💬

˚⊱🔮⊰˚
💬
🎧: Witchsnook, Blue Moon
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
16. BÖLÜM
💬
“Kızıl Kuğu”
💬
Carmenta.
💬
Onun karşımıza geçip kim olduğunu söylemesine gerek yoktu. Buradaki herkes onun kim olduğunu biliyor, bilmekten de ziyade hissediyordu. Carmenta, Yaratıcı Tanrılardan biriydi.
💬
Şaşkınlıkla etrafıma bakındığımda benim haricimde başını kaldıran kimsenin olmadığını, hepsinin başının çimlere yaslı durduğunu gördüm. Yanımdaki adama baktım, Lior da aynı şekilde duruyordu. Yanlış bir şey yapıyor olduğum düşüncesiyle başımı eğmek istediğimde bunu yapamadığımı fark etmek tedirgin olmama neden oldu.
💬
“Morwenna,” dediğinde Tanrıça Carmenta, başım hızla ona doğru döndü ve göz göze geldik. O an onun sesini ikinci duyuşumdu ve bu kez tanıdıklığın nereden geldiğini anlayınca gözlerim irice açıldı.
💬
“Siz…”
💬
“Seninle konuşan bendim,” diyerek tahminimi doğruladı. “Buraya size bir hediye vermek için geldim.”
💬
“Özür dilerim, ben,” dedim parmaklarımı toprağa geçirerek. “Başımı eğemiyorum.”
💬
“Çünkü senin beni görmene izin veriyorum,” derken dudakları yukarı kıvrıldı. Artık yeşil gözlerinden ışık yayılmıyordu, karanlıkta durmuş bir gölü izliyormuş gibi hissettim. “Diğerlerinin aksine.”
💬
“Yanlış bir şey mi yaptım?” diye sordum tedirginliğimi gizlemeden. Sanki gizlemeye çalışsam da başaramayacakmışım gibi geliyordu.
💬
“Hayır,” dedikten sonra eğildi, kucağındaki kırmızı tüylü kuğuyu yere bıraktı. “Onu sizin için getirdim.”
💬
“Kuğu,” diye fısıldadığımda kuğunun mavi gözleri, mavi gözlerimle birleşti. “Hediyenize çok iyi bakacağım. Teşekkür ederim.”
💬
“Bakmak zorundasın, Morwenna,” dedi ciddi bir ifadeyle. “O size iyi bakacak, siz de ona. Bu kuğu artık sizin sarayınızın tılsımı.”
💬
Kekeleyerek, “Tılsımı mı?” diye sordum. Bu da ne demekti?
💬
“Evet, tılsım,” dedi bana yaklaşan kuğuya bakarken. “Kızıl Kuğu.” Kuğuya bakarken gülümsedi. “Beyaz tüyleri kana bulanmış gibi değil mi? Bu sana bir şey anımsatıyor mu?”
💬
Sertçe yutkunup tam önümde duran kuğuya baktım. “Üzgünüm, anımsatmıyor.”
💬
“Hayatın döktüğün kanla değişti,” demesi üzerine kuğudaki bakışlarım donuklaştı. “Dökülen kanların temizlenmesi imkânsızdır. Yaptığınız hiçbir anlaşma, ettiğiniz hiçbir yemin tekrar kan dökülmeyeceği anlamına gelmez fakat bu kuğu her şeyi değiştirecek.” Kuğu yüzüme bakarken yavaş hareketlerle kucağıma tırmandı. “Bu terk edilmiş saray tekrar canlanacak, tekrar bir soy büyüyecek.”
💬
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken bakışlarım tanrıçanın yüzünü buldu. Soy mu?
💬
Tanrıça Carmenta gülümsedi. “Bu soyu büyütmek, tanrıları kabul etmek artık siz ikinizin görevi,” derken göz ucuyla Lior’a baktı. “Şimdi iki kişisiniz. Yanınıza aldığınız o birkaç tanrı ve siz, yüzyıllar sonra büyük bir soya dönüşecek, diğerlerinin yanında yerinizi alacaksınız.”
💬
“Bu bir ceza, değil mi?” diye sordum titreyen sesimle.
💬
“Bu bir hediye, Morwenna,” derken sesindeki şefkat beni neredeyse ağlatacaktı. “Bir gün bana teşekkür etmek istersen nereye geleceğini biliyorsun. Seni duyacağımdan şüphen olmasın.”
💬
“Diğer tılsımlar bir insana, bebeğe dönüşmüşken…”
💬
“Ne zaman onlara baksalar önemli bir şeyi korumanın ne denli dikkat gerektirdiğini anlayacaklar,” dedi mayıştıran, nahif sesiyle. “Şimdi onlar da bir insana muhtaç olacaklar. Ya koruyacaklar ya da yok olacaklar.”
💬
Kollarımı kucağımdaki kuğunun etrafına sararken bedenim titriyordu. “Sözlerinize kulak vereceğim.”
💬
“Sözlerime değil, kalbine,” dedikten sonra yavaşça arkasını döndü. “Kuğu bu gece sizinle uyusun, tüm gece sizin enerjinizle bağlanmasına izin verin. Yarın yanınıza aldığınız tanrılarla da bağlanmasını sağlayın. Evrende düzen yoksa siz hiçbir şeysiniz, bunu unutmayın.”
💬
Bir ışıkla gecemizi aydınlatan Tanrıça, o ışıkta kayboldu ve gece yine üzerimize çöktü. Onun gidişiyle herkesin buz tutan bedeni çözüldü, yavaşça başlarını kaldırdılar ve sarsılmış bir şekilde birbirlerine baktılar. Onu görememişlerdi fakat duyup duymadıklarını merak ediyordum. Karmaşık bir ifadeyle Lior’a baktığımda onun da aynı ifadeyle kucağımdaki kuğuya baktığını gördüm. Duymuş muydu?
💬
Kısık sesle, “Soy mu?” diye sorması beni rahatlattı. Aksi halde onlara konuşulanları anlatmakta zorluk çekerdim. En önemlisi bana inanmayabilirlerdi.
💬
Bir anda etrafımızı çevrelediler. Anne ve babam tam karşıma geçtiklerinde hâlâ dizlerimin üzerindeydim, başımı kaldırıp onlara baktım. Babam yaşadığı şoku saklamadan kuğuya bakıyordu. Diğer herkes gibi. Düşüncelerim, yaptığım planlar, her şey tepetaklak oldu. Asıl şimdi ne yapacağımı bilmiyordum.
💬
“Yeni soy mu oluşacak?” diye sordu kalabalığın arasından biri.
💬
“İki kişiyle soy mu olur?” diye sordu bir diğeri.
💬
Uğultular artmaya başlayınca babam elini kaldırıp, “Sessiz olun!” diye bağırdı. Sesler bir anda kesildi. “Eğlence bitti! Soy öncüleri hariç herkes masalarına dönsün ve beklesin. Biz konuştuktan sonra öncüleriniz size gerekli açıklamayı yapar.” Hiçbir hareketlilik olmayınca bu kez, “Hareket edin!” diye bağırdı daha gür bir sesle.
💬
Tanrılar dağılırken yanımızda sadece soyların öncüleri ve Bağımsız Tanrılar kaldı. Lior ayaklanırken ben de kucağımdaki kuğuyla ayağa kalkmaya çalıştım ama gelinlik yüzünden zorlanınca babam doğrulmamda yardımcı oldu. Düğün anında bile tüm gözlerin üzerimde olması bu kadar gerilmeme neden olmamıştı. Şu an ne tür gözlerle baktıklarını çözemiyordum.
💬
“Soylar böyle oluşmaz,” diye mırıldandı Arianwen oğlunun kolunu tutarken.
💬
Tanrıça Jasmine şaşkınlıkla, “Yok olan soylar gördüm ama ilk kez böyle bir var oluşa şahit oluyorum,” dediğinde diğerleri de ona katılıyormuş gibi başlarını salladılar.
💬
“İçeri geçelim, kuğu için de güvenli bir yer ayarlayalım,” dedi babam hâlâ kolumu tutarken. O yürümeye başladığından ben de hareket etmek zorunda kaldım.
💬
Biz önde, diğerleri arkamızda saraya doğru ilerlerken, “Duydun, bu gece bizimle kalmasını söyledi,” diye mırıldandım.
💬
Babam, “Sen bir şey yapmamışsındır umarım, Morwenna,” diye fısıldadı sadece benim duyabileceğim şekilde. Kaşlarımı çatarak ona baktım. “O gün imasını yaptın. Şimdiye kadar da onlarla iletişimde olan sendin. Yine iletişime geçip bunu yapmalarını mı istedin?”
💬
“Ben kimim ki onlardan istediğimi alabileceğim?” diye sorarken sesim onunki gibi kısıktı. Muhtemelen ona yaptığım soy imasını diğerlerinin öğrenmesini, bu konudan beni sorumlu tutmalarını istemiyordu. “Ciddi değildim diyemem ama bir şey yapmadım.”
💬
Babam yan gözlerle bana bakarken merdivenleri çıkıp sarayın büyük ana girişine girdik. Bir an nereye gideceğini bilmediğinden etrafına bakınınca annem, “Buradan,” diyerek sağ taraftaki kapılardan birini işaret etti. Annem önden ilerleyerek bize yolu gösterdi. Saray işleriyle o ilgilendiğinden buraya hakimdi.
💬
Annemin arkasından içeri girdiğimizde bizi büyük bir salon karşıladı. Büyük olmasına rağmen boş görünüyordu. Neredeyse salonun zeminin yarısını kaplayan halıyı gördüğümde şaşırdım. Diğer hiçbir sarayda böyle bir şey görmemiştim. Halı salonun ortasına konmuş uzun masanın altında kalıyordu. Meşeden yapılmış masa dikdörtgendi, çevresine yirmiye yakın gösterişli, altın detaylara sahip sandalye yerleştirilmişti. Masaya yaklaşırken gözlerim tavandan sarkan devasa büyüklükteki kristal avizeye kaydı. Avizede yeni konulduğu belli olan uzun, beyaz mumlar vardı.
💬
Kucağımdaki kuğuyla annemin yanındaki sandalyeye oturduğumda babam oturmak yerine başköşedeki sandalyenin arkasına geçti, ellerini sandalyenin sırt kısmına bastırırken gözleri kucağımdaki kuğudaydı. Diğer herkes gibi. Parmaklarımı kucağımda gözleri kapalı bir şekilde duran kuğunun kırmızı tüylerinin arasında gezdirdim. Ona dokunmak tuhaf hissettirmeye başladı.
💬
“Ortak bir soy,” dedi Tanrıça Jasmine çenesini okşarken. “Saraya yerleşmesi için hangi tanrıları seçtiniz? Onların da soyun tanrılarına dönüşeceğini söyledi.”
💬
Göz ucuyla babama baktıktan sonra, “Altı arkadaşım benimle olacak,” diye yanıtladım.
💬
“Ben de kuzenim Josh’la birlikte altı kişi seçtim,” dedi Lior çatık kaşlarla masanın yüzeyine bakarken. “On dört kişilik soy.” Kendi cümlesine güldü.
💬
Siyah Mantar soyunun öncüsü Tanrı Cian ellerini masaya koyarken, “Zaten soylar bir günde oluşmuyor,” deyip sesli bir nefes verdi.
💬
“Ama bazı oturmayan noktalar var,” diyen Kovan soyunun öncüsü Tanrı Soren’di. “Her yıl Yeşilbudak Töreni var. Bu, bu soyun çok uzun ömrü olmadığını gösterir.”
💬
Böyle bir şeyi düşünmüş olması beni şaşırttı çünkü böyle bir durumun içindeyken tören düşüneceğim son şeylerden biriydi. Haklıydı. Soya mensup olacak tanrılar evlenip çocuk yapsa dahi soyun ömrü yüzyılı bulmazdı. Üstelik tek sorunun bu olduğunu da düşünmüyordum. Zihnim sakinleşse, yalnız kalıp bu durumu enine boyuna düşünsem eminim ki daha fazla sorunla karşılaşırdım.
💬
Lior, “Yok olmak istiyorsanız bu şekilde olun demenin başka yolu,” diye mırıldanınca ona baktım. Masadaki bakışlarını bana çevirdi. “Öyle de olacak.” Yüzünü buruşturdu. “Üreme gibi bir düşüncem yok.”
💬
Babam benden önce davranıp, “Laflarına dikkat et,” dedi sertçe. “Kimlerin karşısında olduğunu unutma.”
💬
Lior tek kaşını kaldırıp babama baktı. “Cümlelerimi her zaman dikkatli kurarım. Ne o, kızının ölmesinden mi korktun? Hatırladığım kada-“
💬
Cümlenin devamını tahmin edebildiğimden, “Kes sesini,” diyerek araya girdim. “Benim de öyle bir niyetim yok zaten, oturup ölmeyi bekleriz.”
💬
Alaycı bir tavırla, “Giderken arkadaşlarını da yanına alacak olman ne acı,” dediğinde, “Sen de kuzenini,” diyerek karşılık verdim. Lior’un kaşları çatıldı.
💬
“Cyril,” dedi annem, babama dönerek. “Yeni bir soyun oluşumuyla ilgili bir şeyler biliyor musun? Şahit olmadığını biliyorum fakat en azından elimizde bilgiler olmalı.”
💬
Babam ayakta dikilirken parmaklarını sandalyenin sırt kısmına ritmik bir şekilde vurmaya başladı. “Bilmiyorum ama öğrenebiliriz,” diye mırıldandı. “Papirüslere bakarız.”
💬
“Sen de mi bir şey bilmiyorsun Harrison?” diye sordum çatık kaşlarla masanın yüzeyine bakan yaşlı tanrıya.
💬
Harrison başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı. “Biz Bağımsız Tanrılar bu masadaki herkesten daha yaşlı olabiliriz ama şu anki soylar bizlerden de yaşlı, Morwenna,” diye yanıtladı sorumu. “Cyril’ın dediği gibi öğrenebiliriz, öğrenilmeyecek şey değil.”
💬
Tüm bakışlar, “Aslında benim bildiğim bir şeyler var,” diyen Arianwen’e çevrildi. Oğlu Lior da tek kaşını kaldırarak annesine baktı. “Yani şahit olduğumdan değil tabii. Basilisk soyunun ilk öncülerinden biri de benim atalarımdandı. O zamanlar yazdığı günlük hâlâ sarayın kütüphanesinde duruyor.”
💬
“İşte bu çok iyi oldu,” dedi babam gözleri parıldarken. Tuhaf bir parıltıydı. “Birilerini gönderelim günlüğü alması için.”
💬
Lior, “Hayır,” dediğinde babamın kaşları çatıldı, bakışları hızla Lior’a döndü. “Sizin bu konuya dahil olmanıza gerek yok.”
💬
“Nasıl yok-“
💬
“O haklı,” dediğimde babamın yüzüne yayılan şaşkınlık beni tatmin etti. Lior da benden böyle bir karşılık beklemediğinden şaşırmıştı. “Bugünden itibaren sizinle aile bağı haricinde bir bağımız kalmıyor. Dahil olmanızın bir anlamı da kalmıyor çünkü artık ayrı soylarız. Ayrıca çocuk değiliz.”
💬
Lior’un dikkatli bakışlarının ağırlığını hissetsem de gözlerimi babamdan ayırmadım. Yüzü saniyeler içinde on farklı renge büründü. Ne düşünüyordu ki? Kendi soyu gibi yeni oluşturacağımız soyu da idare edebileceğini mi? Ne onun ne de Arianwen’in karışmasına izin verirdim. Hoş babamın aksine Arianwen çok da karışmaya istekliymiş gibi görünmüyordu.
💬
“Bu basit bir şey değil,” dedi babam inatla. “Doğru adımlar atmazsanız felaketle sonuçlanır.”
💬
Alaycı bir şekilde gülmekten başka bir şey yapmadım. Onun umurunda olmadığımı bu evrendeki herkes biliyordu. Bu laflarına kanacağımı mı düşünüyordu?
💬
Lior, “Josh,” dediğinde gözlerimi yavaşça ona çevirdim. Siyah gözlerinin hâlâ bende olduğunu görünce kaşlarım çatıldı. “Şu an sadece sana güvenebilirim. Günlüğü gidip kütüphaneden al ve gel. Yarın kendi aramızda bu konuyla ilgilenelim.”
💬
“Tamam, ben hallederim,” dedi Josh ayaklanırken. “Uzun sürmez.”
💬
Lior başını sallarken bakışları yüzümden ayrıldı. Tekrar babama baktığımda parmaklarının sandalyenin ahşap kısmını sıkıca kavradığını gördüm. Lior’la ortak bir noktada birleşmemizi beklemiyordu. Bence onun asıl öfkelendiği şey bu değildi. Tanrı Cyril, sonrasında olabilecek şeyleri düşündükçe öfkeleniyor, ihtimaller onu içten içe korkutuyordu. Beni en iyi o tanırdı. Ben sadık bir tanrıçaydım. Soyuma, halkıma, aileme sadıktım. Onlar için kendi canımı da ortaya koyduğum anlar olmuştu. Fakat babam, rüzgâr benim için ters yönden esmeye başladığında nasıl birine dönüşebileceğimi de çok iyi biliyordu.
💬
Rüzgâr on gündür ters yönden esiyordu.
💬
“O halde ben kuğumuzu güvenli bir yere koyayım ve düğünümüze kaldığımız yerden devam edelim,” dedim sevimli bir gülümsemeyle. Ayağa kalkarken babama bakmadım. “Anne, benimle gelir misin? Sarayı benden daha iyi biliyorsun.”
💬
Annem bir an ne diyeceğini bilemiyormuş gibi yüzüme baksa da sonrasında, “Tabii ki,” diyerek sandalyesinden kalktı.
💬
Biz annemle salonun kapısına ulaşana kadar kimsede hareketlilik olmadığını fark edince omzumun üstünden onlara baktım. “Hâlâ oturuyor musunuz? Eğlenmek için gelmediniz mi? Çıkıp eğlenin, birazdan size katılırız.”
💬
Cümlelerimin ardından bir daha onlara bakmadım ve annemle birlikte salondan çıktım. Biz merdivenleri çıkarken salondan gelen seslerle sonunda hareket edebildiklerini anladım. Onların aksine benim kafama takılan başka bir şey daha vardı. Tanrıça Carmenta bu gece kuğunun bizimle uyumasını istemiş ve bağ kurulması gerektiğini söylemişti. Bu da kırmızı saçlı tanrıyla aynı yatakta yatmam gerektiği anlamına gelirdi. Gözlerim kısıldı. Ayrı ayrı bağ kursak olmaz mıydı?
💬
İkinci kattayken annem durup, “Nereye götürelim?” diye sordu.
💬
Sesli bir nefes verirken gözlerimi sıkıca yumup geri açtım. Böyle bir ihtimal varsa da şu an bilmiyorduk, riske atamazdık. Tanrıça Carmenta’yı dinlemek en mantıklısıydı. Anneme dönüp, “Ortak odaya,” dediğimde annem duraksadı.
💬
“Emin misin?”
💬
“Bu gece kuğuyla bağ kurmamız söylendi, duymadın mı?” diye sordum gözlerimi devirmeden önce.
💬
“Öyle diyorsan,” diye mırıldandı merdivenlere ilerlerken. “Oda üçüncü katta.”
💬
Sessizce annemi takip ettim. Saraya ilk girdiğimde üçüncü katı merak etmiştim ama içten içe de orada olduğunu biliyordum çünkü üçüncü kat bana daha öncesinde soy büyüklerine ayrılan bir yermiş gibi gelmişti. Hızlı adımlarla merdivenleri çıkıp diğer katlardan daha loş bir ortamı olan üst kata çıktık. Merdivenlerin bitimi hemen sarayın dışından görünen kubbelerden birinin altındaydı. Sadece iki koridor vardı. Sağ koridorda üç, sol koridorda dört kapı olduğunu gördüm. Bu da bu kattaki odaların diğerlerinden çok daha büyük olduğu anlamına gelirdi.
💬
Annem koridorlardaki değil, merdivenlerin hemen karşısındaki çift kanatlı kapıya ilerledi. Bembeyaz kapının üzerinde altın sarısı motifler vardı. Annem kapıyı açıp içeri girdiğinde ve odadaki birkaç kil kandili yaktığında oda aydınlandı. İlk dikkatimi çeken şey bu odanın dışarıdan gördüğüm o büyük kubbenin altında olduğuydu. Cam konik kubbe, devasa büyüklükteki odanın tam ortasındaydı ve odada değil, gökyüzünün altındaymışız gibi hissettiriyordu. Büyüleyici görüntü karşısında donup kaldım.
💬
Bakışlarım odada gezindi. Büyük bir yatak tam odanın ortasında, cam kubbenin altındaydı. Yatağın dört bir yanına dikilmiş, yatağı çevreleyen tahta direklerden siyah tüller sarkıyordu. Odanın bir duvarı giysiler, bir duvarı kitaplar için ayrılmıştı. Işık yeterince aydınlatmadığı için karanlık bir köşede kalan oniks taşından küvet, taşın renginden dolayı daha kasvetli görünüyordu. Odanın içinde yürümeye başlayana kadar zeminde halı olduğunu fark etmedim. Büyük, uzun, dikdörtgen şeklindeki halı yatağın altından odanın iki ucuna uzanıyordu. Şimdi eskiden burada yaşayanları daha çok merak ediyordum.
💬
Kızıl tüylü kuğuyu yatağın üstüne bıraktım. “Biz gelene kadar burada güvende olur,” diye mırıldandım. Gözlerimi yatağın ayak ucu tarafında kalan, terasa açılan kapıya çevirdim. “Kapılar da kapalı, sorun olmaz.”
💬
Terasa çıkma isteğimi bastırmaya çalışırken anneme döndüm. Kapıda durmuş bana bakıyordu. Daha fazla üzgün bakışlarının altında ezilmemek için kapıya ilerledim. Odadan çıktığımda annem de arkamdan çıkıp kapıyı kapattı. Normalde de taşlı, işlemeli elbiseler giyiyor olsam da üzerimdeki gelinlik gerçekten ağırdı, yürürken yavaş adımlar atıyordum. Sanki biraz hızlı yürüsem elbise korsenin sıkılığından dolayı düşmezdi ama ben dizlerimin üstüne düşerdim.
💬
Basamakları inerken, “Bu gece burada kalmamı ister misin?” diye sordu annem.
💬
Alaycı bir şekilde gülerken ona bakmadım. “Neden? Aramızda yatacak değilsin ya?” Bakışlarım omzumun üzerinden ona döndüğünde pelerinimin yakalarındaki yumuşak tüyler yüzüme sürtündü. “İşleri yoluna koyalım, sonra istediğin zaman gelirsin.” Önüme döndüm. “Babam için aynı şeyi söyleyemem.”
💬
“Baban-“
💬
“Lütfen,” diye mırıldandım. “Bana onu savunacak bir cümle kurma. Biliyorsun sen de savunulacak bir yanı olmadığını. Belki bir gün neden bana karşı böyle olduğunu o değil de sen anlatırsın.”
💬
“Anlatacak bir şey yok ki,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırarak başımı salladım.
💬
“İşte bu daha kötü.”
💬
Saraydan çıkana kadar annemin gözleri hiç üzerimden ayrılmadı, ben de hiç ona bakmadım. Daha önce onun zihnine kontrolüm dışı sızdığımda babamla olan tartışmalarını görmüştüm. Babamın bana karşı olan tavırlarının onu ne kadar sinirlendirdiğini bir kereliğine de olsa görme şansım olmuştu. En azından annemin beni sevdiğini biliyordum. Hiç birilerinin sevgisine ihtiyaç duymamış, sevilmezsem dağılırmış gibi hissetmemiştim ama annem de babam gibi olsaydı eğer, kalbimi ayakta tutabilmem çok daha zor olurdu.
💬
Dışarı çıktığımızda tanrıların kendi soyları arasında eğlendiğini, gülüşmelerin ve sohbetlerin şen sesler yaydığını gördüm. Babam diğer soy büyükleriyle beraberdi. Lior, Basilisk soyundan tanrılarla birlikte bir masada oturmuş sohbet ediyordu, gergin bir konuşma olduğunu onları duymadan hissedebiliyordum. Gözlerim arkadaşlarımın oturduğu masaya kaydığında annemin yanından ayrılıp onların yanına gittim. Bu konu benim kadar onları da ilgilendiriyordu çünkü artık farklı bir soya mensup olacaklardı.
💬
Kabul etmeme şansları var mıydı? Sanırım bunu Basilisklere ait günlük geldiğinde anlayacaktık.
💬
En uçta kalan sandalyeyi çekip Kaida’nın yanına oturduğumda arkadaşlarımın bakışları yüzümü buldu. Hepsi merakla bana bakıyordu. Oturunca üzerimdeki o ağırlık azaldığından rahatça geriye yaslanıp derin bir nefes aldım. Günlük gelmeden önce onlarla ne düşündükleri hakkında konuşmalıydım. Çoğunun ailesi, kardeşleri vardı. Aileleriyle aile bağı kopmayacak olsa da soy bağları kopacaktı.
💬
“Ne konuştunuz bakalım ben yokken?” diye sordum ellerimi masanın üstüne koyarken.
💬
Lea, “Soy işini,” deyip diğerlerine kaçamak bakışlar attı. “Tanrıçanın söylediklerini bizler de duyduk.”
💬
“Artık farklı soyda mı olacağız?” diye sordu Edwin merakla. “Bu her şeyi değiştirir mi?”
💬
Omuz silktim. “Ben de sizin bildiğinizden fazlasını bilmiyorum,” dedim düşünceli bakışlarımı ellerime indirerek. “Basilisklerin elinde bir günlük varmış. Arianwen’in atalarından birine aitmiş. O günlükte Basilisk soyunun var olduğu zamanlar yazılıymış.”
💬
Lumi çatık kaşlarla masayı süsleyen beyaz örtüye bakarken, “Seninle yaşamak, bu sarayda olmak sorun değil elbette,” dediğinde devamında ne söyleyeceğini tahmin edebiliyordum. “Fakat soy değiştirmek… Bilmiyorum. Şu an bu çok fazla geliyor.”
💬
Elimi uzatıp karşımda oturan Lumi’nin masanın üstündeki elini tuttum. “Endişelerinizin farkındayım,” diye fısıldadım. “Üstelik her yıl kutladığımız Yeşilbudak Töreni de var.” Bu cümlem diğerlerinde de bir farkındalık uyandırdı ve birbirlerine endişeyle baktılar. “Sizi tehlikeli bir işe dahil etmek istemem. Günlük geldiğinde neler olduğuna bakacağız. Bir cevap bulamazsak da tekrar Tanrıça Carmenta’yla iletişime geçmeye çalışırım.”
💬
Callum, “Belki bizim için bir ihtimal vardır ama senin için yok,” deyince bakışlarım ona döndü. “İşler senin açından bu kadar karmaşık hale geldiği için üzgünüz.”
💬
Duane başını salladı. “Senin için de bir ihtimal olmasını isterdim.”
💬
Gülümseyerek, “Benim için endişelenmeyin,” desem de ben kendim için içten içe endişe duyuyordum. “Her şey benim için zaten karmaşıktı. Düzeleceğinden yana bir umudum da yoktu.”
💬
Kaida kollarını omuzlarıma sararak bana sarıldığında başımı yana eğip başına yasladım. “Benim için sorun değil,” dedi Kaida. “Soyuna bağlanabilirim.”
💬
Gülümseyerek başımı başına sürttüm. “Halledeceğiz.”
💬
Duane’in dikkatle Kaida’ya baktığını gördüm. O Kaida’ya hep böyle dikkatle, ilgiyle bakardı. Eminim ki Kaida’nın soyuma dahil olacağını söylemesi onun kafasını daha çok karıştırmıştı. Peşinden gelmek istiyordu, hissedebiliyordum. Kaida bu ilginin ne zaman farkına varırdı bilmiyordum, sanırım Duane’in bakmak, izlemek dışında daha farklı şeyler yapması gerekiyordu.
💬
Arkadaşlarımı izlerken bakışlarım Basilisklerin masasına yaklaşan Josh’a çevrildi. Lior’un karşısında durduğunda Lior başını kaldırıp ona baktı ve Josh, pelerininin altından koyu kırmızı deriden büyük bir defter çıkardı. Oldukça kalın bir defterdi ve sayfalarının sararmış olduğunu aramızdaki mesafeye rağmen görebiliyordum. Dediği gibi hızlı gelmişti. Bakışlarımı onlardan ayıracakken Lior başını çevirince göz göze geldik. Gözlerini benden ayırmadan günlüğü Josh’tan alıp masanın üstüne koydu ama açmadı.
💬
“Tanrı Cyril ne yapmayı planlıyor?” diye soran Duane’le bakışlarım Lior’dan ayrıldı ve Duane’in yüzünü buldu.
💬
“Hiçbir şey,” dediğimde Duane’in kaşları çatıldı. “Ne babam ne de Basiliskler bu işe dahil olacak. Bize ait bir soysa sadece bizi ilgilendirir.”
💬
Lea dudaklarını büktü. “Babanın uzak durabileceğine inanıyor musun?”
💬
Tek kaşımı kaldırarak, “Babam diğer soyların meselelerine karışabiliyor mu?” diye sordum. “Artık ben farklı bir soyun öncüsüyüm ve benim soyumun durumu onu ilgilendirmez. Uzak durması gerektiğini anlayacaktır. Anlamasını sağlarım.”
💬
“Savaş bayraklarını çekmişsin,” dedi Edwin gözlerini kısarak. “Yapmak istediğine emin misin?”
💬
“Benim niyetim savaşmak değil ki,” deyip omuz silktim. “Her şeyin farkına varsa yeter. Onunla başka bir dilden konuşacağım.” Sırtımı dikleştirdim. “Her neyse. Sizin için de oda ayarlandı mı?”
💬
Lumi başını salladı. “Evet, hepimiz ikinci kattayız,” diye yanıtladı. “Siz hariç gelecek tüm tanrılar aynı kattı. Sizin için de üçüncü katta bir ortak oda, iki de ayrı oda ayarlamışlar.” Elini alnına vurdu. “Tanrım! Basilisklerle aynı katta olacağız.”
💬
Lea yüzünü buruştu. “Hatırlatma,” diye söylendi. “Yanlış hatırlamıyorsam beş Basilisk halkından beş de bizim halkımızdan olan insan da sarayda kalacak. Saray işleriyle ilgilenecekler.”
💬
Kaşlarımı çatıp, “Ailelerinden koparılmadılar değil mi?” diye sordum.
💬
“Yok yok,” dedi Kaida elini iki yana sallayarak. “Zaten insanlara sormuşlar isteyip istemediklerini. Gönüllü olanlardan seçilmiş.”
💬
Dirseğimi masaya yaslayıp çenemi avucuma bastırdım. “Acaba insanlar için şehir kurmamız da gerekecek mi?”
💬
“Sanmıyorum,” dedi Duane. “Bu hemen olabilecek ya da biraz oradan biraz buradan alalım mantığıyla ilerlenebilecek bir şey değil.”
💬
“Bilmiyorum,” dedim dudak bükerek. “Sonuçta sizler de başka soydansınız ve Carmenta dahil olmanızı söyledi.”
💬
Biri sandalyeme elini koyup, “Morwenna,” dediğinde başımı kaldırdım. Karşımdaki annemdi. “Düğünü bitirmeye karar verdik. Yeterince olaylı bir akşamdı, saat de geç oluyor.”
💬
“Siz bilirsiniz,” dedim etrafa bakınırken. “Nasılsa öylece oturuyorum.”
💬
Annem, “Gidelim biz,” deyince bakışlarım tekrar ona döndü. “Kalmamı istemediğine emin misin?”
💬
Annem ayağa kalkacağımı anlayınca geri çekildi. Yavaşça ayaklanırken, “Eminim,” dedim. “Çıkan sorunları kendim de halledebiliyorum, biliyorsun.”
💬
“Elbette biliyorum,” deyip bana sarıldığında ona karşı koymadım, ben de ona sarıldım. “Aklım sende kalacak. Bir şeye ihtiyacın olursa haber vermeyi unutma. Babanı düşünmene gerek yok, ben varım.”
💬
“Biliyorum,” diye mırıldanıp sırtını okşadım, ardından uzaklaşıp gözlerinin içine baktım. “Beni merak etme. Çözeceğim bu durumu.”
💬
Gülümseyip, “Şüphem yok,” dedi tüm samimiyetiyle.
💬
Arkadaşlarım da ayaklanırken diğer soylara da haber verilmiş olmalı ki masalardaki tanrılar, masalarını terk etmeye başladı. Hâlâ ortada duran sunağın önüne kadar arkadaşlarımla ve annemle yürüdüm. Tüm soy büyükleri oradaydı. Onların tebriklerini kabul ederken Lior’un da arkamda durduğunu fark ettim. O da düz bir yüz ifadesiyle tebrikleri kabul ediyordu. Benim gibi bu saçmalığın bir an önce bitmesini istediğine emindim. Tebrik edilecek bir şey olmadığını bilmelerine rağmen usullerin ardına saklanmaları biraz komikti.
💬
Lior ve ben yan yana dururken bizimle kalacak olan tanrılar arkamızdaydı, öylece durmuş bahçeyi terk eden tanrıları izliyorduk. Bahçenin tamamen boşalması uzun sürdü, bu süreçte babamın birkaç kez dönüp bize baktığını gördüm. Onunla sarayda yalnız kalacaklara şimdiden üzülüyordum çünkü önüne gelene öfkesini kusacaktı. Konudan kapı dışarı edilmesini hazmetmesi zaman alacaktı.
💬
“Sonunda,” dedim herkesin gittiğinden emin olup arkamı dönerken. “Hiç gitmeyecekler sandım.”
💬
Arkadaşlarımla birlikte saraya ilerlerken Basiliskler arkamızda kaldı. Lior, “Kuğu nerede?” diye sorunca ona bakmadan, “Gel de gör,” diye söylendim.
💬
Arkamızdan gelmeleri uzun sürmedi. Sarayın büyük ana girişinde toplandığımızda kimsenin nereye gideceğini bilmemesi Lea’nın küçük çaplı bir sinir krizi geçirmesine neden oldu. Bu kutsal görevi üstlenip önden ilerleyerek hepimizi üst kata çıkardı. Arkadaşlarım nereye gideceklerini bildiklerinden ikinci katta durup Basilisk tanrılarını sol taraftaki koridora yönlendirdi ve istedikleri odaya yerleşebileceklerini söyledi. Bizimkiler de sağ taraftaki koridora yönelmişti.
💬
“Siz de üst kata,” dedi Lea üçüncü kata çıkan merdivenlere ilerlerken. “Odalarınızı göstereyim de artık kendi odama gideyim, sıkıldım bu elbiseden.”
💬
Lior, arkamızdan basamakları çıkarken, “Umarım her an böyle söylenip durmuyorsundur,” diye homurdandı.
💬
Lea’nın ona omzunun üstünden attığı bakışları görünce bir an kendimi tutamayıp güldüm. “Söylenip dururum ben,” diye çıkıştı Lea. “Erkenden kaçıp gitseniz keşke.”
💬
Lior alaycı bir tavırla, “Biz değil de sen iki güne kaçarsın,” deyince göz ucuyla ona baktım. “Belki sabaha kalmaz.”
💬
Üçüncü kata vardığımız sırada Lea, “Çok beklersin,” deyip sahte bir kahkaha attı. “Arkadaşımı siz yamyamlarla bırakır mıyım ben? Gözüm üstünüzde.”
💬
“Çok korktum şu an.”
💬
Lea yan yan bakarken kolunu sola doğru uzatıp, “Sen sol taraftaki ilk kapıya,” dedi sertçe. Ardından bana baktı ve “Sen de sağ koridordaki ilk kapıya canım arkadaşım,” dedi. En son iki koridorun tam ortasında duran, annemle girdiğimiz odanın kapısını işaret etti. “Burası da ortak oda. Tüm dualarım bu odanın boş kalması yönünde.”
💬
Gözlerimi devirdim. “Tamam Lea, sen de gidip dinlen artık.”
💬
“Bir an hiç git demeyeceksin sandım,” dedikten sonra hızla yanımızdan geçip merdivenlere yönelmesiyle şaşkınlıkla arkasından baktım. “Sabaha kadar sakın birbirinizi öldürmeyin!”
💬
Lior tek kaşını kaldırıp Lea’nın arkasından baktı. “Delilik emareleri görüyorum.”
💬
“Delilikten anlarsın tabii, ailenizde bolca mevcut,” deyip sağ tarafta kalan koridora yöneldim. “Tanrıça Carmenta’nın dediklerini unutma. Bu gece kuğuyla bağlanmamız gerek.”
💬
Lea’nin bahsettiği ilk kapının kulpunu tuttuğumda, “İyi, bu gece ben bağlanırım, yarın da sen,” deyince sabır dilenircesine tavana baktım.
💬
“Tüh, bu benim aklıma nasıl gelmez?” Kaşlarımı çatarak başımı ona doğru döndürdüm. Hâlâ aynı yerde duruyordu. “Bu gece sizinle uyusun dedi. Birlikte yani. Anladın mı?”
💬
Yüzünü buruşturdu. “Hayatta olmaz.”
💬
Odanın kapısını açıp, “Hiç ısrar edemeyeceğim. Gelmeyebilirsin, ben ortak odaya gidip kuğunun yanında olacağım. Yanlış giden bir şey olursa da tüm sorumluluğu alırsın,” dedikten sonra ona bakmadan odaya girdim ve kapıyı sertçe kapattım.
💬
Zaten düşündükçe midem altüst oluyordu, bir de onunla inatlaşarak kendimi yoramazdım. Odadaki kil kandillerin iki tanesini yakıp içerisinin aydınlanmasını sağladım. Pelerinimi çıkarıp yatağın üzerine bırakırken odayı inceledim. Büyük bir odaydı ama ortak odanın yanında küçük kalıyordu, diğer saraydaki odam kadardı. Gerçi orası benim odam değildi. Bir daha ne zaman giderdim ya da gider miydim bilmiyordum. Yabancılık hissi aniden çökünce durgunlaştım.
💬
Duvara gömülmüş gibi duran dolabın kapaklarından birini açtığımda rengârenk elbiselerle karşılaştım. Bunlar benim elbiselerimdi. Hepsi burada değildi ama annem çoğunu getirmiş gibi görünüyordu. On günlük süreçte öylesine dalgındım ki ne elbiselerimin eksildiğini fark etmiştim ne de götürüleceğini düşünmüştüm. Diğer kapakları da açtım ve uzun geceliklerimden birini askısıyla çıkardım. Birkaç saniye geçmesine rağmen geceliğin hâlâ askıda olduğunu görmek duraksamama neden oldu. Artık kendim mi giyinmem gerekecekti?
💬
Dudaklarım bükülürken geceliği de alıp yatağın kenarına oturdum. Gelinliğin iplerini çözmek, düğmelerini açmak bile tam bir eziyete dönüştü. Korsenin o sıkılığından kurtulduğum anda derin bir nefes aldım. Ayağa kalkıp gelinliğin bedenimden kayıp düşmesine izin verdim. Takıları ve aksesuarları çıkarırken sadece altımda iç çamaşırı vardı çünkü göğüslerimi sıkıca saran bez parçasını da çıkarmıştım. Odadaki tek kapının banyoya açılacağından emin olduğumdan tacımı çıkarırken kapıya yaklaştım. Ancak ılık suyun altına girersem arınabilirdim.
💬
Suyun altındayken üzerimdeki tüm kötü enerjiyi, duyguları atmaya çalıştım çünkü yeni tılsımımızla bağ kurarken saf, temiz olmak istiyordum. Gerçi Lior odaya gelecek olursa şu anki çabalarım sonuç vermezdi, onu gördüğüm an yine zihnim kötüyü çekerdi. Görecek olmak yetmiyormuş gibi bir de aynı yatakta yatmam gerekecekti. İçten içe gelmemesini istesem de gelmemesinin ne gibi sorunlar yaratacağını bilmiyordum. Onun yüzünden yeni bir kaosun içine daha çekilmek en son isteyeceğim şeydi.
💬
Tenimden yayılan sabunun güzel kokusunu solurken banyodan çıktım. Bedenimi kurulayıp iç çamaşırlarımı giydim ve yatağın üzerine bıraktığım geceliği aldım. Siyah ipekten geceliğimin eteği gibi kolları da uzundu. Göğüs kısmındaki düğmeleri boğazıma kadar ilikleyip tenimi altına gizledim, ardından belindeki ince, üzerinde küçük taşlar olan kayışı gevşek bir şekilde bağladım. Sıfır dekolteli bir gecelikti, rahat edebilirdim.
💬
Dolabın yanındaki ahşap şifonyerden aldığım tarakla saçlarımı tarayıp kuruttum. Tam kurumamış olsa da sorun değildi, kabaracak olmasını önemsemedim. Odadan çıkarken parmaklarımı birbirine geçirip sıktım. Uyuyamayacağıma emindim ama en azından tılsımla bağlanma işini halletmiş olurdum. Bu çok büyük bir olaydı ve nedense hâlâ şoku atlatamadığımı, o yüzden bu kadar sakin olduğumu düşünüyordum. Ya da belki de bunu bir fırsat olarak görüyordum, işime geliyordu.
💬
Saray çok sessizdi, kimse odasından çıkmamış gibi görünüyordu. Ortak odanın kapısını yavaşça açtığımda yüzüme vuran ışıkla duraksadım. Annem odadan çıkarken kandilleri söndürmüştü. Gözlerim kısıldı, içeri doğru attığım bir adımla cam kenarında dikilen Lior’u görmek ikinci kez duraksamama neden oldu. Ne söylerse söylesin burada olacağını, gelmek zorunda olduğunun farkında olduğunu biliyordum fakat benden önce gelmesi de beklediğim bir şey değildi.
💬
Kapıyı kapatırken bakışlarım yatağın üzerindeki kırmızı tüylü kuğuya çevrildi. Kuğu yatağın ortasındaydı, masmavi gözleri ileride, Lior’daydı. Canlı kanlı bir tılsımımızın olması garip geliyordu. Şu anki hallerini saymıyordum çünkü bir bebeğe dönüşmeden önce obje gibilerdi. Gerçi Kovanlarınki kraliçe arıydı ama kuğu daha farklı hissettiriyordu. Ne yapacağımı bilemediğimden kendi kafamın içinde de saçmaladığımı fark edince sessizce yatağa ilerledim. Onunla konuşma niyetinde değildim. Yatağın bir köşesine uzanacak, bekleyecektim.
💬
Yatağın üzerindeki örtüyü kaldırırken Lior omzunun üzerinden bana baktı, bunu göz ucuyla gördüm. Ona bakmadan kuğuyu kucakladım ve yatağın ortasına, yastıkların üstüne çektim. Kuğunun uzun boynunu okşadıktan sonra yatağa girip yanına uzandım. Bağ kurabilecek kadar yakındık, bunun yeterli olacağını düşünüyordum.
💬
“Günlüğü sormayacak mısın?” diye soran Lior’un sesini duyduğumda bakışlarım ona döndü.
💬
“Bakmama izin verecek misin?” diye sorusuna soruyla karşılık verdim.
💬
Bedenini bana doğru çevirdiğinde kandillerden yayılan ışık onu görmemi sağladı ve üzerini değiştirmiş olduğunu fark ettim. Yatağa yaklaşması bir anlığına gerilmeme neden oldu. “Bundan önce sorman gereken başka bir şey var,” dediğinde tek kaşımı kaldırdım. “Bu soyu ayakta tutmak istiyor muyum?”
💬
“Hiç şeyi düşündün mü?” Sırtımı yatak başlığına yaslayıp gözlerimi yüzüne diktim. “Bir Yaratıcı Tanrı düğüne geliyor, bize hediye vermek istediğini söyleyip kuğuyu veriyor ve yeni bir soyun doğacağını söylüyor. Peki sence senin işleri bozacağını düşünmemiş olabilirler mi? Ya da böyle bir kararı sana bırakırlar mı?”
💬
Yatağın önünde durmuş bana bakarken gözleri kısıldı. “Sen seni gözden çıkarmış olabileceklerini düşündün mü peki?”
💬
Lior’un bedeninden şeffaf bir dalga gibi yayılan, bana doğru gelen enerjiyi gördüm ve dudaklarım yukarı kıvrıldı. “Gücünü üzerimde mi denemek istiyorsun?” diye sormam onu şaşırttı. “Beni bu şekilde inanmamı istediğin şeylere inandıramazsın.”
💬
Yüzündeki şaşkınlık kaybolmadı. “Nereden anladın?”
💬
“Neyi nereden anladım? Beni kandırma çabanı mı?” Kaşlarımı çattım. “Bana gönderdiğin enerjiyi gördüm.”
💬
“Enerjiyi mi gördün?” diye sorarken Lior’un da kaşları çatıldı. “Görmüş olman imkânsız.”
💬
“Aptal mısın?” diye sordum sertçe. “Sence görmemiş olsam bunu nereden bileceğim?”
💬
Yatağın diğer tarafına döndüğünde benim de başım onun hareketleriyle senkronize şekilde sağa döndü. “İlk defa mı gördün yoksa daha önce de oldu mu?”
💬
Kollarımı göğsümde bağlayıp, “Neden bunları soruyorsun?” diye sordum. İnatla gözlerimin içine bakmaya devam edince yanaklarımın içini havayla doldurup şişirdim. “İlk defa gördüm. Daha önce olmuşsa da fark etmedim. Durup ne yapıyorsun diye seni izlemiyorum.”
💬
Lior’un tarafındaki yastıklardan biri hareket edince ikimizin de bakışları yastığa kaydı. Başta yanıldığımı sansam da yastık hareket etmeye devam edince irkildim. Lior eğildiği anda yastık ayak ucuma doğru fırladı ve yastığın altında kalan kalın günlük, yatağın artasına sürüklendi. İkimiz de şaşkınlıkla olanları izlerken hareket edemiyor, tepki veremiyordum. Günlüğü kaldığı odada bıraktığını düşünmüştüm, demek ki getirmişti. Lior panikle bu kez günlüğü almak için eğildiğinde günlüğün kapağının açılması ve sayfalarının hızla çevrilmeye başlaması donup kalmasına neden oldu.
💬
Elini günlüğe uzatınca, “Dur, dokunma,” dedim, bacaklarımı kendime çekip sırtımı yatak başlığından ayırdım ve yatağa oturdum. Sayfaların çevrilme hızı azaldı, en son bir sayfa yavaşça çevrildikten sonra günlükteki hareketlilik kayboldu. “Görüyorsun ki her şey senin istemenle olmuyor.”
💬
Eğilip hangi sayfalanın açıldığına bakacakken Lior büyük elini günlüğe bastırdı, sayfaları görmemi engelledi. “Bu atalarıma ait,” dedi sert bir sesle. “Bakılması gerekiyorsa ben bakarım.”
💬
Gözlerimi devirdim. “Atalarının özel hayatlarını kaleme alacaklarını hiç sanmıyorum, Lior,” diye söylendim. “Görmememi gerektirecek ne yazmış olabilir?”
💬
Lior parmağını açılan sayfanın arasına koyup günlüğü aldı. Yatağın diğer ucuna oturduktan sonra bacaklarını uzattı. “Öğrenmek istiyorsan oturup dinlersin,” deyip günlüğü tekrar açtı ve hangi sayfanın açıldığına baktı.
💬
Tekrar gözlerimi devirip kenara çekildim, sırtımı yatak başlığına bastırıp bakışlarımı cam kubbeden görünen gökyüzüne çevirdim. “İyi, incele o zaman sen.”
💬
“Ayın tüm yüzeyi ışıkla parlarken,” diye mırıldanınca göz ucuyla ona baktım. “Tam görünümüne ulaştığında.” Lior başını kaldırdı, cam kubbeye yansıyan ve tam tepede duran aya baktı. “Nasıl denk gelebilir?”
💬
Elimde olmadan, “Ne nasıl olabilir?” diye sordum merakla.
💬
“Basilisk soyunun oluştuğu gün de dolunay varmış,” dedi bakışlarını tekrar günlüğe indirirken. Terslemeden sakince cevap vermesine şaşırmadım desem yalan olurdu. “Burada ilk bağın dolunayda olduğu yazıyor. İyi de düğün nasıl dolunaya denk gelmiş olabilir?”
💬
Sorguyla bana baktığında omuz silktim. “Günü ben ayarlamadım. Tanrıça Carmenta bugün dolunay olduğundan bu gece bağlanın demiş olabilir. Dolunay yarın olsaydı yarın da bağlanın diyebilirdi.”
💬
“Bana rastlantı gibi gelmedi,” diye mırıldanıp günlüğü okumaya geri döndüğünde kaşlarım çatıldı. Düğün gününü babamla annem ayarlamış, Arianwen de kabul etmişti. Babam bir soyun oluşumuna şahit olmadığını söylemişti, yalan söylemiş olabilir miydi? Bu düşüncemi Lior’a söylemedim.
💬
“O gece de mi düğün varmış?” diye sorduğumda susmam için işaret parmağını kaldırınca ona yan yan baktım.
💬
Bir süre sonra, “Hayır,” dedi. Yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce merakım arttı. “O zamanlar birçok Bağımsız Tanrı varmış,” diye devam edince hafifçe ona doğru dönüp söylediklerine dikkat kesildim. “Sadece iki soy varmış. Soy isimleri farklı, şu anki soylardan değiller. Demek ki yok olan soylardan.” Bir sayfa çevirdi. Lior o sayfayı okuyana kadar sessizce bekledim. Şu anki sakinliğinden faydalanmam gerekiyordu. “Bağımsız Tanrılar arasında çıkan tartışma büyümüş, kavgaya dönüşmüş. Bu kargaşayı da soy oluşturup onları birbirine bağlayarak sonlandırmaya karar vermiş Yaratıcı Tanrılar.”
💬
“Yani ilk tanrılarınızın hepsi Bağımsız Tanrılardandı,” dediğimde yavaşça başını salladı.
💬
“Yirmiye yakın Bağımsız Tanrı tek bir soyun altına toplanmış. Dolunay gecesi tüm tanrılar Basilisk tılsımıyla bağlanmış,” derken bir sayfa çevirdi. Üzerindeki gerginliğin ve kötü enerjinin daha da azaldığını fark ettim. “Bu bağ birbirlerine olan öfkelerinin kaybolmasını sağlamamış, duygularını etkilememiş fakat gün geçtikçe aynı çatının altında olmaları ve diğer herkese karşı birlik olmaları gerektiğini anlamaları aralarındaki buzları eritmiş.”
💬
Saçlarımı arkaya atarken gözlerimi kıstım. “Bağlanmak yeterli miymiş? Başka yaptıkları bir şey olmamış mı?”
💬
“Olsa yazardı,” dedi göz ucuyla bana bakarak. “Anlamadığım şey onlar tek bir gecede bağlanmış. Carmenta neden diğerlerinin yarın bağlanmasını söyledi?”
💬
“Bilmiyorum,” dedim ellerimi kucağımda birleştirirken. “En azından başka yapmamız gereken bir şey olmadığını biliyoruz. İnsanlar ve Yeşilbudak Töreni’yle ilgili bir şey de yazmış mı?”
💬
Lior günlüğü kapatıp, “Ona sonra da bakarım, şimdi önemli değil,” deyince ısrar etmedim.
💬
“Ee, soyu ayakta tutmak istiyor musun?” diye sorduğumda bedenini yatakta kaydırarak uzandı, başını yastığa bastırdı. “Bir şey sordum?”
💬
Kolunu başının altına koyup tam tepemizdeki dolunaya baktı. “Josh’ı seçip getirmiş olmasaydım umurumda olmazdı.”
💬
“Mantıksız konuşuyorsun,” derken onun gibi uzandım, bir elimi kuğunun sırtına koyup beni hissetmesini sağladım.
💬
“Neresi mantıksız?” diye sorarken bana baktı, ardından bakışları kuğuya dokunan elime kaydı. Kaşları çatılırken o da elini kuğunun kanadına koydu, tüylerine dokundu.
💬
“Kuzenini seçmeseydin de yapacaklarının, daha doğrusu yapmayı planladığın şeylerin bir bedeli olacaktı,” dedim gözleri kapalı olan kuğuyu izlerken. İkimiz de dokunduğumuz andan itibaren tüyleri parıldamaya başlamıştı. “Yani kuzenin her türlü tehlikede. Hem soyunuzdaki diğer tanrıların bir önemi yok mu?” Göz göze geldik. “Eğer önemi olmasaydı kardeşinin onlara zarar vermesini de engellemezdin.”
💬
Gözlerini devirip tekrar dolunaya baksa da elini kuğunun tüylerinden çekmedi. “Bir anda çok konuşmaya başladın,” diye söylendi. “Seninle fazla diyalog halinde olmak başımı ağrıttı. Sus artık.”
💬
“İşine gelmiyor tabii,” dedim homurdanır gibi. Karşılık vermedi, ben de üstelemeyip gözlerimi yumarak bekledim.
💬
Aslında uykum yoktu, olsa da onun yanında uyuyup kendimi savunmasız bir halde bırakmazdım ama muhtemelen mayışmamın nedeni kuğuydu. Parmaklarıma sürtünen tüylerinden derimin altına akan enerjiyi hissedebiliyordum. O enerji içimdeki diğer enerjiyle çarpıştığında ve bir duman gibi onun üzerini kapladığında çok kısa bir an boşlukta süzülüyormuş gibi hissettim. Sonra yeni enerji tüm hücrelerimi katran olup kapladı, bütünleşti. Yorgunluk yavaş yavaş geldi. Gözlerimi açıp birkaç kez kırpıştırsam da çok fazla açık tutamadım, kendiliğinden yine kapanıyorlardı. Engelleyemeyeceğim bir durumun içine sürüklendiğimi anladığımda da zihnimi de bedenim gibi serbest bıraktım.
💬
Gece yerini gündüze devrettiğinde ve güneş ayın yerini alıp tam tepemizde parlamaya başladığında gözlerim aralandı. Boynumdaki ağrıyla yüzümü buruşturdum, gözlerimi birkaç kez kırparak görüşümün netleşmesini bekledim. Elimin üstündeki sıcaklık irkilmeme neden olurken bakışlarımı yavaşça kuğuya çevirdim. Görmeyi beklemediğim manzara karşısında geriye doğru sıçrayarak elimi Lior’un elinin altından hızla çektim.
💬
Gözleri kapalı bir şekilde homurdanan Lior’a, “Lior,” diye seslenirken gözlerim elinin altında kalan kırmızı tüydeydi. Kuğu neredeydi? “Kalk hemen!”
💬
Bir anda bağırmamla ürpererek gözlerini açtı. “Ne bağırıyorsun sabah sabah?”
💬
Bakışlarımın elinde olduğunu fark edince onun da bakışları yastığın üzerindeki eline, sonra da yastıkla eli arasında duran uzun, kırmızı tüye kaydı. “Uyurken hayvanı ezmiş olabilir misin?” diye sorup panikle yorganın çekmesine öylece bakakaldım.
💬
“Ezilmiş olsa sen ezmiş olurdun kırmızı kafalı, yatağın yarısından fazlasını kaplıyorsun,” diye söylenirken durumu idrak etmeye çalışıyordum. Elimi dağılmış saçlarımın arasına sokup başımı kaşıdım. “Sanırım tılsımımız kuğu değil, bu tüy. Artık hazır.”
💬
“Aman ne güzel,” dedikten sonra yatağa devrildi, avuçlarını gözlerine bastırdı. Yüzümü buruşturup tüyü aldım ve yataktan kalktım. Üzerimi düzelterek kapıya ilerlediğim sırada Lior’un sesini duydum. “Eşine sabah öpücüğü vermeden mi gideceksin?”
💬
Sorusuyla duraksadım, gözlerim kısıldı. Ona doğru dönüp gülümsediğimde dirseklerini yatağa bastırmış bana baktığını gördüm. Gülümsememi görünce bir anlığına şaşırsa da duvar kenarında duran kil kandili aldığımda ve ona fırlatıp, “Ucubesin!” diye bağırdığımda irkildi, hızla yatağın diğer ucuna doğru kayarak darbeden son anda kurtuldu.
💬
Söylenerek kendimi odanın dışına atıp kapıyı sertçe kapattığımda ses tüm sarayda yankılandı. Kendime bir daha onu istemedikçe görmek zorunda olmadığımı hatırlatırken odama döndüm. Yeni odama girdiğimde dik tuttuğum omuzlarım bir anda çöktü ve elimde kırmızı bir tüyle öylece kalakaldım. Evlilik beni eski hayatımdan uzaklaştıracaktı, düşüncem buydu fakat yeni bir soy beni uzaklaştırmadı, eski hayatımla olan bağlarımı tamamen kopardı. Uyumuştum, uyandığımda artık fark bir Morwenna’ydım.
💬
Günlükte yazılanlardan anladığım kadarıyla da arkadaşlarım için de başka bir seçenek yoktu. O zamanlarda da Yaratıcı Tanrılar karar vermişti şimdi de. Tanrıça Carmenta yanımıza aldığımız tanrıların soya dahil olmasını söylediğine göre yapabileceğimiz tek bir şey vardı. Bakışlarım parmaklarımın arasındaki büyük, uzun tüye kaydı. Üzerimi değiştirmeli, sonra da tüyü bağlanmaları için arkadaşlarıma vermeliydim. En başından düşüncelerime sadık kalıp son anda duygusal bir kararla onların benimle gelmesini kabul etmeseydim böyle olmayacaktı. Gerçi diğer türlü de birilerini ailelerinden ayırmış olacaktım.
💬
Sesli bir nefes verip tüyü yatağın üzerine bıraktım, ardından banyoya girip ellerimi ve yüzümü yıkadım. Yüzümü yumuşak bir havluyla kurularken banyodan çıkıp gardıroba yaklaştım. Sadece arkadaşlarımın değil, Basilisk soyundaki tanrıların da bağlanması gerekiyordu ve hepsini bir araya toplamalıydım. Zamanla onlar da birbirine alışacak mıydı? Basilisk soyunun ilk öncülerinin arasındaki nefret zamanla körelmişti, bizim için de aynı şey geçerli olur muydu bilmiyordum. Lior’a karşı olan öfkemin ve nefretimin azalacağını hiç sanmıyordum.
💬
Geceliği çıkarıp beyaz, ince askılı ve uzun bir elbise giydim. Giymek istememin sebebi etek kısmının uçuş uçuş görünüyor olmasıydı. Elbisenin kalın, altın bir bileziği de vardı. İnce askılarının ön ve arka kısmından sarkan tül bileğime geçirdiğim, elbisenin bir parçası olan altın bileziğe bağlıydı. Aynada elbisenin duruşuna bakarken saçlarımı taradım, önden iki tutam bırakıp kalan saçları başımın tepesinde sıkı bir şekilde topladım. Parmaklarımla önde bıraktığım tutamların buklelerini düzeltirken bakışlarım göğüs dekoltemdeydi. Sanırım uzun bir kolye takmalıydım. İyi görünmeyi seviyordum.
💬
Taktığım altın kolyenin ucundaki sarkaç iki göğsümün arasındaydı, sarkacın ortasında kalp şeklinde bir elmas vardı. Sarkaç hareket ettikçe ışığı yansıtıyor, parıldıyordu. Parmaklarım kolyedeyken eğilip yatağın üzerindeki tüyü aldım ve odadan çıktım. Dışarıda güzel bir hava vardı. Belki arkadaşlarımı da alır bahçeye çıkar ve diğerlerinden önce onlarla konuşurdum. Odalarının hangi koridorda olduğunu hatırlamaya çalışırken basamakları inmeye başladım.
💬
İkinci kata indiğimde sağ koridora dönecekken alt kattan gelen sesleri duyunca gözlerim kısıldı. Tırabzanlara yaslanıp seslere kulak verdiğimde konuşanların Lea, Kaida ve Duane olduğunu fark ettim. Odalarında olmalarını beklerken aşağı inmiş olmalarına şaşırdım. Ana girişe inerken kadrajıma giren farklı yüzlerle duraksadım. İnsanlar. Bizimle olacaklarını biliyordum elbette ama çok fazla şeyi düşünmekle uğraştığımdan aklımdan çıkmıştı.
💬
Dün soy büyükleriyle girdiğimiz salonun kapısında duran arkadaşlarımı gördüm. Hareketlilik dikkatini çekmiş olmalı ki Duane başını kaldırıp bana baktı. “Hiç odadan çıkmayacaksın sandım,” diye seslendiğinde kızların da bakışları bana döndü.
💬
“Diğerleri nerede?” diye sordum basamakların sonundayken.
💬
Kaida, “Sizden sabah ses çıkmayınca kahvaltıyı bu saate hazırladılar,” dediği sırada onlara yaklaştım. “Bizimkiler de içeride, masadalar.”
💬
Yanlarına ulaştığımda başımı eğip salonun içine baktım ve masadaki arkadaşlarımı gördüm. Sadece onlar değil, Basilisk tanrıları da salondaydı ve içeride esen soğuk rüzgârı soluyabiliyordum. “Hepinizin bir arada olması iyi oldu,” dedim bakışlarımı arkadaşlarıma çevirerek. “Oturup konuşalım.”
💬
“Bağ oluştu mu?” diye soran Lea’nın gözleri sorusundan sonra elimdeki tüye kaydı ve tüyü gördüğünde dudakları şaşkınlıkla aralandı. “Kuğunun tüyü mü o?”
💬
“Evet,” diye yanıtladım. “Uyandığımda ondan geriye bu kalmıştı.” Parmaklarımın arasındaki tüyü kaldırıp hafifçe salladım. “Yani tılsımımız bu tüy.”
💬
Lea kaşlarını çatıp, “O hergele adam nerede?” diye sordu bu kez.
💬
Omuz silkerken, “Gelir birazdan herhalde,” deyip arkadaşlarımın yanından sıyrılarak salona girdim.
💬
Onlar da arkamdan geldiğinde salondaki tanrıların bakışları bize döndü. Diğer uçta oturan arkadaşlarımın yanına gidip başköşeye oturdum. Basiliskler de masanın diğer tarafındalardı. Saraya gönderilen insanlar ellerinde tabaklarla içeri giriyor, tabakları masaya bırakıp geri çıkıyorlardı. Şimdilik dört kişi görmüştüm ama daha fazlasının sarayda olduğunu biliyordum. Tanrılardan eşit sayıda gönderildiği gibi her iki soy da eşit sayıda insan gönderecekti. Şehrimizdeki tüm insanları tanıma şansım olmadığından salona girip çıkanların kimin himayesinde olduğunu bilmiyordum.
💬
Şehrimiz…
💬
Yani eski şehrim.
💬
Dakikalar sonra Lior salona girince Basilisk tanrıları ona baktı, başlarını sallayarak Lior’u selamladılar. Josh da Lior’la birlikte geldiğine göre öncesinde konuşmuş olma ihtimalleri yüksekti. Lior da diğer başköşeye oturup elindeki günlüğü masaya bıraktığında bakışlarım günlüğe kaydı. Acaba ben yokken okumaya devam etmiş miydi?
💬
“Herkes burada olduğuna göre,” diyerek söze girdim ve hâlâ elimde tuttuğum tüyü onlara göstermek için yukarı kaldırdım. “Bugün sırayla tılsımla eşleşeceksiniz.” Arkadaşlarımın bakışlarının ağırlığı içimi huzursuz etti. “Günlüğe biraz baktık ve Tanrıça Carmenta’nın dediği şeyi yapmak zorunda olduğumuzu gördük. Seçilenler yeni soyla bağlanacak.”
💬
“Seçme şansımız yok yani?” diye soran Edwin’dı.
💬
Lior, “Yok,” dedi ellerini masanın üstünde birleştirirken. “Basilisk soyu da Yaratıcı Tanrıların isteği üzerine seçilenlerle oluşmuş.” Bu cümlesi kendi soyundaki tanrıların dikkatini çekti. “Başka seçeneğiniz yok.”
💬
“Bu kadar mı?” diye sordu Duane kaşlarını çatıp. “Başka bir şey yazmıyor mu o günlükte?”
💬
Lior dik dik Duane’e baktı. “Siz kahvaltıdan sonra tılsımla bağ kurun. Ben okumaya devam edeceğim, bilmeniz gereken bir şey olursa söylerim.”
💬
Lea, “Lütfetti,” diye homurdandı ağzının içinde. Lior ona baksa da karşılık vermedi.
💬
Arkadaşlarım kadar Basilisk tanrıları da durgunlaştı. Dile getirmeseler de onların da içten içe başka bir yol olmasını umduklarını biliyordum. Sonuçta kimse ailesinden uzaklaşmak, bağları koparmak istemezdi. Yeni bir soya mensup olsalar da ailelerini görebilirlerdi elbette ama her şeyin eskisi gibi olmayacağının da farkındalardı. Arkadaşlarımla yalnızken konuşsam iyi olacaktı.
💬
Herkes kahvaltısına başladığında ben de sessizce tabağıma birkaç yiyecek aldım. Lior’un kahvaltısını yaparken bir yandan da günlüğü okuduğunu göz ucuyla görmüştüm. Tanrılar kendi aralarında kısık sesle sohbet etseler de sesler birleşince güçlü bir uğultu oluşturuyordu. Arkadaşlarımı rahatlatmak için sohbeti başlatan ben oldum. Yemeğimi yerken aklıma gelen komik bir anıdan bahsettim. Aslında aklıma gelmemişti ama onlara böyle söyledim çünkü biraz neşelenmeleri beni de rahatlatırdı.
💬
Gülerek Edwin’a baktığım sırada Lior, “Morwenna,” deyince bakışlarım ona kaydı. Gülüşüm yavaşça soldu ve sorguyla ona baktım. “Burada babanın adı geçiyor.”
💬
Kaşlarımı çattım. “Babamın adı mı?” diye sordum. “Bu imkânsız. Basilisk soyu babamın birkaç katı yaşa sahiptir.”
💬
Lior bir sayfa çevirirken kaşları havalandı. “Bahsedilen Cyril’ın baban olan Cyril olduğuna eminim,” derkenki kendinden eminliği duraksamama neden oldu.
💬
Tanrıların hepsi susmuş ve bir bana bir de Lior’a bakıyorlardı. “İmkânsız olduğunu söyledim,” diye üsteledim. “Babam üç yüz yaşında. Sence mümkün olabilir mi?”
💬
“Dün Cyril geldi,” dediğinde başta anlamasam da sonrasında günlükte yazanı okuduğunu anladım. “İlk kez onun o mavi gözlerinin ateş gibi parladığını gördüm. Üstelik boynundaki yara da açılmıştı.” Lior gözlerini günlükten ayırıp gözlerimin içine baktı. “Göz rengini geçtim, babanın da boynunda yara izi yok mu?”
💬
Zihnim bir anda o kadar bulanmıştı ki ne diyeceğimi bilemedim. “Tesadüf olabilir, bunlar o olduğunu kanıtlamaz,” derken sesim hiç de kendimden eminmişim gibi çıkmadı. Olabilir miydi? Sanmıyordum. Peki babamın atalarından biri olabilir miydi?
💬
Lior burnundan sert bir nefes vererek güldü ve bakışlarını yeniden sayfalara indirip okuma devam etti. “Yaratıcı Tanrıların onu seçmemiş olmasına çok öfkeliydi, aldığı yaralar bile onu durdurmuyor, öfkesini dindirmiyordu.” Bir sayfa çevirdi. “Delirmiş gibi görünüyordu. Ormanda öldürdüğü beyaz geyiğin boynuzlarını ve derisini bir çuvala koyup getirmişti, gerekli olan her şeyi topladığından bahsediyordu. Ne için gerektiğini defalarca kez sorsam da cevap alamadım. İşte o an onun soylar için bir tehlike olduğunu anladım.”
💬
Beyaz geyik boynuzu ve derisi.
💬
Duyduklarım karşısında donup kaldım. Tüm bakışlar bana dönerken gözlerim Lior’un yüzünde asılı kaldı. Ya gerçekten atalarından biri değilse de babamsa? Ürperdim. O halde babam kimdi ve aslında kaç yaşındaydı?
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
Instagram: aycannsariahmet
💬
Tiktok: artemisinuykusuu
