💬

˚⊱🔮⊰˚
💬
🎧: Witchsnook, Blue Moon
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
17. BÖLÜM
💬
“Görünmez Perde”
💬
Şüphe içime bir kez düştüğünde bildiğim tüm doğrular toz gibi etrafa dağılıyordu. Belki gerçekten sadece bir tesadüftü ya da atalarından biriydi ama o kadar tuhaf şeyler yaşamıştık ki kesin konuşamıyordum. Özellikle söz konusu babamken. Halihazırda onunla ilgili kafamda oturmayan şeyler varken bu şüphe çok doğru hissettiriyordu.
💬
Herkesin bakışları yüzümdeyken yerimde huzursuzca kıpırdandım. “Aynı ismin geçtiği başka sayfalar da olursa söyler misin?”
💬
Rica etmemin Lior’u şaşırttığını gördüm. Yüz ifadesini hızla toparlayıp yarım ağız, “Bakarız,” dese de söyleyeceğini biliyordum. Günlük onlara aitken Lior’la emreder gibi konuşmam hiçbir işe yaramazdı. Bilgi alabilmem için ılımlı yaklaşmam gerekiyordu çünkü içten içe bu konuyu gerçekten merak ediyordum.
💬
Konuyla ilgili başka bir şey söylemeden yemeğime geri döndüm. Hem ne söyleyebilirdim ki? Tabağıma bakarken gözlerim kısıldı, dünü düşündüm. Ya babamın bu kadar ısrarcı olmasının nedeni yeni soyla değil de günlükle alakalıysa? Aile sırlarımızın olduğunu biliyordum. Geçmişle alakalı konuşulmayan, konuşulmasına izin verilmeyen konular vardı ve ben beni ilgilendiren şeyler olmadığından hiç irdelememiştim. Doğru olma ihtimalini düşündüm. Kesinlikle büyük bir sırdan çok daha fazlası olurdu.
💬
Kahvaltı faslı bittiğinde sarayda çalışan insanlardan birkaçı salona girdi. İşlerini daha rahat yapabilmeleri için ayak altından çekilmek istedik ve arkadaşlarımla birlikte salondan çıkıp sarayın ana girişinde toplandık. Baharın getirisi ılık rüzgâr açık kapıdan içeri girerken beraberinde çiçeklerim ve çimlerin kokusunu da getiriyordu. Edwin’ın bahçeye çıkma teklifini hiçbirimiz reddetmedik. Hepimizin bir günde hayatı değişmişti ve koca sarayda tek başımıza ne yapacağımızı bilmiyorduk.
💬
Yeni tılsımımız olan tüyü incelerken yanımda yürüyen Lea’ya, “Blizzard’ı göremedim, saraya mı götürdüler?” diye sordum.
💬
Kaida ile kol kola yürüyen Lea, “Hayır,” diye yanıtladı sorumu. “Gece onunla ben ilgilendim, şu an benim odamda. Odamın kapısını aralık bıraktım ki uyanınca rahatlıkla dışarı çıkabilsin.”
💬
“Teşekkür ederim,” derken bakışlarım tüyden ayrıldı ve arkadaşımın yüzüne çevrildi. Ona minnetle gülümsedim. “Blizzard uykuyu sever, birkaç saat daha ortalıklarda görüneceğini sanmam.”
💬
“Birkaç saatten de fazlası olabilir çünkü sabah uyanır uyanmaz kendiminkinden önce onun karnını doyurdum,” deyip kıkırdadı. “Pencerenin önünde güneşlenirken uyuyakaldı, çok şirin. İsterse hep benimle kalabilir.”
💬
Dudak büktüm. “O benim.”
💬
Kızlar kıkırdarken ben de güldüm. İlk günden onlar benimle olmasaydı nasıl zorlanabileceğimi tahmin edebiliyordum. Dün bahçeyi dolduran masalar artık yoktu, bahçenin büyüklüğünü şimdi daha net görebiliyordum. Lumi bahçedeki çiçeklerle ilgilenen iki insanın yanına yaklaşıp onlardan bizim için büyük minderlerden getirmelerini rica ettiğinde insanların tepkisini izledim. Güler yüzlü olmaları içimi rahatlattı çünkü burada zorunda hissettiklerinden kalmalarını istemezdim.
💬
Minderler gelene kadar ayaküstü sohbet ettik. Büyük minderler çimlerin üzerine atıldığındaysa herkes kendi için bir tane seçip oturdu. Elbisemin eteklerini tutarak yavaşça yeşil mindere oturdum, tüyü kucağıma bıraktım. Onun için bir yer ayarlamalı, güvenliğini sağlamalıydım. Tabii bunun için önce sarayın içini gezmeli, yeni evimi tanımalıydım. Aldığım derin nefesi verirken omuzlarım çöktü. Tılsımların bulunmasının ardından tüm şehirlerdeki düzen tekrar sağlanmıştı, düne kadar evim olan şehirde neler olduğunu merak ediyordum.
💬
“Nasıl bağ kuracağız?” diye soran Duane’in sesini duyunca bakışlarım ona çevrildi. “Bağ işi genelde doğduğumuz gün olur. Bu yüzden biraz garip olacak.”
💬
Kucağımdaki tüyü tekrar elime alıp, “Biz gece sadece dokunduk, sizin de bunu yapmanız gerekiyor sanırım,” dedikten sonra tüyü hemen yanımdaki minderde oturan Lumi’ye uzattım. “Zorunda kaldığınız için üzgünüm.”
💬
Lumi kaşlarını çattı. “Kimse böyle olacağını bilmiyordu, üzgün hissetme,” deyip tüyü aldı. Lumi tüyü iki avucunun arasına alıp gözlerini yumarken hepimiz dikkatle ona bakıyorduk. Bahçedeki uzun taşlı yolda yürüyen Basilisk tanrılarının da gözleri üzerimizdeydi.
💬
Birkaç saniyenin sonunda Lumi’nin avuçlarının arasından sızıp tenini aydınlatan ışığı görünce nefesimi tuttum. Lumi her ne hissettiyse irkildi fakat gözlerini açmadı. İnce boynundaki damarların genişlediğini gördüm. İçindeki bir başka soya ait olan bağ kopuyor, yeni bir bağ kuruluyordu. Muhtemelen benim bağlanırken hissettiğim şeylerin aynısını hissediyordu. Işık kaybolduğunda Lumi de gözlerini yavaşça araladı, koyu renk gözleri gözyaşlarıyla parıldıyordu.
💬
“Bitti,” diye fısıldadığında sertçe yutkundum. Terk etmiş, aynı zamanda kovulmuş gibi hissetmiş olmalıydı.
💬
Lumi tüyü yanında oturan Callum’a uzattı. Callum da Lumi gibi tüyü avuçlarının arasına alıp gözlerini yumduğunda bakışlarımı kucağımdaki ellerime indirdim. Tılsım tek tek tüm arkadaşlarımı kendine bağlarken onlara bakamadım çünkü hissettikleri üzüntüyü onlara bakmadan bile hissedebiliyor, görebiliyordum. Yüzyıllardır varlığını koruyan kadim bir soydan kopup yeniden doğuyorlardı ve bu ayrılık içimizdeki en duygularını belli etmeyen kişiyi bile gözle görülür bir şekilde sarsmaya yetecek kadar kuvvetliydi.
💬
En son tılsımla bağlanan Edwin oldu ve işi bittikten sonra tüyü bana verdi. Kırmızı tüyün şimdi daha parlak duruyor oluşu gözümden kaçmadı. Arkadaşlarımın yüzüne bakamadım. Diğer elimi ayaklanmak için yere bastırırken, “Tüyü Basilisklere vereyim, onlar da vakit kaybetmeden bağ kursunlar,” diye mırıldandım. Arkadaşlarımın bakışları bende miydi bilmiyordum ama ben hissettiğim suçluluktan dolayı onlara bakmaya çekiniyordum.
💬
Elbisemin eteklerini düzeltip çimlerde ilerledim. Basiliskler bahçenin bir köşesinde, büyük bir ağacın altında toplanmışlardı. Onlar gölgede oturmuş sohbet ederlerken Lior sırtını ağaca yaslamış oturuyor, dikkatlice elindeki günlüğün sayfalarında göz gezdiriyordu. Bu işi bu denli ciddiye alıp merak etmesi şaşırtıcıydı. İlk geceden bizden kurtulmak için bir şeyler planlar diye düşünmüştüm ama bu konu onun dikkatini tamamen farklı bir yöne çevirmesine neden olmuştu.
💬
Basiliskler geldiğimi fark edince bakışlarını bana çevirseler de Lior günlüğü okuma işine devam etti. Tüyü en uçta oturan tanrıçaya uzatıp, “Elinize alıp beklemeniz yeterli,” dediğimde Lior’un bakışlarının yüzüme döndüğünü göz ucuyla gördüm. “İşiniz bittiğinde Lior’a verirsiniz.”
💬
Tanrıça bir şey söylemeden tüyü aldığında sırtımı döndüm ve onlardan uzaklaştım. Tüyün Lior’da kalacak olmasını sorun etmiyordum çünkü sonuçta o da benim gibi tılsımla bağlanmıştı, kendi soyundaki diğer tanrılar da bağlanacaktı ve tılsımın başına bir şey gelme ihtimali sıfırlanacaktı. Sırtımdaki bakışların ağırlığını hissetmek omuzlarımın dikleşmesine neden oldu. Uzun taş yolda ilerlerken bahçenin girişindeki hareketlilik ve sesler dikkatimi çekti. Başımı çevirip sesin kaynağına baktığımda anne ve babamı görmek duraksamama neden oldu. Neden buradalardı?
💬
Başım gibi bedenimi de onlara doğru çevirip sakince babamı süzdüm. Dünkü tavrımızdan sonra üzerinden bir gün bile geçmemişken burada olması garipti. Şüphe damarlarımın içinde kan gibi hızla akmaya başladığında gözlerim kısıldı. Tanrı Cyril’ı gerçekten tedirgin eden şeyler vardı. Peki bu ne ya da nelerdi? Ona karşı olan bakışlarımı fark etti, bunu değişen yüz ifadesinden anladım. Annem onun aksine her zamanki gibiydi.
💬
Anne ve babama doğru ilerlediğim esnada Lior’un da ayaklandığını gördüm. Buna şaşıramadım çünkü bize doğru gelmesi daha şaşırtıcıydı. Benden nefret ediyordu, bu doğruydu ama babamdan da hazzetmediğini biliyordum. Buraya gelmiş olmasından rahatsız olduğunu anlayabiliyordum. Üstelik günlükte yazılanlardan sonra Lior’un da babama şüpheyle yaklaşacağına emindim. Acaba babama bu durumdan bahseder miydi?
💬
“Bir tanecik tanrıçam,” dedi annem beni kollarının arasına alırken. Annemin cümlesi babama olan bakışlarımın kesilmesine, anneme şefkatle sarılarak karşılık vermeme neden oldu.
💬
“Bir şey mi oldu?” diye sordum anneme sarılmaya devam ederken. Soruyu sorduktan sonra bakışlarım yanımızda dikilen babama çevrildi.
💬
“Hayır,” dedi annem yavaşça benden uzaklaşarak. “Seni merak ettiğim için gelmek istedim, başka saraydaki ilk gecendi sonuçta.”
💬
Lior birkaç adım arkamda durunca babamın mavi gözleri ona saplandı. Lior’un da ona aynı şekilde baktığını hissedebiliyordum. Annemin omzunu okşarken, “Sorun çıkmadı, merak etme,” diye mırıldandım. “Her şey yolunda.”
💬
Anneme babamla ilgili konudan bahsetmeli miydim? Bir şey biliyorsa da söyler miydi emin değildim.
💬
Babam, “Bu kadar saygılı olduğunu bilmiyordum,” dediğinde bunu Lior’a söylediğini fark edince kenara çekilip Lior’a baktım. “Karşılamaya gelecek kadar.”
💬
Lior elindeki günlüğü kolunun altına sıkıştırırken yüzünde alaycı bir ifade oluştu. “Ben sarayıma gelen misafir kim olursa olsun iyi karşılarım,” dedikten sonra bakışları benim yüzümü buldu. “Değil mi Morwenna?”
💬
Aklıma Basilisk sarayındayken bana verdiği oda ve davranışlarını gelince yüzümü buruşturdum. “Tabii, bilmez miyiz?”
💬
Lior imasını anladığımı görünce sırttı, bakışları yeniden babama döndü. Babama baktığımda onun bakışlarının Lior’un kolunun altına sıkıştırdığı günlükte olduğunu görünce duraksadım. Ne düşündüğünü öyle çok merak ediyordum ki. Babama dokunmak, zihnine sızmak ve kafasının içindeki her şeyi görmek istiyordum. Bu düşünce aklıma bir süre önce yanlışlıkla onun zihnine girdiğim ve gördüğüm şeyi hatırlattı. Sanki karşısında biri varmış gibi boşlukla konuştuğu anı. Kaşlarım sertçe çatıldı.
💬
Babam bakışlarını günlükten ayırıp bana çevirdiğinde ve onu izlediğimi gördüğünde bir anlığına duraksadı, ardından hızla ifadesini düzeltti. “Tılsımla bağ kurma işini halledebildiniz mi?” diye sordu sakin bir tavırla.
💬
“Evet,” dedim sadece.
💬
“Kuğu için güvenli bir alan oluşturmalısınız,” dedi annem parmakları yatıştırıcı bir şekilde sırtımda dolanırken.
💬
Lior, “O artık kuğu değil,” deyince anne ve babam ona baktı. Lior parmaklarının arasındaki tüyü onlara gösterdi. “Sabah buna dönüşmüştü.” Dudakları sinsi bir şekilde bükülünce gözlerimi kıstım. “Tılsımlar bu şekilde şekil mi değiştiriyordu acaba?”
💬
Sorusunun altındaki ima dikkatle babama bakmama neden oldu. Babam bomboş gözlerle Lior’a bakıyordu. “Günlüğe baktınız mı? Yapılması gereken bir şey var mıymış?”
💬
“Biraz göz gezdirdim,” dedi Lior. İsim konusunda bir şey söyleyecek mi diye merak ediyordum. “Basilisk soyunun oluşmasıyla ilgili ilginç şeyler okudum. Tılsımla bağ kurma aşamasında ekstra yapılması gereken bir şey olduğu yazmıyordu. O yüzden şimdilik yok ama okumaya devam edeceğim, sonraki süreci de öğrenmek gerekiyor.”
💬
Babam dikkatle, gözünü kırpmadan onu dinledi. Belki Lior fark etmemişti ama ben ederdim, o babamdı. Bedenindeki o gerilmeyi herkesten daha kolay bir şekilde anlayabilirdim. Lior’un ilginç şeyler öğrendiğini söylemesi babamın gerilmesine neden olmuştu. O an fark ettim ki Lior babamla ilgili şüphelerden, aynı ismin geçmesinden bahsetmeyecekti ama imalarını sürdürecekti. Anneme bunu sorarak suyu bulandırmamaya karar verdim. Eğer arka planda farklı ve önemli sırlar varsa ve annem bir şeyler biliyorsa babama durumdan bahsedebilirdi. Bu riske girmeyecek, konuyu kendim irdeleyecektim.
💬
Babam, “Söz konusu olan sadece siz değilsiniz, yanınızdaki diğer tanrılar da işin içinde ve onlarla artık eskide de kalmış olsa bir bağ var. O yüzden bu soy konusunu ciddiye alın,” dedi, ardından anneme baktı. “Kızının keyfinin yerinde olduğunu gördüğüne göre saraya dönebiliriz. Bizi bekleyen işler var.”
💬
Annem gözlerini devirdi. Annemin, “Tamam, sen git, kızımla vedalaşıp geliyorum,” demesi işime geldi çünkü ona sormak istediğim başka bir şey vardı.
💬
Babam bana ve Lior’a kısa bir bakış attıktan sonra arkasını dönerek yürümeye başladı. Lior da babam uzaklaşınca sessizce yanımızdan ayrıldı ve Basilisk tanrılarının yanına döndü. Yani eskiden Basilisk soyundan olan tanrıların…
💬
Annem bana doğru döndüğünde, “Sana bir şey sormak istiyorum,” deyince kaşlarını kaldırdı. “Aslında dün soracaktım ama olanları biliyorsun, aklımdan çıkmış.”
💬
Annem ellerini kollarıma koyup gözlerimin içine baktı. “Sor tabii ki.”
💬
“Hatırladığım kadarıyla Beyaz Geyik Boynuzu, yani bizim soyumuz 1300 yıl öncesine dayanıyor,” dediğimde annemin gözleri kısıldı, söylediğim şeyi düşünüyor gibi duruyordu. “Yanlış mı hatırlıyorum?”
💬
Annem parmağını çenesine sürterken bir adım geriledi. “1567 ya da 1568 yıl önce olması gerekiyor.”
💬
“Hım,” dedim sahte düşünceli bir tavırla. “Peki evrenimizdeki en yaşlı tanrının kim olduğunu biliyor musun?”
💬
Annemin kaşları çatıldı. “Bunları neden merak ediyorsun ki?”
💬
“Emin olmak istiyorum,” dedim gözlerinin içine bakarken. “Sonuçta elimizdeki tek şey o günlük ve her şey orada yazmıyor olabilir. Belki bu soylarla ilgili bilgisi olan, oluşma süreciyle ilgili olmasa da en azından ilerleyişine ait bilgisi olan biri olabilir diye düşündüm.”
💬
Annem çenesini okşarken düşünceli gözlerle çimlere baktı. “Benim bildiğim en yaşlı tanrı, Kızıl Pars soyundan olan bir tanrıça,” derken kendi düşüncelerini onaylıyormuş gibi başını salladı. 1097 yaşında olması gerekiyor. Daha yaşlı biri varsa bilmiyorum, şu an aklıma gelmiyor.”
💬
“Gerçekten yaşlıymış,” deyip kıkırdadığımda annemin de yüz ifadesi gevşedi, o da güldü. “Aklımda bulunsun, belki bir gün işimiz düşer.” Birkaç adımla anneme yaklaştım, kollarımı onun omuzlarına sardım. “Sen de beni düşünüp kafanda kötü senaryolar kurma. Yeni soy ve birbirine bağlanma durumu bazı şeylerin değişmesini sağlayacak.”
💬
“Elimde olmadığını biliyorsun,” dedi bana sıkıca sarılırken.
💬
Derin bir nefes alıp sırtını okşadım. “Biliyorum,” diye mırıldandım. “Neyse ki yalnız değilim, arkadaşlarım yanımda. Ailelerine onların da iyi olduğunu, istedikleri zaman gelebileceklerini söyle lütfen.”
💬
“Tabii ki söyleyeceğim,” deyince gülümsedim. Yanağımı öpüp geri çekildi. “Bir sorun olursa yardım istemekten çekinme. Uzakta değilsin, bize hemen ulaşabilirsin.”
💬
“Çekinmem,” dediğimde annem gülümsedi. Yanağımı tekrar öptükten sonra arkasına baka baka benden uzaklaşmaya başladı. Onun gidişini izlerken birkaç dakikalığına geri çekilen tüm düşünceler yeniden zihnimi zorlamaya başladı.
💬
Arkadaşlarımın yanına dönerken nereden bilgi toplayabileceğimi düşündüm. Şimdiye kadar hayatımız çok düzenli ilerlediğinden hiç soylar ve tarihçeleri hakkında düşünmemiş, merak etmemiştim. Elbette merak ettiğim zamanlar olmuştu ama araştırmalarım hep yüzeysel konular hakkındaydı. Şimdiyse daha derinlere inmem, en başından ele almam gerekiyordu. Aklımdaki sorulara cevap arama isteğimin dışında edineceğim bilgiler yeni soyumuzun ilerleyişinde de bize yardımcı olabilirdi. Her bilgi değerliydi.
💬
Boş mindere oturduğumda arkadaşlarım sohbeti kesip bana odaklandılar. Anne ve babamın geldiğini elbette ki görmüşlerdi. Ne konuştuğumuzu merak ettikleri gibi kendi ailelerini de merak ediyor olmalılardı. Onlara da istedikleri an ailelerini görebileceklerinin güvencesini vermeliydim. Sonuçta gidip ailelerini görmeleri soyu tehlikeye atacak bir şey değildi, uzak durmaları çok saçma olurdu.
💬
“Babanla ilgili şeyi mi düşünüyorsun?” diye sordu Edwin saçlarını karıştırırken. “Açıkçası ilk günden gelmesini biz de beklemiyorduk.”
💬
“Beni rahatsız eden bazı şeyler var,” dedim dürüstçe. “Onu sonuna kadar savunamadım bile çünkü babamla ilgili her zaman kimsenin bilmediği şeyler olurdu.”
💬
Lea saçlarının uçlarıyla oynarken, “Direkt ona ya da annene sorsan?” dediğinde Duane gözlerini devirip, “Sence dürüst olurlar mı benim masum Lea’m?” diye sordu.
💬
“Aksine böyle bir gerçek varsa Tanrı Cyril, Morwenna’ya çok öfkelenir,” dedi Kaida, Duane’i onaylar gibi başını sallarken.
💬
“Ayrıca Lior’un yaptığı o gösteri de neyin nesiydi?” diye sordu Callum kaşlarını çatarken. “Sarayı sahiplenmiş gibiydi. Ona bakarken bir Basilisk tanrısından fazlasını gördüm.”
💬
Göz ucuyla Lior ve diğer tanrıların olduğu yöne baktım. Lior ağaca yaslanmış günlüğü incelerken tanrılar, yeni tılsımla bağ kuruyorlardı. Lior, babamın geldiğini görünce tüyü onlardan aldığı için bağ işini şimdiye bırakmış olmalılardı. Bakışlarımı Lior’dan ayırırken, “Babama üstünlük taslama fırsatını kaçırmazdı,” diye mırıldandım. “Babamda bir tuhaflık var çocuklar, bunu hissedebiliyorum. Hareketlerini inceledim ve kesinlikle bu masum bir ziyaret değildi.”
💬
“Ne yapacağız?” diye sordu Duane merakla. Diğerlerine nazaran o daha meraklı görünüyordu.
💬
“Her şeyi baştan ele alacağız,” dediğimde arkadaşlarımın dikkati üzerimde toplandı. “Ve bunun için yardımınıza ihtiyacım var.”
💬
Edwin yumruğunu sallayıp yüksek sesle, “Sonunda bize de eğlence çıktı!” deyince gözlerimi devirerek güldüm.
💬
Lea, “Biz ne yapabiliriz ki?” diye sordu merakla. “Elimizden ne geliyorsa yaparız.”
💬
Diğerleri de başını sallayarak onu onaylarken ellerimi kucağımda birleştirip hafifçe öne eğildim. Gözlerim arkadaşlarımın yüzüne tek tek uğradığı esnada, “Soylar hakkında bilgi toplamamız gerekiyor,” diyerek konuya girdim. “Diğer soylar için bilgi toplamak zor olacağından önceliği Beyaz Geyik Boynuzu’na vereceğiz. Ben dikkat çekerim, o yüzden sizden birilerinin saraya gidip dikkat çekmeden kütüphaneye girmesi gerek.”
💬
Callum kaşlarını çatıp, “Gizli şeyler kütüphanede olmaz ki,” dediğinde sinsice gülümsedim.
💬
“Biz gizli olan bir şeyi aramıyoruz ki,” dediğimde bu kez kaşları havalandı. “Bana herkesin ulaşabileceği genel bilgiler gerekiyor. Başta bunları öğrenmeliyim ki derine inebileyim.” Tırnağımın ucunu boynuma sürterken gözlerim kısıldı. “Hangi soy kaç yıl önce oluşmuş, kim ne zamandan beri var ve nasıl büyük olaylar yaşanmış öğrenmeliyim. Bildiğim şeyler olsa da gözden kaçırdıklarım ya da dikkatimi çekmemiş olan şeyler de vardır.”
💬
“Peki diğer soylarla ilgili bilgileri nasıl öğreneceğiz?” diye soran Kaida’ydı.
💬
“O kısmı ben halledeceğim,” dedikten sonra ellerimi çimlere bastırıp sırtımı arkaya doğru gerdim, esnettim. “Ailelerinizi görmeniz serbest, bunu bahane ederek giderseniz sorun olmaz. Tabii hepiniz aynı anda gitseniz de kütüphaneye aynı anda giremezsiniz, şüphe çekersiniz.”
💬
Bu işi ciddiye aldıklarından çoktan kendi aralarında konuşmaya, plan yapmaya başlamışlardı. Ben de diğer soylar için birilerinden yardım almalıydım. Tılsımları ararken birçok kişiyle yakın ilişki kurduğumu düşünüyordum. Onlardan yardım isteyebilirdim. Bir noktada onları da kandırmam gerekecekti çünkü asıl niyetimi söyleyerek yardım isteyemezdim. Kimlerin kimlerle bağlantısı olduğu belirsizdi. Arka planda hiç bilmediğimiz, soy öncülerinin bildiği bir iletişim ağı olabilirdi. Yani niyetimi belli edersem birilerinin babama haber uçurma ihtimali vardı.
💬
Onlar konuşmaya devam ederken Lumi’nin koluna dokunduğumda bakışlarını yüzüme çevirdi. “Buradan biraz uzaklaşmak istiyorum,” dediğimde kaşlarını kaldırarak sorguyla yüzüme baktı. “Abal Sunağı’na gideceğim. Benimle gelmek ister misin?”
💬
Başta yüzüme öylece bakakalsa da sonrasında başını salladı ve benimle birlikte ayaklandı. Arkadaşlarımızın dikkati anında dağılmış, bize bakmaya başlamışlardı. Her ne kadar onları burada, eski Basilisklerle aynı sarayda bırakmak istemesem de uzaklaşmam gerekiyormuş gibi hissediyordum.
💬
“Lumi’yle Abal Sunağı’na gideceğiz,” dediğimde Quincy’yi ziyaret etmek istediğimi anladılar. “Biz dönene kadar onlarla tartışmaya girmeyin, görmezlikten gelin. Bir sorun çıkacaksa bile bunu başlatan biz olmayacağız.”
💬
Duane başını sallayıp, “Merak etme, sorun çıkmayacak,” dediğinde ona gülümsedim. Zaten tartışmayacaklarını biliyordum, arkadaşlarım sorun çıkaran tiplerden olmadıkları gibi onlara bu fırsatı vermeyecek kadar da zekiydiler.
💬
Biz atların bulunduğu, sarayın arka tarafında kalan ahıra doğru ilerlerken üzerimizdeki bakışların farkındaydım. Biz gözetleme işini çok sık yapmasak da Basilisk tanrılarının gözleri sürekli üzerimizdeydi ve hareketlerimizi izliyorlardı. Onlara artık Basilisk tanrısı demek de garip geliyordu, ne demem gerektiğini de bilmiyordum. Soyumuzun adı ne olacaktı? Kızıl Kuğu mu? Kızıl ya da Kırmızı Tüy mü? Yeni emeklemeye başlamış bir bebek gibi hissediyordum. Sıfırdan bir hayat inşa edecektik.
💬
Önce benim için hayatın bittiğini düşündüm. Ardından kayıp tılsımlarımıza dair ipuçları bana umudu aşıladı, tılsımlarımızı bulmamızla umut büyüdü. Tam düştüğüm yerden kalkacakken babam tarafından tekrar yere çekildim ve yanmak üzere olan ışıklar bir anda karardı. Oradan çıkamayacağımı, karanlıkta yaşamaya mahkûm olduğumu düşündüğüm anda ise ışıklar yavaşça değil bir anda açıldı ve kendimi dizlerimin üstünde buldum. Şimdi emeklemeye korkuyordum çünkü tekrar karanlığa gömüleceğim hissi peşimi bırakmıyordu.
💬
Atlarımıza binip üzerimizdeki bakışlar eşliğinde bahçede ilerledik. Kimseye bakmadan doğrudan ileriye bakıyor, kendi düşünce yumağımın içinde debeleniyordum. Onlara bakmamam kasti değildi. Omuzlarıma yüklenen sorumluluk o kadar büyüktü ki ezildiğim halde belli etmemeye çalışıyordum. Şu an için odaklandığım tek konu babamla ilgili olan konuymuş gibi görünse de arka planda olan ve beni her saniye içine çekmeye çalışan başka şeyler de vardı. Akıl sağlığımın hâlâ yerinde olması mucizeydi. Belki değildi ve ben bile farkında değildim.
💬
Rüzgârı hissetme isteğiyle atımı hızlandırdığımda Lumi de bana ayak uydurdu. Sanırım ilk kez ne giydiğimi ya da uygunluğunu önemsemeden dilediğim gibi yola çıkmıştım. Elbisemin etekleri arkaya doğru savrulduğundan çıplak bacaklarıma güneş ışığı vuruyor, tenimin ısınmasına neden oluyordu. Başımı geriye doğru atıp gökyüzüne bakarken uzun saçlarım atın sırtına döküldü, rüzgârla dalgalanmaya başladı. Özgür hissettim. Özgür ve mutlu.
💬
Bir an dengemi kaybeder gibi oldum ama panikten önce gelen şey bir anı oldu. Bile isteye kendimi bıraktığım, Lior’un ise beni tutup düşmeme izin vermediği ânı hatırladım. Bedenimden kuvvetli bir akım geçiyormuş gibi hissettiğim anda bedenimi dik konuma getirerek dengemi korudum. Lumi’nin bana baktığını göz ucuyla görmüş olsam da ona bakmadım. Kendimi bir aptal gibi hissettim. Ne düşüneceğini bilmeyen bir aptal gibi.
💬
Abal Sunağı’nın ve mezarların sınırlarına girdiğimizde atlarımızı yavaşlattık. Lumi atını bilerek daha yavaş hareket ettiriyordu, arkamda kalmıştı ve bunu neden yaptığının farkındaydım. Üzgündüm. Çok üzgün hissediyordum ama bugün Lumi’nin yanında olmam gerektiğine inanıyordum. Atlarımızı büyük ağaçlardan birinin altına bıraktık, gölgede olmaları onlar için daha iyiydi, yorulmuşlardı.
💬
Tanrılara ait mezarların arasında yürümeye başladığımız anda o yoğun, içimi karartan ve beni durgunlaştıran enerjiyle baş başa kaldım. Gözlerim Quincy’ye ait mezardaydı. Onun bedeninin üstünü örten kapakçığın hemen arkasına konulmuş heykeli görünce şaşırdım. Büyük bir kılıç heykeliydi ve kılıcın uç kısmı toprağa saplanmış gibi duruyordu. Aynı zamanda kapakçığın üstünü ve etrafını saran çiçekler de dikkatle bakılmadığı sürece görünmesini engelliyordu. Bunları yapabilecek olan sadece ailesiydi.
💬
Taş kılıcın yüzeyine dokunduğum sırada Lumi dizlerinin üzerine çöktü, parmaklarını yeni dikildiği belli olan renkli çiçeklerde gezdirdi. “Onun seni sevmesi bazen beni çok öfkelendirirdi,” dediğinde beklemediğim bu cümle karşısında duraksadım. “Çünkü karşılık alamadığı için içten içe üzülürdü ve ben bunu görürdüm.” Bu kez eli çiçeklerin arasında kalan kapakçığa gitti, yüzeyini okşadı. “Senin bir suçun yoktu elbette. Zorla kalbine birini alamazsın. Üstelik seni de onun gibi çok seviyordum ama elimde değildi, sinirleniyordum. Tam tersi olsaydı da ona öfkelenirdim.”
💬
“Gerçekten sadece arkadaş olarak mı seviyordun?” diye sordum dürüstçe. Yalan söyleyemezdim, bazen şüphelenmiyor değildim ama Lumi yalan söylemezdi, öyle bir şey olsa bana söylerdi diye düşünmüştüm hep. Yine de sözleri beni bunu sormaya itti.
💬
Başını yavaşça sallarken, “Evet,” diye yanıtladı. “Bir kardeş, abi gibi.” Burnunu çekerken kızıl saçlarını kulağının arkasına itti. “Onun mutlu olmasını çok istemiştim. Hatta bir gün belki sevgisine karşılık alabilir diye düşünmüş, umut etmiştim. Bana göre önünüzde yüzlerce yıl vardı. Yakın zamanda değilse de bir gün olur gibi gelmişti.” Sustu, hıçkırdığında sertçe yutkundum. “Mutlu olmasını istemiştim,” dedi tekrardan. “Birini sevdiğimde ilk ona anlatabilirim diye düşünmüştüm çünkü o birini sevmenin ne demek olduğunu biliyordu.”
💬
Kalbimde hissettiğim sızıyla elimi sertçe göğsüme bastırdım. Dolan gözlerimi kırpmamaya çalıştım, gözyaşı akıtmak istemedim. Lumi’nin şu an beni suçlamadığını biliyordum, aksine benimle açıkça konuşuyor olması iyiydi. Bunu yapsa da fark etmezdi, ben zaten suçlu olduğumu biliyordum. “Mutlu olmasını ben de çok isterdim.”
💬
Parmaklarıyla yüzünü kurularken, “Tüm bu olaylar başlamadan önce, aylar önce,” diye fısıldadı. “Ona bir broş hediye etmişsin.” Bakışlarım Lumi’nin kızıl saçlarındaydı ama zihnim beni bahsettiği güne, şehirde gezerken bir dükkânın önünde durduğum güne sürükledi. “Her gün farklı aksesuarlar takan adam, bir hafta boyunca o broşu giydiği her gömleğin yakasına takmıştı. Diğerleri fark etmezdi elbette bu detayı ama ben etmiştim.” Onu dinlerken hala anılarımın içindeydim. Şehrin sokaklarına kurulan tezgâhlardan birinde görüp beğendiğim broşa bakıyordum, Quincy de yanımdaydı ve merakla beni izliyor, ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. “Sorduğumdaysa gülümseyerek anlatmıştı.”
💬
Lumi hıçkırarak ağlarken dişlerimi sıkıp dolu gözlerimi gökyüzüne çevirdim. “Özür dilerim, Carmenta,” diye fısıldadım Lumi’nin duyamayacağı kadar kısık bir sesle. Belki hata yapacaktım ama yapmak, söylemek istiyordum. Birkaç adımla Lumi’nin yanına gittim, yanında diz çöktüm. Kısa, kızıl saçlarını arkaya doğru atarak yüzünü açığa çıkardım. “Sana bir sır vermek istiyorum.”
💬
Başta duymadığını sansam da birkaç saniye sonra kan çanağına dönmüş gözleri yüzümü bulunca kendine zaman tanıdığını anladım. “Ne sırrı?”
💬
“Yalnızca benim bildiğim bir sır,” diye fısıldadım. “Bir de senin bileceğin bir sır.” Kızıl bir saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdığım sırada göz gözeydik, yüzüne yayılan meraklı ifadeyi gördüm. “Quincy… O şu an başka bir evrende ve bir insan bedeninde nefes alıyor.”
💬
Lumi donup kaldı, göz bebeklerinin büyüyüşüne şahit oldum. “Sen… Sen ne dediği… Doğru mu?”
💬
Başımı sallayıp, “Evet,” dedim. “Daha mutlu bir hayat için farklı bir evrende tekrar doğdu.” Lumi geriye doğru sendelediğinde kalçası yere çarptı, çimlerin üzerine oturdu ve şoka girmiş gibi yüzüme baktı. “Lütfen aramızda kalsın, olur mu?”
💬
“O yeniden mi doğdu?” diye sordu ellerini öne bastırıp bana yaklaşırken. Şimdi gözleri umutla parıldıyordu. “Sen bunu nereden biliyorsun? Üzülmeyeyim diye mi?”
💬
“Sana ne zaman yalan söyledim?” Buruk bir ifadeyle gülümsedim. “Nereden öğrendiğimi boş ver. O yeniden doğdu ve mutlu bir insan hayatı yaşıyor. Bunu bilmek benim içimi çok rahatlattı, seninkini de rahatlatsın.”
💬
Yeniden hıçkırarak ağlamaya başlarken kollarını hızla boynuma doladı ve bana sıkıca sarıldı. Bu kez gözyaşlarımı tutmadım, arkadaşıma sarılırken ağladım. Carmenta bir yerlerden bu yaptığımı görüyorsa beni affetmesini diliyordum. Lumi’nin bu sırrı saklayacağını biliyordum, ölene dek ikimizin arasında kalırdı. Hata yaptıysam da en azından arkadaşım artık daha az üzülecek, sadece onu özlediği anlarda ağlayacak, hiçbir konuda suçlu hissetmeyecekti. Benim açımdan buna değerdi.
💬
Hıçkırıkları azalsa da ağlamayı sürdürdü. Lumi’nin sırtını yavaşça okşadığım sırada gözlerim bir noktada takıldı. Gözlerimi kısarak baktığımda mezar başında dikilen kişinin Harrison olduğunu gördüm. Kimin mezarıydı göremiyordum ama Harrison’ı görmek fırsat yakalamışım gibi hissettirdi. Hareketlendiğini görünce onu kaçırmamak adına Lumi’den uzaklaştığımda arkadaşım bunu tuhaf karşılamadı, yüzünü kurulamakla meşguldü.
💬
“Beni burada biraz bekle olur mu?” deyip omzunu okşadım. “Harrison’ı gördüm, yanına uğrayacağım.”
💬
“Tabii tabii, git sen,” deyip burnunu çekti. “Çok daha iyiyim.”
💬
Ona gülümserken ayaklandım. Gözlerim Harrison’daydı. Başında durduğu mezardan uzaklaşıp yürümeye başladığında adımlarımı hızlandırdım. Tam ona sesleneceğim sırada adım seslerimi duymuş olmalı ki durdu ve omzunun üzerinden baktı. Bizi daha öncesinde fark etmiş olma ihtimali vardı çünkü Lumi’nin hıçkırarak ağlarken sesi oldukça yüksekti. Belki de bizi rahatsız etmek istememişti.
💬
“Morwenna,” dedi başı gibi bedenini de bana doğru çevirirken.
💬
Ona yaklaşırken, “Seninle burada karşılaşmayı beklemiyordum,” dedim sakince. Ağladığım için tenimdeki gerginliği konuşurken hissediyordum. Göz ucuyla az önce durduğu mezara doğru baksam da herhangi bir isim yazmadığından kime ait olduğunu anlayamadım. “Birini ziyarete mi geldin?”
💬
“Eski bir arkadaşımı,” dedi başını sallayarak. Gözleri arkamdaki bir noktaya kayınca Lumi’ye baktığını anladım. “Siz de Quincy için gelmişsiniz. Sizi gördüm fakat rahatsızlık vermek istemedim.”
💬
“Evet,” dedim ellerimi önümde birleştirirken. “Aslında seninle karşılaşmam iyi oldu. Eğer biraz zamanın varsa sana birkaç şey sormak istiyorum.”
💬
Şefkatle gülümserken gözleri kısıldı, gözlerinin etrafındaki kırışıklıklar belirginleşti. “Elbette senin için zamanım var, Morwenna.” Etrafına bakındı. “Ama buradan çıkalım, ruhları seslerimizle kızdırmak istemeyiz.”
💬
Göz ucuyla Lumi’ye baktım. “Atları bıraktığımız yerde bir bank vardı, orada oturabiliriz.”
💬
Harrison’la birlikte Lumi’nin yanına gittik. Lumi öğrendiği sırdan sonra gerçekten daha iyi görünüyordu. Biraz daha Quincy’nin yanında kalacağını söylediğinde aslında bizi yalnız bırakmak istediğinin farkındaydım. Yanımızda olması benim için sorun değildi, arkadaşlarıma durumdan bahsetmiştim ama onu zorlamak istemedim. Nasılsa toparlandığında yanımıza gelirdi.
💬
Atların yanına ilerlerken ikimiz de sessizdik. Ona soracağım soruları aklımda toparlamaya çalışıyordum. Harrison’la paylaştığımız çok özel konular olmuştu. Olayların başlangıcında ben vardım ama o da hemen yanımdaydı, her şeye hakimdi. Yine de babamla ilgili olan konuyu ona açıp açmamak konusunda kararsızdım. Güvenmediğimden değildi, sadece öncesinde bir şeylerden emin olmak istiyordum. Bir noktada da herkesten çok onun bana faydasının dokunacağını biliyordum, bir gün yine Harrison’ın kapısını çalma ihtimalimin yüksek olduğunun farkındaydım.
💬
Tahtadan banka oturduğumuz sırada, “Dün olanlar,” dedi düşünceli bir tavırla. “Gerçekten çok beklenmedikti. Aileleriniz varken olaya pek dahil olmak istemedim. Bir şeyler öğrenebildiniz mi?”
💬
“Lior, Basilisklerin günlüğünü okumaya başladı,” dedim ellerimi kucağımda birleştirirken. “Nasıl bağlanacağımızı deneme yanılmayla öğrendik, gece tılsımla bağ oluşturduk.” Harrison’ın merakla beni dinliyor oluşu biraz ümitsiz hissettirdi. Ondan işe yarar şeyler öğrenebilir miydim? “Bugün de bizimle beraber gelen tanrılar bağ kurdu.”
💬
“Bu kadar mı? Yapılacak başka bir şey yok mu?”
💬
Herkesin aynı soruları sormasından sıkılmıştım. “Şu an için hayır, Lior okumaya devam ediyor,” deyip bedenimi Harrison’a doğru çevirdim. “Bir soyun oluşumuna tanıklık etmediğini söylemiştin. Peki hiç mi bir şey duymadın? En az bin yaşında olmalısın.”
💬
Gülümserken, “Sekiz yüz otuz dokuz,” dediğinde kaşlarım havalandı. “Herkesin duyduğu bir şeyler oluyor ama tanık olmadığın sürece hiçbir şeyden de emin olamıyorsun.” Cümlesini başımı sallayarak onayladım. Uzun, beyaz sakallarını okşarken gözleri kısıldı. “En son Beyaz Geyik Boynuzu soyu oluştu, o da bin küsur yıl önceydi.”
💬
“Yeni bir soyun başına geçmek,” diye mırıldandım. “Daha çok bilgi edinmem gerekiyor, Harrison. Bu işi elime yüzüme bulaştırmak istemiyorum.” Bu doğruydu, istemiyordum. “Belki bu konuda bana yardım edebilirsin diye düşündüm. Bir de sana sormak istediğim daha farklı bir soru var ama aramızda kalması gerekiyor.”
💬
“Aramızda kalması gerekiyor,” dedi kaşlarını kaldırarak. “Yine seni farklı bir evrende yeniden doğuma göndermemi istemeyeceksen olur.”
💬
Cümlesi onu olduğu gibi beni de güldürdü. “Hayır, bu kez başına dert açmayacağım,” dedim samimiyetle. “Yaşını göz önünde bulunduracak olursak binlerce tanrının doğumuna şahitlik etmişsindir. Peki babam? O doğduğunda da buralarda mıydın?”
💬
Neden böyle bir şey sorduğumu anlamamış gibi bir süre merakla yüzüme baktı. Sorarsa ne yanıt verecektim? Ben bunu düşünürken Harrison, “Doğduğu zamanları hatırlamıyorum, sonuçta her tanrının doğumuna şahit olmam imkânsız,” derken dikkatle bana baktı. “Çocukluğunu hatırlıyorum. Bu da diğerleri gibi öylesine merak ettiğin şeylerden biri mi Morwenna?”
💬
“Öyle de diyebiliriz,” dediğimde Harrison tek kaşını kaldırıp cevabımın onu tatmin etmediğini gizlemeden baktı. Bir yalan uydurabilirdim ama Harrison’ın inanmayacağını biliyordum. Bu yüzden kaçamak cevap vermek onun sorularının önünü keser diye düşünüyordum.
💬
“Aslında sana Lydia’nın daha çok faydası dokunur,” dediğinde yeniden dikkatim yüzünde yoğunlaştı. “Günlük tutmayı, her şeyi kayıt altına almayı sever. Uzun bir ömrümüz var ve o hiçbir şeyi unutmak istemez. Bakma genç göründüğüne, benden bir yüz yıl kadar yaşlıdır.”
💬
İşte bu işime yarayacak bir bilgiydi. “Yardım eder mi ki?” diye sordum tereddütle.
💬
“Günlüklerini vereceğini sanmam ama soylar hakkında yazılar yazdığı defterini verme ihtimali var,” derken gözü bize yaklaşan Lumi’ye kaydı. “Onunla konuşurum. Nasıl bir sorumluluğun altına girdiğini ve bunun kolay bir şey olmadığını biliyor. Yardım etmek isteyecektir.”
💬
Minnetle gülümserken, “Onunla konuşur ve bilgiye ihtiyacım olduğunu söylersen çok minnettar olurum,” dedim. “Cevabı olumsuz da olsa lütfen beni haberdar et.”
💬
Elini yavaşça bacağıma vururken, “Ederim tabii,” dedi şefkatle. “Sen de bu işin önemini unutma. Saraydaki husumeti soy işlerine karıştırıp olayları daha da karmaşık bir hale getirmeyin.” Elini geri çekip ayağa kalktı. “Ben de gideyim artık, Enzo’yla görüşecektim. Sonrasında Lydia’nın yanına giderim.”
💬
Ayağa kalkarken, “Teşekkür ederim,” diye mırıldanıp başımı salladım. Harrison ellerini pelerininin altına sokarken Lumi’ye baktı ve başını sallayarak onu selamladı.
💬
Harrison bizden uzaklaşana kadar sessizce arkasından baktık. O gözden kaybolduğundaysa Lumi bana doğru dönüp, “Konuşmanız bir sonuca varabildi mi?” diye sordu.
💬
Derin bir nefes aldım, ardından nefesimi sesli bir şekilde dışarı bıraktım. Gölgede bekleyen atıma yaklaşırken, “Ümit var ama kesin bir şey söylemedi,” dedim sakince. “Lydia’ya ait bir defterden bahsetti. Eğer onu alabilirsem diğer soylarla iletişime geçmeme gerek kalmayacak, ki bu olası riskleri de ortadan kaldırır.”
💬
Lumi, “Ne tür bir defter?” diye sordu bu kez.
💬
İkimiz de atlarımızın sırtına atladığımızda, “Soylarla ilgili bilgileri not aldığı bir deftermiş,” diye yanıtladım sorusunu. “Tahminimce sadece soylarla ilgili bilgiler yok, yaşanılan olayları da not almıştır. Sonuçta o Bağımsız Tanrılardan biri, soylarla bir bağlantısı yok ve dışarıdan bir göz gibi.”
💬
Batmaya yüz tutmuş güneşi önümüze alarak atlarımızla yavaşça ilerledik. Lumi’nin içli bir nefes aldığını duydum. “Göğsüme oturmuş olan o taşın hafiflediğini hissediyorum,” diye mırıldandı. “Bir gün hepimizin, en çok da senin böyle hissetmeni diliyorum.”
💬
“Yakın gelecekte dileğinin gerçekleşeceğini sanmıyorum,” dedim buruk bir gülümsemeyle ona bakarak. “Alıştım buna. Ne zaman şimdi bir şeyler düzelecek desem her şey daha kötü bir hal alıyor.”
💬
“Hiçbir şey sonsuza dek aynı şekilde ilerlemez, Morwenna,” dedi buna inanıyormuş, beni de inandırmak istiyormuş gibi. “İyi tarafından bak, artık sorumluluk sana ait. Kararlarının koca bir soyu tüketmesinden korkmayacaksın çünkü on iki kişiyiz.”
💬
Son cümlesini gülerek söylediğinde istemsizce ben de güldüm. “Siz benim için binlerce tanrıya bedelsiniz,” dedim tüm samimiyetimle. “Asıl şimdi çok daha dikkatli olmam gerekiyor. Elimden geleni yapacağım.”
💬
“Biliyorum, biz de yanında olacağız,” deyip elini bana doğru uzattığında hiç düşünmeden dizginleri tek elime alıp diğer elimi ona uzattım. Atlarımız yakın bir şekilde ilerlerken kollarımız aramızda köprü gibi gerildi.
💬
Kısa yolculuğumuzun kalanı el ele, sessizce geçti. Yeni sarayımızın sınırlarına girdiğimiz sırada ellerimiz ayrıldı. Hava neredeyse kararmıştı ve ilk günümüzü geride bırakıyorduk. Bahçeye açılan büyük ferforje kapının ardında iki insan vardı. Saraydan ayrılırken de yine aynı kişiler oradaydı, aralarında iş bölümü yapmış olmalılar. Kapının kilidini çekip hızla geri geri adımlayarak kendisiyle birlikte kapının bir kanadını da hareket ettirdi ve bize yolu açtı.
💬
Bahçede ilerlerken gözlerim etrafı kolaçan etti. Dışarıda kimse yoktu, sarayın giriş katındaki tüm pencerelerden ışık sızarken üst katlar karanlığa gömülmüştü. Uzun yol boyunca belli aralıklarla zemine sabitlenmiş meşaleler vardı ve ateşler yakılmıştı. Atlarımızın her adımında yakınımızdaki meşalelerdeki ateşler dalgalanıyordu. Gözlerim pencerelerden birindeki hareketliliği yakaladı, gözlerimi kısarak baktım. İçerideki ışığı arkasına aldığı için yüzü net görünmüyor olsa da pencere kenarındaki kişinin Lior olduğunu anlamak zor değildi. Bakışlarının üzerimizde olması gerilmeme neden oldu.
💬
Fıskiyeden akan suyun sesini dinlerken atı durdurdum, ardından çevik bir hareketle yere zıpladım. Elbisemin eteklerini düzeltirken bakışlarım Lior’dan ayrıldı. Kahvaltı yaptığımız salondaydı, muhtemelen akşam yemeği saatlerinde olduğumuzdan aynı salonda toplanmışlardı. Lumi’yle birlikte merdivenleri çıkarken gözlerim açık kapının ardındaki ana girişteydi. Eşikten geçtiğimizde de merdivenlerden inen Lea ve Edwin’ı gördüm. Arkadaşlarımın ben yokken Liorların olduğu salona rahatça giremeyeceklerini biliyordum. Kendilerini yabancı hisseder, rahat edemezlerdi.
💬
“Gideli bayağı oldu, merak etmeye başlamıştık,” dedi Edwin gözleri Lumi ve benim aramda turlarken.
💬
“Harrison’la karşılaştık,” derken boynumu esnettim. “Onu yakalamışken konuşmak istedim.”
💬
Lea, “Ee, bir şeyler öğrenebildin mi?” diye sordu merakla. Göz ucuyla yemek salonuna baktı. “Neyse, bunları yalnızken konuşuruz.”
💬
“Üzerimi değiştirip geleyim, yemek yeriz,” dedim elimi yavaşça Lea’nın omzuna vururken. “Sonra sizi terasımda ağırlarım.”
💬
“Olur,” dedi Lea harfleri uzatarak.
💬
Lumi elbisesinin yaka kısmını çekiştirerek, “Ben de değiştireyim,” dediğinde Lea onun elbisesinin kirlenmiş olan etek kısmına hoşnutsuz gözlerle baktı.
💬
Biz Lumi’yle birlikte merdivenleri çıkarken diğer arkadaşlarımız da alt kata inmek için odalarından çıkıyorlardı. Onları ardımda bırakıp bir kat daha çıktığım ve odama ilerledim. Koridorların aydınlatmaları da halledilmişti, çok aydınlık olmasa da önümü görebiliyordum. Bu loş görüntü hoşuma gidiyordu. Odama girip direkt banyoya yöneldim. Hem yabancılık çekip hem de hiç çekmiyormuş gibi hissetmek garip geliyordu.
💬
Kirlenen kıyafetlerimi çıkarıp kenara bıraktıktan sonra sıcak su ve güzel kokulu sabunlarla bedenimi temizledim. Normalde bu kadar sıcak bir suyun altına girmeyi tercih etmezdim ama bedenimin buna ihtiyacı varmış gibi hissettim. Ki arınıp sudan uzaklaştığım anda kaslarımın gevşediğini fark etmek hislerimi haklı çıkardı. Tam şu an yatağa uzanmak ve derin, uzun bir uykuya dalmak çok daha iyi gelebilirdi.
💬
Bedenimi ve saçlarımı kurularken odanın içinde çıplak bir şekilde gezindim. Kimsenin beni görme ihtimali yoktu, arkadaşlarım bile ben müsaade etmeden odama girmezdi, bu yüzden rahattım. Odadaki en sevdiğim şey ahşap çerçeveli ayna olmuştu. Çerçevesi kalındı, aynanın etrafını bir ağaç dalı sarmış gibi görünüyordu. Çıplak bedenimi incelerken saçlarımın buklelerini parmaklarımla düzeltiyordum ve karnımdaki ize bakmamaya çalışıyordum. O izi yok edebilirdim, benim gücüm yetmese bile yapabilecek tanrılar vardı ama istediğimden pek emin değildim. Sanki Lance’in ahı tenime bir iz bırakmıştı.
💬
Derin bir nefes aldığımda kemikleri belirgin omuzlarım hareketlendi. Göğüslerimi örten uzun saçlarımı arkaya attıktan sonra dolaba yaklaştım. Yeni gardırobumdan bir elbise ve iç çamaşırı takımı aldım. Saf ipekten iç çamaşırlarımın üzerine yine ipek, uzun bir elbise giydim. Elbisemde taş ya da işleme yoktu. Gün bittiğinde ve günün dinlenme aşamasına geçtiğimde bu tür rahat elbiselerin içine girer, arkadaşlarımla zaman geçirir veya odamda olurdum. Eskiyi hatırlamanın dudaklarımda bıraktığı buruk tebessümü aynadaki yansımamla göz göze geldiğimde fark ettim. Tebessümüm yavaşça soldu.
💬
Yüzüme düşen saçı kulağımın arkasına atarken odadan çıktım. Sarayda sessizlik hakimdi. Bunun sebebi sarayın oldukça büyük olması ve bizim sayımızın çok az olmasıydı. Hayatta kalmayı başarabilirsek bizi bekleyen uzun bir yol vardı. Bir soyu büyütmek, birkaç kişinin yüzlerce, binlerce kişiye evrilmesi zaman isterdi. Sürecin ne kadarına şahit olabilirdim bilmiyordum ama bu yeni soyun diğer soylar gibi köklerini oluşturmasını, yıllanmasını istiyordum. Belki bundan yüzyıllar sonra dönüp baktığımda bu günleri gülümseyerek hatırlayacak, kendimle gurur duyacaktım.
💬
Yemek salonuna girdiğimde herkesin içeride olduğunu gördüm. Lior ise hala pencerenin kenarında dikiliyordu. Masadaki düzen yine kahvaltıdaki gibiydi, bu yüzden arkadaşlarımın oturduğu taraftaki başköşeye yerleştim. Saraydaki çalışanlar kokusu tüm saraya yayılan yemekleri masaya yerleştirirken gülümseyerek arkadaşlarıma baktım. Onlarla birlikte kendimiz için yeni bir yuva oluşturuyorduk ve rahat olmalarını istiyordum. Bu saray onlara da ev olacaktı, zamanla onlar gibi ben de bunu kabullenecektim.
💬
Diğer başköşeye oturan Lior’a bakıp, “Tılsım güvende, değil mi?” diye sordum.
💬
Lior bana bakmadan, “Evet,” dedi sadece.
💬
“Onun için güvenli bir alan oluşturmalıyız,” derken çatalı elime aldım. Normalde benimle konuşmak zorunda değildi, ki bu işime gelirdi ama soyla ilgili şeyleri konuşmalıydık. “Yemekten sonra ne yapabileceğimize bakalım, tılsım ortalarda dolanmasın.”
💬
Bakışlarını boş tabaktan ayırıp yüzüme çevirdi. “Ben bir yer ayarladım.” Öfkeli bakışlarını görmek duraksamama neden oldu. Bu bakışının sebebi her zamanki konularla mı alakalıydı yoksa başka bir şey mi vardı? “Arkadaşların nerede olduğunu biliyor, istiyorsan gidip bakarsın.”
💬
“Günlük-”
💬
Daha cümlemi kuramadan, “Ekstra bir şey yok,” diyerek lafımı bölünce kaşlarımı çattım.
💬
Lea çatalı ağzına götürmeden önce, “Deli galiba,” diye mırıldandı. Bence de öyleydi.
💬
Josh, “Yarın Basilisk sarayına uğrayalım,” diyerek kuzeni Lior’a döndüğünde diğer tanrıların da kulak kabarttığını gördüm. Onlar da ailelerinden uzak kalmışlardı ve gitmek istediklerine emindim.
💬
Lior yemeğini yerken, “Neden?” diye sordu.
💬
“Biliyorsun, saraydaki işleri genelde biz hallederdik,” dedi Josh. “Bizim yokluğumuzda annen zorlanıyor olabilir.”
💬
Lior burnundan sert bir nefes vererek güldükten sonra, “Böyle olmasını isteyen oydu,” diye söylendi. “Diğer soy öncüleri ne güne duruyor? Gidip kontrol edecek değilim. Siz gitmek istiyorsanız gün içinde gidip gelirsiniz.”
💬
“Bu kadar kolay gözden çıkaramazsın,” diyen Josh’ın sesi öfkeli yükselince Lior ona göz ucuyla baktı.
💬
Ortam gerilince arkadaşlarımla bakıştık. Sanırım şu an ortamda yokmuş gibi davranmak en iyisiydi. Bir de onların kendi aralarındaki sorunlara dahil olamazdık.
💬
“Farkında değilsin sanırım, ben hatırlatayım,” dedi Lior çatalını Josh’ın yüzüne doğru sallarken. “Gözden çıkarılan bendim.”
💬
Josh, “Öyle olmadığını biliyorsun,” derken daha sakin bir ses tonu kullandı. “Her neyse, bunu onların önünde konuşacak değilim.”
💬
Bizi kastediyor olması tek kaşımı kaldırmama neden oldu. Kulağım onlarda olsa da yemeğimi yemeye devam ettim. Lior sessizce masadan kalkmış olsa da ardında bıraktığı öfke rüzgarını hepimiz hissettik. Diğerleri masadan kalkmadı, bizimle birlikte yemeklerini yemeye devam ettiler. Lior’la birlikte gelen iki tanrıça, Josh haricinde de iki tanrı vardı. Seslerini hiç duyduğum söylenemezdi, yabancılık çeken sadece ben ve arkadaşlarım değildik.
💬
Sakin olduğu kadar gergin bir atmosfere de sahip olan yemek faslı bittiğinde çil yavrusu gibi dağıldık. Onların nereye gittiğini bilmiyordum ama ben arkadaşlarımdan beni tılsımın konulduğu yere götürmelerini istedim. Kendi gözlerimle gördükten sonra rahatlar ve işime devam ederdim. Giriş kattaki koridorlardan birinin sonundaki merdivenlere geldiğimizde kaşlarımı çatarak merdivenlere baktım. Demek ki bu sarayda da görünmeyen katlar vardı. Önden ilerleyen Duane’di. Onun biliyor olmasına şaşırmadım, ben yokken Basilisklerin her hareketini izlemiş olmalıydı.
💬
Alt katın karanlık olduğunu daha basamakların başındayken anladım. Duane merdivenlerden inmeden önce duvardaki meşalelerden birini aldı. Elbisemin eteklerini ayaklarıma dolanmaması için kaldırıp basamakları inmeye başladım. Üst katlar temizlenmiş olsa da alt kattan gelen koyuyu net bir şekilde soluyabiliyordum. Rutubetin ve kirin kokusu şimdiden genzimi yaktı. Tılsımı bu katta muhafaza edeceksen bir an önce temizlenmesi gerekiyordu. Artık en değerli şeyimiz haline gelen tılsımı böyle bir yerde saklayamazdık.
💬
Beklediğimin aksine bizi koridorlar karşılamadı. Sarayın altı bomboş görünüyordu. Boş alanda onlarda silindir kolon vardı, çoğunun gövdesini sarmaşıklar sarmıştı. Duane meşaleyi ileri doğrulttuğunda bir kapı olduğunu ve ateşin yaydığı ışıkla yüzeyinin parladığını gördüm. Ahşap, çift kanatlı bir kapıydı ve bu eskimişliğin ortasında yeni verniklenmiş gibi parıldıyordu. Duane kapıya yönelince gideceğimiz yerin orası olduğunu anladım ama sanki zaten biliyormuş gibi hissediyordum.
💬
“Burası iyi bir seçenek mi sizce?” diye sordum. Sesimi kısık tutmuş olsam da bulunduğumuz kat boş olduğundan yankı oluştu.
💬
Duane, “Başta ben de emin olamadım ama sonra bir şey fark ettik,” derken kapıya daha da yaklaştı. Elini kapının parlak yüzeyine sürttü, ardından kapı kolunu çevirdi. Kapının açılmasını ve içeriyi görmeyi beklerken hiçbir şey olmaması kaşlarımı çatmama neden oldu. “Kapıyı biz açamıyoruz.”
💬
Bakışlarım Duane’e dönerken kaşlarım hala çatıktı. “Nasıl yani?”
💬
“Lior içerideki tanrılardan önce çıktığında ve kapı kapandığında diğer tanrılar kapıyı açamadı, içeride kaldılar,” dediğinde söylediği şey beni şaşırttı. “Kapıyı Lior açtı. Durumun tuhaflığını fark edince tekrar denedik. Gerçekten ben de Edwin da açamadık. Yine Lior açtı.”
💬
“Yani sadece kapıyı Lior mu açabilecek?” diye sordum şaşkınlıkla.
💬
Duane başını bana doğru çevirdiğinde meşaledeki ateş yüzünde gölgeler oluşturdu. “Bence sadece o değil, sen de açabiliyorsun ve bunun özel bir nedeni olmalı.” Kenara çekilerek bana geçebilmem için alan yarattı. “Ve kesinlikle bu odanın bir enerjisi var. Biz yok olan soyun da tılsımını burada sakladığını düşündük.”
💬
Duyduklarımı hazmetmeye çalışırken kapıya yaklaştım ve kapı kolunu sıkıca kavradım. Kolu indirdiğimde kilidin çekildiğini hissettim ve kapı yavaşça açıldı. Bu yüzümde daha büyük bir şaşkınlık yarattı. Duane ise tahmininin doğru çıkmasının keyfiyle güldü. Kapıyı Lior ve ben dışındakilerin açamamasının iyi bir şey olup olmadığı konusunda emin değildim. Tamam, güvenlik açısından iyiydi ama ya başka bir aksilik çıkacak olursa? Peki ben ve Lior bir gün yok olduğumuzda ne olacaktı?
💬
“Çocuklar, bunu sevmedim,” derken kapıyı tamamen açtım ve içeri baktım. Neden sevmediğimden, beni neyin huzursuz ettiğinden bahsedecektim ama odanın içini görünce tüm kelimeler kafamdan uçup gitti.
💬
Odanın ortasında bir insan boyundaki elmas ışıltıyla parıldıyor, doğal bir ışık yaratıyor ve bunu tüm odaya yayıyordu. Odada bu koca elmastan başka bir şey yoktu. Kırmızı tüy tam üstünde elmasa temas etmeden duruyor, havada asılı kalmış gibi görünüyordu ve elmasın yaydığı parıltılar tüyün de ateş gibi görünmesine neden oluyordu. Ağzım açık bir şekilde bu görüntüyü izlerken arkadaşlarım da arkamdan odaya girip yanıma dizildiler. Lea ve Kaida’nın şaşkın mırıltılarına bakılacak olursa onlar da benim gibi ilk kez görüyor olmalılardı.
💬
Lea, “Muhteşem görünüyor,” dedi büyülenmiş gibi tılsıma bakarken.
💬
“Evet,” diye mırıldandım ama gerçekleri de göz ardı etmek istemiyordum. “Yine de kapıyı bizden başkasının açamıyor oluşu ileride sorun yaratabilir. Belki on, belki bin yıl sonra başımıza bir şey gelebilir ve tılsım burada kalabilir.”
💬
“Bence bunun bir çözümü vardır,” dedi Lumi elini omzuma koyup. “Şu an önemli olan güvende olması, bu konuyla ilgili de bir cevap ararız.”
💬
“Cevabını bilmediğimiz konular arttıkça boğuluyormuş gibi hissediyorum,” dedim hislerimi gizlemeden. “Hepsine bir cevap bulabilecek miyiz o bile meçhul.” Başımı arkaya atarak ofladım. “Bitmeyecek, biliyorum ama en azında sorunlar azalsın.”
💬
Lea kollarını belime sarıp, “Sıkma canını, halledeceğiz,” dedi üzgün bir sesle. “Hadi dışarı çıkalım, hava al biraz. Sonra da gidip uyu.”
💬
Lea’ya sarılırken teklifini reddetmedim. Hep birlikte sessizce odayı terk ettik ve Callum kapıyı ardımızdan kapattı. Hava alma isteğinden ziyade onlarla baş başayken konuşmalıydım. Lior belli etmese de soyla ilgili bilgi arayışındaydı, günlüğü okumaya devam etmesinin sebebi atalarını merak ettiğinden değildi. Ben de diğer taraftan hareket etmeli, aklımdaki sorulara cevap bulmalıydım. Zaten soyla ilgili yapılması gereken bir şey olursa Lior bunu bize de söylemek zorunda kalacaktı.
💬
Ana girişe ulaştığımızda sağ koridordan gelen bağırış sesleri bizi duraksattı. Josh’ın sesini duyuyordum, belli ki yine bir araya toplanmışlardı ve aralarındaki o küçük alev büyümüş, tartışmaları harlanmıştı. Arkadaşlarımın kaçamak bakışlarını yakalayınca omuz silkip kapıya ilerledim. Bizden daha sakin görünmelerinin tuhaf olduğu ve bir noktada patlama yaşayacakları zaten en başından belliydi.
💬
Bahçeye çıkmak için merdivenleri indiğimiz sırada gözlerim bahçe boyunca uzanan taş yola kaydığında ve saraya yaklaşan kadını gördüğümde kalbim heyecanla hızlandı. Lydia. Burada olduğuna göre istediğim şeyi verecekti. Kabul etmeyecek olsa neden saraya kadar gelsin ki? Adımlarımı hızlandırdığımda arkadaşlarımın dikkatini çeksem de gözüm Lydia’dan başka bir yere dokunmadı. Havuzun yanında durup onun gelmesini beklerken arkadaşlarım da yanıma gelmişlerdi.
💬
Lydia’nın alaycı bir tavırla, “Hâlâ hayattasınız,” demesi benim de yüzümde alaycı bir ifade oluşmasına neden oldu.
💬
“Herkesin en merak ettiği şey bu sanırım,” dediğimde nahif bir kahkaha attı.
💬
Tam karşımda durduğunda yüz ifadesi ciddileşti. “Harrison benden bir şey istediğini söyledi,” dediğinde direkt başımı sallayarak onayladım. “Aslında verip vermemek konusunda çok düşündüm ama söz konusu olan yeni bir soy olduğundan ve henüz toy olduğunuzdan yardım etmem gerektiğine karar verdim.” Cümlesi bittiğinde elini pelerinin içine soktu ve kalın bir defteri gün yüzüne çıkardı. “Fakat benim de bir isteğim olacak.”
💬
Bir deftere bir ona bakarken, “Tabii, ne istersen,” dedim.
💬
Defteri bana uzatıp, “Lütfen başına bir şey gelmesin,” dediğinde gülümseyerek başımı salladım ve defteri aldım. “Birkaç gün sonra da geri alırım.”
💬
“Dikkat edeceğimden şüphen olmasın,” dedim kendimden emin bir şekilde. “Çok teşekkür ederim. Bana nasıl bir iyilik yaptığını bilemezsin.”
💬
Gülümseyerek, “Umarım bir faydası olur,” dedikten sonra arkamda duran arkadaşlarımın yüzlerine tek tek baktı. “Size vereceğim tek tavsiye sabırlı olmanız. Her şey birkaç güne düzeliyor olsaydı neredeyse bin yıllık olan hayatımda çok daha iyi anılarım olurdu.” Gülümsemesi buruk bir hâl aldı. “Kendinize dikkat edin, bir şey olursa beni bulun.”
💬
Lydia arkasını dönüp bizden uzaklaşırken defteri göğsüme bastırdım. Haklıydı, bazen acele ediyorduk ama biz onun kadar tecrübeli değildik. Şimdi yapmam gereken arkadaşlarıma yarın planımızı hayata geçireceğimizi söylemek, nasıl yapacağımızı anlatmak ve sonrasında da odama çekilip bu değerli defterin kapağını açmaktı. Belki içinde aradığımdan fazlasını bulamazdım ya da bulduklarım yeterli gelmezdi fakat şimdiden çok değerli bir hazineyi tutuyormuşum gibi hissediyordum.
💬
˚⊱🔮⊰˚
