırdayarak parlayan duvara baktım. “Bu nasıl oldu bilmiyorum, inanmakta senin kadar güçlük çekiyorum ama ne olduğuna bakmalıyım. Bu…”

💬

“Yanımda kal.” Aniden soğukkanlılıkla çıkan ses tonuna şaşırsam da üzerinde duramadım. Tekrar arkama dönüp gözlerimi duvara diktim. Saydam gibi görünüyordu ama neden arkasında ne olduğunu göremiyordum?

💬

Titreyen elimi yavaşça duvara doğru uzattım. Ashton’ın elinin diğer elimi kavradığını fark ettim. Ne yaptığımı bilmiyordum ama beni çekip duran o ip korkumu da tazeliyordu.

💬

Önce bir adım attım, sonra o duvara dokundum. Parmaklarım yavaşça içine gömülürken gözlerimin önünden bir sürü sahne, kulaklarımdan birçok farklı ses geçti. Kalbim şiddetle çarparken titrek adımlarla yürümeye devam ettim. Kolum yavaşça o duvardan geçti. Şimdi beni çeken o güç daha kuvvetliydi. Gözlerimi yumup birkaç adım attım. Gözlerim kapalıydı ama zifir bir karanlık hissediyordum. Abimin parmaklarımı sıkan elini hissetmek anlık bir rahatlama hissetmeme de neden olduğunda gözlerimi yavaşça açtım.

💬

İlk gördüğüm şey karanlık oldu, hiçbir şey göremiyordum. Gözlerimi alan bir ışıkla yavaşça gözlerimi aşağı indirdim. Gördüğüm tahtadan köprü ile abimin elini sertçe sıkarken gözlerim şaşkınlıkla irileşmişti. Ashton da aynı şaşkın ifadeyle yanımdaki yerini aldı.

💬

“Tanrı aşkına, bunlar da ne?”

💬

Bilmiyordum. O kadar anlamlandıramadığım şeyle karşı karşıyaydım ki ona verebileceğim mantıklı bir cevabım bile yoktu. Korkuyla arkamı dönüp duvara baktım. Hâlâ oradaydı. Diğer taraftaki insanları görebiliyordum, aynı şekilde sırtları bize dönük oturmuş gökyüzünü izliyorlardı. Bizi göremiyorlar mıydı?

💬

“Aklımı kaçırmama çok az kaldı.” Gergin çıkan sesini duydum. “Geri dönelim, çıkalım buradan.” Elimi daha sıkı tutup arkasını dönünce başımı sallayarak elini kendime çektim.

💬

“Olmaz.”

💬

“Ne demek olmaz, Astrid? Şu an neler olduğunun farkında mısın?” Kaşlarını çatarak yüzüme bakarken ona odaklanamıyordum. “Aniden önümüzde bu şey belirdi. Delirmiş gibi kaçmak yerine o şeyin içinden geçtik. Bulduğumuz tek şey de şu aptal köprü!”

💬

Yüksek çıkan sesi yankılanınca irkildim. Gözlerimi köprüye çevirdim.

💬

“Bir sebebi olmalı.”

💬

“Birden ortadan kaybolduğumuzda ya da başımıza bir iş geldiğinde o sebebin hiçbir anlamı olmayacak.” Sinirle konuşmaya devam ederken bedeninin daha da kasıldığını fark ediyordum. Ona hak veriyordum, onun gibi ben de bu durumu anlamlandıramıyordum ama içimi kemiren bir duygu vardı.

💬

Köprüye doğru bir adım attım. Ashton beni kendine çekmek isterken ona karşı koyup bir adım daha attım. Köprünün diğer ucuna doğru baktığım sırada orada bir kızıllık görmek tekrar şok olmama neden olmuştu.

💬

“Bak,” dedim ileriyi göstererek. “Orada bir duvar daha var.”

💬

“Umurumda değil, Astrid,” dedi. “Geri dönüyoruz.”

💬

“Hayır,” dedim kaşlarımı çatarken. Bir adım daha atarak köprüdeki ilk tahtaya bastım. Kulaklarımdaki fısıltılar tekrar güçlenmişti. Köprü, eski ya da kırık dökük değildi. Yeni cilalanmış gibi parlıyordu. Kendime durmak için zaman tanımadım, bir adım daha atarak tamamen köprünün üzerine çıktım.

💬

Ashton bir şeyler söylemeye devam ederken arkamdan geliyordu, benim ise istediğim tek şey o köprünün sonunda ne olduğunu görmekti. İki yanımız zifir karanlıktı, sadece köprü cılız bir ışıkla aydınlatılmış gibiydi. Tedirgin adımlarla köprüde yürürken arka arkaya yutkunuyordum. Karnım daha şiddetli ağrımaya başlamıştı. Bir anlığına köprünün diğer ucunda yine o silüeti görür gibi oldum, bu bedenimi titretmişti. Belki birkaç saniye, belki birkaç dakika, o köprünün sonundaki diğer duvarın önüne geldiğimizde asırlar geçmiş gibi hissediyordum.

💬

İçinden geçtiğimiz duvarın aynısıydı. Acaba tutulma sırasında başım dönmüştü de bayılmış mıydım? Ve bu bir rüya mıydı? Aklımın iyiden iyiye bulandığını hissedip başımı iki yana salladım. Elimi tekrar duvara uzatmak istiyordum ama az önceki gibi bir meraktan çok şimdi içimde korku baskındı.

💬

“Belki de geldiğimiz yere çıkacaktır bu duvar.” Ashton kendi kendine konuşurken eliyle boynunu ovdu. “Buranın bu kadar sıcak olması hiç normal değil.”

💬

“Neden hiç öyleymiş gibi hissetmiyorum?” Ashton’ın bakışları bana dönerken yutkundum. “Neden doğru olanı yapıyormuş gibi hissediyorum?”

💬

“Bana hiç doğru gibi gelmiyor kardeşim,” deyip gözlerini kırmızı renkteki duvara çevirdi. “Birazdan uyanacağım ve gözlerimi bir hastanede açacağım. Her yerimden sakinleştirici yemiş şekilde.”

💬

Söylediklerine aldırış etmeden bir adım daha attım, artık atacak başka adımım kalmamıştı. Gözlerimi yumdum. Çoğalan fısıltıların yanında tanıdık bir ses duymuştum.

💬

Anne…

💬

Zihnimde onun yüzü belirdi. Bana gülümsüyordu. Bu onu anladığım, istediği şeyi yaptığım anlamına mı geliyordu? Annemin görüntüsü yavaşça silindi. Bir diğer tanıdık görüntü belirdi. Bu oydu… Kızıl gözleri yine parlıyordu. Yüzünü neden göremiyordum?

💬

Birkaç çark sesi duydum. Sanki eski bir evdeydim, evin kapıları içeride rüzgâr varmış gibi sertçe açılıp kapanıyordu.

💬

Gözlerim aniden açıldı, elimi duvara doğru uzattım. Parmaklarım tekrar duvarı yararak geçerken abimin bir şeyler dediğini duyar gibi oldum. Sesler yeniden çoğalırken, duvardan yavaşça geçerken bilinçsizce fısıldadım.

💬

“Antares,” diye fısıldadım, fısıltım güçlü hissettirdi. “Akrebin Kalbi’ne gidiyoruz.”

← Önceki Bölüm: GİRİŞ
Sonraki Bölüm: 2. ANTARES

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top