17. HİS KARMAŞASI

💬

🎧: Memi, Bitter Heart

💬

🎧: Echos, 1219

💬

Heves ile umut, benim için aynı anlama gelen kelimelerdi. İki farklı duygu gibi görünse de anlamları gibi yarattıkları yıkıcılık da aynıydı. Umudum da hevesim de birkaç saniye içerisinde ağır bir yemek gibi mideme oturmuştu. Fark ettirmeden elimi arkama doğru uzatıp henüz mağaradan çıkmamış olan Endymion’a işaret verdim. Elimle ona durması gerektiğini işaret ettiğimi görmüş olmalıydı ki mağaradan çıkmadı.

💬

Bana doğru yaklaşmakta olan adamı tanıyordum.

💬

Sobek.

💬

Onun burada ne işi vardı?

💬

Arkamda duran elimi öne çekerken başımı omzuma doğru eğerek ona baktım. Beni görmüştü, beni gördüğüne de şaşırmış gibi durmuyordu. Hissettiğim şey neydi bilmiyordum ama donmak üzere olan bedenim ateşle çevrelenmiş, bedenim bir buz gibi çözülmeye başlamıştı. Birkaç adım atarak mağaranın girişinden uzaklaştığımda adımları yavaşladı.

💬

“Senin burada ne işin var, Sobek?” Sesimi normalden biraz daha yüksek tutmuştum. Endymion’ın da duymasını sağlamıştım.

💬

Adımları kesildiğinde bedenim fazlasıyla gergindi. “Bulunmamın yasak olduğu bir yer olduğunu bilmiyordum.”

💬

Menekşe mavisi gözleri bedenimi yavaşça süzdüğünde kaşları çatıldı. Onun aksine benim üzerimdekiler incecik kıyafetlerdi, bunu yadırgamasına şaşırmamıştım. Üstelik şu an burada olması, özellikle de biz burada mahsur kalmışken burada olması bana tekinsiz gelmişti.

💬

“Gezintiye çıkmış gibi durmuyorsun,” dediğimde dudakları alayla yukarı kıvrıldı. Yüzündeki bu alay bana Aidoneus’u hatırlatmıştı.

💬

Elini öne doğru uzatıp, “Siz de pek gezintiye çıkmış gibi görünmüyorsunuz,” diyerek kıyafetlerime gönderme yapınca hissettiğim ateş alevlendi.

💬

“Noris’ı bekliyorum,” dedim dümdüz bir ifadeyle. “Birazdan burada olur.”

💬

Yavaşça bana doğru yaklaşmaya başladığında gözlerim kısıldı. “Size karşı kötü bir tavır sergileyecekmişim gibi davranmanıza gerek yok. Bu sadece bir tesadüf.”

💬

Kenara çekilip elimle ileriyi işaret ederek, “O zaman yoluna devam edebilirsin, seni tutmayayım,” dedim, gözlerim hâlâ onun yüzündeydi. Hareketleri çok rahattı, sanki gerçekten bir tesadüftü bu. Ama hislerim bunun tam tersini söylüyordu.

💬

“Buzullar pek tekin bir yer değildir, isterseniz erk hayvanınız gelene kadar sizinle kalabilirim. Sonuçta gardiyanlarımızın başına bir şey gelsin istemeyiz,” dedi boş bir ifadeyle gözlerime bakarken. Mavi ve mor karışımı gözleri çok cansız bakıyordu. Gözlerine çektiği sürmeler de onu farklı gösteriyordu. Göz çevresindeki siyah çizgiler bana mısırlıları hatırlatmıştı. Sfenks kedisi olmasıyla bir ilgisi olabilir miydi?

💬

“Teşekkür ederim, Sobek ama buna gerek yok,” dedim başımı iki yana sallayıp. Aidoneus gibi hiçbir şey olmamış gibi davranmayı o da iyi biliyordu.

💬

“Pekâlâ,” dedikten sonra bana yaklaştı, temkinli bir ifadeyle ona bakıyordum. Üzerindeki montu çıkarıp montunu benim omuzlarıma bıraktığında duraksadım. “Bir ara Noris’a size daha iyi bakması gerektiğini söylemeliyim,” deyip geri çekildi. “Dikkatli olun.”

💬

Yanımdan geçerek ilerledi. Arkamı dönüp ona baktığım sırada mağaranın girişine doğru yanaşmıştı. Uzaklaşırken arkasını dönüp hiç bakmamıştı. Sanki zaten her şeyi biliyormuş gibi rahat bir tavrı vardı. Mağaranın girişine çöküp oturdum, her ihtimale karşı içeri girmemiştim.

💬

“O neden burada?” diye sorduğunu duydum Endymion’ın, sesi gergindi.

💬

Gözlerimi bizden uzaklaşan Sobek’in sırtından ayırmadan, “Bilmiyorum. Sence de tuhaf değil mi?” dedim, fazla şüpheliydi.

💬

“Öyle ama neden benim çıkmamı istemedin?”

💬

“Bu aralar çok fazla birlikte hareket eder gibi görünüyoruz,” dedim yutkunmadan önce. “Herhangi bir tuhaf hareketine karşılık hazırda olman daha iyi oldu.”

💬

“Sen bir gardiyansın, sana zarar veremezdi,” deyince omzumun üzerinden mağaranın içine doğru baktım, onunla göz göze geldim.

💬

“Bunu sürekli dile getirmenize gerek yok, ben zaten bana zarar veremeyeceklerini biliyorum ve bundan da korkuyor değilim,” dediğimde öfkemin alevlendiğini hissetmiştim. Eğilerek sarkıtların altından geçip dışarı çıktı. “Hem aksine öyle zannetmeleri işime gelirdi.”

💬

“Tuhaf düşüncelerin var,” derken eğilip yanıma oturmuştu. Omuzlarımdaki montu kenara bıraktığımda Endymion’ın gözleri monta kaydı. Şu an üşümüyordum, buzlarım çözülmüş gibiydi ve tenim bir ateş gibi yanıyordu. O üşüyor olmalıydı. Elimi dizinin üzerinde duran elinin üzerine koyduğumda bakışları elime kaydı. Buz gibi olan eline bastırdığım sıcak elim onu ürpertmişti. Derin bir nefes alıp iki elini de ellerimin arasına çektiğimde bakışlarımı onun yüzünden ayırmıştım.

💬

Ellerimden yayılan o sıcaklığın, onun sertleşen derisini yumuşattığını hissedebiliyordum. Hareket etmiyor, öylece bekliyordu ama ona bakmasam da gözleri yüzümdeydi. Ellerini iki elimle tamamen kavrayamıyordum, bu yüzden parmaklarımı sık sık hareket ettirerek sıcaklığın yayılmasını sağlıyordum. Nefesinin daha yakından geldiğini hissedince etrafı izleyen bakışlarım tek bir noktaya sabitlendi. Soğuk nefesi de biraz olsun ısınmıştı. Yutkunarak başımı ona doğru çevirince burun buruna geldik, bunu beklemediğimden irkilerek ona baktım. Kalbimde yine o tuhaf hız belirince tenimin daha da ısındığını fark ettim.

💬

Başını eğip dudaklarıma yaklaştığını görmek duraksamama neden olurken, “Astrid! Endymion!” diye bağıran kadının sesi etrafımızda yankılandı. Gözlerim iri iri açıldı, sonunda bizi bulmuşlardı.

💬

Endymion bunu umursamayıp dudaklarını dudaklarıma yaslayınca gözlerimi kırpıştırarak tuttuğum ellerini sıktım. Dudaklarım aralanmıştı ve ellerini sıktığımda çıkardığı inilti benim nefesime karışmıştı. Korkarak geri çekilip ellerine baktım. Esmer teninde küçük kızarıklıklar oluşmuştu.

💬

“Özür dilerim,” deyip aniden ellerimi çektiğimde yavaşça güldü.

💬

“Bir şey olmadı,” dedi ellerini yere bastırmadan hemen önce. Bu sefer Briella’nın değil de Noris’ın seslenişlerini duyuyordum. “Hadi gidelim.”

💬

Ayağa kalkıp elini bana doğru uzattı. Eline bir süre baktım, kızarıklıklar hâlâ geçmemişti. Yine bir şey yaparım korkusuyla elini tutmayıp ellerimi yere bastırarak ayaklandım, ona doğru döndüğümde çatık kaşlarla bana baktığını gördüm. Sertçe yutkunup boynuma ovmaya başladığım sırada mağaranın girişinden uzaklaşarak etrafıma bakındım.

💬

“Buradayız!” Sesim buzdan kayalara çarpa çarpa yankılandı. Birkaç saniye sonra da ilerideki tepede belirdiler. Bizi gördüklerinde tepeden kaya kaya inmeye başladılar. Çok fazla ilerleyemeden birbirlerine çarpmış, sonra da birlikte yuvarlanmaya başlamışlardı.

💬

Korkuyla ileri doğru adım attığımda, “Neden geç kaldıklarını anladım,” diye homurdandı Endymion.

💬

Çok da büyük olmayan bir buzdan kayaya çarpıp öyle durabilmişlerdi. Bir an kendimi tutamayıp yüksek sesle kahkaha atmaya başlayınca Endymion irkilerek bana doğru döndü. Kahkaham öyle şiddetli yankılanmıştı ki, onların da korkarak bana baktığını gülüşlerimin arasından görebilmiştim. Ben gülmeye devam ederken onlar da yuvarlandıkları yerden kalkıp bize doğru koşmaya başladılar. Gülüşüm kıkırtılara dönüşse de Endymion gözlerini yüzümden ayırmadı.

💬

Briella titreyerek bize yaklaşırken, “Soğuktan nefret ediyorum,” diye söyleniyordu. Noris da sık sık kızaran burnunu çekiyordu. Üzerlerinde kalın bir mont varken ellerinde de birer mont tutuyorlardı.

💬

“Niye bu kadar uzun sürdü?” Endymion Briella’nın ona uzattığı montu alırken Noris da elindeki montu bana uzattı.

💬

“Geçit değişmiş,” dedi Noris, uzattığı montu alarak hızla üzerime geçirdim. Bedenimdeki ısı sanırım sakinleşmemden dolayı düşmüştü. “Sizi gözden kaçırırız diye de hızlı koşamadık.”

💬

“Gardiyan evine açılan kapı da kayboldu,” dedi Endymion düz bir sesle. “Geçit değişince o da yakınlarına gitmiş olmalı.”

💬

“Çıkalım buradan,” dedikten sonra ellerini öne doğru uzattı Noris. Bileklerimize sardığı turuncu iplerle tamamen gevşemiştim, bir an buradan hiç çıkamayacakmışız gibi gelmişti. Gözlerimi kapattığımda bir kedi sesi duydum. Gözlerimi aniden açıp etrafımı kontrol etmek istedim ama Noris bizi çoktan geçidin önüne ışınlamıştı.

💬

Geçit bu sefer bir buzdağının tam ucundaydı, bir adım atsan bu yükseklikten okyanusa çakılırdın ama bizim adımımız buna dahil değildi, o adım bizi köprüye götürüyordu. Diğerleri vakit kaybetmeden duvardan geçmişti ama benim aklım kedi sesindeydi. O sesin kime ait olduğunu biliyordum. Tek başıma duvarın önünde dikiliyordum. O an sesini duyduğum o kedi kayanın arkasından çıktı. Gözleri kısaca bana dokunsa da üzerimde durmamıştı. İleride duran, bizim içinde beklediğimiz mağaraya benzeyen o mağaraya girdi. Gardiyan evine açılan kapı orada olmalıydı ve Sobek’in amacı da oradan geçmekti.

💬

Noris bizi ışınlamıştı, o nasıl gelebilmişti?

💬

Kedi gözden kaybolunca karmaşık bir ifadenin sardığı yüzümle duvardan geçtim. Endymion köprünün üzerinde durmuş beni bekliyordu. Adımlarımı hızlandırıp onlara yetiştiğimde gözlerinde sorgu görmüştüm ama bunu göz ardı etmiştim. Sobek kafamı yeterince karıştırmıştı. Diyelim ki bizi takip ediyordu, buraya nasıl gelebilmişti? Alrisha’dan gelemezdi, diğerleri onu görürdü. Dünyadaki gardiyan evinden gelmiş olsa Norisler gelirken onu görmez miydi? Sobek’i onlardan önce görmüştüm, belki de onlar gelmeden içeri girmişti. Ya da onlardan önce girmiş, onlar bizi ararken sanki yerimizi biliyor gibi direkt olduğumuz yere onlardan önce gelmişti. Kafam iyice karışıyordu.

💬

Endymion bendeki tuhaflığı fark etse de bir şey söylemedi. Diğerlerinin arkasından biz de duvardan geçip Alrisha’ya ayak bastık. Bizi karşılayan şey Penelope ve Nabi’nin endişeli yüzleri oldu. Penelope anaç bir tavırla hemen bedenimizi süzüp bir şey olup olmadığına baktı.

💬

“Siz arkamdan gelmeyince korktum,” dedi sesindeki endişeyle. “İlk başta normal geldi, konuştuğunuzu düşündüm ama arkanızdan Noris’ı yollayınca ve size bakmak için duvardan geçip bir süre sonra geçit değişmiş diyerek dönünce endişelendim. İyisiniz.”

💬

“Üşümek dışında bir sorun yaşamadık, merak etme,” deyip gülümsemeye çalışarak ellerine dokundum, ellerine dokunmamla kaşları çatıldı.

💬

“Çok sıcaksın,” derken ellerime bakıyordu. Yavaşça ellerimi çekip gülümsemeye devam ettim.

💬

“İçimdeki şeyi bastırmak bazen zor oluyor, birazdan düzelirim,” dedim onu ikna etme çabasıyla. Sakince başını sallayıp Endymion’a döndü ama ona bir şey söylemedi.

💬

“Diğer geçitler ne durumda acaba?” Briella düşünceli bir ifadeyle duvara bakıyordu. Bunu ben de merak etmiştim.

💬

“Bunu diğerlerine de söylememiz lazım,” dediğinde Penelope, gözlerim kısıldı. “Geçit değişikliği fark ederlerse panikleyebilirler.”

💬

“Aidoneus’a haber vermenize gerek yok, o zaten öğrenir,” dediğimde bakışlar bana çevrildi. “Biz orada beklerken Sobek’i gördük.”

💬

“Onun orada ne işi varmış?” Nabi’nin gözlerini öfke sardığında omuz silktim.

💬

“Büyük ihtimalle bizi takip ediyordu ama bunu belli etmemeye çalışıyordu, ki bariz ortada.” Bedenim aniden terleyince üzerimdeki montun kaybolmasını istedim, ben hareket etmeden dileğim gerçekleşmiş, üzerimdeki mont bir anda kaybolmuştu.

💬

“Bu konuyu gereken yerle görüşeceğim, merak etmeyin,” dedi Penelope arkasını dönerek. “Berbat görünüyorsunuz, gidip dinlenin.”

💬

Hepimiz sessizce ona ayak uydurduk. Saraya dönerken hava aydınlanmak üzereydi. Kuş sesleri ormanın içinde yankılanıyordu ve bu huzur veren bir melodi gibiydi. Saraya girince herkes bir yana dağılmıştı. Bildiğim tek yer Endymion’la uyuduğum odaydı, bu yüzden nerede olduğunu bildiğim odaya doğru yöneldim. Endymion da beni takip ediyordu. Yutkunarak koridora döndüğüm sırada arkamdaydı, sakin ve düzenli aldığı nefeslerin seslerini duyabiliyordum.

💬

Tam bir adım daha atacaktım ki, “Burası,” dedi, dönüp omzumun üzerinden ona baktım. Eliyle gösterdiği kapıya baktım, kapılar aynı olduğu için şaşırmış olmalıydım. “Sen dinlen, benim Penelope ile konuşmam gerek.”

💬

“Tamam,” deyip önünde durduğu kapıya yöneldim, kapının kulpunu döndürerek açtım. Yorgunluktan omuzlarım düşerken içeri girdim, kapıyı kapatmak için arkamı döndüğümde Endymion’ın hâlâ aynı yerde dikildiğini gördüm.

💬

“İşim bitince yan odalardan birinde olurum,” derken gözlerini gözlerimden ayırmamıştı.

💬

Başımı sallayıp, “Tamam,” dedim tekrardan, dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir süre daha gözlerime baktıktan sonra arkasını dönüp gitti. Endymion’ın gözlerine bakarken herhangi bir insanla göz gözeymişim gibi hissetmiyordum. Bana soğuk ter akıttırdığını fark etmiştim, bakışları çok dikkatliydi.

💬

Kapıyı kapatıp odaya doğru döndüm. İki gündür ne duş alabilmiştim ne de üzerimi değiştirebilmiştim. Yatağa doğru yöneldiğim sırada üzerimdeki gömleğin düğmelerini açmaya başladım. Aslında sıcak su ile dolu bir küvetin içinde uzanabilmek için şu an her şeyi yapardım. Kokulu sabunlar da beni keyiflendirebilirdi. Ama bu sarayı henüz bilmiyordum, odada da bir banyo kapısı görmemiştim. Çıkardığım gömleği yatağın üzerine bırakıp yanaklarımın içini şişirerek arkamı döndüm.

💬

Gözlerim irileşirken şişirdiğim yanaklarımla karşımda duran küvete bakakaldım. Ağzımda beklettiğim nefesi sesli bir şekilde dışarı bıraktım. Uzun, beyaz bir küvet pencerenin hemen yanında duruyordu, altın renkli ayak kısımları parlıyordu. Şaşkınlıkla küvetten yükselen buhara bakıyordum.

💬

“İstediğim şeylerin anında olabileceğini unutmuşum,” diye mırıldandım şaşkın sesimle. Bu görüntü her şeyi bir kenara itip keyiflenmeme neden oldu. Üzerimdekileri çıkarmaya başladım, kıyafetlerim bir bir halının üzerindeki yerini alıyordu. İç çamaşırlarımı da çıkardıktan sonra küvete adımladım. Küvete yaklaştıkça hoş bir koku da bana doğru savruluyordu.

💬

Dudaklarıma yapışan gülümsemeyle elimi küvetin kenarına bastırıp bir bacağımı içeri soktum. Su sıcaktı ama beni rahatsız edecek kadar değildi. Bedenimin tamamını küvete sokup sıcak suyun içine daldım, oturduğumda su göğüslerime kadar yükselmişti. Aniden gevşeyen bedenimle sırtımı küvete yaslayıp derin bir nefes aldım. Evet, su iyi gelmişti ama beni en çok rahatlatan şey yayılan güzel kokuydu.

💬

Gözlerimi yumup parmaklarımı suyun içinde hareket ettirmeye başladım. Dondurucu bir soğuğun altında o kadar zaman bekledikten sonra bu kemiklerime de iyi gelmişti. Her ne kadar içimde büyüyen ateşle soğuktan korunmuş olsam da şu an sıcak suyun içinde uzanıyor olmamın yerini tutamazdı. Bu rahatlama son birkaç günü de daha rahat düşünmemi sağlıyordu.

💬

İkinci kutu için henüz harekete geçmemiştik. Bu da nereden başlayacağımızı bilmememizden kaynaklanıyordu. Noris’ın kardeşiyle ilgili de birkaç fikir yürütmüştük, eminim ki şu an onun kafasında dönen tek şey buydu. Üstelik bu seferki kutunun da kime ait olduğunu bilmiyorduk. Galiba kutu sahibini tanıyor, o istediğinde açılıyordu. Yani ben Endymion’da öyle olduğunu düşünüyordum.

💬

Bir de düzen sağlayıcı gibi bir tabir vardı. Kimden ya da kimlerden bahsettikleri de benim için merak konusuydu. Aylardır buradaydım, öğrenmemin zamanı neden gelmemişti ki? Hem neden bir zaman gerektirdiğini de anlamıyordum. Bu konuda tek anladığım şey, tahmin ettiğim şey, Nabi’den tüyünün cezalandırma işlemi için kullanıldığıydı. Gördüğüm kadarıyla da bu ona kendini kötü hissettiriyordu. Ona kötü hissettiriyor olmaları gerçekten kalpsizceydi. Ona fikrini sormadıkları belliydi ve bence bu Nabi’ye haksızlıktı.

💬

Böyle bir durumla karşılaştığımı düşündüm. Bu düşünce bile beni öfkelendirdi. Kendimi bir şeylere zorunlu gibi hissetmek isteyeceğim en son şeydi. Bu durumun beni nasıl bir insana çevireceğini kestiremiyordum. Bir anda duyduğum nefret sanki içinde uzandığım suyun sıcaklığını arttırmıştı.

💬

Yavaşça doğruldum. İhtiyacım olan bir şampuandı, bu da istediğim an olmuştu. Saçlarımı temizlerken düşünmemeye çalışıyordum. Sanki etrafımda bir el vardı. Köpüklü saçlarıma su döküyor, köpükten arınmasını sağlıyordu. İçinde olduğum su da kendi kendine yenileniyordu. Her şeyin bu kadar elimin altında, daha doğrusu düşüncelerim yoluyla olması keyifliydi. Ama burada yaşasaydım sanırım bir süre sonra bundan sıkılırdım.

💬

Yenilenmiş suyun içinde oturur pozisyondayken gözlerim kapalıydı. Gevşeyen kaslarım beni yatağa uzanmam konusunda zorluyordu. Derin bir nefes aldığım sırada odanın kapısı açılınca kaşlarım çatıldı ama gözlerimi açmadım. Göğüslerime kadar suyun içindeydim.

💬

“Uyuyo-” Durdu. “Uzanıyorsun sandım.”

💬

Gözlerimi açıp, “Uzanmaktan daha iyi geldi,” diye mırıldandığımda Endymion’ın yerde olan bakışları bana çevrildi. Aralık duran kapıyı kapatırken hâlâ bana bakıyordu, gülümsedim.

💬

Onun da yüzü yorgun görünüyordu. Her zaman parlak olan gözleri doğan güneşin dolduğu odada bile sönük duruyordu. Pencereden vuran sabah güneşi suyun yüzeyindeki köpüklerin elmas gibi parlamasına neden oluyordu. Endymion yavaş adımlarla bana yaklaştırdığı sırada hareketlerini izliyordum.

💬

“Adapte olmuşsun,” derken gözleri gözlerimdeydi.

💬

Parmaklarımı suyun içinde hareket ettirirken, “Adapte olmama gerek kalmayacak şekilde her istediğim oluyor,” deyince güldü. Söylediğim şey doğruydu, burada zorlanacak küçük bir durumla bile karşılaşmamıştım. Geçişlerin yer değiştirmesi dışında.

💬

“Kontrol etmeye gelmiştim, keyfin yerinde görünüyor,” dedikten sonra gözleri küvetin içine indi ama birkaç saniye sürmüştü, sonrasında gözlerini aniden omuzlarıma çevrildi. Kaşları çatılırken bana daha da yaklaşıp içinde olduğum küvetin önünde eğildi, parmaklarını omzuma uzattı. “Acımıyor mu?”

💬

Neyden bahsettiğini anlamadığım için duraksadım. Gözlerimi omzuma çevirdiğinde omzumdaki yanıkları gördüm. Ne ara olduğunu bile bilmiyordum, hiçbir acı hissetmemiştim.

💬

“Fark etmedim bile,” diye mırıldandım. Parmağını omzuma sürttü ama yine bir acı hissetmedim. Gözleri yine çok dikkatli bakıyordu.

💬

“Sudan çıksan iyi olacak,” deyip yavaşça doğruldu. “Sonra da güzel bir uyku çek, bir iki gün buralarda oluruz.”

💬

“Bizim için iyi olur,” dedim başımı sallarken. Elini ıslak saçlarıma uzatıp parmaklarını saçlarımın arasında gezdirmeye başladığında gözlerimi kaldırarak ona baktım. Sessizce birkaç saniye bu hareketini sürdürdü, sonrasında da geri çekildi.

💬

“İyi uykular,” deyip eğildi, dudaklarını saçlarıma bastırdı.

💬

Dudaklarım yukarı kıvrılırken, “Sana da,” dedim, sesim uykulu çıkmıştı.

💬

Benden uzaklaşıp arkasını döndü. Odadan çıkmadan önce de bir süre dikkatli gözlerle bana bakmıştı. O dışarı çıkıp ardından kapıyı kapatınca ben de suyun içinden çıktım. Yatağın üzerinde beliren havluyla bedenimi kuruladım. Odada olan dolabın içine bakmıştım ama içi boştu, sadece görüntü için konmuş gibiydi. Kurulandıktan sonra çıplak bir şekilde yatağın kenarına oturdum. Her şey gibi kıyafetleri de dileyerek elde edecektim sanırım.

💬

Gözlerimi kapatıp bekledim. Şu an istediğim şey temiz bir iç çamaşırı ve temiz bir gecelikti. Ben gözlerim kapalı beklerken bunların gerçekleştiğini de hissediyordum. Geceliğin saten, uzun etekleri bacaklarıma sürtününce gözlerimi açmadan yatağa doğru devrildim. Yorgunluğumun üzerine temizlenmenin verdiği rahatlık da eklenince gözlerimi tekrar açabilmem mümkün olmadı.

💬

🦂

💬

Briella’nın keyifli çığlığının ardından gelen su sesini dinlerken çimlerin üzerinde, çiçeklerin arasında oturuyordum. Üzerimde beyaz, kalın askıları olan kısa bir elbise vardı. Dün kanamam başlamıştı ve şu an otururken kendimi fazlasıyla rahatsız hissediyordum. Kucağımda duran büyük kâsenin içindeki eriklerden yiyor, bir yandan da nehrin içinde gülüşerek oynayan Briella ve Nabi’yi izliyordum. Noris da yanımda, çimlerin üzerinde uzanıyordu, gözleri kapalıydı.

💬

Dün sabah uyuduktan sonra akşamüzeri uyanmış, kesintisiz bir uyku çekmiştim. Uyandıktan sonra diğerleriyle birlikte yemek yemiştim ama şu anki gibi yemekte de Penelope ve Endymion yoktu. Briella onların bir iş için gittiğini söylemişti. Yine güneş batmak üzereydi ve onlar hâlâ ortalarda yoktu.

💬

Ayağımı sallayarak parmaklarımın arasındaki eriği ısırdığım sırada Noris homurdandı. “Kaç kilo yedin?” diye sorarken de homurdanmaya devam ediyordu. Parıltılı beyaz teni güneşin altında daha da parlamasına neden oluyordu. İlk tutulmadan sonra benim de tenimde parıltılar oluşmuştu ama onunki kadar dikkat çekici değildi.

💬

Ters ters ona baksam da gözleri kapalı olduğu için görmeyeceğini biliyordum. “İstediğim kadar yerim,” dediğimde tek gözünü açarak bana baktı.

💬

“İstediğin kadar elbette yiyebilirsin ama karnını ağrıtacaksın,” deyince elimdeki yarısı yenmiş eriği kâsenin içine attım.

💬

“Neden gelmediler hala?”

💬

“Bilmem,” deyip tekrar gözlerini yumunca uzanıp saçını çekiştirdim, bu onu acıyla inletti. “Bana neden sinirleniyorsun?”

💬

“Bir şey mi oldu acaba?” diye sordum, bir yandan da çekiştirdiğim saç diplerini okşuyordum. Bu ani değişim gözlerini açarak bana bakmasına neden olsa da ben gözlerimi akan nehre çevirmiştim.

💬

“Sanmam, gelirler yakında,” dedi, yavaşça doğrulduğunda saçlarındaki elim boşluğa düştü. Kasıklarımdaki sızıyla yüzümü buruşturup kucağımdaki kâseyi bir kenara bıraktım. Elimi yere bastırıp doğrulduğumda Noris’ın bakışları bana döndü. “Nereye?”

💬

“Lavaboya gideceğim, sonrasında belki biraz uzanırım,” dediğimde sakince başını salladı. Sabah kıvrandığımı görmüştü, bu yüzden sorularıyla fazla üzerime gelmiyordu.

💬

Elbisenin arka kısmını, eteği ellerimle silkeleyip çimlerin içinde saraya doğru yürümeye başladım. Hangi çiçekten geliyordu bilmiyordum ama bir koku beni rahatlatıyordu. Şu anda da etrafımı sarmış gibiydi, istemsizce gülümsedim. Burası bana kendimi tatildeymiş gibi hissettiriyordu. Briella ve Nabi’ye özenmiştim, eğer kanamam olmasaydı onlar gibi soğuk suyun tadını çıkarabilirdim.

💬

Sarayın duvarının önünde dururken omuzlarım düştü. Noris’ın öğrettiği şekilde havalandığımı, bir çift kanadımın olduğunu ve yükseldiğimi hayal ettim. Ayaklarım yerden kesildi, bedenim bir tüy gibi havalandığında panik yapmamaya çalıştım. Aslında bir şey olmayacağını biliyordum ama hep yaptığım bir şey olmadığından gergindim. Sırtımdaki görünmez kanatlar beni sarayın orta kısmında duran büyük terasa taşıdı. Bu terasın açıldığı katta kaldığım oda da vardı. Odamın çaprazındaki kapının banyoya açıldığını Briella söylemişti.

💬

Ayaklarım zemine değdiğinde duraksamadan yürümeye başladım. Sarayın tepesinde cıvıldayarak uçan rengârenk kuşlar vardı. Kırmızı gagası ve yeşil tüyleri olan bir kuş görmüştüm, o kuş gelip omzuma konmuş, benimle konuşmuştu. Evet, konuşmuştu. Benim gibi, bir insanmış gibi konuşmuştu. Sanki her şey normalmiş gibi bunu garipsemiş, hatta korkmuştum ama Nabi buradaki hayvanların bizim gibi konuşabildiğinden bahsetmişti. Bu da kulağa delice geliyordu.

💬

Koridordaki korkuluklara tutunarak yavaşça yürüdüğüm sırada Penelope’nin sesini duyar gibi oldum. Geri mi dönmüşlerdi? Durup merdiven boşluğundan alt kattaki avluya baktığımda onları gördüm. Penelope’yi ilk kez bu kadar öfkeli görüyordum. Endymion sakin görünse de o fazlasıyla öfkeli duruyordu.

💬

Ne konuştuklarını anlamak için kulak kabarttığımda, “Bunu bize yükleyemezler,” dediğini duydum Penelope’nin, kaşlarım çatıldı. “Gerçekten benim sabrımı çok zorluyorlar.”

💬

“Duyabilirler,” dedi Endymion tedbirli olmak ister gibi.

💬

“Duysunlar, Endymion.” Penelope’yi bu kadar sinirlendiren neydi? “Ben yeni yetme bir gardiyan değilim, benim kim olduğumu da biliyorlar.”

💬

“Sakinleş, bir şekilde halledeceğiz,” deyip elini sinirden titreyen kadının omzuna koydu. Konunun ne olduğunu anlamadığım için şaşkındım. Endymion başını kaldırdığında göz göze geldik, Penelope de duraksayarak bana baktı. Gülümsemeye çalıştım ama pek başarılı olmadım.

💬

Bir şey söylemeden geri çekilip banyoya doğru ilerledim. Sakince düşünmeye çalıştığımda aklıma ilk gelen şey, Penelope’nin bahsettiği kişilerin düzeni sağlayanların olduğuydu. O zaman tek bir kişi değildi. Bunu bize yükleyemezler demişti, olanların sorumlusu olarak bizi mi görüyorlardı? Kaşlarım çatılırken banyonun kapısını açıp içeri girdim. Daha bir gün olmasına rağmen fazla ağrım vardı. Dinlenme şansımın olacağını da sanmıyordum, bu da demek oluyordu ki dört beş günüm oldukça zor geçecekti.

💬

Yanaklarımın içini şişirip pedi değiştirdim. İşimi hallettikten sonra ellerimi yıkarken de az önce duyduklarımı düşünmeye devam ediyordum. Eğer olanların sorumlusu olarak bizi görüyorlarsa, çözmesi gereken kişilerin de biz olduğumuzu düşünüyor olmalılardı. Biz bunu nasıl çözecektik ki? Üstelik düzenden sorumlu olan onlarsa onların halletmesi gerekirdi. Penelope sinirlenmekte haklı görünüyordu.

💬

Ellerimi kuruttuktan sonra banyodan çıktım. Önümde duran bedeni tanıyordum, yerdeki bakışlarımı onun yüzüne çevirdim. Sakin görünse de onun da gözlerinde öfke vardı. Acaba ne konuşmuşlardı? Sorsam bana anlatır mıydı? Belki yine onlarla ilgili bir şey söylemezdi.

💬

“Briella ağrın olduğunu söyledi,” derken gözlerimin içine bakıyordu, gözlerindeki öfke yavaşça geri çekildi.

💬

“Evet, biraz uzansam iyi olacak,” dediğimde yavaşça başını salladı.

💬

“Bir şeye ihtiyacın olursa söyleyebilirsin,” deyince alayla güldüm, ona değil de cümlesine gülmüştüm.

💬

“İstediğim her şey anında oluyor zaten,” demem kaşlarının havalanmasına neden oldu.

💬

Ellerini pantolonunun ceplerine sokup, “Her şeyin anında olmadığına eminim,” dedi, gözlerimi kıstım. Bir şeyi ima ettiği ifadesinden belliydi ama ne olduğunu anlamamıştım. Normalde her şeyi anında anlardım, şu anlayamamam kafa karışıklığımla ilgili olmalıydı. “Yarın dönmemiz gerekiyor.”

💬

“Antares’e mi? Neden?” Ağırlığımı tek bacağımın üzerine verirken elimi karnımın üzerine koydum. Ağrı bedenimin her yanına bir şimşeğin dallarına ayrıldığı gibi yayılıyordu.

💬

Bunu fark etmiş gibi elini belime bastırıp beni kaldığım odaya doğru yürüttü. “Gardiyanlarla toplanmamız isteniyor,” dedi odanın kapısını açmadan hemen önce. “Köprülerdeki ve geçitlerdeki sorunun bizden kaynaklı olduğunu, bunu bizim çözmemiz gerektiğini düşünüyorlar.”

💬

Konu tam da tahmin ettiğim gibiydi. Kaşlarım çatılırken yatağa doğru adımladım, Endymion da o sırada odanın kapısını kapatıyordu. Yatağın üzerine çıkıp sırtımı yatak başlığına yaslayarak bacaklarımı uzattım. Bizden ne istediklerinin tam olarak farkındalar mıydı?

💬

“İyi de biz böyle bir şeyi nasıl çözebiliriz?” Çatık kaşlarla ona bakarken yatağın kenarına oturdu. “Bu gizli kutuları aramak gibi değil. Kutular için hiç değilse ipuçları buluyoruz ama bozulan düzen konusunda hiçbir fikrimiz yok.”

💬

“Bu konuda ne düşünürsün bilmiyorum ama bana bağlantılılarmış gibi geliyor,” dediğinde başımı omzuma yatırarak ona baktım, gözlerini yüzüme çevirdi. “Tutulmaya girdin, duvarların dengesi bozuldu. Güçlerle ilgili bir şeyler öğrendik, kutularla ilgili görüntüler görmeye başladın. Kutulardan birini bulduk, bulmakla kalmayıp o kutuyu açarak gücü dışarı çıkardık, geçitlerden biri yer değiştirdi. Sence de bağlantılı görünmüyor mu?”

💬

Aslında bu söyledikleri bence herkesin kafasından geçen şeylerdi. Bu teoriye ben de katılıyordum ama nasıl bir bağlantısı olabileceğini bilmiyordum.

💬

“Bir fikrin varmış gibi görünüyor,” dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini perdesi açık pencereye çevirdi. “Önerin ne?”

💬

“Sanki kutuları ne kadar çabuk bulursak diğer konu da o kadar çabuk çözülecekmiş gibi.” Parmaklarımla karnımı yavaşça okşarken bir yandan da söylediklerini kafamda tartmaya çalışıyordum.

💬

“Bahsettiğiniz kişiler kutularla ilgili konuyu biliyor mu?” diye sorduğumda başını yavaşça salladı. “Kutuların peşine düşmemiz onlar için sorun değil mi?”

💬

“Kutuların yerini ve kimlere ait olduklarını bildiklerini söylediler,” deyince dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Madem biliyorlardı, neden el uzatmıyorlardı? “Aslında buna şaşırmadım, elbette biliyor olmalılar. Bunun onları ilgilendirmediğini, hak ediyorsak zaten elde edebileceğimizi söylediler.”

💬

Sinirden çığlık atmamak için kendimi sıkarken, “Çok gıcık insanlar,” dediğimde gülerek bana baktı.

💬

“Tam olarak insan olduklarını söyleyemem,” demesiyle gözlerinin irice açılması bir oldu. Aniden kuvvetli bir gücün gelip onu fırlatmasıyla karşımızdaki duvara doğru ilerledi, duvara sertçe çarpıp kayarak zemine düştü.

💬

Dehşetle ona bakarken, “Endymion!” diye bağırdım, hızla yataktan kalkıp yanına koştum.

💬

“Siktir,” diye inleyerek elini başına götürdüğünde yanında diz çöküp korkuyla ona baktım. “Söylemedim bir şey!”

💬

“Bu da neydi?” Ne yapacağımı bilemez bir şekilde elimi eliyle tuttuğu başına uzattım, parmaklarımı başının arka kısmına sürttüm.

💬

“Konuşamadığımı söylemiştim,” derken sesi öfkeliydi ve dişlerini sıkmıştı. Öfkesi bahsettikleri kişilere olmalıydı. Durum bu kadar mı ciddiydi?

💬

“Anladım, kalk hadi,” diye mırıldanarak kolunu tuttum. Ağırlığını bana vermemek için elini duvara bastırarak ayaklandı, ardından elini bana uzatıp kalkmama yardım etti. “Bu kadarını beklemiyordum.”

💬

“Bu kadar önem verilmese sana anlatmaz mıydım?” Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı yavaşça salladım. “Ama yapacakları işleri-” Elimi dudaklarına bastırıp onu sustururken büyümüş gözlerle ona baktım.

💬

“Konuşma bence sen,” dediğimde avucuma doğru homurdandı, bu hali beni güldürünce onun da bedeni gevşemişti. Avucuma değen dudaklarını hissedince irkilerek elimi geri çektim, dudakları iki yana kıvrıldı.

💬

“Birazdan yemek yeriz, o zamana kadar uzan sen de,” deyince reddetmedim çünkü gerçekten ihtiyacım vardı.

💬

Tam arkasını dönecekken kolunu tutup onu durdurdum, aklımda aynı soru dönüp duruyordu. “Noris ile ilgili bir şey söyleyecektin.”

💬

“Sonra da konuşabiliriz, dinlenmen gerek,” deyince başımı hızla iki yana salladım.

💬

“Merak ediyorum. Uzanırken de dinleyebilirim,” deyip adımlarımı yatağa çevirdim. Yatağa oturup bacaklarımı uzattığım sırada da ısrarcı gözlerle ona bakıyordum. Önemsiz bir konu olmadığını hissediyordum ve bu merakımı da iğneliyordu.

💬

“Pekâlâ,” dedi bana yaklaşarak. Yatağın kenarına otururken meraklı gözlerim yüzündeydi. “Noris’ı yıllardır tanırım, senin kadar olmasa da ben de onu çözebilen biriyim.” Sırtımı yatak başlığına bastırdım, gözlerim kısıldı, konu nereye gidecekti? “Bir gardiyanla bir erk hayvanının arasındaki bağ güçlüdür, bunu şimdiye kadar anlamışsındır. Duygularımız yoğun oluyor ve bunun sebep olduğu yanılsamalar da olabiliyor.”

💬

“Neyden bahsediyorsun, Endymion? Hiçbir şey anlamadım,” dediğimde burnundan sert bir nefes verdi. Bildiğim şeyleri söylüyordu ve bunun ne gibi bir sorun olduğunu anlayamıyordum.

💬

“Noris sana âşık olduğunu düşünüyor,” dedi pat diye, afallayarak ona baktım. Aşk mı? “Hissettiği şeylerin aşk olduğunu düşünüyor ve şu an beni bir tehdit olarak görüyor.”

💬

“Ne?” Duymayı beklemediğim bu şey beni dumura uğratmıştı. Konunun böyle bir yere varacağı hiç aklıma bile gelmemişti. “Neden böyle düşündüğünü düşünüyorsun ki? Duymayı beklediğim şey böyle bir şey değildi.”

💬

“Buraya ilk geldiğin günü düşün,” deyince kaşlarım çatıldı. “Hiç tanımadığın bir adam karşındaydı, hiç görmediğin bir adama karşı tuhaf şeyler hissetmedin mi? Ben ilk geldiğin günleri hatırlıyorum, sanki onu uzun zamandır tanıyormuşsun gibi davranıyordun. Duyguların seni yönetiyordu.”

💬

Bu doğruydu. Sürekli kendi kendimi sorguladığım bir dönem olmuştu. Neden hiç tanımadığım birini merak ettiğimi, şefkat beslediğimi, korumak istediğimi ve onun için hep korktuğumu düşünüp durmuştum. Etkilenmiştim ama bunu hiç aşk olarak adlandırmamıştım. Noris öyle mi düşünüyordu?

💬

Sessiz kaldığımı görünce, “Hissettiği bu şeyleri aşk sanmaya başladı. Sandığını düşünmemin sebebi de aynı şeyleri yaşamamla ilgili,” diye devam etti, bütün düşüncelerim perdenin arkasına gizlendi ve sadece sahnede olan bu konuydu.

💬

“Aynı şeyler mi?” diye merakla sorduğumda başını salladı.

💬

“Evet. Benim de hayatıma tanımadığım bir kadın girdi, ben de aniden tuhaf şeyler hissettim,” deyince sertçe yutkunup gözlerimi ellerime indirdim. “Her bağ aşk üzerine kurulu değildir, bunu da Briella ile kardeş gibi olduğumuzda daha iyi anladım. Noris, Briella’ya göre göstermese de daha duygusal biri. Sanırım bu karmaşanın içinde sıkışıp kaldı.”

💬

Başıma saplanan ani ağrı yüzünden parmaklarımı şakağıma bastırdım. “Peki onun için ne yapabilirim?” Bu soruyu sorarken aklımdan birçok sahne geçti. Noris’ın tuhaf davrandığı anlar vardı ve o zamanlar buna anlam veremesem de şu an durumu fark edebiliyordum. Endymion’ın varlığından rahatsızlık duymaya başlamıştı. “Onu kırmadan bunu nasıl konuşabilirim?”

💬

“Bunun onun elinde olmadığını biliyorum,” deyip dudaklarını yavaşça yaladı. “Anlayışla yaklaşıp sakince konuşabilirsin.”

💬

“Onu kıracağ-” Aniden gelen patırtıyla ikimizin de bakışları balkonun çift kanatlı kapısına kaydı. Oradaydı. Başını omzuna doğru eğmiş içeri bakarken yüzü ifadesiz görünüyordu. Kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde yataktan kalkmaya yeltendiğim sırada aniden havalanarak gözden kayboldu.

💬

“Noris,” diye mırıldanıp yataktan indim. Çift kanatlı kapıyı açtığımda ılık rüzgâr içeri doldu ama o yoktu. Balkona çıkıp ellerimi korkuluklara bastırdım, gözlerim hızla etrafı taradı. Ağaçlardaki rengarenk ışıklar olmasaydı onu göremezdim. Ağaçların arasındaydı, yürüyordu ve sırtı bana dönüktü. Kalbimde oluşan ağrı bana mı yoksa ona mı aitti bilmiyordum ama fazlasıyla şiddetliydi.

💬

Korkuluklara parmaklarımı geçirip sıktığımda gözlerim buğulanmıştı. Birinin kalbini kırmış olma düşüncesi beni korkuturdu. Şimdi o biri Noris’ti ve Noris da benim için herhangi bir insan değildi. Onunla aramızda uzayan, ayrı yerlerde olsa bile olduğunu bildiğim o görünmez iplerden biri gerilerek koptuğunda, o ipin kalbime sarılı olan iplerden biri olduğunu düşündüm.

💬

Endymion ellerini omuzlarıma koyup, “Büyük ihtimalle şu an kendini sorgulamaya başladı,” deyince sertçe yutkunarak başımı salladım, söyleyebileceğim bir şey yoktu. “Bırak bir süre düşünsün, bu onun için daha sağlıklı olur.”

💬

Şu an bilmek istediğim de buydu. Ne düşünüyordu, tam olarak ne hissediyordu bilmek istiyordum. Bir elimi ağrıyan karnıma bastırdım, gözlerim hâlâ onun gözden kaybolduğu orman yolundaydı. Nereye gitmiş olabilirdi ki? İçimden bir ses yakınlarda olmadığını söylüyordu.

💬

“Endymion! Bulduk!” Duyduğumuz sesle ikimiz de arkamıza baktık. Briella’nın yüzündeki sevinç bizim yüz ifadelerimizi gördüğü an kayboldu. Kaşları çatılırken kapıdan geçip balkona girdi. “Bir şey mi oldu?”

💬

“Hayır,” dedi Endymion, ellerini omuzlarımdan çekip ona doğru döndü. “Neyi buldunuz?”

💬

Briella kafası karışmış gibi gözlerini ikimiz arasında gezdirdi. Ardından silkelenip, “Astrid’in diğer kutu için gördüğü şeyler hakkında Penelope’nin bir fikri var. Sizi çağırmamı söyledi.”

💬

Şu an hiçbir şey umurumda olmasa da bu konuyu da göz ardı edemeyeceğim için Briella’ya doğru döndüm. Gözlerinde beliren endişe ile bana baktı, kasıklarımdaki ağrı yüzünden böyle olduğumu düşünüyor olmalıydı. Gerçi böyle düşünmesi benim için daha iyiydi.

💬

Kollarım iki yanıma düşerken, “Gidip dinleyelim,” dedim, Endymion’ın bakışları yüzüme inse de onlara bakmadan balkondan çıktım. Bir kukla gibi yürüyordum. İplerim birinin elindeydi ve beni zorla yürüyor gibiydi. İplerim kendi elimde olsaydı olduğum yere çöker, orada ağlayarak saatlerimi geçirirdim.

💬

Yemek salonu üst kattaydı, zaten Nabi’nin de sesini duyabiliyordum. Merdivenleri ağrım yüzünden yavaş yavaş çıkarken Endymion ve Briella’nın da koridora çıktığını gördüm. Keşke merak edip Endymion’a sormasaydım, bu sayede Noris da konuştuklarımızı duyamazdı. Belli ki orada olma sebebi beni kontrol etmek için gelmiş olmasındandı. Ama bu konu konuşulmasaydı ve Noris konuştuklarımızı duymasaydı, hiçbir şey anlamadan onun kalbini kırmaya devam ederdim. Gerçi şu anda da fazlasıyla kırmıştım.

💬

Sıkıntıyla sesli bir nefes verip yemek salonuna girdim. Penelope yüzündeki büyük gülümsemeyle bana doğru döndü. Siniri geçmiş olmalıydı ama beni gördüğünde gülümsemesi de küçülmüş, tebessüme dönüşmüştü. Çok mu kötü görünüyordum? Bir önemi yoktu, Noris’ı merak ediyordum.

💬

“İyi akşamlar,” diye mırıldanıp sandalyeyi çekerek oturdum.

💬

Nabi başını sallarken Penelope, “İyi akşamlar, güzelim. Ağrın olduğunu duydum. Eğer katlanılamayacak gibiyse senin için bir şeyler hazırlayabilirim,” dedi, sesi her zamanki gibi şefkatliydi.

💬

“Teşekkür ederim, halledemeyeceğim kadar değil,” deyip gülümsedim, sanki dudaklarım bile acıyordu. Briella ve Endymion da içeri girdi. Briella yanıma otururken Endymion karşıma oturdu. Dikkatli gözleri üzerimdeydi ama şu an kimseyle göz göze gelmek istemiyordum.

💬

“Noris nerede?” Penelope’nin sorusuyla irkildim. “Sana bakmak için gelecekti.”

💬

Gözlerinin bana döndüğünü hissedince yutkundum. “Briella bir çözüm bulduğunu söyledi,” dedim konuyu değiştirme isteğiyle. Onlara ne Noris bir yere gitti diye yalan söylemek istiyordum ne de olanları anlatmak. Konuyu değiştirmem dikkatlerini çekmiş olsa da merakla bakmak dışında başka bir şey yapmamışlardı. Sessizce masaya yerleşen tabakların tıkırtısını dinledim. Midem bulanıyordu, bir şeyler yemek istemiyordum.

💬

Penelope anlayışlı bakışlarıyla bana bakarken ellerini masanın üzerine koydu. “Mezardaki taşlarda isim yazmadığını söylemiştin.” Önümdeki boş tabağa baktığım sırada başımı yavaşça salladım. “Sharon da Noris gibi bir tilki. Eğer ona bir şey olduysa hayvan mezarlığında olabilir. Diğer evrenlerde var mı şu an hatırlamıyorum ama Antares’te iki tane hayvan mezarlığı var. Bu mezarlıklar ailelerin oluşturduğu mezarlıklar değil. Normal insanların buldukları ölü hayvanları defnettiği bir yer.”

💬

“İki mezarlığa da bakabiliriz bence,” dedi Briella elindeki çatalı tabağındaki yemekte gezdirirken. Onun da keyfi kaçmıştı, bunun sebebinin ben olduğumu biliyordum.

💬

“Ya mezarlık sadece mesaj gibi bir şeyse?” diye mırıldandım, daha fazla ortamı bozmamak için aklımdan herhangi bir yemeği düşündüm. “Ya daha önce düşündüğümüz gibi cezalandırma gibi bir şey söz konusuysa?”

💬

“Evet, sadece bir mesaj da olabilir ama bakmaktan zarar geleceğini de düşünmüyorum,” dediği sırada tabağımdaki yemekten gözlerimi ayırıp ona baktım. “Ceza söz konusu değil, buna eminiz, Endymion ile bu konuya gidip baktık.”

💬

Demek ikisinin uğraştığı konulardan biri de buydu. O zaman dediği gibi gidip mezarlıklara bakmakta bir sorun yoktu. Mesaj dahi olsa bir ipucu da bulabilir miydik? Acaba Noris da bizimle gelir miydi? Kardeşi konusunda böyle bir konu varken bir de onu kendimle ilgili düşüncelere sokmuş olmak iyice canımı sıkmıştı.

💬

“Yarın Antares’e döneceğiz,” dedi Endymion bakışlarını benden ayırmadan. “Bahsettiğin mezarlıklardan birini biliyorum, diğerinin de nerede olduğunu söylersin, gidip bir kontrol ederiz. Belki dediğin gibi işimize yarayacak bir şey buluruz.”

💬

Çatalımı tabağın içine sürterken sadece onları dinliyordum. Kutular haricinde bozulan düzenle ilgili de konuşmuşlardı ama sadece başımı sallayarak onları dinlediğimi göstermiştim. Kalp ağrım artık karın ağrımın da önüne geçmişti, nefes bile zor aldırıyordu. Daha fazla buna katlanamayacağımı anlayınca sandalyemi geriye doğru iterek ayaklandım. Penelope ne demişti bilmiyordum ama benim hareketlenmemle cümlesi kesilmiş, bütün gözler bana dönmüştü.

💬

“Dinlensem iyi olacak, kusura bakmayın,” diye mırıldandım, tek istediğim yatağıma dönmekti.

💬

“Hiçbir şey yemedin,” dedi Endymion gözlerini kaldırarak bana bakarken.

💬

Başımı iki yana salladım. “Canım bir şey istemiyor, acıkırsam sonra yerim,” dedim, acıksam da yemeyeceğimi biliyordum. Bunu Endymion da biliyormuş gibiydi, bana bakan gözleri kısılmıştı.

💬

Sırtımı onlara dönüp yavaş adımlarla salondan çıktım. Ben çıktıktan sonra benimle ilgili konuşacaklarının farkındaydım. Endymion konuyu onlara anlatır mıydı bilmiyordum ama umurumda da değildi. Onlardan saklamak istediğim değil, sesli dile getirmek istemediğim bir konuydu.

💬

Merdivenleri de aynı yavaş hareketlerle inip odaya yöneldim. Şu an nerede olduğunu bilmesem de kötü hissettiğine emindim. Çok uzaklarda da olsa bu kalp ağrısının sadece bana ait olmadığını biliyordum. Onun bu konuyla ilgili ne düşündüğünü ondan duymayı isterdim. Tahmin ettiğimiz gibi duygularını ayırt edemiyor muydu yoksa gerçekten öyle mi hissediyordu? Ya gerçekten bana karşı böyle bir hissi varsa, o zaman ne yapacaktım?

💬

Odaya girdikten sonra direkt yatağa uzandım. Ağlamak isteyen tarafımı bastıran bir şey vardı. Ne olduğunu çözemesem de ağlamama izin vermediği için öfke duyuyordum. Yanağımı yastığa bastırdığım sırada üzerimdeki elbise, yerini yumuşak bir geceliğe devretti. Şu an kalkıp gitsem onu bulabilir miyim diye düşünüyordum. Ama bir yanım da Endymion’a hak veriyor, onu biraz yalnız bırakmamı söylüyordu.

💬

Dizlerimi karnıma doğru çektim, parmaklarımla kasıklarıma yavaşça masaj yapıyordum. Son zamanlarda Endymion’a karşı ilgimi belli etmiş, bunu dışarıya karşı göstermekten de çekinmemiştim. Noris da herkes gibi fark etmiş olmalıydı. Bu durumu bilseydim geri çekilmezdim ama kesinlikle dikkatli davranırdım. Aniden dudaklarımın arasından kaçan hıçkırıkla öylece duvara baktım. Hem ağrım şiddetleniyor hem de duygularım ağır basıyordu.

💬

Bir süre sonra hıçkırıklarımı takip eden şey gözyaşlarımdı. Birinin benim yüzümden üzüldüğünü bilmeye katlanamıyordum. Belki dışarıdan bakılınca sert bir mizaca sahiptim, çoğu zaman ifadesiz bakardım ama kalbim bu konuda biraz korkaktı, kırıldığında nasıl hissettiğini bildiğinden başka kalplere kötü amaçlı uzanmazdı. Bir hıçkırık daha odaya yayıldığında hıçkırığımı bastıran bir ses duydum. Bu sesi tanıyordum.

💬

Yan odadan geldiğini tahmin ettiğim ses tamamen odama yayıldığında gözyaşlarım geri çekilmeye başladı. Endymion şu an bana ne anlatmak istiyordu bilmiyordum ama söylediği sözler nahif bir melodiye sahipti. Kalbimde hissettiğim ağrı hafiflemeye başlayınca gözlerimi sıkıca yumdum. Ağrının benden gitmesini istemiyordum ama Endymion bunu istiyormuş gibi sesinin seviyesini yükseltmişti. Uykunun bana doğru yaklaştığını fark edince direnmeye çalıştım. Bir yanım susmasını isterken diğer yanım devam etsin istiyordu. Devam etmesini isteyen tarafım baskın gelmiş olmalı ki susması için bir tepki vermedim.

💬

Ağzına kadar kan dolu bir küvetin içinde uykuya dalmış gibiydim. Sanki kanın hepsi bana ait değildi, biri daha koyu renkti ve birbirlerine karışmıyorlardı. Küvet beni çevreleyen, beni korumak için etrafımı saran bir amniyon kesesiydi ama ben, içi kan dolu kesede uyuyan o masum bebek değildim.

💬

Endymion’ın sesi beni sadece birkaç saat uyutabildi. Daha sonrasında on dakika aralıklarla uyanıp durdum, en sonunda da bu döngüye dayanamayıp yataktan kalktım. Şafak sökmek üzereydi, bu yüzden oda çok da karanlık değildi. Sarsak adımlarla balkona ilerlerken kasıklarımdaki ağrı da hâlâ yerini koruyordu. Balkona adım atmamla beni çiçeklerin her yöne yayılan o güzel kokusu sardı. Bu bile huzurlu hissetmemi sağlayamıyordu.

💬

Ailemden başka birinin yokluğu, ilk defa kendimi yalnız hissetmeme neden oluyordu. Aradaki bağ o kadar güçlüydü ki, sanki Ashton beni bir başıma bırakmış gibi hissettirmişti bu durum. Bunu en iyi bu şekilde ifade edebilirdim. Çok korkutucu bir duyguydu.

💬

Antares’teki balkonumda olan minderlere benzer büyük minderlerden birine kendimi bıraktım. Bu ani hareketimle kasıklarımdaki ağrı da şiddetlenirken dişlerimi sıkarak ileriye baktım. Regl dönemim duygu bakımından yeterince karmaşık geçiyorken bir de olan şeyler tamamen beni dibe çekmişti. Başımı geriye doğru atıp korkuluğun taş kısmına yasladım, gözlerimi yumdum. Benim gözlerim kapalıyken güneş de yavaşça doğdu, ilerledi, tam tepeye geldi. Gözlerim hâlâ kapalıydı ve duyduğum tek şey şelaleden akan suyun sesiydi.

💬

“Daha ne kadar burada uzanacaksın?” Duyduğum sesle irkilerek gözlerimi açtım. Endymion balkona açılan kapının kenarına omzunu yaslamış bana bakıyordu.

💬

“Sen ne zaman geldin?” diye sordum şaşkınlıkla. Sanırım o da bütün gece uyumamıştı, gri gözlerini saran beyazlık kanlı görünüyordu.

💬

İleri doğru bir adım atıp, “Bir saat kadar oldu,” demesiyle kaşlarımı çattım, bir saattir onu göremesem de fark edip hissedemeyecek kadar mı kendimi kapatmıştım? “Burada böyle oturursan ağrın artar.”

💬

“Çok bitkin hissediyorum,” diye mırıldanıp ellerimi kucağımda birleştirdim. “Noris dönmüş mü?”

💬

“Hayır,” dedi ellerini korkuluklara bastırıp, gözlerini ormana doğru çevirdi. “Ama birazdan gelir. Dünya’ya geçince bizi diğer kutuplara birkaç saniyede götürebilecek kişi o. Ağrın olduğunu bildiği için seni geçit geçit dolanmak zorunda bırakmaz.”

💬

Söylediği şeyler bir taş gibi içime oturduğunda başımı eğdim. Sırf koruyucu ruh olduğundan bunu yapmasını, kendini zorunlu hissetmesini istemiyordum. Sessizce başım eğik bir şekilde aynı yerde oturdum. Endymion da bir şeyler söylemedi, sanırım yaşadığım karmaşanın farkında olmasındandı. Bu benim için daha iyiydi, bir süre bana hiçbir şey sorulmasa, söylenmese daha iyiydi.

💬

“Geliyor,” dedi Endymion sakin sesiyle, hâlâ ormana doğru bakıyordu. Panikle başımı çevirdim ama korkuluklar yüzünden bir şey göremiyordum. Kalbim endişeyle hızlanmıştı. “Üzerine bir şeyler giy de gidelim.” Tam hareketlenecekken durdu, başını eğip yüzüme baktı. “Sakin ol, panik yapıp ona da bunu yansıtırsan iletişim kopukluğu yaşarsınız. Onu tanıyorum, seni sandığın gibi bir şeyler için suçlamıyordur.”

💬

Sertçe yutkunup elimi yere bastırarak doğruldum. Endymion gözlerimin içine bakıyordu, gözlerimi kaçırıp başımı salladım. O odadan çıkarken ben de kendime çekidüzen vermek için odaya girdim. İlk yaptığım şey duş almış gibi temiz olmayı dilemekti. Şu an duş almak istemiyordum ama saçlarım da bedenim de kirli hissediyordu. Bu dileğim saniyeler içinde gerçekleşirken temiz saçlarım göğüslerime doğru uzandı. Yavaş hareketlerle ped değişikliğinden sonra da kıyafetlerim üzerime oturmuştu. Altımdaki koyu renk kot ve üzerimdeki salaş tişörtle havada asılı duran aynaya baktım. Solgun yüzümle göz göze gelmek canımı sıkmıştı. Ellerimi yanaklarıma hafifçe vurdum, en azından bir renk gelebilirdi.

💬

Benim odadan çıkmamla oda da buraya ilk geldiğim günkü düzenine geri döndü. Parmağımdaki yüzükle oynarken nereye gideceğimi bilemeden koridorda yürümeye başladım. O kadar gergin hissediyordum ki Noris ile yüz yüze geleceğim için. Evet, belki benim isteyerek yaptığım bir şey yoktu ama yine de benim sebep olduğum bir şeydi bu durum. Nabi’nin merdivenleri çıktığını görünce ben de onu takip ettim çünkü nerede olduklarını bilmiyordum.

💬

Merdivenleri yavaş adımlarla çıkmaya çalıştım, her adımımda ağrım katlanıyormuş gibi hissediyordum. Elimi merdivenin kenarına bastırırken durdum. Bir anda gelen farkındalık beni sarsmıştı. Buraya geldiğimden bu yana birçok şey olmuştu. Her seferinde kendimi toparlamam gerektiğini, dik durmak zorunda olduğumu, yıkılırsam toparlayamayacağımı kendime hatırlatıp durmuştum. Şimdi gözlerim merdivenlerin sağ tarafındaki uzun aynadaki yansımama takıldığında çökmüş görüntüme bakıyordum.

💬

Ailenle ilgili şeyler öğrendin, dedi içimdeki büyüyen o ses. Seni korkudan öldürecek şeylerle karşılaştın. Aylarca her şeyi göz ardı ettin. Şimdi neden bu kadar yıkılmış görünüyorsun?

💬

Yansımamla göz gözeyken omuzlarım dikleşti. Az önce odada kendime bakarken solgun göründüğümü fark etmiştim ama şimdi bütün bedenimin bu kadar güçsüz, kambur görünmesi kafamın içinde ateşten şimşeklerin çakmasına neden olmuştu. Duruşum da dikleşirken ruh halimdeki bu ani değişim beni afallatsa da kaşlarımı çatmadan edemedim. Bir günde kendimi nasıl bu kadar salabildim? Yumruklarımı sıkıp gözlerimi yansımamdan ayırdım. Kendimi bu halde görmekten hiç hoşlanmamıştım.

💬

Adımlarımı biraz öncesindekine nazaran daha kararlı atmaya başladım. Seslerin geldiği salona doğru ilerlerken de yüzüme işleyen makyajı ben istemiştim. Belki o yorgun görüntüm o makyajın altında saklanacaktı ama daha fazla insanların bunu görmesini istemiyordum. Hafifçe kendimi silkeledikten sonra yüzüme bir gülümseme kondurarak salona girdim. Bu salona daha önce de girmiştim, ferah bir yerdi ve cam kenarında bir ağaç vardı. Evet, normal bir ağaç. Dallarını kırmızı çiçekler süslüyordu.

💬

“Daha iyi görünüyorsun,” dedi Penelope neşeli sesiyle. Gözlerimi ağaçtan ayırıp koltukta bacak bacak üzerine atmış Penelope’ye baktım. İçerideki diğer gözlerin de üzerimde olduğunu hissediyordum.

💬

“Evet, iyi hissediyorum,” derken ağzımda acı bir tat vardı ama gözlerim kısılana kadar gülümsedim.

💬

“Harika,” dedi ellerini birbirine çarparken. Neşeli tavrının aksine gözleri dikkatli bakıyordu, elbette asıl durumumu anladığının farkındaydım. Sanki Penelope’den bir şey gizlemek imkansızmış gibi ona bakarken bir şeyleri saklamıyordum.

💬

Penelope’nin yanına oturdum, bu sırada gözlerim diğerlerinin üzerindeydi. Briella’nın elinde küçük, mavi tüyleri olan bir kuş vardı. Nabi ile gülerek kuşa bakıyor, onunla konuşuyorlardı. Endymion’ın bakışları yüzümden ayrılmasa da Noris’ın baktığı yer de Briella’nın avuçlarındaki kuştu. Yüzümdeki gülümseme yavaşça kayboldu, şimdi ifadesiz bir yüzleydim.

💬

“Senin için bunu hazırladım,” deyince Penelope, başımı çevirerek ona baktım. Koltuğun yanında duran cam, yuvarlak sehpanın üzerindeki bardağı alıp bana uzattı. “Süt. İçinde bal ve birkaç bitti var. Sana iyi gelecek.”

💬

Bardağı avuçlarımın arasına alıp gülümsedim. “Teşekkür ederim,” diye mırıldandım, bardaktan gelen tatlı koku yüzümü buharıyla yalıyordu.

💬

“Rica ederim, bir tanem,” deyip gülümsedi. Gözlerini Noris’a dokundursa da hemen Endymion’a doğru çevirdi. “Şimdi Antares’e gideceksiniz değil mi?”

💬

“Evet,” dedi Endymion başını sallayıp. “Astrid iyi olursa yarın gidip bahsettiğin mezarlıklara bakacağız.”

💬

Mezarlık lafını duyan Noris duraksadı, gözlerini yavaşça Endymion’a çevirdi.

💬

“Benim için sorun değil, yarın daha iyi olurum. Daha fazla erteleyemeyiz,” dedikten sonra elimdeki bardaktan bir yudum aldım, kalbimi susturmak için aldığım tadı, Penelope’nin süte neleri ekleyebileceğini düşünmeye çalıştım.

💬

“Yarın da dinlenirsin,” dedi Noris düz bir sesle, Endymion’dan gözlerini ayırmıştı ama bana bakmadan tekrar Briella’nın avucundaki kuşa çevirmişti. “Bizi kovalayan bir şey yok.”

💬

Göğsümü sıkan hisle başımı omzuma doğru eğip onun yüzüne baktım. Yüzümdeki ifadenin dağılmaması için büyük bir çaba veriyordum. “Yarın gideceğiz.”

💬

Kararlı çıkan sesimle birkaç saniye boşluğa baktı, ardından gözlerini yüzüme çevirdi. Göz göze geldiğimizde ilk fark ettiğim şey gözlerinin hiçbir ifade barındırmadığıydı. Onun aksine ben ona anlayışla bakıp gülümsedim, gülümsediğimi görünce gözlerini kaçırdı.

💬

Elimde tuttuğum boşalan bardak aniden kaybolurken Endymion, “Gidelim artık,” deyip ayaklandı. Briella dudak bükerek elindeki kuşu Nabi’ye vermişti. Endymion’ın bakışları Briella’ya kayınca gözlerini şefkat sardı. “Sonra yine geliriz.”

💬

“İyi ya,” dedi Briella, koltuktan kalkıp ayaklarını yere vurarak salondan çıkınca arkasından bakakaldım.

💬

“Bazen beş yaşında bir kardeşe sahipmişim gibi hissettiriyor bu kadın,” dedi Endymion başını iki yana sallarken, bu beni güldürmüştü çünkü haklıydı. Briella bazen tam bir küçük çocuğa dönüşüyordu.

💬

Hep birlikte salondan çıkarken Nabi bizimle gelmemişti, bu yüzden onunla vedalaşıp öyle çıkmıştım salondan. Geçit yer değiştirdiği için bu seferki durağımız, ormana açılan terastı. Yer değiştiren geçit ise hâlâ bir sırdı. Merdivenleri sakince indik, konuşan Penelope ve Endymion’ın aksine Noris ve ben sessizdik. Tam yanımda yürürken gözleri hiç bana doğru dönmemişti, şu an kafasından geçen şeyleri çok merak ediyordum.

💬

Terastan çıkıp ormana girdiğimizde Briella’yı gördüm, kollarını göğsünde bağlamış keyifsizce geçide bakıyordu. Sanırım burayı gerçekten seviyordu. Aslında onların bir erk hayvanı olduğunu, yani insana dönüşebilen bir hayvan olduğunu düşürsek, sadece doğadan oluşan bu evreni sevmeleri çok normaldi. Alrisha onlara kendilerini iyi hissettiriyor olmalıydı.

💬

“Herhangi bir gelişmede beni haberdar edin, belki yardım edebileceğim bir konu olur,” dedi Penelope geçidin önünde dikildiğimiz sırada. “Kutuyu bulursanız ve Astrid onu açamazsa Ursula’ya haber verin, o sizin yanınıza gelsin, siz kutuyla birlikte etrafta görünmeyin.”

💬

“Aidoneus’a yakalanmayın diyorsun yani?” Endymion alayla gülerken kızıl duvara doğru döndü. “Ona ait olanı bulacağımızı düşündükçe deliriyordur.”

💬

“Evet, bu yüzden dikkatli olun.” Penelope bana doğru dönüp ellerime uzandı, ellerimi ellerinin arasına alınca gözlerinin içine baktım. “Bu hayat senin hayatın,” diye mırıldandı, diğerleri duvardan geçiyordu. “Hiçbir şey için, hiç kimse için kendini üzme. Belki normal insanlar gibi ölümün kolay olmaz ama ölümsüz de değilsin, Astrid. İpleri elinden bırakma, sandığımdan da sandıklarından da daha güçlü bir kadınsın.”

💬

Ne diyeceğimi bilemez bir şekilde durup yutkundum. “Teşekkür ederim,” diye fısıldayınca gülümsedi.

💬

“Sorun her ne ise halledeceksin. Yeter ki kendini başkalarının arasında kaybetme,” dedi ellerimi yavaşça sıkıp okşarken. Anaç bir tavırla uzanıp başımın üzerini öpünce içten bir şekilde gülümsedim. Onun nahif sesinden duyduğum her cümle benim için bir güç kaynağına dönüştü.

💬

Ona minnetle baktıktan sonra arkamı dönüp diğerlerinin arkasından duvardan geçtim. Bu sefer omuzlarım çökmemişti ve sanki omuzlarımda beni destekleyen bilge bir gücün elleri vardı. Omzumdaki ellerin sahibini tanıyordum ve onun yaşadığı evrenden uzaklaşıp buzullara dönerken de ellerini hissediyordum.

💬

Endymion ile sıkıştığımız buzullara geldiğimizde durup etrafıma baktım. Hoş olmayan anlar yaşam da burası da artık hep göreceğim yerlerden biriydi. Noris bizi Antarktika’daki geçide götürmek için turuncu iplerini bileklerimize doladığında, bileğimde hissettiğim enerjiyle yutkundum. Bana gönderdiği enerji her zamanki gibi güven vericiydi. Her zaman da bu şekilde hissettirecekti, bunu bilmek bile iyi geliyordu.

💬

Bir göz kırpışı süresince kendimizi bir kutuptan diğerinde bulduk. Antarktika benim için hep başlangıç yerim olarak kalacaktı. Bu yüzden sıkıştığım yer burası olsaydı, burada soğuktan donsaydım ve ölseydim, hiç yabancılık çekmezdim. Ölümden yana da bir korkum olmazdı, korktuğum tek şey Ashton’ı yalnız bırakacak olmak olurdu. Onu hatırlamak, döndüğümde onu görecek olmak karnımdaki ağrının üzerine heyecanı da ekledi. Onu birkaç gündür göremiyordum ve nasıl olduğunu merak ediyordum.

💬

Duvardan geçip sahip olduğum köprüye adım attığım an etrafımı uğultu sardı. Köprünün kenarlarındaki iplere yapışık bir cam, o camın arkasında binlerce ruh varmış gibiydi. Şu an camı yumrukluyor, onları serbest bırakmam için bana lanet yağdırıyor olmalılardı. Bu köprüye ne zaman çıksam onların nefretini de öfkesini de hissediyordum.

💬

Gözlerimi önümde yürüyen Noris’ın ensesine diktim. Omuzları dikti ama belki de benim gibi o da sırtına bir tahta parçasını bağlayıp omuzlarını dik olmaya zorluyordu. Benimle konuşup konuşmayacağını bilmesem de elbet bu konu ikimiz arasında açılacaktı. O konuşana kadar ona bir şey sormayı düşünmüyordum, kendini sıkışmış gibi hissettirirsem daha çok üzülürdüm ve onu da üzerdim.

💬

Antares’e ayak bastığımızda derin bir nefes aldım. Her ne kadar bütün evrenlere sahip olduğumuz söylense de Antares benim için farklıydı. Kendimi rahat olmak konusunda zorlasam da diğer evrenlerde misafir gibi hissediyordum, Antares’tekinin aksine. Antares bana ait bir eve dönüşmüştü. Geri dönerken evime dönüyormuş gibi hissediyordum.

💬

Mağaradan çıkıp kurumuş ağaçların arasından geçeceğimiz sırada hepimiz bileklerimize dolanan ipler yüzünden duraksadık. Daha ne olduğunu anlamadan göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi şatonun, Akrebin Kalbi’nin önünde bulduk. Şaşkın bir şekilde gözlerimi Noris’a çevirdim, o ise arkasını bize döndü.

💬

“Daha fazla yürüme,” diye mırıldanıp bizden uzaklaşmaya, şatoya değil de merdivenlere doğru yürümeye başladı. Afallamış bir şekilde arkasından bakıyordum. Tam ona doğru yürüyecekken Briella elini omzuma koyarak beni durdurdu.

💬

“Ormana gidiyordur, yalnız kalsın biraz,” dedi, arkasından gitmem için bir el karnıma yumruk atıp duruyordu. “Gelir sonra o, merak etme.”

💬

Onun da sesi keyifsizdi. Aradaki gerginliği biliyor muydu bilmiyordum ama bilmiyorsa da hissediyor olmalıydı. Noris merdivenlerden hızla koşarak inip gözden kaybolduğunda bile aynı yerde dikiliyordum. Sanırım yine gitmesini beklemiyordum. Dudaklarımı birbirine bastırdım, omuzlarımın düşmemesi için ellerimi sıkarken Briella koluma girdi.

💬

“Burada her istediğimiz şak diye olmuyor ama şimdi seni kendi ellerimle besleyeceğim,” dedi kıkırdayarak, kafamı dağıtmak istemesini anlıyordum. Beni şatoya doğru çevirdiğinde Endymion’la göz göze geldim. Dudakları yukarı kıvrıldı, gözlerinde beliren anlayış beni her an ağlatabilirdi. “Güzel ellerim ve ben, hasta kızımıza iyi bakacağız.”

💬

Yavaşça gülümsediğimde, “Kızı zehirleme de,” dedi Endymion, arkasını dönüp önden yürümeye başladı.

💬

“O senin zevksizliğinle alakalı,” diye homurdandı Briella. “Kız kıza takılacağız, bizi yalnız bırak. Kızıma yaklaştığını da görmeyeyim, çakal dostlarım var benim, hepsini odanın önüne toplarım.”

💬

“Korkudan altıma işeyeceğim şimdi.” Endymion alayla gülerken Briella sinirli sinirli ona bakıyordu, ben ise sessizce onları dinliyordum.

💬

Şatoya girdik, şato bir ruha, ayakta durmaya çalışan bir ruha kapılarını açtı. Endymion da Briella da bütün gün benimle ilgilenmişti. Benimle ilgilenmek zorunda olmadıklarını söylesem de buna sinirlenmiş, hatta bilerek kendi aralarında komik bir kavgaya bile tutuşmuşlardı. Onları üzmemek için gülerek onları izlesem de yüzümün arkasında duran başka bir yüz daha vardı, kıvranan bir yüz daha. Gece olduğunda da Noris gelmemişti. Belki de gerçekten ormandaydı ve kendi ortamında daha özgür hissediyordu. Kafamı ondan uzaklaştırmak için hep abimi düşünmüştüm. Noris olmadığı için onu buraya getirecek biri de yoktu, bu yüzden onu görmek için yarın kaleye gidecektim. Onu gördüğüm an içimdeki ağırlık da hafiflerdi.

💬

Her saniyem, kendime senelerdir söylediğim, kötü hissettiğimde içimden tekrarladığım cümlelerle geçmişti. Yarın ne olacağını bilmiyordum, ne yaşayacağımı da bilemezdim. Her şeye rağmen, Penelope’nin de dediği gibi ipleri elimde tutmalıydım. Halledecektim, her zamanki gibi elimden geleni yapacaktım ve umarım kimse elindeki kalbiyle yere çökmek zorunda kalmazdı.

💬

Ben, avuçlarım arasında duran, hâlâ atmaya devam eden o kalple dizlerimin üzerine çökmüş, sanki en büyük yenilgimi yaşamışım gibi bitik bir halde öylece duruyordum. Avuçlarımın arasındaki kalp bana aitti. Yine bana ait olan o oklar kalbime saplanmıştı. Kollarımdan bileklerime doğru yavaşça ilerleyen akreplerin hedefi kalbimdi. İğnelerini kalbime batırmak, kalbimi çürütmek istiyorlardı ama buna başaramazlardı. Asıl akrep bendim ve kalbim hâlâ atıyordu.

← Önceki Bölüm: 16. ALRISHA CENNETİ

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top