29. ATEŞ ALTI

💬

🎧: Yasir Miy, Son Dileğim

💬

🎧: Güncel Gürsel Artıktay & Maya Perest, Aşk Uğruna

💬

En son gözümün ne zaman bu denli döndüğünü hatırlıyordum.

💬

Babama ait parçalanmış bedenin toprağın altına konmasından hemen sonra.

💬

Sonraki süreçte de gözümün döndüğü anlar elbette olmuştu ama şu an içimde parlayan ateşin kuvveti yalnızca o ilk âna benziyordu.

💬

Alışveriş merkezinin lavabosundan çıkarken yanımda sadece Melin ve babaannem vardı. Mağazalardan birinin camına yansıyan görüntümüze baktığımda görünüşümüzdeki farklılık beni tatmin etmişti. Bu şekilde bizi tanıyan olmazdı çünkü yüzümüz görünmüyordu. Üçümüz de siyah çarşaf giymiştik, sadece gözlerimiz görünüyordu. Babaannem bir bebek arabasını önümüzden ilerletirken biz de Melin’le kol kolaydık. Evden bu şekilde çıkmanın bir anlamı olmayacağından kalabalık bir ortamda görünüşümüzü değiştirmiştik. İlkay bizimle değildi ama uzaktan bizi izlediğine emindim.

💬

Öylesine birkaç mağazayı dolaştık ve bir iki parça kıyafet aldık. Ardından otoparka değil de alışveriş merkezinin çıkışına ilerledik. Tibet bir nevi planımızı kabul etmek zorunda kalmıştı. Açık vermemek için de kapsamlı bir plan yapmıştık. Direkt adaya gitmek yerine bir geceyi farklı yerde geçirecektik. Bu kıyafetlerle İlkay’ın bizim için ayarladığı bir apartmana gidecek, yarın da yine bu kıyafetlerle yola çıkacaktık. Bizim kıyafetlerimizi giyen insanlar da kaldığımız eve gideceklerdi. Sonra İlkay onları da güvenli bir şekilde kendi evlerine gönderecekti.

💬

Alışveriş merkezinden çıkıp taksiye bindik, İlkay’ın verdiği adresi şoföre söyledikten sonra derin bir nefes aldım. Her ihtimale karşı takside de yüzümüzü açmadık. Tibet belki bu planımızdan haberdardı ama benim kafamdaki plandan hiç haberdar olamayacaktı. Aptallık etmiştim. Birkaç günlüğüne de olsa her şeyin düzeleceğini, yeniden normal bir hayata geçeceğimizi düşünerek aptallık etmiştim. Durup bir köşede beklemem, ölümü beklemem gibi bir şeydi. Üstelik söz konusu olan sadece benim ölümüm de değildi.

💬

Yanımda oturan Melin’in elini bacağımda hissedince bakışlarım ona döndü. Yüzlerimiz görünmese de göz göze gelmek bazı şeyleri anlamamıza yetiyordu. Nasıl ki ben onun neler hissedebileceğini ya da yapabileceğini anlıyorsam onun da farkında olduğu şeyler vardı. Dünden beri sessizdim ve o, bu sessizliğin normal olmadığını biliyordu. Aklımdan geçenlerden bahsetmeyecek olsam da yaşadığım karmaşayı gizleyecek değildim.

💬

Gözlerimden her ne anladıysa gözleri bir anda doldu ve bakışlarını hızla çevirip dışarıya baktı. Elini bacağımdan çekmese de bakışları adrese varana dek bir daha bana dönmedi. Babaannem ücreti öderken taksiden indik. Hangi kata çıkacağımı hatırlayamadığımdan İlkay’ın attığı mesajı kontrol ettim. Beşinci kat, daire on sekiz. Asansöre en son binen bendim. Beşinci kata ait tuşa bastığımda kapılar kapandı. Bebek arabası hâlâ bizimleydi. İçinde yatan oyuncak bir bebek olsa da dışarıdan bakan biri bunu kesinlikle anlamazdı.

💬

Dairenin kapısına geldiğimde İlkay’ın verdiği anahtarla kapıyı açtım ve tek tek içeri girdik. İçeri girer girmez Melin sıcaktan bunaldığı için üzerindekileri çıkarmaya başlamıştı. Bebek arabasını holde bırakıp kapısı olmayan büyük salona geçtik. Ev eşyalıydı. Babaannem çarşafını çıkarırken, “Bu kadar oyuna ne gerek var anlamadım,” diye söylendi. Gerginliği dünden beri geçmemişti. “Artvin’e gitseydik orada kimse bir şey yapamazdı.”

💬

Gözlerimi devirip yüzümü açtım. “O işler öyle olmuyor.”

💬

Söylenmeye başladı, hatta söylenirken şivesi de gün yüzüne çıktı ama birkaç kez aynı konuşmayı yaptığımızdan sıkılmıştım. Köşe takımının kenarına oturmuş, söylenmeye devam eden babaannemi dinlerken telefonum çaldı. Yine hat değiştirmiştim. Hatta babaannem ve Melin’de de yeni hatlar vardı. Numaramı sadece İlkay ve Tibet biliyor olsa da ekrana bakana kadar tereddüt etmiştim. Ekranda Tibet’in adını görmek içimi rahatlatmıştı. Görüntülü aramayı yanıtlamadan önce salondan çıkıp odalardan birine girdim.

💬

Aramayı kabul ederken pencereye yaklaştım. Tibet, “Geç açtın,” deyince bakışlarım ekrana indi. O da pencerenin kenarında duruyordu.

💬

“Eve yeni girdik,” dedim pencereyi açarken. İçerisi havasızdı. Ayrıca yabancı bir yerde olduğum için bunalmış da hissediyordum. “Gerici bir gündü.”

💬

“Hâlâ gitmemeniz taraftarıyım,” dedi ciddi bir ifadeyle. “O evde kalın işte, birkaç gün çıkmayın dışarı.”

💬

Yanaklarımın içini şişirdim. “Başer’e olandan sonra babaannem delirmiş gibi. Biz yanında yokken bu kadar tedirgin değildi. Şimdi biz varız ve tek düşüncesi bizi korumak,” dedim sakince. Tibet dikkatle beni dinliyordu. “Her yerde bizi bulabileceklerken burunlarının dibinde bulamayacak olmaları onun da aklına yattı. Ha orası ha başka yer, ne fark eder? Denemeden bilemeyeceğiz.”

💬

Düşüncelerinin değişmediğini bakışlarından anlayabiliyordum ama beklediğim şekilde üstelemedi. “Erken saatte yola çıkmalısınız. Bahtiyar bu gece yola çıkacak fakat ilk durağı ada olmaz,” derken bana bakmamıştı, cebinden paket çıkardığını gördüm. Sigara paketini tutan elinin birkaç saniye titrediğini görmek bile eline odaklanmama yetmişti. “O adaya giriş yaptığı anda güvenlik üst seviyeye çıkartılır.”

💬

“Sen iyi misin?”

💬

Sorumu duymazlıktan gelip, “Bu yüzden yarın akşam gelecek olsam da yanınıza gelemeyebilirim,” demesi kaşlarımı çatmama neden oldu. “Sizi riske atmak olur.”

💬

“Tibet,” dediğimde bakışları ekrana çevrildi ve göz göze geldik. “Bir şey olmuş.”

💬

“Evet,” demesi, yalanlamaması bana iyi hissettirmedi. “Ama sandığın gibi bu işlerle alakalı değil.”

💬

“Neyle alakalı?”

💬

“Benimle,” demesini beklemediğimden cevabına şaşırdım. “Birini koruman gerektiğinde kontrollü davranırsın, önceliklerin olur.” Yaktığı sigarayı bir nefesten sonra söndürdü, kenara itti. “Kontrolü kaybediyormuş gibi hissediyorum. Bu artık korumam gereken biri olmadığından değil, şu an tek başıma olduğumdan.”

💬

Doğrulama isteğiyle, “Orada değilim ve sen kontrolden çıkacakmış gibi hissediyorsun,” dediğimde yavaşça başını salladı. Diğer her şeyi bir kenara bıraksın ve kendinden bahsetsin istedim. O beni nasıl bir durumun içinde olursak olalım dinlemişti. “Saldırganlaşmak gibi mi yoksa odaklanamamak mı?”

💬

“Sonunu düşünmeden hareket etme isteği,” demesi bile durumu anlamama yetmişti. Bir yandan da şu an benzer bir durumda olmak beni şaşırtmıştı. Sonunu düşünmeden hareket etme isteği…

💬

“En başta bir planın vardı,” dediğimde bakışları yeniden yüzümü buldu. “Hayatına girmemiş olmasaydım planlarında adım adım ilerleyecektin ve belki de şu an çok başka bir durumda olacaktın. Benim gelişim ve yaşananlar, sana acelecilik kattı. Belki şu aşamada sana yanlış gelmiyor ama yıllarca plan yapman ve bunun bir noktada bozulmuş olması seni içten içe geriyor olmalı.”

💬

Birkaç saniye boyunca sustu, ekrana baktı ama sanki ekranda gözlerim hariç her yere bakıyordu. “Geriyor değil ama evet, hiç bocalamadım diyemem.” Dürüst cevabından sonra dudaklarım buruk bir gülümsemeyle şekillendi. “Tabii senin kendini sorumlu hissedeceğin bir kısım yok çünkü bir şeyi yaşamadan ne olacağını bilemezsin ve ihtimaller her zaman vardır. Sen hayatıma girmeseydin belki çok daha kötü bir durumda olacaktım, olabilirdim, biliyorsun.”

💬

“Ne yapman gerekiyorsa onu yap,” dedim ciddi bir ifadeyle. “Ne yapmamız gerekiyorsa onu yapacağız. Ancak bu şekilde devam edebiliriz. Her şeyi bitirmeden yeni bir başlangıç yapamayız, unutma.”

💬

“Biliyorum,” deyip derin bir nefes aldı. “Ee, özledin mi beni?”

💬

Gözlerimi devirerek güldüm. “Aptalsın.”

💬

“Benden uzak kalmak sana iyi gelmiş gibi. Baksana bana daha iyi davranıyorsun.”

💬

Kaşlarımı çatıp, “Sana kötü davranmıyordum,” dediğimde şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Ne? Davranıyor muydum?”

💬

“Ağzıma sıçıyordun,” demesi anlık duraksamama, sonra da kahkaha atmama neden oldu. “Olmaz Tibet, seni sevemem Tibet, uzak dur Tibet, bıdı bıdı.”

💬

“Öyle şeyler söylemedim.”

💬

“Ayrıca görmeyeli yalancı biri de olmuşsun.”

💬

“Hadi oradan,” dedim gülerek. “Sanki bir şeyler karıştırıyormuşsun da dikkatimi dağıtmaya çalışıyormuşsun gibi hissediyorum.”

💬

Tek gözü yüzüne aniden vuran güneş ışığı yüzünden kısılırken, “Kurma kafanda,” dediğinde cümlesinden çok gözlerine odaklandım. Bir gözünde yeşil daha baskınken diğer gözü güneş ışığından dolayı altın gibi parıldıyordu. Ne zaman Tibet’i dikkatli bir şekilde inceleyecek olsam kalbim korkuyla kasılır, kendi içimde bir kenara pusup kalırdım. Şimdi ekranı kaplayan yüzünü incelerken o korku yoktu, gözlerim rahatça yüzünün her noktasında dolanıyordu. Bu bir şeylerin değiştiği anlamına mı gelirdi?

💬

“Evet, seni özledim,” dedim ikimizin de beklemediği bir anda.

💬

Bakışlarım dudaklarında şekillenen gülümsemeye kaydı. “Ben de seni özledim,” dediğinde dudaklarından ayrılan bakışlarımı gözlerine çevirdim. “Seni görmenin bir yolunu bulacağım.”

💬

Başımı iki yana sallayıp, “Riske atamayız,” diye mırıldandım.

💬

“Seni riske atacak bir şey yapmam,” dedi kendinden emin bir şekilde. “Sen beni dinlemeyip oraya giderek yeterince kendini riske atıyorsun.”

💬

Derin bir nefes aldıktan sonra, “Başlama yine,” diye söylendim. “Gelmeye falan çalışma. Nasıl olsa yakında görüşeceğiz.”

💬

“Ben sana bunun korkusunu nasıl anlatabilirim?” diye sorunca duraksadım. “Göremeyecek olma ihtimalinin yarattığı korkuyu.”

💬

“Böyle şeyler düşünme,” dedim kısık bir sesle. “Ne oldu o iyimser Tibet’e?”

💬

Sessizliği saniyeleri aşıp dakikaları devirdi. Ondan içimi rahatlatacak bir cümle beklemedim ama bunun yerine tüm karamsarlığıyla beni izledi. Babaannemin bana seslendiğini duyunca Tibet’le vedalaştım. Arama sonlandığında üzerime çöken durgunluk beni tüm akşam, hatta tüm gece rahat bırakmadı. Akşam yemeğinde herkes sessizdi, masayı toplarken ve farklı köşelere dağılırken de bu sessizlik sürmüştü.

💬

Dinlenmek için odama döndüğümde ilk durağım pencere olmuştu. Binanın karşısındaki parkta oturmuş sohbet eden üç adam da sokak lambasının altında toplanmış olan dört beş adam da tanıdıktı. Üzerlerinde takım elbise yoktu, sıradan insanlar gibi görünüyorlardı ama burada olma sebepleri bizdik. Binanın içinde bekleyen, dikkat çekmemek için dışarı çıkmayan adamlar da vardı. Olası bir durumda hiçbirinin Bahtiyar’ın karşısında şansı olmadığını bilsem de babaannemin içi bu şekilde rahat ediyordu.

💬

Uyumam gerektiğini bildiğimden birkaç saatliğine de olsa kendimi zorla uyutmuştum. Dinç olmalıydım, bu birkaç gün dinç bir bedene ihtiyacım vardı. Sabahın ilk ışıklarında gözlerimi açsam da bir süre yataktan çıkmadım. Yaklaşık bir saat sonrasında İlkay’dan aldığım mesajla ayaklanmam gerekti. Hızlı bir duşun ardından kıyafetlerimi giyip Melin ile babaannemi uyandırmak için odadan çıktım. Babaannem bana kalmadan çoktan uyanmış, kahvaltı için bir şeyler hazırlamıştı. Melin salonda olsa da pek ayılmış gibi görünmüyordu, koltukta uzanmış uyukluyordu.

💬

“Bir saate çıkacağız,” dedim sandalyelerden birini çekip otururken.

💬

“Geç bile kaldık,” dedi babaannem karşıma otururken. Aslında saat henüz sabahın yedisiydi. “Melin, masaya gelip bir şeyler ye.”

💬

Melin uykulu gözlerle bize bakarken, “Bana beş dakika verin,” diye sızlandı.

💬

Babaannem, “Kızım sen beş dakika diyeli yarım saat oldu, ben masayı hazırladım,” dedi yan yan Melin’e bakıp. “Şu eve bir gidelim de orada da uyursun.”

💬

Melin homurdanarak doğruldu. “Aynen, ateş altındayken uyurum babaanne.”

💬

Babaannem çay bardağını önüne çekip, “Savaşa gitmiyoruz,” dese de böyle düşünmediğini biliyordum.

💬

“Babaanne,” dedim ekmek diliminden bir parça koparırken. “Başer’in bana imzalatmak için bir şeyler getireceğini söylemiştin. Şimdi ne olacak?”

💬

“Hiçbir şey,” dedi ve dalgın bakışlarını boş tabağına indirdi. “Bedavaya bize yardım etmiş oldu. Yazık oldu. İyi bir adamdı.”

💬

Kaşlarım çatıldı. “Öncesinde senden bir şey almadı mı?”

💬

“Hayır. Aksine verdi,” demesi şaşkınlıkla ona bakmama neden oldu. “Dubai’deki şirketinde finansal sıkıntılar vardı. Bir bakıma o heriflere katlanma sebebi biraz da buydu. Borçları karşılığı ortak olmamı istedi. İş bittiğinde, yani sen sağ salim döndüğünde de bir ödeme yapmadan bize ortak olacaktı.” Duyduklarım şaşkınlığımı büyüttü. “Dubai’deki şirketinde yüzde otuz beş hissem var.”

💬

Parmaklarımı dudaklarıma bastırıp söylediklerini sindirmeye çalıştım. “Bir yakını falan yok mu? Geri vermeliyiz.”

💬

Babaannem kaşlarını çatıp bakışlarını yüzüme çevirdi. “Hisseyi bedavaya almadım, Niran. Bu iş için kendi mal varlığımızı riske attım. Plan onun burnunu boktan kurtarmak, sonrasında da bizdeki zararı düzeltmekti.”

💬

“Ne yapacağız?” diye sordu Melin merakla.

💬

“Şimdilik büyük bir zararımız yok, birkaç iyi hamleyle avantaja çevirebiliriz,” dedi düşünceli bir ifadeyle. “Siz bunu düşünmeyin, biz hallederiz.”

💬

“Siz?”

💬

“Sizin şu çocuk, İlkay, o yardım edecek,” dediğinde parmaklarımı alnıma bastırdım. Babaannemin bir şeylerle tek başına baş etmeye çalıştığını görmek ruhumu daraltmıştı.

💬

“Özür dilerim, senin açından bazı şeyleri düşünemedim,” diye mırıldandığımda uzanıp elini elimin üstüne koydu.

💬

“Her şey olması gerektiği gibi ilerledi.”

💬

Olması gerektiği gibi…

💬

Üçümüzde de pek iştah yoktu, bu yüzden kahvaltı faslı kısa sürdü. Dün giydiğim çarşafı giyerken odada tektim. Başta peruk ve gözlük takmayı teklif etsem de İlkay yüz hatlarımızın belli olmayacağı şekilde kamufle olmamızın daha iyi olacağını söylemişti. Bana da mantıklı gelmişti. Sonuçta bir iz, bir mimik ya da herhangi bir hareketimizden de deşifre olabilirdik. Sadece gözlerimiz görünürken tanınmak daha zordu. Ki Melin güneş gözlüğü de takacaktı. Renkli gözlerini gizlemek gerekiyordu.

💬

Dünkü gibi hazırlanıp bebek arabasını da alarak evden ayrıldık. Yanımıza başka herhangi bir şey almadık çünkü gezintiye çıkmış gibi görünmeliydik. Kıyafet konusunu orada da bir şekilde halledebilirdik. Binadan çıkmak yerine otoparka indik, bizi bekleyen araca bindik. Araç bizi Kabataş’a kadar götürdü. Vapura binme kısmı zor olmamıştı ama tekrar bir deniz taşıtına binecek olmak gerilmeme neden olmadı desem yalan olurdu. Neyse ki yüz ifademi görebilen yoktu.

💬

Sadece üçümüz olsak da bir yerde İlkay’ın da olduğunu, gözlerinin üzerimizde olduğunu biliyordum. Onu aramadım, nerede olduğunu bulmaya çalışmadım. Deniz yolculuğumuz bir buçuk saat bile sürmemişti ama bana günler geçmiş gibi hissettirdi. Hava güzel olsa da en küçük dalga sesinde aklıma günler süren deniz yolculuğum, dalgalarla boğuşmam gelmişti. Bu yüzden karaya adım atana kadar kaskatı bir bedenle oturmuş, ayağa kalkmamış, denize bakmamıştım. Benim aksime Melin normal davranmaya, heyecanlı görünmeye çalışmış, Türkçe yerine Hırvatça konuşarak turist olduğumuz havasını yaratmaya çabalamıştı.

💬

Vapurdan indiğimizde direkt eve gitmemiştik, zaten evin tam olarak nerede olduğunu da bilmiyorduk. Biraz deniz kenarında dolanmış, diğer insanlar gibi yürüyüş yapmıştık. Sonra bir restorana girip bir şeyler içmiş, soğuk içeceklerimizi içerken sohbet etmiştik. İlkay’ı hâlâ görememiş olsam da bakışlarının ağırlığını üzerimde hissetmiştim. Restoranda geçirdiğimiz iki saatin sonunda İlkay’dan aldığım mesajla hesabı istemiş, restorandan ayrılmıştık. Mesajda önünde olduğumuzu, tarif ettiği şekilde ilerlememizi söylemişti.

💬

On beş, yirmi dakikalık yürüyüşün ardından onu gördüm. Elinde poşetlerle bir evin bahçesine girdi. Aramızdaki mesafe az değildi, biz evin önüne varana kadar o çoktan elleri boş bir şekilde bahçeden çıkmıştı. Biz bahçeye girdiğimizdeyse telefonum çalmaya başladı. Göz ucuyla baktığımda sokağın sonuna doğru ilerlediğini gördüm. Ben telefonu açarken babaannem ve Melin bahçede durmuş normal sohbet ediyormuş gibi konuşuyorlardı.

💬

“Sizin için birkaç parça kıyafet bıraktım,” dedi İlkay telefonu açtığımda. “Anahtar mavi olan karton poşette. Şimdilik idare edin. Dolapları da doldurdum, yiyecek sıkıntısı çekmezsiniz.”

💬

“Sen dönecek misin?” diye sorarken bahsettiği poşetin içinde anahtarı aradım.

💬

“Dönmem gerek, Bahtiyar geldikten sonra çıkmam zor olur,” deyince ister istemez canım sıkıldı. “Merak etme, etrafta adamlar olacak. Onlar için de kalacak bir yer ayarladım, çaprazınızdaki evdeler, onlar dün geldiler. Oturduğunuz sokaktaki evler genelde tatilciler için kiralanıyor ama aileler de var.”

💬

“Sağ ol, İlkay. Her şeyi düşünmüşsün,” dedim müstakil evin kapısını açarken. “Bundan sonrasını biz hallederiz, aklınız kalmasın. Dışarı çıkmayız.”

💬

“Çıkmasanız iyi olur, Niran. Bahtiyar genelde orayı güvenli bulur, çok fazla önlem almaz ama dikkatli olmakta fayda var,” dediğinde gözlerim kısıldı. Çok fazla önlem almaz mıydı? “Ben akılsız ve de âşık arkadaşımı da tutmaya çalışırım ama kesin o gelmenin bir yolunu bulur.”

💬

“Tutmaya çalışma, tut,” dedim holde ilerlerken. Melin’le poşetleri içeri taşırken babaannem de kapıyı kapatıp kilitledi. “Ben dikkat ediyorsam o da etmeli.”

💬

“Ne dinler ya beni,” diye söylendi. “Neyse, yerleşin siz. Dinlenin de. En küçük sorunda bile bana haber ver, önemsiz görme hiçbir şeyi.”

💬

“Tamam, kendine iyi bak.”

💬

Telefonu kapattım. Ona sorunu bizzat yaratacak olanın ben olacağımı söyleyemedim. Odaları kontrol ederken yüzümü açtım, odaları inceliyordum ama kafam tamamen sadece benim bildiğim o plandaydı. Bir de bana yardım edecek adamlar bu plandan haberdarlardı. Akşam yavaşça çöktü, zihnimse günlerdir karanlıkta kalmıştı.

💬

🌪

💬

Saatler önce…

💬

Normalde aylarca, belki yıllarca aklımdan çıkmayacak olan o görüntü, dakikalar sonra ardımda bıraktıklarımın yanında yerini almıştı. Kutudaki kesik başı gören babaannem fenalaşmıştı, onu kaldığı odaya taşımıştık. Birkaç saat geçmişti ve hâlâ kendine gelememişti. Melin de endişeli bir şekilde onun yanında bekliyordu. İlkay tetikteydi, birilerini arayıp duruyordu, ki o aradığı insanlardan birinin Tibet olduğunu anlamıştım.

💬

Salondaki camdan bahçeyi izlerken gözlerim bahçedeki adamlardan birini odağı haline getirdi. Dışarı doğru bir atıp, “Kemal,” diye seslendiğimde adamların hepsi bana doğru döndü ama benim gözlerim tek birindeydi. “Kemal’di, değil mi?”

💬

Adam ona sorduğumu fark edince, “Evet,” dedi ve bana yaklaştı. Diğerleri onlarla ilgili bir konu olmadığını anlayınca kendi işlerine dönmüştü. “Bir şey mi istemiştiniz?”

💬

“İçeri gelir misin? Seninle konuşmam gereken bir konu var.”

💬

“Tabii ki.”

💬

İçeri girip etrafı kolaçan ettim. İlkay ön taraftaydı, içeri girse fark ederdim çünkü kapı kapalıydı. Babaannem ve Melin de hâlâ odadaydılar, gelecek olurlarsa merdivenden seslerini duyardım. Salonun köşesinde kalan kısımdaki berjere oturup elimi çaprazımdaki koltuğa doğru uzattım. “Otur lütfen.” Adam kumaş pantolonun üst kısmını hafifçe çekip koltuğa otururken gözleri bendeydi. “Sen senelerdir babaannemle, daha doğrusu bizimle çalışıyordun değil mi?”

💬

Başını yavaşça sallarken, “Evet,” dedi. “Neredeyse on yıl oldu.”

💬

“Bayağı olmuş,” dedim ellerimi kucağımda birleştirip. “Senden bir şey isteyeceğim ama bunun aramızda kalması gerek.”

💬

“Elbette isteyebilirsiniz ama,” derken gözleri kısıldı. “Nermin Hanım’dan gizlemem doğru olmaz.”

💬

“Hiçbir şey söylememen gerekiyor,” demem üzerine kaşlarını çatması beni gülümsetti. Belli ki babaanneme karşı içinde bir sevgi besliyordu.

💬

“Şimdiye dek ondan gizlediğim, sakladığım bir konu olmadı,” dediğinde hafifçe öne doğru eğilip Kemal’e daha ciddi bir yüz ifadesiyle baktım.

💬

“Elbette olmamıştır,” derken sesim sakin çıkmıştı. “Çünkü doğru olan da bu ama bu kez konu farklı. İçinde olduğumuz durumu biliyorsun ve ben artık harekete geçmek istiyorum. Bunu babaannem hayatta kabul etmez.”

💬

“Benden ne istiyorsunuz?”

💬

“Anlatacağım ama önce şunu bil. Kabul etmesen bile ben bunu bir şekilde yapacağım. Sen ol ya da olma.” Kemal dikkatle beni dinlerken başını salladı. “O yüzden ilk önce bana yardım edip etmeyeceğini söylemen gerek. Kabul edersen bunu bir söz sayarım, birine söylediğinde de bu söz bozulur.”

💬

Kemal birkaç dakikalık sessizliği gözlerime bakarak, niyetimi anlamaya çalışarak geçirdi. Sonunda yeniden başını sallayıp, “Sizi dinliyorum,” dediğinde gülümseyerek geriye yaslandım.

💬

“Bir iki güne adaya gideceğiz ve bana şu ankinden daha fazla adam lazım,” diyerek söze girdim ve aramızda sessiz, kimsenin kulağına gitmemesi gereken bir planın ilk temeli atıldı.

💬

🌪

💬

Günümüz…

💬

Kemal mutfak penceresinden kafasını uzatıp, “Öğlen giriş yapmışlar,” dedi kısık bir sesle. “Birkaç saat evde kalıp sonra bir restorana geçtiler.”

💬

Kısaca arkamı kontrol edip birinin gelmediğinden emin olduktan sonra, “Kalabalıklar mıydı?” diye sordum.

💬

“Restorana giderken yanlarında dokuz koruma vardı ama evin etrafı kalabalıktı. Muhtemelen bahsettiğiniz gibi burada daha rahat takılıyorlar.”

💬

“Yanlarında?” dedim sorar gibi. “Bahtiyar tek değil miydi?”

💬

Başını iki yana sallayıp, “Yanında genç bir adam da vardı,” diye fısıldadı. Kolunu kaldırdığında ceketinin bilek kısmı yukarı sıyrıldı ve saate baktı. “Bir saattir o adamla restoranda oturuyorlar. Herhangi bir müşteriymiş gibi davrandığım sırada korumaların kendi arasında konuşmalarını duydum. Sanıyorum ki birkaç saat daha orada olacaklar.”

💬

Elimi uzatıp Kemal’in omzuna iki kez vururken gülümsedim. “İyi iş çıkarmışsın, bu bilgiler bize yeter,” deyip elimi geri çektim. “Babaannem uyuyor, Melin de odasında. Melin’e uyuyacağımı söyler, on dakikaya bahçede olurum. Siz hazır olun.”

💬

“Tamamdır,” dedi, sonra ben arkamı döndüğüm an, “Niran Hanım,” diye seslendi. Omzumun üzerinden ona baktım. “Emin misiniz?”

💬

“Düşünmek ve emin olmak için zamanım oldu,” dedim omuzlarımı dikleştirerek. “On dakika.”

💬

Mutfaktan çıkarken Kemal’in de pencerenin önünden çekildiğini gördüm. İlk önce Melin’in kaldığı odaya gittim. Kapıyı yavaşça açtığımda ve onu uyurken gördüğümde gerçekten rahatlamıştım. Çünkü babaannemden yana olmasa da ondan yana tereddütlerim vardı. Uyuyacağımı söylesem bile sonrasında gelip beni kontrol etme ihtimali tedirgin etmişti. Şimdi her ikisi de uyuyorken rahatça hareket edebilirdim. Zaten işler planladığım gibi giderse birkaç saate dönmüş olurdum.

💬

Üzerime rahat edebilmek için tayt ve sweatshirt giydim. Gündüz sıcak olsa da gece adada olmamızdan kaynaklı olsa gerek daha serin oluyordu. Saçlarımı atkuyruğu şeklinde topladıktan sonra spor ayakkabılarımı giydim. Her ihtimale karşı telefonumu ve Kemal’den aldığım çakıyı bel çantama attım. Hareket halindeyken bel çantası bana kolaylık sağlardı. Çakı da yeterli olmayabilirdi ama gerek olursa yanımdaki adamlardan bir silah da alabilirdim.

💬

Ses çıkarmamaya özen göstererek parmak uçlarımda evden ayrıldım. Bahçede Kemal dışında kimse yoktu. Diğerlerini bilerek evin etrafında istememiştim. İşler istediğim gibi gitmezse saklandığımız yeri korumalıydım. Kemal’le birlikte bahçeden çıkıp adamların bizi beklediği noktaya ilerledik. Şehir kadar gürültülü olmasa da dışarıda insanlar vardı. Bazı evlerin balkonlarından şen kahkahalar yükseliyordu. Şu an onların yerinde olmayı ne kadar istediğimi düşünmeden edemedim.

💬

İki sokak aşağıda bekleyen aracın yanına ulaştığımızda, “Üç aracı önden yolladım konumlanmaları için,” diye durumu açıkladı Kemal. “Biz haricinde on yedi kişi. Evin etrafına ve sokaklara dağılmış adamları saymıyorum.”

💬

Aracın arka kapısını açarken, “Bence yeterli,” dedim. “Sadece hızlı olmamız gerek. Yanlarında fazla adam olmasa da dakikalar içinde kafamıza üşüşebilirler.”

💬

“Evet,” derken açtığım kapıyı tutup binmemi bekledi. Kemal’le birlikte arka koltuğa oturduk. Ön yolcu koltuğunda da bir adam vardı. Araç hareket ettiğinde Kemal konuşmaya devam etti. “Adamlar işaret bekleyecek. Biz başta geri planda kalacağız çünkü çatışmasız bu işten sıyrılamayız. Tek hamlede adamları indirip Bahtiyar’ı almamız gerekir.”

💬

“Yanındakini de,” dedim başımı Kemal’e doğru çevirip. “Saatlerce onunla oturduğuna göre önemli biri. Önceliğimiz Bahtiyar ama fırsat olursa onu da alalım.”

💬

“Nasıl isterseniz,” derken sesi sıkıntılı çıkmıştı. “Nermin Hanım öğrendiğinde beni mahvedecek.”

💬

“Merak etme hiçbir şey olmayacak,” diye güvence verdim. “Ben seni korurum.”

💬

Son cümlem Kemal’in bıyık altından gülmesine neden olurken öndeki adamların da güldüğünü duydum. Küçümseyici gülüşler olmadığını bildiğimden ben de onlarla güldüm. Onlardan yaşça küçük olmalıydım, böyle bir durumda gözlerinde çocuk olduğumun da farkındaydım. Böyle düşünmelerinde bir sakınca görmüyordum çünkü umursadığım şeyler değildi. Bakışlarımı dışarı çevirip tamamen Bahtiyar’a odaklandım. Artık ne olacaksa olsun istiyordum. Her ne kadar kendi çıkarları da olsa Başer de bir nevi beni korumak uğruna ölmüştü. Birinin daha benim yüzümden ölmesini istemiyordum. Özellikle ailemden birinin.

💬

Tibet’in de.

💬

Nerede ne yapıyordu bilmiyordum ama şu an benim yaptığım şeyi bilseydi kesinlikle delirirdi. Bu adımın sonuçlarının farkındaydım. Öleceksem bile benimle bitmiş olacaktı. Ben öldükten sonra Bahtiyar’ın, babaannem ve kardeşimle uğraşacağını, onlara bir zarar vereceğini sanmıyordum. Bizimle tamamen işi bitmiş olacaktı. Ya Bahtiyar’ı ele geçirip öldürecektim ya da ölecektim. Her iki ihtimalde de ailem güvende olacaktı. Fakat hiçbir şey yapmayıp, evde durup saklansaydım Bahtiyar için canı sıkıldığında canını yakabileceği oyuncaklar olmaya devam edecektik.

💬

Araç tepeden aşağı doğru yavaşça inerken, “Sahilde falan mı bu restoran?” diye sordum.

💬

Kemal, “Evet,” deyince bakışlarım ona döndü. “Bu işimizi biraz zorlaştıracak. Ses çıkarmadan halletmek zor çünkü. Şehirde olsak bir şekilde sıyrılırız aralarından da adada olunca her şey sınırlı.”

💬

“İçeride de adam var mıydı yoksa hepsi restoranın dışında mı bekliyordu?” diye sordum bu kez.

💬

“İki kişi vardı ama başlarında dikilmiyorlardı. Birkaç masa arkalarında oturuyorlardı,” deyince başımı yavaşça salladım. “Sizin araçtan çıkmamanız daha iyi. Etrafta kameralar da olacaktır. Hem herhangi bir sorunda kaçmanız daha kolay olur.”

💬

Son cümlesini duymazlıktan gelip, “Üç kişi benimle kalsın,” dediğimde Kemal başını sallayarak onayladı. “Sen yanına birini alıp içeri gir. Dışarıda kargaşa çıktığında içeridekiler de hareketlenecektir. O sırada sizin içerideki iki adamı halletmeniz gerekiyor.” Öndeki iki adamın da bakışlarının bana döndüğünü hissetsem de onlara bakmadım, gözlerim Kemal’deydi. “Dışarıdaki yedi adamı etkisiz hale getirebilirsek ve hızlı olursak sorun çıkmayacak.”

💬

“Salih ve Muhammet sizinle kalsın,” dedi öndeki adamları işaret ederek. “Birini daha yollarım.”

💬

Araç sahil yolunda ilerlerken, “Senden bir şey daha isteyeceğim,” diye mırıldandım. “Bu araç restoranın önünde dursun, restoranın yakınındaki diğer araçların hepsinin tekerleklerini patlatın.” Başta bunu neden istediğimi anlamasa da birkaç saniye sonra bir şeyler dank etmiş olmalı ki kaşları çatıldı. “Dediğimi yap yeter.”

💬

“Pekâlâ, istediğiniz gibi olsun.”

💬

Dakikalar sonra araba bir restoranın yola bakan kısmındaki girişinde durdu. Gözlerim hızla etrafı taradı, görünürde kimse yoktu ama gölgelerde gizlenen insanların varlığından haberdardım. Yavaşça olduğum yere sindim. Kemal araçtan sakince inerken gerilimin ayak seslerini duymaya başlamıştım. Kemal kapıyı kapattığı anda sindiğim yerden, “Salih, siz de arabadan çıkın,” dedim. “Anahtarı almayın. Yolun karşısındaki tekele girin, kargaşa sırasında da buraya gelmeyin. Arabaya yaklaşacak olurlarsa o zaman harekete geçersiniz.”

💬

Kemal gibi söylediklerimi sorgulamadılar, direkt denileni yaptılar. Bu işime gelmişti. Aracın içine çöken karanlıkta sadece kendi nefes seslerimi duyuyordum. Kapüşonumu başıma geçirip sindiğim yerden restoranın girişine baktım. Şansım yaver giderse tereyağından kıl çeker gibi halledebilirdik. Sol tarafta bir hareketlilik olunca bakışlarım hızla o yine kaydı. İki adamın, diğer iki adamın boyunlarına sarılıp onları duvar kenarına çektiğini gördüm. İki adam içerideydi, ikisi etkisiz hale getirilmiş görünüyordu. Geriye beş adam kalmıştı.

💬

Başta onların da bu şekilde sessizce bertaraf edileceğini düşünsem de patlayan silahın sesi saniyeler içinde ortamdaki atmosferi değiştirmişti. Camlardan uzak durmak için iki koltuğun arasına girerek eğildim. Artık gölgelerde saklanmak yerine açığa çıkmışlardı. Restorandan gelen bağırış sesleri ve dışarı çıkmaya başlayan insanlarla tamamen ateş altında kaldık. Bizden olanları sima olarak bilmesem de ayırt edebiliyordum. Muhtemelen takım elbise giyenler Bahtiyar’ın adamlarıydı çünkü takım elbiselilerden birini vuran adamın üzerinde spor kıyafetler vardı.

💬

Kaç kişinin kaldığını hesap etmeye çalışırken boşalan restoranın girişinde yeniden bir hareketlenme olunca o yöne baktım. Önce genç bir adam bağırarak dışarı çıktı, ardından Bahtiyar’ı gördüm. Elinde silahla hızlı adımlar atarken gözleri fıldır fıldırdı. Genç adam bir araca yöneldi fakat Bahtiyar o araca binemeden yine bağırarak bir şeyler söyledi ve farklı bir arabaya yöneldiler. Yüzümdeki sırıtış büyürken kalbim çok hızlı çarpıyordu. En son genç adam arabalara yönelmeyi bırakıp sadece incelemeye başladı. O an tekerleklere baktığını, sağlam bir araç aradığını anladım.

💬

Gözleri benim içinde olduğum araca çevrildiğinde ve Bahtiyar’la birlikte koşar adım yaklaştıklarında restoranın kapısından Kemal çıktı. Kemal silahı onlara doğrultup ateşlediğinde Bahtiyar da karşılık vermek için kolunu kaldırdı ama geç kaldı. Kolundan yaralandığı an silahı benim duyabileceğim bir gürültüyle yere düştü. Yanındaki adam ona yaklaşacakken Bahtiyar, “Arabaya bin!” diye bağırmıştı.

💬

Bel çantamdan çakıyı çıkarıp ağzını açtığım sırada arabanın ön kapıları açıldı. Genç adamın eğildiğini ve anahtar var mı diye kontrol ettiğini gördüm. O kadar panik halindelerdi ki beni henüz fark etmemişlerdi. Bahtiyar kendini ön yolcu koltuğuna attığı anda vakit kaybetmeden, beni görmelerine fırsat tanımadan doğruldum ve kolumu öne uzatıp Bahtiyar’ın kafasını kendime doğru çektim. Bahtiyar kaskatı kesilirken sürücü koltuğuna yeni oturan adam da donup kalmıştı.

💬

“İstersen kaçabilir, siktir olup gidebilirsin fakat ters bir harekette bulunma,” dedim adama, ardından göz ucuyla Bahtiyar’a baktım. “Bahtiyar’a sürpriz yapmak için geldim. Nasılsın hayatım?”

💬

“Niran,” deyip yutkunduğunda boynu tamamen koluma yaslandı. “Bu kadar aptal olamazsın. Hata yapıyorsun.”

💬

Dudak büküp, “Hiç sanmıyorum,” dediğim sırada Salih ve Muhammet diğer adamı yaka paça dışarı çıkardılar. Şimdi sürücü koltuğuna geçen Kemal’di.

💬

Tam konuşmak için dudaklarımı aramışken diğer adam, “Baba!” deyince duraksadım, kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.

💬

“Baba,” diye mırıldandım. “Demek Pekin ördeğin gelmiş.”

💬

Kemal diğerlerine bir işarette bulunup vakit kaybetmeden aracı hareket ettirirken Bahtiyar, “Canınızı yakarım,” dedi dişlerinin arasından. “Ona bir şey yaparsanız canınızı yakarım.”

💬

Çakının keskin ucunu yanağına sürterken, “Canın yerinde kalırsa bir denersin,” dedim alaycı bir tavırla. Korkmuyor değildim, hata yapmaktan çekiniyordum ama ona bunu belli etmeyecektim. “Merak etme, senin yaptığını yapmayacağım. Hiç sürünmeyeceksin.”

💬

Kafasını hareket ettirmeye çalıştığında bıçağın baskısını artırıp onu durdurdum. “Şehirde değilsin, buradan çıkabileceğini mi sanıyorsun?”

💬

“Senin bir sorunun da bu işte,” dedim gözlerimi yola çevirirken. “Hayatta kalma gibi bir derdim olduğunu düşünmek. Evet, sağ salim çıkamayabilirim ama sen de çıkamayacaksın. Çok sevdiğin bu ada sana mezar olacak.”

💬

“Hata yapıyorsun,” dedi yeniden. “Beni öldürmen bir şeyi değiştirmeyecek. Seni de ailenden geriye kalanları da sağ bırakmazlar.”

💬

O kadar beklenmedik bir anda kahkaha attım ki Bahtiyar gibi Kemal de irkildi. “Sen sanıyor musun ki ölümünden sonra arkanı temizleyecekler?” diye sorarken de gülüyordum. “Leş kargası gibi senden kalanların tepesine çökeceklerdir. Eminim senin gibi bir itten kurtuldukları için rahat bir nefes alırlar.”

💬

İşte bu cümlelerim Bahtiyar’ı susturmaya yetmişti. Onda bir noktaya dokunduğumu, onu derin düşüncelere ittiğimi fark ettim. O da söylediklerimin doğruluk payı olduğunu biliyordu. İçinde oldukları hayat güvenilmeyecek insanlarla doluydu, kimse birbirine sırtını dönmez, hep tetikte olurdu. Elbette ki Bahtiyar da bunun bilincindeydi ama benim de biliyor oluşum, bana bu konuda blöf yapmasını engellemem onun için beklenmedikti. Aynı zamanda tedirgin edici de olmalıydı.

💬

“Telefonunu ver,” dedim diğer elimi öne uzatarak. Başta vermeyecek sansam da elini cebine attı. “Saçma bir hareket yapma, bıçak boynuna saplanır.”

💬

“Çok basit düşünüyorsun,” dedi telefonunu avucuma bırakırken. “Telefon sinyalinden bulamasalar bile kameralardan elbet bulurlar.”

💬

Telefonu dışarı atması için Kemal’e uzatırken, “Bulurlar tabii. Leşini,” dedim sertçe.

💬

Araba kaldığımız evin olduğu sokağa girdiğinde Bahtiyar’ın oğlunu indirdiklerini, ağzını da birinin eliyle kapattığını gördüm. Muhtemelen arabadayken de bağırıp durmuştu ve adamlar da eve sokana kadar ses çıkarmaması için böyle bir çözüm bulmuşlardı. Benim gibi Bahtiyar da oğlunu eve soktukları anı görmüştü. Gerginlikten teni kolumun altında kasılıp duruyordu. Tam da şu an nasıl hissettiğimi anlaması gerekirdi ama o öyle bencil, çirkin, karaktersiz bir adamdı ki eminim benim nasıl hissettiğimi hiç düşünmeye yeltenmezdi.

💬

Araba durduğunda önce Kemal indi, ön taraftan dolanıp Bahtiyar’ın kapısını açtı. Bahtiyar kolundan yaralanmış olsa da hiç sesini çıkarmamıştı. Kemal onu yaralı kolundan tutup dışarı çekerken de sızlanmamıştı. Ben de hızla araçtan inip çakıyı Bahtiyar’ın sırtına dayadım ve birlikte bahçeye girdik. Evden çıkarken yakalanmamaya dikkat etmiştim ama bu gürültüler kesinlikle evdekilerin uyanmasına neden olacaktı. Bu sefer uyanmalarından korkmuyordum. Hatta uyanmalı ve her şeyin sebebi olan bu adamın artık avucumuzun içinde olduğunu görmelilerdi.

💬

Biz salona girdiğimizde Bahtiyar’ın oğlunu koltuğa oturttuklarını ve perdeleri tamamen çekip dışarıyla bağlantıyı kestiklerini gördüm. Babasını görünce kalkmaya yeltendi fakat Salih sertçe ensesini kavrayarak onu durdurdu. Uzun boylu olsa da çelimsiz görünüyordu, Salih’in yanında pek de şansı yok gibiydi. Yine de düşmanı hafife almamak gerekiyordu. İçinden nasıl bir cevher çıkacağını bilemezdik.

💬

“Sen de geç şöyle,” dedim Bahtiyar’ı diğer koltuğa doğru itip.

💬

Bahtiyar’ın oğlu, “Seni geberteceğim sürtük!” diye bağırdığı anda Kemal öyle hızlı bir şekilde ona yönelmişti ki en son görebildiğim adamın koltuğun diğer ucuna savrulan bedeniydi.

💬

“Senin gırtlağını sökerim!” diye bağırdı Kemal, adamın boynunu sıkarken.

💬

Bahtiyar telaşla, “Bırak onu,” dese de Kemal’in gözü dönmüş gibiydi.

💬

“Kemal, tamam,” dediğimde beni duymadı. “Tamam dedim!”

💬

Kemal hızla geri çekilirken gözlerini adamdan ayırmamıştı. Merdivenlerden gelen ayak seslerini duyunca birkaç saniyeline gözlerimi sıkıca yumup geri açtım. Önce Melin belirdi salonun girişinde, ardından babaannem. İkisi de şaşkınlıkla içerideki adamların yüzlerine bakıyor, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sonra ikisinin de bakışları Bahtiyar’a döndüğünde salonda buz gibi bir rüzgâr esmişti sanki.

💬

Melin bir adım daha atarak, “Sen,” dedi. Durdu, bakışlarını bana çevirdi. “Abla.”

💬

“Belanın beni bulmasını beklemek yerine ben gidip onu buldum,” dediğimde Melin inanamıyormuş gibi bana baktı.

💬

“Niran ne yapıyorsun?” diye sordu babaannem şaşkınlıkla. “Kemal?”

💬

Kemal hâlâ öfkeli olsa da mahcup bir ifadeyle babaanneme baktı. “Nermin Hanım.”

💬

Bahtiyar, “Torunlarının da gebermesini istemiyorsan oğlumla beni bırakacaksınız,” dedi dişlerinin arasından.

💬

Babaannemin gözleri hızla Bahtiyar’a döndü. Göz bebeklerinin büyüdüğünü, öfkenin yüzünü dalga gibi aşındırdığını gördüm. Tehdit etmek şu aşamada yaptığı en büyük hataydı. “Kemal,” dedi Bahtiyar’a bakarken. “Sık kafasına.” Bakışları Kemal’e döndü. “Oğlunun.”

💬

Kemal bana sorduğu gibi babaanneme sorular sormadı. Silahı çıkarıp Bahtiyar’ın oğlunun şakağına yasladı. Bahtiyar’ın ilk kez bu kadar korktuğunu gördüm. Korkuyla yerinden kalkıp, “Onun bir şeyden haberi yok!” diye bağırdı.

💬

Babaannem gözü dönmüş bir şekilde, “Benim oğlumun var mıydı?” diye sordu bağırarak. “Oğullarımın, gelinimin, torunlarımın var mıydı?” İleri atılıp Kemal’in elindeki silahı aldığında ben bile afalladım. Bedeni Bahtiyar’a dönükken kolunu yana uzattı ve susturucunun çıkardığı o ıslıklı ses salona yayıldı.

💬

Bahtiyar’ın oğlunun bedeni öne doğru devrilip yere düşerken gözlerim irileşti. Bahtiyar’ın bağırışları evi inletirken Melin de ben de donmuş bir şekilde babaanneme bakıyorduk. Adamlar Bahtiyar’ı kollarından tutup koltuğa bastırıyor, onu durdurmaya çalışıyorlardı. Babaannemin elindeki silahın namlusu bu kez Bahtiyar’a doğru döndüğünde hareket etmem, onu durdurmam gerektiğini fark ettim. Şimdi değildi. Ondan almam gereken cevaplar vardı.

💬

“Babaanne, bekle,” dedim elimi koluna koyup. Bahtiyar şimdi bağırarak ağlıyordu. Ona karşı biraz bile merhamet hissetmiyordum. “Bekle. Öğrenmem gereken şeyler var.”

💬

“Hayır, ölecek,” dedi babaannem gözünü bir an bile Bahtiyar’dan ayırmadan.

💬

Telefonum çalmaya başlayınca panikledim. Bir elim hâlâ babaannemin kolunda dururken diğer elimi çantama attım. “Sadece bana birkaç dakika ver,” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle. “Sonra seni durdurmam.” Babaannem bir cevap vermedi. “Kapatın şu herifin ağzını, insanları başımıza toplayacak.”

💬

Salih dediğimi yaparken çantadan çıkardığım telefonun ekranına baktım. Arayan İlkay’dı. Bir şeyler duyduğu için mi yoksa kontrol amaçlı mı aradığını düşünürken aramayı kabul edip telefonu kulağıma yasladım. İlkay, “Adamlar aradı,” deyince bir şeylerden haberdar olduğunu anladım. “Ne oluyor? Ne yapıyorsun sen?”

💬

“Bahtiyar’ı aldım,” dedim bakışlarım Bahtiyar’a dönerken.

💬

İlkay’ın, “Ne yaptım dedin sen?” diye sorarken sesi yükselmişti. “Şaka falan olduğunu söyle.” Arkadan gelen patırtıları duydum, hızla, bir şeylere çarparak yürüyor gibiydi. “Sen aklını mı kaçırdın?”

💬

“Onu öldüreceğim ve bitecek.”

💬

“Hiçbir şey bitmeyecek!” diye bağırdı öfkeyle. “Orada bir kafestesiniz, yanınızda değiliz! Kahretsin! Tibet de telefonlarımı açmadı.”

💬

Babaannemin koluna biraz daha baskı yaparak silahı indirmesini sağladım. “Bir yerlere saklanırız, bizi bulursunuz. Adamlar da var yanımızda.”

💬

“Sakın,” dedi kesin bir dille. “Bir yolunu bulup geleceğiz. Sakın biz gelene kadar onu öldürme. Sağ kalmanız için elinizdeki tek koz o. Size zarar vermemeleri için onu kullanın. Beni duydun mu?” Kaşlarımı çatıp sessiz kaldım. “Duydun mu Niran? Tibet’e ulaşacağım. Ulaşamasam bile Turhan yakınlarda, toplanıp geleceğiz. Bizi bekleyin ve o herifi yem olarak kullanın.”

💬

“Bitsin istiyorum,” derken sesimin güçsüz çıkmasını ben de beklemiyorum.

💬

“Bitecek zaten güzelim,” dedi daha sakin bir sesle. “Sen sadece dediğimi yap. En fazla iki saat. İki saate orada olacağız.”

💬

Son cümleleri bunlar oldu, sonra telefonu kapattı. Kafam allak bullak bir şekilde Melin’e ve babaanneme baktım. Bahtiyar artık bağırmıyor olsa da sızlanır gibi ağlıyor, boğuk sesler çıkarıyordu. Babaanneme yaklaşıp, “Beni dinle,” diyerek ilgisini üzerime çekmeye çalıştım. “Kemal seni ve Melin’i bu evden götürecek. Ben diğerleriyle burada kalacağım. Ben Tibetlerin gelmesini bekleyebilirim ama siz gitmelisiniz.”

💬

“Hiçbir yere gitmeyeceğim,” dedi babaannem gözlerimin içine bakarak. “Madem onu buraya kadar getirdin, ölecek. Sonra hep birlikte gideceğiz.”

💬

“Evet, hep birlikte gideceğiz ama öncesinde sizin çıkmanız gerek,” diye direttim. “Evet, ölecek, hiçbir şüphen olmasın.”

💬

Babaannem uzun uzun gözlerime baktı, ardından, “Melin, üst kata çık, kapını da kilitle,” dedi. Melin itiraz edecek gibi olunca, “Dediğimi yap,” diye ekledi.

💬

Melin arkasına baka baka salondan çıkarken babaannemle gözlerimiz birbirinden ayrılmadı. “Ona soracaklarım var. Cevapları alamasam da ölecek ve biz buradan çıkacağız.”

💬

Babaannem soğukkanlılık başını salladı. “Elini çabuk tut. Mutfakta olacağım.” Bakışlarını Kemal’e çevirdi. “Kemal, benimle geliyorsun.”

💬

Onlar salondan çıkarken babaannemi böyle görmenin ağırlığı göğsüme çöktü. İntikam istemek onun da hakkıydı ama sanki ben zalim olabilirmişim, ben zalim olsam da onlar asla olamazmış gibi geliyordu. Melin’in gözlerinde o karanlığı gördüğümde nasıl tedirgin hissettiysem babaannemde de bir benzerini gördüğüm an aynı tedirginlikle dolmuştu. Gözlerim kısa bir an yerdeki cesede kaydı. O an silah benim elimde olsaydı tereddüt etmeden ateşleyebilir miydim emin değildim. Belki ateşlerdim fakat tereddüt ettiğim bir an da olabilirdi. Bahtiyar’ın oğlu olmak onun şanssızlığıydı.

💬

Bir sandalye çekip Bahtiyar’ın karşısına oturduğumda, “Elini çekebilirsin,” dedim Salih’e. Salih elini Bahtiyar’ın ağzından çekse de Muhammet kollarını arkada tutmaya devam etti. Bahtiyar kıpkırmızı bir yüz, kan çanağına dönmüş gözlerle yerde yatan oğluna bakıyordu. “Merak etme, çok ayrı kalmayacaksınız.”

💬

Beni böyle bir insana, daha doğrusu canavara çeviren oydu. Cümlelerim için beni suçlayabilir miydi? Keyfi bilirdi.

💬

“Anladım, biz senin için birer piyonduk,” dedim başımı yana eğip dikkatle ona bakarak. Hâlâ bana bakmamıştı, kafasının yerinde olmadığı belli oluyordu. ” Peki Suavi ailesi? Onlardan istediğin neydi? Nasıl bir sebep vardı ki ucu benim aileme kadar dokundu?”

💬

Gözleri hâlâ oğlundaydı.

💬

“Bana bak!” Çenesini sertçe tutup yüzünü kendime doğru çevirdim. “Senden o cevabı alacağım.”

💬

Salih, “Niran Hanım,” deyince kaşlarımı çatarak ona baktım. Parmağıyla yerde yatan adamı işaret ediyordu. “Hâlâ nefes alıyor sanırım.”

💬

Onun bu cümlesi Bahtiyar’ı da bir anda kendine getirmişti. Çatık kaşlarla bu kez yerde yatan adama baktım. Hiçbir hareketlilik fark etmemiş olmak kaşlarımı daha sert çatmama neden oldu. Nefes mi alıyordu? Bakışlarım tekrar Salih’e döndüğünde kaşlarını yavaşça indirip kaldırdı, sonra göz ucuyla Bahtiyar’a baktı. Bahtiyar’a baktığımda ve onun umutla oğlunu izlediğini, bir belirti aradığını gördüğümde taşlar yavaşça yerine oturdu. Oğlu nefes almıyordu ama Bahtiyar’ın böyle sanmasında bir sakınca yoktu.

💬

“Salih, kontrol et,” dedim ciddi bir ifadeyle. “Belki Bahtiyar’dan istediğim cevapları alabilirsem onu yaşatırız.”

💬

Bahtiyar’ın ilgisini sonunda çekebilmiştim. “Yaşat,” dedi bana yalvarır gibi. “Ondan başka kimsem yok. Zaten öleceğim, ölürse benden hiçbir şey alamazsın. Tibet’in arayıp durduğu şeyleri öğrenmek istemez misin?”

💬

Bu durumda bile gösterdiği cüret midemi bulandırdı. Salih arkamdan, “Durum ciddi gibi ama kanamayı durdurursam bir şansı da olabilir,” dedi. Salih adamın yanına çöktüğü için Bahtiyar artık oğlunu net göremiyordu, durumu fark etmesi daha da zorlaşmıştı.

💬

“Kanamasını durdur, biz de Bahtiyar’la biraz sohbet edelim,” dedim gözlerimi Bahtiyar’dan ayırmadan. “Tibet’in aradığı şey ne?”

💬

Bahtiyar başını yana eğip yüzündeki terleri ceketine sildi. Bir yandan da oğlunu görmeye çalışıyordu. “Babasının ölümünde sadece amcasının değil, benim de parmağım olduğunu düşünüyor. Haksız da değil ama kanıtı yok.”

💬

Dişlerimi sıktım. “Tibet’in neden kanıta ihtiyacı olsun? Bunun şüphesi bile senin peşinde olmasına yetebilir. Sen de eli yüzü düzgün bir herif değilsin.”

💬

“Emin olmak istediği tek şey bu değil,” dedi, gözleri sık sık oğluna kayıyor, Salih’in ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. “Ben zamanında,” deyip durdu, kaşlarını çatarak bana baktı. “Asya’yla nişanlıydım.”

💬

“Anlamadım?”

💬

“Asya’yla nişanlıydım,” dedi üstüne basa basa. Donup kaldım. Sanki bu kadar derin konuları açmak zorunda kalmak zoruna gidiyormuş gibi yüzünü buruşturdu. “Bazı olaylar yaşandı, nişan bozuldu. Aylar sonra Fersah’la nişanlandığını duydum.” Isırarak kanattığı alt dudağını ağzının içine yuvarladı. “Bunu duyduğum sıralar Ferhan’la ortak işler yapıyordum. Asya’nın benimle nişanlı olduğunu bilmiyordu. O zamanlar laf almak için irdelemiştim, çocuk için evlenmek zorunda kaldıklarını söyleyip alay etmişti.”

💬

Duyduklarımı sindirmeye çalışırken, “Babasını annesi yüzünden öldürdüğünü mü düşünüyor?” diye sordum. “Uyuşmazlık var, Bahtiyar. Konu sizseniz Ferhan niye olaya dahil olsun?”

💬

“Onu kullandım işte,” dedi geçiştirir gibi. “Bir şeylerle tehdit ettim, mecbur bıraktım.”

💬

Omzumun üzerinden Salih’e bakıp, “Bahtiyar oyunbozanlık yapıyor, Salih,” diye mırıldandım. “İstersen tampon yapmayı bırakabilirsin.”

💬

Bahtiyar, “Bendendi!” diye bağırdı bir anda. “Çocuk bendendi.”

💬

Yüz ifadem tuzla buz oldu. Başım hızla Bahtiyar’a doğru çevrildi ve yaşadığım şokla ona baktım. “Senden mi?”

💬

Bahtiyar başını hızla sallarken Salih’in hareketlerini kontrol etti. “Bilmiyordum, şüphelenmiştim ama bilmiyordum. Çok sonra öğrendim.”

💬

Öfkeyle Bahtiyar’ın çenesini tutup, “Şunu doğru düzgün anlat,” dedim dişlerimin arasından. “Evirip çevirme.”

💬

“Asya, Fersah’la nişanlanırken benim çocuğuma hamileydi,” dedi tıslar gibi. “Evlenmelerinden kısa bir süre sonra öğrendim. O sıralar da Ferhan tehlikeli işlerle uğraşıyordu, boka batmıştı. Onu kurtarmayı teklif ettim, karşılığında da abisini ve Asya’yı öldürmesini istedim. Ben elimi bile sürmeyecektim.”

💬

“Kendi çocuğunu da mı öldürtecektin?” diye sordum tiksintiyle. Sonra kaçırdığım önemli bir nokta aniden dank etti ve gözlerim irice açıldı. “Turhan!”

💬

Bahtiyar’ın çenesi kasıldı. “Aptal herif başta yapamadı, çocuk doğdu,” derken bunu öyle soğukkanlı söylemişti gibi namluyu ağzına dayamak istedim. “Fersah bir şeylerden şüphelendi. Sebebini bilmiyordu ama birilerinin ailesinin peşinde olduğunu fark etmişti. Özellikle Tibet doğduktan sonra güvenliği daha da artırdı.” Bakışları yaşıyor sandığı oğluna çevrildi. “İyi mi? Nefes alıyor mu?”

💬

Salih sorunun muhatabının kendisi olduğunu anlayınca, “Kanaması azaldı ama hastaneye gitmesi gerekiyor,” dedi umursamazca.

💬

Bahtiyar’ın panik yüklü bakışları bana döndü. “Onları öldürme istediğimden hiç caymadım, uzun süre uğraştım ama sonra Ferhan’ın eline benimle ilgili bir koz geçti ve o da beni tehdit etti,” dedi aceleci bir tavırla. “Abisinin ve ailesinin peşini bırakmamı söyledi. O zamanlar koruduğu abisini yıllar sonra kendi menfaatleri uğruna öldürdü.”

💬

“Her şeyi geçtim de,” dedim öne eğilerek. “Oğlunun gözünde hiç mi kıymeti yoktu da onun da canına kastettin?”

💬

Yalan söylemiyordu. Yalan söyleyebilecek bir konumda değildi. Turhan, Melin’le bahsettiğimiz domino taşlarından ön önde durandı. Neden bunu onlara söylememişti? Sonuçta böyle bir gerçek zaten onların hayatlarını darmaduman ederdi. Öğrendiğim gerçeği bir türlü sindiremiyordum.

💬

“Hiçbir değeri yoktu. Benim gözümde o Fersah’ın oğlu.”

💬

Cevabı bende sinirden ağlama isteği uyandırdı. “Şimdiye kadar bunu kimseye söylemedin. Söylesen tüm aile dağılırdı. Elinde böyle bir fırsat varken neden yapmadın?”

💬

“Onlar umurumda olduğu için değil, benim de bir oğlum vardı,” dedi yerde boylu boyunca uzanan oğlunun bacaklarına bakarken. Salih hâlâ aynı şekilde oturduğundan oğlunun sadece bacakları görünüyordu. “Bu gerçek onun bana olan inancını yok ederdi.”

💬

Kapı zili çalınca irkildim. Bakışlarım hole çevrildi. Holde beliren Kemal silahın emniyetini kaldırırken ben de hızla yerimden kalkıp Bahtiyar’ın arkasına geçtim. Ben çakıyı Bahtiyar’ın boynuna yaslarken Salih de ayaklanıp kenara pusmuştu. Kapı açıldı, bir gürültü duymayı bekledim ama sessizlik, rüzgâr gibi evin içine doldu. Önce holde geri adımlar atan Kemal’i gördüm, sonra da onu. Bıçağı tutan elim titredi.

💬

Tibet, elindeki kırmızı lale buketiyle salonun girişinde belirdiğinde göz göze geldik. Tibet’in elindeki buket hızla yere düştüğü an Bahtiyar’ın boğazından bir hırıltı yükseldi. O an onun yerde yatan oğluna baktığını ve artık Salih ayakta olduğundan oğlunu net bir şekilde görebildiğini fark ettim. Bir an ne yapacağımı bilemedim çünkü Bahtiyar bağırmaya, küfürler etmeye başlamıştı. Tibet ise şaşkınlıkla beni izlemeye devam ediyordu. Belli ki olanlardan haberi yoktu, İlkay ona ulaşamamıştı, o kendi isteğiyle buradaydı. Beni görmek için gelmişti.

💬

“Öldü!” diye bağırdı Bahtiyar. “Kandırdın! Oğlum öldü!”

💬

Onun çırpınışlarını göz ardı edip, “Tibet,” diye mırıldandım.

💬

Tibet bir yerdeki cesede, bir çırpınarak Muhammet’in ellerinden kurtulmaya çalışan Bahtiyar’a bir de bana baktı. Bahtiyar’dan uzaklaşıp ona yaklaşmak istedim ama Bahtiyar, “Artık o yoksa herkes dağılabilir,” deyince en büyük paniği yaşadım. Kalbim hissettiğim korkuyla boğazıma tırmandı. “Herkes öğrenebilir.”

💬

Tibet’in bakışları Bahtiyar’a kaydı. Bahtiyar’ın konuşmasını bekledi birkaç saniye. Birkaç saniyelik bir bekleyişti çünkü Bahtiyar’ın artık konuşması mümkün değildi. O birkaç saniyenin sonunda ben bir elimde kana bulanmış bir çakı tutarken diğer elimde Bahtiyar’ın kestiğim dilini tutuyordum. 

← Önceki Bölüm: 28. KANLI KUTU
Sonraki Bölüm: 30. FİNAL

“29. ATEŞ ALTI” için 18 yorum

  1. [Paragraf: para-9] Niran beni çok korkutuyo gerçekten hiç iyi durumda değil napçak ne hale gelcez biz meraktan ölcem

  2. [Paragraf: para-24] Tibet ağlıycam sende beni çok korkutuyorsun nasıl toplucaz grup terapisi acil

  3. [Paragraf: para-38] Çok erkek yalanı gibi geldi ya ben bi güvenemiyorum gerçekten napıyosun sen orda

  4. [Paragraf: para-168] Ulan o kadar ani öldürüypsun ki şok oldum oohaaaaaaa gerçi umrumda değil ama çok ani oldu

  5. [Paragraf: para-218] Allahın cezası herif daha da nefret ettim senden şu an iğrençsin bok çuvalı

  6. [Paragraf: para-222] Yaaaaa tibettttttt sana kırmızı laleler aldım çiçek pazarındaaannnn demiş resmen şoka uğradı çocum

  7. [Paragraf: para-222] Yaaaaa tibettttttt sana kırmızı laleler aldım çiçek pazarındaaannnn demiş resmen şoka uğradı çocum

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top