14. ŞARTLAR

💬

˚⊱🔮⊰˚

💬

🎧: Nome Naku, Caribbean Blue

💬

˚⊱🔮⊰˚

💬

14. BÖLÜM

💬

“Şartlar”

💬

Bu bir görü değildi.

💬

Rüya değildi.

💬

Şu an anın, gerçekliğin içinde miydim?

💬

Beynim babamın kurduğu cümleyi algılamayı reddederken irice açtığım gözlerim hızla babama çevrildi. Ne dediğinin farkında mıydı? Savaşı bir evlilikle mi engelleyecekti? Annem bile şoka girmiş halde ona baktığına göre kimsenin böyle bir karardan haberi yoktu. Ne diyeceğimi bilemeyerek bu kez Basilisklere baktığımda Lior’un da annesine şaşkınlıkla baktığını gördüm. Arianwen ise her şeyin farkındalığıyla bakıyordu.

💬

“Baba, sen ne dediğinin farkında mısın?” diye sorarken yüksek çıkan sesim, babamın kaşlarını çatarak bana bakmasına neden oldu. “Nasıl benim onunla evlenmem gerektiğini söyleyebilirsin? Üstelik bana sormadan!”

💬

Babam bedenini bana doğru çevirip tam karşımda durdu. “Savaşmayı mı tercih edersin?” diye sordu, öfkelenmeye başladığı bakışlarından anlaşılıyordu. “Olur, savaşalım ve tüm soylar birbirine kılıç çeksin. İstediğin bu mu?” Bakışlarını arkama çevirdiğinde Basilisklere baktığını anladım. İşaret parmağıyla önce arkamı, sonra beni gösterdi. “Siz iki aptalın hatalarını tüm tanrılar ödesin, olur mu?”

💬

“Ben bir hata yapmadım!” diye bağırdığımda gözleri kısıldı. “Asıl onlar tanrıları tehlikeye attı ve ben de yapmam gerekeni yaptım!”

💬

“Hatan zaten bu değil, Morwenna,” dedi elini indirirken. “Nerede hata yaptığını iyi biliyorsun.”

💬

Ona inanamayarak baktım. “Ne yani, o beni öldürdükten sonra geri gelmeseydim her şey daha mı iyi olacaktı?” diye sorarken sesim kısık çıktı. Yüzlerce bakış üstümüzdeydi ama umurumda değildi. Herkesin içinde nasıl bana böyle bir şey söylerdi? “Sen… Sen korkunç bir adamsın.”

💬

Babamın bakışları değişirken annem, “Cyril… Morwenna,” dese de gözlerimi babamın gözlerinden ayırmadım.

💬

Lior’un yüksek sesle annesine, “Bu saçmalık da ne?” diye sorduğunu duydum. Herkes sessiz olduğundan normal tondaki sesimiz bile vadide yankılanıyordu.

💬

Dişlerimin arasından, “Sen korkunç bir adamsın,” dedim tekrardan ve hızla babamın yanından geçip tanrıları ite ite ilerledim.

💬

Babamın, “Düğün konusu yakında konuşulacak,” derken bunu bana söylemediğinin farkındaydım.

💬

Arkadaşlarım bana seslenerek arkamdan koşmaya başladığında onlara bakmadan elimi kaldırdım ve arkamdan gelmelerini istemediğimi gösterdim. Önceden vadiyi hazırlamak için atlarla gelen tanrılardan birinin atlarından birine binip dizginleri hızlı ve sert bir hareketle salladığımda at başta dursa da sonrasında rüzgâr gibi ilerlemeye başladı. Daha fazla kendimi tutamadım, attığım çığlığın yankılar uyandırarak onların kulaklarına dek gittiğini biliyordum.

💬

Lior’la evlenmeme karar vermişti, öyle mi?

💬

Bu kez çığlığımın arkasından yükselen hıçkırıklar boğulacakmışım gibi hissettirdi. Daha önce bana ölseydin o zaman diyen bir adamdan ne bekliyordum ki? Benden neden bu kadar nefret ettiğini anlayamıyordum. Ben onun kızıydım, ona zarar verecek hiçbir şey yapmamıştım, soyumuzu kötü etkileyecek bir sorun da çıkarmamıştım. Nasıl bana herhangi biriymişim gibi davranabilirdi? Bunun bir gün olacağını biliyordum, bugünkü sözlerinden sonra anlamıştım ama bu kadar erken olacağına, özellikle sevmediğim, düşman olarak gördüğüm bir adamla olacağına ihtimal dahi vermezdim.

💬

Dizginleri bırakmadan eğilip alnımı atın ensesine bastırarak ağlamaya devam ettim. Yapmayacaktım. Onun istediği şeyi yapmayacaktım. Madem yaşamam bir hataydı, o halde ölürdüm ve her şey istediği gibi yoluna girerdi. Bazen çok şefkatli davranırdı, bazense gerçekten yok olmamı istediğini düşünürdüm. Şimdi dönüp baktığımda şefkatli davrandığı anların tamamen beni manipüle etme amaçlı olduğuna inanıyordum. Bağı kopartmıyordu çünkü etrafında onu dinleyecek insanlara ihtiyacı vardı. Böyle yaşamak istemiyordum, onca şeyi kaldırabilmek bana bile zor geliyordu.

💬

Şehrin sınırındaki kalkanı geçmeden önce atı yavaşlattım, ellerimle yüzümü kuruladım. Atla yolculuk, kartallarla olan yolculuktan biraz daha uzun sürüyordu fakat onlar henüz vadiden ayrılmamıştı, ayrılsalardı onlarca kartalı elbet fark ederdim. Sınırda hiç tanrı yoktu, hepsi vadideydi. Koruma kalkanından geçip daha yavaş bir hızda saraya ilerledim. İki üç günlük yolculuğumuzda bile ben o adama zor katlanabilmiştim, şimdi bir ömür geçirmemi mi istiyorlardı? Üstelik evlendiğim takdirde saraydan ayrılmam, Basilisk sarayına yerleşmem gerekirdi. Her şeyi geçtim, bunu nasıl kendine yedirebiliyordu?

💬

Ağlama krizlerim ve attığım çığlıklar beni bir hayli yorduğundan attan inerken sendeledim. Bu son olay, diğer her şeyin ağırlığının içimde bir kenara itilmesine neden oldu. Quincy’nin anılarımın arasında durmuş üzgün gözlerle bana baktığını hissettim. Benim için her zaman güzel bir hayat dilerdi, şimdi içinde olduğum durumu görseydi bana ne söylerdi? Evli olmasaydık, normal bir arkadaş olsaydık da o benim arkamda durur, destek olurdu, biliyordum. Babama karşı çıkardı. Şu an babama karşı çıkacak kimse yoktu. Benim dışımda.

💬

Bomboş sarayda ilerledim, merdivenleri sarsak adımlarla çıktım. Odama girerken neredeyse yere yığılacak ve yığıldığım yerde kalacaktım. Başımdaki tacı çıkarırken taç saçlarımı çekiştirdi, dağıttı. Yatağın kenarına oturup öylece boşluğu izledim. Bana yardım edebilecek kimsem yoktu, yapayalnız hissediyordum. Bedenimi geriye doğru atıp uzandım, bacaklarım yatağın kenarından sarkmaya devam etti. Gözyaşlarım şakaklarıma kayarken titrek bir nefes verdim. Hatalar yapmıştım ama bu kadarını da hak etmiyordum.

💬

Biriyle evlenmek sorun değildi, evlenirdik ve biterdi. Yan yana durmamız yeterdi fakat bu Quincy ile olan durumumuz gibi değildi. Quincy’yle evlensem de kendi sarayımda yaşamaya, sevdiğim insanlarla olmaya devam etmiştim. Düğün günü evliliği öpücükle mühürlemek dışında birbirimize hiç dokunmamıştık, Quincy de hiç bu konuda ısrarcı olmamıştı. Lior’la düşman gibi olmasak da olmazdı. Basilisk sarayında yaşayamazdım, tanımadığım tanrılarla bir aradayken kendimi evimdeymiş gibi hissedemezdim. Biliyordum ki bizden beklentileri de olurdu. Sonuçta soyun devamı herkes için önemliydi. Bu düşünceler midemi daha da bulandırıyordu.

💬

Düşünceler ve ihtimaller beni daha fazla ağlattı. Çok geçmeden kartalların çığlıklarını duyduğumda saraya döndüklerini anladım. Arkadaşlarım bana yardım edemezdi, böyle konularda söz sahibi değillerdi. Babamı kararından vazgeçirebilecek tek kişi annemdi ama içimden bir ses annem istemese bile babamın vazgeçmeyeceğini söylüyordu. Her şeyi bırakıp gitsem, çok uzaklara gitsem ve kaybolsam bu onlara yeter miydi? Ben yoksam savaş da olmazdı, herkes rahat ederdi. Belki yıllar geçtikçe uzak olduğumdan enerjim azalır, gücüm zayıflardı fakat önemi yoktu.

💬

Ayak seslerini duyunca ve birinin kapının ardındaki varlığını hissedince gerildim. Kim olabileceğini düşünürken, “Morwenna,” dedi kapının arkasındaki ses.

💬

Ansel’ın sesiydi bu. Yüzümü kurularken kaşlarımı çatıp, “Şimdi sırası değil, Ansel,” diye seslendim. “Yorgunum.”

💬

“Kavga etmek ya da tartışmak için gelmedim,” dediğinde yavaşça doğruldum. “Konuşmak istiyorum.”

💬

O benimle ne konuşabilirdi ki? Üzerimi düzelttiğim sırada kapı enerjimle aralandı ve tamamen açıldığında da Ansel’la göz göze geldik. Bir süre odanın dışından yüzümü inceledikten sonra içeri girdi, o yavaş adımlarla bana yaklaşırken kapının kapanmasını sağladım. Eminim ki bu durum hoşuna gidiyordu. Saraydan ayrılma ihtimalim bile onu mutlu etmeye yeterdi. Onun için bir tehlikeydim, ortadan kalkmış olurdum. Ansel parmağını kaldırdı ve cisimleri hareket ettirebilme gücünü kullanarak berjerlerden birini yatağın yanına, tam karşıma getirdi. Pantolonunu düzeltip berjere otururken gözlerimiz birbirinden ayrılmadı. Beni bu kadar dikkatli incelemesi rahatsız hissettiriyordu.

💬

“Ne konuşacaksın?” diye sordum direkt.

💬

“Babamızı çok öfkelendirdin,” dediğinde hiddetlenecekken durmam için elini kaldırdı. “Anlaşamıyor olabiliriz ama bu ikimizin arasında. Babamın verdiği karardan memnun değilim, doğru bulmuyorum. Savaş çıkacaksa da savaşma taraftarıyım.” Ondan bu tür cümleler duymayı beklemediğimden duraksadım. “Gelip seninle konuşmamı isteyen biri de olmadı. Sonuçta oturup mantıklı bir konuşma yapabilecek son insanlarız.”

💬

Son cümlesine alaycı bir tavırla gülse de ben gülemedim. “Bu karşı çıkacağın anlamına mı geliyor?”

💬

“Eğer söz konusu olan sadece soyumuz olsaydı evet,” dedi sakince. “Dediğim gibi, seninle anlaşamasak bile bu ikimizin arasında, asla bunu başka soylara malzeme olarak kullandırmam. Bu şekilde savaşmaktan kaçmak da hiç benlik değil.”

💬

“O halde beni ikna etmek için buradasın,” derken sesim ruhsuz, duygulardan arınmış gibi çıktı.

💬

Bacak bacak üstüne atıp geriye yaslandı. “Evrenimizde bir düzen olduğunu benim kadar iyi biliyorsun,” dedi başını yana eğerken. “Öfkeli ve üzgün olduğun için olaya geniş açıdan bakamıyorsun. Sence diğer soyların bizimle iyi geçinme sebebi ne? Bizi çok sevdiklerinden mi?”

💬

Nedense bu şekilde sakince konuşması bana da sakin hissettirdi. “Bize bayılmadıklarına eminim.”

💬

“Evet. Arayı iyi tutuyorlar çünkü Nara Dağı bizim sınırlarımızda,” dediğinde duraksadım. “Bizimle arayı bozmaları demek, dağımızdaki su kaynağını kullanamamaları, temiz su ihtiyaçlarını karşılayamamaları demek.”

💬

Kucağımda birleştirdiğim ellerimi sıkarken, “Bana neden bunları anlatıyorsun?” diye sordum.

💬

Omuz silkti. “Neden anlattığımın farkındasın,” dedi yine aynı sakinlikle. “Basilisklerin toprakları, tüm evrenin toprağından daha verimlidir ve biliyorsun ki çoğu bitkiyi, sebzeyi onlardan alırız. Savaşmaksa savaşmak, birçoğumuz ölür, kalanlar devam eder ama sulh sağlanmadığından alma verme dengesi de bozulur. Tanrı olmamız doğanın işleyişine karışabileceğimiz anlamına gelmiyor.”

💬

“Sulh başka şekilde de sağlanabilir,” dedim inatla. “Onlar bize vermezse biz de onlara vermeyiz.”

💬

“Sonra ne olur? Tüm şehirlerde kavgalar patlak verir, hastalıklar yayılır ve sorumluluğumuz olan insanları o duruma düşürdüğümüz için cezalandırılırız,” deyip sırtını dikleştirdi, hafifçe öne eğilip gözlerimin içine baktı. “Lance’in ilk öldüğü günden beri elimizde biriktirdiklerimizi kullanıyoruz çünkü kimsenin onlardan bir şey isteyecek yüzü yoktu. Haklı olsak dahi. Siz vermezseniz biz de su yolunuzu kapatırız diyemedik, kapatsaydık diğer soylara uzanan yollar da kapanacaktı.”

💬

Yüzümü buruşturup, “Evlenip o saraya gitmeyeceğim,” dediğimde Ansel burnundan sert bir nefes vererek başını iki yana salladı.

💬

“Aile bağı kurulmadığı sürece hiçbir anlaşmanın sonsuza dek sürmeyeceğini biliyorsun,” derken sesi sert çıktı. İnat ettiğimi düşündüğüne emindim. “Arianwen’ın bir kızı olsaydı onunla evlenirdim.” Kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. “Saraylarında yaşamamı şart koşsalardı da kabul ederdim. Soyumun yok olduğunu, halkımın hastalıkla boğuşarak öldüğünü göreceğime bunu yapardım. Çünkü başka bir yolu olmadığını biliyorum. Bu kılıçla kan dökerek çözülecek bir sorun değil.”

💬

“Soyun öneminden biri de birbirine sahip çıkmaktır, ateşe atmak, çıkarlar için kullanmak değil,” dedim çeneme dikerek. “Ne yaptıysam soyum içindi. Gözden çıkarılan olmayacağım.”

💬

Ansel yavaşça ayağa kalkarken, “O zaman bu gece ölen tanrımız da gözden çıkarılandı,” dediğinde gözlerimi kıstım. “Bu gece söylediklerimi düşün. Eğer kararın hâlâ aynıysa karşında durmamı da kişisel algılama. Sen evlenince ölmeyeceksin ama evlenmediğinde ölmeyen kimse kalmayacak.”

💬

Ansel odamdan çıkarken sessizce arkasından baktım. Tehdit ediyormuş gibi dursa da aslında bu onunla yaptığımız en uzun ve sakin konuşmaydı. Sözleri beni rahatlatmadı, aksine haklılığı daha büyük bir çıkmaza girmişim gibi hissettirdi. Açıkçası şimdiye kadar hiç arka planda yaşanılanları düşünmedim. Biz tanrıyız, bir yolunu bulup hallederiz diye düşünmüştüm. Fakat Ansel bir konuda daha haklıydı ki tanrı olmamız bazı işleyişleri değiştirmemize yetmiyordu. Açık açık kabul etmediğim takdirde neler olacağını anlatmıştı.

💬

“Ben ne yapacağım?” Başımı ellerimin arasına alıp eğildim. Olacaklar ortadayken kimse bana destek olmazdı, kimse yok olmayı göze almazdı. Bir tarafta benim düşmanlığım ve evliliği istememem varken diğer tarafta insanlarla tanrıların hayatı söz konusuydu. Kim arkamda olurdu ki? Arkadaşlarım olurdu, şüphem yoktu fakat söz konusu sadece kendi hayatları değil, ailelerin de hayatı olunca elbet tereddüde düşerlerdi. Onlara kızamazdım.

💬

Yataktan kalkıp üzerimdekileri çıkardıktan sonra geceliğimi giydim ve hava almak için terasa çıktım. Terastaki büyük minderlerden birine oturup dizlerimi kendime çekerken gözlerim geceyi sırtlanan şehirdeydi. Yiyecek konusu belki çok önemli olmayabilir, başka şekilde halledilebilirdi, sonuçta tüm yiyecek ihtiyacımızı onlar karşılıyor değildi, bizim de verimli toprağımız vardı ama bitkiler konusu ciddiydi. Birkaç önemli bitki Basilisk şehrinden geliyordu ve bu bitkilere insanların olduğu kadar şifacı tanrılarımızın da ihtiyacı oluyordu. Hastalık bir kez yayılacak olursa kurtulurduk fakat ikinci kez zorlanır, üçüncüde elimizden hiçbir şey gelmezdi, güçsüzleşirdik.

💬

Tüm gece odama Ansel’dan başka uğrayan olmadı. Böylesi işime geldi çünkü uzun uzun düşünme fırsatı buldum. Düşündükçe kendimden eminliğim zarar gördü, çaresizlik beni istemediğim o kararın eşiğine itip durdu. Güneş doğarken minderlerin üzerinde uzanıyordum. Gözlerim ağlamaktan ve hava aydınlanmaya başladığı için artan ışıktan dolayı acıyordu. Yok olup gitme düşüncesi kafamın içinde büyüdükçe büyüyordu. Aydınlığa ilerleyeceğime karanlığa doğru sürükleniyordum.

💬

Güneş gökyüzünde yükselirken saraydaki ve şehirdeki hareketlilik arttı. Ansel hâlâ yanımdaymış, aynı cümleleri fısıldayıp duruyormuş gibi hissediyordum. Belki amacı beni manipüle etmekti, bilmiyordum ama söylediklerinde yalan payı yoktu. Gözlerimi yavaşça ovalarken doğruldum. Yokuş aşağı giden bir hayatın önüne yere çakılmadan önce kaç kez set örebilirdin? Eski Morwenna bu kadar güçsüz, çaresiz hissetmezdi. Belki de artık kurallarına göre oynamam, herkese istediklerini vermişim gibi gösterip asıl sorunu o zaman yaratmam gerekiyordu. Sorun yaratırsam en azından beni suçlarken haklı olabilirlerdi.

💬

Odaya dönüp aşağı inmek için hazırlandım. Herkes kahvaltı için yemek salonunda olacaktı, orada olmalıydım. Muhtemelen gelmemi beklemeyeceklerdi fakat o masada olacaktım. Tanrı Cyril, çaresiz kalmadıkça bunun nasıl hissettirdiğini anlamayacaktı ve karşısındakilerin ne hissedeceğini hesaba katmadan hareket etmeye devam edecekti. Ona bunu yavaş yavaş öğretecektim. Belki yavaş hareket etmem beni ruhsal açıdan tüketecekti ama en sonunda başaracaktım ve ona karşısında kızı olduğunu, o kızını artık kaybettiğini gösterecektim. Şu an beni kaybetmenin nelere yol açacağının farkında değildi, olmasını sağlayacaktım. Artık ağlamak istemiyordum.

💬

Elmaslarla süslü büyük tacımı başıma geçirdikten sonra kırmızı, uzun elbisemin saten kumaşında ellerimi gezdirerek düzeltirken odadan çıktım. Ben onlara karşı değişmediğim sürece onlar bir değişime gitmeyecekti. Babamın unuttuğu bir kısım vardı. Bu kısmı ona hatırlatmayacaktım, görerek farkına varacaktı. İki soyu birleştirecek bir evliliğin doğuracağı gücü şu an hesaba katamayacak kadar başka şeylere odaklanmıştı. Madem böyle istiyordu, kendi kuralıma göre oynar, bu gücü ona karşı kullanırdım.

💬

Merdiven basamaklarını inerken üzerime çevrilen tüm bakışların farkında olsam da hiçbirine karşılık vermedim. Eminim ki herkes bu konuyu konuşuyordu. Ben vadiden ayrıldıktan sonra başka şeyler konuşulmuş muydu bilmesem de umurumda da değildi. Her ne planladılarsa, ne konuştularsa boşaydı. Ben onlara değil, onlar bana ayak uydurmak zorunda kalacaktı. Yumruklarımı sıkıp gevşetirken diğer tanrıların arasına karışarak yemek salonuna girdim. Erken gelmişti, başköşede oturuyordu. Erken gelmesinin sebebi belli etmese, son sözü söyleyecek olanın kendisi olduğunu vurgulasa da benim gelip gelmeyeceğimi görmek istemesindendi.

💬

Masaya yaklaştığımda bakışlarının bana döndüğünü fark etsem de ona bakmadan annem ile Lea’nın arasındaki boş sandalyeye oturdum. Ellerimi masanın üstüne koyup karşımda oturan Ansel’a baktım. Bu sabah babamın çaprazına oturan ikizlerden Theron’du. Herkes endişeli bakıyordu ama benim için sadece endişeli olan arkadaşlarım ve annemdi, diğerleri durumun gidişatı hakkında endişe duyuyordu. Annemle her ne kadar tartıştığımız, ayrı düştüğümüz konular olsa da bana karşı olan sevgisinden şüphe duymuyordum.

💬

Babamın hareketlendiğini fark ettim, elini kaldırdığında herkes susunca konuşacağını anladım. Ona bakmadan ben de elimi kaldırdım ve “Ben konuşacağım,” dedim, ardından bakışlarımı yavaşça babama çevirdim. İfadesi sert olsa da tavrıma şaşırdığını bakışlarından anlayabiliyordum. “Evlilik konusunda şartlarım var. Ya şartlarımı kabul edersiniz ya beni öldürürsünüz ya da hepiniz ölmeyi beklersiniz.”

💬

Tanrılar hep bir ağızdan şaşkınlıkla mırıldanmaya başladığı sırada annem, “Morwenna,” diye fısıldadı ama ona bakmadım, gözlerimi babamın gözlerine diktim.

💬

Babamın kasılan çenesinden dişlerini sıktığını anladım. “Ne gibi şartlar?”

💬

“Basilisk sarayında yaşamayacağım,” dememle babamın kaşları çatıldı. “Hiçbir kuvvet, buna seninki de dahil, beni o saraya sokamaz.” Gözümüzü bile kırpmadan birbirimize bakmamız ortamda buz gibi bir rüzgâr estiriyordu. “Aynı şekilde burada da yaşamayacağım. Şartlar eşit olmalı, değil mi?”

💬

Babamın yumruk yaptığı elini sıkıp gevşettiğini gördüm. “Kendini bir saraya kapatmayı mı düşünüyorsun?”

💬

“Hayır,” derken yüzümde oluşan alaycı ifade onu duraksattı. “Başka bir sarayda olacağız ve yanımıza hem Basilisk soyundan hem de bizim soyumuzdan tanrıları alacağız.”

💬

Babam söylediğim şeye anlam veremediğinden, “Bu isteğin sebebi ne?” diye sordu.

💬

Tek kaşımı kaldırıp, “Ortak bir alan oluşturmak?” dedim sorar gibi. “Bu sayede kimsenin sarayında da sorun çıkmamış olur. Bakarsın himayemiz altına girmek isteyen insanlar da olur, ha?”

💬

Masadaki herkes şaşkınlıkla bana bakarken babam söylediklerime inanamayarak, “Ne saçma bir plan bu?” diye sordu sertçe. “Bunu benim kabul etmeyeceğim gibi karşı taraf da kabul etmez.”

💬

Sandalyede babama doğru dönüp yan bir şekilde oturdum ve “Kabul ediyor musunuz yoksa etmiyor musunuz?” diye sordum kararlı bir tavırla. “Evlilik yeminini benim yerime sen edecek değil ya? Kabul etmeyecekseniz hepimiz savaşa hazırlanalım ve kendimiz için gömülecek bir çukur bulalım. Tabii bizi gömecek birileri kalırsa.”

💬

Babamın yüzü saniyeler içinden birkaç kez renk değiştirdi, öfkeden gözünün beyazı kanlanmaya başladı. Başımı hafifçe çevirip Ansel’a baktığımda boş tabağına baktığını, dudağının yukarı kıvrılmış olduğunu gördüm. Ya bu tavırlarımın boşa olduğunu düşünüp benimle kendince alay ediyordu ya benden bu hareketi beklemediğinden şaşırmış, akıllıca bulmuştu. Tekrar babama baktığımda hâlâ sinirden kızarmış bir yüzle bana baktığını fark ettim.

💬

O konuşamadan annem araya girerek, “Cyril, açıkçası bunu ben de istemiyorum,” dediğinde babamın bakışları hızla ona döndü. “Ayrı sarayda olmaları şu an en mantıklı olan çözümmüş gibi geliyor. Aksi halde sonuç ne olursa olsun kızımın yanında olacağım. Bu hepimizin felaketi olacaksa bile.”

💬

Babam, annemden böyle bir karşı atak beklemediğinden olsa gerek yüzüne bakakaldı. Yüz ifadeleriyle kendini o kadar çok ele vermişti ki toparlayamıyordu. Gözleri masadaki diğer yüzlere çevrildiğinde ortamdaki gerginliği daha net fark etmiş gibi, “Haber gönderelim, akşam gelsinler,” deyip omuzlarını dikleştirdi. “Bu tek başıma karar verebileceğim bir şey değil.”

💬

“Sanki evliliğe tek başına karar vermedin,” diye söylenmemi duysa da konunun uzamasını istemediğinden olsa gerek karşılık vermedi.

💬

Belki o şu an bu isteklerimi saçma ve gereksiz buluyordu ama boşa istekler olmadığını anlamasını sağlardım. Arianwen’ın oğlunun saraydan ayrılmasına izin vereceğini sanmıyordum. Bu karar bozulacaksa da en azından onlar tarafından bozulmuş olurdu. Tabii teklifleri duyduktan sonra elbette karşı atak yapıp ortaya bir şeyler sürerlerdi ama bir şekilde atlatabilirim diye düşünüyordum. Lior’la evlilik düşüncesinin yarattığı mide bulantısını görmezlikten gelmeye çalışsam da pek başaramadım, birkaç lokma dışında hiçbir şey yiyemedim.

💬

Gergin geçen ve gergin biten kahvaltı faslının ardından arkadaşlarımla birlikte salondan çıktım. Sessiz olsalar da uzaklaştığımız anda beni soru yağmuruna tutacaklarını biliyordum. Saraydan çıkmak yerine sarayın arkasında büyük, gölün üzerine doğru uzanan terasa çıktı. Kenardaki masalardan birine oturduğumuzda sandalye yetmediği için Edwin ve Duane diğer masaların yanındaki sandalyelerden kendileri için bir tane alıp yanımıza döndüler. Yemek salonundan çıktığımız an üzerimdeki o kararlı duruş kılıfını da çıkarıp bir kenara atmıştım.

💬

“Şartlarını kabul ederlerse gerçekten sen de mi kabul edeceksin?” diye sordu Kaida dirseklerini masaya yaslarken.

💬

Masanın üzerindeki ellerime bakıp, “Bütün gece düşündüm,” diye mırıldandım. “Bir çıkar yol aradım fakat bulamadım.”

💬

Edwin koyu renk, dalgaları saçlarını karıştırırken kaşlarını çattı. “En fazla ne olabilir ki? Savaş çıkarsa onları yeneriz, yok ederiz.”

💬

Şişirdiğim yanaklarımın içindeki havayı usulca dışarı bıraktım. “Keşke o kadar basit olsa,” deyip Edwin’a baktım. “Tanrılar gibi insanlar da zarar görür. Savaş çıkmasa dahi anlaşmalar bozulur. Basilisklerden temin ettiğimiz ürünleri alamayız, alamadığımızla kalırız çünkü biz onların sularını kesemeyiz. Kesersek diğer şehirleri de etkiler bu durum.”

💬

Lumi şakağını ovarken, “Hiç bu açıdan düşünmemiştim,” diye mırıldandı.

💬

“Lance konusunu gerçekten anlamıyorum,” diye öfkeyle yükseldi Lea. “O da kendi kardeşini öldürdü. Bunun bir zorunluluk olduğunu göremiyorlar mı? Başka yolu olsaydı Lior da Lance’i öldürmek zorunda kalmazdı!”

💬

“Benim yüzümden öldürmek zorunda kaldığını düşünüyordur,” deyip göz devirdim. “Beni merak etmeyin, evlensem bile bu süreç sessiz sakin geçmeyecek. Babamın da Arianwen’ın da rahatlamasına izin vermeyeceğim.”

💬

Kaida dudaklarını bükerek, “Eğer kabul ederlerse ben de seninle gelirim, o herifle aynı sarayda tek bırakmam,” dediğinde içten bir şekilde gülümsedim.

💬

“Ben de!” dedi Lea yüksek sesle. “Bensiz hiçbir yere gidemezsin.”

💬

Başımı iki yana sallayıp, “Annen neyse de küçük kız kardeşinin sana daha çok ihtiyacı olur,” dediğimde yanaklarını şişirdi.

💬

“Kaç yaşına geldik, bu sarayda kaç yüz tanrı var,” dedi Duane geriye yaslanarak. “Kimsenin bize ihtiyacı olmaz. En güvenli yerdeler.”

💬

“Olur, hepinizi alıp götüreyim,” dedim yeniden göz devirerek. “Saçmalamayın.”

💬

Callum kolunu omzuma atıp, “Gelirsek her gece gizlice döveriz onu,” diye fısıldadı sır verir gibi. Bu beni istemsizce güldürdü. “O kadar döveriz ki kendi isteğiyle kaçar, kimse de bizi suçlayamaz.”

💬

“Canım arkadaşım,” dedi Lumi sahte bir sırıtmayla. “Bahsettiğin kişi senden kaç yaş büyük biliyor musun sen?”

💬

“Sahi, bu herif kaç yaşında?” diye sordu Edwin merakla. “Yüz var mıdır?”

💬

“Otuzdu sanırım,” dedim umursamaz bir tavırla. “Yanlış hatırlamıyorsam Arianwen yüz, yüz on arası bir şeydi.”

💬

“Aaa doğru,” dedi Kaida parmak şıklatıp. “Birkaç sene önce ablası evlendi. Hatta o yetmiş küsur yaşındaydı, ilk evliliğiydi.”

💬

Yüzümü buruşturdum. “Ben yirmi iki olacağım! İkinci evliliğim konuşuluyor. Şanssızlık kaderimde var.”

💬

Duane, “Ansel kaç yaşındaydı ya?” diye sorarken göz ucuyla Lea’ya baktı ama Lea bu bakışı görmedi.

💬

“Ansel demişken,” diyerek araya girdim çünkü Lea kafası karışık olduğundan imayı fark etmese de fark ettiği anda öfke kusacaktı. “Dün vadiden döndükten sonra yanıma geldi. Benimle konuşan oydu. İnanır mısınız ilk kez aramızda normal bir konuşma geçti.”

💬

Lumi kaşlarını kaldırıp, “Seni onun ikna ettiğini söyleme,” dedi şaşkınlıkla.

💬

“İkna etti demeyelim de daha geniş bir çerçeveden bakmamı sağladı,” dedim bir tutam saçı önüme alıp o tutamla oynarken. “O sarayın ve şehrin gelir gider işleriyle daha alakalı. Öfkeliyken bunların kendiliğinden aklıma gelmesi imkânsızdı.”

💬

Lea bıkkınlıkla başını geriye atıp, “Kâbus gibi geliyor,” diye mırıldandı.

💬

“Akşama kadar burada oturup onların gelmesini mi bekleyeceğiz?” diye soran Edwin’dı.

💬

Bakışlarımı yüzüne çevirdim. “Gidip şu küçük kızı, yani tılsım bebeğimizin kardeşini görmek istiyorum,” dedim, aslında bu şu an aklıma gelmişti. “Belki biraz kafam dağılır. Benimle gelmek ister misin Lumi?”

💬

Lumi sadece onun adını vermeme şaşırdı. Diğerleri bunun üzerinde durmazdı çünkü ne yapmak istediğimi anlarlardı. Sandalyemi iterek ayaklanırken, “Olur,” dedi Lumi de sandalyesinden kalkarken. Başka şeyler düşünmeli, başka konular hakkında konuşmalıydım yoksa zihnimi susturamayacaktım.

💬

Saraya girerken ona, “Nasılsın?” diye sordum. “Bunu öylesine sormuyorum.”

💬

Konunun nereye varacağını anladığından omuzları çöktü. “Toparlanmaya çalışıyorum.” Bakışları yüzüme kaydı. “Senin gibi.”

💬

Başımı yavaşça sallarken, “Bana kızgın mısın bilmiyorum ama özür dilerim,” diye mırıldandım.

💬

“Sana neden kızayım ki?” diye sordu şaşkınlıkla.

💬

“İstemeden de olsa silah benim elimden çıktı,” dediğimde bakışlarını önüne çevirdi. “Bana kızdığın için sana darılmam.”

💬

“Dürüst olmak gerekirse her ne kadar elinde olmayan bir durumdan dolayı böyle olduğunu bilsem de başta öfkelendim, seni görmek istemedim,” demesi sertçe yutkunmama neden oldu. “Çok üzgün olduğunda o an doğruyu ve yanlışı ayırt edemiyorsun. Quincy de…” Durdu, derin bir nefes aldı. “Quincy de senin gibi yakın arkadaşımdı. Onu kaybettiğimi nasıl kabulleneceğim bilmiyorum.”

💬

Ona dün ormanda bana söylenen şeyi söylemek istedim. Belki Quincy’nin başka bir evrende tekrar dirileyeceğini, yeniden yaşayacağını bilse daha iyi hissederdi ama bu bir sırdı, söylememem gerekiyordu. Bu yüzden ne diyeceğimi bilemeyerek sessiz kaldım. Bana verilen bu sırrın benim içimi rahatlattığı gibi onun içini de rahatlatmasını çok isterdim. Sanki bildiğim bu gerçekti beni şu an o konuda daha rahat hissettiren. Bilmiyor olsaydım suçluluk duygusuyla omuzlarımı dik tutabilmem daha zor olurdu.

💬

“Hâlâ seni suçladığımı, sana kızgın olduğumu düşünme,” dediğinde düşüncelerimin arasından çıkıp arkadaşıma baktım. “O anlık bir şeydi sadece. Yoksa senin benden fazla acı çektiğini biliyorum. Bencil olamam.”

💬

Kolunu okşayıp, “Acını küçümseme,” diye fısıldadım. “Şu sorunları atlattığımızda birlikte onu ziyaret etmeye gidelim.”

💬

Lumi gülümsedi. “Olur, gidelim.”

💬

“Sen nerede kaldıklarını biliyorsun, değil mi?” diye sorduğumda başını salladı.

💬

“Bebeği kardeşinden ayırmadık, şimdilik aynı odada kalıyorlar,” derken beni koridorlardan birine yönlendirdi. “Ailesinden geriye kalan sadece o. En azından bizlere alışana kadar böyle olmalı diye düşündük.”

💬

Dışarıdan bakıldığında görünmeyen, suyun altında kalan alt kata inerken arkadaşıma baktım. “Sürekli odada da kalmamalı. Alışması için bizlerin arasında olmalı,” dedim sakince. “Ailesinin durumunu biliyor mu?”

💬

“Onu anne ve babasının cesedinin yanında bulmuşlar, bir yere gitmemiş, orada beklemiş,” dediğinde bedenimden geçen ürpertiyle titredim. “Ağlamıyor, konuşmuyor, muhtemelen hâlâ şokta. En azından yemek yerken sorun çıkarmıyor da bir şeyler yedirebiliyorlar.”

💬

“Küçük bir çocuk için korkunç bir durum,” diye mırıldandım alt kattaki koridorlardan birinde ilerlerken. “Onun için elimizden geleni yapmalıyız. Bunları yaşamasının sorumluları bizleriz.”

💬

İki tanrının nöbet tuttuğu kapının önüne geldik. Değişimli nöbetler tutuluyordu, bunu tanrılar zevkle yapıyordu çünkü tılsıma yakın olmak iyi hissettiriyordu. Yavaşça kapıyı açıp odaya girdiğimde içerideki tanrıçayla göz göze geldim. Sırtı bana dönük olan kıza elindeki çatalla yemek uzatıyordu. Beni gördüğünde başını hafifçe sallayıp selamladı. Ben de aynı şekilde karşılık verdikten sonra bakışlarımı odanın diğer ucundaki küçük yatağa çevirdim. Bir bebek için tasarlanmış yatağın üzerinden bembeyaz tüller sarkıyordu, tüller bebeği gizliyordu ama yaydığı ışığı onu görmeden bile görebiliyordum.

💬

“Merhaba,” dedim oturdukları masaya yaklaşırken.

💬

Tanrıça bir bana bir de küçük kıza baktı fakat küçük kız hiçbir tepki vermedi. Parmaklarımı masanın yüzeyine sürterken masanın etrafında dolandım ve küçük kızın karşısına geçtim. O, şimdiye kadar gördüğüm en güzel çocuklardan biriydi. Düz, siyah ve uzun olan saçları beline kadar uzanıyor, kâkülleri küçük alnını kapatıyordu. Simsiyah bilyelere benzeyen gözleri ona uzatılan kaşığa dokundu. Bembeyaz teni ay ışığının berraklığını hatırlatıyordu. Buraya geldikten sonra onu yıkayıp güzelce giydirdiklerini, enkazdan kalan kalıntıları bedeninden attıklarını düşünüyordum. Onu izlerken dudaklarım büküldü. Tahminimce dört beş yaşlarındaydı, çok küçüktü.

💬

Ona uzatılan yemeği ağır hareketlerle çiğnediği sırada tam karşına oturdum, başımı yana eğerek yüzüne daha dikkatli baktım. Hiçbir duygu belirtisi göstermiyor, tepki vermiyordu. Boşluğu izleyerek yemek yemesi bana o kadar kötü hissettirdi ki yere çöküp ağlamak, yaşadıkları için ondan özür dilemek istiyordum. Onun tarafından bakıldığında bizim hiçbir haklı yanımız yoktu, hayatını mahvettik ve bunu şu an değilse de bir gün öğrenecekti.

💬

Gözlerim dolarken tebessüm edip, “Merhaba,” dedim tekrar. Cevap vermeyeceğinden emin olsam da sesimi duyurmak istedim.

💬

“Geldiğinden bu yana bir kez konuşmadı,” dedi ona yemek yediren tanrıça. “Zamanla düzeleceğini düşünüyoruz.”

💬

“Umarım,” deyip derin bir nefes aldım. “Onu yalnız bırakmayın. Burada da kafeste gibi hisseder, başka bir oda hazırlayalım. Zaten kardeşini de görecek durumda değil. En azından pencere kenarında oturabilsin, dışarıda hâlâ hayatın devam ettiğini görsün.”

💬

“Bence de öyle fakat Tanrı Cyril bir emir vermeden hareket etmek istemedim,” deyip yeniden kaşığı küçük kıza uzattı. “Yemekten sonra bu konuyla ilgilenirim. Hatta isterseniz bir süre benimle de kalabilir.”

💬

Sandalyeden kalkarken, “Harika olur,” deyip ona minnetle baktım. “Mecbur değilsin, zorlandığın anda benden ve diğerlerinden yardım isteyebilirsin. Ben de sık sık onunla ilgilenmeye çalışacağım.”

💬

“Şey,” deyip durduğunda ben de durup bakışlarımı yüzüne indirdim. “Saraydan ayrılma durumunuzu herkes gibi ben de biliyorum. Eğer giderseniz gözünüz arkada kalmasın, onunla ilgileniyor olacağım.”

💬

“Teşekkürler,” derken sesim istemsizce soğuk çıktı. Elimi küçük kızın başının üstüne koyup yavaşça saçlarını okşadıktan sonra odadan çıktım.

💬

Herkesin dilinde bu evlilik konusunun olduğunu zaten biliyordum. Konuşmasalar bile bakışlarından anlayabiliyordum. Neler olacağını merak ediyorlardı ve yemek salonundaki konuşmalarımız muhtemelen meraklarının daha da artmasına neden olmuştu. Beni koridorda bekleyen Lumi’nin yanına gittim, sonra birlikte merdivenlere ilerledik. Zaman hızla akmaya devam ettikçe gerginliğim de artıyordu. Akşama kadar kafamı toparlamam, onların karşısında kendinden emin görünmem gerekiyordu. Arianwen konusunda endişeli değilim çünkü Lior’un da annesine karşı çıktığını, bu evliliği istemediğini biliyordum. Vadideyken o da benim gibi kararın şokunu yaşadığından pek tepki verememişti ama saraylarına döndüklerinde yeni bir kaos yaratıldığına emindim.

💬

Arkadaşlarımızı yine aynı yerde, terasta oturmuş sohbet ederken bulduk. Dolanıp duracak halim olmadığından sohbetlerine katılmasam da yanlarında oturdum. Durumumun farkında olduklarından da beni hiç sohbete çekmek için uğraşmadılar. Edwin’ın getirdiği soğuk, meyve karışımlarından yapılan şerbeti yudumlarken gölün yüzeyine çıkan balıkları izliyordum. Küçük kızı gördüğüm anda suçluluk duygusu hissettiğim tüm konular gözlerimin önüne geldi, daha derin düşüncelere itildim. Bir yanım dedi ki: Sen bunu hak ettin. Sen mutsuz olmayı, mutsuz bir hayat sürmeyi, mutsuz olacağın biriyle herkesten uzak yaşamayı hak ettin.

💬

Gerçekten hak ediyor muydum?

💬

Çoğu insanın ve tanrının mahvolan hayatından sonra benim bu şekilde davranmam bencil hissettiriyordu. Belki düşüncelerimde haksızdım ama içimdeki karmaşa beni bu tür şeyleri düşünmeye itiyordu. Kayıplar o kadar çoktu ki çıkıp kendimi sizin için yaptım diye savunacak yüzü bulamadığım anlar oluyordu. Ben gittiğimde Bethany ve Kael’in de saraya döneceğini düşünüyordum. Bu saray oğullarına ait anılarla doluydu, şu an o anılardan uzaklardı ve bunun da sebebi benim sarayda oluşumdu. Davranışlarım da zihnimdekiler gibi tutarlılığını kaybediyordu.

💬

Güneş batana dek aynı sandalyede oturdum. Arkadaşlarımın bazıları gitti, bazıları kaldı, hiçbirinin hareketine odaklanamadım. Saatlerce aynı yerde durup gölü izleyerek kendimi zihnimde büyüyen karanlığın içine kendi ellerimle çekti. Ne zaman ki Lea omzuma dokundu ve bana içeri girmem gerektiğini söyledi, o zaman gözlerim gölden başka bir yere çevrildi. Sessizce ayağa kalktığımda Lea üzgün gözlerle yüzümü izledi, ardından ellerini tacıma uzattı ve tacımı düzeltti; hiçbir halta yaramayan elmas tacımı.

💬

Birlikte sarayın ana girişine yürürken diğer tanrıların yemek salonuna doğru ilerliyordu. Bakışlarım sarayın kapısına kaydığında annemin ve babamın kapıda beklediğini, Arianwen ve Lior’un mermer yolda yürüdüğünü gördüm. Arianwen’in gözleri kapıdaki anne ve babamda olsa da Lior onlara değil, önüne bakıyordu. Arianwen ve babam karşı karşıya geldiğinde bir süre sadece birbirlerine çatık kaşlarla baktılar. Annemse hissettiği gerginliği belli etmemeye çalışıyordu.

💬

Lea’nın omzuna dokup, “Sen diğerlerinin yanına git,” diye mırıldandım. “Size sonra katılırım.”

💬

Lea benimle kalamayacağını bildiğinden çaresizce başını salladı. Arkadaşım yanımdan ayrıldığında onlara yaklaşmak için hareketlendim fakat hepsi bana doğru döndüğünde durup bekledim. Arianwen’in bakışlarını hissedince bakışlarım ona çevrildi ve göz göze geldik. O bana nasıl dik dik bakıyorsa ben de ona aynı şekilde bakıyordum. Beni kafese sıkıştırmaya çalışırken kendi oğlunu da ateşe atıyordu. Kim bilir, belki Lior’a da öfkeliydi. Sonuçta Lance’i durdurmasını isterken öldürmesinden bahsetmiyordu. Bir oğlunun diğer oğlunu öldürmüş olduğu gerçeğini hazmedemediği gibi sorumlusu olarak da beni görüyordu.

💬

Aramızdaki mesafe azaldığında babam, “Şu taraftan,” diyerek yemek salonundan başka bir salonun kapısını gösterdi. Zaten diğerleriyle bir arada yemek yiyip konuşacağımızı da düşünmemiştim.

💬

Onlar önden ilerlerken arkalarından takip ettim. Annemin ara sıra bakışları bana kayıyor, tepkimi ölçmeye çalışıyordu. Babamın gösterdiği salona girdiğimizde salona konan yemek masasını gördüm. Masanın etrafında beş sandalye vardı, bu da başka birilerinin bize katılmayacağını doğruluyordu. Ben yine de Ansel da olur diye beklemiştim. İçimden bir ses babamın onun tavırlarında bir şeyler sezdiğini ve bu yüzden özellikle onu çağırmayıp huzursuzluğun önüne geçmeye çalıştığını söylüyordu. Sanki huzurlu bir ortam olacakmış gibi.

💬

Babam başköşeye oturduğunda annemle yan yana oturduk, Arianwen ve Lior da karşımızdaki sandalyelere yerleşti. Lior’un buraya gelmesine, sessiz görünmesine şaşırmadım desem yalan olurdu. Gerçi ben de şu an dışarıdan aynı şekilde görünüyor olmalıydım. Dün gece yaşananlardan sonra şu an nasıl bu konumdaydık, onlarla aynı masadaydık anlamıyordum. Bu sabaha kadar hiç böyle bir şey olacağını düşünmemiştim, aklımın ucundan dahi geçmemişti.

💬

“Evet,” dedi Arianwen geriye yaslanıp gözlerini babama çevirerek. “Ne için çağırdınız? Her şeyi konuştuğumuzu düşünüyorum.”

💬

Babam bana göz ucuyla baktı, ardından bakışları Arianwen’ın yüzünü buldu. “Morwenna kabul edecek,” demesiyle Lior’un bakışları hızla bana döndü, ona bakmadım. “Kabul edecek ama şartları tekrar konuşmamız gerekiyor.”

💬

Arianwen kaşlarını kaldırarak bana baktı. “Ne tür şartlarmış bunlar? Çok merak ettim doğrusu.”

💬

Gizlemeye çalıştığı acısının bana bakarken gün yüzüne çıktığını gördüm. Babam bir şey söylemeyince bu konuşmayı bana bıraktığını hissedip, “Basilisk sarayında yaşamayacağım,” dediğimde Arianwen’ın yüzüne alaycı bir ifade yayıldı. “Aynı şekilde bu sarayda da. İki soya da yakın bir sarayda yaşanabilir.”

💬

“Şartın bu mu yani?” diye sorarken o alaycı ifadesini korudu.

💬

“Evet. Bir de hem sizin soyunuzdan hem de bizim soyumuzdan olan tanrılardan birkaçını yanımıza alacağız,” dediğimde bu kez gerçekten şaşırmış görünüyordu.

💬

Ellerini masanın üstüne koyup, “İstersen insanlarımızdan da gönderelim, yeni bir şehir kurun,” deyince şimdi alaycı bir şekilde bakma sırası bendeydi.

💬

“İnanır mısın ben de aynısını bu sabah babama söylemiştim.”

💬

Arianwen elini masaya vurdu. “Böyle bir saçmalığı kabul edecek değilim,” dedi yüksek sesle. Sesinin yükselmesi babamın kaşlarının çatılmasına neden oldu. “Evleneceksiniz ve Basilisk sarayında kalacaksınız.”

💬

“Hadi ya?” dediğimde annem masanın altından elini bacağıma koydu. Başımı öfkeyle Lior’a çevirdim. “O çeneni açıp bir şey söyleyecek misin artık?”

💬

“Konuyu sizin kadar ciddiye almıyorum. Kabul etmeyeceğimi biliyor olmanız gerek,” deyince neredeyse göz devirecektim. Ben neden rahat olamıyordum? “Anneme söyledim fakat anlamamakta ısrarcı. Ben de gelip bir de size söyleyeyim dedim. Kızınızla evlenmeyeceğim. Asla.”

💬

Benim yükseleceğimi anlayan babam elini kaldırdı. “Sanıyorsunuz ki bizden daha iyi durumdasınız,” dedi sert sesiyle. “Sanıyorsunuz ki bizim alacaklarımız var ama sizin yok, öyle mi? Tek bir hareketimle tanrılarınızın yaratacağı yapay yağmurlara muhtaç kalırsınız. Sizi yağmur mu besleyecek deniz suyu mu?”

💬

Lior dişlerini sıkarak babama bakarken Arianwen gerildi. “Başka bir sarayda yaşamaları kadar saçma bir durum olamaz,” diyen Arianwen’ın sesi daha sakin çıktı.

💬

Lior, “Bizi bununla tehdit etmen ne aptalca,” deyince Arianwen, “Lior,” diye uyardı ama oğlu konuşmaya devam etti. “Şu an tek bir soya karşı çıkacak savaşı engellemeye çalışıyorsun fakat diğer türlü tüm soylarla savaşman gerekecek.”

💬

Babam, Lior’un bu kaba tavrını biraz bile önemsemeden arkasına yaslandı. “Savaştan korkacağımı düşünecek kadar toysun, bilgisizsin,” dedi aşağılar gibi. “En azından annen asıl meselenin bu olmadığını görebilecek yaşta. Ben insanların savaşta heder olmasını istemiyorum o kadar. Yoksa senin o sarayını başına yıkmam bir saatimi almaz.”

💬

Lior burnundan sert bir nefes vererek güldü. “Dene o halde.”

💬

Babam, “Aptal çocuk,” dediğinde Lior’un öfkesinin büyüdüğünü gördüm. “Şu an benim sarayımdasın ve kurduğun cümlelere bak. Kendi kızımı bu işin içine itiyorum, seni mi itemeyeceğim?”

💬

Farkındaydı yani beni ittiğinin? Gücünü her fırsattı gözler önüne serip beni piyon olarak kullanması tam bir ironiydi. Ona karşı içimde küçücük bir sevgi bile bırakmadı.

💬

Arianwen, “Bu kadar mı?” diye sorunca Lior ona inanamayarak baktı.

💬

“Ne bu kadar mı?” diye sordu annesine. “Asla kabul etmeyeceğimi söyledim!”

💬

“Kes sesini!” diye bağıran Arianwen’ın sesi salonu inletti. “Ben çok mu meraklıyım onunla aynı masaya oturmaktan?” Benden iğrenen bir bakış attı. “Lance’e yaptığın şeyden sonra hâlâ seni korumaya çalışıyorum çünkü bir oğlum kaldı! Seni de kimsenin öldürmesine izin vermeyeceğim.”

💬

Lior’un sarsıldığını gördüm. Tahmin ettiğim gibi Arianwen onu da suçluyordu. Lior’un yüz ifadesine bakılacak olursa bu annesinden gördüğü ilk suçlamaydı. O annesine öylece bakarken Arianwen’ın korumaya çalıştığı o maske indi, duyguları dolan gözlerinden taşmaya başladı. Babamın söylediği gibi Arianwen de ne kadar güçlü görünmeye çalışırsa çalışsın karşılarındaki tehlikenin farkındaydı. Başımı yana eğerek durumun onlar açısından olan dezavantajlarını düşündüm. O an Arianwen’ın gerçekten oğlu için korktuğunu gördüm. Korkuyordu çünkü Lior’un rahat durmayacağını biliyordu.

💬

Lior beklenenin aksine sakince sandalyesinden kalktı ve salondan çıktı. Arianwen oğlunun arkasından dolu gözlerle baktı. Söylediği söyler için duyduğu pişmanlığı görebiliyordum. Acaba Lior da babam bana ölmemin daha iyi olabileceğini ima ettiğinde hissettiğim gibi mi hissediyordu? Öyleyse bayağı canı yanıyor olmalıydı ve bir süre sonra taşlaşacağının farkında değildi.

💬

“Evlenmeden de sulh sağlanabilir,” dediğimde Arianwen’ın bakışları yavaşça bana döndü.

💬

Bana baktığı an yine bakışları değişti. “Seni ilk bulduğu fırsatta öldürür. Sonra da soyun onu öldürmek için gelir.”

💬

“Sanmıyorum biliyor musun? Babama göre ölmem daha iyiymiş,” dediğimde babam içtiği su boğazında kalmış gibi öksürdü, öfkeyle bana baktı ama aldırış etmedim. “Hem evlendikten sonra da öldürebilir.”

💬

Arianwen başını iki yana sallayıp, “Yapamaz,” dediğinde kaşlarımı kaldırdım. “Tanrılar önünde yemin etmiş olacak. Sadece onun değil, soyunun da cezalandırılacağını bilir. Şu an savaşırsa kazanacağını düşünüyor, kayıp vereceğinin farkında değil. Öfkesi gerçekleri görmesine engel oluyor.” Babama baktı. “Bense kazanamayacağının farkındayım.”

💬

Açıkçası söylediği şeylerin benim için bir önemi yoktu. Öldürme isteği biraz bile korkutmuyordu. “O halde şartları kabul ediyorsunuz?”

💬

Arianwen duruşunu düzeltip, “Saray işi tamam,” dedi. “Tanrıları alma konusuna kendi başıma karar veremem. Kimse sarayından, güç kaynağından uzaklaşmak istemez.”

💬

Gözlerim kısıldı. Evet, o açıdan bakıldığında bizim tanrılarımızdan da isteyenler olmazdı. Buna sonra da karar verilebileceğini düşündüğümden, “Tamam,” dedim. “Savaşmak, ölmek benim de umurumda değil. Sonucuna insanlarımız ve tanrılarımız katlanmak zorunda olmasaydı bu masaya kadar bile gelmezdim.”

💬

“Aynen öyle,” dedi Arianwen çenesini dikerek. “Söyleyecek başka bir şeyiniz yoksa gidip Lior’la konuşmam gerek.”

💬

Babam konuşmanın bittiğini göstermek için yavaşça ayaklansa da ben ayağa kalkmadım. “Anlaşılmış kabul ediyorum,” dedi babam Arianwen’ın karşısında durarak. “Saray konusuyla ilgileneceğim.” Arianwen başını sallamak dışında bir şey yapmadan salondan çıktı. Babam hâlâ ayakta beklerken tabağıma yiyeceklerden doldurmam dikkatini çekti. “İstediğin oldu mu?”

💬

Ona bakmadan, “Ne kadar mutluyum bilemezsin,” deyip siyah üzümlerden birini ağzıma attım. “Bir de sanki her şeyi normal şekilde çözmüşsün gibi konuşuyorsun.”

💬

“Karşılık vermiyorum diye saygı sınırını aşmaya devam ediyorsun ama devam edersen canı sıkılan sen olursun, Morwenna,” dedi sertçe. “Benim sabrımı sınama.”

💬

“Canı sıkılan sadece benmişim gibi görünüyor zaten,” dediğimde öfkeyle burnundan sert bir nefes verdi ve hızlı adımlarla salondan çıktı. Şimdi annemle tek kalmıştık.

💬

Parmaklarımın arasındaki çatalı tabağın içine atıp geriye yaslandığım sırada, “Zor olduğunu biliyorum,” diye fısıldadı annem. “Her şey düzelecek.”

💬

“Tabii ya,” dedim gülerek. “Başka saraya sürülüyorum ve yanımda da dört beş gün önceki kocam değil, yeni kocam olacak. Hem de yeni kocam intikam kokusuna giden bir köpek gibi peşimden gelirken gerçekten her şey düzelecek.”

💬

Annem kollarını bana sardığında ona engel olmadım, karşılık da vermedim, öylece durdum. İyi hissetmem için böyle şeyler söylüyorlardı fakat hiçbir işe yaradığı yoktu. Aksine daha çok sinirlendiriyordu, belli etmemeye çalışıyor olsam da bir yere kadar susup bekleyebiliyordum. Arianwen en azından oğluna bir şey olmasından korkuyor, bunu dillendiriyordu. Benim ne kadar berbat hissedebileceğimi düşünen yok muydu?

💬

Annem hiçbir tepki vermediğimi görünce geri çekildi, ben de sandalyemi itip ayaklandım. Üzerime geçirdiğim o umursamaz, alaycı ve kendinden emin kılıfı çıkarıp bir köşeye attım. Salondan çektiğimde yemek salonundan yayılan neşeli sesler kulaklarıma doldu. Sanırım yerim yokmuş gibi hissettiğim en net anlardan biriydi. Çoğu için bu konu sadece sohbet malzemesiydi. Ben kendimi böylesine ciddi bir konunun içine soyum ve halkım için iterken onların bu hali hayal kırıklığına uğramışım gibi hissettiriyordu.

💬

Koşarak yanıma gelen Blizzard ile beraber sessizce saraydan çıktık. Mermer yolda gölü izleyerek yürürken aklıma her şeyin başladığı o günlerde banyoda gördüğüm görü geldi. Bir kan gölündeydim, gölün üstünde cesetler yüzüyordu. Kıyıda yüzünü görmediğim bir adam duruyordu. Henüz yaşanmamış bir görüydü, bir şeyler değişmediyse hâlâ yaşanabilirdi. O adam Lior olabilir miydi? Belki de ne olursa olsun, hangi yemini ederse etsin durmayacaktı ve bir gün kendimi gerçekten kan gölünde bulacaktım.

💬

Peki ya o cesetlerin sebebi bensem?

💬

Kollarımı bedenime sararak yürümeye devam ettim. Kıyıya ulaştığımda bedenimi ormana doğru çevirdim. Ormana gitmek için hareketlenecekken ileride, karanlıkta dikilen, gölün diğer ucunda duran bedeni gördüm. Lior gitmemiş miydi? Öylece duruyor, suyu izliyordu. Arianwen yanında yoktu. O neden buradaydı? Kaşlarımı çatıp sessizce onu izledim. Aklıma onun sahip olduğu güç geldi. Bu güçle annesinin kararlarını değiştirmeyi, onu manipüle edip kararlarını etkilemeyi düşünmemiş miydi?

💬

Amacım sadece biraz daha yaklaşmak, niyetini, neden burada olduğunu anlamaktı fakat beni fark ettiğinde durmak zorunda kaldım. Birkaç saniyenin ardından adımlarını bana doğru atmaya başlayınca gerildim. Her ihtimale karşı göğsümdeki kollarımı ayırıp tetikte bekledim. Yaklaştıkça yüzü daha net görülmeye başladı, öfkeli bakışlarına şaşırmadım. İki yanında yumruk yaptığı ellerini sürekli sıkıp gevşetiyordu. Ondan farklı bir durumda olduğumu mu düşünüyordu?

💬

Tam karşımda durup gözlerimin içine baktı ve “Ben seni öldürmeyi beceremedim ama sen, beni senin gibi bir katile dönüştürebildin,” dediğinde ilk kez onun bir cümlesi beni böylesine afallattı. “Kabul ediyorum. Yenilgiyi değil, evlenmeyi.” Dişlerini sıkınca çenesi ve yanakları gerginleşti. “Bu kez sadece senin değil, benim de ölmem gerekiyor, Morwenna.”

💬

“Bundan korktuğumu düşünüyorsun,” dedim duygulardan arınmış bomboş bir sesle. “Senin intikam isteğin de öfken de benim umurumda değil. Ama beni biraz da olsa anlayabildin, değil mi?” Sorumu anlamadı ya da anlamamı tercih etti. “O an başka çaren olmadığını anladığın için kardeşini öldürdün. Çünkü onu öldürmeseydin onun önüne geleni öldüreceğini, yok edeceğini biliyordun.”

💬

Dişlerinin arasından, “Aynı şey değil, aklı başında değildi,” dediğinde burnumdan sert bir nefes vererek güldüm.

💬

“O gün de aklı başında değil gibi davranıyordu. Gözünü güç hırsı bürümüştü,” dediğimde öfkeyle saçlarını çekiştirip birkaç adım geriledi. Duymaya katlanamıyorsa neden benimle konuşuyordu? “Bizi öldürdüğün o günü hatırlıyorsun, değil mi? Enerji kaynağına dokunan tüm arkadaşlarım ölmüştü. Lance’in çaldığı bir parça belki onu anında öldürmezdi ama yavaş yavaş süründürür, sonra da öldürürdü. Yanında da siz olurdunuz.”

💬

“Bu kardeşimi öldürdüğün gerçeğini değiştirmiyor!” diye bağırdığında gözlerimi kıstım.

💬

“Madem onu bu kadar seviyordun, öldürmeseydin ve o şekilde kalmasını, herkesi yok etmesini izleseydin,” dedim sertçe. “Onun yerinde ailemden biri olsaydı da aynı şeyi yapardım. Soy da halk da her şeyden önce gelir aptal! Neden kabul ediyorum sanıyorsun bu evliliği? Zaten hayatımı mahvettiniz, yine yapmanıza izin veriyorum!”

💬

İşaret parmağını sallayarak, “O zaman babanı savaşmaya ikna et, bu evlilik saçmalığı olmasın ve ayakta kalabilen kalsın,” dediğinde ona laf anlatılmayacağını bir kez daha anladım.

💬

“Etmeyeceğim çünkü senin aksine ben sadece kendi insanımı değil, sizinkini de diğerlerini de düşünüyorum,” dediğimde duraksadı. “Binlerce savunmasız insanı birkaç aptal tanrının insafına bırakmayacağım.” Hâlâ havada duran parmağına vurduğumda bu hareketime şaşırdı. “Benim hayatım yeniden mahvolacaksa seninki de olacak. Ben kötüysem sen de kötüsün. Artık eşitiz.”

💬

Bir anda tüm ifadesi değişti, yüzünde alaycı bir ifade görmeyi beklemiyordum. “O halde sarayımız güzel ve büyük olursa sevinirim, babana ilet. Sıkılmak istemem.” Geriye adımlarken gözlerini gözlerimden ayırmadı. “Gerçi hiç sıkılacağımı sanmıyorum.”

💬

˚⊱🔮⊰˚

💬

Instagram: aycannsariahmet

💬

Tiktok: artemisinuykusuu

← Önceki Bölüm: 13. GİZLİ ANLAŞMA
Sonraki Bölüm: 15. DÜĞÜN →

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık