💬


🎧: Ali Beykant, İnanmış Biri
💬
🎧: Conan Gray, Family Line
💬
Kırık bir bacakla yürüdüğüm yolun sonunda yanlış kaynamış kemiğin ağrısını dahi hissettirmeyen bir göğüs ağrısıyla elimi geleceğe uzatıyordum. Benim durumumdaki biri için böylesine küçük bir istek, ilerlemek için yeterli olacak mıydı?
💬
Üzerimde bana ait kıyafetler varken ve geçmişten gelen tanıdık kokular burnuma dolarken camın önünde durmuş arka bahçedeki küçük havuzu izliyordum. Biz gelmeden bir gün önce babaannem evimizdeki kıyafetlerimizden birazını buraya getirmişti. Bugün bu evdeki ikinci günümüzdü. Burada ne kadar kalırdık bilmiyordum ama içimdeki bu yabancılık hissi uzun süre geçmeyecekti.
💬
Sıcak kahvemden bir yudum alırken sağ taraftaki koltukta uzanan ikiliye baktım. Babaannem bir saat kadar önce koltukta uyuyakalmıştı, Melin de o uyurken yanına kıvrılmış, sonrasında uykuya dalmıştı. Babaanneme daha düşkün olan bendim ama Melin’le yer değiştirmiş gibiydik. Dün sabah birbirlerini gördükleri andan beri ayrılmamış, her an yan yana durmuşlardı. Aramızda çok yaş farkı olmasa da benim gözümde küçük kardeşti ve küçük kardeşimin yalnız hissettiğinin farkındaydım. Ben hariç aileden kalan tek kişi babaannemdi, onu da kaybetmekten korkuyor, bu yüzden sıkı sıkı tutunuyordu.
💬
Bakışlarımı onlardan ayırıp eşofmanımın cebindeki telefonu çıkardım. Tibet’le dün akşam konuşmuştum, sonrasında hiçbir iletişimimiz olmamıştı. Mesaj atarak ya da arayarak aklını karıştırmak istemiyordum. Şu an güvende olan bendim, onunsa sadece kendine odaklanması gerekiyordu. Yine de bir his aramam için içimi dürtüp duruyordu. Daha hiçbir şey bitmiş değildi. Hâlâ aklıma takılan şeyler vardı. Bahtiyar’ın neden Melin’e bir zarar vermediğini, sadece alıkoyduğunu ve sessiz kaldığını merak ediyordum.
💬
Tibet’le yediğim akşam yemeğinden bile haberdar olan adamdan bu kadar kolay kaçmak tuhaf değil miydi?
💬
Boş yere kendimi mi korkutuyordum yoksa düşüncelerimde haklı mıydım emin olamıyordum. Evin etrafında adamlar olsa da Bahtiyar’ın karşısında ne kadar etkili olabilirlerdi? Her an kapı açılacak ve yine kendimi bir kargaşanın içinde bulacakmışım gibi geliyordu. O adam yok olmadan güvende olduğumuzu hissedemeyecektim. Bu hislerden kurtulamadığım sürece de bir adım atabilecek gücü kendimde bulamayacaktım.
💬
Telefonu parmaklarımın arasında döndürürken gözlerim dalgın bir şekilde bahçede dolanıyordu ve telefonun aniden çalmaya başlaması sıçramama neden oldu. Melin ve babaannemin uyanmasından korkarak panikle kimin aradığına bakmadan telefonu açtım, telefonu kulağıma yaslayıp, “Efendim?” derken camı kaydırıp kendimi dışarı, bahçeye attım.
💬
“Niran,” diyen Tibet’in sesini duyduğumda bahçede ilerleyen adımlarım kesildi, gözlerimi bahçedeki ağacın gövdesine diktim. “Beni duyuyor musun?”
💬
“Evet,” diye mırıldandım, sonra yavaşça öksürdüm. “Ben de arayıp haber vermeni bekliyordum. Bir sorun yok, değil mi?”
💬
Tibet’in bir süre sessiz kalması bastırmaya çalıştığım huzursuzluğu gün yüzüne çıkardı. “Bir sorun yok,” dese de kaşlarım çatılmıştı. “Nasıl olduğunu öğrenmek, sesini duymak için aradım.” Konuşmaya devam edeceğini hissettiğimden sustum, sanki konuşmak için biraz zamana ihtiyacı varmış gibi o da sustu. “İlkay’ın küçük bir işi var, sonra yanınıza uğrayacak. Ben gelene kadar sizin etrafınızda olur.”
💬
Söylediklerini bir kenara itip, “Gerçekten bir sorun yok değil mi?” diye sordum. “Kendi kafamda bir şeyler kurmamam için bana doğruyu söylemen gerek.”
💬
“Ben sana hiçbir zaman, hiçbir konuda yalan söylemedim,” demesi beni duraksattı. “Endişelenmeni gerektirecek, halledilmeyecek bir şey yok, merak etme.” Aldığı derin nefes bile yorgunluğunu hissettiriyordu. “Aslında bir şey var.” Anlık tedirginlik hissetsem de konuşmaya devam edince tüm kötü hisler kum gibi dağıldı. “Seni özledim ve bu şu an halledebileceğim, çözebileceğim bir şey değil.”
💬
Sıcacık bir duygunun göğsüme yıkılması beni ürpertti. Sanki gözlerimin içine bakarak bunu söylemiş gibi gözlerimi kaçırırken avucumu eşofmanıma sürttü. “Serserilik yapma. Bir şey var deyince korktum.”
💬
Yorgun da olsa gülüşünü duymak yutkunmama neden oldu. “Seni özlüyor olmak da benim için yeterince korkutucu,” dediğinde gözlerimi çimlere indirip tebessüm ettim. “Yani baş etmesi zor olduğundan korkutucu.”
💬
“Devam ettikçe saçmalıyorsun,” demem ikimizi de güldürdü. “Dönmeniz uzun sürecek mi?”
💬
“Yoksa sen de beni mi özledin?”
💬
“Evet,” dediğimde sanki benden daha farklı bir cevap bekliyormuş, bu duymayı en son beklediği şeymiş gibi sustu, nefes sesini bile duyamadım. “Bayıldın mı?”
💬
“Bir gözüm kararmadı desem yalan olur,” derken ses tonu her ne kadar alaycı çıksa da şaşkınlığını da belli ediyordur. “Özlediysen hemen Turhan’ı onların önüne atıp kaçar, toz olur, yanına gelirim.”
💬
Ben kıkırdarken Turhan’ın arkadan, “Ya şerefsiz,” diye söylendiğini duydum. “Senin gerçekten haysiyetin yok he.”
💬
Tibet ona bir karşılık vermese de Turhan homurdanmaya devam ediyordu. Bir an nedense Turhan’ın konuşmamıza şahit olması beni utandırdı. Aklıma yalnız kaldığımızda Tibet ile ilgili söyledikleri gelmişti. Kardeşinin kalbi bir kez daha kırılsın istemiyor, bundan çekiniyordu. Onu kırmadan adım atmaya devam edebilecek miydim? Kendime daha çok güvenmek, inanmak istiyordum.
💬
“Tibet,” dediğimde sesimi duyduğu an bana dikkat kesildiğini biliyordum. “Dillendirmediğim korkularımın başıma gelmesini istemiyorum, söz konusu kendi canın değil de benim canımmış gibi dikkatli oldu.”
💬
Kendi canını bir yem gibi ortaya atmasını istemiyordum.
💬
“Sen de bugün benim yerime, benmişsin gibi güzel bir kahve iç, merak ettiğin dizi veya filmlerden izle, yanında da çerez falan gömersen çok iyi olur,” demesi beni güldürdüğünde o da güldü. “Geldiğimde neler yaptığını anlatırsın.”
💬
“Olur,” dedim üzerime oturan dinginlikle. “Belki tekrar harekete geçmeden önce hepimizin biraz dinlenmesi gerekiyordur.”
💬
“Niran,” dedi uyarıcı bir sesle. “Ben sana normal bir gün geçirmeni söylüyorum, sen hala harekete geçmek diyorsun. Evet, kendimizi yine bir kaosun ortasında bulmayacağımızın sözünü veremiyorum çünkü hiçbir şey bitmiş değil ama şimdilik bitmiş gibi davran.”
💬
Derin bir nefes alıp bir süre bekledikten sonra, “Tamam,” dedim. “Yine arayıp haberdar et beni.”
💬
“Ederim güzelim,” dediğinde konuşmanın sonuna gelmiş olmak içimde yine aynı hissin baş göstermesine neden oldu. “Kapatıyorum şimdi, sonra görüşürüz.”
💬
“Görüşürüz,” diye mırıldanıp telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.
💬
Tibet’e yaklaşmaktan çekinmemin nedenini şu an daha iyi anlıyordum. Sanki tüm tehlikeli duygular bir odadaydı, odaya kapatan bendim ve aylardır sırtımı odanın kapısına yaslayıp dışarı çıkmalarını engellemiştim. Şimdi ise kendi isteğimle açtığım kapıdan sızan bütün o duygular her şeyi es geçip kalbimi hedef almışlardı. Kalbim bu ağırlığı kaldırmakta güçlük çekiyordu. Hiç kendimi alıştırmayı denemediğim için bir anda üzerime çok fazla yüklenilmiş gibi hissediyordum.
💬
Artık vazgeçmenin, geri dönebilmenin ya da yok sayabilmenin bir yolu yoktu. Ben bir adım atmaya çalışırken hislerim son sürat Tibet’e doğru ilerlemeye başlamıştı.
💬
“Niran,” diye seslenen Melin’i duyunca sıçrayarak ona doğru döndüm. Melin kaşlarını çatıp birkaç saniye öylece yüzüme baktı, ardından bana doğru adımladı. “Daldığını fark etmedim.”
💬
“Sorun değil,” dedim kardeşime doğru dönerken. “Benim sesime mi uyandın?”
💬
Dudağı alaycı bir tavırla büküldü. “Hayır, tilki uykusuna yatmaya alıştım,” derken beni es geçip çim alandaki masaya yaklaştı. Bir sandalye çekip otururken göz gözeydik. “Tibet abiyle mi konuşuyordun?”
💬
Başımı sallayıp ben de onun karşısındaki sandalyeye oturdum. “Bir arkadaşım gelecek bugün, onlar dönene kadar bizimle olacak.” Konuşurken bir yandan da sandaletlerimi çıkarmıştım. Ayaklarımı çimlere bastırdığımda bedenime bir ürperti yayıldı. Hoş bir histi. “Seninle de pek konuşamadık. Bana anlatacağın şeyler olduğunu söylemiştin.”
💬
Melin parmaklarını saçlarının arasından geçirdikten sonra dirseğini masaya yasladı. Söylemese de yüz ifadesinden ve hareketlerinden başının ağrıdığını anlayabiliyordum. Onun konuşacağı anı beklerken uzun uzun yüzünü izledim. Aylar da geçse hâlâ hayatta olduğu gerçeğini kolay sindiremeyecektim. Tuhaf bir histi. Her şey normal ilerlerken bir anda kafamda bir zil çalıyor, dank sesini duyuyorum ve kardeşimin yaşadığı gerçeğiyle yüzleşiyordum. Beklenmedikti.
💬
“Duyduklarımdan ziyade Çağın’dan öğrendiğim şeyler de vardı,” diye söze girdiğinde kollarımı göğsümde bağlayıp dikkatimi ona verdim. “O adam sizi öldürmek istemiyor. Hatta birkaç kez sizi ölümden kurtaran da oydu.”
💬
“Ne?”
💬
Başını yavaşça salladı. “Bir kadınla konuştuğunu ve ona sizi bırakmasını söylediğini duymuştum,” deyince kaşlarım çatıldı. Kadının kim olabileceğini düşündüm. Acaba Naomi miydi? “Birçok kez birilerinin ölümüne karar verdi, bunu uyguladı da ama sizinle sürekli oynayıp durması kafamı karıştırmıştı. Çağın’a ne zaman sorsam geçiştirdi. Bir ara planın daha kapsamlı olduğunu, bu işin sadece sizinle alakalı olmadığını söylemişti.”
💬
Burnumdan sert bir nefes verip, “Bu adam beni deli ediyor,” dedim öfkeyle. “Taşları bir türlü yerine oturtamıyorum.”
💬
“Niran bence konu biz değiliz,” demesi üzerine kardeşimin mavi gözlerine dikkat kesildim. “Sen, ben, ailemiz değil. O adamın Suavilerle bir derdi var ve istediği tek şey canları değil.”
💬
“Tibet’in babası öldü, amcası öldü, abisinden başka kimse de kalmadı. Onlardan başka ne istiyor ki?” Dirseğimi masaya bastırıp çenemi de avucuma yasladım. “Gözünün malda mülkte olduğunu da sanmıyorum, herif zaten Karun kadar zengin.”
💬
“O adam, yani Tibet abinin abisi,” derken gözleri kısıldı. “Turhan. Onun birkaç kez ismi geçti. Çağın laf arasında Bahtiyar’ın hedef şaşırtmayı sevdiğini söylemişti.”
💬
“Hedef şaşırtmak,” derken benim de gözlerim kısılmıştı. “Turhan’la ilgili bir durum mu var sence?”
💬
Omuz silkti. “Orasını bilmiyorum ama Bahtiyar, Tibet abiden bahsederken ne kadar alaycıysa Turhan’ın adı geçtiğinde o kadar ciddileşiyor.”
💬
Söyledikleri kafamdaki tüm düşüncelerin karışmasına neden olmuştu. Var olan yapbozun bitmesine birkaç parça kalmışken yapboz bir anda tamamen bozulmuş ve yeniden, daha farklı bir şekilde bir araya toplanmaya başlamıştı. Hangisi doğruydu, hangisine yoğunlaşmam gerekiyordu kestiremiyordum.
💬
O günü hatırladım. Bahtiyar’ın elinde esirken Turhan’ın bizi kurtarmak için geldiği günü. Bahtiyar ona sen bu oyunun içinde değilsin demişti. Niyetinin bana ve Tibet’e neye bulaştığımızı göstermek olduğunu söylemişti. Turhan gerçekten oyunda değil miydi yoksa Çağın’ın dediği gibi Bahtiyar hedef şaşırtmayı seviyor muydu?
💬
Masanın yüzeyine düşen bakışlarımı, “Onun için biz birer domino taşıyız,” diyen Melin’e çevirdim. “İlk dokunduğu taş babamdı.” Gözlerimin önünden bir karartı geçti. “Sonra taşlar bir bir devrilmeye başladı ve senin sırtını yasladığın o taş bendim. Ben devrilmedim ama devrilirsem senin üzerine yıkılacağım ve sen de ayakta duramayacak, önünde duran Tibet abiye çarpacaksın. Tibet abi son taş mı yoksa onun da önünde biri ya da birileri var mı?”
💬
Ürperince avucumu koluma sürttüm. İhtimallerin hepsi birbirine çarparak parçalanıyor, küçük parçalar etrafa saçılıyordu. Varsayımları doğruysa, ben yıkıldığımda Tibet de mi yıkılırdı? Bana bir şey olduğu takdirde sarsılacağını, odağını kaybedeceğini biliyordum, bunu tahmin etmek zor değildi ama yine de Tibet’in yere çakılmak yerine daha güçlü bir şekilde onların karşısında duracağını düşünüyordum.
💬
“Bu kadar analiz yeterli,” dedim konudan kaçma isteğiyle. Kendimle ilgili her türlü felaketi rahatlıkla düşünebiliyorken onlarla ilgili ihtimaller beni olduğum yerde titretiyordu. “Acıkmadın mı sen? Gidip bir şeyler hazırlayalım, babaannemi de sonra uyandırırız.”
💬
Ben ayaklanırken, “Canım bir şey istemiyor,” deyip başını kaldırarak bana baktı. “Ama gelip sana yardım ederim.”
💬
“Benim de istemiyor ama bir şeyler yememiz gerek,” dedim ona sırtımı dönüp çıplak ayakla çimlerin üzerinde ilerlerken. “Kaldır küçük poponu.”
💬
Eve girerken arkamda bir hareketlilik olmamıştı ama geleceğini biliyordum. Salondan çıkmadan önce bakışlarım babaanneme kaydı, hala uyuyordu. Muhtemelen uzun süredir ilk kez huzurlu bir uyku çekiyordu. Yoksa şimdiye kadar çoktan sesimiz onu uyandıracak kadar yüksek olmasa da uyanıp ayağa kalkmıştı. Varlığı için şükretmemiz gerekiyordu.
💬
Aldığım derin nefesle omuzlarım hareketlenirken salondan çıkmış, mutfağa doğru ilerlemeye başlamıştım. Mutfak kapısını ittiğim sırada zil çalınca duraksadım, omzumun üzerinden antreye baktım. Tedirginlik iki yanımdan sarmalarken bedenimi de antreye doğru çevirdim ve kapıya baktım. Korumalardan biri olabilir miydi? Sakin adımlarla kapıya yaklaşırken göz ucuyla da babaannemi kontrol etmiştim. Babaannem uyanmasa da Melin salonun ortasında durmuş bana bakıyordu.
💬
Kapıdaki delikten baktığım sırada gördüğüm yüz, “Niran Hanım?” diye seslendi. Evet, bu korumalardan biriydi.
💬
İçim rahatlarken kapıyı yavaşça açtım. Adamla çok kısa bir an göz göze geldik, o kısa anda bile ne olduğunu soramadım çünkü biri çığlık atarak resmen kucağıma çıkmıştı. Yaşadığım dehşetle geriye doğru sendelerken bir yılan gibi kollarını sıkıca boynuma saran Hanzade tekrar sevinç çığlığı attı ve “Sonunda seni gördüm!” diye bağırdı.
💬
Sesi, kokusu ve yüzü hayatıma ait kitabın sayfalarının hızla geçmişe çevrilmesine neden oldu. İlk tepkiyi sızlayan burnum verdi, ardından kollarım bir anda havalanıp sıkıca onun bedenine dolandı. Bacaklarını belime dolamıştı, yüzümü kendi omzuna bastırırken ağladığını duyabiliyordum. Koruma uzaklaşmadan önce kapıyı kapatırken onun çığlığına uyanan babaannem de korkuyla salondan çıkmıştı.
💬
“Hanzade,” diye mırıldandım onu sıkıca tutarken. “Sen nasıl-”
💬
“Babaannen haber verdi,” derken yavaşça geri çekildi ve hala kucağımdayken ağlayan yüzüyle yüz yüze geldim. “Ay yüzün kızardı, çok mu ağırım?”
💬
Dolu gözlerle ona bakarken güldüm ve başımı iki yana salladım. “Tabii Göksal kadar kolay kaldıramıyorumdur.”
💬
Burnunu çekip, “Aptal,” diye homurdandıktan sonra tekrar sarıldı. “Seni çok özledim.”
💬
“Ben de seni özledim,” derken sırtını okşadım.
💬
Bize yaklaşan babaannem, “Kız in aşağı,” deyince Hanzade korkuyla ona baktı. “Beli incinecek çocuğumun!”
💬
“Neden kızdın ki şimdi Nerminciğim? İniyorum,” diyen Hanzade’ye gülmeden edemedim. Hanzade’nin bakışları yavaşça babaannemin yanında duran yüze çevrildiğinde donup kaldığını gördüm. Gözleri irice açılırken kucağımdan kayarak indi ve bir adım geriledi. Yüzü anında kireç gibi olmuştu.
💬
“Sana da merhaba Hanzade abla,” dedi Melin yamuk bir gülümsemeyle.
💬
“Sen,” dedi Hanzade bir adım daha gerileyerek. Gözleri hızla bana çevrildi, ardından aynı hızla Melin’e döndü. “Yaşıyorsun.”
💬
Melin, “Evet,” derken babaannem onu kendine çekmiş ve şükreder gibi şakağını sertçe öpmüştü. “Abla, arkadaşın bayılacak galiba.”
💬
Hanzade, “Bayılacağım galiba,” diyerek sendeleyince telaşla ona yaklaştım. Gözleri anlık kaysa da ben onu tutunca toparlanmıştı. Elimi yüzüne doğru yelpaze gibi sallarken gözlerini kaldırarak bana baktı. “Annen de,” dedi ama cümlesine devam edemedi. Ortamda esen ani sert ve soğuk rüzgârı hissetmiş gibi sustu.
💬
“Gel sana su içirelim,” deyip onu mutfağa doğru yürütürken bana ayak uydurdu. Ben o rüzgârın içinden kolayca sıyrılabilmiştim ama babaannemin ve Melin’in hala aynı yerde, aynı yüz ifadesiyle durduğunun farkındaydım.
💬
Birkaç dakika öncesindeki o coşku yoktu, mutfakta sessizliğe gömülmüştük. Hanzade ona uzattığım bardağı alıp suyundan yudumlarken yüzümü izliyordu, ben de gözlerimi ondan ayırmamıştım. Onu en son ne zaman gördüğümü, birlikte ne yaptığımızı hatırlamıyordum. Sanki son birkaç haftadan öncesi zihnimden silinmişti de silinmeyen o iki kişiyle yoluma devam ediyordum. Üzerinden onlarca yıl da geçse babamla ve annemle olan son anımı unutmazdım.
💬
Babaannem ev işleriyle ilgilenmesi için iki kadını işe almıştı. Ben kendi işimi kendim görmeye alışık olduğumdan bunu istemesem de şu anki modumun düşüşü hevesimin de kaçmasına neden olmuştu, bu yüzden yemek işini çalışanlara bıraktım. Babaannem yemekten önce bize birer Türk kahvesi hazırlamalarını isterken biz de mutfaktan çıkıp salondaki koltuklara yöneldik.
💬
“Neler yaptın ben yokken?” diye sordum Hanzade’ye yanına otururken.
💬
Hanzade çantasını kenara bırakıp bana doğru dönerken dudaklarında buruk bir gülümseme şekillendi. “Sınavlarla, okulla uğraştım. Dönem bitince de Göksal’la biraz kafa dinledik.” Bakışlarını ellerine indirdi. “Aklım sendeydi. Biraz bocaladım ama dersleri halledebildim.”
💬
Elimi birleştirdiği ellerinin üzerine koyunca bakışlarını yüzüme çevirdi. “Eğer yapmadıysanız yeni dönem başlamadan birlikte tatil de yapmalısınız,” dedim gülümseyerek. “Son sene daha yorucu geçer, silkelenmeniz, rahatlamanız lazım.”
💬
Derin bir nefes alıp başını salladı. “Sen ne yapacağınla ilgili bir karar verebildin mi?”
💬
“Benim tatilim sizinkinden daha uzun sürecek,” derken gülümsemeye devam ediyordum ama göğsümden gelen o çıt sesini duyabilmiştim. “Elbet bir şeyleri yoluna sokarım.”
💬
Hanzade de gülümseyip, “Bu kez daha ılımlı konuşman beni mutlu etti,” dedi ve ellerinin üzerindeki elimi avuçlarının arasına aldı. “Dediğin gibi elbet her şey yoluna girecek.”
💬
Dudaklarımdaki gülümseme yavaşça solarken bakışlarımı adının Feyza olduğunu öğrendiğim kadının getirdiği fincana çevirdim. Hanzade’nin elini okşadıktan sonra uzanıp fincanı aldım ve kahveden bir yudum içtim. Hanzade de kahvesini içerken gözleri sık sık Melin’e kayıyordu. Eminim ki ona da hâlâ bir hayal gibi geliyordu.
💬
Fincanı tabağına geri bırakırken, “Babaanne, bugün ya da yarın bir arkadaşım daha gelecek,” dediğimde babaannemin gözleri hızla bana döndü. Birine yerimi söylemiş olmamdan rahatsızlık duymuş gibi bakıyordu. “Merak etme, Tibet’in yakın arkadaşı. Tibet kendisi dönene kadar onun bizim yanımızda olacağını söyledi.”
💬
Tibet’in arkadaşı olduğunu öğrenmek onu rahatlatmış gibi görünse de “Benim yanımdayken ben sizi korurum,” diye diretti. “Başer de ne olup bittiğinden haberdar eder.”
💬
Babaanneme bakarken gözlerim kısıldı. “Başer demişken,” dedim sakince. “Bu konuda bana söylemek isteğin bir şey var mı? Mesela onun nasıl bizim safımızda olduğunu söylemekle başlayabilirsin.”
💬
Kaşlarını kaldırırken kahvesinden bir yudum aldı ve geriye yaslandı. “Bilmen neyi değiştirecek?”
💬
Gözlerimi devirdim. “İşimize yaramış olabilir ama adamın gözü parada.”
💬
“Kimse babasının hayrına canını tehlikeye atmaz zaten, Niran,” dedi ketum bir tavırla. “Öyle bir adamı yanımıza çekmek de üç beş kuruşla olacak iş değil.”
💬
“Babaanne, o herif mal varlığının yarısından ve” dedim dişlerimin arasından, “ortak olmaktan bahsetti. Sence bu fazla değil mi?”
💬
“Değil,” deyince şaşırmadan edemedim. “Söz konusu senin canınken nesi fazlaymış?” Kaşlarını çatarken fincanını sehpaya sertçe bıraktı. “Torunlarım zaten hakkı olanı alacak ama bununla bitmiyor. Ne baban ne de amcan var, ben işleri bir yere kadar idare edebilirim. Güvenebileceğim de bir sen varsın. Fakat sen de işler hakkında hiçbir şey bilmiyorsun.”
💬
“Sen de tanımadığımız bir herif gelip bana iş öğretir diye mi düşündün?”
💬
“Zamanla tanırsın,” demesi beni öfkelendirdi. “Yarın birkaç evrak getirecek, onları imzalayacağız.”
💬
“O adamla ilgili bir şeyler de varmış elinde, istemişsin,” dediğimde başını salladı. “Benden her şeyi öğrenmeye çalışıyorsun ama sen hiçbir şey söylemiyorsun.”
💬
“Evlat olan sensin,” dediğinde gözlerim kısıldı. “Elbette senden bir farkım olacak.”
💬
Melin ayağa kalkıp babaanneme yaklaştı ve “Resmen patroniçe oldu başımıza ya,” deyip kollarını babaannemin boynuna sardı. Ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. “Sen ne dersen o, baka.”
💬
Babaannem, Melin’e sıkıca sarılırken yavaşça sırtına vurup, “Baka değil, babaanne. Kaç kere diyeceğim?” diye homurdandı.
💬
Melin, babaannemin yanaklarını sıkarak, “Sultanım bile olabilirsin,” deyince Hanzade kıkırdarken ben öylece onları izliyordum. “Bu arada sana ne anlatacağım,” deyip kollarını ondan ayırmadan yanına otururken bana yandan bir bakış attım. “Tibet abiyle ablam var ya-”
💬
Kırlenti ona fırlatmamla kafası arkaya düştü ve cümlesine devam edemedi. Babaannem şaşkınlıkla bir bana bir de doğrulmaya çalışan Melin’e bakarken ben çatık kaşlarla kardeşimi süzüyordum. “Sevgili mi olmuşlar?” diye soran babaannemle afalladım.
💬
“Baka!”
💬
“Babaanne diyeceksin!”
💬
Kafama çarpan kırlentle neye uğradığımı şaşırdım. Kırlenti kenara ittiğimde babaannemin çatık kaşlarla bana baktığını gördüm. Melin kahkahalarının arasından, “Yakında torununun çocuğunu da görürsün sen,” deyince donup kaldım.
💬
Babaannem şaşkınlıkla Melin’e bakıp, “O kadar ileri gitmişler mi?” diye sorunca sıcaklık yüzüme hızla yayıldı.
💬
“Nasıl yani?” diyen Hanzade’ye bile bakamadım.
💬
“Sevgili falan değiliz, ileri gitmek de yok!” diye karşı çıktığımda Melin bana imalı bir bakış attı. Bakışları sinirlenmeme neden olmuştu.
💬
“Duydum, telefonda ona onu özlediğini söyledin,” demesiyle yerimden kalkıp, “Senin abla dayağı yeme zamanın gelmiş,” diyerek üzerine çullanmam bir oldu.
💬
Ben kırlentle ona vururken kahkaha atarak benden kaçmaya, bizi ayırmaya çalışan babaannemin arkadaşına saklanmaya çalıyordu. Birkaç saniye sonra utanç ve öfke kaybolmuştu, ona vuruyor olsam da ben de gülüyordum. Geri çekildiğim sırada kapı çalmış, mutfaktaki kadınlardan biri kapıyı açmak için kapıya yönelmişti. Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken kırlenti kenara bıraktım. İlkay gelmiş olabilir miydi? Tibet bir işi olduğunu, bitince yanımıza geleceğini söylemişti ama açıkçası bu kadar erken gelmesini de beklemiyordum.
💬
Ben salondan çıkmak için hareketlendiğimde babaannem de ayaklandı. Hole girdiğimde ve açık kapının önünde duran adamı gördüğümde dudaklarımdaki gülümseme hızla silindi. Onun burada ne aradığını sorguladığım ve biraz da korkunun içime yayıldığı sırada salondan çıkan Melin, “Çağın,” deyince Çağın’ın bakışları hızla ona döndü.
💬
Çağın, Melin’e gülümserken babaannem onun kim olduğunu biliyor olmalı ki “Nasıl onu içeri alırsınız?” diye bağırarak kapıya yaklaştı. Dışarıdaki korumalar bir anda kapıya yığılmışlardı. “Size kimseyi içeri almayın demedim mi?”
💬
Melin, “Babaanne,” dedi sakince. “Adamlara onun adını ben verdim, gelirse içeri almalarını ben söyledim.”
💬
Başım hızla Melin’e doğru döndü. Bunu neden yapmıştı? O değil miydi bir daha onu görmeyeceğini söyleyen?
💬
Çağın, “Üzerimde bir şey yok, merak etmeyin,” derken bunu babaanneme söylemiş olsa da gözleri kardeşimdeydi.
💬
Babaannem sertçe Çağın’ın göğsüne vurup, “Sen hangi yüzle geliyorsun?” diye sordu bağırarak. “Bir de üzerinde bir şey yokmuş. Siz zaten katilsiniz!”
💬
Çağın’ın yüz ifadesi hızla değişirken gözlerini ondan oldukça kısa olan yaşlı kadının yüzüne indirdi. Sonra panikle Melin’e baktı. Sanki babaannemin cümlesinin Melin’i nasıl etkilediğini görmek istiyor, bu etkiden korkuyormuş gibi bakıyordu. Gerçekten âşık mı olmuştu? Sakin kalıp kardeşime söz hakkı tanıyabilmek için beklemeye çalışsam da tüm damarlarım gerilmiş, öfkeden ellerim titremeye başlamıştı.
💬
Melin, Çağın’ın duymaktan korktuğunu düşündüğüm o cümleyi kurdu. “Babaannem haklı.” Birkaç adım ileri atıp kapıya yaklaştı. “Sen de katilsin ve bunca zaman yüzün kızarmadı diyelim, şimdi buraya umutla gelirken de mi kızarmadı?”
💬
“Melin,” dedi Çağın ama cümlesine devam etmedi. Sarsılmış bir ifadeyle kardeşime bakıyordu.
💬
Melin, “Sen şimdi beni kurtardığını, bu yüzden minnettar olacağımı düşünüyorsundur,” dedi alaycı bir tavırla ama yüz ifadesi ve bakışları öyle hızlı değişti ki duraksadım. “Ailemin katilinin oğluna âşık olacağımı düşünmen,” yüzünü buruşturdu, “gerçekten mide bulandırıcıydı.”
💬
“Sana daha önce de söyledim, bilmiyordum.”
💬
“Ben de bilmiyordum!” diye bağıran Melin’in sesi tüm evi inletti. “Ben de bir gün senin o kansız baban yüzünden yetim kalacağımı bilmiyordum! Haftalarca sana katlanmak zorunda kaldım ben!” Diğer hiçbir söylenen etki etmedi belki ama Melin’in son cümlesi ona bir geri adım attırdı. “Bak bir yüzüme!” Melin, Çağın’ın üzerine yürüyünce babaannem irkilerek geri çekildi. Çağın’ın gömleğinin yakalarını tutan Melin’in yüzündeki o ürkütücü ifadeyi gördüğümde bedenim ürperdi. “Bir gün sen de baban gibi geberip gideceksin, son gördüğün yüz de benimki olacak!”
💬
Çağın hiçbir şey söylemeden kardeşimin gözlerine bakıyordu. Her ihtimale karşı tetikte bekliyordum ama bakışlarından Melin’e bir zarar vermeyeceğini de anlayabiliyordum. Hayal kırıklığına uğramış gibi bakıyordu ve her nedense bu bakışların kardeşimi daha da öfkelendirdiğini, kontrolden çıkardığını görebiliyordum.
💬
Çağın çok kısa bir an Melin’in yakasını tutan ellerine baktığını gördüm. “Eminim ki fırsatın vardı, yapabilirdin. Neden yapmadın?”
💬
Melin onu tuttuğu yakalarından itip, “Çünkü daha hiç kimseyi kaybetmedin,” dediğinde Çağın sendeledi. “Henüz değer verdiğin birini kaybetmenin nasıl hissettirdiğini öğrenmedin.”
💬
Çağın’ın dudağı alaycı bir tavırla yukarı büküldü. “Öyle mi dersin?” Gözlerini kardeşimden ayırıp önce babaanneme, sonra da bana baktı. Bakışları uzun süre yüzümden ayrılmadı. Melin’e doğru bir adım atınca ben de onlara yaklaşmak için hareketlendim fakat Melin elini kaldırıp beni durdurdu. Çağın gözlerini Melin’in gözlerine dikti. “Beni incittin Melin ama sana karşı merhametsiz olmayacağım. Tabii sen yine de incittiğin bu kalbin bir katile ait olduğunu sakın unutma.”
💬
“Sen de kimin katili olduğunu.”
💬
Bu Melin’in son cümlesi oldu ve Çağın da uzun uzun onu izlemekten başka bir şey yapmadı. Nasıl elini kolunu sallayarak geldiyse yine o şekilde kapıdan uzaklaştı, onu durduran olmadı. Babaannem buna yeltenmiş olsa da Melin izin vermemişti. Kafasından ne geçtiğini, neden bu kadar yapıcı davrandığını merak ediyordum. Tamam, sözleri zehirliydi, o velede hak ettiği cümleleri söylemişti ama kapımıza kadar gelmişken nasıl öylece gitmesine müsaade edebiliyordu anlamıyordum.
💬
Babaannem kapıyı sertçe kapıyı kapattığında Melin arkasını döndü ama bizden uzaklaşmadan önce kolunu tutup, “Ne yapıyorsun?” diye sordum.
💬
Melin birkaç saniye boşluğu izledi, ardından başını çevirip omzunun üzerinden bana baktı. “Sana söylemiştim, hiçbir şey aynı değil ve her şeyin bir zamanı var.”
💬
Kaşlarım çatılırken, “Nerede kaldığımızı öğrendi ve buradan sinirli bir şekilde gitti,” dedim dişlerimin arasından. “Madem kendince bir planın vardı, onu kışkırtmadan bir süre daha bekleyebilirdin.”
💬
Melin kolunu çekerek elimden kurtardı. “Korkma, bundan birine bahsedeceğini sanmam,” deyince ona şaşkınlıkla baktım. Nasıl bu kadar emin olabilirdi? “Ki adamların elinin kolunun ne kadar uzun olduğunu biliyorsun, sence yerimizi öğrenmek için ona mı ihtiyaç duyarlar?”
💬
“Yine de yapmamalıydın,” deyip salona doğru yürümeye başladığım sırada adımlarımın bir bıçak gibi kesilmesine neden olan arkamdan, “Bu kadar korktuğunu bilmiyordum,” demesi oldu.
💬
Babaannem uyarıcı bir sesle, “Melin,” dese de ben öyle hızlı bir şekilde arkamı dönüp Melin’e bakmıştım ki kendi yarattığım rüzgârın uğultusu kulaklarıma dolmuştu.
💬
“Korkmak mı?” diye sorarken sesim alaycı çıkmıştı ama öfkenin adım seslerini duyabiliyordum.
💬
Melin geri adım atmadı ve başını sallayarak, “Evet,” dedi. “Bizi bulmasından, yeni bir katliam yaratmasından mı korkuyorsun? Bunca şeyden sonra hâlâ korkacak bir şeyler bulabiliyor musun?”
💬
“Melin, odana,” diyen babaanneme bakmadan, “Bir saniye babaanne,” dedim ve yavaşça Melin’e yaklaştım. “Şimdi de beni mi kışkırtmak istiyorsun?”
💬
Melin, “Doğruyu söylüyorum,” derken burun burunaydık. Aramızda çok boy farkı olmasa da ondan uzundum, başımı hafifçe eğmek zorunda kalmıştım.
💬
Mavi gözlerindeki kendi yansımama bakarken, “Ben seninle kavga etmem Melin ama eğer canının acısını benden bu şekilde çıkarmaya çalışacak olursan, benden alacağın karşılığa da hazırlıklı olman gerekir,” dediğimde kaşları çatıldı. “Korkudan dizlerin titrerken yanında olamadığım için özür dilerim, bunun için beni suçluyor olabilirsin ama ben de o anlarda yaşıyor değildim.”
💬
Bir adım geri çekilip, “Ama yalnız değildin, değil mi?” diye sorunca yüzüne bakakaldım. “Ne yazık bana ki ben öyleydim.”
💬
“Söylemek istediğim bu değildi,” desem de dudaklarında oluşan tebessüm konuşmaya devam etmeme engel oldu.
💬
“Yakın zamanda değilse de ben bir gün hayatıma devam edeceğim, Niran,” derken yumruklarını sıktığını fark ettim. “Kafamdakileri halledip bitirdikten sonra. Bu kısımda sen ve ben ayrılıyoruz çünkü aynı acıyı farklı şekillerde yaşadık, ayakta durma yöntemlerimiz de farklı olacak. Ben sana karışmayacağım, sen de karışma.”
💬
Bir şey söylememi beklemeden arkasını dönüp merdivenlere yöneldiğinde gözlerimi sırtına diktim. Babaannemin ve Hanzade’nin bakışlarının ağırlığını yüzümde hissetsem de onlara bakamadım. Melin’le ilgili fark ettiğim bir diğer şey ise içinde bana karşı belli etmemeye çalıştığı bir öfkesinin olduğuydu. Suçsuz olduğumu biliyordu ama yaşadığı şeyler onu istemediği bir öfkenin içine sürüklüyordu. Gözlerinde görmüştüm, kendisiyle savaşıyordu.
💬
Babaannem omzumu okşayıp, “O da zor zamanlar geçirdi,” diye mırıldandığında bakışlarımın olduğu noktada artık Melin yoktu. Gözlerimi zemine indirdim. “Darılma ona.”
💬
Bakışlarım zemindeyken, “Kardeşime darılmam mümkün mü?” diye sordum. “Ben sadece daha fazla bulaşmasını istemiyorum, kurtulmuşken uzaklaşıp tamamen sıyrılmasını istiyorum.”
💬
Hanzade bana yaklaştı. “Kendini düşün,” deyince başımı kaldırıp arkadaşıma baktım. “Sen ne hissediyorsan aynısını hissediyor olmalı. Elbette onu düşünmelisin ama bir yerde ona hak vermeli, alan da açmalısın.”
💬
Aldığım derin nefesi sesli bir şekilde verirken omuzlarım çöktü. “Onu tekrar kaybetmek istemiyorum,” dedim açıkça. “Kendimi tekrar aynı döngünün içinde bulacak olursam bu kez kalkabileceğimi sanmıyorum.”
💬
“Deme öyle,” dedi babaannem kaşlarımı çatarak. “Kimseye bir şey olmayacak, düşünme bunları.”
💬
“Ben masayı hazırlamalarını söyleyeyim,” deyip onları arkamda bırakarak mutfağa doğru ilerledim. Bugün çok kısa bir an huzuru hissetmiş, sanki ilk kez tanıştığım bir duyguymuş gibi içimde onu kucaklamıştım. Şu an anlıyordum ki bir süre daha tüm duyguları anlık yaşayacak, uzun süre misafir edemeden kayboluşlarını izleyecektim.
💬
Tibet Suavi’den…
💬
Kendime verdiğim tüm sözleri bana çiğnettirdiği için ona mı yoksa çiğnerken tek bir an düşünmediğim için kendime mi öfkeliydim bilmiyordum.
💬
Göğsüm körüklenmiş gibi hızla inip kalkarken parmaklarım gömleğin yakasına gitti, üç dört düğmeği iplerini koparacak bir hızda açtım. Kaşımın ortasından burnuma akan, oradan da yanağıma doğru süzülen bana ait olmayan kanı elimin tersiyle silerken gözlerim bir adamdan diğerine kaydı. Elimdeki çekici kenara bıraktığım sırada hâlâ bilinci yerinde olan adam son gücüyle, “Tamam!” diye bağırdı. “Tamam, bendim.”
💬
“Biliyorum zaten pezevenk,” diye karşılık verdikten sonra çekici tekrar elime aldım ve hırsla bir bıçak gibi ileri fırlattım. Hızla, döne döne adama ilerleyen çekicin metal kısmı tam yüzünün ortasına çarptı ve kırılan kemiğin sesini duydum. “Biliyorum.”
💬
Kollarını göğsünde bağlamış, duvara yaslanmış bir şekilde duran Turhan, “Bunu sonraya saklayamaz mıydın?” diye sorunca ona göz ucuyla baktım. Gözleri sandalyesiyle birlikte geriye devrilmiş, bilincini kaybetmiş olan herifteydi. İğrentiyle yüzünü buruşturup bakışlarını bana çevirince göz göze geldik. “Tamam, devam et.”
💬
“Fazla bile bekledim,” deyip kana bulanmış ellerimi masanın üzerinde duran bezle sildim. Temizlenmiş sayılmazdı ama şimdilik o yapışkan doku biraz olsun azalmıştı. “Sinan!” diye bağırdığımda sesim depoda yankılandı. Ben diğer adama doğru ilerlerken Sinan koşar adımlarla içeri girdi. “Bu leşi yeterince uzaklaştığınızdan emin olunca denize fırlat.” Gözlerimi gözlerini aralamaya çalışan, acıdan oturduğu sandalyede titreyen adama diktim. “Bunu da,” dedim adamın yüzüne boş gözlerle bakarken. “Ya da bunu atmayın. İki gün boyunca suda kalsın, biraz tuzlu suyun tadına baksın. Sonra kafasına sıkar atarsınız.”
💬
Sinan diğer adamlara işaret verirken, “Tamam efendim,” dedi.
💬
Tüm bu süreçte arka planda onların peşindeydim. Niran’ın buraya getirilirken normal bir yolculuk geçirmediğini, maruz kaldığı şeyleri az çok tahmin ediyordum. O gemide bu iki herifin ona işkence edenlerin başını çektiklerini öğrendikten sonra hiçbir şey olmamış, bir kadına kan kusturmamışlar gibi hayatlarına devam etmelerine izin veremezdim. Özellikle bu kadın Niran’ken.
💬
“Ben bir yetmiş beş saat daha sürer diye düşünmüştüm,” dedi Turhan yaslandığı duvardan sırtını ayırırken. “Daha var mı?”
💬
“Diğerleri çoktan geberdi,” dedim çalan telefonu cebimden çıkarırken. “Sen de kes artık sesini, kafam patlayacak.”
💬
“Şimdiye kadar patlamaması şaşırtıcı,” dediğinde onu duymazlıktan geldim.
💬
Telefonu açıp kulağıma yasladığımda, “İşim bitti, serbest bıraktım balığı. Babasının kucağına koşar,” dedi hattın diğer ucundaki İlkay. “Birazdan Niran’ın yanına geçerim. Siz ne yaptınız?”
💬
“Gelsin bakalım babasının yanına,” dedim gözlerim kısılırken. Deponun dışına çıktığımda soğuk, sert rüzgâr yüzüme çarptı. Bu gözlerimin daha da kısılmasına neden oldu. “Oradaki adam haber verdi, Çağın gitmiş eve. Öğren bakalım ne işi varmış orada, Niran anlatır sana.”
💬
“Sen neden arayıp sormuyorsun?”
💬
“Şu an onunla konuşursam bir terslik olduğunu anlar, her şey yolunda sanıyor,” dedim. Yanıma gelip sigara yakan Turhan’ın parmaklarının arasındaki sigaraya baktım. O dudaklarına götürmeden önce uzanıp sigarayı ondan alınca dik dik baktı ama aldırış etmedim. “Sen de ona bir şey çaktırma, birkaç güne geleceğimi falan söyle.”
💬
“Ulan yine en zor görev benim ya,” deyince gözlerimi devirip sigarayı dudaklarımın arasına sabitledim. “Birkaç güne gelmezsen onu nasıl sakin durmaya ikna edeceğimi de düşünmüşsündür umarım.”
💬
Dumanı dışarı üfleyip, “Bul bir yolunu,” dedim düz bir sesle. “Bahtiyar’ı buradan çıkarmam gerek. Peynirin kokusunu alabilmesi için kapana yaklaşmalı.”
💬
“Az kaldı ha?”
💬
“Evet ama öncesinde ondan almam gereken cevaplar var,” dedim içerideki adamları kamyonete taşıdıkları anı izlerken. “Sonra işler tekrar aleyhimize dönmeden fişini çekmemiz gerek. Bir kez daha tökezlemeyi biz bile kaldıramayız.”
💬
“Görkem,” dedi ama cümlesinin devamını duyamadım çünkü zihnim bir anda bulandı ve beni saatler öncesine sürükledi. Gözlerimi yumdum, tekrar açtığımda bir deponun girişinde değil, bir otel odasındaydım.
💬
Görkem acılar içinde olmasına rağmen gülerek, “O gün bugün, ha?” diye sordu. “Teksin ve sana baktığımda olacakları anlayabilecek kadar tanıyorum seni.”
💬
“Sen beni tanısaydın,” derken yattığı yatağa yaklaştım. “Beni tanısaydın karşımda durmaya devam mı ederdin?”
💬
“Ben hep senin karşındaydım, Tibet,” dedi yüz ifadesi ciddileşirken. “Ama artık kabullendim, ne yaparsam yapayım olmayacak.”
💬
“Ha şunu bileydin,” deyip bir elimi yatağın kenarındaki komodine bastırdım ve yüzüne doğru eğildim. “Senin varlığın şimdiye kadar benim için önemsizdi fakat sürekli ayak altında dolanmandan da çok sıkıldım.”
💬
Gözleri kısa bir an kapıya kaydı, ardından yeniden gözlerime çevrildi. Yardım istemenin de faydasız olacağını, ona yardım etmek için gelecek birinin olmadığını biliyordu. “Irmak’ın beceremediği şeyi sen yapacaksın anlaşılan.”
💬
“Aslında niyetim seni yine görmezlikten gelmekti ama yataktan götünü kaldıramıyorken bile rahat durmadığını duydum,” deyip parmaklarımı aniden değil, yavaşça boynuna sardım. “Sana son bir kıyak geçip kanını dökmeyeceğim. Amcama selam söylemeyi unutma. İllaki görüşürsünüz.”
💬
Çırpınmadı, hiçbir şey söylemedi, parmaklarım boynunu sıkarken sadece gözlerimin içine baktı. Yıllar sonra ilk kez babamın sesini duyar gibi olduğumda onun kızaran ve ısınan teninin aksine ellerim buz kesti. Gözlerimi yumup dişlerimi sıkarken boynundaki baskıyı artırdım. Babamı bir daha göremeyecektim ve bir daha göremeyeceğim insanların arasına birinin daha eklenmesini istemediğimden devam etmeliydim. Devam etmeli, Niran’ı ölümden uzak tutmalıydım.
💬
Niran Çiyiltepe’den…
💬
Laptopu oturduğum koltuğun yanındaki sehpaya bıraktığım sırada bakışlarımı, “Tartıştınız mı?” diye soran İlkay’a çevirdim. Biz yemek yerken gelmişti ve iki saattir ağzını bıçak açmamıştı. Ondan yayılan o tuhaf enerjinin farkında olsam da hemen sıkıştırmak istememiştim. Onun da yorucu günler geçirdiğini görebiliyordum.
💬
“Çağın geldikten sonra biraz atıştık,” deyip bacaklarımı koltuğun üzerine çektim. “Bu süreçte değişmesi çok normal ama hâlâ bu hâlini kabullenebilmiş değilim.”
💬
İlkay kolunu koltuğun sırt kısmına doğru uzatırken dikkati bendeydi. “O velet niye gelmiş? Melin için mi?”
💬
Başımı yavaşça salladım. “Kardeşime karşı bir şeyler hissettiği belli,” dedim kaşlarımı çatarak. “Melin için geldi ama eminim ki beklediği karşılık farklıydı.”
💬
“Küçük yılan Melin’e de bakın,” dedi alaycı bir tavırla. “Kesin Çağın’ı kullandı, o salak da kız kendine âşık oldu sandı.”
💬
Tekrar başımı salladı. “Ben de Melin’e keşke bu durumu biraz daha uzatsaydın dedim çünkü Çağın’ın sevgisi nefrete dönüşecek olursa oklar yeniden kardeşime döner.”
💬
“Merak etme, Niran. Çağın, Bahtiyar’ın desteğini kaybetti,” dedi beni rahatlatmak ister gibi. “Abisine gelecek olursak…”
💬
“Görkem’in şu an kendisine faydası yok,” deyip göz devirdim. Yaşanan sessizlik bakışlarımın İlkay’a dönmesine neden oldu. Şimdi bana değil, parmaklarının arasında çevirdiği telefonuna bakıyordu. “Bir şey saklıyormuşsunuz gibi hissediyorum.”
💬
Telefona bakarken kaşları çatıldı. “Tibet birkaç güne gelecek,” derken de bana bakmamıştı. “Nereden nereye, değil mi? Sandığımdan daha uzun süre dayandın.”
💬
“Bazen yıllar, bazen saatler geçmiş gibi geldi,” diye mırıldandım bakışlarımı ellerime indirirken. “Bitti mi dersin?”
💬
“Dürüst mü olayım?” diye sorunca başımı salladım. “Yakında bitecek ama ardında nasıl bir manzara kalacak bilmiyorum. Emin olduğum tek şey biteceği.”
💬
“Yine bir şeyler dönüyor, hissediyorum ama soru soracak kadar bile enerjim yok,” dememin onu şaşırttığını gördüm. “Tedirgin yaşamaya o kadar alışmışım ki bu evdeyken, bizi istedikleri an bulabileceklerken öylece duruyorum.”
💬
“Çünkü artık öylece durman gerekiyor,” derken ses tonu bana şefkatli gelmişti. “Bırak bundan sonrasını biz halledelim. Tibet son darbeyi vurma zamanı geldiğinde zaten senin de orada olmanı, bunu görmeni ya da işte senin de parmağının olmasını ister. Seni bundan mahrum etmez.”
💬
Gözlerinin içine bakarken, “Okları kendi üzerine çekip beni arka plana atacaksa diye söylüyorum, Bahtiyar bu tür oyunlara gelmez,” dedim. “Odağı size çevirmiş gibi gösterirken arkadan bir yılan gibi beni sokabilir.”
💬
İlkay alaycı bir yüz ifadesiyle, “Biz bilmiyoruz sanki bunu,” deyince gözlerimi devirdim. “Aslında bana sorarsan yapmanız gereken bir süreliğine de olsa buradan gitmek. Sen, kardeşin ve babaannen. Böyle bir durumda biz sizi onların ruhu duymadan ülkeden çıkarabiliriz. Yeter ki istiyor olun. Her şey bittiğinde ve geri döndüğünüzde hiçbir endişeniz de kalmamış olurdu.”
💬
“Ne babaannem ne de Melin bunu ister,” derken aslında bir yandan da bu seçeneği düşünüyordum.
💬
“Benim aklıma bir fikir geliyor ama…”
💬
Başımı omzuma doğru yatırıp dikkatimi İlkay’a verdim. “Ne gibi?”
💬
“Madem ülkeden ayrılmak istemiyorlar, başka bir yolu da var,” dedi çenesini kaşırken. “Bunu daha önce Tibet’e söylediğimde bir an gözlerimi hastanede açacağım sanmıştım. Öyle bir sini-”
💬
“Söyleyecek misin artık?”
💬
“Bahtiyar’ın yaptığını yapabiliriz,” deyince gözlerimi kıstım. “Sizi onun sınırları içerisine sokarsak uzaklarda aramaktan yakınına bakmak aklına gelmeyebilir.”
💬
“Adamın her yerde kafasını sokabileceği bir yeri vardır, o nasıl olacak?”
💬
“Birkaç güne ülkeye döner, dönecek yani, plan bu,” dediğinde bunu nasıl planladıklarını düşünmeden edemedim. “İstanbul’da evleri olsa da genelde adadaki evde kalır, şehirden uzaklaşır.”
💬
Tek kaşımı kaldırdım. “Adaya mı gideceğiz?”
💬
Başını sallayınca yüzümdeki şaşkınlık büyüdü. “Ada onun değil sonuçta, normal insanlar da yaşıyor. Sizi de oraya sokarsak aklına gelmez. Tabii bunu o ülkeye dönmeden yapmak gerekir.”
💬
“Mantıksız gelmedi. Tibet neden bu kadar karşı çıktı ki?”
💬
“Adam seni Bahtiyar’dan olabileceğin en uzak yere bırakmayı düşünüyor, sence burnunun dibine isteyerek sokar mı?”
💬
“Gerçekten haberleri olmadan götürebilir misin?” diye sorduğumda bu fikri benimsememe şaşırmış gibi baktı. “Yapabilirsen babaannemle konuşurum. En azından bir süreliğine, o durumu fark edene kadar güvende oluruz. Babaannem kendine güveniyor olsa da burada açık hedefmişiz gibi hissediyorum.”
💬
Sahte ağlamaklı bir yüz ifadesi takıldı. “Teşekkür ederim, bir süredir bu kadar onore edilmemiştim. Tibet ve de abisi olacak Turhan tarafından örseleniyorum.”
💬
Gülmeden edemedim. “Aptal,” dedim gülmeye devam ederken. “Yapabilir misin? Bak sonra bizi tamamen ifşa etme, seni örselemekten beter ederim.”
💬
“Saçmalama, hayatınızı riske atar mıyım?” diye sordu ciddi bir yüz ifadesiyle. “Konuş babaannenle, kabul ederlerse hemen bir ayarlama yaparım.”
💬
“Tamam, konuşacağım.” Başparmağını kaldırıp göz kırpınca tekrar güldüm. “Ben bir Melin’e bakayım. Sonra sana yiyecek bir şeyler getiririm, yemek yememişsindir.”
💬
Biz yemek yerken gelmişti ama bizimle yememişti. Yemekten sonra da ondan Hanzade’yi eve bırakmasını istemiştim. Her ne kadar bu gece benimle kalmasını istesem de arkadaşımın da hayatını riske atmak, hayatına kâbus gibi çökmek istemiyordum. Kendi yaşantının kâbus gibi olmasındansa birinin hayatını kâ
💬
busa çevirmek, yani buna sebep olmak bana korkutucu geliyordu.
💬
İlkay da benimle birlikte ayaklandı. O dışarıdaki adamlarla konuşmak için kapıya yönelirken ben de Melin’in kaldığı odaya ilerledim. Yemeğe babaannemin zoruyla gelmiş, iki üç lokmadan sonra masadan kalkmıştı. Kontrol bende olmadığında bocalıyordum. Bu hep böyle olmuştu ve şimdi Melin konusunda kontrolün bende olmaması, buna hakkım olmadığını bilmek beni köşeye sıkıştırıyordu. Onunla bir yakınlaşıp bir uzaklaşmak geçen zamanı telafi etmemize yardım etmez, aksine iplerin sürekli gergin olmasına neden olurdu. Bunu bildiğimden ılımlı yaklaşmam gerekiyordu.
💬
Odanın kapısını tıklatıp bir süre bekledim. Bu süre uzayınca içeri alınmayacağımı düşünmüştüm ve hisler kalbime bir karabasan gibi çökmüştü. Neyse ki ses vermek yerini kapıyı açan o oldu. Karşısında beni bulmak onu şaşırtmadı. Yüzüme kısa bir an baktıktan sonra kapıyı açık bırakıp arkasını dönerek yatağa doğru ilerledi. İçeri girerken neden burada olduğumu düşündüm. O ortamdan uzaklaşma sebebim Melin’e yakınlaşmak, ailemi bir araya toplamak ve bir arada tutmaktı. Kafamı yerinde tutmakta zorlanıyordum ama en azından bir süre sadece buna odaklanmalıydım.
💬
Pencere kenarındaki berjere otururken gözlerimi kardeşimin yüzünden ayırmadım. “Tek başına olmadığını bilmen gerek.”
💬
Gözlerini yorganın üzerinde birleştirdiği ellerinden ayırmadan, “Tekrar tartışacak havamda değilim,” diye mırıldandı.
💬
“Buraya seninle tartışmaya gelmedim,” dediğimde bir karşılık vermedi. “Sadece artık tek başına olmadığını bilmen, düşünürken buna göre hareket etmen gerekiyor.” Kaşlarını çatıp başını kaldırarak bana baktığında göz göze geldik. “Ben niye buradayım sanıyorsun? Ben de gelmeyebilir, bu işe devam edebilir, kafamın dikine gidebilirdim ama seni gördüm. Yaşadığını gördüm. Dağılan ailemizi toplamam lazımdı.”
💬
Alaycı bir tavırla, “Aile mi?” diye sorması benim de kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “Niran, sadece sen ve ben kaldık. Bir de babaannem. Kimi toplayacağız?”
💬
“Kendimizi,” dedim öfkelenmemeye çalışarak. Sakince konuşmak zorundaydım. “Bak, yakında onlardan kurtulacağız ve bir şekilde devam etmemiz gerektiğinin ikimiz de farkındayız. Bir yerden başlamamız gerek. Amacım sana köstek olmak değil, seni yeni çıkabilecek bir kaostan uzak tutmaya çalışmak.”
💬
“Anladım,” dedi geçiştirmek ister gibi. “Aynı şeyleri tekrar tekrar konuşmanın bir faydası yok. Sana kırgın ya da kızgın da değilim, merak etme.”
💬
Bakışlarını pencereye çevirdi, gözlerim yüzünden ayrılmadı. En azından bir adım attığımı düşünüyordum. “Tamam o halde,” dedim ayaklanırken. Niyetim daha fazla konuşmaktı ama onu da zorlamak istemiyordum.
💬
Kapıyı açmak için kulpa uzandığım esnada, “Niran, sormayı unuttum, aklıma şimdi geldi,” deyince durdum. “Asya’nın kim olduğunu biliyor musun?”
💬
Kapıya bakarken gözlerim kısıldı. Asya mı? Omzumun üstünden kardeşime baktığımda bana baktığını gördüm. “Asya mı?” Başını salladı. “Evet. Neden sordun?”
💬
“Çağın’ı telefonda konuşurken duymuştum, Bahtiyar’la konuşuyordu,” dediğinde bedenimi tamamen kardeşime çevirip dikkatimi ona verdim. “Asya diye birinden bahsetti, nerede olduğunu bulduklarını söyledi.”
💬
Asya.
💬
Gözlerim irileşirken, “Emin misin?” diye sordum panikle.
💬
Paniğimi görünce bunun önemli bir şey olduğunu anlamış olmalı ki sırtını dikleştirdi. “Evet. Kim ki?”
💬
“Tibet’in annesi,” demem ve kapıyı hızla açıp kendimi koridora atmam bir oldu. “İlkay!” diye bağırırken merdivenleri aştım. Salona ve mutfağa baktım ama onu bulamadım. Sonra aklıma dışarı çıktığı gelince kapıya yöneldim.
💬
Çelik kapıyı açarken Melin’in ve bağırışlarımdan panikleyen babaannemin arkamdan geldiğinin farkındaydım. Dışarı çıktığımda İlkay’ı bahçe kapısının önünde gördüm. Korumalardan birinin ona uzattığı kutuyu alırken kapı sesini duyunca bakışları bana döndü. Elindeki kutuyla bana yaklaşırken yüz ifadem gerilmesine neden olmuş olmalı ki kaşlarını çatıp adımlarını hızlandırdı.
💬
“Bir şey mi oldu?”
💬
Hızlı hareket ettiğim için, “Asya,” diyebildim nefes nefese. “Tibet’in annesi.”
💬
İlkay yüz ifadesi gölgelenirken donup kaldı. “Ne olmuş ona?”
💬
Anlık gözüme çarpan bir şey dikkatimi dağıttı. Bir damla. Bakışlarım hızla aşağı indi ve İlkay’ın elindeki kutuya baktım, ardından bakışlarım kutuyu tutan ellerine kaydı ve o an bir damla daha hızla parmaklarından süzülüp zemine damladı. Dudaklarım da gözlerimle eş zamanlı açılırken nefesim kesilmiş gibi hissettim. İlkay da o an ikinci bir afallama yaşamıştı.
💬
Kan.
💬
İlkay gözlerini hızla aşağı indirip kutuyu tutan ellerine yayılan kana baktı. Bir damla daha zemine düştü.
💬
“O ne?” diye sorabildim kekeleyerek.
💬
İlkay hızla kutuyu yere bırakıp, “Size gelmiş, korumalar getirdi,” dedi. O yoğun paniği, korkuyu hissettim. Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. “İçeri girin.”
💬
“İçinde ne var?”
💬
İlkay bantları söker gibi kutudan ayırırken geriye adımladım. Omzumun üzerinden kardeşime ve babaanneme baktım. İkisi de merak ve korkuyla kutuya bakıyorlardı. Kapıyı kapatmak, onların içeride kalmasını sağlamak için harekete geçtiğimde Melin elimi tutarak buna engel oldu.
💬
“Aman Allah’ım,” diyerek ellerini ağzına kapatan babaannemle bakışlarım hızla önüme, kutuya döndü. Kutunun içindeki kesik başı gördüğüm anda babaannem bu kez, “Başer!” diye bağırdı.
💬
İrkilerek geri çekildiğimde Melin de babaannem gibi çığlık atmıştı. Korumalar hızla etrafımıza toplanırken İlkay, “Sikeyim böyle işi!” diye bağırıp kutunun üstünü kapattı. “Götürün şunu.”
💬
“Bu nasıl,” dedim, konuşmaya devam edemedim. Yaşadığım şok yüzünden gözlerimi sürekli kırpıştırıyor, titreyen ellerimi sıkıyordum. Bir öğürme sesi duydum, Melin hızla çimenlere yönelip eğildi. Ona daha fazla odaklanamadım. “Bu neydi şimdi?”
💬
“Anlaşılan bizimle hala işi bitmemiş ki kafalarımız yerinde,” dedi İlkay bir küfür daha savurmadan önce. Elini cebine atıp. Telefonunu çıkardı. “Tibet’e haber vermem gerek.”
💬
Tibet’in adını duymamla paniğim arttı. “Asya,” dedim tekrardan. “Tibet’e söyle, annesinin yerini bulmuşlar.”
💬
Cümlem İlkay’ın irkilmesine neden oldu. “Bunu sana kim söyledi?”
💬
“Melin,” derken göz ucuyla çimlere kusan kardeşime baktım. “Çağın’ın Bahtiyar’la yaptığı konuşmayı duymuş.”
💬
Öfkeyle, “Hay sikeyim,” deyip parmaklarını ekranda hızla hareket ettirdi. “Ne zaman duymuş? Kaç gün geçti, neden hareket edilmemiş?”
💬
“Bilmiyorum,” diye mırıldanırken kaldırılan kutunun yere akıttığı kana bakıyordum.
💬
İlkay hararetli bir şekilde Tibet’le konuşurken de gözlerimi kandan ayırmadım. Tahmin ettiğimiz gibi yerimizi bulmak onlar için çok kolaydı. Yorgun bacaklarım titremeye başladığında kendimi ayakta tutmaya zorlamadım, dizlerimin üstüne çöktüm. Benim insanlara anlatmak istediğim tam da buydu işte. Umut beni böyle bir ortamda güçlendirmezdi, aksine en küçük bir sorunda daha çok çökmeme neden olurdu. Anlatmaya çalışmıştım, anlamamışlardı.
💬
Bir sonraki kutuda kardeşimin ya da babaannemin olmayacağının kesinliği var mıydı?
💬
Dizlerimin üzerinde dururken başımı geriye doğru atıp öylece durdum. İlkay bizi buradan götüreceğine dair bir şeyler söyledi ama onu tam anlamıyla dinleyemedim. O an gökyüzüne bakarken bir karar verdim ve gözlerimi yummadan önce bir yıldızın hızla gökyüzünden kaydığını gördüm. Artık planlar yoktu, adım adım ilerlemek yoktu. Bahtiyar plansız, tek bir hamlede ve tek bir gecede ölecekti.

[Paragraf: para-7] Geröekten bu herif aslında kim ve derdi neydi gebertçem onu
[Paragraf: para-21] Bayılcaammmmsjdjwkfmmdmfmdmfmekf onların tatlı flörtlerini okuyoruz şaka gibiiiii😭😭
[Paragraf: para-135] Psikolojisi çökmüş iki kardeş oldukları için sinir olmamaya çalışıyorum ama Melin yani gıcıklık yapma canım
[Paragraf: para-240] İnanılmaz panik oldum inanılmaz şu an soluksuz okuyorum
[Paragraf: para-243] İMDAATTTT AYCAN BURDA BİTMEMELİYDİ BAHTŞYARI GEBERTELİM HEMEN LÜTFEN