6. BÜYÜLÜ SİLAH

💬

🎧: Akine, Cashmere

💬

🎧: Tedy, Warning

💬

Aynadaki yansımama baktığım sırada elimdeki tarak saçlarımın arasından yavaşça kaydı, durdum. Yüzüm artık birkaç gün öncesine kadar olan yorgunluğunu atmış, sağlıklı bir görünüm kazanmıştı. Ekstra bir şey yapmamıştım ve bunun nasıl olduğuyla ilgili bir fikrim yoktum. Yeşil gözlerim de normalde olduğundan daha parlak görünüyordu.

💬

Tarağı masaya bırakıp ellerimi yanaklarıma bastırdım. Güzel bir uyku çekmiştim. Bütün günümü de balkonda, yalnız başıma oturarak geçirmeyi tercih etmiştim. Abimi en son dün görmüştüm, bugün gelmemişti. Onu merak ediyordum ama güvende olduğunu da biliyordum. Bu gece bu işi hallettikten sonra yarın onu görmeye gidecektim, yalnız hissetmesini istemiyordum.

💬

Ellerimi yanaklarımdan indirip dizlerimin üzerine koydum. İçimde beslediğim endişeler hâlâ çok tazeydi. Sanki hiç geçmeyecekmiş gibi de hissettiriyordu ve bu beni sadece korkutuyordu. Oturduğum pufun üzerinden kalkıp kıyafetlerimin olduğu odaya girdim. Briella benim için yeterince kıyafet ve iç çamaşırı almıştı, bunları Castor’dan getirdiğini söylemişti. Buradaki insanların kıyafetleri de bizim evrenimizden çok farklı değildi ama Briella’nın aldıklarını görünce Castor’un kıyafet açısından bizim evrenden hiçbir farkı olmadığını görmüştüm. Bir ara bakma şansım olmuştu, rahat edebileceğim şeyler seçtiği için de ona minnettardım.

💬

Rafların birinden aldığım kotu bacaklarımdan geçirdiğim sırada karşımdaki büyük aynaya bakıyordum. Pantolon kalça kısmından bedenimi sarmıştı, yeterince yüksek bel bir pantolondu, ayak bileklerime doğru genişleyerek iniyordu. Üzerimde sütyen ve pantolon varken kendimi incelemeye başladım. Karnımın üst kısmında, göğüs kısmımda ve omuzlarımda küçük küçük kızarıklıklar vardı. Beyaz, hassas bir tenim olduğundan genelde stresli ve endişeliyken bu şekilde kızarıklıklar oluşurdu.

💬

Beyaz bir tişört alıp giydikten sonra etek kısımlarını kotun içine sıkıştırdım. Gözüm siyah bluza kayıyordu, beğenmiştim ama tişörtle daha rahat hareket ederdim. Ki bu gecenin hareketli geçeceğinden emindim… Ayaklarıma da rahat bir ayakkabı giydikten sonra giyinme odasından çıktım. Odaya geçtiğimde Noris’i yatağın kenarında otururken buldum.

💬

“Ben de seni almak için gelmiştim,” dedi, yüzü sert görünüyordu.

💬

“Geldiler mi?” diye sorduğumda başını salladı.

💬

“Ona güvenebilirsin, bu konularda deneyimlidir.” Derin bir nefes aldım, zaten güvenmekten başka seçeneğim yoktu şu an için.

💬

Noris ile birlikte odadan çıkıp merdivenlere yöneldik. Asansörle inmeyi teklif etmişti ama kendime biraz daha zaman tanımak istiyordum. Birkaç kat indikten sonra büyük salona doğru yöneldik. Seslerini duyuyordum, planın son kez üzerinden geçiyor gibiydiler. Salonun önüne geldiğimizde Noris durdu, önden girmemi ister gibi elini uzattığında başını hafifçe eğdi.

💬

Salona girdiğimde yabancı bir yüzle de karşılaşmıştım. Ursula’nın hemen yanında oturuyordu. Sarışındı, kıvırcık ve uzun saçları vardı. Saçları bir aslanın yelesi gibi kabarık görünüyordu. Başını çevirip omzunun üzerinden bana baktı. Gözleri açık kahverengiydi, göz yapısı o kadar güzeldi ki, bir süre gözlerini izledim.

💬

Ursula da başını çevirip bana baktı, ona bakıp yavaşça gülümsedim. “Merhaba,” diye mırıldanırken oturdukları kanepeye yaklaştım.

💬

“Merhaba,” dedi Ursula, dudakları yukarı kıvrıldı. Endymion’un yanındaki boşluğa oturduğum sırada Ursula’nın yanındaki kadının da sessizce başını sallayıp beni selamladığını görmüştüm. “Görüşeli çok olmadı ama nasılsın?”

💬

“Daha iyiyim, benimle ilgilendiğin için teşekkür ederim,” dedim, sadece başını sallayarak karşılık verdi.

💬

“Hydra,” derken yanındaki kadını gösterdi.

💬

Gözlerimi kadının gözlerine diktim. Neden bana dik dik bakıyordu? “Ben de Astrid, memnun oldum. Yoksa onun koruyucusu da sen misin?”

💬

“Evet,” dedi, ses tonu genç görünüşünün aksine daha olgun çıkmıştı. “Hanımefendinin hizmetindeyim.”

💬

Ursula gözlerini devirip ona baktı. “Hizmetimde olduğunu söylemekten vazgeç. Senelerdir beraberiz, sana arkadaş olduğumuzu bir türlü öğretemedim, Hydra.”

💬

“Arkadaşınız olmam hizmetinizde olduğum gerçeğini değiştirmez,” derken gözlerini Ursula’ya çevirdi. Ona bakarken bakışları yumuşamıştı. Ursula tekrar gözlerini devirdi ama bu sefer sessiz kaldı.

💬

“Şey,” diye mırıldandım. “Yılan falan mı o?”

💬

Cümlem odadakileri güldürürken Hydra’nın da dudaklarının kıvrıldığını görmüştüm. İsmini duyunca onun bir yılan olabileceğini düşünmüştüm, neden bu kadar komik bulmuşlardı ki?..

💬

“Hayır, değil,” deyip yanındaki kadına baktı. “Ama bir yılan kadar sinsi ve zehirlidir.”

💬

Hydra gülerek Ursula’ya baktı. Demek ki ciddi duruşu başka insanlara karşıydı. Acaba o da bir hayvana dönüşebiliyor muydu? Gerçi erk hayvanı olduğuna göre dönüşebilirdi. Acaba o neydi?

💬

“Şaşırmadım,” dedim mırıltıyla, yanağımın içini ısırıyordum.

💬

“Senden istediğim şeyi de getirdin mi?” Endymion hafifçe öne eğilip Ursula’ya baktı.

💬

“İsteklerin bitmiyor, Endymion.” Bacak bacak üzerine atıp çatık kaşlarla ona baktı. “Dua et içimde sana karşı bir kardeş sevgisi var, yoksa canımı sıktığın için canına okurdum.”

💬

“Kardeş misiniz?” Şaşkınlıkla onlara baktım. Sonra Endymion’un kardeşinin olmadığını söylediğini hatırladım.

💬

“Tabii ki hayır,” diyerek yüzünü buruşturdu Ursula. “Bu küçük adam kardeşim olsaydı kendi boğazımı keserdim.”

💬

“Abartma,” dedi Endymion. “Aramızda sadece bir yaş var.”

💬

“Hâlâ benden küçüksün,” dedi yapmacık bir şekilde sırıtarak, Endymion gözlerini devirdi.

💬

“Dilerim ki bu son hatamız olur,” derken bana bakıyordu Hydra. Kaşlarımı çatarak ona baktım. “Evrenler tehlikeye girerse bizi de yok ederler.”

💬

“Endişe etme, küçük kedim. Bu onun suçu değil.” Ursula yavaşça onun dizini okşadı. Kedi miydi?

💬

“Kedi değilim.” Hâlâ aynı ifadeyle bana bakıyordu. Umarım bu onun genel mizacı olurdu çünkü gerilmiş hissediyordum. Hem aklımı mı okuyordu?

💬

“Hydra,” dedi Ursula uyarıcı bir sesle. Hydra gözlerini devirip başka yöne baktığında gergince dudaklarımı birbirine bastırdı. Bir hırıltı duyduğumda gözlerim yerini biliyormuş gibi direkt Noris’i odağına almıştı.

💬

Kurşungeçirmez bir ifade takınmıştı, Hydra’ya bakarken yanıma sokulup kanepenin kol kısmına oturdu. Hırıltı çıkarması Hydra’nın hoşuna gitmiş gibi alayla Noris’e döndü. Ortamın nasıl aniden gerildiğini anlamamıştım ama sebebi de belliydi. Noris’in gerilen sinirlerini de hissedebiliyor olmak beni ekstra etkilemişti.

💬

“İşimize dönelim,” derken sert gözlerle Hydra’ya bakıyordum. Ursula’nın da bakışları bana döndü. Bu işi hemen halletsek iyi olacaktı.

💬

“Ne yapacağını biliyorsun değil mi?” dedi Endymion, onun da sesi gergindi, ortamdaki rüzgârı hissediyor olmalıydı.

💬

“Evet.” Gözlerimi yanımda oturan adama çevirdim. “Ama yem kullanacak olmak bana rahatsız hissettiriyor.”

💬

“Onlar kendileri gönüllü oldu, Astrid.” Gözlerimin içine bakarken gümüş gözleri parlıyordu. Gözlerim burnuna indi, oradan da dudaklarına. Dudakları çok kalın değildi ama ucu dik burnuyla birbirlerini tamamlıyorlardı. Onu hiç dikkatli bir şekilde incelemediğimi, bundan kaçındığımı fark ettim. “Bizim kim olduğumuzu bilen, bazı konularda bize kendi istekleriyle yardım eden insanlar.”

💬

“Ya zarar görürlerse?” Birilerinin zarar görmesini istemiyordum. Nasıl tehlikeli olduklarını tam olarak olmasa da tatmıştım.

💬

“Görmemeleri için elimizden geleni yapacağız.” İçine sert bir nefes çekip ayaklandı. “Gidip şu şekilsizden kurtulalım.”

💬

Herkes üzerindeki gerginlikle oturduğu yerden kalkmıştı. Briella sessizce Endymion’u takip ederken biz de Noris ile beraber arkalarından ilerliyorduk. Şatodan çıkmadan önce Noris birkaç dakikalığına ortadan kaybolmuştu, döndüğünde ise bana ait olan yay ve okları elinde tutuyordu.

💬

“Yanında olsunlar. İhtiyacın olursa kullanmaktan çekinme,” dedi. “Nasıl kullanacağını biliyorsun değil mi?”

💬

Yayı elime alırken alayla ona baktım. “Sence?”

💬

Noris gülerek okların olduğu çantayı da bana uzattı. Hep birlikte o merdivenleri inmiştik. Diğerlerinin aksine ben tek değil, Noris ile birlikte inmiştim. Geçen seferki gibi yardımcı olmuştu.

💬

Karanlığın içinde birer gölge gibi ilerliyorduk. İçinden geçtiğimiz orman serindi, ellerimi kollarıma sürterek ısınmaya çalışıyordum. Bu kez o mağaraya değil, planladıkları başka bir yere gidiyorduk. Neresi olduğunu bilmiyordum ama onlara güveniyordum, ne yaptıklarını biliyorlardı.

💬

“Biz burada ayrılalım,” dedi Endymion, başıyla Ursula’ya ilerideki dar yolu göstererek. “Noris biliyor nereye gideceğinizi.”

💬

Sessizce başımı salladım. Onlar o dar patika yola girdiklerinde biz de Noris’le birlikte düz yolda devam ettik. O önünü net bir şekilde görüyor gibi rahattı ama benim pek de öyle olduğum söylenemezdi. Arada bir takılıp düşme tehlikesi atlatıyordum. O da bunu fark etmiş, gideceğimiz yere kadar bana yürümemde yardım etmişti. Yaklaşık on beş dakika kadar yürümüştük. Sanki yol gittikçe daha da tenhalaşıyordu.

💬

“Oradalar,” dedi Noris fısıltıyla. İlerideki büyük ağacın altında dikilen üç adam vardı. Noris bir hırıltı çıkardığında adamların bakışları bize döndü ama korkmuş gibi görünmüyorlardı. Anlık bir bakış atmışlardı, sonrasında ise aralarında konuşmaya devam etmişlerdi. Sanırım bahsedilen adamlar onlardı.

💬

“Sen burada bekle, bana düşeni yapmam gerek,” dedi. “Diğerleri de etrafta olmalılar. Seni koruyacaklar, geçen seferki gibi bir tehlike yaşamayacaksın.”

💬

“Sorun değil, dikkatli ol,” diye fısıldadığımda başını salladı. Ağaçların arasından geçerek gözden kayboldu. Birkaç dakika sonra tekrar görüş açıma girmişti ama uzaktaydı. Adamların bulunduğu yerin az ilerisinde elindeki bir şeyi toprağın üzerine serpiyordu. İlgili gözlerle onu izlediğim sırada arkamdan esen rüzgârla ürperdim. Bir an mağaradaki o ânı hatırladım, bu içimdeki korkuyu tetikledi. Kollarımı bedenime sararak onları izlemeye devam ettim.

💬

Noris tekrar kaybolduğu sırada arkamda bir patırtı duydum, hızla arkama döndüm. Ardından bir hırıltı duymuştum ama bu beni korkutmak yerine rahatlatmıştı. Briella yakınlarda olmalıydı.

💬

Adamlar az önce Noris’in olduğu yere doğru yürümeye başladı. Endişenin ve korkunun yanı sıra bir heyecan da hissediyordum. Belki şu an için hissedilmesi gereken en saçma duyguydu ama bu engel olabileceğim bir şey değildi. Elimdeki yayı daha sıkı kavradığım sırada onu gördüm. Geriye enkazı kalmış bir yapının yanındaydı. Büyük bir kayanın arkasında duruyordu ama sanki gümüş gözleri onu ele veriyordu. Adamlar daha sesli bir şekilde konuşmaya başladıklarında bulundukları yeri belli etmek istediklerini anlamıştım. Böyle bir tehlikenin içinde oldukları için korkmuyorlar mıydı?

💬

Bir süre daha o şekilde bekledik. Hatta bir an o ruhun hiç gelmeyeceğini bile düşünmüştüm. Üstelik Noris de gelmemişti. Burada tek başıma saklanıyor olmak gerginliğimi arttırıyordu.

💬

Önce ağaçların kuru dalları daha sert bir şekilde sallanmaya başladı. Daha sonra yine fısıltılar duymaya başlayınca zamanın geldiğini anladım. Gözlerim Endymion’un olduğu yere kaydı, bana bakıyor muydu ya da beni görüyor muydu bilmiyordum ama başımı aşağı yukarı salladım.

💬

Adamlardan biri yere düşüp bağırmaya başladığında gözlerimi büyüterek baktım. Birkaç dakika içinde gözlerimin önünde bir kömüre dönüşmüştü. Bir adamdan da benzer bağırışlar çıkınca etrafımda gürültüler kopmaya başladı.

💬

Ursula’yı gördüm, elinde kolum kalınlığında bir halatla koşuyordu. Ağaçların arasında koşan birinin sesini duydum, bir insan değildi, hayvandı. Ama ne Noris’e aitmiş gibi gelmişti ne de Briella’ya.

💬

O ruh bir saniyeliğine de olsa görünür oldu. Ursula elindeki halatı sertçe ona doğru fırlattığında kulaklarımı patlatacak bir çığlık duydum. İnleyerek kulaklarımı kapatırken Ursula bir kez daha halatı fırlattı. Bu halat mıydı kulaklarımdaki çığlığa sebep olan?

💬

Ruh tekrar görünür gibi olduğunda gözlerim irice açıldı. İnanılmaz bir hızla benim olduğum yere doğru geliyordu. Geriye doğru çekildiğim sırada bir şey beni yana doğru itti. Çarpmanın etkisiyle belime giren ağrı bütün bedenimi titretmişti.

💬

Elimi belime bastırdığım sırada yanı başımda duran bacakları gördüm. Gözlerim bedenine kaydığında korkuyla sıçradım. Karşımda gözlerini yüzüme dikmiş bir leopar duruyordu. Tanıdık gözleri yüzümdeydi, bağıramıyordum. Leopar aniden gözden kaybolduğunda yere düşen yayı alıp doğruldum. Endymion’un bağırışını ve çakalın hırıltılarını duyuyordum.

💬

Kafamı ağacın kenarından uzatıp baktığımda halatın bir ucunda Endymion, diğer ucunda Ursula vardı. Ruh görünür olmuştu, bir sis gibi bedensiz bir şekilde halattaki düğümde sıkışmıştı. Endymion ve Ursula onu sıkmaya devam ederken halatın yanmaya başladığını gördüm. Korkuyla ileri atıldığımda Noris bana durmamı söylüyor, bağırıyordu. Endymion’un bakışları bana döndü. Yüzü ter içindeydi, halatı tutan elleri morarmış gibiydi. Bu halat onlara da mı zarar veriyordu?

💬

“Astrid!” diye bağırdı Endymion. İrkilerek yüzüne baktım. Donmuş gibiydim, bir şey elimi kolumu tutmuş vaziyetteydi. “Vur onu.”

💬

Söylediği şey kafamın içinde yankılanırken Noris’in bana doğru koştuğunu gördüm. Kızıl tilki endişeyle rüzgârı arkasına alarak koşuyordu.

💬

“Yayını ger!”

💬

Ursula’nın iniltisini duydum. Endymion gibi onun da elleri morarmıştı. Halatta sıkışan ruh, tiz çığlıklar atıyordu.

💬

Titreyen elimle yayı kavradım. Ne yaptığımla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Bir ok alıp yaya yerleştirdim. Yayı gerdiğim sırada tilki kayarak yanımda durmuştu.

💬

“Astrid!” Ursula ter içindeki yüzüyle bana döndüğünde gerdiğim yay titriyor, okun gövdesi sallanıyordu. “Daha fazla tutamam.”

💬

Siyah bir sis gibi görünen ruhun görüntüsü titreşti. Okun ucunu ona doğrultup tereddüt payı bırakmadan fırlattım. Bir ateş topu gibi ilerleyen ok şekilsiz ruhun yanından geçti. Endymion bağırarak halatı daha sert çektiğinde ellerim daha şiddetli titremeye başlamıştı. Birkaç adım atarak yaklaştım. Tilki durmamı ister gibi tam önüme geçti.

💬

“Tekrar!”

💬

Yeni bir oku yaya yerleştirip gerdim. Gözlerim Ursula ve Endymion arasında gidip geldi, ellerindeki morluk kollarına doğru uzanmıştı.

💬

“Sakin, Astrid,” diye fısıldadım kendi kendime. “Yapmak zorundasın.”

💬

O an gözlerim tilkiye indi. Kızıl gözleriyle bana bakıyordu. Onu ilk gördüğümdeki gibi sevimli görünmüyordu, yüzü korkutucu bir hâl almıştı. Ama gözlerinde parlayan şey bana duyduğu güvendi.

💬

Gözlerimi çığlık çığlığa olan öfkeli ruha çevirdim. Yarattığı ateş, halatın uçlarına doğru yükselmişti. Tek gözümü kapatıp oku ona doğru çevirdim. Bir işe yaramam, onlara yardım etmem gerekiyordu. Ellerimin titremesi neden durmuyordu?

💬

Öfkeli bir nefes aldım. Ortama leoparın kükreyişleri de eklenmişti. Acıyı hissediyor olmalılardı. Yayı hafifçe eğdim. Kulaklarıma dolan çığlık yükselirken gerdiğim yayı bırakıp oku fırlattım. Boğazımdan yükselen hırıltıyla gözlerimi yumdum. Kulaklarım duyduğum patlamaya benzer sesle sarsıldığında hızla gözlerimi açtım. Yanan halat kopmuştu. Endymion ve Ursula geriye doğru fırlamış, gökyüzüne doğru siyah bir duman yükselmeye başlamıştı.

💬

İyi mi yoksa kötü mü yaptığımı bilmiyordum, yapabileceğim başka bir şey yoktu. Dizlerimin üzerine düşerken yükselen dumana bakıyordum. Yerde yanan büyük bir ateş vardı. Endymion yavaşça yerden kalkarken Ursula hâlâ nefes nefese bir şekilde yerde uzanıyordu. Leopar onun yanı başındaydı.

💬

“Oldu,” dedi Endymion. Başımı kaldırarak çöktüğüm yerden ona baktım. Gitmiş miydi? “Senin köprün, senin okun.”

💬

Ağlamak istiyordum. Az önce bin farklı duyguyu aynı anda yaşamıştım. Bu yüzden ağlamak istiyordum. Arkamdan gelen adım seslerini duyuyordum. Kendiyle beraber güveni de getiriyordu. Ama ben şu an sadece ağlamak istiyordum.

💬

“Harika bir kadın olduğunu söylemiştim,” dedi Noris önümde yere çökerken. Altında bir pantolon vardı, üzeri çıplaktı. O da ter içinde görünüyordu. Elini bana uzattığında gözlerimi eline taşıdım. “Tehlike bitti, korkmana gerek yok.”

💬

“Korkmuyorum,” diye mırıldandım. Yanan ateş yavaş yavaş sönmeye başlamıştı, siyah duman yok olmak üzereydi. Noris’in uzattığı eli tutup beni kaldırmasına izin verdim.

💬

“Bir an gerçekten geberiyorum sandım.” Ursula uzandığı yerden kalkarken gülmüştü. Elini leoparın başının üzerine koyup yavaşça okşadı.

💬

Ellerinde gördüğüm morluklar yok olmuştu. Bir an onların da öleceğini düşünmüştüm, en ağır duygu da buydu. Sebep olduğum bu durumun cezasını çekmelerini istemezdim. İyi olduklarını görmek beni biraz da olsa rahatlatmıştı.

💬

“Acıktım. Gidip bir şeyler yiyelim,” derken eliyle terli saçlarını karıştırdı Endymion.

💬

“Bir danayı tek başıma yerim. Hadi,” diyerek Endymion’un omzuna vurdu Ursula.

💬

Şaşkınlıkla ikisine baktım. Az önce onlara bir şey olacak diye ödüm kopmuştu. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi yiyecekleri yemeği konuşabiliyorlardı? Ben hayretle onlara bakmaya devam ederken onlar çoktan yola koyulmuştu. Bir gün ben de mi onlar gibi her şeyi bu kadar kolay atlatabilecektim? Sanırım bu şu an ihtiyacım olan şeydi…

💬

🦂

💬

“Biliyordun değil mi?”

💬

“Neyi?” derken başını bana doğru çevirdi.

💬

“Okun işe yarayacağını,” dediğim sırada çatalı tabağın kenarına bıraktım.

💬

“Hayır,” dediğinde kaşlarım çatıldı. “Sadece bir tahmindi.”

💬

“Nedense bana hiç öyle gelmiyor…” Endymion’un dudakları yukarı kıvrıldı, çatalındaki et parçasını ağzına attı.

💬

“Annenin onu sana bırakmasının bir sebebi olabileceğini düşündüm.” Ağzındaki lokmasını yutup çatalı kenara bıraktı. Diğerleri bir sohbetin içindeydiler. “Sana öylesine bir yay ve ok bırakmadı, Astrid. Kendisine ait olanı bıraktı. Zararı olmazdı, belki faydasını görürüz diye düşündüm.”

💬

“Böyle bir anlamı olabileceğini hiç düşünmemiştim,” diye mırıldanırken tabağıma bakıyordum.

💬

“Artık biliyorsun, o senin için güçlü bir silah.” Gözlerimi tabaktan ayırıp onun normalden daha koyu görünen gri gözlerine baktım. Yüzü birkaç gündür olduğu gibi gergin değildi, sanki bu gece bir hayli rahatlamıştı. Kokmakta da haklı olduklarını düşünüyordum. Sonuçta görev, evrenleri korumaktı. Başarısız olmak demek, kendi sonunu da getirmek demekti, bunu anlamak için birinin anlatmasına gerek yoktu.

💬

Aramızdaki konuşma bittiğinde biz de diğerlerinin sohbetine katıldık. Briella’nın yüzündeki o soğuk ifade bu gece yoktu, kahkahalar atarak bir şeyler anlatıyordu. Hatta aynı gülüşü Hydra’nın yüzünde de görmüştüm, nedense bu beni şaşırtmıştı.

💬

Orada gördüğüm leoparın o olduğunu biliyordum, Ursula’nın yanından bir an bile ayrılmamıştı. Üstelik beni de kurtarmıştı. Şatoya dönerken bunun için ona teşekkür etmiştim ama o bunu önemsiz bir şey gibi görmüştü. Birbirlerini yıllardır tanıdıkları belliydi ve belki de benim yeni olmam ona güvensiz biri olduğumu hissettirmişti.

💬

Yüzümdeki küçük gülümsemeyle onları dinliyordum. Sabah olmak üzereydi, biraz dinlendikten sonra gidip Ashton’ı görmem gerekiyordu. Noris onun Holly’nin oğluyla iyi anlaştığını, gün içinde birlikte vakit geçirdiklerini söylemişti. Bu bir nebze de olsa beni rahatlatmıştı. Bütün gün orada tek kalacak olmasını düşünmek her saniye içimi kemirmişti.

💬

“Sen de bir gün Castor’a gelmelisin, Astrid.” Daldığım düşüncelerimin arasından Ursula’nın sesiyle çıkmıştım. “Daha önce sizin evreninize gitme şansım oldu. Çok fazla benzerlik var ama kesinlikle Castor’u daha çok seveceksin.”

💬

“İlk önce bir tutulma geçirmem gerekiyormuş,” derken ela gözlerine bakıyordum. “Castor’un adını sıkça duyduğumdan ben de merak ediyorum.”

💬

“Senin için şimdiden bir oda ayarlayacağım,” dedi, kadehi eline alıp yavaşça salladı. Gözlerini yanımda oturan Endymion’a çevirdi. “Sen de evini unutmuş gibisin, gelmiyorsun.”

💬

“Benim bir evim olmadığını biliyorsun, Ursula.” Yemeğiyle uğraşırken ona bakmamıştı. “Yakın zamanda gelirim.”

💬

“Öyle diyorsan,” deyip elini salladı, kadehteki şaraptan bir yudum aldı. “Birazdan biz de kalkalım, Hydra. Başım çatlıyor, biraz dinlenmem gerek.”

💬

Hydra, “Nasıl isterseniz,” dediğinde, Ursula ona ters ters baktı. Sanırım onu anlıyordum. Holly de benimle bu şekilde resmi konuştuğunda geriliyordum. Noris bu şekilde davranmadığı için mutluydum ama bazen önümde eğilmesi sinirlerimi bozmuyor değildi. Alışık olmadığım bir durumdu.

💬

Bardağı elime alacağım sırada arkamdan hızla bir şey geçti, uğultusunu duymuştum. Korkuyla arkama baktığım anda kulaklarımda yine o fısıldamalar başlamıştı. İrileşen gözlerimle masadakilere baktım. Onlar normal bir şekilde sohbetlerine devam ediyorlardı ama Endymion’un bana baktığını görebiliyordum.

💬

“Sorun ne?” derken sesi meraklı çıkmıştı. Kulaklarıma dolan fısıltılar azalsa da hâlâ duyabiliyordum.

💬

“Bir şey duyar gibi oldum,” deyip gözlerimi yemek salonunun içinde gezdirdim. Bana bakarken kaşları çatılmıştı.

💬

O ruhun da gittiğini biliyordum, bunu orada görmüş, içimde oluşan rahatlamayla hissetmiştim. O zaman bu şey neydi? Bana öyle gelmiyordu, gerçekten bir tuhaflık olduğuna emindim ama bunu şimdilik birine anlatmak istemiyordum.

💬

Herkes yemeğini bitirdikten sonra masadan kalkmıştık. Ursula ve Hydra daha fazla kalmamış, bizimle vedalaştıktan sonra gitmişlerdi. Gerçi Hydra tam olarak vedalaşmış sayılmazdı. Bu kızın bana karşı olan tutumu içten içe beni öfkelendiriyordu, bu tavrı hak edecek bir şey yaptığımı düşünmüyordum.

💬

Briella yorgun olduğunu söyleyip şatodan gitmişti, nereye gittiğini bilmiyordum ama içimden bir ses onun evinin buradan çok orman olduğunu söylüyordu. Endymion da sessizce yanımızdan ayrılıp merdivenlere yönelmişti. Noris ile birlikte geniş koridorda dikilirken omzuyla omzuma vurdu.

💬

“Gidip sen de biraz dinlen, gözlerin kızarmış,” dedi. Aslında gerçekten yorgun hissediyordum. Onlar kadar yorucu şeyler yapmamıştım ama sanki bütün gücünü kullanan bendim, bedenim bunun ağrısını çekiyordu.

💬

“Bugün Ashton’ı görmeye gidelim,” dediğimde başını salladı. Ardından başını eğerek selam verdi ve arkasını dönüp benden uzaklaşmaya başladı. Arkasından bakarken homurdanıyordum, buna sinir olduğumu biliyordu.

💬

Yorgun bacaklarım yürürken birbirine dolanıyordu sanki. İlk önce asansörle çıkmayı ama daha sonra merdivenlerden çıkmanın beni daha fazla yoracağını, daha fazla yorulduğumda ise tatlı bir uykuya yatacağımı düşündüm.

💬

Şatoya insanı delirtecek bir sessizlik hakimdi. Merdivenleri çıktığım sırada etrafı da inceliyordum. Bizim haricimizde yaşayan insanlar da vardı. Noris onların bize yardım etmek için burada olduğunu söylemişti. Kaledeyken Holly’nin ne yaptığını görebiliyordum ama burada bazı şeyler ben fark etmeden oluyordu. Banyoya bıraktığım kirli kıyafetler bir anda yok olmuştu, daha sonra ise temizlenmiş bir şekilde yatağımın üzerine bırakılmıştı. Odam her zaman düzenliydi. Bunları kimin ya da kimlerin yaptığını, ne zaman yaptığını bilmiyordum, görmemiştim.

💬

Çıkmam gereken birkaç kat daha vardı ama şimdiden nefes nefese kalmıştım bile. Çıkmaya başladığım bir diğer katın merdiveni çift taraflıydı. Diğer merdivenlerin aksine bu merdivenlerde kırmızı bir halı vardı. Başımı kaldırdığımda üst katın benim odamın olduğu kat olduğunu fark ettim. Bu özel bir durumdu sanırım, buna fazla takılmak istemedim.

💬

Merdivenleri döneceğim sırada arkamdan bir kapının sesi geldi. Galiba Endymion’un odasından geliyordu, onun odasının benimkinin bir alt katında olduğunu biliyordum. Önüme dönüp bir basamak daha çıkacağım anda bir kapı açılma sesi daha geldi. Diğer kapının kapanma sesini duymadığıma emindim. Bu katta kalan başka biri daha mı vardı?

💬

“Astrid.”

💬

Duyduğum sesle aniden arkamı döndüm. Merdivenin taş korkuluğunu sıkıca tutuyordum. Gözlerimi kısarak aşağıya, mum ışığıyla aydınlatılmış kata bakıyordum.

💬

“Endymion?” diye seslendim, bir süre bekledim fakat bir yanıt alamamıştım. Korku yavaşça başını kaldırdı, bana bir şeylerin ters gittiğini fısıldadı.

💬

“Astrid.” Aynı sesi tekrar duyduğumda olduğum yerde sıçradım. Bu Endymion’un sesi değildi. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde etrafıma bakınıyordum. Tam odama doğru koşacağım sırada yanımdan eserek geçen o rüzgârı hissettim. Bu sefer daha şiddetliydi. Duvar şamdanlarındaki mumların birçoğu sönmüştü.

💬

Dengemi sağlamak için iki elimle taş duvara tutunduğum sırada ayak bileğimi korkuluğa çarptım. Bu bütün dikkatimi dağıtmaya yetmişti. Dengemi kaybettiğim sırada dudaklarımdan tiz bir çığlık kaçtı ve merdivenlerden hızla yuvarlanmaya başladım. Ellerimle başımı korumaya çalışırken gördüğüm evren dönüyor, gözlerim odağını kaybediyordu. Birkaç saniye içinde sertçe zemine çarptım. İnleyerek elimi karnıma bastırdığım sırada birinin bağırışı koridora yayıldı.

💬

“Astrid,” dedi gür sesiyle. Şimdi onun sesini duyuyordum, az önceki sesin onun olmadığına daha da emindim. Karnımı tutarak oturur pozisyona geçerken yanıma çöküp elini sırtıma bastırdı. “İyi misin?”

💬

“Sorun yok,” diye fısıldadım. Yuvarlandığım basamak sayısı fazla değildi ama yine de karnımı bir yere vurduğuma emindim, keskin bir ağrı vardı. “Dengemi kaybettim.”

💬

“Gel,” deyip yavaşça kalkmama yardım etti. Belimden tutarak bu katta bulunan geniş alana doğru yürümemi sağladı. Kalın kolonun önündeki sandalyeye oturmama yardım etti, gözleri bedenimde turluyordu. “Emin misin bir şey olmadığına?”

💬

“Evet,” dedim, elimle yavaşça karnımı okşuyordum. “Sana söylemem gereken bir şey var.”

💬

“Söyle,” derken bir dizinin üzerine çökmüştü. Dizlerinin üzerindeyken ona bakmak için gözlerimi hafifçe kaldırmam gerekiyordu.

💬

“Burada beni rahatsız eden bir şey var,” dedim sessizce. “Sanki bir şey etrafımda dolanıyor.” Yutkundum. “Az önce bana adımla seslendi.”

💬

“Bir erkek sesi miydi yoksa kadın mı?” Çatık kaşlarla beni dinlerken yüzü fazla gergin duruyordu.

💬

“Erkek,” dedim. “Hatta ilk başta sen seslendin sandım ama sonra senin sesin olmadığını fark ettim.”

💬

Derin bir nefes alırken ayağa kalktı. Bana arkasını döndüğü sırada sırtına bakıyordum. Merdivenlere doğru birkaç adım attıktan sonra durdu. Bana inanmamış olabilir miydi?

💬

“Çık ortaya!” diye bağırdığında oturduğum sandalyede sıçradım. Birkaç saniye bekledikten sonra tekrar gür sesiyle bağırdı: “Sana ortaya çıkmanı söyledim!”

💬

Şaşkınlıkla ona bakmaya devam ediyordum, elim karnımda asılı kaldı. Sonra merdivenlerde aniden genç bir adam belirdi. On sekiz ya da on dokuzdan fazla görünmüyordu, yüzünde sinir bozucu bir sırıtış vardı ve gözleri parlıyordu. Aniden ortaya çıkmasının şokunu atlatamazken Endymion ona doğru yürümeye başladı. Çocuğun yüzündeki sırıtışın yavaşça sönüşüne şahit oldum.

💬

“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” Genç adam bir basamak geri çıkacağı sırada Endymion hızla ona doğru atıldı, bir saniye bile geçmemişken nasıl bu kadar hızlı onun yanına gidebilmişti?

💬

Genç adamın yakalarını kavrayıp onu sertçe duvara çarptığında çocuğun inlediğini duydum. Aynı zamanda Endymion’u da ilk kez bu kadar öfkeli görüyordum.

💬

“Sana ne yaptığını sordum,” diyerek yüzünü çocuğun yüzüne yaklaştırdı.

💬

“Sadece şaka yapmak istemiştim.” Görünüşünün aksine sesi kalındı, koyu renk gözleri şimdi korkuyla parlıyordu.

💬

“Tek taraflı eğlenceye ne zamandır şaka deniyor aptal?” diye sordu tehlikeli bir sesle. Çocuğu biraz geri çektikten sonra tekrar duvara itti ve bıraktı. Çocuğun yüzündeki o alaycı ifade yok olmuştu. Benimle dalga geçtiğini öğrenmek sinirle ona bakmama neden oldu.

💬

“Sana odandan çıkmamanı söylemiştim.” Endymion’un yüzündeki karanlık ifade bir an bana çok yabancı geldi. Bu çocuk da kimdi?

💬

Üzerindeki gömleği düzeltirken ters ters Endymion’a baktı. “Beni ne zaman rahat bırakacaksın?”

💬

Endymion ona yaklaşacakken araya girdim. “Sen kimsin?”

💬

Genç adam tam bir basamak inmiş bana doğru geliyordu ki Endymion onu ensesinden tutarak kendine çekti. “Odana.”

💬

“Onunla tanıştıktan sonra gideceğim,” deyip masumca karşısındaki sinirli adama baktı. “Söz.”

💬

“Hayır, onu yeterince korkuttun. Bunu sonra konuşacağız,” dedikten sonra ensesini tutarak onu merdivenlerden indirdi.

💬

“Bu kadar korkacağını düşünmemiştim,” dedi, çırpınarak Endymion’un elinden kurtulmaya çalışıyordu.

💬

Yavaşça sandalyeden kalktım, Endymion onlara doğru yaklaştığımı görünce duraksadı. Karnımda olduğu gibi sırtımda da bir ağrı vardı. Bu ağrılar ona daha da sinirlenmeme neden oluyordu. Onların yanında durup çatık kaşlarla çocuğun simsiyah gözlerine baktım. Ardından sertçe kafasına vurdum.

💬

“Neden beni korkutuyorsun?”

💬

İnleyerek başını tutarken şaşkınca bana baktı, benden bu hareketi beklemiyor gibiydi. Endymion’un ise memnun bir ifade oluşmuştu.

💬

“Şaka ya-” Lafını bitirmesine izin vermeden tekrar kafasına vurdum.

💬

“Nasıl korktum biliyor musun?” diye sordum sinirle. “O gün koridordaki de yemek salonundaki de sendin değil mi?”

💬

“Biraz eğlenmek istemiştim,” deyip sırıtmakla sırıtmamak arasında bir ifadeyle bana baktı. Tekrar ona uzanacağım sırada Endymion onu geri çekip koridora doğru itti.

💬

“Odana git ve beni bekle.” Çocuk dudak bükerek bakınca ters ters ona baktım. Hareket etmeden durmaya devam ediyordu, Endymion ona atılacakken hemen geri adımladı.

💬

“Tamam tamam, gidiyorum,” dedi homurtuyla. “Ben Douglas,” dedi, ardından önüne döndü ve bir anda gözlerimin önünde kayboldu. Arkasında bıraktığı boşluğa bakarken şaşkındım.

💬

“Dersini almıştır, tekrar yapmaz,” dedi Endymion bedenini bana doğru çevirirken. “Sen de odana dönüp dinlen. Tek başına gidemeyecek kadar kötüysen yardım edebilirim.”

💬

“Kendim gidebilirim,” dedim, başımı çevirip ona baktım. “O kimdi?”

💬

Bir cevap vermeden sadece yüzüme baktı. Neden kim olduğunu söylemiyordu ki? Derin bir nefes alıp yanından geçerek merdivenlere yöneldim. Bir an delirdiğimi düşünmeye başlamıştım, buna sebep olanın bir çocuk olduğunu bilmek içimi rahatlatmıştı.

💬

“Astrid.” Sesini duyunca omzumun üzerinden ona baktım. Birkaç saniye bana baktı, ardından, “Bir süre Castor’da olacağım. İstersen abini de bir süreliğine buraya getirebilirsin.”

💬

Gözlerinin içine bakarken başımı salladım. Abimin birkaç gün de olsa benimle kalması benim açımdan çok iyi olurdu. Odamın bulunduğu kata geldiğimde kollarımı göğsümde bağladım. Sanırım Castor’u özlemişti. Herkesin iyi hissettiği bir yer vardı. Belki de o da orada daha iyi hissediyordu.

💬

Odamın kapısını açıp içeri girdim, kapıyı yavaşça kapattım. Belki beş dakika belki on dakika, bilmiyorum, kapının önünde öylece dikildim. Daha sonra da üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp sıcak bir duş aldım. Rahatlayan bedenime temiz bir gecelik geçirdiğimde daha iyi hissediyordum. Sırtımdaki ve karnımdaki ağrı ise büyük ölçüde azalmıştı.

💬

Az önceki yorgunluğum biraz hafiflemişti. Elimi dudaklarıma yaslayıp esnerken geniş balkonun kapısını açtım. Ilık bir rüzgâr bedenime çarparak odaya girdi. Gün tamamen olmasa da doğmuş sayılırdı. Güneş bulutların arkasında bir elmas gibi parlıyordu. Gökyüzüne baktığım sırada her şey normalleşti, sanki şu anda odamdaydım, penceremden gökyüzünü izliyordum. İçli bir nefes alıp balkona çıktım. Ortamda o kadar büyük bir sessizlik vardı ki, küçük bir nefes sesi bile kolayca duyulabilirdi.

💬

Gözlerimi bahçeye indirdim, bazen oraya bakmak başımı döndürmüyor değildi. Yine de yükseklik bana mutlu hissettiriyordu. Anlık mutluluk gülümsememe neden olurken şatonun büyük kapısının açılma sesi yankılandı. Bir saniye sonra da Endymion’u gördüm, şatonun girişine doğru yürüyordu. Nereye gittiğini düşündüğüm sırada durdu, arkasını dönüp başını kaldırdı. Yine aynı şey olmuştu. Odağım genişledi, sanki tam önümdeymiş gibi onu net bir şekilde görebiliyordum.

💬

Birkaç dakika olduğunu bildiğim ama bana birkaç saatmiş gibi gelen bir sürede göz gözeydik. Başını yavaşça aşağı yukarı hareket ettirdi. Odağım tekrar daraldı, bedeni yeniden bir karınca kadar küçüldü. Bu ani değişim nefesimi hızlandırırken dudaklarım aralandı. Endymion arkasını dönüp tekrar yürümeye başladı. Gideceğini söylemişti ama bu kadar erken olmasını beklemiyordum.

💬

O gözden kaybolunca yanaklarımın içini havayla doldurup odama döndüm. Elimi düşüncelerimi savuşturmak ister gibi havada salladım. Biraz uyuyup dinlenmem gerekiyordu. Bedenimi yatağa bırakıp uykuya dalmadan önce en son düşündüğüm şey de bugünü Ashton’la geçirecek olmamdı.

← Önceki Bölüm: 5. BAŞARISIZ PLAN
Sonraki Bölüm: 7. GÜNEŞ TUTULMASI →

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık