💬

🌪️
💬
🎧: Jacob Lee, No Good At Goodbyes
💬
🎧: Çağan Şengül, Bir Ev Vardı
💬
🌪️
💬
Belli bir yaşa geldiğimde birey olmanın, kendi kararlarını verebiliyor olmanın ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladım. Çoğu insana bu özgürlük tanınmıyordu, bunu öğrendiğimde de benim için daha önemli bir hale geldi. Her zaman uzun uzun düşündüm, ne yapmak isteyip istemediğimi anlamaya çalıştım. Düşünmeden verdiğim kararlar elbette olmuştur ama hiç ipleri tamamen bırakmadım.
💬
Şimdi bir elimde kanlı bıçak, diğer elimde kesilmiş bir dil tutarken bu ani kararımın sonuçlarını düşünemeyecek kadar panik içindeydim. Diğerleri gibi Tibet de donup kalmış, şaşkın ve ne yapacağını bilemez bir halde bana bakıyordu. İki elim de titredi, dil yere düşse de bıçağı sıkıca tutmaya devam ettim. Bencilceydi belki, belki çok yanlış bir karardı ama Tibet’in mahvolmasını istemedim.
💬
Bir elini öne doğru uzattı. Kısık bir sesle, “Niran,” dediğinde bakışlarım uzattığı eline kaydı. Bana uzatmadığını biliyordum, ki birkaç saniye sonrasında da eli aşağı inmişti. Benden önce o sıyrıldı şoktan. Bakışlarını kenarda duran Salih’e çevirip, “Durdurun şunun kanamasını, elimizdeki tek şans o şu an,” dedi sert bir tonda.
💬
Salih ona emir verenin patronu olmadığını bilse de söyleneni yaptı. O an ne yaptı, ne şekilde kanamayı durdu bilmiyordum. Tüm her şey yanı başımda yaşanıyor olsa da odaklanamamıştım. Babaannem hızla yanıma gelip beni kolumdan tutarak Bahtiyar’dan uzaklaştırdı. O bunu yapmasaydı biliyordum ki uzun süre daha yerimden kıpırdayamazdım. Beni bu denli sarsan Bahtiyar’a yaptığım şey değildi. Tibet’e nasıl bir açıklama yapacaktım?
💬
Tibet, Kemal’e, “Ne kadar süredir buradalar?” diye sorarken telefonunu çıkardı. “Kafanı sikeyim, İlkay.”
💬
“Bir saat olmamıştır. İlkay buraya geleceğini söyledi, haberi var,” diye mırıldandığımda Tibet çatık kaşlarla yüzüme baktı. Sertçe yutkundum. “Sen gelmeden beş dakika önce haberi oldu.”
💬
“Bunu yaparken ne geçiyordu aklından?” diye sorarken telefonu kulağına yasladı. “Bu bir hatadan daha fazlası.”
💬
“Hata değil-” Susmam için elini kaldırdığında cümleme devam edemedim.
💬
“Abi,” dedi telefonu açan kişiye. Turhan’dı muhtemelen. “Neredesiniz?” Konuşurken gözlerini gözlerimden ayırmıyor oluşu daha fazla gerilmeme neden olmuştu. “Havadan mı denizden mi bilmiyorum, isterseniz yürüyerek gelin ama acele edin. Gelirken bir karmaşa görmesem de kesin her yeri didik didik ediyorlardır şu an.” Babaannem kolumu okşarken benim bakışlarım Tibet’teydi. “Tamam, telefonunuz açık olsun.”
💬
Tibet telefonu kapattığında, “Sıkalım burada kafasına,” deyip kaşlarımı çattım. “Sonra elbet buradan çıkarız. Kimse bu herifin intikamını almaya çalışmaz, şükür namazı kılarlar.”
💬
İşaret parmağını sallayarak, “Öyle olacak olsaydı yapardım, elime çok fırsat geçti,” deyince çatık kaşlarla ona bakmaya devam ettim. “Şu an zaten onu öldürmekten başka şansımız yok. Sanıyor musun sağ kalırsa tepemize binmez? Oğlu geberip gitti, onu durduran ne olacak? Adadan çıkana kadar canlı olsa yeter.”
💬
“Yaptığım şey için özür dilemeyeceğim.”
💬
“Senden özür beklemiyorum, Niran,” dedi Tibet öfkeyle. “Senden beklediğim tek şey biraz zamandı. Şimdi buradan hem seni hem de aileni çıkarmak zorundayım.” Başını iki yana salladı. “Üstelik abim de geliyor, onun da başını belaya sokmasına engel olmam gerek. Bunun dört dörtlük bir plan olduğuna seni inandıran neydi? Göt kadar bir adada mahsur kalacağınızı bilmiyor muydun?”
💬
Gözlerimi Tibet’ten ayırmadan, “Babaanne, sen de Melin’in yanına git. Korkmuştur, yalnız kalmasın,” dedim. “Muhammet, sen de onların kapısında bekle.”
💬
Babaannem bir şey söyleyecek gibi olsa da vazgeçip başını salladı ve Muhammet’le birlikte salondan çıktılar. Bakışlarım Bahtiyar’a kaydığında odaksız gözlerle zemine baktığını, ağzında bir bez parçası olduğunu, Salih’in onun kendi kendine boğulmasını engellemek için bir şeyler yaptığını gördüm. Tibet başını ellerinin arasına alıp sıkarken pencereye doğru ilerledi. Bu kez gözlerim onun hareketlerini takip etmeye başladı.
💬
“Dilini de kestin,” diye söylendi kendi kendine. “Şimdi ben onu nasıl konuşturacağım? Cevap alabileceğim insan kalmadı.”
💬
“Başka şekilde de cevapları bulabiliriz,” dediğimde, “Bulamayız!” diye bağırarak bana doğru döndü. “Bulamayız, anladın mı? Cevaplar sadece ondaydı.”
💬
Sertçe yutkunarak bakışlarımı zemine indirdim. Kendi iç sesimi durduramadığım için odaklanamıyordum, doğru olanın ne olduğuna karar veremiyordum. Tek merak ettiği şey babasıyla ilgili olan konu muydu bilmiyordum ama en azından o konuyla ilgili gerçekleri öğrenebilmiştim. Başka şeyler varsa da öğrenemeyecektik. Hiçbir kuvvet de Bahtiyar’a cevapları yazarak vermeye yetmezdi. Oğlunun ölmediğine olan umudu benimle konuşmasına yetmiş olsa da artık öldüğünü de biliyordu.
💬
Gerçekleri öğrenirse mahvolacaktı. Söylemezsem de şu an gözlerindeki hayal kırıklığını bir ömür silemeyecekmişim, yaşarsam bana hep öyle bakacakmış gibi geliyordu. Hangisine katlanamazdım?
💬
Yumruklarımı sıkıp gözlerimi sıkıca yumarken, “Ben,” dedim, ona gerçeği anlatmak, bana öyle bakmaması için her şeyi konuşmak istedim ama kapı bir kez daha çalınca gözlerim hızla açıldı.
💬
Tibet beni kolumdan tutup duvar kenarına çekti, elini Salih’e doğru uzatıp, “Silah ver,” dedi sertçe. Salih ona bir silah uzatırken Kemal, Tibet’in ona işaret vermesiyle kapıya yöneldi. Tibet salonun girişine odaklanmış bir halde dururken, “Sakın hareket etme,” dedi bana.
💬
“Babaannem ve Melin,” dedim korkuyla.
💬
Öne atılmak için hareket ettiğimde kolumu daha sıkı tutup, “Hareket etme,” dedi sertçe. “Yukarı çıkmalarına izin vermeyiz, onlar şu an güvende.”
💬
Kapının açılma sesini duyduğumda itiraz edecek vakti bulamadım. Bir süre ses gelmedi, sonra Kemal’in, “Sen,” dediğini duydum. “Senin burada ne işin var?”
💬
“Çekil şuradan,” diyen adamın sesini duyunca kaşlarım çatıldı. Tibet’in gerilen bedeni gevşedi, kolumu bırakıp öne doğru bir adım attı.
💬
Salona giren Çağın’la tüm bakışlar ona döndü. Tibet silahı sıkıca tutmaya devam ederken temkinli görünüyordu. “Ne arıyorsun burada?”
💬
Çağın’ın gözleri Bahtiyar’a kaydı. Onu bu halde görmeyi beklemiyor olmalı ki şaşkın bakışları hızla bize döndü. “Bu herif hâlâ yaşıyor mu? Çoktan öldürmüşsünüzdür diye düşünmüştüm.”
💬
“Bizi mi takip ediyorsun sen?” diye sordum ona doğru adımlarken. “Neden burada olduğunu sorduk.”
💬
“Benim gözüm her yerdedir,” dedi başını omzuna doğru eğerek. “Öyle olmasaydı abim gibi erkenden kellemden olurdum.”
💬
Duraksadım. “Görkem öldü mü?” diye sordum şaşkınlıkla. “Ölmedi sanıyordum. Hem sen bundan nasıl bu şekilde normal bir şeymiş gibi bahsedebilirsin? Abin o senin.”
💬
Omuz silkip, “Evet, arkandaki adam da kuzenim,” deyince daha büyük bir şaşkınlık yaşadım. Böyle olması normal miydi? “Neyse, size adamların iki üç sokak aşağıya kadar geldiklerini, sokak sokak sizden iz aradıklarını söylemeye geldim.”
💬
Kollarımı göğsümde bağlayıp tek kaşımı kaldırdım. “Abin umurunda değil ama bunu mu önemsiyorsun? Sana ne bizim yakalanmamızdan?”
💬
“Siz zaten umurumda değilsiniz, geberip gidebilirsiniz,” dedikten sonra bakışlarını hole çevirdi. “Melin nerede? En azından bırak da onu buradan çıkarayım. Senin aptallığın yüzünden ölmesini istemem.”
💬
“Bacaksıza bak,” dedim söylediklerine inanamayarak. Bakışlarımı Tibet’e çevirdim. “Bunun da dilini kesebilir miyim?” Tibet çatık kaşlarla bana bakınca, “Şakaydı,” dedim ama gülmedi. Zaten ben de komiklik olsun diye söylememiştim.
💬
Çağın söylediklerimi duymazlıktan gelip, “Melin nerede?” diye sorusunu tekrarladı.
💬
“Git de kafanı yarsın,” dedim öfkeyle.
💬
Tibet, “Nereye götüreceksin onu?” diye sorunca kaşlarımı çatarak ona baktım.
💬
“Burada Bahtiyar’a ait bir fabrika var, oraya,” dedi Çağın, Tibet’e bakarak. “Oraya bakmak akıllarına şu an gelmez, en azından tekneyi yanaştıracak güvenli bir köşe bulana kadar orada bekleyebilirim.”
💬
Tibet’in gözleri kısıldı, birkaç dakika boyunca sessizce Çağın’a baktı. Ardından bakışlarını Kemal’e çevirip, “Yukarıdakileri alıp gel,” deyince, “Anlamadım?” dedim sorar gibi. “Bu çocuğa mı güveneceğiz?”
💬
“Kimseye güvendiğim yok, Niran,” dedi Tibet bomboş bir ifadeyle. “Ha burada durmuş beklemişiz ha orada, ne fark eder? En azından Çağın bir itlik peşindeyse beynini patlatmam için sebep çıkmış olur.”
💬
“Beni her zaman böyle severdi,” dedi Çağın alaycı bir ifadeyle.
💬
Kemal’in bana baktığını, benden bir emir beklediğini fark edince ona baktım. Derin bir nefes aldıktan sonra elimi sallayarak, “Çağır bizimkileri Kemal,” dedim. Bir konuda haklıydı, sonuçta burada da güvende değildik.
💬
Herkesin bir anda böyle toplanması kafamı allak bullak etmişti. Kendi başımayken düşünmek, hareket etmek daha kolaydı. Sanki onlar gelmemiş olsa ben çoktan bir yolun bulmuş ve kaçmış olurdum gibi geliyordu. Bu kendime olan güvenimle alakalı değildi, Tibet’in de dediği gibi kişi sayı arttıkça korunması gereken kişi sayısı da artıyordu. Bahtiyar’ın iniltileri de sinirlerimi tepeme toplamaya başlamıştı.
💬
Kemal diğerlerini yukarıdan alıp gelene kadar sessizce bekledik. Daha doğru biz sessizdik, Bahtiyar acı içinde inlemeye devam ediyordu. Çağın, Bahtiyar’a kaçamak bakışlar atıp yüzünü buruştururken Tibet’in delici bakışları üzerimdeydi. Kafasından geçen şeyleri düşündükçe suçluluk duygusu artıyor, beni daha da rahatsız ediyordu. Söylemediğim takdirde hep böyle bakacağını bilmek tüylerimin diken diken olmasına neden oluyordu.
💬
“Yine mi sen?”
💬
Melin’in sesini duyunca düşüncelerden sıyrılıp salona giren kardeşime baktım. Yumruklarını sıkmış, salonun girişinde dikilmiş bir şekilde öylece Çağın’a bakıyordu. Babaannemin hemen arkasında olduğunu Kemal’le fısır fısır konuştuklarını gördüm ama dikkatimi onlara veremedim. Melin birkaç adımda Çağın’ın dibinde bitti, bir cevap bekliyor gibi ona bakıyordu.
💬
“Seni ikinci kez kurtarmaya gelmek de benim yüzsüzlüğüm, doğru,” dedi Çağın, Melin’e dikkatle bakarken. “Hayır deme lüksün yok. Tıpkı ilk seferde olduğu gibi.”
💬
Melin alaycı bir tavırla gülerek, “Yok sen gerçekten akıllanmayacaksın,” dedi.
💬
Tibet öne çıkarak, “Kavga etmenizi bekleyecek zamanımız yok,” dedi sert bir ifadeyle. “Nermin Hanım, kaç adamınız var biliyorum ama hepsini toplamamız gerek. Vakit kaybetmeden çıkalım buradan, yaklaşmışlar.”
💬
“Kemal ayarlayacak şimdi,” dedi babaannem. “Kızlar yanımdan ayrılmadığı sürece sorun yok, gidelim.”
💬
Tibet başını sallayıp Salih’e döndü. “Siz Bahtiyar’ı alın, onu bizim arabaya alacağız. Yanımızda olması iyi olur.”
💬
Salih ve Muhammet, Bahtiyar’ı kollarından tutarak dışarı taşırken biz de hareketlendik. Evden sessizce çıktık, bahçede adımlarken hepimizin gözleri fıldır fıldırdı. Bahtiyar’ın oğlunu almamıştık, zaten onunla işimiz bitmişti. Çağın arabasını hemen evin önüne park ettiğinden Tibet diğer araçlardan daha yakın olduğu için ona binmek istedi. Biz Çağın’ın arabasına binerken Çağın da Kemallerle ilerideki arabaya yönelmişti.
💬
Tibet sürücü koltuğuna geçti, Bahtiyar’ı yanındaki koltuğa oturttular. Ben de babaannem ve kardeşimle arka koltuğa oturdum. Kemal’in aracı içinde Çağın olduğundan ve yolu tarif edecek olanın o olduğundan bizden önce hareket etti, biz de vakit kaybetmeden onların peşine takıldık. Başta gergin olmasam da bir sokak aşağıdaki adamları gördüğümde gerginliğim baş ağrısına dönüşmüştü. Arka koltukta olduğumuz yere sindik, babaannem kolunu ortada oturan Melin’den bana doğru sarılır gibi uzattığında elinde bir silah olduğunu görmüştüm. Bizi koruma içgüdüsüyle kolunu uzattığı belli olsa da silahı görmek benim açımdan iyi olmuştu.
💬
Babaannemin elindeki silahı alıp, “Bende kalsın,” dediğimde bir şey söylemedi. Silahı şu an kullanmama gerek yoktu zaten, Bahtiyar gözünü açacak halde değilken bizim için tehlike yaratmıyordu. Fakat bu arabadan indiğimizde ihtiyacım olabilirdi.
💬
Çağın bizi nasıl bir yola soktuysa evlerden uzaklaştık, bu da dikkat çekmemizi engelledi. Yine de birilerinin dikkatini çektiğimizi düşünüyordum çünkü dışarıda fazla araç yoktu, biz de arka arkaya ilerliyorduk. Bu yüzden sık sık arkamızı kontrol ettim, birinin geldiğini erkenden fark edersem kendimizi savunma şansımız olurdu. Yolda Tibet, İlkay’la konuştu. Evde olmadığımızı, Bahtiyar’a ait bir fabrikaya gittiğimizi, oraya gelmelerini söyledi. Konuşmalarından anladığım kadarıyla İlkaylar yoldaydı. Adaya girerken zorluk yaşayacakları kesindi, bu da yanımıza gelme sürelerini artıracaktı.
💬
Araba patika bir yolun ardındaki genişliğe çıktığında ilerideki fabrikayı gördüm. Bulunduğumuz yer fazlasıyla karanlıktı, sadece arabaların far ışıkları etrafı aydınlatıyordu ve bu da zaten korkutucu görünen bu yeri daha da ürkütücü bir hale getiriyordu. Kemallerin arabası fabrikanın arka tarafında durduğunda biz de hemen arkalarında durduk. Ön taraftan girmememizin nedeni muhtemelen araçları fark etmemelerini istediklerindendi. Yine de adanın yapısını düşünecek olursak birilerinin fark etme olasılığı zaten yüksekti. Tepeden bir yerden bakıyor olsam adadaki her hareketi birkaç aletle rahatlıkla görebilirdim.
💬
Bu işi bu kadar önemseyip her noktaya gözcü dikmiş olabilirler miydi?
💬
“İleride bir drone gördüm, hızlı olun,” dedi Çağın yüksek sesle. Bu herkesin paniğini artırmıştı.
💬
Adamlar Bahtiyar’ı hızla içeri taşırken biz de aynı hızda ilerledik. Biz içeri girerken yaklaşan araç seslerini duyabiliyordum. Bu araçlar bizim adamlara aitti, bunu bilsem de rahatlamış hissedemedim çünkü bu kadar aracın aynı doğrultuda ilerlemesi muhakkak dikkat çekecekti. Belki de çoktan çekmişti ve bize ulaşmak için toplanmışlardı.
💬
Boş fabrikada ayak sesleri yankılandı. Uzun duvarın önünde büyük, metal bir masa vardı. Adamlar Bahtiyar’ı o masanın üzerine oturtup hemen yanı başına dikildiler. Gözlerimle etrafı taradım. Durduğumuz yer bizi açık hedef haline getirirdi. Bize gizlenecek, sığınacak bir yer gerekiyordu. Tibet de koşar adım içeride dolanıyor, kapıların ardına bakarak bulunduğumuz alanı inceliyordu.
💬
Çağın, “Yukarıda kapılar var,” dedi asma kata bakarken. “Kadınlar orada dursun, daha güvende olurlar.”
💬
“Evet,” dedi babaannem, Melin ve benim kolumuzu tutarak. “Kemal, birkaç kişi bizimle gelsin.”
💬
“Tabii efendim.”
💬
“Kemal sen babaannemlerle git,” dedim elimi babaannemin elinin üstüne koyarak. “Ben bu herifin,” diyerek Bahtiyar’ı işaret ettim. “Yanından ayrılmayacağım.”
💬
Babaannem öfkeyle, “Saçmalama artık,” dediğinde ona baktım. “Benimle geliyorsun, daha fazla şey duymak istemiyorum.”
💬
“Kemal,” dedim babaanneme bakarken.
💬
Kemal harekete geçince babaannem kaşlarını çatarak ona baktı. “Biz gidelim, Nermin Hanım,” dedi mahcup bir ifadeyle. “Niran Hanım yalnız değil, hem sonra onu da getireceğim, merak etmeyin.”
💬
“Kemal ben daha ölmedim,” dedi babaannem. “Ben ölene dek patronun benim.”
💬
Kemal omuzlarını dikleştirip, “Ben de ölmemeniz için bunu yapıyorum,” dediğinde göz ucuyla ona baktım. “Sizin güvende olduğunuza emin olunca torununuzun yanında olacağım.”
💬
“Buradan bir çıkalım,” dedi babaannem parmağını sallayarak. “Bir çıkalım, o zaman konuşacağız sizinle.”
💬
Babaannem, Melin’i de alıp hışımla yanımızdan geçerken içeri giren adamlara baktım. Yaklaşık yirmi, yirmi beş kişi vardı. Bu kadar az olmadığımızı bildiğimden diğerlerinin fabrikanın dışında beklediğini anlamıştım. Aklım babaannemde kalsa da şu an kafamı ona veremezdim, güvende olsa benim için yeterdi. Çağın onlarla gitmese de asma kata çıkan merdivenlerin başına geçip oturmuştu.
💬
“Henüz bir ses yok,” dedi Tibet ön tarafı kontrol ederken. Aramızda mesafe olsa da sesi içeride yankılandığından onu net bir şekilde duyabilmiştim. “Yanımda yeterince silah var mı?”
💬
Bunun cevabını bilmediğimden bir cevap alabilmek için Salih’e baktım. Salih, “Evet,” dedi başını sallarken. “Erkan, içeriye de malzeme getirin!”
💬
Kapıda duran adamlardan biri koşarak dışarı çıktığında Salih’in seslendiği adamın o olduğunu anladım. Yaşanılanlar beni birçok kez böyle ortamlara sokmuş olsa da tedirgindim, sonuçta normalde silahla gezen biri değildim. Olası bir çatışmada nasıl davranacağımı da tahmin edemiyordum. Tek bildiğim soğukkanlı olmam gerektiğiydi. Birileri gelecekse bile en azından onları İlkaylar gelene kadar oyalamalıydık. İlk rahat nefesi onlar geldiğinde alabilecektim.
💬
Tibet ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş dışarıyı izlerken yanına gidip gitmemek arasında kaldım. Bir his göğsümü daralttığından silahı taytın bel kısmına sıkıştırdım ve adımlarımı Tibet’e yönelttim. Onu böyle bir karmaşaya sürüklediğim için üzgündüm. Planımdaki en önemli maddelerden birinin de onun yapacaklarımdan haberdar olmayacağı olduğu için hiç onun işin içine gireceğini düşünmemiştim. Plana nasıl tek başına başladıysam öyle bitecekti, en azından bir saat öncesine kadar düşüncem buydu.
💬
Yaklaşanın ben olduğumu bildiğinden arkasını dönmeden, “Beni kızdırdın,” diye mırıldandı. “Fena kızdırdın.”
💬
“Hiç belli olmuyor,” diye alay ettiğimde omzunun üzerinden çatık kaşlarla bana baktı. “Bana hak verdiğini biliyorum.”
💬
Yanında durduğumda başını önüne döndürüp, “Niran ben sana her zaman hak verdim,” diye karşılık verdi. “Kaç ay oldu, bir kez bile hareketlerinin yersiz olduğunu, haksız olduğunu düşünmedim.”
💬
“Öyleyse-“
💬
“Sana haksız olduğun için değil, düşünmeden hareket ettiğin için kızdım,” derken göz göze geldik. “Çok düşündüğünü, emin olduğunu sandığını biliyorum, yoksa bu işe adım atmazdın. Ama sen tek bir yola odaklanıyorsun, diğer yolları göz ardı edemezsin.” Bedenini bana doğru çevirdiğinde ben de ona doğru döndüm. “Benim gelmemi geç, İlkay burada kalmaya karar verebilirdi ya da Bahtiyar etrafına gizli adamlar yerleştirebilirdi. Az koruma var sanırdın ama aslında karşına bir ordu çıkabilirdi. Sen onu pusuya düşürdüğünü düşünürken o çoktan sizin yerinizi bulmuş olabilirdi, sen onun peşindeyken o eve baskın yaptırabilirdi ve aileni kaybedebilirdin.” Son varsayımıyla tüylerim diken diken oldu. “Bahsetmek istediğim şeyi anladın mı? Her şey olabilirdi ve sen tektin.”
💬
Başımı hareket ettirmeden bakışlarımı zemine indirdim. “Bir an önce bitsin istemiştim. Yine olsa yine aynı şekilde hareket ederdim.”
💬
“Ben de bitsin istiyorum ama,” deyip elini uzattı, avucunu yanağıma bastırdı. “Bittiğinde sağ olalım, nefes alıyor olalım da istiyorum.”
💬
Bakışlarımı zeminden çekmeden, “Özür dilerim,” diye mırıldandım.
💬
“Hani özgür dilemeyecektin?” diye sorarken yanağımı okşuyordu.
💬
“Sus.”
💬
Yanağımdaki elini boynuma, oradan da enseme kaydırdı ve ardından ensemi kavrarken bana sarıldı. “Bir daha yapma demeyeceğim çünkü bugün bazı şeylerin değişeceğine eminim. Ne şekilde bitecek bilmiyorum ama bitecek.” Yüzümü göğsüne bastırdığımda eli sırtım boyunca kayıp belime indi. “Aileni ve seni koruyacağım. Elimden geleni yapacağımı bil.”
💬
Kollarını beline daha sıkı sarıp, “Biliyorum. Ben de öyle,” dedim. Ona karşı içimdeki ağırlık kalkmamış olsa da hafiflemişti. Her şeyi anlatmak istiyordum ama şu an doğru zaman değilmiş gibi geliyordu. Kafası karışacaktı, ani bir çöküş yaşayacaktı ve herhangi bir baskında kendini bile koruyamayacak hale gelebilirdi. Bu riski alamazdım.
💬
Adamlardan biri, “Niran Hanım,” diye seslenince Tibet’ten ayrılmadan başımı fabrikanın girişine doğru çevirdim. “Çocuklar tepeye tırmanan araçların far ışıklarını görmüşler. Birileri geliyor sanırım.”
💬
Tibet de benim gibi gerildiğinden bedenlerimiz birbirine yaslanan iki dağ gibi hissettirecek şekilde kasıldı. “İlkaylar olabilir mi?” diye sordum Tibet’ten uzaklaşırken. Sesim artan paniğimi belli etmişti.
💬
Tibet elini cebine atarken, “Sanmıyorum, bu kadar hızlı gelemezler,” dedi, sesi gergin çıkmıştı. İlkay’ı aradığı sırada beli belimden tutup, “Bahtiyar’ın arkasından çıkma,” dediğinde başımı salladım. “Onu kalkan olarak kullanacaksın. Pencerelere yaklaşmak yok.”
💬
Başımı kaldırıp asma katta duran Kemal’e, “Söyle pencerelerden uzak dursunlar,” diye seslendim. “Sen de kapıdan ayrılma.”
💬
Tibet, “Neredesiniz?” diye sordu telefonu açan İlkay’a. “Hay sikeyim, gelenler var.” Adımları hızlanınca ben de ona ayak uydurdum. “Konumu gönderiyorum. Götünüze motor mu takarsınız ne yaparsınız bilemem ama çabuk olun.”
💬
Telefonu kapatıp mesajlaşma uygulamasına girdiği esnada ondan uzaklaştım ve Bahtiyar’ın oturtulduğu metal masaya yaklaştım. İçeride koşuşturan, pencereleri kuşatan ve konumlanan adamlara dikkat kesilemedim. Salih elindeki silahlardan birini masanın üzerinden bana doğru itti. “Bu da yakınınızda dursun, şarjör değiştirmekle uğraşmazsınız,” deyince ona minnetle baktım. Zaten o anki panikle soğukkanlılığımı korumak zor olabilirdi.
💬
“Onun yanından ayrılmayın,” dedi Tibet yanımdaki adamlara ithafen. Ardından koşar adımlarla girişe ilerledi. Yarı baygın Bahtiyar’a öfkeyle bakarken dilimi ısırdım. Bu gidişle kendi kendine geberecekti. Bir süre daha onu ayık tutmalıydık, bir cesedi koz olarak kullanamazdık.
💬
Camlara vuran far ışıkları fabrikanın içine yansıdığında hızla masanın üstüne çıktım ve oturur pozisyondaki Bahtiyar’ın arkasına geçip sırtımı duvara yasladım. Salih ve Muhammet haricinde iki adam daha yanımdaydı. Çağın’ın merdivenin arka kısmına geçtiğini gördüm. Metal merdivenin boşluğundan bedeninin belli kısımları görünüyordu. Ona güvenmiyordum, çok rahat bir şekilde bize arkamızdan saldırabilirdi ama bir yanım bize saldırsa da kardeşimin güvende olacağını söylüyordu. Bu bile benim için yeterliydi aslında.
💬
Dışarıda atılan silahın sesiyle Tibet, “Duvara yaslan!” diye bağırdı. İrkilerek solumda kalan, masanın bir ucunun dayalı olduğu kolona baktım. Bedenimin bir kısmını kolonun arkasına sokarken Salih’in yardımıyla Bahtiyar’ı da beraberimde götürmüştüm.
💬
İlk atıştan sonrası seri atışa dönmüştü. Art arda ateşlenen silahlar, patlayarak fabrikanın içine dağılan camlar, metale vuran kurşunun sesi ve yaralanan insanların bağırışları. Bahtiyar’ın kafasına yasladığım silahı tutan elim, asma kattan düşen adamla titremeye başlamıştı. Kemal’in bağırışlarını duydum, birilerini yukarı çağırıyordu. Girişte duran Tibet, koşarak pencerelere doğru ilerlerken kalbim boğazıma tırmandı. İçeride birkaç yaralı vardı fakat dışarıdakilerin durumu neydi bilmiyordum. Her an birileri içeri girecek diye kalbim ağzımda girişe bakıyordum.
💬
Arkasına gizlendiğim kolona çarpan mermiyle sıçradım, ardından yerime sindim. “Sakın vurulmayın, Salih!” diye bağırdım. Yakınımda olsalar da öyle bir gürültü vardı ki eminim normal tonda söylesem beni duymazlardı.
💬
“Sorun yok, Niran Hanım,” dedi Muhammet silahını ateşleyip pencere önünden geçen adamı kaybolmadan önce vururken.
💬
Çağın’ın, “Biri bana silah, şarjör falan fırlatsın!” diye bağırdığını duydum. Kafamı uzatıp ona bakamadım çünkü içeride seken mermilerin nereye saplanacağı hiç belli olmuyordu.
💬
En azından Bahtiyar geberene kadar ölmeye niyetim yoktu.
💬
Tibet’in bir eliyle telefonu kulağında tutarken diğer eliyle ateş etmeye devam ettiğini gördüm. Konuşmaları duymam imkansızdı ama yüzündeki öfkeye ait dalgalanmaları yansıyan far ışıkları sayesinde görebiliyordum. İlkay ve Turhan’ın yetişebileceklerine dair olan inancım yavaşça sönmeye başlamıştı. Ellerinden geleni yaptıklarına emindim, sonuçta biri Tibet’in abisi, diğeri de en yakın arkadaşıydı. Kendimi en azından Tibet’i canlı kanlı bulabilmeleri için dua ederken buldum.
💬
Bir merminin yaklaşan ıslıklı sesini duydum. O an o sese öylesine odaklanmıştım ki çarptığı noktada deldiği etin sesini bile duymuşum gibi geldi. Gözlerim korkuyla irileşirken Muhammet’in bedenin sarsıldığını gördüm ve çığlığım fabrikada yankı uyandırdı. Salih hızla Muhammet’i tutup yere çekerken Tibet’in bağırarak adımı söylediğini duydum ama o an gözlerimi Muhammet’ten ayırıp ona bakamadım. İki adam yere eğilince görüş açım da genişlemişti. Bu da ortamdaki mahşer alanını daha net görmemi sağladı.
💬
Tibet kolundan bileğine dek akan kanla, dışarıya doğru ateş ederken gözünün bende olduğunu gördüm. Bana bakarken dudakları da hareket ediyordu ama ne dediğini anlayamıyordum. Yaralanmış mıydı? Ailem ne durumdaydı? Tüm bunları gizlenerek öğrenemeyeceğimi bilmem ve kaybetme korkusu üst üste geldiğinde Bahtiyar’ın bedenini hızla yana doğru ittim ve masadan atlayarak yere çöktüm. Bu hareketim Tibet’in delirmiş gibi bağırmasına neden olsa da orada durmaya devam edemezdim.
💬
Hızla birkaç adım önümdeki kolona sırtımı verdim ve yukarı baktım. Kemal ve birkaç adam eğilmiş bir şekilde atışlara karşılık veriyordu. Arkalarındaki kapıda sayısız delik vardı. “Kemal!” diye bağırdım. “Onlar iyi mi?”
💬
Kemal beni gördüğünde gözleri irileşti. “Siz neden oradasınız? Yerinize dönün! Onlar iyi!”
💬
Bu cevap benim için şimdilik yeterliydi. “Salih, diğer silahı bana at!” diye bağırırken yerde yatan Muhammet’i kontrol ettim. Elini kanayan yarasına bastırıyordu, karnından yaralanmıştı. “İyi misin?”
💬
Alaycı bir gülüşle, “Daha iyi olabilirdim, Niran Hanım!” diye bağırınca içim rahatladı. Düşündüğüm kadar kötü yaralanmış görünmüyordu.
💬
Salih’in yerde sürükleyerek bana fırlattığı silahı da alıp doğruldum. Kafamı uzatıp Tibet’e bakmak istedim ama kolonun yanında geçen mermiler yüzünden bunu yapamıyordum. Doğru anı bulduğumda ve kafamı ileri uzattığımda Tibet’in koşarak olduğum yere geldiğini gördüm. Açık hedef halinde olması korkuyla dolmama neden oldu. Elimi sallarken, “Ne yapıyorsun?” diye sordum bağırarak. “Kendini koru!”
💬
Koşmaya devam ettiği sırada bedenindeki ani sarsılma donup kalmama neden oldu. Küfrederek elini belin yan kısmına götürürken bacakları titredi ve dizlerinin üzerine çöktü. Şoka girmenin sırası olmadığını söylen zihnim vurulan benmişim gibi sarsılmamı sağlamıştı. Tam ileri fırlayacağım esnada biri kolumu tutarak kolonun arkasında kalmamı sağladığında çırpınmaya başladım. Tibet bir elini yarasına bastırırken diğer elini gelmemem için iki yana sallıyordu.
💬
“Bıraksana beni!” diye bağırdım kolumu tutan Çağın’a. “Tibet!”
💬
Çağın, “Mesafe kısa olsa da ortaya çıkman tehlikeli!” diye bağırarak karşılık verdi.
💬
Onu dinlemedim. Kimseyi dinlemek istemiyordum. “O zaman koruyun beni!” diye bağırdıktan sonra hızla kolonun arkasından çıkıp bir kolumu başıma siper ederek Tibet’e doğru koşmaya başladım.
💬
Tibet beni gördüğü anda öfkeli bir bağırışla silahı tutan elini yere vurdu. Ona aldırış etmedim çünkü tam tersi bir durum olsaydı eminim ki o benim gibi birkaç dakikayı bile harcamadan yanıma gelirdi. Resmen yerde kayarak onun yanına ulaştım. Konuşmakla vakit kaybedemeyeceğimi bildiğimden sağlam olan kolunu tutup onu çekmeye çalıştım. Acıyla inlemesi birden fazla yarasının olduğunu anlamamı sağlamıştı.
💬
“Biri hemen yardım etsin!” Çığlık atar gibi bağırmam birkaç korumanın dikkatini üzerimize çekti. İki kişi hızla bize doğru gelirken savrulan mermilerden de kaçmaya çalışıyordu. Hareket halinde olduğumuzdan çoğu kişi bizi koruma amacıyla silahlarını ateşliyordu.
💬
Adamlar Tibet’i kollarından tutup eğilerek çekmeye çalışırken bir elimi yere bastırdım. Fabrikanın orta kısmındaki kolon daha genişti ve o kolona yakın olduğumuzdan adamlar Tibet’i o yöne taşıyordu. Yine başımı koruyarak, eğilerek hızla onları takip ettim. Bedenim acıyla sarsılana dek her şey gözüme çok kolay gelmişti. Tibet’i kontrol eden gözlerim, bedenime yayılan acıyla gözyaşlarıyla doldu. Tökezledim, öne doğru attığım ayağım bilek kısmımdan büküldü ve dengemi kaybedince sertçe yere düştüm. Dudaklarımdan çığlık değil, acı dolu bir inleme kaçtı.
💬
Kemal ve Salih’in aynı anda, “Niran Hanım!” diye bağırdıklarını duydum. Muhtemelen bağırmışlardı çünkü sesleri boğuk da olsa kulaklarıma ulaşabilmişti. Öne düşen başımı hafifçe kaldırdığımda Tibet’in kolonun arkasına oturtulduğunu, gözlerinin bende olduğunu ve irileşmiş gözlerle bana baktığını gördüm.
💬
Acı kürek kemiklerimden belime doğru yayıldığında kamburlaştım ve zemini avuçlamak ister gibi parmaklarımı büktüğümde bir kez daha inledim. Tibet’in bağırışları diğer sesleri bastırdı, o an onun sesinden ibaret oldum. Göz ucuyla da olsa Tibet’in kalkmaya çalıştığını, kalkamayıp birkaç kez tekrar yere düştüğünü, birkaç adamın bana doğru geldiğini görebildim. Hareket edemedim, nefes almak bile bir anlığına çok zor geldi. Sanki ciğerimde bir delik varmış, aldığım her nefes oradan sızdığı için ne kadar nefes alırsam alayım yetmiyormuş gibi gelmeye başlamıştı.
💬
İnsan öleceğini aylar önceden hissedermiş, bazen bu hissin farkında olmasa da bir yanı hep bilirmiş. Uyuduğu vakitler ruhu bedenini terk eder, tüm alemi gezer, tüm sevdiklerine gizli gizli veda edermiş. Ruhu bu vedaların acısını aylar önceden çekmeye başlarmış fakat insan çok sonradan fark edermiş bazı şeyleri.
💬
Aylardır içimde olan o hissi düşündüm. Her ihtimalde ölüyordum, her ihtimalde veda ediyordum. Bir süre sonra bir his olmaktan çıkmış, benim doğruma dönüşmüştü. Öyle ki en küçük bağlardan bile kaçar hale gelmiştim. Canım acıyordu, kan akıtıyordum ve tenim hem yanıyor hem de soğuyordu. Ölüyor muydum bilmiyordum ama çok yakında olduğumu hissediyordum. Birileri beni kaldırırken bakışlarım boşluğa tutundu. O boşlukta beni karşılayan, özlemini çektiğim yüzlerdi.
💬
Anne ve babamın yüzleri gözlerimin önündeydi. Babamın vücudu bir bütündü, onu son gördüğümdeki gibi parçalanmış değildi. Annem hiç boğulmamış, vücudu şişmemiş, morarmamış gibi capcanlı bir yüzle bana bakıyordu. Onlar da beni görüyorlar mıydı?
💬
Bedenimi kavrayan yabancı eller uzaklaştı, sonra tanıdık hissettiren kolların sıcaklığını hissettim. Sırtım duvarın soğuk yüzeyine değdiğinde acı daha çekilmez bir hal alsa da o soğukluk bir anlığına yaşıyor gibi hissettirdi. O kadar büyük bir gürültü vardı ki hiçbir sesi ayırt edemiyordum. Yanı başımda olmasına rağmen Tibet’in bile sesini duyamıyordum ama o sesi duydum. Hatta sadece sesi değil, tepemizde olan helikopterin yarattığı rüzgârın sesini bile duydum. Gelen kurtuluş muydu yoksa mağlubiyet miydi bilmiyordum.
💬
“Niran,” dedi Tibet yüzümü avuçlarının arasına alırken. “Bak bana, Niran. İyisin, sorun yok. Geldiler, çıkacağız birazdan.”
💬
Dudaklarımı aramak, konuşmak, ona iyi olduğumu söylemek istedim. Kuruyan dudaklarımı aralayabildim fakat ne konuşabildim ne de ona iyi olduğumu söyleyebildim. Tek yapabildiğim aralanan dudaklarımın arasından sızan kanla ona bakabilmek oldu. Tibet korkudan irileşmiş gözlerle önce dudaklarıma, ardından da gözlerime baktı. Ölmüyorsam dahi onun gözlerinde öldüğümü gördüm.
💬
“Bana bunu yapamazsın,” diye sızlandı yüzümdeki ellerini boynuma indirip. “Bana b-“
💬
“Dinle beni,” dedim acıyla kekeleyerek. “Dinle.” Öksürüğün ardından göğsüme bıçak gibi giren ağrıyla inledim. “Onu öldürmeden ölmeyeceksin. Söz ver.”
💬
Turhan’ın bağırışını duymamla derin bir nefes almak istedim ama tek yapabildiğim titreyen dudaklarımla gülümsemek oldu. Tibet beni duymazlıktan gelip, “Abi!” diye bağırdı. Bağırması yarasını acıtmış olacak ki yüzünü buruşturdu, yüzünden ter damlaları akıyordu. “Turhan!”
💬
Bir daha söylemek için fırsatım olup olmayacağını bilmediğimden var gücümle Tibet’in kolunu tutup bana bakmasını sağladım. “Bahtiyar dedi ki,” dedim güçsüzleşen sesimle.
💬
“Sikerim şimdi Bahtiyar’ı!” diye bağırdı can çekişen bir yırtıcı gibi. “Abi, buraya gel! Niran yaralı!”
💬
“Dur,” diye fısıldadım elimi yüzüne taşırken. “Söylemem gerek.”
💬
“Çıkar üstündekini,” dedi yanımızda dikilen adama. “Kanamasını durdurmamız gerekiyor. Ver hadi!”
💬
“Sen de yaralısın, dur artık,” diye sızlanırken başımı geriye atıp kolona yasladım. Gücüm gittikçe azalıyordu. Biliyordum ki konuşmam gerekmese çoktan yığılıp kalmıştım. Fakat konuşmalıydım. Bir daha konuşma fırsatı bulamayabilirdim.
💬
“Önemli değil, önemli değil,” dedi titreyen sesiyle. Elinde top haline getirdiği tişörtü duvarla sırtımın arasında soktu, yarama bastırdığı anda dudaklarım hissettiğim yanmayla aralandı. Hızlı bir soluk verdim. “Abim geliyor, silah seslerini duyuyor musun? Azaldılar. Çıkacağız birazdan, dayan lütfen. Lütfen.”
💬
Gözyaşlarım hızla yanaklarıma akmaya başladığında, “Söyleyemiyorum,” dedim kısık bir sesle. Belki de sadece dudaklarımı oynatabilmiştim. “Ben sana bunu nasıl söyleyeceğim?”
💬
“Duyacağım hiçbir şey senden önemli değil,” deyip dudaklarını şakağıma bastırdı. Dudakları bile titriyordu ve bu daha şiddetli ağlamama neden oldu. Ağlarken sarsılan bedenim acımı katladı, gözlerimin önü anlık karardı. “Seni seviyorum, çok seviyorum. Yaşayacaksın. İzin vermeyeceğim.” Bir eliyle tişörtü sırtıma bastırırken diğer eliyle yüzümdeki yaşları sildi. “Abi, koş!”
💬
Gözyaşları içinde onun korkudan ve acıdan hızla hareket eden gözlerini, terden sırılsıklam olmuş yüzünü izledim. Turhan’ın, “Geldim abim, geldim!” diye bağırdığını duydum. Sonra birilerine daha bağırdı. Artık silah sesi değil, çığlıklar duyuyordum. Babaanneme ve Melin’e ait çığlıklar. İyiydiler. Bunu bilmek beni gülümsetti.
💬
“Al onu,” dedi Tibet titreyen kollarını bedenimden ayırırken. “Sırtı. Sırtına dikkat et. Önce onu.”
💬
“Sen,” dedi Turhan eğilirken. İlk kez onun sesini titrerken duymuştum.
💬
“Niran’ı al, çabuk,” dedi Tibet zayıflayan sesiyle.
💬
Turhan bir an ne yapacağını bilemiyormuş gibi durdu, sonra kolunun bacaklarımın altından geçtiğini hissettim. Bakışlarım tavana kaymıştı, yaşananları net göremiyordum. Turhan beni kucaklayıp ayaklandığında acım katlansa da sesimi çıkaramayacak kadar uyuşmuş hissediyordum. Sadece istemsizce inleyip duruyor, nefes almaya çalışıyordum. Bakışlarım çok kısa bir an Turhan’ın yüzüne kaydı. Kardeşine nasıl baktığını gördüm. Söyleyebilir miydim?
💬
“Tibet’i alın, İlkay. Hızlı olun.”
💬
Turhan’ın kurduğu cümlelerle duyduğum son ses ona ait oldu. Tibet’in durumunu sormak istedim, ona bildiklerimi anlatmak istedim, gidersem eğer aileme destek olmasını, kardeşimin yanında olmasını istediğimi söylemek istedim. Yine hiçbirini yapamadım. Helikopterin pervanesinin yarattığı rüzgâr terden ıslanan saçlarımı savururken başım aşağı doğru düştü ve son gördüğüm İlkay ve Kemal’in yürütmeye çalıştığı Tibet’in bana olan çaresiz bakışları oldu.
💬
🌪️
💬
Mezarlığın demir kapısı gıcırdayarak açıldığında ikisi de birer adım atmadan önce uzun uzun yabancılara ait mezar taşlarını izledi. Ekim rüzgârı çıkardığı uğultular eşliğinde mezar taşlarının arasında dolanıp Melin’in şalını arkaya doğru savururken Tibet, ilk adımı atarak kapının eşiğinden geçti. Melin de göğsüne bastırdığı çiçek buketleriyle onu takip etti.
💬
Yavaş adımları onları yabancı mezarların arasından tanık mezar taşlarının başına taşıdı. İkisinin de üzerlerine yapışmış bir sessizlik vardı. Tibet, ellerini önünde birleştirip bekledi. Melin her bir buketi farklı bir mezara bırakırken ağlamaya başlamıştı ve Tibet kardeşi gibi gördüğü kızı ağlarken izlemekten hoşlanmadığını fark edince bakışlarını yere indirmişti. Birkaç hafta geçmiş olmasına rağmen yarası hâlâ sızlıyordu fakat içinde hissettiği, o günden beri geçmeyen sızıyla aynı kefeye koymuyordu. Aynı değillerdi.
💬
Onlar için her şey bitmişti. Yağmur dinmiş, bulutlar gökyüzünde kayarak ardında sakladıkları güneşi gün yüzüne çıkarmıştı. Devam etmeleri gerektiğini bilseler de uzun süredir bir döngünün içinde savrulup durmuşlardı ve bu yüzden adapte olabilmeleri zaman alacaktı. Tibet elini dizlerinin üzerinde duran, ağlamaya devam eden Melin’in omzuna koyduğunda Melin içli bir nefes verdi. Tekrar ışığı görebilmek için bu kadar kayıp vermesi ona hiç adil gelmiyordu.
💬
Melin kalkana dek Tibet sesini çıkarmadan bekledi. Burada olmak ona yaşanılanları hatırlatıyor, kalbinden hiç kalkmayan o ağırlığın basıncını daha net hissediyordu. Bir saat kadar Melin’in gözyaşları, fısıltıları hiç durmadı. Sonrasında sırılsıklam olmuş yüzünü avuçlarıyla kurulayıp ayağa kalktı. Tibet’le göz göze geldiklerinde dudakları büküldü, ona buruk bir gülümsemeyle baktı.
💬
Sessizce geldikleri o mezarlıktan yine sessizce çıktılar. Tibet’in sessizliği tamamen yanında Melin olmasındandı. Onun yanındayken titreyen ellerini gizlediği gibi sesini de gizliyordu çünkü konuşursa biliyordu ki kendini durduramazdı. Bu savaştan böylesine ağır duygularla çıkabileceğini hiç hesaba katmamıştı. Belli etmeyecekti, hiçbir zaman da etmemişti ama toparlanabilmesinin zor olduğunu biliyordu.
💬
Araç onları gidecekleri yere götürürken ikisi de en son bu şehirde ne zaman özgürce dolaştıklarını düşündüler. Artlarında birilerinin olmadığını bilerek, içleri rahat bir şekilde şehirde olmalarının üzerinden aylar geçmişti. Biri şehir şehir, ülke ülke dolanmış, diğeri de esir hayatı yaşamıştı. Kalpleri çürümeye yüz tutmuş bir tahta parçasıydı.
💬
Melin kol saatine bakarken, “Babaannemin de serumu çoktan bitmiştir. Beklemek zorunda kalmayız,” dediğinde Tibet ona bakmadan başını salladı. “Turhan abi neden bizimle geliyor?”
💬
Tibet’in, “Her ihtimale karşı on gün kadar sizinle kalacak,” derken boğazı acımıştı. Boğazındaki kuruluk hissiyle yüzünü buruşturdu.
💬
“Kalmasına gerek yok, her şey bitti sonuçtu,” dedi Melin durgun bir sesle. “Hiçbir şey de anlatmadınız bana zaten. Yalnız kalmak istemiyorum.”
💬
Son cümlesi Tibet’in içine dokunsa da aynı konulara girmek istemediğinden elini uzatıp Melin’in saçlarını karıştırdı. “Henüz bitmiş değil, biliyorsun,” dedi. “Ayrıca yalnız falan değilsin, mızmızlanma. Sıkılırsan Turhan abin seni parka götürür.”
💬
“Haha.” Melin, Tibet’in elini itip ona yan yan baktı.
💬
Tibet günler sonra ilk kez gülümsedi.
💬
Herkes hatırlayacaktı. Konuşmayı, gülmeyi, eğlenmeyi, dilediğince gezip tozmanın keyfini bir gün herkes hatırlayacaktı.
💬
Arabayı hastanenin önündeki boş yerden birine park etti. Melin omuzlarına düşen şalı eline alıp araçtan inerken Tibet de kendi kapısını açtı. Birlikte hastaneye girip merdivenlere yöneldiler. Melin babaannesinin nerede olduğunu öğrenmek için telefonla onu ararken Tibet de hemen arkasından basamakları tırmanıyordu. İkinci kata geldiklerinde yolları ayrıldı. Melin sola dönüp koridorda ilerlerken Tibet basamakları çıkmaya devam etti ve soluğu üçüncü kata geldiğinde verdi.
💬
Merdivenlerin hemen karşısında kalan kapıyı tıklatırken yüzüne son günlerde yapıştırdığı o gülümsemeyi ekledi ve içeriden gelen komutla kapıyı açıp girdi. Önce fermuarın kapanırken çıkardığı sesi duydu, sonra onu yatağın başında dikilirken gördü. O günden beri geçmeyen sızı kendini tekrar gösterdiğinde elini göğsüne koymak, kaybetme korkusunun bıraktığı izden kurtulmayı dilemek istedi.
💬
“Hazır mısın bakalım?” diye sorduğunda, kadın dudaklarını bükerek ona doğru döndü ve “Hazırım,” diye yanıtladı.
💬
🌪️
💬
Niran Çiyiltepe’den…
💬
“Hazırım.”
💬
Tibet’in gülümsemesi derinleşince ben de ona gülümseyerek baktım. Aramızdaki birkaç adımlık mesafeyi kapattı, kolları sıkıca bedenimi sardı. Sırtımdaki yara sızlasa da belli etmedim, sıkıca sarıldım. Uzun süredir bunun için fırsat bulamamıştım.
💬
Benim aksime onun ameliyatı kolay geçmişti. Bense günlerce yoğun bakımda kalmış, yoğun bakımdan sonra da günlerce kendime gelememiştim. Bilincim kaybolmadan önce son gördüğüm yüz Turhan’ınki olmuştu. Gözlerimi tekrar açtığımda o anın üzerinden on gün geçmişti ve yine ilk gördüğüm Turhan’ın yüzü olmuştu. Kendime geldiğimi görür görmez Tibet’i almaya gitmişti. Tibet benden daha iyi durumda olsa da kendine hiç dinlenme izni vermediğinden sık sık bayılmış ve odaya alınmak zorunda kalmıştı.
💬
Melin bana yaşanılanları anlatırken eminim ki hafifleterek anlatmıştı. Öldü diye orada bıraktıkları Bahtiyar’ın yaşadığını da dün öğrenmiştim. Tek fark artık eskisi gibi değildi. Çağın hâlâ yataktan kalkamadığını, buna rağmen ölmediğini göstermeye çalıştığını ama adamlarının ve ortaklarının artık onu ciddiye almadığını söylemişti Melin’e. Yeterli miydi? Hayır, değildi.
💬
Tibet saçlarımı okşarken, “İyisin değil mi?” diye sorunca gözlerimi daldığım boşluktan çekip ona baktım.
💬
“Evime gidip duş alırsam çok daha iyi olacağım,” deyip burun kırıştırdım. “Özledin diye yaklaşmana da izin veriyorum ama biraz uzak dur.”
💬
Tek kaşını kaldırıp, “Ha sadece ben özledim diye yani?” diye sordu. “Eve gitmeden önce bir yere uğrayacağız.”
💬
Başımı iki yana salladım. “Bu şekilde hiçbir yere gitmem ben,” dedim geri çekilirken.
💬
“Gelmezsen pişman olursun,” deyince gözlerimi kıstım. “Babaannen yorgun değilse onu da götürmek istiyorum.”
💬
Hâlâ gözlerimi kısmış ona bakarken, “Öyle olsun bakalım,” dediğimde gülerek tekrar bana yaklaştı. Dudaklarını şakağıma bastırdığında bu kez mayışmış hissettiğimden gözlerim kapanacak gibi olmuştu.
💬
Kaybetmenin eşiğinde durduğum o günü hatırladım. Kendimi kaybetmenin dışında sevdiğim insanları ve savaşı kaybedecektim. Son âna dek bunun böyle olduğuna da emindim. Her şeye hazırdım, kabullenmiştim de o gün. Günler sonra gözümü açtığımdaysa aklıma ilk gelen Melin’in daha önceki sözleri olmuştu. Bana ölemiyorsam, hâlâ hayattaysam bunun bir sebebi olabileceğini söylemişti.
💬
Yaşanılan onca şeye rağmen hiç vazgeçmeyi düşünmemişken gözlerimi açtığım saniye her şeyden vazgeçmiştim.
💬
“Farklı bir yere mi gideceğiz?” diye sordum elimi göğsüne bastırırken.
💬
Bir kolu belime sarılıyken diğer eliyle el valizimi aldı. “Hayır, sizi kendi evinize götüreceğim,” deyince dudaklarımı birbirine bastırdım. Kendi evimiz. “Birkaç gün sonra da yola çıkacağız, önce biraz daha dinlen. Melin yolda ağlıyordu beni yalnız bırakacaksınız diye.”
💬
Günlerdir kaldığım o hastane odasına son bir bakış attım. Ardından odadan çıkarken, “Aslında ben de onları yalnız bırakmak istemiyorum,” diye mırıldandım. “Biliyorsun, yaşıyormuş.”
💬
Belimi okşayıp, “Hiçbir sorun çıkmayacak, bana güven,” dediğinde başımı salladım. Tibet’e güveniyordum ama bu içten içe korkmaya devam etmeme de engel değildi.
💬
Çıkış işlemlerini hallettikten sonra hep birlikte Tibet’in arabasına bindik. Ön koltuğa otururken en son ne zaman onun aracına bindiğimi düşündüm. Her şeyin başındaydık, o zamanlar sevgili rolü yapıyorduk çünkü ailesini buna inandırmamız gerekiyordu. Kemerimi takarken gülümsediğimi fark ettim. Sancım o kadar büyüktü ki hiç iyileşme sürecine girememiştim. Bu birkaç gün bana o sürece ilk adımımı attığımı hissettiriyordu.
💬
Tibet aracı hareket ettirip hastaneden uzaklaştırdığında, “Dediğim şeyi halledebildin mi?” diye sordu babaannem. Ona baktığımda gözlerinin Tibet’te olduğunu görünce sorunun muhatabının Tibet olduğunu anladım.
💬
“Evet ama bunu biraz ertelememiz gerekiyor,” dedi Tibet aynadan babaanneme bakarak. “Kızların biraz daha dinlenmeye ihtiyacı var. Bir de bir süre burada olmayacağız, biliyorsun.”
💬
Babaannem anlayışla başını salladığında Melin benden önce davranarak, “Konu ne?” diye sordu.
💬
Tibet’in dudaklarında şekillenen alaycı gülümsemeyi gördüm. “Seni deliler hastanesine yatıracağız.”
💬
Bir an ciddi olup olmadığını anlamadığımızdan Melin’le birbirimize baktık. “Ne hastanesi be? Sensin deli. Büyüğümsün, kötü söz söylemek istemem.”
💬
“Çok takıyorsun ya senden büyük olmamı,” deyip gözlerini devirdi Tibet. “Dün abimle birbirinize ense selamı verdiğinizi gördüm.”
💬
Şaşkınlıkla kardeşime bakıp, “Ne yaptın?” diye sordum.
💬
“O bizim Turhan abiyle yeni selamlaşma şeklimiz, karışma,” diye homurdandı Melin. “Soruma cevap ver sen.”
💬
Tibet bana bakıp, “Bu hep böyle kaba mıydı?” diye sorduğunda omuz silktim ve “Öyleydi,” dedim.
💬
Babaannem, Melin’i kendine çekip yanağını öperken, “Uğraşmayın benim kızımla,” dedi sahte bir kızgınlıkla. “Biraz desteğe ihtiyacınız var kuzum, ablanla birlikte gideceksiniz.”
💬
Tibet, “Deliler hastanesi işte,” deyince omzuna vurarak ona ters ters baktım. “Şakaydı. Sadece seans.”
💬
“Evet,” diye onayladı babaannem onu. “Hem Tibet abin de gelecek. Malum sizden bir farkı yok.”
💬
“Babaannemin Tibet’e deli demesine mi güleyim yoksa topluca terapi göreceğimize mi şaşırayım bilemedim gerçekten,” dedim kaşlarımı çatarak gülerken. “Ama iyi fikir, benim de aklımdaydı. Mümkünse abini de getir, bizden çok ihtiyacı var.”
💬
Aslında bunu şakasına söylemiştim, onlar da gülmüştü ama sonra bir anlığına durgunlaştım. Uyananı günler olmuştu, hâlâ Tibet’e bir şey söyleyememiştim. Bu konuyu nasıl halledebileceğimi uzun uzun düşünme fırsatım da olmuştu. En doğrusunun Asya Hanım’la konuşmak olduğuna karar vermiştim. Eğer Tibet’in annesiyle konuşabilirsem nasıl bir yol izlemem konusunda bana yardımcı olabilirdi. Özellikle bu en çok da onu ilgilendiren bir konuydu. O bunca yıl hiçbir şey söylememişken benim bir anda olaya dahil olmam, gerçekleri ortaya dökmem doğru olmayabilirdi.
💬
Melin’in telefonla konuştuğunu ve Çağın’ın adının geçtiğini duyunca dikkatimi ona verdim. “Sen bilirsin,” dedi Melin. “Ama bilgi alman için iyi bir fırsat olabilir.” Kaşlarımı çatıp aynadan Melin’i izledim. Bomboş gözlerle dışarıya bakıyordu. “Tamam, Bahtiyar’ın evinden çıktığında bana haber ver, çok göze batmamaya çalış.”
💬
Bahtiyar’ın adını duymamla tüm bedenim gerildi. Melin telefonu kapattığında benden önce konuşan Tibet oldu. Ona, “Onu Bahtiyar’ın evine mi gönderdin?” diye sorunca kafam karışmış bir şekilde Tibet’e baktım.
💬
“Evet,” dedi Melin dışarıyı izlemeye devam ederken. “Bundan fazlasını hak etmiyor.”
💬
Kaşlarım çatık bir şekilde ikisine baktım. “Neden şifreli konuşuyorsunuz? Hem sen hâlâ neden onunla konuşuyorsun? Yardım etti diye yaptıklarını unutacak değiliz.”
💬
Melin’in gözleri yavaşça bana döndü. “Ben hiçbir şeyi unutmam, Niran. Elbet bunu anlarsın.”
💬
Yaklaşan gerilimi hissedince kendi isteğimle geri çekildim ve sessiz kaldım. Ne o benim yaşadıklarımı tam anlamıyla anlayabilirdi ne de ben onun yaşadıklarını. Artık baskı, üsteleme yoktu. Birlikte hayatımızı yoluna sokmak için her şeyden vazgeçmiştik. Onları kaybetmenin acısını yaşamak istemediğim gibi onlara da benim kaybımın acısını yaşatmak istemiyordum.
💬
Oldukça yüksek katlı bir binanın önünde durduğumuzda sorguyla Tibet’e baktım ama o bana bakmadı. Babaanneme, “Gelmek ister misiniz?” diye sorduğunda babaannemin yüzünün gerildiğini gördüm.
💬
Babaannem, “Sen kızları götür, Kemal beni buradan alacak,” deyince Tibet ısrar etmeden başını salladı.
💬
Onlar arabadan inince ben de inmek zorunda kaldım. Çantamı almak için yeltensem de Tibet geri döneceğimizi söylemişti. Biraz kötü göründüğümden binaya çekinerek girdim. Nereye gittiğimizi bilmiyordum, sorduğum sorulara cevap olamadığımdan da öfkelenmeye başlamıştım ama ipleri Tibet’in eline bırakmayı tercih ediyordum. Bir bildiği vardır diye düşünüyordum. Özellikle hastaneden çıkar çıkmaz buraya getirdiğine göre önemli bir şey olsa gerekti.
💬
Asansör bizi binanın en üst katına çıkardı. Orada duracağımızı sansam da Tibet belimi kavrayıp bizi bir üst kata çıkan merdivenlere yönlendirdiğinde durumu daha çok garipsedim. Merdivenler bizi binanın çatı katına çıkardı ama şaşırdığım şeye çatıya çıkmamız değil, çatıda bizi bekleyen helikopter oldu. Şaşkınlıkla Tibet’e baksam da onun bakışları telefondaydı, tek eliyle birine mesaj atıyordu. İçimden bir ses nereye gittiğimizi ben hariç herkesin bildiğini söylüyordu.
💬
Helikoptere binip sabırla bekledim. Sık sık gözlerimi Tibet’e diksem ve bakışlarımın farkında olsa da inatla bir şey söylemiyordu. Helikopter havalandığında başta anlık bir panik yaşadım. Elimi yanımda oturan Tibet’in bacağına koydum. Pervanelerin yarattığı ses kulaklarımı zonklatmıştı. Küçük pencereden dışarıya bakarken Tibet elini elimin üzerine koyup parmaklarımızı iç içe geçirdi. Gürültüye rağmen Melin’in kıkırtısını duymuştum.
💬
Yine cevap alamayacağımı düşünsem de Tibet’e doğru eğilip, “Nereye gittiğimizi söylemeyecek misin?” diye sordum yüksek sesle.
💬
“Bu işi tek başıma da yapabilirdim ama senin de görmeni istiyorum,” deyince kafam daha çok karıştığından öylece ona baktım. “Birkaç gün önce Bahtiyar herkesin toplanmasını istemiş. Durumundan haberdar olsalar da dün gelmişler İstanbul’a. Bugün toplanacaklar.”
💬
“Sence tekrar saldırmak için mi?” diye sorarken sesim istemsizce tedirgin çıkmıştı.
💬
Tibet elimi bıraktı, bu kez kolunu omuzlarıma sarıp beni kendine çekti. “Bu helikopterden inince eve gideceğiz, dinleneceksin. Sonra birlikte küçük bir tatile gidip kafamızı dağıtacağız.” Konuşurken bir yandan da parmaklarını saçlarımın arasında gezdiriyordu. “Döndüğümüzde hayatımıza kaldığımız yerden devam etmeyeceğiz, başka bir hayat inşa edeceğiz ve o sırada da terapilere gideceğiz. Korkarak yaşadığın hiçbir an olmayacak.”
💬
“Böyle olacağına inansam da söylediklerini yaşamadan içim rahatlamayacak,” derken başımı omzuna yasladım. “Her şey söylediğin gibi olsun istiyorum.”
💬
“Olacak,” diye güvence verdi. “Bak şimdi,” deyip hafifçe doğrulunca başımı omzundan kaldırdım. Parmağını cama yaslayıp yüksek binaların ardındaki ağaçlık alanı gösterdi. “Şurada bir ev var, görüyor musun?” Ben bahsettiği evin hangisini olduğunu anlamaya çalışırken Melin de benim gibi aşağıya bakıyordu. “Üç katlı, bahçesi büyük olan.”
💬
Helikopter ilerledikçe ağaçlık alanın ardında kalan, etrafı duvarla çevrili o evi gördüm. Başımı sallarken, “Evet, gördüm,” dedim. “Oraya mı gideceğiz?”
💬
Tibet birkaç saniye sustu. Sonra, “Hayır, orası yok olacak,” dediğinde başımı hızla ona doğru döndürdüm. “Gözlerini oradan ayırma.”
💬
Kaşlarım çatılırken başımı tekrar cama doğru çevirdim ve daha yakın görünen eve baktım. Ev yavaşça arkamızda kalmaya başlayınca başımı eğdim. Helikopter sola meyletti ve o evin büyük bir patlamaya alevler içinde kaldığını gördüm. İrkilerek sırtımı Tibet’in koluna bastırırken gözlerimi saniyeler içinde darmaduman olan evden ayıramamıştım. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandığında helikopter bir kez daha dönüş aldı ve patlayan ev görüş açımdan çıktı.
💬
“O evde buluşacaklardı,” dedi Tibet. Şaşkınlıktan irileşen gözlerimi ona çevirdiğimde bileğindeki saate baktığını gördüm. “Yarım saat geçmiş. Yani hepsi oradaydı. Artık yoklar.”
💬
“Bahtiyar’ın evi,” dedim kekeler gibi. “Ama… Alacağın cevaplar olduğunu söyledin.”
💬
“Hiçbir şey istemiyorum,” dedi beni göğsüne çekerken. “İstediğim tek şey vardı, o da az önce oldu.”
💬
Gözlerimi kırpıştırırken bakışlarım bir anlığına Melin’in yüzünde takıldı ve şaşkınlığım büyüdü. “Çağın,” demem, Melin’in dışarıda olan gözlerinin kısılmasına neden oldu. Bomboş bir ifadeyle binaları izliyordu. Bunun olacağını biliyordu ve bilerek Çağın’ı oraya göndermişti.
💬
Bitmişti. Bahtiyar artık yoktu. Sadece o da değil, onunla çalışan çoğu adam da yok olmuştu. Gözlerimin aniden dolmasına neden bir rahatlama hissettim. Melin’in dolan gözlerini izlerken bir mart akşamında başlayan kâbusum ve sonrasında yaşanan her şey hızla gözlerimin önünden geçti. İçli bir nefes aldığımda Tibet’in kolu omuzlarımı daha sıkı kavradı. Rahatlamanın yanı sıra içime çöken bu kasvet, yas mıydı?
💬
Ailemin yasını hiç tutamamıştım. Böyle mi hissettiriyordu? Gözyaşlarım öyle hızlı akıyordu ki birkaç saniyede önümü göremez oldum. Sırtımdaki yaranın sızısı geçti, göğsümde büyüyen yanma hissiyle elimi göğsüme bastırdım. Artık onların mezarlarını içim rahat bir şekilde ziyaret edebilir, dilediğimce ağlayabilir, onlarla konuşabilirdim. Onları görürüm korkusuyla uyuyamadığım anlar olmuştu. Rüyama gelirlerse, rüyamda bile onların yüzlerine bakamazsam diye korkardım. Şimdi uyumadan önce her gece onları görmeyi dileyecektim.
💬
Yaşamaya devam edebilirdim.
💬
Yapmam gereken tek bir şey kalmıştı.
💬
🌪️
💬
“Neden buraya gelmek istedin ki?”
💬
Omuz silkip, “Sen benim her sorduğuma cevap veriyor musun?” diye sorusuna soruyla karşılık verdim. Kemerimi çözerken ona yandan bir bakış attım. “Melin’i bıraktıktan sonra gelip beni alabilirsin.”
💬
“Belki de almam, sen benimle kalırsın,” deyip kaşlarını kaldırınca yanaklarım ısındı. Melin gülüşünü öksürüğüyle bastırdı.
💬
“Bakarız,” diye kaçamak bir cevap verdikten sonra kapıyı açıp indim. “Ya da bakmayız. Zaten bu halde buraya geldiğim için utanıyorum, hemen dön.”
💬
“Sanki ben zorladım,” diye söylendi. “Gir içeri hadi, hava soğudu.”
💬
Dudak bükerek kapıyı sertçe kapattığımda bana yan yan baktı. Arkamı dönmemle kapıda dikilen, bana gülümseyerek bakan Asya Hanım’ı görmem bir oldu. Parmaklarımı birbirine geçirip hissettiğim utancı bastırmaya çalıştım ama işe yaramadı. Hareket etmem gerektiğini fark edince yavaşça basamakları çıktım ve Asya Hanım’a yaklaştım.
💬
“Niran,” dedi bir adım atarak dışarı çıkarken. “Gel güzel kızım, durma dışarıda.”
💬
Ona yaklaştığım anda koluma girerek beni evin içine çekti. Bu eve ilk geldiğim ânı hatırladım. O günleri düşünmemek için gözlerimi kırpıştırırken Asya Hanım bana sıkıca sarılmıştı. Bir an ne yapacağımı bilemesem de yanlış anlayabileceğini düşünce kollarımı beline sarıp ona sarıldım. Bu şekilde sarılıyor olmak rahatsız hissettiriyordu ama bu görüşmeyi bir gün daha erteleyemezdim. Tibet’in yüzüne baktığım her saniye içim eziliyordu.
💬
Geri çekilip, “Geleceğini bilseydim hazırlık yapardım,” dedi benim gibi mahcup bir ifadeyle. “Gerçi ben de buraya birkaç gün önce döndüm.”
💬
Elimi sallayıp, “Bunu dert etmeyin,” dedim aceleyle. “Ben sadece sizinle konuşmak istedim. Tek miydiniz?”
💬
Koluma girip beni salona yönlendirirken, “Evet, tekim. Turhan da henüz dönmedi,” dedi içten gülümsemesiyle. “Ne istersen konuşabiliriz.”
💬
“Teşekkür ederim,” diye mırıldandım.
💬
Koltuklardan birinin köşesine oturduğumda Asya Hanım da hemen çaprazımdaki koltuğa oturmuştu. O çalışanlardan birine bizim için kahve yapmalarını söylerken ellerimi kucağıma koyup konuşmaya nasıl gireceğimi düşündüm. Sanırım direkt konuya girmeden önce aklımda kalan şeyleri sormalıydım. Onun da bu konuyu rahatça açamayacağının farkındaydım.
💬
“Nasılsınız? Görüşmeyeli uzun zaman oldu.”
💬
“Ben iyiyim güzelim. Lütfen benimle sizli bizli konuşma, resmî olmak istemem. Sen nasılsın?” diye sordu hafifçe eğilerek. “Çok daha iyi görünüyorsun. Sizi böyle sağ salim ayakta gördüğüme nasıl mutlu olduğumu anlatamam.” İçli bir nefes verdi. “Çok korktum sizin için.”
💬
“Kötü günlerdi ama geçti,” dedim gülümseyerek. Geçiyordu. “Bir ara sizin yerinizi bulduklarını da duymuştum, sizin için de korktum.”
💬
Gülümseyerek, “Teyze ya da abla, hangisini tercih edersen söyleyebilirsin,” dediğinde parmaklarımı sıkıp mahcup bir şekilde gülümsedim. “Evet, kapıma birileri geldi ama bir sorun çıkmadı.”
💬
Bakışlarımı kolçağa koyduğu eline çevirip, “Sorun çıkmayacağını biliyordunuz, değil mi?” diye sorunca hareket eden parmakları aniden durdu. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde gülümsemesinin yavaşça solduğunu gördüm. “Ben aslında size akıl danışmak için geldim.”
💬
“Elbette,” diye mırıldandı. “Yardım edebileceğim bir konuysa seve seve.”
💬
Derin bir nefes alıp verdikten sonra, “Bahtiyar bana bir şeyler anlattı,” dediğimde yüzü saniyeler içinde kireç gibi olmuştu. “Merak etmeyin, sadece bana.”
💬
“Ne-ne anlattı?”
💬
“Bence ne anlattığını zaten biliyorsun, Asya teyze,” dedim samimi, buruk bir tebessümle. “Ben bu bildiklerimle ne yapacağımı bilmiyorum.” Cümlem gözlerindeki korkuyu büyüttü. “Bilmediğim için de hiçbir şey yapamadım. Seninle konuşmanın, sana sormanın daha doğru olacağını düşündüm.”
💬
Titremeye başlayan ellerini kucağında birleştirirken bir kez daha sertçe yutkundu. “Teşekkür ederim,” diye fısıldadı. “Teşekkür ederim bana geldiğin için.”
💬
Başımı yavaşça sallayıp bakışlarımı kendi ellerime indirdim. “Ne Tibet’in ne de Turhan’ın yüzüne rahatça bakabiliyorum. Görmezlikten gelip hayatıma da devam edemiyorum çünkü onlara değer veriyorum.” Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde dolu gözlerle bana baktığını gördüm. “Tibet’i seviyorum.”
💬
“Ben,” dedi, gözlerini kaçırdı. “Bunu benden, ondan ve Ferhan’dan başka kimse bilmiyordu. Fersah da bilmiyordu.” Çalışanlarından genç bir kız elinde metal tepsiyle içeri girince sustu. Kız kahveleri bıraktıktan sonra, “Akşam yemeğinde misafirimiz olacak, ona göre hazırlık yapalım Gizemciğim,” dedi kıza gülümseyerek.
💬
Gizem de aynı samimi gülümsemeyle başını sallayıp, “Tabii ki,” dedikten sonra tepsiyi karnına bastırıp salondan çıktı ve gözden kayboldu.
💬
Asya teyze bir süre bekleyip etrafta birilerinin olmadığını anlayınca tamamen koltuğun kenarına yaslandı ve bana yaklaştı. “Ferhan kimseye söylemese de Turhan’a karşı davranışları hep mesafeliydi,” derken sesini alçaltmıştı. “O ölse de Bahtiyar hâlâ hayatta diye içim hiç tamamen rahatlamadı.”
💬
Gerçeği ondan saklamayıp, “Bahtiyar da öldü,” dediğimde şaşkınlıkla bana baktı. “Artık o da yok.”
💬
“Yani artık sadece sen ve ben biliyoruz,” diye mırıldanırken ellerine bakmıştı.
💬
“Bir yanım bu saatten sonra gerçeklerin sadece can sıkacağını söylüyorken diğer yanım Tibet’ten bir şey saklıyor olmanın rahatsızlığını yaşıyor,” dedim açıkça. “Gerçeği bilseler de aralarında hiçbir sorun olmayacağına eminim. Tibet’ten ziyade üzülen taraf Turhan olacak. Turhan’la hiç yıldızımız barışmadı, hep atıştık ama ne zaman başım dertte olsa, aksini söylese dahi benim için orada oldu. Üzülsün istemem.”
💬
Yanağına akan bir damla yaşı elinin tersiyle sildi. “Bu ağırlığın ne demek olduğunu en iyi ben bilirim. Sadece Turhan’dan değil, sevdiğim herkesten saklamak zorunda kaldım,” dediğinde anlayışla başımı salladım. “Kararı bana bırakırsan, ben bunu ölene dek saklamaya devam ederim.”
💬
Asya teyzeyle konuşmak beni gerçekten rahatlatmıştı. Ben iki üç haftadır saklıyorken o belki de otuz, otuz küsur senedir saklıyordu. Onun haberi olmadan gerçeği ortaya sermemem benim açımdan iyi bir karardı.
💬
“Saklamak zor olacak,” dedim buruk bir gülümsemeyle. “Fakat hem senin hem de onlar için bunu yapabilirim. Olur da bir gün ikimizin de elinde olmayan sebeplerden öğrenecek olursa o gün yanında olurum.”
💬
Asya teyze gözleri dolu dolu gülümserken uzanıp ellerimi tuttu. “Teşekkür ederim,” dedi titreyen bir sesle. “Bu benim için çok önemli. Oğullarım yeterince şey yaşadı. Artık mutlu, sorunsuz bir hayat yaşasınlar istiyorum.”
💬
Ellerini sıkıca tutarken, “Ben de öyle,” dedim içtenlikle. “Tabii Turhan arada mutsuz olabilir, ona hayır demem.”
💬
Asya teyze kıkırdarken ben de güldüm. O iyi kalpli bir kadındı. Şahit olmasam dahi hayatının hiç de kolay geçmediği anlayabiliyordum. Onun için bir sorun da ben olayım istemedim. O da artık korkusuzca yaşamayı hak ediyordu. Tibet’i seviyor, çok seviyor olsam da bir annenin kalbini acıtmaya içim el vermezdi. Aksi bir karar versem bunu oğlunu sevdiğim için yaptığımı bilir, bana gücenmezdi belki ama canı acırdı.
💬
“Tibet gelecek değil mi?” diye sordu ellerimi tutmaya devam ederken. “Birlikte güzel bir yemek yiyelim. Turhan’ı da ararım ben şimdi, gelir hemen.”
💬
“Evet, kardeşimi bırakıp gelecekti,” dedim başımı sallarken. “Gelmesi yakındır.”
💬
Aniden ayaklanıp ellerini birbirine vurdu. “Hemen sana bir oda ayarlayalım, dinlen, duş al,” dedikten sonra beni kolumdan tutup ayağa kaldırdı.
💬
Saniyeler içinde enerjik bir şekilde beni salondan çıkarması duraksamama neden olmuştu. “Ay o kadar mı kötü görünüyorum ya? Duş falan dedin, yerin dibine gireceğim şimdi.”
💬
Asya teyze kıkırdayarak, “Biraz kötü, evet,” deyince durup inanamayarak ona baktım.
💬
“Oğlunun kime çektiği belli oldu, o da yalan söyleyemiyor,” dedim dudak bükerek.
💬
Böbürlenerek, “Ben yetiştirdim,” demesi bana şen bir kahkaha attırmıştı.
💬
İkimiz de gülerken gelen kapı sesiyle arkamıza döndük. Tibet anahtarlarını cebine attığı sırada kaşlarını kaldırarak, “Bu şekilde karşılanacağımı düşünmemiştim,” dedi keyifle. “Neşeniz bol olsun.”
💬
“Oğlum,” dedi Asya teyze, Tibet’e yaklaşırken. Oğluna sarıldığı sırada, “Biz de biraz sohbet ettik. Niran akşam yemeğine kalacak,” dedi, ardından geri çekildi. “Ben de tam onu üzerini değiştirebilmesi için yukarı çıkarıyordum.”
💬
“Ya beni daha fazla ne kadar utandırabilirsiniz?” diye sordum kıpkırmızı olmuş bir yüzle.
💬
“Bir yolunu biliyorum,” dedi Tibet. Annesini yanağından öptükten sonra bana yaklaştı. Kaşlarımı kaldırarak ona baktığım esnada bir anda beni kucaklayıp kaldırdı. “Ben ona odaya kadar eşlik ederim.”
💬
İrileşmiş gözlerle kıkırdayarak bize bakan Asya teyzenin yüzüne bakakaldım. Tibet omzunda ben varken basamakları tırmanmaya başladığında, “Ayıp oluyor ama ya!” diye bağırdım. İndir beni, ayıp oldu kadına.”
💬
Tibet umursamadan adımlamaya devam ederken, “Ne ayıbı yahu? Keyfinize bakın,” diyen Asya teyzeyle resmen domates gibi kızarmıştım.
💬
Pes etmiş bir şekilde kollarımı Tibet’in sırtına doğru uzattım. Sırtımdaki yara sızlıyordu ama şu anki konumumdan da memnundum. Tibet bir odaya girdiğinde başta nerede olduğumuzu anlamasam da beni yavaşça yatağın üzerine bırakınca onun odasında olduğumuzu anladım. Bu odada daha önce de kalmıştım. Amcası odaya gizli kamera koyduğundan ve biz sahte sevgili olduğumuzdan birlikte uyumak zorunda kalmıştık.
💬
Yüzümdeki ifadeden neler düşündüğümü anlamış olmalı ki, “Merak etme, artık kamera yok,” dedi gülerek. “Yani sadece uyumak zorunda değiliz.”
💬
Başta ne demek istediğini anlamasam da sonra imasını anlayınca yan yan ona baktım. “Çok beklersin canım.”
💬
“Sevmeni aylarca bekledim, onu mu bekleyemeyeceğim canım?” diye karşılık verince yüzüne bakakaldım.
💬
Dizlerinin üzerine çöktü, ellerini bacaklarımın yanından yatağa bastırdı. Dizlerinin üzerinde olduğu için şimdi yüz yüzeydik. “Doğru, bekledin,” diye fısıldadım gözlerinin için bakarken.
💬
Yüzünü biraz daha yaklaştırdı, şimdi aramızda sadece birkaç santim vardı. “Değersin,” dediğinde sıcak nefesi dudaklarıma çarptı. “Yıllar da sürseydi değerdin.”
💬
İlk kez böyle cümlelerine karşı öylece bakmak, sert ve ters bir karşılık vermek yerine kollarımı boynuna dolayıp burnumun ucunu burnunun ucuna sürttüm. “O gün ne demek istediğimi anladın değil mi?” diye sorduğumda gözleri kısıldı. “Kaybı yaşamadın ama ihtimali bile sana kötü hissettirdi. Ben bunu hiç yaşama istedim. Bir gün olur da bu ihtimalden fazlası olup gerçeğe dönüşürse ardımdan üzülsen daha iyi olabil, devam edebil istedim.”
💬
“Şu an seninle konuşmak istediğim şeyler bunlar değil,” dedi kaşlarını çatarak.
💬
Elimi ensesine bastırırken, “Seni seviyorum,” dediğimde gözleri hızla gözlerime çevrildi. “Söyleyemediğimden ya da sevmediğimden değil, söylemek istemediğimden, senin buna tutunmanı istemediğimden söylemiyordum.” Ensesindeki elimi yüzüne taşıdım, avucumu yanağına bastırdım. “Şimdi istediğin kadar bana tutunabilirsin. Ben de sana tutunacağım.”
💬
Sertçe yutkunduğunda âdemelmasının boynundaki hareketi dikkatimi çekse de gözlerine bakmayı sürdürdüm. Batmaya yüz tutmuş güneşin kızıl ışıkları yüzünün sağ tarafına vuruyor, ela gözlerini sonbahar rengine çeviriyordu. Ona son birkaç cümle daha söylemek, sonrasında onu öpmek ve kalan tüm vaktimi onunla geçirmek istiyordum.
💬
“Özür dilerim, Tibet,” diye fısıldadım. “Sana bunu hiç sesli bir şekilde söyleyemedim.” Yanağını yavaşça okşadım. “Kalbini kırdığım, seni üzdüğüm, kendi doğrularıma inandırmaya çalıştığım her an için özür dilerim.” Omuz silkip gülümsedim. “Sadece doğru bildiğim şeyi yapmak istemiştim.”
💬
Tibet de elini benim yanağıma koyduğunda gözlerim kısıldı. “Çoğu zaman ne kadar yorgun düştüğünü fark edemedim, özür dilerim,” dediğinde gülümsemem buruk bir tebessüme dönüştü. “Artık huzurlu ve mutlu olmanı istiyorum, diğer hiçbir şeyin önemi kalmadı.” Dudakları dudaklarıma yaklaştı. “Seni sandığından daha çok seviyorum.”
💬
Onu öptüm ve ilk kez onu öperken hüznü hissetmedim. Gözlerimi hastane odasında açtığım günden beri her şeyi ilk kez yaşıyormuş gibi hissetmeye başlamıştım. İlk kez tanışıyor, ilk kez sarılıyor, ilk kez öpüşüyor ve ilk kez birini seviyor gibi. Birlikte uzun bir zamanımız olacaktı. O en sevdiği şeylerden birini yapacak, tarihi mekanları büyük bir heyecanla gezecek, ben de tam yanında olacaktım. Ben hep istediğim o safariye çıkacak, büyük bir heyecanla safari aracından etrafı fotoğraflarken o tam yanımda olacaktı.
💬
Bir gün bir lodos bizi farklı yönlere savurur muydu bilmiyordum ama bu vurgun bizi bir ömür bir arada tutabilirdi.
💬
SON
💬
🌪️
💬
Merhaba… Bir hikâyemiz için daha son konuşmamı yapmak için geldim…
💬
Lodos Vurgunu, yayımlanmaya başlamadan seneler önce kurgulanmaya başlamıştı. Kurguda çok fazla değiştirmeler yaptım, bunu arkadaşlarımla yaptığım konuşmaları gördüğümde daha iyi anladım. Bu şekli alabilmesi için çok uğraştım. Çok planlı hareket eden biriyim, Lodos Vurgunu bana bu konuda gerçekten lodos gibi çarptı çünkü çoğu sahneden plan değişikliğine gittiğim anlar oldu…
💬
Akrebin Kalbi‘ndeki kadar sakin, pürüz bir süreç geçiremedim. Normal bir şekilde başlamış olsam da Wattpad’e gelen erişim engeli bir nevi o kötü sürecin başlamasına neden oldu. Bölüm atmakta zorlandım, atarsam girip okuyan birileri olur mu bilemedim, kurguya odaklanamadım, o kötü süreç iyice uzadı. Bir de üzerine normal hayattaki yoğun iş tempom eklenince çok fazla aksama yaşadım. Düzenli bölüm benim önceliğimdir, o heyecanı duraksatmak istememem. Haliyle düzenli bölüm atma konusunda da sorun yaşamaya başlayınca kurgum için de üzülmeye başlamıştım. Belki Akrebin Kalbi kadar aktif okuyucusu yoktu ama bir kişinin bile bölüm beklemesi, benim onu verememem benim için büyük bir sorundu.
💬
Neyse ki bir şekilde bunu atlatabildik… Şimdi dönüp baksam belki düzeltmek isteyeceğim yerler olabilir, sonuçta insan sürekli kendini geliştirir, düzeltir ama her anında içimden gelerek, zorlama olmadan yazdım ve bitirdim. Umarım sizler de finalden keyif almışsınızdır, sizde küçük de olsa bir iz, gülümseme bırakabilmiştir.
💬
Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bekliyor olacağım. Okuduğunuz, oy verdiğiniz için çok teşekkür ederim. ❤️
💬
Yolumuza Carmenta’nın Fısıltı ve G.H ile devam edeceğiz. Biri fantastik olacak, diğeri ise romantizm ve aksiyon. Wattpad’i her şeye rağmen seviyorum, 11 senedir buradayım. Elbette ilk önce burada yayımlayacağım, eş zamanlı siteme de yükleyeceğim. Carmenta’nın Fısıltısı‘nın ilk bölümünü 10-15 gün içinde paylaşacağım. G.H ise mayıs ayı gibi paylaşılacak. Buradan da kısaca bilgilendirmemi yapmış olayım. Haberdar olmak için Instagram’dan takip edip kanala katılabilirsiniz.
💬
Yeni hikâyelerde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın ❤️🌪️

[Paragraf: para-6] Bi elinde dil bi elinde bıçak karşıda ellerinde çiçekler şok içinde Tibet gerçekten inanılmaz bi tablo
[Paragraf: para-37] Aaaaa laflara bak laflaraaa
[Paragraf: para-119] Allah kahretmesin Tibet kaç yerinden vuruldum kendimi kesicem çok panik yaptım imdat ya
[Paragraf: para-123] LAANNNNNN NİRANNNNN HAYIRRRR ÖLEMEZSİN DUR NOLUYO TİBETE DERKEN İMDAATTTT
[Paragraf: para-148] Ağzına tüküreyim hayır.
Kabul etmiyorum
Hayır
[Paragraf: para-163] Tamam ölmedik
Tamam
İyiyiz
Ama kimi gömdük ulan????
[Paragraf: para-223] Ağlayacağım güzel kızım hayat bundan sonrası için hep güzellik getirsin size ya😭😭
[Paragraf: para-280] Ağlarım Tibet çok tatlısın çok güzelsiniz of
[Paragraf: para-288] Yaaaaaa yaaaaağğğğğ çok güzellerdi çok güzellerdiiii 😭😭😭
[Paragraf: para-294] Çok keyifle bekledim
Çok keyifle okudum
Onları çok sevdimmm
[Paragraf: para-296] G.H de neymişşş yaaa iki yeni bebek gelicek bayıldımmmm merakla yeni dünyaları bekliyorum senden 🫂