💬


˚⊱🔮⊰˚
💬
🎧: Dargaard, Arcanum Mortis
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
13. BÖLÜM
💬
“Gizli Anlaşma”
💬
Kendiminki de dahil o kadar fazla tanrıya ait kan gördüm ki her şey son bulduğunda geçirdiğimiz bu günler, tarihimizin yazıldığı papirüslerde yok oluşun eşiğine geldiğimiz günler diye bahsedilecekti.
💬
Dün sabah yaşananlar peşimi bırakmadı. Gün ışığıyla açtığım gözlerimi tekrar yumdum. Arianwen’in oğlunun cansız bedenine sarılarak haykırdığı, Lior’un bir ölü gibi öylece boşluğu izlediği anları hatırladım. Birine bebeğin ailesini saraya sokmasını söyledikten hemen sonra oradan ayrılmıştım çünkü varlığımın onları delirteceğinin farkındaydım. Ki ben saraydan uzaklaşırken de beni fark edecek durumda değillerdi. Şehre inip bir at alarak hızla yola koyulmuştum.
💬
Lance için üzülmüyordum fakat bir anneyi yeniden o şekilde görmek kalbimi sızlatmadı diyemezdim.
💬
Kendi sarayıma bir ruh gibi girmiş, hiçbir şey soramadan, neler olduğunu öğrenemeden Lance’in öldüğünü söylemiş ve kaçar gibi odama gitmiştim. İkinci bir sarsıntıyı da odaya girip Quincy’nin yokluğuyla tekrar yüzleştiğimde yaşamıştım. Akşama kadar odamdan çıkmadığım gibi kimse de odama gelmemişti. Kirli kıyafetlerim ve yorgun bedenimle yatakta öylece uzanmıştım. Artık kendime gelmem gerektiğini fark ettiğimdeyse çoktan akşam olmuştu. Temizlenmiş, temiz kıyafetler giymiş ve hiçbir şey olmamış gibi akşam yemeği için yemek salonuna inmiştim. Herkes çok mutluydu, tılsımımızın bulunmasının sevinciyle yemeklerini yemişlerdi. Yemek boyunca babamın bakışları hep bendeydi ama o da diğerleri gibi benimle tek kelime etmemişti.
💬
Gözlerimi açıp yavaşça doğruldum. Bugün artık onlarla konuşmalı, neler olduğunu öğrenmeliydim. Rowena da görünürlerde yoktu ve bunu yeni fark ediyordum. Ben yokken ona bir şey yaptıklarını düşünmüyordum ama içime şüphe düşmemesi için bir sebep de yoktu. Yataktan kalkıp üzerimi değiştirmek için dolaba ilerledim. İnce askılı uzun geceliğimi çıkarırken gözlerim askılardaki elbiselerdeydi. Yine Quincy’nin kıyafetlerine bakmamak için büyük bir çaba sarf ettim çünkü ağlamaya başlarsam kendime durduramazdım.
💬
Düşünmemeye çalışırken kendi içimde boğulmaya başlıyordum.
💬
Siyah, kalın askılı elbisemi giydim. Uzun eteği düz bir şekilde iniyordu. Kalın askılardaki gümüş işlemeler göğüs kısmına doğru ilerliyor, bir meleğin kanadına benzer bir kanat şeklini oluşturuyordu. Yine kollarından sarkan siyah tüller de kollarımı altına alıp gizliyordu. Uzun, kıvırcık saçlarımı tarayıp siyah taşlarla süslü gümüş tacımı taktım. Sanırım artık yas tutuyor gibi değil, bir tanrıça gibi görünüyordum.
💬
Kollarımdan sarkan tüllerin ucuyla oynarken odadan çıktım. Şimdi şehrime gidebilir, insanların ne durumda olduğunu kendi gözlerimle görebilirdim. Belki onları görmek, onların ihtiyaçlarını karşılamak bana biraz iyi gelirdi ve kafamın içindeki sesleri susturabilirdim. Hem arkadaşlarımla da vakit geçirirdim, onlar da bana iyi gelirlerdi. Bana iyi gelecek şeylere yönelmezsem delirebilirdim.
💬
Yemek salonuna girdiğimde babamın ve annemin henüz gelmediklerini gördüm. Ortadaki, ailemizin ve soy büyüklerinin oturduğu masaya ilerlerken beni gören Lea ayaklandı. Arkadaşlarımın bakışları bana çevirilince bir anlığına gerildim ama bu onlarla alakalı değildi. Normalde odak noktası olmayı sevsem de bir süre buna katlanmam zor olacaktı. Bethany ve Kael’in burada olmaması beni biraz olsun rahatlattı. Onların durumunu da öğrenmem gerekiyordu.
💬
Lea’yla sarıldıktan sonra yanındaki sandalyeye oturdum. “Senin için çok endişelendik,” dedi Lea kolumu okşarken. “Tam olarak neler yaşadın bilmiyoruz ama bazı şeyler duyduk.”
💬
“Sorun yok, merak etmeyin,” dedim tüm arkadaşlarımın yüzüne tek tek bakarak.
💬
Duane bir yudum su içti, ardından, “Lance’i gerçekten Lior mu öldürdü?” diye sordu.
💬
Kaida, “Sırası mı?” diye sordu sertçe. “Onu sıkıştırmayın.”
💬
“Evet, zorunda kaldı,” diye yanıtladım Duane’in sorusunu. “Artık tamamen kontrolden çıkmış gibi görünüyordu. Kendi soyundaki tanrılara saldırıp onları öldürdü.”
💬
Arkadaşlarımın çıkardığı şaşkınlık mırıltılarını sakinlikle dinledim. O sırada annem ve babam salona girdiler. Tanrılar onları selamlarken babamla göz göze geldik. Onların arkasından Ansel da salona girmişti. Sandalyelerine yerleşirlerken bakışlarım masanın yüzeyine indi. Sorulardan kaçmak yerine soruları yönelten ben olmalıydım, bu sayede şu anki ısrarcı ve yoğun bakışlardan da kurtulmuş olurdum.
💬
Yanıma oturan annem, “Morwenna,” dedi koluma dokunarak. “İyisin, değil mi bir tanem? Dinlenebildin mi?”
💬
Bakışlarımı anneme çevirip gülümsedim. “Dinlendim, daha iyiyim.” Babamların gelmesiyle çatal ve bıçak sesleri salonda yankılanmaya başladı. “Bethany ve Kael… Onlar yok mu?”
💬
Annem üzgün bakışlarını masadaki iki boş sandalyeye dikti. “Bir süre sarayda olmayacaklar, uzaklaşmak istediler.”
💬
“Yani benden kaçmak,” diye mırıldandım kendi kendime.
💬
“Diğer şehirlerde savaş çıkmış,” diyen babama baktım. “Üstesinden gelmişsiniz.”
💬
“Zordu ama evet,” derken başımı salladım. “Tılsımlarını bulamasalardı üstesinden gelemezdik. Bebeğin durumu iyi, değil mi?”
💬
Babam yemeğini yerken, “İyi,” dedi. “Ailesini bulması için birini gönderdim ama ailesinden geriye sadece küçük kardeşi kalmıştı.”
💬
Şaşkınlık hızla yüzüme yayıldı. O hengamenin içinde ailesini bulmak aklımıza gelmemişti. Babamın bunu düşünebilmiş olmasına bile sevinemedim çünkü ailesi artık yoktu. “Buna üzüldüm.”
💬
Babam bıçağını kenara bırakıp, “Harrison olanlardan bahsetti,” dedi ve mavi gözlerini yüzüme dikti. “Basilisk sarayına gitmen şart mıydı?”
💬
Evet, bu duruma takılacağını zaten tahmin etmiştim.
💬
“Öyle gerekiyordu,” dediğimde babamın gözleri kısıldı. “Lior yaralıydı ve o şekilde kalabalık bir aileyi götürmek zorundaydı. O umurumda olduğundan değil elbette, ailenin güvende olması gerekiyordu. Henüz adağı tamamlamış değiliz.”
💬
“Enzo da ona eşlik edecek birilerini gönderebilirdi. Senin gitmen, Lance olayına şahit olman iyi olmamış,” derken beni mi düşünüyordu yoksa gerçekten gereksiz mi bulmuştu anlayamadım.
💬
“Mor Leyleklerin şehrine bir tanrı yiyen saldırdı,” dediğimde masadaki birçok kişi donup kaldı. Babamın da gözlerinde şaşkınlık parıltısı oluşunca bu ayrıntıyı bilmediklerini anladım. “Diğerlerinden daha zor bir durumdalardı ve Tanrı Enzo birçok tanrıyı kaybettiği gibi küçük kızını da kaybetti.”
💬
Annem endişeyle parmaklarını dudaklarına bastırırken babam bakışlarını benden kaçırdı. “Harrison detaylara girmemiş.”
💬
Başımı sallayıp, “Muhtemelen benim anlatacağımı bildiğinden,” dedim. “Onları bir de böyle bir konuyla rahatsız etmek istemedim.”
💬
Babam masadaki diğer soy büyüklerine bakıp, “Tılsımları bulmakla işimiz bitmedi,” dedi, ardından yeniden bana baktı. “Dediğin gibi adak töreni tamamlanmadı. Dün Harrison’la adağı bu gece vermemiz gerektiği hakkında konuştuk.” Bu tanrıların kendi arasında konuşmaya başlamasına, uğultunun salona yayılmasına neden oldu. “Daha fazla zaman kaybetmeyelim ve artık bu işi bitirelim.”
💬
Kimse sevinemedi çünkü söz konusu olan adak bir tanrıydı. Yine o günkü gibi herkes tedirginlikle birbirine bakmaya başladı. Tören günü bir sorun çıkmasaydı adak olarak seçilen tanrı Quincy olduğundan o gece benim ellerimde ölecekti. Ne garipti, ölüm yine benim ellerimi kullanarak onu bulmuştu. Sanırım bizim kaderimizde benim Quincy’nin katili olmam vardı.
💬
Durgunlaşan bakışlarımı boş tabağıma indirdiğim esnada, “Bilmem gereken önemli bir ayrıntı var mı?” diye sordu babam.
💬
Ona bakmadan, “Hayır, yok,” dedim. Varsa da şu an aklıma hiçbir şey gelmiyordu. “Bir şey hatırlayacak olursam söylerim.”
💬
“Bu arada şu kız,” dedi annem bana yaklaşarak. “Rowena. Onu başka bir odaya aldık fakat sen yokken odasından pek çıkmadı.”
💬
Parmaklarımı şakağıma bastırdım. “Ben de onu soracaktım. Yemekten sonra yanına giderim.”
💬
Annem anlayışla başını salladı. “Bugün senin için de başka bir oda hazırlatacağım,” deyince bakışlarım hızla ona döndü. “Artık o odada kalman doğru olmaz. Hem senin açından da iyi olmaz.”
💬
Tam itiraz edecekken konuşmalarımızı dinleyen babam, “İyi fikir,” deyince tüm söyleyeceklerim boğazıma dizildi. Onun bakışları Ansel’a çevrilse de ben hâlâ ona bakıyordum. “Sence senin de evlenme vaktin gelmedi mi, Ansel?”
💬
İşte bu sorusu içim gibi bedenimin de titremesine neden oldu. Böyle bir konunun üstüne nasıl evlenmekten bahsedebilirdi? Bana nasıl hissettireceğini tahmin edemiyor muydu? Quincy’yle istemeyerek evlenmiş olabilirdim ama o eşimdi ve ben onu daha birkaç gün önce kaybetmiştim.
💬
Ansel şaşkınlığını gizlemeye çalışırken, “Evet baba,” dedi. Daha çok demek zorunda kaldı.
💬
Theron’un, “Abim gönüllü değilse ben evlenebilirim baba,” deyip soy büyüklerinden birinin kızı olan Tanrıça Emma’ya bakınca diğerleri gibi babam da güldü fakat ben öfkeli bakışlarımı hâlâ boş olan tabağıma indirdim.
💬
O bu kadarını akıl edemeyecek bir tanrı değildi. Neler düşünebileceğimi elbette biliyordu ve ben bilerek böyle davranmasını hak edecek bir şey yapmamıştım. Dişlerimi sıka sıka, zor da olsa birkaç lokma yiyip kimseye bakmadan sessizce bekledim. Bazı şeyler ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın değişmiyordu ve ben artık sebebini bilmediğim bir öfkenin, meydan okumanın bana zarar vermesini, zihnimi bulandırmasını istemiyordum. Babam ve davranışları hakkında düşünmekten vazgeçmeliydim.
💬
Kahvaltıdan sonra arkadaşlarımla birlikten salondan ayrıldım. Onları da alıp şehre inmek istiyordum ama öncesinde Rowena’yı kontrol etmeliydim. Birbirimize yabancı olsak da bu sarayda onun için en tanıdık olan da bendim. Lea’dan, Rowena’nın hangi odada kaldığını öğrendikten sonra ana girişteki koridorlardan birine girdim. Rowena için kahvaltı hazırlamalarını istemiştim, ben onunla konuşana kadar kahvaltısı da gelmiş olurdu. Onunla ilgili olan bilinmezlik kafamı karıştırmaya devam ediyordu.
💬
Kapıyı yavaşça tıklatıp ses vermesini bekledim. O bizler gibi bir tanrı değildi, kapıyı enerjisiyle açamazdı, bu yüzden onu metal kapısı olan bir odaya yerleştirmişlerdi. Kapı açıldığında Rowena’yla göz göze geldik ve yorgun, bitkin görüntüsü beni duraksattı. Tebessüm ederek içeri girmem için kapıyı tamamen açarken, “Dönmüşsün,” dedi kısık sesle. Ses tonu da ruh halini ele veriyordu.
💬
İçeri girerken, “Neden kendini odaya kapattın?” diye sordum. Bakışlarım odanın içinde tur attı. Küçük bir odayla karşılaşmadığım için mutluydum, en azından onun için ferah bir oda seçmişlerdi.
💬
“Kimsenin benimle ilgilenecek hali yoktu,” dedi kapıyı kapatırken. “Ayak bağı olmak istemedim.”
💬
Uzun kollu elbisesinin kollarını çekiştirdiği sırada çift kişilik yatağının kenarına oturup ona baktım. “Yalnız kalmak isteyebilirsin, bu doğal fakat hasta gibi görünüyorsun,” dedim onu incelerken.
💬
“Yalan söylemeyeceğim, biraz öyle hissediyorum,” deyip yanıma oturdu. “Konuşmak için dönmeni bekledim. Bunu senden başkasıyla konuşamayacağımı düşündüm.”
💬
İşte bu beni tedirgin etmeye yetti. “Sorun ne?”
💬
Konuşmadı, sadece elbisesinin kollarını sakince yukarı sıyırdı. “Gittiler,” deyince bakışlarım kollarına indi ve kollarında olan dövmelerin silinmiş olduğunu gördüm.
💬
Sağ kolunu tutup kendime çekerken, “Ne zaman silindiler?” diye sordum şaşkınlıkla. “Yeni mi oldu?”
💬
Başını iki yana salladı. “Hepsi bir anda silinmedi. Senin gittiğin günün sabahı bir acı hissettim ve boynuz dövmesinin silinmeye başladığını gördüm,” dediğinde şaşkınlığım arttı. “Saatler sonra bir diğeri silindi, yine saatler sonra da iki tane birden.”
💬
“Tılsımları bulma sıramıza göre,” diye mırıldandım kolundaki kızarıklıklara dokunurken. “Demek ki bizim bulduğumuz her tılsımda ona ait dövme de silindi.”
💬
“Peki bu ne anlama geliyor?”
💬
Bakışlarımı kolundan ayırıp yüzüne çevirdim, göz göze geldik. “Bilmiyorum,” dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı. “Senin bizim evrenimizde ne gibi bir görevin olduğunu, tılsımlarla bağın olup olmadığını bilmiyorum.”
💬
“Belki de benim de artık gitme vaktim gelmiştir,” diye fısıldayınca tuhaf bir duygunun içimde yoğunlaştığını hissettim.
💬
Elbisesinin kumaşını aşağı çekip bileğine indirirken, “Bir cevap bulacağım, merak etme,” dedim kısık sesle.
💬
“Bu evrene ait değilim, burada kalamayacağımı ikimiz de biliyoruz,” dediğinde bir şey söyleyemedim, reddedemedim çünkü haklıydı. O buraya ait değildi. “Tılsımını bulmana sevindim. Hayatının eskisi gibi düzene girmesini isterim.”
💬
“Eskisi gibi olacağını sanmam. Verdiğim kayıplar benimle kalacak,” dediğimde bu kez o benim kolumu tutunca gözlerinin içine baktım.
💬
“Benim dünyamda seni kaybettiğimde neler yaşadığımı, hissettiğimi anlatmaya zamanım yetmez,” deyince sertçe yutkundum. “Yasım bitmedi ama hayatıma da devam etmek zorunda kaldım. Senin için de yas bitmeyecek ama devam etmek zorundasın.”
💬
Bakışlarımı önüme çevirip zemine indirdim. “Galiba artık seni anlıyorum.”
💬
Kısık sesle güldüğünü duydum. “Anlayabileceğini sanmıyorum, sen hiç ikizini kaybetmedin.”
💬
Cümlesi taş gibi içime oturdu. Şu ankinden daha kötü hissedebilir miydim? Derin bir nefes aldıktan sonra Rowena’ya sıkıca sarıldım. Hayatına dokunduğum çoğu kişiden bir şeyler aldım, kayıplar vermelerine ve yas tutmalarına neden oldum. Evet, devam etmek zorundaydım ama nasıl yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sanki binlerce zihne girmiş ve o zihinlerdeki düşünceleri kendi kafamda toplamışım gibi bir uğultu vardı zihnimde.
💬
Kapı tıklatılınca, “Senin için kahvaltı hazırlamalarını söylemiştim,” diyerek geri çekildim. “Sen yemeğini ye. Küçük bir işim var, sonra seni almak için gelirim ve şehre ineriz. Sıkılmışsındır burada.”
💬
Gülümseyip, “Olur,” derken başını salladı.
💬
Kapıyı açıp getirilen tepsiyi aldım ve odaya dönüp yatağın üstüne bıraktım. Rowena’ya göz kırpıp gülümsedikten sonra da odadan çıktım. Belki bir cevap bulabilirim umuduyla saraydan ayrılarak ormana doğru ilerledim. Yaratıcı Tanrılarla tekrar iletişim kurmayı deneyebilirdim, cevap alamasam da en azından denemiş olurdum. Menta Ritüeli sırasında da Rowena’yla ilgili soru sormuştum ama cevap verilmemişti. Sebebini merak etsem de açıkçası o an daha önemli sorunlarımız olduğundan önceliği diğerlerine vermiştim.
💬
Ormanın kalbindeki ıhlamur ağacının önünde durup hafifçe sallanan dallarına baktım, çiçeklerinden yayılan o muhteşem kokuyu derince soludum. Elbisemin eteklerini tutarak yavaşça eğildim ve çimlerin üzerinde bağdaş kurarak oturdum. Buraya en son Quincy ile birlikte gelmiştik. Derin bir nefes alıp ellerimi kucağımda birleştirdim. Başımı kaldırıp ağacın dallarına baktım, ardından gözlerimi yumdum. Kafam o günkünden daha doluydu, odaklanmam zor olacaktı.
💬
“Morwenna.”
💬
İrkilerek gözlerimi açtım ve etrafıma bakındım. Kimse yok diye düşünürken sesin tanıdıklığıyla afalladım. Geldiğimi görmüş müydü? Ama daha onlara seslenmemiştim ki!
💬
“Buradayım,” derken kekelememek için çok uğraştım.
💬
“Morwenna,” diye fısıldadı tekrardan ve bakışlarım hızla ıhlamur ağacına çevrildi. Ses ağaçtan mı geliyordu? “Tılsımları buldunuz.”
💬
“Evet,” deyip sertçe yutkundum. “Bu gece de adağı tamamlayacağız. Her şey düzelecek mi?”
💬
“Her şey düzelecek mi?” diye sorumu tekrarlaması bu kez endişeyle irkilmeme neden oldu. “Neden buradasın?”
💬
Kucağımdaki ellerimi sıkarken, “Rowena hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Bir şeyler öğrenebilme umuduyla size ulaşabilmek için geldim,” diye fısıldadım.
💬
“Bana ulaşan sen değildin,” demesi istemsizce kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “Acındı. İçindeki acının nasıl bir enerji yaydığını görmüyorsun değil mi? Ben görebiliyorum.”
💬
“Özür dilerim. Quincy…” Başımı yere eğdim. “İstemeden oldu. Özür dilerim.”
💬
Bir süre hiçbir ses gelmeyince başımı kaldırıp karşımdaki görkemli ağaca baktım. O esnada, “Benim için bir sırrı saklayabilir misin?” diye sormasını beklemediğimden duraksadım.
💬
Hızla başımı sallayıp, “Ne olursa,” dedim tüm samimiyetimle.
💬
“Quincy, iyi ruha sahip bir tanrıydı,” dediğinde gözlerim anında doldu. “Zaman farkını düşünecek olursak çok yakında gözlerini farklı bir evrende açacak. İnsan olarak.”
💬
“Gerçekten mi?” Gözlerim irileşirken dizlerimin üzerinde doğruldum. Gözyaşlarım yanaklarıma akarken gülümsedim. Ellerimi göğsümde birleştirdim, göğsüme bastırdım. “Ruhu öylece kaybolmadı mı yani?”
💬
“Biz tanrılar Morwenna,” diye fısıldadı nahif ses. “Biz tanrılar asla öylece kaybolmayız.”
💬
İnanç ve bağlılık duygusunun göğsümü kabarttığını hissettim.
💬
“Rowena’ya gelecek olursak,” deyince dikkatim yeniden sese yoğunlaştı. “Bu da artık senin son cezan. O, ölmeli.” Hâlâ göğsümde duran ellerim hareketlendi, tırnaklarımı elbisemin kumaşının üstünden göğsüme bastırdım. “Ne zaman ölmesi gerektiğini zaten anlayacaksın. Bekle. Bu senin son cezan.”
💬
Aniden esen sert rüzgârın sebebinin o olduğunu, artık burada benimle olmadığını biliyordum. Gözlerim tekrar doldu ve geriye doğru sendeledim. Ölecek miydi? Peki ama neden? Bedenimdeki titremeye anlam veremedim. Ölüp ölmemesini gerçekten önemsiyor muydum? Eksik parçalar, anlamadığım noktalar vardı. Yaratıcı Tanrılarla bir bağlantı kurabilsem bile her seferinde bana kısa bilgiler veriyor, detaya inmiyor, sanki bunun beni ilgilendirmediğini düşünüyorlardı. Ya da belki de dediği gibi o sadece benim cezam olarak buradaydı.
💬
Burnumu çekerek elimi yere bastırdım ve ayağa kalktım. Quincy’yle ilgili öğrendiğim bilgiden sonra Rowena’nın öleceğini öğrenmem hiç iyi olmadı. Bir yanım çok mutluyken diğer yanımın tuttuğu yas daha zorlu bir sürece girdi. Bu gerçeği Rowena’ya söyleyemezdim. Bugünkü niyetim onu dışarı çıkarmak ve üzerindeki kasveti atmasına yardım etmekti. Bana bir değil, iki sır vermişti ve tutmak hiç kolay olmayacaktı. Ellerimle yüzümü kurularken orman yolunda ilerledim. Şimdi yüz ifademi düzeltmeli ve hiçbir şey olmamış gibi davranmalıydım.
💬
Ormandan çıkıp saraya doğru yürürken arkadaşlarımın gölün üzerindeki mermer yolda yürüdüğünü, kıyıya yaklaştıklarını gördüm. Rowena’nın da yanlarında olduğunu görmek beni şaşırttı. Yüzündeki tebessümle Edwin’ı dinliyordu. Kendi evrenindeyken nasıl bir kadındı bilmiyordum ama şu an ona baktığımda nahif, şirin bir kadın görüyordum. Elini dudaklarına örterek kıkırdıyor, heyecanlı bir ifadeyle arkadaşımın anlattıklarını dinliyordu. Keşke onun burada yaşayabilmesinin, normal insanlar gibi hayatını sürdürüp sonra da hak ettiği şekilde ölebilmesinin bir yolu olsaydı.
💬
Kaida beni gördüğünde, “Morwenna!” diye bağırarak el salladığında diğerlerinin de bakışları bana döndü. “Nerelerdeydin?”
💬
Arkadaşlarıma yaklaşırken, “Biraz ormanda yürüdüm,” diye yanıtladım. Ardından bakışlarımı Rowena’ya çevirdim. “Beni beklemeden odandan çıkmana sevindim.”
💬
Rowena, “Getirilen tepsiyi götürmek için çıktığımda onlarla karşılaştım,” dediğinde Edwin kolunu onun omzuna atıp, “Biz de onu kaçırdık,” deyince Rowena kıkırdadı.
💬
Gülümsedim. “İyi yapmışsınız. Hadi biraz şehirde dolanalım.”
💬
Edwin kolunu Rowena’nın omuzlarından çekmeden önden yürürlerken biz de arkalarındaydık. Lea koluma girip yanağını bir kedi gibi omzuma sürtünce gülmeden edemedim. Gülmek bile bana kendimi kötü hissettiriyordu fakat onlara bir şey belli etmek istemiyordum. Callum, Duane’in ensesine vurup bir konuda onu azarlarken Lumi’nin yokluğunu fark ettim. Gözlerim kısıldı, onu en son ne zaman görmüştüm? Sabah yemek salonunda da olmadığını hatırlayınca Kaida’ya döndüm.
💬
“Lumi nerede?”
💬
Kaida dudaklarını büktü. “Henüz toparlanamadı. Biliyorsun, Quincy ile yakın arkadaşlardı.”
💬
Lea, “Çok üzerine gitmemeye çalışıyoruz,” deyince bakışlarım bu defa ona çevrildi. “Bence onunla bir ara konuşmalısın. Eminim bizden daha iyi gelirsin.”
💬
“Gelebilir miyim emin değilim,” dedim ayağımla ittiğim küçük taşa bakarken. “Sonuçta ben sebep oldum. Belki de en çok bana öfkelidir.”
💬
“Saçmalama,” dedi Lea sertçe. “Sana kızgın olsa gitmeden önce dinç hissetmen için karışım mı hazırlardı? Lumi bu kadar bencil bir kadın değil. Ailesinden sonra en çok senin yara aldığını biliyor.”
💬
Yavaşça omuz silktim. “Bu yine de içten içe bana kızmayacağı anlamına gelmez.”
💬
“Kendini bu konuda bile suçlayamazsın,” dedi Kaida koluma yavaşça vururken. “Hem bizim sana söylemek istediğimiz başka bir şey var.”
💬
Gözlerimi devirip, “Lütfen artık kötü bir şey duymayayım,” derken sesim istemsizce öfkeli çıktı.
💬
Lea, “Sen ne kadar öfkelenirsin bilmiyorum ama ben çok öfkeliyim,” diye homurdanınca merakla ona baktım. Onu öfkelendiren şey ne olabilirdi?
💬
Duane, Callum’ın başını kolunun altında ezerken, “Söylediniz mi?” diye sorduğunda kaşlarım çatıldı.
💬
“Tamam, artık dikkatimi çektiniz,” dedim. “Dökülün.”
💬
“Hani baban bu sabah Ansel’a evlilik iması yaptı ya,” dedi Kaida burnunu kırıştırarak. “Sanırım bu o an aklına gelen bir şey değildi.”
💬
Kaşlarım havalandı. “Nasıl yani?”
💬
Callum başını Duane’in kolunun baskısından kurtarıp sırıttı ve “Lea’nın annesi birkaç gün önce Lea’ya evlilik konusunu açmış,” dedi.
💬
Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken Lea’ya baktım. “Ne?”
💬
Lea sinirle ayağının önündeki taşı hızla ileri fırlattığında taş önden yürüyen Edwin’ın kalçasına çarptı. Edwin irkilerek arkasını dönüp, “Kim attı onu?” diye sorduğunda Lea sinirle, “Ben attım, dön önüne,” deyince Edwin onun yüzüne bakakaldı.
💬
“Nasıl evlilik konusu açtı? Anlatsana!”
💬
Lea kollarını göğsünde bağlayıp, “Aile kurmamı istiyor. Biliyorsun, annem ve küçük kardeşimden başka kimsem yok,” deyince başımı salladım. “Aklımda biri olup olmadığını sordu. Kimse yok deyince de senin annenle laf arasında konuştuklarından, Ansel’dan bahsetti.”
💬
Elimi alnıma vururken hâlâ aynı şaşkınla bakıyordum. “Demek babamın aklına bunu sokan annemdi.”
💬
“Galiba,” dedi Lea dudaklarını bükerek. “Evlenmeye karşı olduğumdan değil, sevdiğim biri de yok ama o Ansel! Abinin ne kadar sinir bozucu bir tanrı olduğunu sen benden daha iyi bilirsin.”
💬
“Şöyle ki…” İşaret parmağımı göz pınarıma sürterken bakışlarımı kaçırdım. “Yakında düğünümüz var gibi görünüyor.”
💬
Lea, “Morwenna!” diye bağırarak omzuma vurduğunda dudak büktüm. “Annenle konuşsan, Lea olmaz desen?”
💬
“Annelerimizin yan yana geldiğinde nasıl dayanışma içinde olduğunu bilmiyor musun? Eminim şu an bile bir köşede bu konuyu konuşuyorlardır,” dediğimde Lea’nın omuzları çöktü. “Yine de konuşacağım, merak etme. İstemediğin bir evlilik yaşamanı ben de istemem.”
💬
Lea koluma girip yanağını omzuma bastırdı. “Elinden geleni yap lütfen.”
💬
Başımı eğip onun başına yaslarken şehrin sokaklarında yürüyorduk. Ansel nasıl bir insan olursa olsun Lea istemediği sürece ben bunu onaylamazdım. Belki Ansel ilişkilerde çok iyiydi, belki Lea’ya çok iyi davranırdı ama Lea istemiyorsa hiçbir önemi yoktu. Quincy’yle evlenmeyi önemsemememin sebebi bir beklentimin olmamasındandı. Lea ise birini sevmeyi, sevdiği kişiyle evlenmeyi çok istiyordu. Hayal kırıklığıyla geçen bir ömrü olsun istemezdim. O benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi.
💬
Şehrimiz beklediğimden daha iyi durumdaydı. Muhtemelen ben tılsımı bulana kadar diğer şehirlerde olduğu gibi bir savaş çıkmamıştı. Daha öncesinde olan hasarların da neredeyse tümü onarılmıştı. Bizleri selamlayan insanların yüzlerinde gördüğüm gülümseme beni mutlu etti. Gölde balık tutan iki adamın gülüşerek şakalaşmasını yüzümde samimi bir gülümsemeyle izledim. Taş fırınlardan yayılan taze ekmek kokusu sokakların karnımı guruldatacak kadar güzel kokmasına neden oluyordu.
💬
Yorulmadan, bıkmadan tüm sokakları gezdim. Gözlerim her eve bir kez de olsa dokundu, kontrol etti. Arkadaşlarım da benim gibi bunu yapmaktan zevk alıyordu. Onların gülüşleri, birbirleriyle şakalaşmaları, sohbetleri bana kendimi rahatlamış hissettirdi. Hepsinin zihninin bir köşesinde bu geceki adak vardı fakat ellerinden geldiğince normal davranıyorlardı. Adak olarak seçilmeyeceğimden emindim. Nasıl bu kadar emin olduğumu bilemesem de hislerim bu yöndeydi. Tabii ikinci kişi olarak seçilip adağı gerçekleştiren olmayacağım konusunda tereddütlerim vardı. Bu kez beni es geçsinler istiyordum.
💬
Güneş batarken şehrin ışıkları bir bir yanmaya, sarı, loş ışık şehri sarmaya başladı. Göl kenarındaki küçük kızın toplayıp bana verdiği çiçeklere gülümseyerek bakarken şehirden çıktık. Tüm günümü insanların arasında geçirmek beni biraz olsun sakinleştirebilmişti. Gölün üzerinden saraya uzanan mermer yolda yürürken bakışlarımı çiçeklerden ayırıp saraya baktım. Aklıma annemin sabah söylediği sözler geldi. Odamın değişmesi gerektiğini söylemesi belli etmemeye çalışsam da beni etkilemişti. Quincy’ye dair şeyler yavaşça ellerimden kayıyordu ve engel olamıyordum. Odamı değiştirmenin bazı şeyleri de değiştireceğini düşünmeleri ne saçmaydı.
💬
Saraya girdiğimde arkadaşlarım üzerlerini değiştirmek için odalarına dağılırken ben öylece ana girişte durup bekledim çünkü nereye gideceğimi bilmiyordum. Kovulmuş gibi hissetmem normal miydi? Omuzlarım verdiğim derin nefes sonrası çöktü. Annemi bulmak için etrafta gezindim, ben yokken bu oda işini hallettiğine emindim. Babamın ve annemin üç basamaklı olan yaşlarını düşününce yaşadığımız bu kaybı kolayca atlatabilmelerine şaşırmıyordum. Kim bilir şimdiye kadar kaç kayıp vermişlerdi. Benim açımdan hiç kolay değildi.
💬
Koridorlardan birinden Lea’nın annesi Tanrıça Orla ile birlikte çıkan annemi görünce, “Anne,” diye seslendim. Annem sesimi duyunca arkadaşıyla olan sohbetini kesip bakışlarını bana çevirdi. Adımlarımı hızlandırarak onlara yaklaştığım sırada bana buruk bir ifadeyle gülümsedi. Benim için üzüldüğünü görebiliyordum. “Tüm gün şehirdeydim. Temizlenip üzerimi değiştirmek istiyorum.”
💬
Ne demek istediğimi ben söylemeden anladı ve “Sana odanı göstereyim,” diyerek tahminleri doğruladı. Annem koluma girip beni merdivenlere yönlendirince sessizce ona ayak uydurdum. Normalde ailem için doğru olan şeyler bana yanlış geldiğinde ya da istemediğimde karşı çıkar, diretirdim fakat yorgundum, daha çok yorulmak istemiyordum.
💬
Basamakları çıkarken, “Bazı şeyler duydum,” dediğimde annemin meraklı bakışları yüzüme çevrildi. “Ansel ve Lea için planlarınız mı var?”
💬
Annem bunu bilmememi yoksa direkt sormamamı şaşırdı anlamadım. “Bu yanlış bir şey mi ki?”
💬
“Yanlış olduğunu biliyorsun,” diye mırıldanırken ona bakmadım. Sesimi de başkalarının duymaması için kısık tutuyordum. “Ansel senin oğlun değil, ona fikrini sormadan hareket etmemelisin. Aynı şekilde Lea’nın düşünceleri de önemli. Hatta Ansel’ınkinden daha önemli çünkü Ansel, babam istediği sürece her şeyi yapar. Sen de bunu iyi bildiğin için rahatça hareket edebiliyorsun fakat Lea istemiyorsa zorlamamalısınız.”
💬
Beni dikkatle dinlerken kaşları çatıldı. Kolumu okşadı, bu okşamanın altında yatan gerginliği hissettim. Ona bu şekilde yaklaşmam hoşuna gitmedi. “Biz aileniz olarak size yol göstermezsek rüzgâr gibi savrulup gidersiniz,” deyince tek kaşımı kaldırarak ona baktım. “Ansel yetmiş yaşında bir tanrı ve hâlâ aile kuramadı. Evet, Lea henüz genç fakat onun ve ailesinin yanında olabilecek bir adama ihtiyacı var. Babasını kaybettikten sonra onların nasıl dağıldığını iyi biliyorsun.”
💬
Gözlerimi devirip, “Anne, biz zaten bir arada yaşıyoruz,” dedim. “Ne Lea’nın ne de annesi ve kardeşinin bir erkeğe ihtiyacı var. Onlar birer tanrıça, neden bir erkeğe ihtiyaç duysunlar? Bu düşüncen çok saçma. O zaman arkadaşın Orla yaşıtı bir tanrıyla evlensin?”
💬
Annem koluma vurarak, “Morwenna, yaptığın ima çok ayıp,” diye söylendi. “Hem Lea olumsuz bir şey söylememiş, sen neden karşı çıkıyorsun?”
💬
“Söylememiş değil, söyleyememiş. İkisi farklı şeyler,” dedim sertçe. “Lütfen bu konuya babamı da dahil edip arkadaşımı daha zor bir durumda bırakmayın. Bu sarayda huzur olmalı, mutsuz evlilikler yapan mutsuz tanrılar değil.”
💬
Annem alınmış bir şekilde önüne döndü. “Bu kadar katı olmana gerek yok. Henüz hiçbir şey belli değil.”
💬
“Sen babamı ikna ettiğin sürece her şeyin mümkün olabileceğinin farkındasın,” dedim alaycı bir tavırla. “Söz konusu olan Lea olmasaydı da aynı tepkiyi verirdim. Ben Quincy’yi bir arkadaş olarak sevdiğim halde evliliği ilerletemedim. Bunun hepiniz farkındaydınız.”
💬
Quincy’den bahsetmem annemin tamamen sessizleşmesine neden oldu. İşine burnumu sokmam hoşuna gitmiyordu, kafasına koyduğunu yapacağını da biliyordum ama söylediklerim onu bir noktada dürtüp duracak, rahatsız edecekti. Annemin benim için hazırlattığı oda üçüncü katta, camları sarayın ön kısmına bakan taraftaydı. Üvey kardeşlerimin odaları da bu katta olduğundan konumuna şaşırmadım. Önünde durduğumuz kapıya elimi bastırıp enerjimin yayılmasını sağladım ve bu yayılım bittiğinde kapı açıldı. Artık resmî olarak benim odamdı.
💬
İçeri girip sakince odanın ortasına ilerledim. Quincy’yle kaldığım odadan biraz daha küçüktü ama yine de normal odaların yanında çok büyük kalıyordu. Sol taraftaki koyu ahşaptan dolabın kapakları açıktı, kıyafetlerimin çoktan getirilmiş olduğunu gördüm. Büyük yatak, koyu yeşile boyalı duvara yaslı duruyordu. Evet, odadaki duvarlar koyu yeşildi. Bembeyaz bir odadan buraya geçiş yapmak garip geldi. Yine dışarı doğru uzanan bir terasım vardı. Terasın kapısına yaklaşırken odayı incelemeyi bıraktım. Normal bir odaydı işte. Quincy’den önce kaldığım odaya benziyordu. Annemin bilerek böyle bir odayı seçtiğini düşünüyordum.
💬
“Hazırlanman için seni yalnız bırakayım,” dedi annem kapıya ilerlerken. “Baban da birazdan saraya döner.”
💬
“Sarayda değil miydi?”
💬
“Hayır, kahvaltının ardından saraydan ayrıldı,” dedi düşünceli bir tavırla. “Yemekten sonra adak için Starlume Vadisi’ne gideceğimizi unutma.”
💬
“Unutmam,” diye mırıldandığım sırada annem çoktan odadan çıkmıştı. Artık bir eşim yoktu, törenlerde biriyle uyumlu giyinmek ve eş olduğumuzu belli etmek zorunda değildim. Hazırlanmamın ne önemi vardı?
💬
Küçük kızın verdiği çiçekleri kenara bırakıp banyoya ilerledim. Şehirdeyken çimlere oturmuş, kirli yerlere umursamadan dokunmuştum. Bu yüzden üzerimdekileri çıkarıp suyun altına girerek temizlendim. Banyodan bedenime sardığım yumuşak havluyla çıkarken eserek terastan odaya giren akşam rüzgârı tuhaf bir şekilde beni ürpertti. Nasıl bir elbise giyeceğimi düşünürken dolaba ilerledim. O gün vadiye giderken giydiğim elbiseyi giymek istedim fakat elbiselerin arasında onu bulamadım. Muhtemelen bu da annemin işiydi.
💬
Bedenimi kuruladıktan sonra koyu kahverengi elbiseyi askıdan çıkardım, elbise kuru bedenime kılıf gibi geçti. Vatkalarından sarkan ince, altın zincirler ve üzerindeki işlemeler elbiseyi biraz ağırlaştırmıştı. Kolları tüldü, tül bileklerime kadar kolumu sıkıca sarıyordu. Elbisenin önü kapalı, sırtı ise kürek kemiklerimi rahatça gösterebilecek kadar açıktı. Islak saçlarımı kurutup taradım, ardından atkuyruğu şeklinde topladım. Kıvırcık ve uzun saçlarım yoğun bir şekilde çıplak sırtıma dökülüyordu. Yüzümün iki yanında bıraktığım birer tutamın buklelerini parmaklarımla düzeltirken derin bir nefes aldım. İyi görünmek zorunda olmak canımı sıkıyordu.
💬
Yorgun ve bir ölü gibi görünen yüzümü de renklendirdikten sonra altın, uçları bir hançer gibi yukarıda duran tacımı başıma yerleştirdim. Sanırım artık güçlü, her şeyi sırtlanabilecek bir tanrıça gibi görünüyordum. Kendime aynada göz devirip adımlarımı kapıya çevirdim. Odadan çıkmamla birlikte ışıklar da arkamdan kapandı. Koridorda yürürken ikiz kardeşlerimin gülüşerek merdivenlere yöneldiğini gördüm. Benden on beş yaş büyüklerdi ama insanların arasına karışsalar onlara en fazla yirmi beş yaşında derlerdi, toy görünüyorlardı. Tanrı olmanın bir farklı yanı da buydu. Tıpkı yetmiş bir yaşında olup en fazla otuz görünen Ansel gibi…
💬
Basamakları inmeye başladığım anda saraydaki uğultuyu daha net duydum. Herkes akşam yemeği için yemek salonuna gidiyordu ve hepsinin dilinde bu geceki adak vardı. Bense adaktan çok vadide Basilisklerle karşılaşacak olmamı düşünüyordum. Artık beni daha büyük bir öfke dalgası bekliyordu çünkü ikinci kez aynı kaybı yaşamışlardı. Bu defa Lance’i öldürenin Lior olduğunu düşünecek olursak işler beklemediğim bir yöne evrilebilirdi.
💬
Yemek salonuna babamlarla birlikte girdim. Babamın hiç yüzüme bakmamış olması dikkatimi çekti. Tamam, normalde de beni görmezlikten geldiği anlar sayıca fazlaydı ama içimde tuhaf bir his oluştu. Masadaki yerime oturana kadar inatla gözlerimi babamın yüzünde beklettim. Karşılık alabildim mi? Hayır. Babam başköşede, annem ve Ansel çaprazında, ben de annemin yanında oturuyordum. Babam tüm soy salondaki yerlerini alana dek, uğultu kesilene dek sessizce bekledi. Bakışlarım Ansel’a kaydı, bu istemsizce oldu, kendimi onu incelerken buldum. Lea’yla evlenmeyi kabul eder miydi?
💬
Babam yüksek sesle, “İyi akşamlar,” dediğinde salondaki tüm sesler kesildi. “Biliyorsunuz ki bu gece Starlume Vadisi’nde olacağız ve aramızdan bir tanrıyı, kadim tanrılarımızın yanına uğurlayacağız.” Yanımda oturan Lea, gerginlikle elini masanın altından bacağıma koyunca göz ucuyla ona baktım. “Bu kişi ben de olabilirim, ailemden biri de olabilir, sizler de olabilirsiniz. Hoş görüyle karşılayacağız çünkü bu hepimizin ortak görevi.”
💬
Tanrıların hepsi coşkulu sesler çıkarsa da biliyordum ki korku şimdiden kalplerini sarmıştı.
💬
Babam, “Birlikte güzel bir yemek yiyelim,” diye devam etti konuşmasına. “Yaratıcı Tanrılar hepimize merhamet etsin.”
💬
Şimdi salonda duyulan tek ses metal sesiydi, tanrılar yemeklerini yemeye başladı. Kimse bir şey söylemeden konuşmama kararı alarak yemeğime odaklandım. Annemin konuşmamızdan sonra oluşan gerginliğinin hâlâ sürdüğünü görebiliyordum. Onu birkaç kez babama ve Ansel’a bakarken yakaladım. Sanki konuşmak istiyordu fakat sözlerimden sonra cesareti kırılmıştı. Yalnızken konuşmasını geçtim herkes buradayken konuyu açacak olursa daha büyük bir yanlış yapardı ve öfkemi tutabilir miydim bilmiyordum. Alacağım karşılık ağır olsa da ben de daha ağır bir tepki verirmişim gibi geliyordu.
💬
Çatalımdaki et parçasına bakarken gözlerim kısıldı, yapacağım şeylerin risklerini düşündüm. Yine de bir risk varsa bunu arkadaşım için alacaktım. Bakışlarımı babama çevirip, “Baba,” dediğimde onun da bakışları bana döndü. Tabii annemin de. “Yemekten sonra seninle özel olarak konuşmak istediğim bir şey var.”
💬
Babamın kaşları çatıldı. “Ne konuda?”
💬
“Yemekten sonra konuşuruz,” dediğimde bir süre dikkatlice yüzüme baktı, ardından başını salladı. Onun bakışları benden ayrılsa da annem hâlâ bana bakıyordu, bu yüzden ısrarcı bakışlarına karşılık vererek onunla göz göze geldim. Ne konuşacağımı bakışlarımdan anladı. Bir süre daha yüzüme baktıktan sonra başını iki yana sallayarak önüne döndü.
💬
Arkadaşımı onların çıkar ilişkileri için mutsuzluğa itmeyecektim ve bu sebeple anneme karşı geldiğim için üzgün de hissetmiyordum.
💬
Akşam yemeğinin sonunda babamın arkasından kalkmak için hareketlendiğimde annem beni durdurma amaçlı elini bacağıma koydu. Onun lafına karşılık benim lafım. Babamın onu değil de beni dinleyeceğini mi sanıyordu? Hiç sanmıyordum ama şansımı deneyecektim. Gülümseyerek elimi annemin elinin üstüne koydum, elini yavaşça bacağımdan uzaklaştırdım ve sandalyemi geriye iterek ayaklandım. Herkes dağılırken ben de babamın arkasından ilerledim. Şu an arkadaşlarımın da bakışlarının bende olduğunu biliyordum. Ne konuşacağımız konusunda emin olamasalar bile önemli bir konu olduğunu bilirlerdi.
💬
Babamın odasına gideceğimizi sansam da saraydan çıktık. Kapıdan biraz uzaklaştıktan sonra babamın adımları durunca ben de durdum. Bedenini bana doğru çevirirken, “Seni dinliyorum,” dedi, gözlerimin içine baktı.
💬
“Konuyu çok uzatmak istemiyorum. Öncelikle sana sormam gereken bir şey var,” deyince devam etmem için başını salladı. “Annem sana Lea ile ilgili bir şey söyledi mi?”
💬
Babam kaşlarını çatarak, “Lea mı?” diye sordu.
💬
“Demek ki henüz bahsetmemiş,” dediğimde kaşları daha sert çatıldı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Annem ve Tanrıça Orla, Ansel ve Lea’nın evlenmesini istiyor.”
💬
Bu kez babamın yüzüne yayılan şaşkınlıktı. “Öyle mi? Rosalba benimle bu konuda konuşmadı.”
💬
“Muhtemelen uygun bir an bekliyordur,” dedim sakince.
💬
“Bana söylemek istediğin sadece bu muydu?”
💬
“Bu konuda ne düşündüğünü öğrenmek istedim çünkü Lea evlenmeyi istemiyor,” dediğimde babam ellerini önünde birleştirip kaşlarını kaldırdı. “Ama annem sırf Orla arkadaşı diye bunu destekliyor.”
💬
Babamın yüzünde oluşan alaycı ifade bir an bana samimi geldi. “Bana anneni mi şikâyet ediyorsun?”
💬
“Şikâyet etmiyorum,” dedim etrafıma bakınarak. “Soy devamının gerekli olduğunu ben de biliyorum ama bunu sürekli mutsuz evliliklerle sürdüremeyiz.”
💬
“Seninki gibi mi?” diye sorması kalbimi ufalamış gibi hissettim.
💬
“Evet,” dedim reddetmeyerek. “Yine de bir fark var. Ben Quincy’yi bir arkadaş gibi seviyordum ve biriyle evli olup olmamak umurumda değildi. Bir beklentim yoktu. Fakat Lea’nın var, o sevdiği, mutlu olacağı biriyle evlenmeyi hak ediyor. Annem nasıl ki kendi arkadaşıyla olan bağını düşünüyorsa ben de arkadaşımı düşünmeliyim.”
💬
“Anladım,” diye mırıldandı. “Biz tanrılar arasında birini severek evlenmek çok az rastlanan bir olaydır. Uzun bir ömrümüz var ve bu ömrü biriyle geçirmek, zamanla ona alışmaya neden oluyor. Düşündüğün gibi bir adam olsaydım, Ansel elli yıllık bir evliliğin içinde olurdu. Yaş aldıkça fikirlerimin değişme sebebi bir soyun önemini daha iyi anlamam.” Eğdiğim başımı kaldırıp gözlerine baktım. “Ne kadar kalabalık bir soy olursak o kadar güçlü oluruz.”
💬
“Ama…”
💬
“Morwenna,” dedi bir adım atıp bana yaklaşırken. “Soyun için yine evlenmek zorunda kalsan, aynı kararı mı verirsin?” Sorusu donup kalmama neden oldu. “Yine huzur sağlansın, gerisi önemli değil mi dersin? Sen de soyunu düşünerek hareket etmedin mi?”
💬
“Etmedim.”
💬
Kısa cevabım dudaklarının yukarı kıvrılmasını sağladı. “Evet, etmedin,” dedi başını sallayarak. “Quincy’yle evlenmenin soya hiçbir faydası olmadı, aileniz büyümedi. Birilerinin soyunu düşünüp bunu yapması gerekiyor. Her konuda duyguları hesaba katacak olursak bir adım ilerleyemeyiz.”
💬
“Bizden birer robotmuşuz gibi bahsediyorsun,” dedim sitem eder gibi. “Bir daha yapabileceğimi sanmıyorum.”
💬
“Emin olmamalısın,” deyince gözlerimi kıstım. “Her neyse. Bahsettiğin konuyu düşüneceğim. Şimdi yola çıkmadan önce tılsımımızı hazırlamam gerekiyor. Ortalardan kaybolma.”
💬
Babam yanımdan geçip gittiğinde bakışlarım onu takip etti ve annemin kapıda durmuş uzaktan bizi izlediğini gördüm. Babama baksa da babam ona bakmadan onun da yanından geçip içeri girdi. Anneme sırtımı dönüp bakışlarımı kıyıya çevirdim. Biliyordum ki babamın her cümlesi bir anlam taşırdı. Bu yüzden huzursuz hissediyordum. Onun her kelimesinde gelecekten bir iz olurdu. Bir gün kendi isteğimle evlenmezsem beni tekrar evlendirmek isteyeceğinin farkındaydım. Ailemin bazı düşünceleri bana çok tersti. Soyumu önemsiyordum elbette ama ben de duygulardan arınmış bir bedenden ibaret değildim. Umursamaz olmam her şeyi kabul edebileceğim anlamına gelmiyordu.
💬
Mermer yolda dikilirken arkadaşlarım yanıma geldi. Onlar kendi aralarında sohbet ederken ben de kıyıdaki hareketliliği izliyordum. Vadiye gidebilmemiz için tüm hazırlıklar hızla devam ediyordu. Yakında kıyıda toplanacak, hep birlikte şehri koruyan kalkanı aşıp ardında bizi bekleyen kartallarla vadiye uçacaktık. Sonrası hepimiz için sürprizdi.
💬
“Çok gerginim,” dedi Edwin yerinde kıpırdanırken. “Umarım başım bu gece ve sonrasında yerinde kalır.”
💬
Lea sertçe onun omzuna vurup, “Kötü şeyler düşünme,” dedi homurdanarak.
💬
Gözlerim bize yaklaşan Lumi’ye kaydı. Güzel görüntüsünün aksine bakışları donuktu. Bize gülümsüyordu fakat bu gülümsemenin benim son günlerdeki gülümsemem gibi sahte olduğunu anlayabiliyordum. Lumi elini Callum’ın omzuna koyup ona bir şeyler söylediğinde bakışlarımı onlardan ayırdım. Bu iş bittiğinde hâlâ hayatta olursak Lumi’yle baş başa konuşmak istiyordum.
💬
Başta neşeli bir sohbet olsa da Edwin’ın korkusunu belli etmesinden sonra ortamda bir durgunluk oluştu. Hepsinin bedeninden yayılan korkuyu soluyabiliyordum. Bu gece sevdiğim birini daha kaybetmek istemiyordum. Kim olursa olsun üzülecektim ama yakın birini kaybedersem bu üzüntü acıya dönüşürdü. Daha ne kadar acıyı kaldırabilirdim emin değildim, her yeni sorunda kendime güvenim azalıyordu.
💬
Her şey hazır olduğunda ve gitme zamanı geldiğinde arkadaşlarımla birlikte kıyıya yürüdük. Babam ve diğer soy öncüleri de geldiğinde şehirden çıkmak için bir ordu gibi ilerledik. Kimseden çıt çıkmıyordu, ağızlarımız mühürlenmiş gibiydi. Şehrin sınırlarını çevreleyen kalkandan geçtikten sonra hazırda bekleyen kartallara doğru ilerledik. Vadiye kadar bir saatlik yolumuz vardı ve emindim ki yol boyunca da kimse konuşmayacak, düşüncelerinde boğulacaktı. Arkadaşlarımla aynı kartalın sırtına bindim. Bu kez yanımda Quincy yoktu, Kaida vardı. Ellerimi kucağımda birleştirdiğim sırada tanrılar etrafımızda bir kalkan oluşturdu ve kartallar art arda havalanmaya başladı.
💬
Törende Kael ve Bethany’nin de olması gerekiyordu, gelmeme gibi bir şanslarının olmadığını biliyorlardı. Onları düşünce içten içe en çok bu durumun karnımı ağrıttığını anladım. Bana nasıl bakacaklardı, benimle konuşacaklar mıydı yoksa yanımıza bile gelmeyecekler miydi bilmiyordum. Şimdi yapamayacağımın, bu kadar güçlü olmadığımın farkındaydım ama bir gün onlarla oturup uzun uzun konuşmak, kendimi anlatmak ve onları da dinlemek istiyordum. Bana bu şansı vermeleri için dua edecektim.
💬
Bir saatlik sessiz yolculuğumuzun sonunda kartallar vadiye doğru alçalışa geçti ve vadideki kalabalığı gördüm. Yüzlerini seçemeyecek kadar uzakta olsam da kalabalığa bakılacak olursa tüm soylar çoktan gelmiş olmalıydı. Dengede durabilmek için kartalın sırtına tutunurken sertçe yutkundum. Gözlerimi annemin kucağındaki bebeğe çevirdim. Tılsımımız uykudaydı, huzurlu görünüyordu. Birazdan başına geleceklerden habersizdi. Zarar görmeyeceğini biliyordum ama tedirgin hissetmedim desem yalan olurdu.
💬
Kartallar pençelerini toprağa geçirerek durduğunda bizi çevreleyen kalkan yok oldu ve tek tek aşağı indik. Üzerimi düzeltirken bakışlarım arkadaşlarımdaydı, onlar da yanıma gelince birlikte soy büyüklerimizin arkasından ilerledik. Şu an herkesin yüzünü net bir şekilde görebiliyordum. Tüm soylar buradaydı. Tanrı Enzo’nun yüzü kızının yasından dolayı asıktı, neşesi kaybolmuştu. Gözlerim bu kez diğer tarafa kaydığında Basiliskleri gördüm ve adımlarım istemsizce yavaşladı. Basilisklerin tümü bize düşmanca bakıyordu. Lior hariç. Lior’un odağı sadece kollarının arasındaki bebekte, tılsımlarındaydı.
💬
Diğer soyların yanına ulaştığımızda babam, “Ansel, tılsımı sunağa bırak,” dedi sakince. “Bir an önce başlayalım.”
💬
Ansel, annemin kucağından bebeği alıp sunağa ilerledi. Diğer bebekler de başka tanrıların kucaklarında sunağa taşınıyordu. Lior kendi tılsımını kendi götürdü. Bakışlarımı ondan kaçırdığımda bu kez Bethany ve Kael’i görünce irkildim. El ele bize yaklaşıyorlardı ve Bethany’nin gözleri benim yüzümdeydi. Kaida gerginliğimin sebebini fark ederek elimi tutup sıktığında ona bakamadım, gözlerimi Bethany’den ayıramadım. Hiçbir şey söylemeden yanımıza geldiler ve babamın yanında durup bana sırtlarını döndüler. Gözlerimin dolacağını anlayınca dişlerimi sıkarak bakışlarımı yere indirdim.
💬
Sunağın etrafında bir ateş yakıldı ve tılsımlar ateşin ortasında kaldı. Her soydan bir öncü öne çıkıp adak için duaya başladıklarında başımı kaldırdım ve odaklanmaya çalıştım. Vadide yankılanan ses, dua eden tanrılara aitti ve dua bittiğinde sunağı çevreleyen ateş aniden söndü. Şimdi sırada adakların seçilmesi vardı. Bir öncekinden daha gergin bir bekleyiş başladı.
💬
Tam arkamdan yansıyan beyaz ışık önümde duran Ansel’ın sırtına çarptığında arkamı dönüp kim olduğuna bakamayacak kadar korkuyla doldum. Sonra bir ışık daha yansıdığında kaskatı bir bedenle arkama döndüm. İlk ışığın alnında parladığı yüz, yakın çevremden birine ait değildi ama başımı sola çevirdiğimde diğer ışığın Duane’in alnında yandığını gördüm. Cellat olan Duane’di, adağın yakınımdan biri olmamasına sevinemezdim çünkü gözlerinin nasıl korkuyla parladığını görebiliyordum. Bedenim de ellerim gibi gerginlikten titremeye başladı.
💬
Duane ve adak seçilen tanrı sunağa doğru ilerlerken diğer soylardan seçilenlere baktım. Tanıdık gördüğüm yüzler vardı ama adak olarak değil, cellat alarak seçilmişlerdi. Bir adım atarak Ansel’ın yanına geçtim ve en önde durarak sunağın önündeki tanrılara baktım. Birileri diz çökmüş, birileri de onların arkasına geçmiş bekliyorlardı. Tam öne çıkan tanrılar duaya başlayacakken önümüzde bir beden belirdi ve hepimiz donup kaldık. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandığında aniden önümüzde beliren yüze, Rowena’ya baktım.
💬
Rowena’nın alnından pembe bir ışık yayılmaya başladığında ve akabinde o ışığın bir benzeri benim alnımda da yandığında geriye doğru sendeledim. Bu da ne demekti? Onun burada ne işi vardı? Rowena da tıpkı benim gibi şaşkınlıkla bakarken herkesin gözleri bana çevrildi. Kimse bu duruma bir anlam veremiyordu fakat ben anlamını biliyordum. Ne zaman ölmesi gerektiğini zaten anlayacaksın, demişti bana. Bu senin son cezan.
💬
“Özür dilerim,” diye fısıldadığımda o şaşkın ifadesi kayboldu. Farkındalık yavaşça yüz ifadesini değiştirdi. Adak için zaman daralıyordu ve yapmak zorunda olduğumu biliyordum.
💬
Elim saçıma giderken Rowena’ya yaklaştım. Artık gözyaşlarımı tutamıyordum ve Rowena’nın gülümseyerek bana bakması işleri daha da zorlaştırıyordu. Rowena’nın karşısında durduğumda, “Ne yapman gerekiyorsa onu yap,” diye fısıldadı, hâlâ gülümsüyordu.
💬
Bir elimle onun kolunu tutup onu sunağa doğru ilerletirken diğer elimde sıkıca tuttuğum bir saç teliydi. Böyle hissetmemeliydim, o benim gerçekten ikizim değildi, diğer Morwenna’yla olan bağları beni bu denli etkilememeliydi. Dudaklarımı birbirine bastırıp yürümeye devam ettim. Diğer adakların yanında değil, tam karşısında durduk. Rowena onlara baktığında ne yapacağını anlamış olmalı ki yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Midem o kadar çok bulanıyordu ki kaçmak, bir köşeye geçip kusmak istiyordum.
💬
Başımı kaldırdığımda Duane’in de diğerleri gibi şaşkınlıkla bize baktığını gördüm. Sıkıca tuttuğum saç telini parmaklarımın arasında salladım ve Cerberus Çemberi ortaya çıktığında, “Başlayabiliriz,” dedim yüksek sesle. Sesimin çatlaması Rowena’nın omuzlarının sarsılmasına neden olmuştu ve bu görüntü benim için berbattı.
💬
Ne olduğuna anlam veremeyen tanrılar komutu duyduğunda duaya başladılar. Cellatlar hançerleri adakların boynuna yasladı, Cerberus Çemberi’min hançerlerinden birini Rowena’nın boynuna yasladım. Gözlerimden yaşlar akarken sadece Duane’e bakıyordum. Hıçkırmamak için kendimi sıkıyordum ve bu bedenimin olduğu yerde titremesine neden oluyordu. Tanrıların mırıldandığı dualar son bulduğunda ve gökyüzünü yırtacak kuvvette bir şimşek çaktığında gözlerimi sıkıca yumdum.
💬
Tutamadığım hıçkırığın ardından diğerleriyle aynı anda, “Bir tanrının kanı, bin tanrının damarlarında çağlar,” dedim ve yine onlarla aynı anda elimi hareket ettirdim.
💬
Cerberus Çemberi’ni tutan kolum havaya kalkarken Rowena’nın bedeni yana devrildi. Gözlerimi araladım, dizlerim titrerken keskin yüzeyinden kan akan silahım yere düştü ve toprağa saplandı. Adaklar verilmişti, tılsımlar güvendeydi. Ruhum bedenimi terk etmek için göğsüme yumruklarını indiriyordu. Birilerinin bana doğru koşmaya başladığını duyduğunda arkadaşlarımın bana yaklaştığını anladım. Gözlerimden hızla kaymaya devam eden yaşlarla başımı kaldırdığımda Lior’la göz göze geldim.
💬
O bana boş bir ifadeyle bakarken, “Gördün mü? Yapmam gerekiyordu,” dedim, sadece dudaklarım hareket etmiş, sesim çıkmamıştı ama onun dudaklarıma kayan bakışlarından ne dediğimi anladığını biliyordum.
💬
Rowena’ya bakmamak için arkamı döndüğümde arkadaşlarımla yüz yüze geldim. Lea ve Kaida da ağlıyordu, hepsi bana üzgün gözlerle bakıyordu. Belki Rowena’yı bu evrende tanımıyorduk ama başka bir evrende onu çok sevdiğimizi bilmek bile yetiyordu. Lea kollarını bedenime dolayarak bana sarıldığında öylece durdum. Bakışlarım birkaç metre ileride duran aileme çevrildi. Kael ve Bethany yoktu, gitmişlerdi fakat anne ve babamın bakışları benim üzerimdeydi.
💬
Ansel tılsımımızı sunağın üzerinden alırken ailemizin yanına döndük. Dik yürümeye çalışsam da pek becerebildiğimi sanmıyordum ve babamın bakışlarından anladığım kadarıyla bu halim onu öfkelendirmişti. Güçsüz göründüğümü düşünüyor olmalıydı. Haklıydı, şu an hiç olmadığım kadar güçsüz hissediyordum. Babam bakışlarını benden ayırıp diğer soylara baktı, tören bittiği için herkes bir araya toplanmaya başladı.
💬
Babam onlara bakmaya devam ederken birkaç adım atarak öne çıktı. Ardından yüksek sesle, “Herkes dağılmadan önce söylemem gereken önemli bir şey var,” deyince vadiyi saran uğultu kesildi. Tüm bakışlar olduğumuz yöne döndü. Babamın gözleri bu defa arkamdaki bir noktaya dokundu. “Tatsız olaylar yaşadık, soylar arasındaki karmaşa büyüdü. Fakat sizler de biliyorsunuz ki bir karmaşa varsa çözülmediği sürece her geçen gün biraz daha büyür ve önü alınamaz bir hale gelir.”
💬
Ellerimle yüzümü kurulayıp sırtımı dikleştirmeye çalışırken babamın ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Neyi çözmek istiyordu?
💬
“Bu yüzden Basilisk soyuyla bir görüşme yaptık,” demesiyle afalladım. Başım hızla arkama, Basilisk tanrılarının önünde duran Arianwen ve Lior’a kaydı. Arianwen dikkatle babama bakarken Lior kaşlarını çatmış, benim gibi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Demek ki onun da bu görüşmeden haberi yoktu. “Aramızdaki sorunu çözmezsek kendimizi bir savaşın ortasında bulacağız ve bizim aramızda çıkacak olan savaş tüm soyları etkiler,” diye sözlerine devam etti babam. “Görüşmenin sonunda Morwenna ve Lior’un evlenmesine, bu savaşı başlamadan bitirmelerine karar verdik.”
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
SON KISIM HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? Bu iki karakteri o şekilde düşünmek tuhaf olacak… Gerçi olacak mı o da belli değil…
💬
Çok fazla karakter olduğundan karıştırdığınız farkındayım. Bunun için bir görsel hazırlıyordum ama yetiştiremedim. Bir iki güne tüm bölümlere aynı görseli ekleyeceğim, bu sayede dönüp kimin kim olduğuna bakabilirsiniz. <3
💬
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere! Yeni bir gündeme doğru sürükleniyoruz…
💬
Instagram: aycannsariahmett
💬
Tiktok: artemisinuykusuu

[Paragraf: para-205] Onları anlaşmalı evliliğin içerisinde okumak mıııııı heyecan yaptım şu annnnn❤️🔥🫣
[Paragraf: para-7] O sahne aşırı etkilemişti