💬
🎧: Rosenfeld, Her
💬
Ormandaki kurumuş ağaçların kuru dalları bir bir kırılarak toprağa dökülüyordu. Genç adam bir rüzgâr gibi koşarken arkasından acı acı hırıltılar çıkararak koşan tilkiyi de duyabiliyordu. Mağaranın bulunduğu tepenin uç kısmına ulaştığında kızı daha sıkı tuttu, parmaklarını dudaklarına yaslayıp gür bir ıslık çaldı. Islık, koca şehrin üzerinde dalga dalga yayıldı. Daha sonra gökyüzünü yaran kartalın çığlıkları duyuldu. Kucağında baygın hâlde yatan kadınla dimdik ayakta dikilirken sırtı acıyordu. Sırtını incittiğini hatırlamıyordu oysa. Tilkinin ormana yayılan sesine dikkat kesildi. Nereye gideceğini biliyor gibi hızla ormanın içinde kaybolmuştu.
💬
Dev kartal, kanatlarıyla rüzgârı da taşımıştı. Siyah toprağın üzerine pençelerini geçirerek durduğunda, adam aceleyle kucağındaki kızla birlikte kartalın sırtına oturdu. Kartal büyük kanatlarını açtı ve daha fazla beklemeden tepeden aşağıya süzüldü. Genç adam elini kartalın boynuna bastırırken bir yandan da kızı sıkıca tutuyordu. Bileğindeki yanığı görmüştü. Aslında yeterince tedbirli davranmışlardı, iki ruhun da o duvara doğru gittiğinden eminlerdi. Bir anlık dikkatsizlikleri genç kadını tehlikeye atmalarına neden olmuştu. İçinde büyüyen öfkeyle kaşlarını çattığı sırada şatoya yaklaştıklarını gördü. Gri gözlerini kadının solgun yüzüne indirdi, acıdan olsa gerek yüzünü buruşturup duruyordu.
💬
Kartal büyük binanın terasına doğru inişe geçtiği sırada terasta bekleyen dostuna baktı, onun yüzünü böyle endişeli görmeyeli uzun zaman olmuştu, sanırım kucağında halsizce uzanan gardiyana karşı sempati beslemişti. Genç adam kadının başını omzuna sabitlediği sırada kartal terasa inip yavaş hareketlerle durdu. Adam beklemeden kartalın sırtından inmişti, genişleyen yanığı görebiliyordu.
💬
“Noris onu getirmeye gitti. Biliyorsun, o çok hızlıdır, hemen onu alıp gelir,” derken genç kadının sözlerini bir bıçak gibi kesti adam: “Kapıyı aç, Briella.”
💬
Kadın hızla koşup kapıyı açtı, adam kucağındaki kadınla birlikte içeri girdi. Girdikleri odadaki geniş yatağa kadını bırakırken şakaklarından ter akıyordu. Şimdilik burada yatabilirdi kadın, onu bu haldeyken daha fazla sürükleyemezdi. Yatakta yatan kadının yataktan sarkan yaralı bileğini yavaşça kavrayıp yatağın üzerine koydu. Yanık dirseklerine kadar uzanmıştı. Eğer biraz daha gecikselerdi, o ruh kadının sadece kolunu değil bütün bedenini kömüre çevirebilirdi. Henüz gardiyanlığı tamamlanmamıştı, normal bir insandan farksızdı.
💬
“O iyi,” diye fısıldadı yanındaki kadın. “Daha iyi olacak.”
💬
“Öyle olsa iyi olur,” dedi adam, sesi yaşadığı şehrin aksine soğuktu. Gözlerini kadının kabarmış derisinden ayıramıyordu. “Kızıl kuyruk acele etse iyi eder.”
💬
“Hızlıdır o, gelir hemen.” Genç adam gözlerini arkadaşına çevirdi. Ona bir yardımcı, bir hizmetkâr ya da bir koruyucu gözüyle bakmıyordu. Uzun zamandır onu arkadaşı olarak görüyordu. Arkadaşını bu şekilde korkarken görmek alışık olduğu bir şey değildi. Derin bir nefes aldığında neden tedirgin olduğunu bilmediği göğsü havalandı. Elini arkadaşının başının üzerine koyup yavaşça okşadı.
💬
“Sakin ol, çakal kız.” Kadın, siyah gözlerini ruh bağı olan adama çevirdi. Ona sakin olmasını söylediği hâlde adamın da sakin görünmediğinin farkındaydı.
💬
Bir süre iki arkadaş orada dikilerek yatakta uzanan kadını izlediler. Koridorda duydukları hırıltı, onları sessizliğin içinden çıkardı. Odanın kapısı gürültüyle açıldı. Beline kumaş sarmaya çalışan çıplak adam içeri girerken gözleri korkuyla parlıyordu. Korku o adamın bütün bedenine yayılmıştı, titriyordu. Durmadan koşmuştu, kendine durmak için zaman tanımamıştı. En son ne zaman bu kadar koştuğunu hatırlamıyordu. Yine koşarak odaya girmiş, yatakta uzanan kadının yanına gitmişti. Onun arkasından odaya giren biri daha vardı. Diğer iki arkadaş giren kadına baktılar. Kadın yavaşça onlara yaklaşırken elinde deri bir çanta tutuyordu.
💬
“Daha iyi bir durumdayken karşılaşmak isterdim,” dedi kadın, ardından ne yapacağının bilincinde bir şekilde yatakta uzanan, ona yabancı olan kadının yanına yaklaştı.
💬
🦂
💬
Sanki her uyuduğumda bir karanlıktaydım. Sadece karanlık, boşluk. Bütün uykum boyunca o boşlukta bekliyordum.
💬
Yine o boşluktaydım, tek fark hissettiğim acıydı. Karanlığın içinde yankılanan sesler duydum. Beni tanıyorlar mıydı? Çünkü adımı seslenip duruyorlardı. Hissettiğim acı katlandı, bir süre o acıyla da baş başa kaldım, ardından yavaşça yok oldu. Acı yok olurken gözlerimi kapatmadan önceki birkaç saat hızla gözlerimin önünden geçti ve göz kapaklarım aniden açıldı. Duyduğum sesler kesilmişti. Hâlâ o boşlukta olabilir miydim?
💬
“Daha iyisin.” Kulaklarıma dolan kadın sesini hafızamın süzgecinden geçirdim, daha önce duymadığım bir sesti. “Beni duyabiliyorsun değil mi?”
💬
Dudaklarımı araladım, sesim boğazımda düğümlenmişti. Yavaşça öksürürken doğrulmaya çalıştım ama bileğimi büktüğüm anda hissettiğim acıyla inleyerek başımı yastığa bastırdım.
💬
“Kendini zorlama,” dedi kadın. “Normal bir yanık değil bu.”
💬
“Bunu az önce fark ettim,” derken gülmeye çalışmıştım ama başaramadım.
💬
“Ben aşağıdaki koca adamlara haber vereyim,” dediği sırada bulanık gören gözlerimi ona çevirdim. “Birkaç saattir birbirlerini yiyerek sakinleşmeye çalışıyorlardı.”
💬
“Teşekkür ederim,” diye fısıldadım. “Bana sen yardım etmiş olmalısın.”
💬
“Önemi yok,” dedi, elini salladıktan sonra elini deri bir çantanın içine soktuğunu gördüm. “İşim şifacılık değil ama yeteneklerimi de köreltmek istemem, hiçbir konuda.”
💬
Ona baktım, yüzünde alaycı bir ifadeyle çantasını karıştırmaya devam ediyordu. Onda ilk dikkatimi çeken şey saçları olmuştu. Saçlarının bir yarısı kan kırmızısıyken diğer yarısı simsiyahtı. Kaşlarına kadar uzanan kâkülleri vardı, yüzü küçüktü. Kalkık bir burnu vardı, ucu küçük bir topa benziyordu. Bana doğru döndü, gözlerinin rengini daha net görmüştüm. Abim gibi ela gözlere sahipti fakat onun yeşili daha baskın görünüyordu. Onu incelediğimi fark etmiş olmalı ki kaşlarını kaldırdı. Bu kadar dikkatli incelemek utanmama neden olmuştu.
💬
“Evet, daha önce tanışmadık,” diyerek yanıma sokuldu. “Ben Ursula. Endymion ve senin gibi bir gardiyanım.”
💬
Gözlerimi kırpıştırarak şaşkınlıkla ona baktım. “Doktor olan bir gardiyan mı?”
💬
Omuz silkip arkasını döndü, deri çantayı eline aldı. “Dedim ya, şifacı ya da doktor değilim. Sadece yeteneklerimi yeri geldiğinde kullanıyorum. Neyse, ben diğerlerine haber vereyim. Yakında tekrar görüşeceğimize nedense eminim.”
💬
Bana göz kırptıktan sonra arkasını dönüp kapıya yöneldi. Deri, vücudunu saran bir tulum giymişti, uzun kolluydu. Ayaklarında da kalın tabanlı botlar vardı. Uzun saçları sırtına çarpacak şekilde başını hızla hareket ettirip bana baktım. Kısa bir an beni dikkatle inceledi ve ardından odadan çıktı. Garip bir andı.
💬
Yanaklarımın içini şişirirken sırtımı güçlükle yatak başlığına yasladım. Tuttuğum nefesi dışarı verip sargılı bileğime baktım. Tenimin görünen yerlerinde yeşil lekeler vardı. Galiba o kadın yaraya bir şeyler sürmüştü. Ama neden sargı dirseklerime kadar uzanmıştı? Sadece bileğimin yandığını hatırlıyordum.
💬
Kapı gürültüyle açılınca irkilerek kapıya baktım. Noris kireç gibi bir yüzle bana doğru gelirken Endymion ve Briella da arkasından girmişti. Ashton neredeydi?
💬
“Dokuz kuyruğum varsa sekizini bir kertenkelenin korktuğunda kuyruğunu düşürdüğü gibi düşürmüş olabilirim,” dedi Noris yanıma otururken. Söylediği şey beni güldürmüştü. “Maalesef tek kuyruğum var, düşürmemek için çok çaba sarf ettim.”
💬
“Aptal,” dedim gülümserken. Bir an onun da acı çığlıklarını duyduğumu hatırladım, engelleyemediğim bir endişeyle ona baktım. “Sen iyi misin?”
💬
Tam cevap verecekken Briella onu kenara itip yere düşürdü ve onun az önce oturduğu yere oturdu. “Sadece o an senin hissettiklerini kendi yaşıyormuş gibi hissetti, bir şeyi yok.” Ters ters yerde oturan adama baktı. “Ona bir şey olmaz, şu tipe bak.”
💬
“Sen çok kırıcı konuşan bir kadınsın,” diye homurdandı Noris. Onlar anlamadığım bir hızda didişmeye başladığında gözlerim kenarda duran Endymion’a kaydı. Çatık kaşlarla beni izliyordu. Neden öyle baktığını anlayamamıştım ama şu an buna kafa yormak istemedim.
💬
“Abim nerede? Delirmiş olmalı o hâlimi görünce,” dedim, Noris dudaklarını bastırarak bana baktı.
💬
“Abinin haberi yok. Endişelendirmek istemediler,” dedi Endymion. “Bu aptallar bu kadar korktuysa abin bilse ne olurdu düşünmek istemiyorum. Şu ikisiyle uğraşmak yeterince zordu.”
💬
“Bize diyene bak,” dedi Briella homurdanarak fakat Endymion’un bakışlarını görünce konuşmaya devam etmedi.
💬
“Yine de kaleye dönmediğimi fark edince endişelenmiştir. Bütün gece beni göremedi,” diye fısıldadım, sesim üzgün çıkmıştı.
💬
“Şey,” diye fısıldadı Noris de. “Aslında üç gece oldu…”
💬
“Ne?” Yaslandığım yerden doğrulurken kolumdaki acı yine kendini belli etmişti. “Gerçekten delirmiştir.”
💬
“Merak etme, bir işimiz olduğuna onu inandırdım,” dediğinde Endymion, kaşlarımı çatarak ona baktım.
💬
“Sence o buna inanmış mıdır?” Omuz silkerek gözlerini pencereye çevirince sinirle homurdandım. “Hemen onu görmem gerekiyor.”
💬
“Biraz iyileş, sen kendini iyi hissettiğinde onu buraya getireceğim,” dedi Noris. Gözlerimi kısarak ona baktığımda ellerini kaldırdı. “Nerede kaldığını görüp kendini rahatlatması gerekiyor.”
💬
Bıkkınca nefesimi üflerken çakal kız kıkırdıyordu. Bazen o soğuk yüzüne rağmen nasıl sevimli görünebildiğine şaşırıyordum.
💬
Birkaç saat öylece yatakta uzanmıştım. Noris arada gelip kolumdaki sargıyı açıyor, tuhaf bir krem sürüyor ve tekrar temiz bir bandajla sarıyordu. Briella da benim için yiyecek bir şeyler getirmişti. Endymion ise odadan hiç çıkmamış, geniş kanepeye boylu boyunca uzanıp uyuklamıştı. Aslında benimle ilgilenmeleri -Endymion hariç çünkü o uzanmakla meşguldü- hoşuma gitmişti. Oysa beni birkaç gündür tanıyorlardı. Belki Noris koruyucum olduğundan yapıyordu ama Briella yardım etmek zorunda değildi, ki bence Noris de değildi.
💬
İlerleyen saatlerde kolumun ağrısı biraz artmıştı, gözleri her an üzerimde olan Noris yine tam zamanında gelmiş, bana garip kokan bir şey içirmişti. Birkaç yudum içtikten sonra gözlerimi açık tutmam zor olmuştu. Deliksiz bir uykuya yatmıştım. O deliksiz uykum yine rüyasız ve boşlukta geçmişti. Boşluğun benim zihnim olduğunu düşünmeye başlamıştım.
💬
Tekrar gözlerimi açtığımda ise gün yeni doğuyordu. Bedenim eskisinden daha iyi hissediyor, küçücük bir acı bile hissetmiyordum.
💬
Uykulu gözlerle hâlâ tam aydınlanmamış olan odaya bakındım. Endymion aynı kanepede uzanıyordu, uyuyor gibi görünüyordu. Örtüyü kenara itip yavaşça yataktan indim. Kirlenmiş kıyafetlerimi hatırladım fakat onlar yerine üzerimde uzun, ipek bir gecelik vardı. Bana ait olmadığını biliyordum, Briella’ya ait olmalıydı. Çıplak ayaklarla sessiz olmaya özen göstererek pencereye doğru yürüdüm. Şatonun çok yakınında, hemen biraz üstünde bulutlar vardı. Güneşin doğuşuyla birlikte sıcak bir renge bürünmüşlerdi. Her ne kadar bu görüntü benim için garip olsa da gülümsememi de sağlıyordu. İnsanın içini huzur dolduran bir görüntüydü. Merak dolu gözlerle bulutlara baktığım sırada arkamda bir tıkırtı duydum.
💬
“Heyecanla bakıyorsun.” Bir ara onun uyuma numarası yaptığını, bir insanın bu kadar çok uyuyamayacağını düşünmüştüm ama sesindeki boğukluk yeni uyandığını gösteriyordu.
💬
“Bulutlar çok yakın,” dedim omzumun üzerinden ona bakarken.
💬
“Daha sık göreceksin, daha sık gördüğün için de bir süre sonra sıkılacaksın,” derken başı önüne eğikti, parmaklarıyla siyah saçlarını karıştırıyordu.
💬
“Bir süre sonra seni görmekten de sıkılacağım o hâlde,” deyip burun büktüğümde başını kaldırmadan gözlerini yüzüme dikti.
💬
“Hiç sanmıyorum,” dedi, gözleri daha koyu renk görünüyordu. Gözleriyle beni süzüp tekrar gözlerime baktı. “Çok sık burada olmuyorum.”
💬
“Bir şeyi merak ediyorum,” deyip kalçamı pencerenin kenarına yasladım, tamamen ona doğru döndüm. “Madem bir yerde kalmak için bağ gerekiyor, nasıl oluyor da sen istediğin yerde kalabiliyorsun?”
💬
“Noris sana böyle mi söyledi?” dediğinde kaşlarım çatıldı. “Büyük ihtimalle kaçıp sorun çıkarmaman için söylemiştir.”
💬
“Ne konuda yalan söyledi?”
💬
“Evet, şu an gidemezsin, hem bir tutulma yaşamadınız hem de orada bağlı olduğun biri yok,” derken onu dikkatle dinliyordum. “Tutulmadan sonra istediğin evrene gider, istediğin evrende kalırsın. Her evrende gardiyanlara ait bir ev var. O evrene ait olmasa bile istediği an diğer gardiyanlarla kalabilirsin. Castor’da da Akrebin Kalbi gibi bir yer var.” Yavaşça boynunu esnetti. “Antares ve Castor’u birbirine bağlayan köprüye sahibim. İster orada kalırım ister burada, Akrebin Kalbi’nde.”
💬
“Ben gidebiliyorum ama abim benim yüzümden buradan çıkamıyor,” dedim, yine karnım ağrımıştı.
💬
“Senin bir suçun olduğunu düşünmüyorum.”
💬
“Castor diye bahsettiğin yeri daha çok seviyor olmalısın,” diye fısıldadım konuyu değiştirme ihtiyacıyla. Neden burayı sevmiyordu ki? Onun gibi böyle durumlara -farklı evrenler durumu- alışık biri için bu şato ve şehir çok güzel olmalıydı.
💬
“Ne fark eder? Sevsem de sevmesem de korumak zorundayım.” Bir an cümlesinin altında yatan farklı bir duygu olduğunu hissetmiştim ama irdelemenin pek de haddim olduğunu düşünmüyordum. O da bu konulardan bahsedecek gibi durmuyordu.
💬
“Oradaki şatoda kalan biri var mı peki? Yoksa senin gibi canları nerede isterse orada mı kalıyorlar?”
💬
“Çok meraklı bir kadınsın,” dedi gülerken. “Ursula orada kalıyor. Onun haricinde pek gidip kalan olmuyor. Hem orası burası gibi bir şato değil, bir gün görme şansın olacak.”
💬
Gözlerimi ilk açtığımda başımda dikilen kadından bahsediyordu sanırım. Belki arkadaşı ya da yakınıydı, bu yüzden orada kalmayı tercih ediyordu. Ama neden bana benimle burada kalacaksın demişti ki o zaman? Kaşlarımı çatarken elimi yaralı olan kolumun üst kısmına sürttüm. Şimdi düşününce bu koca şatoda tek kalma düşüncesi beni ürkütmüştü. Noris’in beni yalnız bırakmayacağını biliyordum ama yine de abim de olsa daha mutlu hissederdim. Abimi düşünmek göğsümü bulandırdı.
💬
“Kahvaltını yap, sonra da Briella sana odanı göstersin,” dedikten sonra kanepeden kalktı, kırışmış gömleğini düzeltti. Tabii buna düzeltmek denirse.
💬
“Burada kalacağımı düşünmüştüm,” diye mırıldandım. Üzerime bir ağırlık çökmüştü.
💬
“O gün aceleyle seni ilk bulduğum odaya getirdim, senin odan yukarıda.” Boynu tutulmuş olmalıydı, boynunu esnetip duruyordu. Yüzümü dikkatle inceledikten sonra kapıya yöneldi. “Dinlenmeyi ihmal etme,” dedi ve odadan çıktı.
💬
Odam yukarıda mıydı? Böyle giderse giriş kata inmek için sabah olmadan uyanmam gerekecekti, öğle saatlerine kadar inebilirdim herhalde…
💬
Parmaklarımı dirseklerime uzanan bandajda gezdirdiğim sırada dalgın gözlerim duvara sabitlenmişti. Yine suçumun olmadığını bildiğim ama kendimi suçlamaktan da geri duramadığım bir durumdaydım. Birinden kurtulduğumuzu biliyordum, bunu görmüştüm. Bir ruhtan kurtulmuş olmak diğer ruhun hâlâ dışarıda olduğu ve tehlikede olduğumuz gerçeğini değiştirmiyordu, bu da içimin rahat olmasına engel oluyordu. Tekrar bir plan mı kuracaklardı yoksa akıllarında başka bir şey mi vardı bilmiyordum ama aynı planın işe yaramayacağının farkındaydım. Kollarımı bedenime dolayıp odadan çıktım. Çıplak ayakla mermer yüzeyde yürüyor olmak rahatsız hissettirmemişti, aksine o soğukluk üzerimdeki ağırlığı yok ediyor gibiydi.
💬
Geniş merdivenleri inerken elimi merdivenin kalın korkuluğunda kaydırdım. Sanırım ilk kez kendimi burada yaşarken düşünebiliyordum. Belki bu yanlıştı, belki düşünmem gereken çok şey vardı ama kendimi bu düşünceden alıkoyamadım. İnsanların her türlü duyguya alışabileceğini, alışmanın bir insanın kaçamayacağı şeylerden olduğunu biliyordum. Sanırım ben de artık alışıyordum. Bir nevi alışmaktan başka çarem de yoktu.
💬
Son birkaç merdiven kala durdum, önümde uzanan geçiş salona baktım. Üzerimdeki uzun gecelik aniden durmamla beraber ayak bileklerime dolanmıştı. Bir haftadır bu evrendeydim. Aklımın hayalimin duracağı şeyler görmüş, yaşamıştım. Bunların henüz çok küçük şeyler olduğunu, daha büyük şeyler yaşayacağımın zaten farkındaydım. Küçük bir çocuk değildim, tehlikeleri de ciddiyeti de ayırt edebiliyordum. Ve her ne kadar anlamakta ve kabullenmekte hâlâ zorlansam da ben, tehlikeli ve ciddi bir şeyin içindeydim. Alışıyordum.
💬
Kalan birkaç merdiveni de inerken merdiven boşluğuna baktım, yükseklik gerçekten başımı döndürmüştü. Bu şatoda girişe inen kestirme yollar var mıydı? Bu düşünce anlık beni güldürdü, başımı iki yana sallarken geniş salona göz gezdirdim. Salonun iki ucunda da uzun koridorlar vardı, koridorlar fazla ışık almıyordu, bu yüzden sadece kapıları görebiliyordum. Geniş salona dikilmiş kalın kolonların bazı kısımlarında çatlaklar görmüştüm.
💬
Meraklı gözlerle duvardaki desenleri incelediğim sırada merdiven boşluğunda yankılanan sesleri duydum. Bu salon bana eski bir saray dizaynını anımsatmıştı. Her türlü sanata karşı duyduğum yoğun bir ilgi vardı ve bu salon kesinlikle sanat gibi kokuyordu.
💬
Sağ taraftaki koridorda gözümü alan bir ışık parladı, omzumun üzerinden koridora baktım fakat bir ışık yoktu. Kaşlarımı çatarak bedenimi koridora doğru döndürdüm. Merak duygusu sivri uçlu tırnaklarıyla içimi kazımaya başlamıştı. Koridora doğru yürümeye başladığımda hâlâ merdiven boşluğunda yankılanan sesleri duyuyordum, Briella’nın sesini de duymuştum ama tanımadığım sesler de vardı.
💬
Sol tarafımdaki duvar sıralanmış kapılardan oluşuyordu. Sağ tarafım ise boştu, korkuluklardan aşağıya bakıldığında aşağıdaki geniş salonu görebilirdiniz. Zemin parlaktı, orta kısımda daire şeklinde oyulmuş bir desen vardı. Tekrar kapılara baktım. Koridorun diğer ucunu göremiyordum, oldukça uzundu ve ortamdaki loşluk da buna eklenince bittiği noktayı seçebilmek zordu. Aniden sağ tarafımdan hızla bir şey geçti, geceliğimin eteği hareketlenirken refleks olarak başımı diğer tarafa çevirdim. Korkuyla etrafıma baktım, hiçbir şey yoktu. Geceliğin ince kumaşını sol avucuma alıp sıktım, rüzgâr falan olabilir miydi?
💬
Arkamı dönüp salona dönecekken tekrar yanımdan hızla bir şey geçti. Bu kez rüzgârını daha sert hissetmiştim. Sırtımı iki kapı arasındaki boşluğa, duvara yasladım. Aynı anda kulaklarıma fısıltılar da dolmaya başlamıştı. Salondan çok uzaklaşmış değildim, hemen buradan çıksam iyi olacaktı.
💬
Avucumdaki kumaşı daha sert sıkıp ayaklarıma hareketlenmeleri için komut verdim. Hızla salona doğru yürümeye başladığım sırada arkamda açılan bir kapının çıkardığı sesi duydum. Gözlerim korkudan irileşirken kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi gürültüyle çarpıyordu. Adımlarımı durdurmadım, hızla yürümeye devam ettim. Kapı sesinin ardından adım sesleri de duymaya başlamıştım. Kulağımda patlayan bir çığlıkla aynı şiddette çığlık atarak koşmaya başladım. İndiğim merdivenlerin devamı olan merdivenlere doğru dönüp koşarak ilerledim. Korkudan gözlerim dolmuş, hıçkırığım boğazımda takılı kalmıştı.
💬
Koşarak indiğim merdivenlerde aniden biri önüme çıkıp belimi kavrayarak sırtımı korkuluklara yasladı. Aldığım nefeslerle göğsüm hızla inip kalkıyordu. Sırtım korkuluklara çarptığı an fısıltılar kesildi, adım sesleri de duymuyordum. O çığlık da neydi?
💬
“Sakin ol,” diye fısıldadı. Dolu gözlerle göğsüne bakıyordum. Mağarada yaşadığım o an aklıma geldi, o anda da böyle bir korku hissetmiştim. “Seni bu kadar korkutan şey ne?”
💬
Gözlerimi kaldırarak yüzüne baktım, kaşları çatılmıştı, ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibi görünüyordu. “Koridorda yürürken yine o fısıltıları duydum,” diye mırıldandığımda kaşları daha da çatıldı. “O ruh burada olabilir mi? Girebilir mi buraya? Yanımdan bir şeyin geçtiğini hissettim.”
💬
“Sana öyle gelmiş olmalı,” dedi anlayışlı bir sesle. “Her yere girebilir, evet ama buraya giremez, buradaki tehlikeyi bilir.”
💬
“Bana öyle gelmiş olmalı,” dedim ama öyle gelmemişti, bir tuhaflık olduğuna emindim.
💬
“Hâlâ yorgun olmalısın,” dediği sırada belimde duran elini yavaşça geri çekti. “Endişelenme, burada güvendesin.”
💬
Endymion’un sözleri ile yüzünden geçen ifadeler birbirine zıttı. Bir şeylerden şüphelenmiş gibi görünüyordu. Onu izlediğimi fark edince yüzündeki bütün ifadeleri geri çekti, dudağının kenarını yukarı kıvırıp kolunu dirseğinden kırarak bana doğru uzattı.
💬
“Bir de koşarken merdivenlerden yuvarlanırsan seni birkaç ay yataktan kaldıramayız, yemek salonuna kadar sana eşlik edeyim,” demesi yüzümü buruşturmama sebep oldu. Uzattığı koluna girerken ona ters ters bakıyordum ve bu onu keyiflendiriyordu.
💬
Birlikte sessizce merdivenleri indiğimiz sırada aklımda hâlâ az önceki yaşadıklarım vardı. İstesem de zihnimi uzaklaştıramıyordum. Endymion sanki bunu anlayabiliyormuş gibi kolundaki elime diğer eliyle hafifçe vurdu. Bunu yaparken ileriye doğru bakıyordu. Dengesiz bir adama benziyordu. Bir anda çok umursamaz olabiliyorken bir anda da anlayışlı bir adam dönüşebiliyordu. Gerçi umursamaz olmasının bana bir zararı yoktu, bazen ben de çok umursamaz bir kadın olabiliyordum.
💬
Birlikte kapısı olmayan bir salona girdik. Çok büyük bir salon değildi ama pencereleri daha önce burada gördüklerimden daha büyüktü. Salonun tam ortasında uzun, siyah eskitme ahşap bir masa vardı. Masada toplam, yanlarda altışar tane olmak üzere on dört sandalye vardı. Karşımızdaki, yani masanın arkasında kalan duvar bordo, üzerinde siyah desenlerin olduğu bir duvar kâğıdı ile kaplıydı. Salonda bu masa haricinde hiçbir şey yoktu. Masanın üzerinde birçok çeşit yemek vardı. Yemeklere bakarken midem kasılmıştı, yemek yemeyi seven biriydim ama bu aralar yemek yiyecek kadar bile aklım yerinde değildi.
💬
“İstediğin yere oturabilirsin,” dedi. “Noris birazdan abini getirir, inanmaması konusunda haklıymışsın.” Haksız çıkmak canını sıkmış gibi gözlerini devirdi.
💬
“Kendimi iyi hissediyorum, iyi hissederken beni görmesi herkes için daha rahatlatıcı olacak,” derken uzun masanın başköşesine kuruldum. Bir an Endymion kaşlarını kaldırarak bana baksa da sonrasında gülmüştü. “Senin yerinse kalkabilirim.”
💬
Omuz silkerken sağımdaki sandalyeyi çekip oturdu. “Bu tür komplekslerim yoktur. İstediğin yere oturmanı ben söylemiştim.”
💬
Kollarımı masanın üzerine koyup bağladım, gözlerimi parlak, beyaz servis tabağına indirdim. Biz konuşmadan öylece otururken birkaç kadın gelip gitmiş, masaya yeni tabaklar bırakmıştı. Farklı insanlar görmek biraz olsun iyi geliyordu. İstemsizce Holly’yi düşündüm. Çok anaç ruhlu bir kadındı.
💬
“Keşke telefonum yanımda olsaydı,” diye mırıldanırken Endymion’un bakışlarını yüzümde hissettim.
💬
“Burada kullanamazdın,” dedi sakin bir sesle.
💬
“Telefonun ne olduğunu biliyorsun değil mi?”
💬
“Elbette,” derken alayla güldü. “Castor teknoloji olarak gelişmiş bir yer olsa da Antares daha farklı. Burada haberleşmek için farklı yollar kullanırız.”
💬
“O zaman bir telefona sahipsin?” dedim sorar gibi. Bahsettiği diğer evrene olan merakım artıyordu.
💬
“Evet ama pek kullandığım söylenemez,” dediği sırada salona girenlerle dikkatim o yöne çevrildi.
💬
Noris ve abim içeri girdiğinde abimin gözleri direkt olarak bana saplandı. Endişeyle bedenimin görünen kısımlarını inceledi, gözleri kolumda takıldı. O gözlerden geçen korkuyu gördüğümde, birazdan yaşanacak olan kaosun farkına vardım. Koşar adımlarla yanıma geldi, Endymion tuhaf bir ifadeyle ona bakıyordu. Bazen bakışlarından abimin tavırlarını yadırgadığını seziyordum.
💬
“Koluna ne oldu?” dedi gergin bir sesle, yavaşça kolumu ellerinin arasına aldığı sırada diz çökmüştü.
💬
“Önemli bir şey değil,” dedim sakince, onu yatıştırmak ister gibi. “Biliyorsun sakar biriyim, yine takılıp düştüm.” Ben gülmeye çalışmıştım ama yüzündeki ifade gülüşümü yüzümde soldurdu.
💬
“Bu nasıl düşmek?” Sesi iyiden iyiye geriliyordu. Sinirle diğerlerine döndü. “Korumaktan kastınız bu muydu? Bir de bana düştüm diye yalan söylüyor.” Gözlerini tekrar bana çevirdi, ela gözleri nasıl simsiyahmış gibi bu kadar koyulaşmıştı? Göz bebekleri bütün rengi arkasına almıştı.
💬
“Onların bir suçu yok,” dedim dişlerimin arasından. Noris suçlu bir yavru köpek gibi bakıyordu. “Benim dikkatsizliğim.”
💬
“Öyle bile olsa seni korumak zorundaydılar.”
💬
“Hiçbir şey için zorunda değiller. Küçük bir çocuk değilim, benim bakıcılığımı yapacak da değiller,” derken gözlerine bakıyordum. Endişelenmesini anlıyordum, bu yüzden ona kızamazdım ama bazen koruyucu tavrı abartıya kaçabiliyor, doğru ile yanlışı karıştırabiliyordu.
💬
“Endişelendiğim için suçlu ben mi oluyorum?” Yavaşça ayağa kalkarken başım da onun hareketiyle orantılı yukarı kalkmıştı.
💬
Oturduğum yerden kalkıp sol taraftaki, Endymion’un karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum. Ardından elimle az önce oturduğum sandalyeyi işaret ederek, “Otur lütfen,” dedim. Ashton bir süre yüzüme baktıktan sonra sandalyeye oturdu. “İyiyim, kendini bu kadar hırpalama.”
💬
“Kolay bir şeymiş gibi,” derken homurdanmıştı.
💬
“Seni suçlamıyorum,” dediğim sırada Noris yanıma, Briella da Endymion’un yanına oturmuştu. “Sadece buna ikimizin de alışması gerekiyor. Ufak tefek de olsa yaralanmalar yaşayacağım.” Bu söylediğim şey onu duraksattı. “Öyle bakma. Masabaşı iş yapmayacağımı, ki o işte bile bir tehlike olabilir, ikimiz de biliyoruz.”
💬
“Kabullenmişsin,” dedi, gözleri şimdi dalgın bakıyordu.
💬
Omuz silktim. “Başka yolu yok, Ashton.”
💬
Bunlar son konuşmalarımız olmuştu. Geç de olsa herkes önündeki tabakları yiyeceklerle doldurmuş, yemeklerine başlamıştı. Ortamda gergin bir hava vardı, kimse birbirine bakmadan yemekleriyle oynuyordu. Ağzımdakini yavaşça çiğnerken bakışlarım Endymion ile çarpıştı. Bardağı dudaklarına yasladı, ardından büyük bir yudum aldıktan sonra bardağı sertçe masaya bıraktı. Bu ses herkesin dikkatinin ona yönelmesine neden oldu.
💬
“Ashton,” dedi dirseğini masaya yaslayıp abime dönerken. “Kovaladığımız iki ruhtan birini geldiği yere yolladık ama bir tanesi kaçmayı başardı.” Abim bunu neden ona anlattığını anlayamamış bir şekilde ona bakıyordu. “Astrid şimdi daha iyi, toparlanması kolay oldu onun için. Onunla birlikte yarın diğer ruh için harekete geçeceğiz.”
💬
Abim aniden öksürmeye başlayınca telaşla elimi sırtına bastırdım, diğer elimle su dolu bardağı ona uzattım. Ne yaptığını anlamaya çalıştığım sırada çatık kaşlarla Endymion’a bakıyordum. Abim suyu içtikten sonra bardağı masaya koyup ona baktı.
💬
“Bana kardeşimin tekrar tehlikede olacağını mı söylüyorsun?”
💬
“Hayır,” dedi Endymion, yüzünden hiç de öyle anlaşılmıyordu. “Haber vereyim dedim, abisisin sonuçta.”
💬
“Yarın mı?” dedim abimi es geçerek.
💬
“Evet, Noris abini kaleye bıraktıktan sonra dönecek, sana durumu anlatır,” deyip tekrar yemeğine döndü.
💬
Elimi abimin elinin üzerine koyup, “Endişelenme, bunu da hemen halledeceğiz,” dedim. Buna inanmadığını gözlerinden anlayabiliyordum.
💬
“Tuhaf,” dedi Briella. “O günden sonra kömüre dönüştürülen bir insan haberi gelmedi.”
💬
“Saklanıyor olmalı.” Noris düşünceli bir şekilde gözlerini kıstı. “Yine de beden arayan bir ruh için dört gün uzun bir süre.”
💬
“Evet, zeki hayvanlarım,” dedi Endymion. “Sizce neden olabilir?”
💬
“Ben senin hayvanın değilim,” diyerek çatık kaşlarla baktı Noris.
💬
“Bana karşı çok kaba konuşmalar içerisindesin,” derken parmaklarının arasına etini kestiği bıçağı almıştı. “Kuyruğunu keserim.”
💬
Tek kaşımı kaldırarak ona baktığımda bakışları bana dokundu. “Ona karşı kibar olursan o da sana karşı olacaktır. Bu sayede ‘kimsenin’ kuyruğu kopmaz,” diyerek sırıttığımda Noris sandalyesini bana doğru yaklaştırıp sokuldu.
💬
“Harika bir kadınsın,” deyip dirseğini masaya koydu Noris, çenesini avucuna yaslarken bana bakıyordu.
💬
“Beni hiç bu şekilde korumamıştın,” diye homurdanarak Endymion’a baktı Briella. “Şu tilkiden ne eksiğim var?”
💬
Endymion, “Nankör çakal,” derken Briella’ya değil Noris’e bakıyordu. Bakışlarında tehditkâr bir ifade vardı.
💬
Artık onlarla daha kolay iletişim kuruyordum. Özellikle Noris’e karşı önleyemediğim bir koruma içgüdüm vardı. Bir ara bana benden iki yaş büyük olduğunu söylemişti. Buna rağmen bana yaklaşımı küçük bir çocuktan farksızdı. Normalde sert bir mizacı vardı, bazen bana karşı bile duvar olabiliyordu. Bazense bu şekilde sevgi isteyen bir yavru köpeğe dönüşüyordu…
💬
Onlar kendi aralarında konuşurken abimin yüzünde küçük bir gülümseme yakalar gibi oldum. Zamanla abimin de onlara alışacağına emindim. Alışma evresini benden daha zor atlatıyordu. Sanırım ben de onun gibi sadece seyirci olsaydım, bu olayın tam ortasında olmasaydım, alışmam zaman alırdı.
💬
Yemeğin devamı daha normal geçmişti, bir şekilde az da olsa sohbet etmiştik. İlerleyen saatlerde ise Noris abimi kaleye geri götürmüştü. Abim benden ayrılırken buruktu, onu o şekilde görmek benim de enerjimi düşürmüştü. Daha önce de söylediğim gibi, insan her şeye alışıyordu, buna da bir gün alışacaktım. Endymion da ortadan kaybolmuştu, Briella ise benimle kalmış, bana odamı göstermeyi teklif etmişti.
💬
Koridoru dönüp merdivenlere yaklaştığımız sırada yanaklarımın içini şişirdim. “Neden bu kadar merdiven var ki? Bir yerden bir yere gitmek için saatlerimi harcayacağım galiba.” Briella sitemime gülüp beni sargılı olmayan kolumdan çekti.
💬
“Merak etme, zaten çıkmak zorunda değilsin,” deyip merdivenlerin diğer tarafındaki koridora ilerlemem için beni yönlendirdi.
💬
Çift kanatlı demir bir kapının önünde durduk, Briella demir kapıyı açınca ahşap bir kapı daha belirdi. Şaşkınlıkla ona baktım, ahşap kapıyı açtığında ise bizi küçük bir kabin karşılamıştı. Kolumdan tutmaya devam ederken beni kabine çekti, ben şaşkın bir ifadeyle ona bakmaya devam ettiğim sırada eski görünümlü bir düğmeye bastı.
💬
“Tutulmadan sonra buna binmene gerek kalmayacak ama şimdilik bununla idare et, insan nefesin bu şato için yeterli olmaz.” İçinde olduğumuz kabin hafifçe sarsıldı, daha sonra yavaşça yükseldiğini hissettim.
💬
“Neden ihtiyacım olmayacak?” diye sordum. Madem böyle bir asansör vardı, neden merdivenle uğraşmak zorunda kalmıştım? Ağzımın içinde homurdanarak kabinde göz gezdirdim. Üstelik elektriğin bu evrende olmadığını sanıyordum, kim bilir daha nelerle karşılaşacaktım.
💬
“Koruyucun bir tilki,” dedi. “Tutulmadan sonra tamamen eşleştiğinizde sen de onun gibi hızlı koşabileceksin. Belki başka özelliklerinden de etkilenirsin.”
💬
“Özel güç gibi mi?” diye iri gözlerle ona baktığımda kahkaha atarak gülmüştü. Onu ilk kez böyle gülerken görmüştüm.
💬
“Tam olarak öyle değil, bunu yaşayarak öğrenirsin,” dediği sırada gülmeye devam ediyordu. İçinde olduğumuz kabin yine hafifçe sarsılarak durdu. Briella kabinin kapısını açıp demir kapıyı da iterek bana yol açtı. Önümde tek bir koridor vardı, koridorun duvarlarında cam fanuslar, fanusların içinde ise kalın ve uzun mumlar vardı. Elektrik varsa neden mum kullanma gereği duyuyorlardı?
💬
Beraber koridorda yürümeye başladık. Uzun koridor boyunca sadece karşılıklı duran iki kapı vardı. Solumda kalan kapının önünde durunca ben de durdum, sonra kapıyı açtı.
💬
Odaya girdiğimde en şaşırdığım şey odanın bembeyaz oluşuydu. Bu evrenin ve evrendeki her şeyin siyah, gri ve kırmızı tonlarında olduğunu düşünmüştüm. İrileşen gözlerim odaya bakarken hayranlıkla parıldıyordu, buna emindim. Zemin beyaz ve parlaktı. Kapının karşısında kalan duvarda uzun ve büyük pencereler vardı. Pencerelerin üzerinden yere kadar uzanan saten, beyaz perdeler ütülü gibi görünüyordu. Hâlâ çıplak olan ayaklarımla odanın tam ortasında durdum. Sağ tarafımda, üç dört kişinin rahatça yatabileceği kadar büyük bir yatak vardı. Yatağın tam üzerinden, tavandan yatağın kenarlarına süzülen bir asma perde vardı.
💬
“Güzel olmuş mu?” Briella dudakları yukarı kıvrılırken bana baktı.
💬
“Çok güzel,” diye mırıldandığım sırada odayı incelemeye devam ediyordum.
💬
“Bütün bu güzelliği hazırlayan benim, bir başkası değil,” derken elini göğsüne bastırmıştı. Gülerek ona baktım.
💬
Odada leke gibi duran tek şey siyah ahşap kitaplıktı. Kapının hemen yanındaki duvarda boylu boyunca uzanıyordu. Kitaplığın karşısında beyaz deriden, büyük iki kanepe vardı, o kısımda ince bir halı da görmüştüm. Buraya geldiğimden bu yana ilk kez halı görüyordum sanırım. Yatağın olduğu duvarda, köşede bir kapı vardı. Aynı zamanda kanepelerin olduğu kısımda da bir kapı vardı.
💬
Briella anlamış gibi kanepelerin olduğu taraftaki kapıyı gösterip, “Orası kıyafetlerini ve özel eşyalarını yerleştirebileceğin küçük bir oda,” dedi, ardından diğer kapıyı gösterdi. “Orada da bir banyo var.”
💬
Minnetle ona baktım, benim için neden bu kadar uğraştığını anlamıyordum. “Bu kadar uğraşmana gerek yoktu, gerçekten teşekkür ederim,” dedim gülümseyerek.
💬
“Her ne kadar senin koruyucun olmasam da sen de bir gardiyansın, Astrid,” derken parmaklarını yatağın üzerinden sarkan perdede gezdirdi. “Sana saygı duymak, gerektiğinde yardımcı olmak zorundayım. Bu da bizim için bir nevi küçük bir görev.”
💬
“Yine de çok uğraşmışsın,” diye mırıldandım. Elini sallayıp önemli olmadığını söyledi. Ardından pencerelerin olduğu kısma doğru yürüdü.
💬
“Burada çok hoşlanacağın başka bir şey de var,” deyip perdeyi kenara çekti. Uzun kapının kulpunu çevirip açtı. Merakla arkasından ilerledim. Gördüğüm diğer teraslar kadar olmasa da burada da büyük bir balkon, yere dizilmiş birkaç geniş minder vardı. Yanağımın içini ısırırken engelleyemediğim bir heyecanla korkuluklara sokuldum. Sonra nerede olduğumu fark ettim. Yeryüzünden bakınca ürkütücü gelen, bu şatonun bahçesindeyken bile büyüklüğünü ölçemediğim şatonun en tepesindeydim. Minicik görünen şehre bakarken gözlerimin parladığına yemin edebilirdim.
💬
“Briella,” diye fısıldadığım sırada yanıma gelip elini korkuluğa bastırdı.
💬
“Harika, değil mi?” dedi. O bile burada yaşamasına rağmen bundan etkileniyorsa benim hayranlık duymam çok normaldi. “Endymion, yüksekliğin hoşuna gittiğini söyledi,” deyince başımı çevirerek ona baktım. “O bunu söyleyince bu odayı seçtiğim için daha mutlu oldum. Kullanılmaz bir hâldeydi, sen bu evrene geldiğinden beri hazırlıkları yapılıyor.”
💬
“En başından planlar yapılmış,” dediğimde başını salladı.
💬
“Elbette. Sonuçta kalman gereken ve kalacağın yer burasıydı.” Elini korkuluktan ayırmadan bedenini bana doğru döndürdü. “Açıkçası bize zorluk çıkaracağını, seninle uğraşmanın zor olacağını düşünüyorduk. İlk başta da böyle düşünüyordum ama sonra çabuk adapte olduğunu fark ettim. Endymion haricindeki diğer gardiyanların da geleceğinden haberi vardı. Üstelik beni çakalken gördükten sonra korkup bayılmadın.” Kıkırdarken gözleri kısılmıştı. “Arkadaşlık konusunda pek becerikli değilim, hatta bazen aniden sana yükselebilirim ama yardımıma ihtiyacın olursa buralarda olurum.”
💬
“Sen iyi bir çakalsın,” dediğimde bu ona kahkaha attırmıştı. Bir süre orada sohbet ettik. Başta ondan çekinsem de iyi bir kadın olduğunu anlamıştım. Aslında çekinmemin sebebi onu tanımıyor olmam değil, dönüşebilen bir çakal olmasıydı…
💬
Hava yavaşça kararıyor, ben ise hâlâ o balkonda, geniş minderin üzerinde oturuyordum. Ilık bir esinti vardı. Bir ara Noris yanıma gelmiş, Endymion’un yarın için bahsettiği şeyi anlatmıştı. Çenemi dizime yaslarken korkulukların arasındaki boşluktan gökyüzünü izliyordum. Bu sorunun bir çözümü olduğundan ama ilki kadar basit olmadığından bahsetmişti. Onunla birlikte bir tutulma yaşamadığım için ona tam olarak yardım edemiyordum. Briella ve Endymion da sınırlı şekilde yardım edebiliyordu. Bu ruh bizim sorumluluğumuzdaydı ve ben yeterince güce sahip değilken bütün yük Noris’e kalıyordu. Bu o kadar çok canımı sıkmıştı ki, böyle hissetmek yerine keşke evime gidip eski hayatıma dönebilseydim.
💬
Zarar görmesi beni de tehlikeye atmazdı, ölümünden etkilenmeyeceğimi söylemişti. Ama sorun ölümden falan korkmam değildi ki. Onun varlığına diğer her şeyden daha çok alışmıştım. Sanki beni koruması gereken o değildi, asıl korunması gereken oydu…
💬
Başımı doğrulturken yanaklarımın içini şişirdim. Gözlerim küçücük görünen bahçede takıldı, ilk önce tuhaf bir ses duydum, sonra bunun bir tilkiye ait olduğunu anladım. Bu yükseklikten ufacık görünen bedenini görmem de uzun sürmemişti. Oturduğum yerden kalkıp ellerimi korkuluklara yaslayarak ona baktım. Ona bakarken bir anda içimi sebepsiz bir korku sardı. Buna anlam verememiştim. Sonra aklıma bana söylenen bir şey geldi. Yoksa korkuyordu ve ben bunu mu hissediyordum? Bu düşünce kendimi çaresiz hissetmeme neden oldu. Ufacık görünen beden karanlıkta kayboldu, içimdeki korku da yavaşça silinmeye başladı.
💬
Dalgın gözlerimi aşağıya indirdiğim sırada göz ucuyla bir hareketlilik sezdim. Omzumun üzerinden aşağı baktığım sırada onu görmüştüm. Bir alt kattaydı, benim gibi korkuluklara yaslanmış bir şekilde bana bakıyordu. Üzerindeki lacivert gömleğin düğmeleri açıktı, hafif esen ılık rüzgârla gömleğinin etekleri hareketleniyordu. Bir an ona bakarken daha önce hiç görmediğim bir adama bakıyormuş gibi hissettim. Endymion ise bana uzun zamandır tanıdığı birine bakıyormuş gibi bakıyordu. O arkasını dönüp oradan ayrıldıktan sonra bile aynı noktaya bakmaya devam ediyordum.
💬
“Üzgün mü hissediyorsun?”
💬
Kalbim korkuyla boğazıma tırmanırken aniden arkama döndüm. Endymion elleri pantolonunun ceplerinde bir şekilde karşımda dikiliyordu. Korkuyla büyümüş gözlerimi görünce dudakları kıvrılır gibi oldu.
💬
“Üzgün bakıyordun,” dedi, kalbim yavaş yavaş eski ritmine dönüyordu.
💬
“Beni korkuttun,” diye mırıldandım. “Nasıl bu kadar hızlı gelebilirsin?” dediğimde omuz silkti.
💬
“Burada olmak mı seni üzüyor, bu şatoda?” derken sakince bana yaklaşmıştı.
💬
“Hayır,” dedim fısıltıyla. Üzgün mü görünüyordum?
💬
“Öyleyse abini özledin,” dediği sırada yüzümü inceliyordu.
💬
“Hayır.” Durdum. “Yani evet ama kafamdaki şey şu an bu değildi.”
💬
“Ona çabuk bağlandın,” dedi, gözlerimi yüzünden ayırmadan sessizce bekledim. “Endişelenme, ne kadar güçlü olduğunu bilsen şaşırırdın.”
💬
“Elimde değil,” derken parmaklarımla oynuyordum, gerçekten değildi.
💬
“Bunu bana mı söylüyorsun?” Dudakları yukarı kıvrılırken gözlerini altımızda uzanan şehre indirdi. “O tilki seni böyle görmek istemez. Onun için ailesinden birisin.”
💬
“Bir ailesi var mı? Onunla ilgili pek bir şey bilmiyorum.” Yavaşça yutkundum. “Sadece annesinin annemle birlikte gittiğini biliyorum.”
💬
“Bildiğim kadarıyla küçük bir kardeşi vardı ama kayıptı,” dedi, sesi dalgın çıkmıştı.
💬
“Kayıp mı?”
💬
“Evet. Bazen onu aramak için bir süre kayboluyor,” deyip bana baktı. “Başımızdaki beladan kurtulduğumuzda yine uzaklaşabilir bir süreliğine.”
💬
Onun hakkında edindiğim bu bilgi bir yük olup omuzlarıma binmişti. Omuzlarımı düşürürken kendimi tekrar yumuşak minderin üzerine bıraktım. O ise ayakta dikilmeye devam etti. İkimiz de sessizce o balkonda, karanlığın çöktüğü gökyüzünün altında durduk. Burada kendimdeyken kalacağım ilk geceydi. Belki de yalnız hissetmemi istemiyordu. Ya da ben fazla iyimserdim.
💬
Üzerimde hâlâ sabahki gecelik vardı, uyumadan bir duş alıp üzerimi değiştirmeyi aklıma not ederken Endymion hareketlendi. Kapıya doğru döndüğü sırada gideceğini anlamıştım, yeşil gözlerimi sırtına diktim. Tam kapıdan geçmişken durdu, omzunun üzerinden bana baktı. Bir şey söyleyeceğini düşünüp gözlerine baktım. Düşündüğüm gibi olmadı arkasını dönüp odaya girdi. Derin bir nefes aldığım sırada mırıldandığını duydum, bu ses sanki kulağıma fısıldanmış gibi netti.
💬
“Akrebin Kalbi neden sen geldiğinden bu yana endişeli hissediyor, anlamıyorum.”
