💬
🎧: Phantom Head, Cage
💬
Duyduğum küçük tıkırtılar uykumu bölünce gözlerimi aralamaya çalıştım. Sanki üzerimde tonlarca ağırlık varmış gibi hissediyordum, gözlerimi açmayı başaramadım. Tıkırtılar beynimde çınlıyordu, kulaklarım neden bu kadar hassastı?
💬
Uzun çabalarım sonrası gözlerimi aralamayı başardım. İlk baştaki bulanık görüşüm yavaşça netleşmeye başladı. Üzerimdeki örtüyü kaldırdığımda daha sesli bir patırtı duydum.
💬
“Özür dilerim,” dedi hafızama işlenen tanıdık ses. Dağınık saçlarımı ellerimle düzeltirken gözlerimi yüzüne çevirdim. “Sizi uyandırmak istememiştim.”
💬
“Sorun değil,” diye mırıldandım, sesim pürüzlü çıkınca yavaşça öksürdüm.
💬
Holly yere eğilmiş, kırılan bardağın parçalarını topluyordu. Bir süre hiçbir şey algılayamıyormuş gibi onu izledim. Uyandığım zamanlar kafam çok boş olurdu. Adımı sorsalar sanki unutmuşum gibi bir süre karşımdaki insana bakardım. Boynumu esnetirken üzerimdeki bakışların farkına varmak duraksamama neden oldu.
💬
“Bir sorun mu var?” diye sordum.
💬
Başını hızla iki yana salladı. “Hayır,” dedi. “Kahvaltı etmek ister misiniz?”
💬
“Holly,” dedim, bacaklarımı yataktan sarkıttım. “Eminim ki annemden çok da büyük değilsindir.” Başını salladı, bir an bakışları durgunlaşmış gibiydi. “Rahat olabilirsin, benim çalışanım değilsin. Ayrıca kahvaltı çok iyi olur, yemek yemediysen birlikte yapalım, seni tanımak isterim.”
💬
Tekrar başını hızla iki yana salladığında kaşlarım çatıldı. “Ben bu şekilde olmaktan memnunum, kendimi bu şekilde daha rahat hissederim.” Çatık kaşlarla gözlerine bakmaya devam ettim. Derin bir nefes aldığım sırada tekrar konuştu: “Abiniz ve Noris kahvaltı yapıyor. İsterseniz bir duş alıp temiz kıyafetler giyin. Ben de bu sırada sizin için de bir servis açayım.”
💬
Ashton’ın kahvaltı yapıyor olması bana tuhaf gelmişti. Acaba adapte oluyor olabilir miydi? Gerçi acıkmış olduğu gerçeği daha mantıklı geliyordu. Mantıklı gelen tek şey bu da değildi, bir duş almam ve temiz kıyafetler giymem gerekiyordu. Hem sabah olduğuna göre ben dün sabahtan bu yana uyuyor muydum? Gerçekten kokmuş olabilirdim. Odada bir banyo vardı, bu benim açımdan iyi olmuştu. Holly benim için birkaç temiz kıyafet ve iç çamaşırını yatağın üzerine bıraktıktan sonra odadan çıktı. Banyoya girip üzerimdeki pis kıyafetlerden kurtuldum. Bu bile iyi hissettirmişti.
💬
Banyo odanın aksine daha sadeydi ve kesinlikle biraz soğuktu. Antares’e geldiğimden beri ilk defa üşümüş gibi hissettim. Soğuktan tüylerim diken diken olurken parlak mermerin üzerine çıkıp suyu açtım. İlk başta buz gibi akan su aniden ısındı. Odanın aksine banyo biraz daha modern görünüyordu.
💬
Sıcak su bedenime akmaya başladığında bedenim gevşedi. Bu evrenin bizim evrenimizden çok farkı yoktu bana kalırsa. Gelişmiş bir şehirden çok bir kasabayı andırıyordu. En büyük farklardan biri, havada duran kayalar ve şatoydu sanırım… Kalede yaşamak da bana tuhaf gelmemişti. Kendi evrenimde de varlıklı insanların bu tarz yapılarda yaşadığını görmüştüm. Kalede yaşamak çoğu insana göre lüksü gösteriyordu. Tabii içinde insana dönüşebilen bir tilki ya da çakal yaşamadığına emindim…
💬
Islak saçlarımı yavaşça köpürtmeye başladım. Su bedenimden aktıkça o kir hissi de azalmıştı. Bir süre daha suyun altında kaldıktan sonra rahatlamış bir şekilde suyu kapattım. Kaymamaya çalışarak mermer zeminin üzerinden indim. Köşede asılı duran havluyu bedenime sardıktan sonra ıslak ayaklarımla dikkatli adımlarla banyodan çıktım. Hızlı bir şekilde bedenimi kuruttuktan sonra Holly’nin yatağın üzerine bıraktığı beyaz iç çamaşırları giydim.
💬
Sütyen biraz büyük olmuştu ama bunu sorun edecek durumda değildim. Kendi evrenimizdeyken aralık ayındaydık, hava dondurucu derecedeydi. Bu evrenin sıcak olmasını hâlâ yadırgıyordum ama Dünya’da da her yerin iklimi aynı değildi. Hem o mağaradaki lavları da unutmuş değildim.
💬
Beyaz pantolonu bacaklarımdan geçirdim, bol ya da dar olmadığı için mutlu olmuştum, bacaklarım içinde rahattı. Üzerime de kıyafetlerin arasından çekip aldığım haki renkteki askılı bluzu giydim. Saçlarım neredeyse kurumuştu, gerçi bu sıcakta kuruması normaldi, saçlarımın kuruması normalde de uzun sürmezdi. Islak havluyu banyoya bıraktıktan sonra saçlarımı parmaklarımla düzeltip odadan çıktım. Çıkmadan önce botlarımı giymek zorunda kalmıştım, giyebileceğim başka bir ayakkabım yoktu.
💬
Koridordan geçerken gözlerim diğer taraftaki koridorda turladı. Koridor u şeklindeydi ve bir tarafı korkulukla çevriliyken diğer tarafı kapılarla doluydu. Merdivenlerden inerken abimin sesini duydum. Sesinin geldiği kapıya doğru ilerledim, o sırada avluda koşuşturan birkaç kişi görmüştüm. Demek ki yaşayan başkaları da vardı. Çift kanatlı bir kapıdan girdiğimde beni geniş bir salon karşıladı. Şatodaki salona oranla daha küçüktü ama sadece oraya oranla… Salonda kahverengi deriden koltuklar vardı. Bir duvar kitaplarla kaplıydı. Kitaplara bakarken annemi hatırlamak buruk bir hisle dolmama neden oldu. Kitap okumayı ne kadar sevdiğini biliyordum. Raflardaki kitapları görmek gerçekten ona ait bir yerde olduğumu hissettirmişti. Sertçe yutkunup köşedeki ahşap, uzun masada oturan abim ve Noris baktım, didişiyorlardı.
💬
“Budala,” dedi abim sinirle. Noris’e ters ters bakıyordu. Sandalyeyi çekip abimin karşısına oturduğumda hâlâ birbirlerine bakıyorlardı. Holly çatalımın yanına bir bez peçete koyduğunda ona bakıp gülümsedim.
💬
“Yine neden tartışıyorsunuz?”
💬
“Ben onunla tartışmak istemiyorum ama söylediklerimi dinlemeden bağırmaya başlıyor,” dedi Noris bakışlarını ondan ayırıp.
💬
Abim cevap vermek için dudaklarını araladığında araya girdim. “Ashton,” dediğimde bana baktı. “Onun bir suçu yok.”
💬
“Ne?”
💬
“Onun bir suçu yok,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Buraya gelmeni ben sağladım diyor ama asıl sebebin annem olduğunu biliyorsun. Bıraktığı ipin ucunu tuttuysam bunun sebebi oydu.”
💬
Ashton sessizce yüzüme bakmaya devam etti. Aslında bu kadar gergin bir insan değildi. Öyleydi ama bu kadar değildi… Şu an Noris’i suçladığı için her fırsatta onun üzerine gittiğini biliyordum. İçimdeki Noris’e karşı oluşan o his anlık onu abimden bile korumak istememe neden olunca kaşlarım çatıldı. Erk hayvanım olmasıyla ilgili olabilir miydi?
💬
“Dün yorgun olduğunu düşünüp seni uyandırmadık, ki sen de hiç uyanmadın,” dedi Noris sessizliği bölerek. “O sırada Briella ile şehirde dolandık. Gözümüze çarpan şeyler oldu.”
💬
Kahvaltımı yaparken bir yandan da onu dinliyordum. Anlayabilmem için en sade şekilde anlatıyordu, abimin de çaktırmadan onu dinlediğini biliyordum.
💬
“Köprülere açılan duvarlar, genelde evrenlerin en tehlikeli yerlerinde ya da insanların yaşamadığı yerlerde olur,” dedi suyunu yudumlamadan önce. “Bizim mağaramızın yakınlarına insanlar gitmez çünkü bulunduğu orman tehlikeli hayvanlarla dolu. Cesaret edemiyorlar oraya gitmeye.”
💬
“Bizim evrenimizdeki de kutuptaydı. Oralarda yerleşim ya da uzun süre kalmak bildiğim kadarıyla yasak, turlar bile nadir yapılıyor,” dedim düşünceli bir sesle. “Ben bu tur için aylarca bekledim.”
💬
Noris başını salladı. “Antares’teki diğer köprünün olduğu yer de insanların olmadığı bir yerde. Bir tuhaflık hissederlerse Briella ya da Endymion kontrol altına alıyor.” Çatalını tabaktaki yiyeceklerde gezdirdi, canı sıkkın gibi görünüyordu. “Sen uyurken de aynı şekilde ölmüş üç insan bulundu.”
💬
Çatalım tabağımın içine düştü, Ashton başını kaldırıp Noris’e baktı. Gözlerindeki tedirginliği görmüştüm. O da bu durumdan benim gibi kendini sorumlu tutuyor olmalıydı. Sertçe yutkunup Noris’e baktım. “Kötü bir ruh falan mı?”
💬
“Kızgın bir ruh,” dedi. “Belki de binlerce yıl karanlık bir çukurda, boşlukta kalmış, şimdi ise ne yapacağını bilemez bir şekilde kendine bir beden arayan bir ruh.” Böyle şeylerin sadece filmlerde olduğunu sanıyordum, sanırım şaşkınlığım hiç geçmeyecekti. “Başka birinin bedeninde yaşayamazlar, bu imkânsız. Onları durdurmazsak girmeye çalıştıkları her bedeni kömüre çevirecekler.”
💬
“Tek ruh değil mi?” diye sorduğumda başını iki yana salladı.
💬
“İki tane olduğunu düşünüyoruz. Özellikle geceleri ortaya çıkıyorlar, karanlığa alışmışlar, ışık onlara tehlikeli ve yabancı geliyor.” Noris parmaklarıyla saçlarını dağıtırken Ashton’ın gözlerini üzerimde hissettim, onun gözlerinin içine baktım.
💬
“O zaman gece olduğunda onları bulmalıyız.” Hâlâ Ashton’ın gözlerine bakmaya devam ediyordum. Kaşlarını sertçe çattı, çenesi gerilmişti.
💬
“Onlar senden daha bilgili,” dedi net bir ses tonuyla. “Senin bu işe karışman tehlikeli.”
💬
İtiraz edeceğim sırada Noris araya girdi. “Ben onun yardımcısıyım. O benden daha güçlü, henüz bunu fark etmese de.” Ellerini masanın üzerinde birleştirdi. “Diğer gardiyan ile beraber bu işi hallederlerken onlara yardım edeceğiz.”
💬
“O daha hiçbir şey bilmiyorken nasıl bu saçmalığı çözebilir?” diyerek sesini yükseltti Ashton. Bunu ben de merak ediyordum ama Noris bana sebepsiz bir güven veriyordu.
💬
“Ashton,” dedi Noris yatıştırıcı sesiyle. “Annen yirmi sekiz yıl boyunca bu evreni ve kendi evrenini korudu. Başta o da hiçbir şey bilmiyordu.” Ashton’ın bakışları değişir gibi oldu. “O bir güç kazanmayacak. O sadece içinde var olan gücü çıkaracak.” Dudaklarımı birbirine bastırdım, bana bu kadar güveniyor oluşu içimi bir nebze rahatlatmıştı.
💬
“Ya o gücü çıkarana kadar ona bir şey olursa?” İçten içe her şeyin farkında olduğunu, bir şeylere güvenmekte zorluk çektiğini görebiliyordum. Bu beni gülümsetmişti. Eğer buraya tek başıma gelseydim, şu an bu masada bu kadar rahat oturabiliyor olmazdım.
💬
“Ben ne için varım sanıyorsun?” deyip ilk defa abime gülümseyince duraksadım. “Bu işi o hallederken ben onun tam yanında olacağım. Onu korumak için.”
💬
Ashton sessizce Noris’e baktı. Emin olmaya çalışıyor gibiydi. Abim bir şey söylemeden tabağına döndüğünde Noris onu izlemeye devam etti. O an abimi anladığını, masaya oturduğumda söylediğim şeyin aslında ne demek olduğunu fark ettiğini anladım.
💬
“Afiyet olsun,” dedi Noris sandalyesini geriye itip kalkarken. “Briella ile konuşmam gerek bu gece için. Döndüğümde ne yapacağımızı sana da anlatırım.” Başımı salladım, bu gece halletmek istiyor olmalılardı. “Holly’ye seni büyük odaya çıkarmasını söyle, görmek isteyeceğin şeyler olabilir.”
💬
Gülümseyerek bana bakıp ardından arkasını döndü, salondan çıktı. Ben büyük odanın ne olduğunu düşünürken abim hâlâ sessizdi. Bu aralar çok üzerine gitmek istemiyordum. Kahvaltımızı bitirdikten sonra Ashton bir şey söylemeden salondan çıktı. Tek başıma bir süre masada oturmaya devam ettim. Daha önce görmediğim iki kız kahvaltı masasını toplarken Holly’nin koridorda olduğunu gördüm. Kızlara gülümseyip teşekkür ettim ve ben de salondan çıktım. Holly elinde birkaç paketle merdivenlere yönelmişti.
💬
“Holly,” diye seslendiğimde durup bana baktı.
💬
“Bir şey mi istemiştiniz?” dedi, ardından çıktığı birkaç merdiveni geri inip yanıma geldi.
💬
“Beni büyük odaya götürür müsün?”
💬
Sorumla birlikte yüzündeki ifade dondu. Yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi düşündüm. Yanlış bir şey olsa neden Noris bunu bana söylesin ki?
💬
“Tabii,” derken kekelemişti. Gülümsemeye çalıştım ama yüz ifadesi buna engel oluyordu. Merdivenlere yöneldiğinde onu takip ettim. Neden böyle bir tepki vermişti acaba?..
💬
Üst kata çıktık, uzun koridorda yürümeye başladık. Benim odamın önünden geçip ilerlemeye devam ettiğimiz sırada diğer kapılara bakıyordum. Ne kadar çok kapı vardı böyle. Her kapı birbirinin aynısıydı ve koridorun sonuna kadar on beş tane kapı saymıştım. Koridorun sonunda dar bir alana girdik, bu kısımda yukarı çıkan başka bir merdiven vardı. Merdivenler diğerine göre çok daha dardı. Önümü görebiliyordum ama çok da aydınlık olduğu söylenemezdi. Merdivenleri çıktığımda bizi tekrar bir koridor karşıladı, tek fark bu koridor tek bir kapıya açılıyordu. Merakım gitgide artarken Holly cebinden kalın bir anahtar çıkarıp kapının deliğine yerleştirdi. Kilidi çevirmeden önce elindeki paketleri yere bıraktı. Büyük kapı tok bir sesle açılırken hafifçe gıcırdamıştı.
💬
Holly’nin arkasından odaya girdiğimde beni karşılayan toz kokusu oldu. Buradaki serinlik bana banyodayken üşüdüğüm ânı hatırlattı. Oda o kadar büyüktü ki, bir an kapının önünde dikilip sadece önümde uzanan odaya baktım. Tam karşımda, duvara yaslı duran büyük bir yatak vardı. Yatağın başlığı altın renkte ve işlemeliydi. Örtü ve yastıklar gri renkteydi, yüksek duran yatak yumuşacık görünüyordu. Yatak başlığının üzerinde kocaman bir tablo vardı, üzeri tozlu gibiydi. Neden buraya gelmemi istediğini düşünürken odayı incelemeye devam ettim.
💬
Yatağın çaprazında geniş bir makyaj masası vardı. Aynası masadan daha büyüktü. Mobilyalar ahşaptı, griye boyanmışlardı. Oda biraz kasvetli görünüyordu ama klasik havası güzeldi. Tavandan sarkan üç avize vardı, altın renktelerdi. Masanın yanında duvarı kaplayan bir dolap vardı, yüzeyi işlemeli görünüyordu. Diğer duvar ise boştu, yan yana beş tane, benim odamdakinin aksine uzun pencere vardı, pencerelerin arasındaki kapının camı tozluydu. Ben odayı incelemeye devam ederken Holly yavaşça başını eğdi.
💬
“Ben gideyim,” dedi. “Siz istediğiniz kadar kalabilirsiniz.”
💬
Başımı sallarken gözlerindeki hüzün dikkatimden kaçmamıştı. O odadan çıktıktan sonra makyaj masasına doğru ilerledim. Aynanın yüzeyi lekeliydi. Masanın önündeki geniş pufa oturup bir süre aynada kendime baktım. Daha sonra içimdeki merakla küçük çekmeceleri karıştırmaya başladım. Çekmecelerde boş denecek kadar az eşya vardı. Birkaç deri defter görmüştüm, metal bir takı kutusu da vardı.
💬
Masanın altındaki kapaklı kısmı açtığımda eğik bir şekilde kaldım. Yatay duran çerçevelere bakarken içimden bir ürperti geçti. Çerçeveleri alıp doğrulduğumda, en üstte duran fotoğrafa bakakaldım. Bir erkek çocuğu sandalyede oturuyordu, bir kadın da onu saçlarından öpüyordu. Çerçeveyi masanın üzerine bıraktım. Bir diğer fotoğrafta koltukta oturan bir çift vardı. Adam kadına bakarak gülümserken, kadın başını adamın omzuna yaslamış şekilde kadraja bakıyordu. Gözlerim kadının yüzünde asılı kaldı, kalbim en son ne zaman böyle atmıştı?
💬
“Anne,” derken parmağımı cam yüzeye dokundurdum, fotoğrafa da dokunmak istiyordum. Yanındaki adamın yüzü pek görünmüyordu, fotoğraf lekeliydi ama dudaklarını görebiliyordum, gülümsüyordu. Gözlerim hâlâ annemdeyken çerçeveyi masaya bıraktım. Gözlerim buğulanmıştı, artık aldığım tek koku toz kokusu değildi.
💬
Titrek bir nefes alırken diğer çerçevedeki fotoğrafa baktım. Bu fotoğrafta bir adam vardı, ayaktaydı, kucağında bir kız çocuğunu taşıyordu. Kız çocuğu küçük elleriyle adamın saçlarını çekiştirirken adam dişlerini göstererek gülüyordu. Yanağımdan süzülen gözyaşı cam yüzeye aktı, orada patladı, adamın yüzünde dağıldı. Bu adamın babam olduğunu biliyordum, bu fotoğrafa benzer bir fotoğraf da evimizde vardı. Sadece bir fotoğraf karesinden ibaretti onu tanımam. Bu odanın anneme ait olduğunu anlamak, en az babamla olan fotoğrafıma bakarken hissettiklerim kadar ağırdı. Üstelik annemi de çok özlemiştim.
💬
Elimdeki çerçeveleri masanın üzerine bırakırken omuzlarım sarsıldı. Pufta arkamı dönüp dolu gözlerle yatağa bakarken iniltilerim büyük odada yankılanıyordu. Onun burada başka bir hayatı vardı. Bu hayat onun için zor olmuş olmalıydı. Acaba burada tek başınayken bizi özlediği için hiç ağlamış mıydı? Ağladığına emindim.
💬
Dirseklerimi bacaklarıma yaslayıp yüzümü ellerimle kapattım. Omuzlarım hıçkırıklarımla sarsılıyordu. Bir süre o kadar çok ağladım ki, içimdeki o ağır his karnıma oturdu, oradan kalkmadı, karnım deşiliyormuş gibi acıdı. Artık gözlerim yaş akıtamayacak kadar yorulduğunda ise ellerimle yüzümü sıvazladım ve ayağa kalktım. Sarsak adımlarla yatağa ilerlerken odanın kapısı yavaşça aralandı. Burnumu çekip omzumun üzerinden kapıya baktım.
💬
Aralık kapının önünde Endymion’u gördüğümde dudaklarım aralandı ama çıkarabildiğim tek ses içli bir nefes sesiydi. Arkasında ise Noris ve Briella duruyordu. Endymion, gözlerimin içine bakıyordu. Kızarmış gözlerle onlara bakıyor, sessizce izliyordum. Noris içeriye doğru bir adım atacağı sırada Endymion ondan önce davrandı ve içeri girdi, ardından kapıyı yavaşça kapattı. Kapı kapanmadan önce Briella’nın o soğuk gözlerinin nasıl şefkatle parladığını görebilmiştim.
💬
Endymion, gri gözleriyle odanın her yanını taradı. Bu sırada ne yapacağımı bilemez bir şekilde ona bakıyordum. Uzun süre ağlamamın getirisi olan derin bir nefesi içime çektiğimde bakışları bana döndü. Ben yatağın kenarına otururken de bana bakmaya devam ediyordu. Annem bu odada hep yalnız mı kalmıştı?
💬
“Regina,” dedi, farkında olmadan ellerime diktiğim gözlerimi ona çevirdim. Ne ara o masanın önüne gittiğini, eline o çerçeveyi aldığını anlayamamıştım bile. “Ne kadar güzel olduğunu unutmuşum. Çocukken de çok güzel bir kadın olduğunu düşünürdüm.”
💬
“Annemi uzun zamandır mı tanıyorsun?” derken sesim çatlak çıkmıştı.
💬
“On sekiz sene önce gördüm onu ilk kez,” dedi, çerçeveyi masanın üzerine koyup bana baktı. “O zamanlar yedi yaşındaydım.”
💬
Başımı salladım, boğazım acıyordu. Bana doğru yaklaşıp benim gibi yatağın kenarına oturdu. Ağlamak istiyordum, evime dönmek istiyordum.
💬
“Anneni mi özledin?” Sorusu bir an bana çok masum gelmişti. Kızarık gözlerle gözlerine baktığımda gri gözlerinin ortasında bir leke gibi duran göz bebekleri genişledi.
💬
“Bu odaya girdiğimde,” yutkundum, “ona ait şeyler gördüğümde daha iyi anladım. O burada nefes almış, yaşamış.”
💬
“Daha çok sizin yanınızda nefes almak için burada kalıyor gibiydi,” dediğinde yanağımın içini ısırdım, durmadan ağlamak istiyordum. “En son birlikte olduğumuz tutulmadan sonra onu gördüm. Bu onu son görüşümdü. Sanki o da beni son kez görüyor olduğunu biliyor gibiydi.” Kaşlarını çattı. “Güzel olduğu kadar iyi bir kadındı, şanslısın. Bana her zaman bir abla gibi davrandı.”
💬
“Her zaman iyiydi,” derken dudaklarım titremişti. Omzumda elini hissettim, yavaşça omzumu sıktığında bedenime bir sakinlik çöktü.
💬
“İyi olacaksın,” dedi güven vermek ister gibi. “Biraz daha bu şekilde ağlarsan o kızıl kuyruk da bir köşeye tüneyip ağlayabilir. Şu an senin hissettiğin şeyleri hissedebiliyor çünkü o senin koruyucu ruhun.”
💬
“Hissedebilir mi?” dedim her şeyi bir kenara bırakıp şaşkınlıkla.
💬
“Bir keresinde ben çok sinirli olduğumda Briella bunu hissetmiş, benim için korktuğundan salya sümük yanıma gelmişti,” dedi gülerken. “O çakalı normalde ömrün boyunca ağlarken göremezsin.” Söylediği şey beni gülümsetirken elini omzumdan çekti. “Ağlarken görürsen ona bir kaşık bal ver, tilkiler sever balı.” Alayla söylediği cümle beni güldürdü.
💬
Kapının arkasından gelen sesle ikimiz de kapıya baktık.
💬
“Seni duyuyorum aptal gardiyan.”
💬
Bu beni daha içten güldürürken kendimi biraz daha iyi hissetmiştim.
💬
“Briella,” diye seslendi Endymion. “Onun kuyruğunu kopar.”
💬
Bu cümlesinden sonra bir hırıltı duydum, ardından birkaç patırtı kopmuştu. Sanırım Briella onu gerçekten kovalıyordu…
💬
“Hadi,” deyip ellerini dizlerine bastırdı, doğrulup yataktan kalktı. “Çözmemiz gereken bir mesele var. Kafan da dağılır.” Parmaklarını siyah saçlarının arasında gezdirirken duvardaki tabloya bakıyordu. “Abinle de tanışmalıyım. Anladığım kadarıyla şehri birbirine katmadan önce ona güven vermek gerekiyor.” Arkasını dönüp odadan çıkacakken mırıldandığını duydum. “İnsanları bir şeylere inandırmaya çalışmak beni çok yoruyor.”
💬
Başımı iki yana sallarken güldüm. İyi birine benziyordu. Sert yapısı beni ilk başta biraz ürkütmüştü ama hiç de öyle değil gibiydi… En azından şu an için anladığım buydu.
💬
Ben de onun arkasından odadan çıktım. Çıkmadan önce bir süre odayı izledim. Belki çok ağlamıştım, belki kalbimde ağrı olmuştu ama onu tekrar hissetmek iyi gelmişti. Kapıyı kilitleyip anahtarı cebime sıkıştırdım. Hâlâ kızarık olduğuna emin olduğum gözlerimi ellerimle yelpazelemeye başladım, Ashton’ın beni böyle görmesini istemiyordum. Aslında o odayı onun da görmesini istiyordum, bunu aklıma not ederken dar merdivenlerden inip koridora girdim.
💬
Büyük merdivenlerden inmek üzere olan abim, omzunun üzerinden bana baktı. Ona gülümsediğimde yanaklarım gerilmiş, acımıştı. Benim yanına gelmemi bekledi, yanına geldiğimde ise beraber merdivenleri indik. Gözleri sık sık yüzüme kayıyordu. Yüzümün neden kızarık olduğunu biliyor ama bir şey soramıyordu. Bazen o da benim onu sıkıştırmak istemediğim gibi beni sıkıştırmak istemiyordu. Yine de endişesini belli ederdi. Yavaşça koluna girdiğim sırada salona yönelmiştik. Diğer eliyle kolumu okşadı, yanımda olması her zamanki gibi iyi hissettirmişti.
💬
Salona girdiğimizde diğerlerini kahverengi deri koltuklarda otururken bulduk. Briella haricindeki iki adamın gözleri bize döndü, Briella kitaplıktaki kitaplara bakıyordu. Ashton sorgulayıcı bir şekilde hepsini süzdü, ardından bana döndü. Omzumu silkerken geniş koltuğa oturdum, abim de yanıma oturmuştu.
💬
Endymion öne doğru eğilip elini uzatırken abime bakıyordu. “Ben Endymion, kardeşin gibi bir gardiyanım,” dediğinde abim sessizce ona uzanan ele baktı. Birkaç saniye sonra sakince uzanıp elini sıktı.
💬
“Adımı biliyorsundur, kardeşimi tanıdığına göre,” dedi aynı sakinlikle.
💬
“Evet, Ashton,” dedi başını sallarken. Bacağını diğer bacağının üzerine attıktan sonra kolunu koltuğun sırt kısmına uzattı. “Ama ondan öğrenmedim. Annen bahsetmişti. Ve evet, anneni tanıyorum,” dedikten sonra gözlerini bileğini saran gümüş, ince künyeye dikti.
💬
“Her neyse,” dedi Ashton. “Siz neden buradasınız?”
💬
“Astrid’in benim kaldığım şatoda kalması gerekiyor,” dediği sırada abim dudaklarını aralayıp öne doğru eğildi, Endymion elini kaldırdı. “Evet, biliyorum, istemiyorsun.” Bir an bu sinir bozucu tavrına kaşlarımı çattım. Niyeti abimi kışkırtmak mıydı? “Çocuk değilsin, Ashton. Benimle aynı yaşta olduğunu hatırlıyorum. Kardeşinin korunmaya ihtiyaç duyduğunu düşünüyor olabilirsin, kim ne derse desin yine aynı düşüneceksindir.” Derin bir nefes aldığı sırada abim dikkatle karşısındaki adama bakıyordu. “Haksızsın diyemem, bir kardeşim yok ama olsaydı senin gibi, hatta senden daha korumacı biri olabilirdim. Ama ona bir fırsat vermelisin.”
💬
“Ne fırsatı?” diye sordu ama Endymion’un neyden bahsettiğini bildiğine emindim.
💬
“O şato Antares’in kalbi. Aynı zamanda gardiyanların da evi. Bu evrenler var olduğundan bu yana böyle,” deyip gümüş gibi parıldayan gözlerini abimin gözlerine dikti. “Kardeşinin de evi orası. Orada yaşayıp görevini yerine getirmeli. Oradayken her şeye daha net hakim olacaktır.”
💬
“Annem orada yaşamak istememiş ve yaşamamış da,” diyerek meydan okuduğunda, Endymion’un dudakları yukarı kıvrıldı.
💬
“Annen de ilk geldiğinde orada yaşıyordu,” dedi, bunu duymak gözlerimi kısmama neden oldu. “Bir süre sonra oradan ayrıldı. Ayrılmak isteme sebebi geçerli olmasaydı onu orada zorla da tutabilirlerdi.”
💬
“Neden ayrılmak istedi?” diye sorarak araya girdim. Endymion omuz silkerek sırtını koltuğa bastırdı.
💬
“Eğer kardeşim gelmek istemezse zorla götürebileceğinizi mi söylemek istiyorsun?” Ashton’ın sesi gergin çıkmıştı.
💬
“Asla,” dedi Endymion, elini kaldırıp yavaşça sallamıştı. “En azından ben yapmam. Üstelik kardeşin de bunu istiyor.”
💬
Ashton’ın başı hızla bana doğru döndü, ben hâlâ karşımdaki adama bakıyordum. Kaşlarımı çattım, bana buna zorunda olduğumu hatırlatır gibi bakıyordu.
💬
“Abimin tehlikede olmasını istemem,” dedim sertçe. “Benim onun yanında kalmam, kötü enerjileri onun üzerine de çekmem demek. Bunu söylemiştiniz.”
💬
Endymion başını sallarken kurnazca gülümsedi, gözlerimi kıstım. “Kardeşini görmek istersen hayvanı seni getirir,” deyince Noris bir hırıltı çıkardı. “Tamam, sakin ol…”
💬
“Hem ben de hep gelirim,” dedim abime dönerek. “Seni görmezsem kendimi rahat hissetmem.”
💬
Ashton hâlâ gergin görünüyordu, bu fikri sevmemişti ama bir yandan da mantıklı bulduğunu görebiliyordum. Yanımda oturan Briella yerinde kıpırdandı. “Merhaba yakışıklı, ben Briella,” deyip çapkın bir gülümsemeyle abime baktı. Abim çatık kaşlarla ona bakarken Endymion göz devirmişti.
💬
“Korkma, seni yemez. Tercihi bizden yana değil,” dediğinde şaşırarak yanımdaki kadına baktım. Yemek tercihi mi? Briella yüzünü buruşturarak arkadaşına bakmıştı.
💬
Briella, “Koruyucun olmasaydım senden iğreniyor olurdum,” dediğinde kıkırdadım. Ondan aldığım bu enerjiyi onu ilk gördüğümde de sevmiştim.
💬
“Ne kadar da şanslıyım…” Endymion gıcık bir sırıtışla Briella’ya baktı. “Bu kızıl kuyruğun Astrid’in koruyucusu olduğu gibi Briella da benimle. Gerçi koruyucu demek biraz saçma, günün yarısını horultularıyla geçiriyorum.”
💬
“Ne?” Briella tehditkâr bir şekilde öne doğru eğilerek Endymion’a baktı. “Senelerim senin götünü toplamakla geçti. Ben olmasam kim toplayacak senin arkanı? Nankör adam.”
💬
“Ben miyim nankör?” derken tek kaşını kaldırdı. “Efendinle bu şekilde konuştuğun için seni cezalandırmalıyım, Briella.”
💬
“Lütfen cezalandırmayın, Efendi Endymion,” dedi Briella ellerini birleştirip alaycı bir tavırla ona bakarken.
💬
“Artık konumuza dönsek mi?” Noris ciddi bir ifadeyle ikisine bakıyordu. “Halletmemiz gereken iki sinirli ruh var,” dediğinde bir anda herkes ciddi bir tavır takınmıştı. “İlk gün şehrin batısında ceset bulundu. Doğuya, yani bizim olduğumuz yere doğru geliyor olmalılar. İkinci gece bulunan ölüler merkeze yakındı.”
💬
“Onları nasıl yakalayacağız ki? Ya bizim de bedenimize girmeye çalışırlarsa?” diye sorduğumda Noris güven veren bir gülümsemeyle bana baktı.
💬
“Merak etme, sana bir şey olmayacak,” dedi, ardından diğer gardiyana baktı. “Çakal ve ben onları mağaraya çekeceğiz. Hızlı koştuğumuzu biliyorsun. O sırada sizin mağarada bekliyor olmanız gerekiyor.”
💬
“Astrid formaliteden orada olsa yeter,” deyip bana baktı Endymion. “O mağara, giriş sana ait. Orada olman şart.”
💬
“Öylece duracak mıyım?” dedim, içten içe onlara bir faydam dokunsun istiyordum.
💬
“O duvar sürekli orada, sadece sen göremiyorsun. Normal insanlar da tutulma haricinde göremezler, ilk tutulmandan sonra sen de her an görebileceksin,” dediğinde başımı salladım. “Noris sana bir yüzük verecek, bu sizin yüzüğünüz, onu parmağından çıkarma.”
💬
“Öylece duracak mıyım?” diye sorumu tekrarladığımda derin bir nefes aldı.
💬
“Senin orada olman duvarın arkasındakileri de korkutacaktır,” dedi. “Kaçakları evine yollarken diğerlerini de zapt etmek gerek. Noris de yardımcı olacak.”
💬
Gözlerimi Noris’e çevirdim. Onun için çok tehlikeli olacaktı. Tek başına bunu yapacak olması beni endişelendiriyordu. Keşke ona yardım edebilmemin bir yolu olsaydı. Gözlerini bana diktiğini fark ettim. Gözlerinden gözlerime uzanan o ipi yine hissediyordum. Bana yavaşça gülümsedi.
💬
“Sorun yok, üstesinden gelirim,” derken bakışlarını yüzümden ayırmamıştı.
💬
Endymion ellerini dizlerine bastırdıktan sonra oturduğu koltuktan kalktı. “Gece yarısı olmadan onu getir. Biz mağaraya giderken siz de size düşen görevi tamamlarsınız,” deyip Briella’ya baktı. “Biz de Castor’a açılan köprüyü son kez kontrol edelim.”
💬
Briella başını sallayıp ayaklandı, ardından birlikte kaleden ayrıldılar. Biz de koltukta oturmaya devam ettik. Her birimizin üzerinde ayrı bir gerginlik vardı. Bir süre orada oturduktan sonra birlikte akşam yemeği yemiştik. Yemek sessiz geçmişti, arada bir Noris bir şeyler söyleyerek ortamı yumuşatmak istemişti ama başarılı olamamıştı.
💬
Yemekten sonra herkes odalarına çekildi. Odama döndüğümde Holly de odamdaydı. Gideceğimizi biliyordu. Aslında onun birçok şeyi bildiğinin farkındaydım. Giderken giymem için bir ceket bırakmış, serin olabileceğini söylemişti. Şimdi ise yatakta boylu boyunca uzanıyordum. Şehrin üzerine karanlık çökmüş, şehirdeki insanlar evlerine çekilmişti.
💬
Acaba arkadaşlarım şu an ne yapıyorlardı? Benden bir haber alamamak onları da endişelendirmiş olmalıydı. Yoksa gemidekiler gibi onlar da mı beni unutmuşlardı? Bu düşüncenin kalbimi kırdığını hissettim. Hiç var olmamışım gibi hayatlarına devam ettiklerini bilmek istemezdim. Ama ortadan kaybolduğumu düşünüp endişelenmelerindense bu şekilde olması bana daha mantıklı geliyordu. Gerçi böyle bir durum olsaydı annem de unutulmuş olurdu. Hatırladığım kadarıyla çocukluk arkadaşları vardı.
💬
Uzandığım yataktan doğrulup Holly’nin benim için bıraktığı ceketi giydim. Daha sonra kapıyı açıp geniş terasa çıktım. Hava ılıktı, şehirdeki ışıklar da şehri kasvetli gösterecek kadar loştu. Başımı geriye doğru atıp gökyüzüne baktım, derin bir nefes aldım. Gökyüzünde hareket eden gri bulutlar vardı, ay bir gümüş gibi parıldıyordu. Yeşil gözlerim şatoya doğru kaydı. İlk gördüğüm günkü kadar parlak ve güzeldi. Gökyüzünde parlayan o kırmızı yıldıza benziyordu.
💬
Sanki gözlerim bir büyütecin arkasına geçmiş gibi görüntüm büyüdü. Bu anlık korkmama neden olsa da gözlerimin önüne serilen görüntüyle duraksadım. Büyük pencerenin önünde duruyordu. Bakışları dalgındı, şehri izliyor gibiydi. Derin bir nefesi içine çekerken yükselen göğsünü gördüm. Elini yavaşça göğsünün üzerine bastırdı. Dikkat kesilmiş bir şekilde ona bakarken gözleri benim olduğum yere doğru döndü. İrkilerek bir adım geri çekildim, görüşüm eski hâline dönerken hâlâ şatoya bakıyordum. Gözlerim nerede durması gerektiğini biliyordu. Yüzü hâlâ gözlerimin önündeymiş gibi aynı noktaya bakmaya devam ediyordum. Sonra o noktada bir ışık parladı. Gözlerimi kısarak bakmaya devam ettim, bir süre sonra o ışık sönmüştü. Bu nasıl olmuştu? Başımı iki yana sallayarak kafamı toparlamaya çalıştım, dikkatimin dağılmaması gerektiğini biliyordum ama engel olamıyordum.
💬
Kollarımı bedenime sarıp odaya döndüğüm sırada Noris de odama girdi. “Kapıyı tıklatıp seslendim ama cevap gelmeyince merak ettim,” dediğinde başımı salladım.
💬
“Sorun değil, biraz hava alıyordum,” deyip yatağın kenarına oturdum. “Gidiyor muyuz?”
💬
“Evet, seni almak için geldim,” dedi, sakince başımı salladım. “Endişelenme, ben seni korumak için varım.”
💬
“Öyle söyleme,” dedim durgun bir sesle. “Sanki benim için var edilmişsin, tek amacın benmişim gibi konuşman bana kendimi rahat hissettirmek yerine beni üzüyor.”
💬
“Amacım seni üzmek değildi, üzgünüm,” dediğinde yüzüne baktım. Normalde esip gürlemesi ama bana bu şekilde uysal yaklaşması bazen sinir bozucu oluyordu.
💬
“Arkadaş olabiliriz, hem bu şekilde hissetmem,” dedim, usulca bana yaklaştı.
💬
“Elbette arkadaş olabiliriz ama senin için burada olduğumu anlamalısın.” Kaşlarımı çatarak gözlerine baktım. “Ben senin bir parçan olmasaydım, şu an iki ayağımın üzerinde duruyor olamazdım, Astrid. Normalde seninle bu şekilde konuşmam bile doğru değil ama resmi konuşarak seni uzaklaştırmak istemem.”
💬
“Böyle iyi,” dedim sadece.
💬
“Senin için var olmadım, sen doğduğunda ben zaten vardım,” diye fısıldadı, fısıltısı her seferinde kulağa yatıştırıcı geliyordu. “Sadece senin koruyucun olarak sana bağlandım. Bu senin doğduğun günden bu yana böyle.” Başını yavaşça yere eğip kaldırdığında homurdandım ama buna aldırış etmedi. “Hadi gidelim.” Sonra aklına bir şey gelmiş gibi durdu. Cebinden çıkardığı yüzüğü bana uzattı. “Bu senin.”
💬
Bu yüzüğün aynısından onda da olduğunu biliyordum. O gün şatoya gitmeden önce taktığını görmüştüm. Yüzüğü parmağıma geçirdim. İlk başta yüzük derime yapışıyormuş gibi parmağımı sıktı, acıyla inledim. Sonrasında ise eski şeklini aldı, acı kaybolmuştu. Kaybolan acının ardından bedenime yüklenen enerjiyle kendimi son birkaç gündür, hatta son birkaç yıldır olmadığım kadar iyi hissetmiştim.
💬
Daha fazla konuşmadan birlikte yola çıktık. Yol boyunca bana dikkatli olmam gerektiğini, o gelene kadar beni koruyacak birinin yanımda olacağını söyleyip durdu. Endişelenmesi gereken kendiyken bana bu şekilde yaklaşması beni geriyordu. Biraz da kendi için endişelense olmaz mıydı? Ben onun için yeterince endişeleniyordum. Birkaç gündür tanıdığım bir adam için böyle endişelenmem artık bana saçma gelmiyordu. Bağ konusunda doğru söylediğini zaten hissediyordum.
💬
Şatoya giden merdivenlere yaklaşmıştık. Merdivenlerin yakınında dikilen iki beden vardı. Bu iki bedeni tanıyordum, bu yüzden korkmamıştım. Biz onlara yaklaştıkça onların da odak noktası biz olmuştuk. Bir beden ayakta güçlü bir görüntü çizerken diğeri kendi bedenindeydi. Çakal, gözlerini yüzüme dikip tuhaf bir hırıltı çıkardı.
💬
“Sanırım bu görüntüye alıştım,” deyip gülerken gözlerimi Noris’e çevirdim. Gülüşüm yüzümde dondu. Gözlerim büyürken korkuyla birkaç adım geriledim. “Noris?”
💬
Kızıl gözlerini yüzüme dikmiş olan tilki, kısık bir kıkırtı çıkardı. Onu ilk kez böyle görüyordum ve bunu aniden görmüş olmak birazdan kalp krizi geçirmeme neden olabilirdi. Küçük bedeniyle bana doğru yaklaşınca istemsizce bir iki adım daha geriledim. Bu onun duraksamasına neden olmuştu. Öylece durup bana bakarken birinin bize yaklaştığını hissettim.
💬
“Normal davran,” dedi. “Kendi bedenlerindeyken daha hassas oluyorlar.”
💬
Endymion’un söyledikleriyle sertçe yutkundum, böyle davranmam onu üzmüş müydü? O koca adamın nasıl böyle sevimli göründüğünü anlayamıyordum. Kızıl gözlerine bakarken diz çöktüm. Beni anlamış gibi tekrar bana yaklaştı. Siyah, küçük burnunu avucuma sürttüğünde yavaşça güldüm. Benim rahatladığımı anladığından o da rahatlamış görünüyordu.
💬
“Bu şekilde onları daha rahat bulurlar,” dedi Endymion. “Onları bulduktan sonra tekrar insan olacaklar. Ruhlar insan bedeni arıyor.” Başımı sallarken kızıl tilkinin tüylerini okşadım, dokunmak beni korkutmamış, aksine iyi hissettirmişti. Endymion’un gözleri parmağımdaki yüzüğe kaydı. “Artık gidelim, geç kalmamalıyız.” Briella ve Noris’e bakıp elini kaldırdı. “Ne yapacağınızı biliyorsunuz, sizi mağarada bekliyor olacağız.”
💬
İkisi de farklı sesler çıkardıktan sonra aniden koşarak bizden uzaklaşmaya başladılar. Biz de vakit kaybetmeden yolumuza devam ettik. Oraya nasıl gideceğimizi bilmiyordum. Buraya ilk geldiğimde bayılmıştım, oradan nasıl kaleye gittiğimizi hatırlamıyordum. Şimdi ise sakince Endymion’u takip ediyordum. Bakışları temkinliydi, sürekli etrafı kontrol ediyordu. Onun bu tedbirli hâli beni de tedirgin ettiğinden ben de sürekli etrafıma bakınıyordum.
💬
“Alışıyor gibisin,” dedi önünden geçtiğimiz dar, karanlık sokağa bakarken.
💬
“Başka şansım olmadığını anladım,” dedim, bu kabulleniş sesime de yansıdı.
💬
“O kadar da kötü değil ha?” deyip güldü, göz ucuyla ona baktım.
💬
“Henüz hiçbir şey görmedim.” Gözlerini bana çevirdiği sırada ağaçların arasından bir yokuşu tırmanmaya başlamıştık.
💬
“Sandığın kadar kötü bir durumda değilsin, Astrid,” dedi, haklıydı sanırım. “Üstelik kan bağın olan tek insan da yanında.”
💬
“Evet, bu konuda yalan söyleyemem,” dediğim sırada nefesim sıklaşmıştı. Yokuşu çıkmak bana ne kadar zor geliyorsa, Endymion için o kadar kolay görünüyordu. “O benim yanımda diye bu kadar iyi durumdayım. O olmasaydı şu an kendimi korkudan bir odaya kilitlemiş olabilirdim.”
💬
Söylediğim şey onu güldürdü. “Seni o odadan çıkarmak zorunda kalırdım,” dediği sırada bir tümseğe çıktı ve elini bana uzattı. Yanağımın içini ısırırken uzattığı elini tuttum, beni kolayca yukarı çekmişti. Düz, karanlık bir yola çıktık. Pek ışık olmadığından etrafımda neler olduğunu göremiyordum ama ağaçların hışırtısını duyabiliyordum.
💬
“Kaç yaşındasın?” diye sordum, böyle bir soru beklemediğini yüzündeki ifadeden anlamıştım. Bu karanlık yolda sessizce yürümek beni daha da geriyordu.
💬
“Yirmi beş,” dedi, kısık sesle konuşmuştu. Neden öyle konuştuğunu anlamasam da ona ayak uydurdum.
💬
“Abimle yaşıt olduğunuzu söylemiştin, doğru,” dedim onun gibi kısık bir sesle. Ona ayak uydurmam onu tekrar güldürmüştü. “Kaç yıldır gardiyanlık yapıyorsun peki?”
💬
“Beş altı sene oldu sanırım,” dediği sırada tekrar bir yokuşa yönelmiştik. Siyah toprak ıslaktı sanırım, botlarım biraz kayıyordu.
💬
“Annem öleli iki sene oldu, Noris tek başına zorlanmış olmalı.” Ayağım aniden kayınca sendeledim, Endymion kolumdan tutarak düşmemi engelledi.
💬
“Dikkat et,” derken fısıldamıştı, ben dengemi toparlayınca geri çekildi. “Annenin ölümünden sonraki üç tutulmayı tek başına kontrol etti. Sanırım seni buraya getirmek onu biraz zorladı. Sen de biraz inatçı çıktın.” Gülerken ellerimi birbirine sürttüm, biraz serindi. “Dördüncü tutulmada geldin.”
💬
“Annemin ardından toparlanmam biraz zor oldu,” diye fısıldadığımda anlayışla başını salladı. Başımı kaldırdığımda mağaranın girişini görebilmiştim. “Ama söylediği birkaç cümle hep kafamda dönüp durdu. Biraz toparlandığımda ise ipin ucunu tuttum, sonra da gözümü burada açtım.”
💬
“Regina, zeki bir kadındı, sana ipuçları bırakmış olmalı,” dedi, bu doğruydu. Sadece benim anlamam biraz zaman almıştı. “Geldik.”
💬
Kalın, kurumuş ağacın yanından geçtikten sonra mağaranın içine girmiştik. Buraya ilk geldiğim ânı hatırladım. Taşların arasındaki çatlaklardan lavlar akmaya devam ediyordu. Karanlık mağarada bir süre yürüdükten sonra o gizli uçurumun başına geldik. Endymion elini kaldırıp bir şeye dokunur gibi parmaklarını oynattı.
💬
“Duvar burada,” deyince gözlerimi parmaklarına diktim. “Senin geldiğini hissetmiş olmalı, titreşiyor.”
💬
“Beni tanıyor,” dedim fısıltıyla. Yine o fısıltı ve çatırtıları duydum ama ilk duyduğum anlardakinden daha kısıktı. “Duvarlara yaklaştığımda sesler, fısıltılar duydum. En çok da o köprüdeyken. Beni mi çağırıyordu?”
💬
“Hayır,” dedi, elini indirip bana döndü. “Duyduğun sesler o karanlıkta yaşayanların sesleri. Tıpkı şu an peşinde olduğumuz ruhlar gibi. O ruhları şu an tam olarak göremeyeceksin ama onların da seslerini duyacaksın.”
💬
“Sen de duyuyor musun?” diye sordum, sesler rahatsız ediciydi.
💬
“Tutulma ânında daha zor oluyor o seslerle baş etmek.” Nedense bu cümlesi beni korkutmuştu. Ben ilk duyduğumda bile korkudan ölecektim, daha fazlasıyla nasıl baş edecektim?
💬
“Neden o karanlıkta ruhlar var? Onlar kim?” Sorum karşısında sessizce yüzüme baktı. Bir cevap vermemesi canımı sıksa da üstelememiştim, elbet öğrenirdim.
💬
Yaklaşık on beş dakika kadar orada oyalandık. Mağaranın içine dolan ulumaya benzer seslerle gözlerimi hızla Endymion’a çevirdim. O da bana baktı, ardından hızlı adımlarla mağaranın girişine ilerledi. Onları beklediğimiz sırada benden istediği şeyleri söylemişti. Bu kayanın arkasında sessizce durmamı, görünmememi istemişti. Hafifçe kafamı uzatıp mağaranın girişine bakmaya çalıştım. Endymion girişin kenarında gizlenmişti, karanlıkta onu tam göremiyordum ama gözleri karanlıkta parlayan bir çift gri inciydi.
💬
Mağaranın içi aniden rüzgârla doldu, kayanın arkasına iyice sokulup gizlendim. Saçlarımın uçuşmaması için onları avucumun içinde toplamıştım. Kayanın diğer kenarındaki küçük delikten bakmaya çalıştım. Tam o anda çakal ve tilki hızla koşarak içeri girdi. Çakal bir an kayarak durdu ama tilki koşmaya devam ediyordu, koşarken tuhaf sesler çıkarıyordu, o an onun bir şeyi kovaladığını anladım.
💬
İrileşmiş gözlerle yavaşça olduğum yerde kaydım. Diğer uçtan duvarın olduğu kısma baktım. Siyah, silik bir silüet çok hızlı bir şekilde hareket ederek duvara doğru hareket ediyordu. Uçurumun başında ikisi de gözden kayboldu, görünmez bir duvardan geçer gibi geçmişlerdi ve tilki geçerken duvar bir saniyeliğine görünür gibi oldu. Nefesimi tutmuş şekilde oraya bakıyordum. Çakalın çığlığa benzer hırıltılarını duyuyordum.
💬
“Diğeri kaldı!” diye bağırdı Endymion. Mağaranın içinde kopan patırtılar korkarak yerime sinmeme neden olurken tilki, duvardan atlayarak geri döndü.
💬
Bir anda ortama büyük bir sessizlik çöktü. Üzerinde oturduğum nemli toprak ısınmaya başlamıştı. Gözlerimi bacaklarıma indirdim. Beyaz pantolonum siyah toprak lekeleriyle doluydu. Duvardan ve köprüden gelen o fısıltılara benzer bir ses duydum. Bu sesin tek farkı sanki tek bir kişiye aitmiş gibi olmasıydı. Saçlarımın arasında nefese benzer bir şey hissettim. Gözlerim irice açılırken aniden arkama döndüm.
💬
Çıplak bileğimde hissettiğim acıyla dudaklarımın arasından çıkan çığlık mağarada yankılandı. Sanki biri kolumu tutup çekiyor, tuttuğu yer ateşle dağlanıyordu. Sürünerek geri çekilmeye çalıştığım sırada biri beni belimden tutup hızla geri çekti. Bir başka bedenin de hızla önümden geçtiğini gördüm. Kolumda hissettiğim acı bedenimin titremesine neden oluyordu. Belimi tutan kişi beni kucaklayıp kendine çekerken bileğimdeki acı koluma doğru yayılmaya başladı. Başım omzuna çarptı, odağını kaybedip tutarsızca hareket eden gözlerle mağaranın nemli tavanına bakıyordum. İçeride hırıltılar ve bağırışlar vardı. Kucağında olduğum beden hızla hareket ediyor, acıdan titreyen bedenim daha da sallanıyordu.
💬
“Dayanabilirsin,” dediğini duydum. Gözlerim kapanmadan önce duyduğum iki farklı ses vardı. Biri bir tilkinin acı hırıltılarıyken diğeri yine onun sesiydi. “Sakin kalmaya çalış. Dayanabilirsin. Dayan lütfen.”
