18. BAĞ ÇATIŞMASI

💬

˚⊱🔮⊰˚

💬

🎧: Kalandra, Let Me Be Open

💬

˚⊱🔮⊰˚

💬

18. BÖLÜM

💬

“Bağ Çatışması”

💬

En son ne zaman günümün böyle başladığını hatırlamıyordum. Büyük, çiçeklerle dolu dalları yere doğru eğilmiş olan ağacın kalın gövdesine yaslanmış, kuş seslerini dinleyerek Lydia’nın defterindeki önemli yerleri bir papirüsün temiz dokusuna mürekkeple işliyordum. Çiçeklerin kokusu ve kuşların sesleri beni fazlasıyla sakinleştirmişti. Tek başımaydım çünkü arkadaşlarım eski saraya gitmişlerdi. Dün akşam Lydia gittikten sonra benim odamdaki küçük balkonda toplanmış ve planımız hakkında konuşmuştuk.

💬

Ailelerini ziyaret amaçlı gitmişlerdi. O sırada da Duane ve Lumi kimseye fark ettirmeden kütüphaneye gireceklerdi. Bazı bilgileri Lydia’nın defterinde de bulabilirdim, ki göz gezdirdiğim kadarıyla kayda değer bilgiler vardı ama Lydia da her şeyi bilemezdi. Sonuçta o dışarıdan bir gözdü ve sadece herkesin biraz uğraşla erişebileceği şeylerin kaydını alabilirdi. Bu yüzden arkadaşlarımın Beyaz Geyik Boynuzu kütüphanesine göz atmaları iyi olacaktı. Yine de onları zorlamamaları için tembihlemiştim. Kütüphaneye girmeseler belki bazı bilgilerden mahrum kalırdık ama yakalanacak olurlarsa neyin peşinde olduğumuzu anlarlardı, bu da daha kötü bir senaryoya öncülük ederdi.

💬

Mürekkebin kuruması için papirüsü hafifçe sallarken yazdığım cümlelere baktım. Evet, en son oluşan soy Beyaz Geyik Boynuzu’ydu. Şu ankiler arasında en eski olan da Kızıl Pars soyuydu. Annem de bildiği en yaşlı tanrının o soyda olduğunu söylemişti. Kızıl Pars soyu 2026 yıl önce oluşmuştu. Lydia’nın defterinde daha önce adını duymadığım üç soy daha vardı ama ikisi dört yüz yıl kadar önce, diğeri de beş yüz yıl önce yok olmuştu. Neden yok oldukları kısımları ya da onlarla ilgili olan bilgileri atladım çünkü bilgi kirliliğine gerek yoktu, ihtiyacım olan onlar değildi.

💬

Yeni bir papirüsü kucağıma koyup çimlerin üzerine bıraktığım defteri aldım, arka sayfalardan birinin arasındaki kâğıt dışarı çıkınca dikkatim o sayfalara kaydı. Kâğıdın sıkıştırıldığı sayfayı açtığımda ön sayfalardan farklı bir tabloyla karşılaştım. Yine soy isimleri sıralanmıştı fakat bu kez altlarında bilgiler değil, isimler yazıyordu. Gözlerimi kısarak Beyaz Geyik Boynuzu’nun altında yazan isimlere baktım. Babamın ve annemin de isminin olduğu bir sayfalık bir listeydi. Birkaçının üzeri karalanmış, yanına yıl eklenmişti. Yazan isimlerin hepsinin soy öncüsü olduğunu fark etmek kaşlarımın şaşkınlıkla havalanmasına neden oldu.

💬

O halde Lydia soylardaki öncüleri de not etmiş, ölen tanrıların üzerini karalamıştı. İşte bu gerçekten işime yarayabilirdi.

💬

Önceliği Kızıl Pars soyuna verip iki sayfa çevirdim ve listedeki isimlere baktım. En eski soy olduklarına göre en yaşlılarının da onlardan çıkması olasıydı. Kızıl Pars soyundaki öncülerin birçoğunun üzeri karalanmıştı. Kalan isimleri temiz bir papirüse geçirdiğim sırada birinin bana yaklaştığını hissedince başımı hareket ettirmeden gözlerimi kaldırarak ileriye baktım. Gelen Lior’du ve bakışları önümdeki defter ve papirüslerdeydi.

💬

Sırtımı dikleştirip ucunu mürekkebe batırdığım ince fırçamı papirüsten uzaklaştırdım ve dikkatimi Lior’a yönlendirdim. Neden sessizce geldiğini sorguladığım sırada hiçbir şey söylemeden karşıma, çimlere oturması şaşırmama neden oldu. Kucağımdaki papirüste olan bakışlarını yüzüme çevirip, “Ne yapıyorsun?” diye sordu. Yüzümdeki şaşkın ifadeyi görmüş olmalıydı.

💬

Yüz ifademi düzeltip, “Soylar hakkında edindiğim bilgileri not alıyorum,” dedim. Ortada yalan söylememi gerektiren bir durum yoktu.

💬

Gözlerini kısarak çimlere açık bir şekilde bıraktığım deftere baktı. “Dün Lydia’nın geldiğini gördüm. O mu verdi?”

💬

Sakin bir şekilde benimle diyalog kuruyor olması bana hiç normal gelmiyordu. “Evet,” dedim dürüstçe. “Harrison’la konuştum. O da bana Lydia’nın soylarla ilgili bilgileri not aldığı bir defterinin olduğunu söyledi. Lydia da yardımcı olmak için defteri bana verdi.”

💬

“Anladım,” derken onun da yüzünde küçük bir şaşkınlık oluşmuştu. Muhtemelen benim doğrudan, dürüstçe cevap vermemi beklemiyordu. “Anlaşılan odağını babanla ilgili olan konuya verdin.”

💬

Fırçayı mürekkep kutusunun kenarına bırakırken, “Bir şeylerin kafamı kurcalayıp durmasından hoşlanmam,” diye mırıldandım. “Babamla ilgili bazı şeylerin kafamı kurcaladığını da yalanlamayacağım.”

💬

Lior bir süre sustu, ardından, “Günlükte birkaç şey dikkatimi çekti,” deyince bakışlarım yeniden onun yüzünü buldu. Koyu kırmızı saçlarının uzun olan ön kısımlarını arkaya doğru taramış, bir tutamı alnına düşmüştü ve saçları ıslaktı. “Basilisk soyu oluştuktan sonra diğer soylara mensup insanlara haber gönderilmiş. Sorun yaşayan, orada kalmak istemeyenlerin yeni oluşturulan Basilisk soyuna dahil olabilecekleri söylenmiş.”

💬

Başımı sallayarak, “Ancak bu şekilde göç sağlanarak şehir kurulabilir,” dediğimde Lior da başını salladı. “Biz de mi öyle yapacağız?”

💬

Pelerinin altından günlüğü çıkarırken, “Sabah bu saraya bağlı olan ölü şehri ziyaret ettim,” dediğinde dikkatimi ona verdim çünkü bu hepimizi ilgilendiren bir konuydu. “Neredeyse tüm evler kullanılmaz halde. Şu an insanlar için yaşam alanı oluşturmamız zor.”

💬

“O halde işe şehri yaşanabilir hâle getirmekle başlayacağız,” dediğim sırada küçük bir kuşun omzuma konması beni gülümsetti. Benden korkmadan omzumda durup cıvıldaması gülümsememi büyüttü, parmağımın ucunu yavaşça kuşun zarif boynuna sürttüm. “Aklıma takılan bir şey daha var.”

💬

“Olmasa şaşarım,” dese de ona bakmadım, omzumdaki kuşun boynunu okşamaya devam ettim. “Aklına takılan ne?”

💬

“Tılsımın bulunduğu odanın kapısını sadece ikimizin açabiliyor olması,” dediğimde kuş omzumdan uçup gitti ve ben de bakışlarımı Lior’a çevirdim. “Bu özel hissetmem gereken bir şey değil. Aksine tedirgin etti.”

💬

Alaycı bir tavırla, “Yakın bir zamanda ölmeyi düşünmüyorum, sen ölsen de ben burada olacağım için sorun olmaz,” deyince gözlerimi devirip yanaklarımın içini şişirdim.

💬

“Ben de ne zaman yine saçmalamaya başlarsın diye merak ediyordum,” diye söylendim. “Aptal, hangi soyun ilk tanrıları hâlâ hayatta?”

💬

“İlk olurum işte,” deyince ona baygın bakışlar attım.

💬

“Yarın sabah ne olacağını bilemezsin,” dedim Lydia’nın verdiği defterin kapağını kapatırken. “Bir bakmışsın senin için Abal’da bir çukur açılmış.”

💬

“Fırsatın vardı, hâlâ yapmadığına göre yakın gelecekte de yapamayacaksın,” dediğinde alaycı bir tavırla gülmem onu da aynı şekilde güldürdü ve birbirimize samimiyetsiz bir gülüşle baktım. Sonra Lior’un yüz ifadesi bir anda ciddileşti. “Alt katta, kolonların arkasında bir kapı daha var. Girip incelemedim ama kutular, kitaplar gördüm. Daha önce burada yaşayan soyla ilgili bilgi edinmek için bakmakta fayda var.”

💬

“Evet, bilgi edinmek iyi olur. Lydia’nın defterinde de şu an olmayan üç soy var, belki onlardan biridir. Bu sarayla ilgili bilgileri büyüklerimizden de öğrenebiliriz ama eminim soyun adı ya da yüzeysel olaylar dışında bir bilgileri yoktu,” dediğimde göz ucuyla deftere baktı. Merak ediyor olmalıydı çünkü ben de ondaki günlükte neler yazdığını merak ediyordum. Papirüsleri üst üste dizip defterle birlikte kolumun altına aldıktan sonra ayağa kalktım, ellerimi birbirine vurarak silkeledim. “Hadi kalk, hazır işimiz yokken gidip bir bakalım. Sizinkilerin gelmesine gerek yok.”

💬

Lior ayağa kalkıp pelerinin altında kalan ipek gömleğinin ön kısmını düzeltirken, “Sarayda değiller,” deyince kaşlarım çatıldı. Değiller miydi? Hiç dikkat etmemiştim. “Kahvaltıdan sonra Basilisk sarayına gittiler.”

💬

Onu arkamda bırakıp yürümeye başladığım sırada, “Sen neden gitmedin?” diye sordum.

💬

“Canım istemedi.”

💬

Omuz silkip yürümeye devam ettim. Lior’layken öğrendiğim bir şey varsa o da ona onun gibi karşılık vermekti. Sakinken sakin yaklaşmalıydım, bu sayede daha kontrol edilebilir oluyordu ve istediğim bir cevap varsa alabiliyordum. Muhtemelen o da benim üzerimde aynı taktiği uyguluyordu ama sorun değildi, istemediğim bir şeyi bana söylettiremez, yaptırtamazdı. Gücünün benim üstümde işe yaramadığını kendi ağzından kaçıran oydu.

💬

Bodrum kata inen merdivenlerin başına geldiğimizde durup Lior’un önden ilerlemesini bekledim. O eline bir meşale alırken ben de elimdekileri kenara bıraktım. Kucağımdakilerle rahatça o odada inceleme yapamazdım. Elbisemin uzun eteğini kaldırarak Lior’un arkasından basamakları indim. Kahvaltıdan sonra sarayda çalışan insanların yanına gitmiş ve yarın bu katı temizlemeye başlamaları için talimat vermiştim. Bir günde halledilecek bir iş olmasa da bir yerden başlamak gerekiyordu.

💬

Koku yüzünden burnumu kırıştırırken başımı yana eğip nereye gittiğimize baktım. Dün tek meşaleyle geldiğimizden ve Duane direkt tılsımın olduğu odaya ilerlediğinden etrafı pek inceleme şansım olmamıştı. Şimdi Lior ışığı farklı bir noktaya tuttuğundan ileride, kolonların arasında kalan kapıyı görebiliyordum. Bu kapı diğeri gibi yeni görünmüyor, aksine sarayın geçmişini sırtlanmış gibi eski görünüyordu. Merakım artarken heyecanlandığımı hissettim.

💬

Lior kapının kolunu indirdiğinde kapı gıcırdayarak açıldı. Uzun ve yapılı, geniş omuzlu bir adam olduğundan kapı açılsa da içeriyi göremiyordum. Bu yüzden iki üç adım sağa kayıp odanın içine bakmaya çalıştım. İçeri girerken meşaleyi kaldırıp odanın aydınlanmasını sağladığında bahsettiği o kutuları ve kitapları görebildim. Oda çok küçük değildi, bu yüzden meşaledeki ateş yeterli gelmiyordu. Lior da bunu fark etmiş olmalı ki bana doğru dönüp elindeki meşaleyi elime tutuşturdu ve “Yangın çıkarmamaya çalış, bir tane daha alıp geleceğim,” dedi.

💬

Ona sevimsiz bir ifadeyle baktım. Aynı şekilde karşılık verip yanımdan ayrıldığında yüz ifadem saniyeler içinde değişti. İlerlemeden önce zemini kontrol ettim, bir şeye takılıp yere kapaklanmak istemiyordum. Kutular genellikle duvar diplerine dizilmiş olduğundan yürümemi engelleyecek herhangi bir şey yoktu. Kapı tarafındaki hariç diğer üç duvar da ahşap kitaplıkla kaplıydı. Raflar tıklım tıklımdı, üst üste dizilmiş kitap ve defterlerle doluydu. Defterlerin arasına sıkıştırılanlar haricinde onlarca papirüs de zemine saçılmıştı. Bir rafta dizili taş tabletler bile vardı. Bizim, yani eski saraydaki kütüphane kadar büyük olmasa da burası mistik bir enerji taşıyordu. Belki de bilmediğim bir dünyaya girdiğim için bana öyle geliyordu.

💬

Sağ taraftaki raflara yaklaştım. Parmağımı kalın kitapların sırt kısımlarında gezdirirken gözlerim her yerdeydi, nereden başlamam gerektiğini düşündüğüm sırada da Lior çok gecikmeden elinde meşaleyle içeri girdi. Elimdeki meşaleyi duvardaki metal meşale yuvasına yerleştirdikten sonra yeniden raflara yöneldim. Bu kez kitaplar yerine üst kısma sıkıştırılmış olan papirüs yığını çekip kucakladım. Papirüslerin kenarı birbirine iplerle tutturulmuştu ama muhtemelen geçen zamandan dolayı ipler sayfaları kesmiş, çoğunun birbirinden ayrılmasına neden olmuştu.

💬

Üst sayfaya mürekkeple yazılmış harflerin üzerinde parmağımı gezdirirken, “Kara Süsen,” diye mırıldandım. Lior’un eline aldığı kalın kitapla bana döndüğünü fark edince bakışlarımı ona çevirdim. “Soyun adı bu mudur?”

💬

Lior gözlerini kıstı, bir şey söylemeden sırtını dönmesiyle kaşlarımı çattım ama çok geçmeden, “Evet,” diye yanıtladı. Biliyor muydu? “Kara Süsen’in neden yok olduğunu bilsem de bu sarayın onlara ait olduğunu bilmiyordum.”

💬

“Başka ne biliyorsun?” diye sorarken dikkatimi elimdeki papirüslere verdim.

💬

Lior, “Dört yüz küsur yıl önce yok olmuş,” dediği sırada gözlerim sararmış sayfadaki kelimelerdeydi. “Sadece soy değil, soya bağlı insanlar da onlarla birlikte yok oldular.”

💬

İşte buna şaşırmıştım. “İnsanlar neden yok oldu?”

💬

Omzunun üzerinden alaycı bir ifadeyle bakıp, “Hiç mi oturup kitap karıştırmadın sen?” diye sorunca dişlerimi sıktım. “Sürünle gezip tozmak yerine elinin altındaki koca kütüphaneyi kullanmalıydın.”

💬

“Ben daha yirmilerimin başındayım seni ahmak, neden zamanımı yok olup gitmiş soyları araştırmakla uğraştırayım?” diye sordum homurdanmadan önce. “Şu an gerekmese yine araştırmazdım. Anlaşılan senin çok boş vaktin olmuş.”

💬

Sinir bozucu bir gülümsemeyle, “Evet, şimdi de senin çok boş vaktin var, oturup neler olduğunu öğren,” demesi bir anlığına donup kalmama neden oldu. Cümlesinin ardından önüne dönüp kitabı incelemeye kaldığı yerden devam edince sinirle ayağımı yere vurup ben de önüme döndüm. Kısık sesle güldüğünü duymak beni daha çok sinirlendirince dikkatimi papirüslere vermeye çalıştım.

💬

Elimdeki papirüslerin çoğunun mürekkebi dağılmıştı ama en azından saray giderleriyle ilgili şeylerin yazdığını anlamış, işime yaramayacaklarını fark edince hepsini bir kenara bırakmıştım. Genel olarak elime geçen papirüslerin hepsinde bu tür gereksiz bilgiler olduğunu anlayınca kitaplara yöneldim. Belli bir sıraya göre mi dizilmişlerdi emin değildim ama buradaki her şeyi bugün inceleme şansımızın olmadığının farkındaydım.

💬

“En üst rafın solundan başlıyor,” diyen Lior’la dikkatim dağıldı. “Gelişigüzel dizecek değiller.”

💬

“Yardımına ihtiyacım yok,” diye söylendim ona bakmadan.

💬

“Amacım yardım etmek değil zaten,” deyince omzumun üzerinden ona baktım. Gözleri elindeki defterdeydi, bir önceki kitabı bırakmış olduğunu fark ettim. “Her yeri tek başıma incelemekle uğraşamam, sen de bir işe yara da elle tutulur bilgi edinelim.”

💬

En üst rafa uzanırken, “Sinirlerimi bozmaya başlıyorsun,” dedim dişlerimin arasından. “Uğraşmak istemiyorsan git bahçedeki çimleri buda. Sen de başka şekilde işe yaramış olursun.”

💬

“Çok konuşuyorsun,” deyip bana doğru döndü. “Kara Süsenlerin öncülerinden birinin kızıyla ilgili zamanında sorun yaşamışlar.” Soldaki ilk kitabı alıp parmak uçlarımda dururken ona baktım. “Sorunun ne olduğunu bilmiyorum çünkü bunu tam olarak kimse bilmiyormuş. Sarayda her ne yaşanmışsa tüm tanrılarının ağzı bu konuya mühürlenmiş.”

💬

Lior duvara yaslanıp parmağını defterin arasına sıkıştırdığında, “Yok oluşlarında bunun da etkisi var mıymış?” diye sordum.

💬

“Evet,” dedi göz göze geldiğimizde. “Tanrıçanın annesi her ne yaptıysa soyla birlikte tüm insanların da aynı anda ölmesine neden olmuş.”

💬

Parmak uçlarımda durmaya devam ederken tüylerim diken diken oldu. Ne yapmış olabilirlerdi ki? Bunları incelediği kitap defterlerden mi görmüştü yoksa zaten bildiği şeyler miydi bilmiyordum. Nedense bu soyla ilgili şimdi daha çok bilgi edinmek istiyordum. Sarayda ağır bir enerjinin olduğunu daha ilk girdiğim anda fark etmiştim, anlaşılan yüzyıllar da geçse duvarlara sinmiş o gizem silinip gitmemişti.

💬

Lior elindeki defteri sallayıp, “Burada öncülerle ilgili yüzeysel bilgiler var,” deyince gözlerim daldığı noktadan ayrılıp yeniden ona döndü. “Ama buradaki hiçbir sayfada yaşanılanların olduğunu sanmıyorum.”

💬

“O halde neden buraya bakmak istedin?”

💬

“Daha çok bunlara bakmak istedim,” dedi çenesiyle duvar kenarındaki kutuları işaret ederek. “İçimden bir ses içlerinde kitap defter olmadığını söylüyor.”

💬

Üst üste dizilmiş kutulara bakarken daha kapağını bile açmadığım kitabı raflardan birine bıraktım. Kutuların altında tahta kasalar da vardı ve kasaların üstleri beyaz bez parçalarıyla örtülmüştü. Aslında dikkatlice bakınca bana da içlerinde kâğıt parçaları varmış gibi gelmiyordu. Benzer kutuların arasında renkli, üzerinde desen olan bir kutu gözüme çarpınca gözlerimi kıstım. Belki de diğerlerinden farklı olması ilgimi çekmişti ama içine bakma isteğiyle dolup taşında kutulara yaklaştım.

💬

Üstteki kutulardan birini kaldırmaya çalışırken, “Ne yapıyorsun?” diye sordu Lior, ardından sırtını duvardan ayırıp bana yaklaştı.

💬

“Kutulara bakacağız işte,” dedim üstteki kutuyu indirirken. İçinde her ne varsa gerçekten ağırdı. “Şu renkli kutuya bakmak istiyorum.”

💬

Lior hangisinden bahsettiğimi anlamak için kutulara baktı. Bir diğer kutuya uzanacakken kolunu ileri doğru uzatıp beni durdurdu. “Bu hızla kutuya ulaşman birkaç gün sürer.”

💬

Kaşlarımı çattım, ona cevap vermemi beklemeden önüme geçip üstteki kutuları yere indirmeye başladı. Birkaç adım geriye çekilip ona yer açtıktan sonra kollarımı göğsümde bağladım. Benim yerime yapması işime gelirdi. Sadece almak istediğim kutunun üstündeki kutuları yere indirdiğinde benden önce davranıp renkli kutuyu eline aldı. Meraklı bakışlarım kutudayken Lior’a yaklaştım. Kutunun kapağını kaldırıp çıkardığında içinde tahmin ettiğim gibi bir kadına ait eşyalarla karşılaştım.

💬

“Bir tanrıçaya ait olmalı,” dedi Lior kutuyu yere bırakırken. “İşe yarar bir şey var mı bak, ben de diğerlerine bakayım.”

💬

Kutunun önünde yere çöktüğümde Lior da yerdeki diğer kutulara yöneldi. “Mücevherler var,” dedim elimle kutunun içindeki takıları kenara iterken. Meşalelerden yayılan ateşin ışığı mücevherlerin daha gizemli bir şekilde parıldamasına neden oluyordu. “Bir ayna.” Kenarları işlemeli el aynasını kucağıma bıraktım. Gözlerim kutunun altında kalan tüylü deftere kaydı. Merakla defteri elime alıp incelediğimde ve sayfalarını hızla çevirdiğimde duraksadım. “Sanırım bu bir günlük.”

💬

Lior eğdiği başını kaldırıp, “Günlük mü?” diye sorunca başımı salladım.

💬

Dışı tüyle kaplı günlüğün ilk sayfasını açtım. Sararmış sayfanın tam ortasında yazan yazıyı fısıldadım. “Benim zehirli, kana bulanmış kaderim.”

💬

Lior’la aynı anda başımızı çevirdik ve göz göze geldik. “Onun olabilir mi?” sorusu aynı anda döküldü dudaklarımızdan.

💬

“Eğer öyleyse, bir kadına ait günlük tüm kitaplardan ve kayıtlardan daha önemlidir, Morwenna,” dediğinde kaşlarım çatıldı.

💬

Bakışlarımı hızla yüzünden ayırıp, “Soyun başına gelenleri bilmek ne işimize yarayacak ki?” diye sordum. “Günlüğünde soyun oluşumundan bahsettiğini sanmıyorum.”

💬

“O kutuyu alalım,” dedi sadece, sonra sağındaki boş kutuyu kendine çekti. “Şu kutuya da az önce incelediğim defterlerden koyalım. Şimdilik yeterli olurlar.”

💬

Aklında dönenin ne olduğunu bilmesem de bir yanım günlüğü okumak için yanıp tutuşuyordu. Güncel sorunlarımıza belki rehber olmazdı ama içimdeki merakı gidermeme yarayabilirdi. Ben kucağıma bıraktığım aynayı ve günlüğü tekrar kutuya koyup kapağını kapatırken Lior da boş kutunun içine birkaç defter ve papirüs destesiyle doldurdu. Ayaklandığım sırada renkli kutuyu da diğer kutunun üstüne koydu ve iki kutuyla birlikte doğruldu.

💬

Meşalelerden birini söndürüp diğerini elime aldım, odadan çıkıp Lior’un da çıkmasını bekledim. O çıktıktan sonra kapıyı arkamızdan kapattım. Önden ilerleyen bendim, meşalenin ışığıyla yolu aydınlatıyordum. Üzerime ani bir durgunluk çökmüştü ve aynı durgunluğun Lior’u da etkisi altına aldığını fark etmiştim. Bağlanmak, bir soyun altında toplanmak gerçekten de irademiz dışı bizi dizginler miydi?

💬

Basamakları çıkarken Lior’un bedeninin yana doğru meylettiğini fark edince hızlı bir refleksle uzanıp kolunu sıkıca tuttum ve dengesini korumasını sağladım. Yana eğdiği başını çevirdiğinde göz göze geldik ve onun da kaşları benimki gibi anında çatıldı. Omuzlarını silktiğinde elimi geri çektim ve “Şimdi değil, daha zamanı var,” derken yüzümde alaycı bir ifade oluştu. O gün bana söylediklerine atıfta bulunmam gerilmesine neden oldu.

💬

Önüme dönüp basamakları tırmanmaya devam ettim ve merdivenlerin başında bıraktığım defterle kağıtları alıp sarayın ana girişine varana dek bakışlarım bir daha ona dokunmadı. Meşaleyi çalışanlardan birine verdiğim esnada Lior önden ilerleyerek girişin diğer tarafındaki koridorlardan birine yöneldi. Onu takip ettim çünkü elindekiler benim için de önemliydi.

💬

Lior’un girdiği salona ilk kez giriyordum. Büyük salonun ahşap zemininde devasa büyüklükte desenli bir halı vardı. Camlardan giren güneş ışığı salonda uçuşan tozların altın tozu gibi parlamasına neden oluyordu. Lior çiçek desenli koltuklar yerine yere, halının üzerine oturunca durup öylece ona baktım. O ise bana bir an olsun bakmadan kutuları önüne çekti. Siyah pelerinin uzun eteklerini arkaya doğru attı, ardından yüzünü buruşturup pelerinin boyun kısmındaki ipini çekiştirdi ve pelerinin omuzlarından sıyrılarak halının üzerine serilmesini sağladı. O gömleğinin manşetlerini dirseklerine doğru katlarken Lydia’nın defterini ve papirüsleri göğsüme bastırarak yanına ilerledim.

💬

Tanrıçaya ait kutuyu açıp günlüğü eline aldığı sırada tam karşına oturup elbisemin eteklerini düzelttim. Günlüğe karşı onda da bir merak oluştuğunu görebiliyordum ve bu merakı dikkatimi çekmişti. Günlüğün kapağını açtı, ilk sayfadaki yazıya kısaca baktıktan sonra bir diğer sayfayı çevirdi, ardından sayfaları hızla döndürmeye başladı. Bakışlarım yüzünde olduğundan kaşlarını çatıp başını kaldırınca göz göze geldik. Ona bakmam duraksamasına neden olsa da ifadesini hızla toplayıp, “Bunun günlük olduğunu nereden anladın?” diye sorunca bu kez duraksayan ben oldum.

💬

“Göz gezdirirken bir sayfanın başında günlük kelimesi geçiyordu,” deyip bakışlarımı elindeki günlüğe indirdim.

💬

Lior sayfaları hızlı bir şekilde çevirirken, “Hangi sayfa?” diye sorduğunda kaşlarımı çattım. “Bir şey çıkar diye düşündüm de sayfaların boş olduğunu niye söylemiyorsun?”

💬

“Ne boş sayfasından bahsediyorsun?” Öfkeyle elindeki günlüğü çekip aldım. Sayfaları hırsla çevirirken ve akıp giden kelimelere bakarken öfkem arttı. “Kör taklidi mi yapıyorsun?” Sayfalardan birinde durdum, parmağımı en baştaki cümleye bastırıp, “Bak,” dedim ve gözlerimi yüzüne çevirdim. “Bugün günlüğe tek bir cümle bile yazmak gelmiyor içimden, yazıyor.”

💬

Lior kafası karışmış gibi bir yüzüme bir de parmağımı bastırdığım sayfaya baktı. “Ben sıkıldım artık bazı şeylerin sana özel olmasından,” deyince afalladım. “Hiçbir halt yazmıyor orada, benim gördüğüm bomboş sarı bir sayfa.”

💬

Öfke hızla geri çekilirken yerini şaşkınlığa bıraktı. “Yazmıyor mu?” Parmağımı sayfada kaydırırken gözlerim bir diğer cümleyi oluşturan kelimelere odaklandı. “Öylece kendimden bahsedeceğim. Bugün yalnızca içimde tutmaktan yorulduğum hisleri anlatacağım.” Başımı hareket ettirmeden gözlerimi kaldırarak Lior’a baktım. “Ama ben görebiliyorum.”

💬

Lior bundan hoşlanmamış olmalı ki yüzünü buruşturarak sırtını dikleştirdi. “Daha öncesini anlarım ama evlendiğimize göre bazı şeyler değişmeliydi.”

💬

Dudaklarımda sevimsiz bir gülümseme oluştu. “Demek ki hâlâ önemsiz bir tanrısın.”

💬

Lior bana yan bir bakış attıktan sonra elini diğer kutuya atıp defterlerden birini çıkardı. “Bakalım bunun altından ne çıkacak,” diye söylendi. “Evlilik bana hiçbir fayda sağlamıyor, boşanmamız yakındır.”

💬

“Gevzeksin.” Gözlerimi devirip günlüğün ilk sayfasını açtım. “Arada bir unutuyorum bu durumu, hatırlatıp keyfimi kaçırma.”

💬

“Unutuyor musun? Yoksa bana karşı yumuşuyor musun?” Ses tonu alaycı olsa da ona baktığımda yüzünde ciddi bir ifade olduğunu gördüm.

💬

“Buna kale almamak deniyor,” dediğimde kaşlarını kaldırdı. “Anlaşılan bu bağ olayının bazı şeyleri değiştireceği düşüncesi aklını karıştırmış. Endişelenme, yapılan hiçbir şeyi unutmama gibi harika bir huyum vardır.”

💬

Gözlerimin içine bakarken, “Benim de öyle,” dedi, çenesinin kasıldığını gördüm. Gözlerimi kaçırmadan inatla siyah gözlerine bakarken bahçede yükselen sesler kulaklarıma doldu. Sesler tanıdık değildi, gelenler eski Basiliskler olmalıydı.

💬

Günlüğün kapağını sertçe kapatıp, “Önce Lydia’nın defterini inceleyeceğim, sonra günlüğe bakarım,” dedim. “Kutuları da ortak odaya götürmelerini söyleyeceğim.”

💬

“Neden orası?”

💬

“Bu işi yapacaksak beraber yapacağız. Gönüllü ol ya da olma, ben de seninle çalışmaya çok meraklı olduğumdan değil,” deyip elimi yere bastırdım ve doğruldum. “Diğer tanrıların da bu olaya çok fazla dahil olmasını istemiyorum. Her kafadan bir ses çıkması sadece işleri daha karmaşık hâle getirir. Gerektiği yerde onlara da bilgi veririz.”

💬

Tanrıların sesi sarayın içinde yankılanmaya başlayınca Lior’un bakışları salonun girişine döndü. Elindekini kutuya geri atıp çıkardığı pelerinini de alarak ayaklandı. Elini kaldırıp parmak şıklattığında koridordan geçen çalışanlardan biri durdu ve çağrıldığını anlayınca hızlı adımlarla salona girdi. Lior yerdeki kutuları işaret edip, “Kutuları odaya götürün,” dediğinde göz ucuyla ona baktım. “Büyük odaya. Dikkatli olun, içlerinden bir şey düşüp kaybolmasın.”

💬

“Tabii efendim,” dedi adam başını sallayarak.

💬

Adam kutuların kapaklarını kapatıp üst üste koyarken kenara çekildim, Lior da başka bir şey söylemeden pelerinini koluna asıp salondan çıktı. Bir süre durup onun arkasından baktım. O gün baltasını boynuna yasladığını gördüğümde ne kadar zorlandığını, bu evliliği istemediğini anlamıştım. Eğer o gün orada olmasaydım, o halini görmemiş olsaydım kesinlikle bu tavırlarıyla zorluk çektiğini anlayamazdım. Ben de çoğu içime atar, dışarıya belli etmezdim ama içimin dışıma taştığı, patladığım anlar olurdu. Acaba onun hiç oluyor muydu?

💬

Lydia’ya ait defteri, not aldığım papirüsleri ve mürekkebimi de alarak pencere kenarındaki uzun koltuğa ilerledim. Ahşap, bacakları oyma desenli sehpayı koltuğun yanına çekip elimdeki sehpaya bıraktım. Koltuğa bacaklarımı uzatarak oturduktan sonra küçük yastıklardan birini sırtımla ahşap kolçağın arasına koyarak rahat bir pozisyon aldım. Arkadaşlarım henüz dönmemişlerdi, onlar gelene kadar not çıkarabilirim. Ki bu işi de ertelememeliydim, Lydia defteri kısa bir süreliğine bırakmıştı.

💬

Kaldığım yerden devam edip Kızıl Pars soyundaki öncülerin isimlerini ve yaşlarını not aldım. Soyla ilgili meseleleri Lior’la birlikte çözebilirdim ama babamla ilgili konuda tek başımaydım. Harrison babamın çocukluğunu hatırladığını söylüyordu, o halde yaşı konusunda çok büyük bir yalan söyleyemezdi. Günlükte geçen adamın babam olduğu konusunda emin olmasam da ayrıntıların hepsi huzursuz ediciydi. Bir yerde uyuşmaya şeyler vardı ve burnuma gelen pis kokular beni eşelemeye itiyordu.

💬

Güneş batmaya yüz tuttuğunda karanlık, bahçenin en uç köşesinden gölge gibi yükseldi. Gözden kaçırdığım bilgi olmaması için tüm dikkatim Lydia’nın defterindeydi. Tüm soy öncülerine ait bilgileri birkaç papirüse sığdırmıştım. Ağrıyan boynumu ovalarken parmak uçlarımdaki mürekkebin boynuma yayıldığını hissettim ve yüzümü buruşturarak elimi boynumdan uzaklaştırdım. Bir diğer sayfaya geçecekken gelen seslerle bakışlarım salonun girişine kaydı, dikkatim anında dağılmıştı.

💬

Lior’un yüksek sesle, “Canımı sıkıyorsun,” dediğini duyunca gözlerim kısıldı. Kavga mı ediyorlardı? “Kimseyi burada tutacak değilim. Sonuçlarına katlanabilecekseniz şimdi kapıdan çıkın.”

💬

Josh, “Bahsettiğim şey bu değil!” diye bağırınca sesi sarayın duvarlarında yankılandı. Hiçbirini göremiyordum ama hepsinin ana girişte toplandığını düşünüyordum, sesler yakından geliyordu. “Belki hiçbir şey bizim inisiyatifimizde değildi fakat Basiliskleri de öylece arkamızda bırakamayız. Yeni düzen için herkesin zamana ihtiyacı var.” Sonra bir anda tüm sesler kesilince dışarıdan gelen sesi daha net duyabildim. Pencereden bahçeye baktığımda arkadaşlarımın gülüşerek bahçede ilerlediğini gördüm. “Sen nasıl bu kadar kolay adapte olabilirsin?”

💬

Josh’ın sorusunu duyunca duraksadım, bakışlarım yavaşça yeniden salonun girişine çevrildi. Lior’la ilgili gerçekten böyle mi düşünüyordu?

💬

“Benim için kolaydı, öyle mi?” diye soran Lior’un sesi her zamanki gibi alaycı yükselmiş olsa da öfkesi de baskındı. “Kolay oldu, anladım.”

💬

Sert adım sesleri duydum, birileri bir şeyler daha söyledi ama artık herkes normal ses tonunda konuştuğu için ne konuştuklarına dikkat kesilmedim. Her şeye rağmen ben bile Lior için kolay olabileceğini düşünmüyorken etrafındakilerin böyle düşünmesini garipsedim. Muhtemelen içinde bulunduğumuz durum onları çok zorluyordu ve öfkelerini de bu şekilde yansıtıyorlardı. Ben de arkadaşlarımın üzüldüğünü görmüş, çaresiz hissettiklerini fark etmiştim ama hiç bu şekilde üzerime geldikleri olmamıştı.

💬

Yarattığım dağınıklığı toplayıp koltuktan kalkarken bu konuda ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Bana kalırsa Lior’un hatalı olduğu kısım, yaşananlara yanındakileri dahil etmiyor oluşuydu. Ben de arkadaşlarımı çok dahil ediyor değildim ama onlarla konuşuyor, bazı konularda yardım istiyor, öğrendiklerimden haberdar ediyordum. Lior ise onları her şeyden uzak tutuyor, kendi başına halletmeye çalışıyormuş gibi görünüyordu. Etrafındakiler çoğu şeyden bihaberken Lior’un adapte olduğunu ve kendilerinin dışlanmış olduğunu düşünmeleri çok normal geliyordu.

💬

Elimdekileri çalışanlardan birine verip büyük odaya götürmesini söyledikten sonra salondan çıkıp ana girişe ilerledim. Arkadaşlarımın sesleri sarayın içinden geliyordu. Basiliskler neredeydi bilmiyordum ama şu anki gerginliklerini bize de yansıtsınlar istemiyordum. Adımlarımı hızlandırıp girişe ulaştığımda Lior’u tam da büyük girişin ortasında dururken bulmayı beklemiyordum. Yüzü sarayın girişine dönüktü, yan profilini görebiliyordum. Bu yüzden yüzündeki öfkeyi fark etmemek imkansızdı. Basiliskler sessizce merdivenleri çıkarken arkadaşlarım da göz ucuyla Lior’a bakarak yemek salonuna giriyorlardı.

💬

Adımlarımı yavaşlatarak ilerledim. Lea’nın bakışları bana dönünce elimi hafifçe salladım ve parmağımla dışarıyı işaret ettim. Lea ne demek istediğimi anlayınca diğerlerini de durdurup fısıltıyla bir şeyler söyledi ve çok geçmeden salona yeni girmiş olan arkadaşlarım yönünü değiştirip tekrar sarayın dışına çıktılar. Gergin hava tüm saraya yayılmışken bizim biraz uzaklaşmamız en iyisiydi. Hem o sırada bugünkü konulardan da ona bahsedebilirdim.

💬

Tam Lior’un yanından geçtiğim esnada verdiği sert nefesi çıplak omzumda hissettim. İrkilsem de bunu ona belli etmemeye çalıştım. Ben sarayın kapısından çıktığım an arkamdan hareketlendiğini ayak seslerinden anlamıştım. Merdivenleri inerken omzumun üstünden baktığımda onun da üst kata uzanan merdivenlere yöneldiğini gördüm. Kafasından geçen şeyleri merak etmeden edemedim.

💬

Lumi onlara yaklaştığım sırada, “Ne oldu bunlara?” diye sordu.

💬

Omuz silktim. “Bilmiyorum, tartıştılar sanırım.”

💬

“Neyse, bizi ilgilendirmez,” dedi Lea koluma girip beni ileriye doğru çekiştirirken. “Baban sarayda yoktu.”

💬

Bahçedeki uzun yolda yavaş adımlarla yürümeye başladım. Kaşlarımı çatıp, “Hiç mi gelmedi?” diye sorduğumda Lea başını iki yana salladı.

💬

“Kütüphaneye girerken babanın olmaması işimize yaradı,” dedi Duane. Ardından pelerinin altından bir papirüs rulosu çıkardı. “Lumi ile birlikte bulduklarımızı hızlıca not aldık. Orijinallerini getiremezdik.”

💬

Ona minnetle gülümseyerek, “Teşekkür ederim, sizi de tehlikeye atmış oldum,” dediğimde Duane kaşlarını çattı. “Umarım işime yarar bir şeyler çıkar. Biz de bugün bodrum katındaki odaya girdik.”

💬

Lea, “Siz?” diye sorarken Kaida, “Hangi oda?” diye sordu.

💬

“Bu sarayda da küçük bir kütüphane varmış. Lior söyledi,” dediğimde Lea’nın kaşları hızla havalandı. “Kimse yokken o odayı da biraz karıştırdık.”

💬

Lea imayla, “Karıştırdınız,” dediğinde Kaida homurdanarak onun koluna vurdu, ben de yan yan bakmakla yetindim.

💬

Edwin saçlarını karıştırırken, “Elle tutulur bir şey çıktı mı?” diye sorduğunda başımı salladım.

💬

“Açıkçası nasıl bir şey bulduğumuzu ben de anlamadım,” dediğimde tüm arkadaşlarım bana merakla baktı. Şimdi o uzun bahçe yolunun ortasında duruyorduk, saraydan uzaklaşmıştık. “Bir kadına ait kutunun içinde günlük bulduk. Ve tahmin edin ne oldu?”

💬

Edwin, “Kadına ait değil miymiş?” diye sorunda Duane gözlerini devirerek onun ensesine vurdum.

💬

“Aptal,” diye söylendim. “Günlüğe hızlıca göz gezdirdim, ben içinde yazanları görebiliyor ama Lior göremedi.”

💬

Hepsinin yüzü şaşkınlıkla şekillendi. “Nasıl göremedi?” diye soran Callum oldu.

💬

Dudak büküp, “Ben de anlamadım,” diye mırıldandım. “Bulduğumuz her şeyi büyük odaya taşıttık. Lydia’nın defterinden not çıkarma işim bittiğinde onları da inceleyeceğiz.”

💬

Lea, “Lior ve sen mi?” diye sorunca bıkkınlıkla sesli bir nefes verdim.

💬

“Evet, Lea. Hani bu soyu onunla birlikte oluşturmam gerekiyor ya, hani onun da dahil olması şart ya,” diye hızlıca konuştuğumda Lea geri çekilip ellerini kaldırarak omuz silkti. Gözlerimi devirdim. “Onu soyla ilgili konularda saf dışı bırakamam. Özellikle Basilisk günlüğü elindeyken. O günlükte işime yarayan bir şeyler çıkabilir ve bunun için şu sıralar Lior’la ters düşmemeliyim.”

💬

Lumi omzumu okşayıp, “Yardım edebileceğimiz başka konu olursa buradayız, biliyorsun,” deyince ona gülümsedim. “Duane’le hızlı not almıştık, biz de öncesinde onları temize çekip sana o şekilde verelim. Bir de yazılarımızı anlamaya çalışmakla uğraşma.”

💬

Duane, “Benim yazım seni bayağı uğraştırabilir,” deyip güldüğünde ben de güldüm.

💬

Kaida, “Saraydaki ve şehirdeki durumları da inceledik,” deyince bakışlarım ona döndü. “Bir sorun görmedik, aklın kalmasın.”

💬

“Babamın neden sarayda olmadığını merak ettim,” dedim kollarımı göğsümde bağlarken. “Aklıma takılan şeylerden dolayı mı bilmiyorum ama babamla ilgili her şey gözüme batıyor.”

💬

Duane elindeki papirüsü tekrar pelerinin altına sokarken, “Annene sordum ama o da bilmediği söyledi,” deyince sesli bir nefes verdim. Her zaman sarayda duruyor değildi elbette fakat dediğim gibi şu an her hareketi beni işkillendiriyordu.

💬

Edwin elini sallayıp, “Gidip yemek yiyelim artık, çok acıktım,” deyip yürümeye başladı. “Oturup onların aralarını düzeltmesini bekleyecek değiliz. Yesinler birbirlerini.”

💬

Callum, “Doğru diyor,” diyerek Edwin arkasından ilerledi, ellerini Edwin’ın omuzlarına vurdu.

💬

Erkekler önden ilerlerken kızlarla onları takip ettik. Kızlar kendi aralarında konuşsa da pek dahil olmadım çünkü o sırada hangi sırayla ilerlemem gerektiğini düşünüyordum. Bahsedilen o soy bağını henüz hissedebilmiş değildim. Her şey hâlâ aynı seyrinde ilerliyor gibiydi. Bir yanım da çok hissel davrandığımı söylüyordu. O yanıma göre ilerlemek istiyorsam duygularımı arka plana atmalı, nefreti ve öfkeyi belli etmemeli, sahte ılımlı tavırlarla yaklaşmalıydım. O yanıma hak vermiyor değildim elbette ama zorlanıyordum.

💬

Lior samimiyetime inanmadığı sürece rol yapmamın ne anlamı olurdu ki?

💬

İnanmasını sağlayabilir miydim?

💬

Yüz ifademin düşüncelerime göre şekil değiştirdiğini fark edince kendimi toparlayıp sırtımı dikleştirdim ve kızların ardından saraya girdim. Yemek salonuna girdiğimizde tüm sandalyelerin boş olduğunu, içeride sadece Lior’un olduğunu görmek beni şaşırttı. Diğerleri gelmeyecek miydi? Arkadaşlarım göz ucuyla Lior’a kaçamak bakışlar atsa da ben ona bakmadan tam karşısındaki diğer başköşeye oturdum ve elbisemin eteklerini düzelttim. Bizim içeri girmemizle çalışanlar da tabakları masaya yerleştirmeye başladılar.

💬

Başımı kaldırıp Lior’a baktığımda sessizce önündeki günlüğe baktığını gördüm. Arkadaşlarım tabaklarına yiyeceklerden alıp yemeğe başlamıştı, Lior ise içeride biz yokmuşuz gibi tüm dikkatini günlüğe vermişti. Bunu fırsat bilerek onu incelerken ben de tabağıma yiyecek bir şeyler aldım. Öfkeli görünmese de huzurlu olmadığı da barizdi. Gerçekten sayfada yazanları okuyor muydu yoksa kafası başka yerde miydi emin olamıyordum.

💬

“İşimize yarar bir şey çıktı mı?” diye sorduğumda arkadaşlarımın bana baktığını hissetsem de gözlerimi Lior’un yüzünden ayırmadım.

💬

Lior durdu, parmağını sayfanın bir köşesine bastırdı ve başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Kısa bakışmamızın ardından, “Hayır,” yanıtını verdi. “Baban için soruyorsan Cyril ismi tekrar geçmedi. En azından geldiğim yere kadar olan kısımda.”

💬

“Henüz uykum yok,” dediğimde bu cümlemi anlamlandıramadığından olsa gerek kaşlarını çattı. “Senin de yoksa yemekten sonra bulduklarımıza bir bakalım.”

💬

Lior benden böyle bir teklif beklemiyor olsa gerek gözlerimin içine bakakaldı. Arkadaşlarımın yüzüne bakmamış olsam da onların da şaşkınlığını hissedebilmiştim. Lior gözlerimin içine bakmaya devam ederken parmağını sayfadan çekip günlüğü kapattı ve kenara itti. Ardından, “Olur,” dedikten sonra boş servis tabağını önüne çekti.

💬

Yemeğin kalan kısmında aramızda bir konuşma geçmediği gibi başını da kaldırıp bakmamış, yemeğini yemişti. Salondaki tek ses arkadaşlarımın kendi aralarındaki sohbetten yükseliyordu. Herkesin yemeğinin bitmesine yakın eski Basilisk tanrıları salona girdiğinde Lior’un bir anlığına gerildiğini fark ettim. Onlar sandalyelerine yerleşirken Lior da sessizce ayaklanmış, günlüğü de alıp salondan çıkmıştı. Onun ardından bakan tek kişi Josh’tı. Diğerlerine nazaran daha az öfkeli görünüyordu. Muhtemelen kan bağlarından dolayıydı.

💬

Kaida geriye yaslanıp ellerini karnına koyarken, “Yemeğin üzerine sıcak birer içecek harika olurdu,” dedi. “Amma da yorulmuşum.”

💬

Kaida, “Ne yaptın ki yoruldun?” diye soran Edwin’a ters ters baktı.

💬

“İçecek işini ben hallederim,” dedi Lea. “Hem Blizzard’ı da kontrol etmem gerekiyor.”

💬

Elimi alnıma vurup, “Onu tamamen unuttum,” diye söylendim. “Tüm gün de görmedim. Hastalanmış olabilir mi?”

💬

Lea gülümsedi. “Endişelenme, bizden daha sağlıklıdır. Bahar geçişlerinde hep biraz hâlsiz olur, ilgilenirim şimdi onunla.”

💬

“Seninle geleyim,” dedim sandalyemi itip ayaklanırken. “Elbisemdeki mürekkep lekeleri gözüme batmaya başladı.” Bakışlarımı diğer arkadaşlarıma çevirdim. “Sarayın arkasında kalan küçük göle gittiniz mi? Orada toplanalım, günlerdir su görmüyorum.”

💬

Lumi bardağını kaldırıp sallarken, “Eski sarayımızı yüzdüren göl kadar olmasa da berrak, ben sevdim,” dedi, Duane de onu onaylarken, “Sizi orada bekleriz,” diye ekledi.

💬

Başımı sallarken bizimle ilgilenmeyen, kendi aralarında konuşan Basilisklere kısa bir bakış atıp Lea’yla birlikte yemek salonundan çıktım. Uğraşmam gereken bu kadar iş olmasa sarayı gezmek benim için büyük bir zevk olurdu. Daha önce nasıl tanrıların yaşadığını, sarayda neler yaşandığını, duvarlarda ve odalarda nasıl izler kaldığını, her şeyi merak ediyordum. Bilinmezlik ve gizem bende her zaman merak uyandırırdı.

💬

İkinci katta Lea’yla ayrılıp üst kata çıkarken koridorda yürüyen adamın varlığı dikkatimi çekti. Resmî giyinimli adamı incelerken basamakları tırmandım. Çalışanlardan biri olmalıydı. Henüz hepsinin yüzüne aşina değildim. Benim odamın olduğu koridora girecekken başını merdivenlere doğru çevirdi ve göz göze geldik. Uzun boylu adam duraksadı, bedeninden geçen ürpertiyi net bir şekilde görmüştüm. Hızla etrafına bakındı, ardından bakışları tekrar bana döndü. Neden bu kadar panik yapmıştı ki?

💬

“Bir sorun mu var?” diye sorduğumda yüzü bir ruh gibi beyazladı, kaşlarımı çattım.

💬

“B-ben…” Durdu, yumruklarını sıkıp gevşettiğini gördüm. “Hayır efendim, bir anda sizi görünce hazırlıksız yakalandım.” Koridora kısa bir bakış attıktan sonra yeşil gözleri tekrar yüzümü buldu. Ona yaklaştığım için gözlerini daha iyi görebiliyordum ve yeşil gözlerinin bana hatırlattığı o yüz göğsümü sızlattı. “Odaları kontrol ediyordum bir eksik ya da ihtiyaç var mı diye.”

💬

Tam karşısında durduğumda sustu, dudaklarını birbirine bastırdı. Oldukça uzun boyluydu ve geniş omuzlara sahipti. Kumral adamı incelerken bu genç adamın neden çalışan olarak burada olduğunu düşünmeden edemedim. İşe mi ihtiyacı vardı?

💬

Ellerimi önümde birleştirip, “Adın nedir?” diye sorduğumda kaşlarını çattı ama ifadesi hızla eski haline dönmüştü.

💬

“Taran, efendim,” dedi o da tıpkı benim gibi dikkatle yüzüme bakarken.

💬

Başımı sallayıp, “Taran,” dedim, ardından gülümsedim. “Şu an için bir ihtiyacım yok ama olursa sana haber veririm.”

💬

Onunla konuşuyor olmama hâlâ inanamıyormuş gibi bakması bir noktada rahatsız hissettiriyordu. Hızla başını salladı ve “Memnuniyet duyarım,” dedi.

💬

Elimi omzuna koyup, “Gidip dinlen,” dedikten sonra odama ilerledim ama parmaklarımdaki o soğukluk hissi dikkatimden kaçmadı. Gerginlikten olsa gerek bedeni soğuktu. Gerçi neden bu kadar gerildiğini de anlayabilmiş değildim.

💬

Odama girip üzerimdeki mürekkep lekeleriyle dolu elbiseyi çıkardım ve yeni bir elbise giydikten sonra dağılmış olan saçlarımı düzelttim. Özel karışımım olan yağdan beleklerime sürdüğüm sırada koridora yayılan, odama sızan sesle bakışlarım kapıya döndü. Nereden geliyordu bu ses? Bileğimi yavaşça ovalarken odadan çıktım ve ses daha da yoğunlaştı. Gözlerimi sesin geldiği yöne, büyük odanın kapısına çevirirken sesi çıkaran telli çalgının hangisi olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sonra aklım daha önemli bir noktaya takıldı ve odaya bizden başka birinin girmiş olabileceğini düşününce hızla kapıya ilerledim.

💬

Büyük kapının tek kanadını yavaşça açtığımda tellerden gelen tiz ses ürpermeme neden oldu. Fakat beni asıl ürperten şey bakışlarımı odanın içine çevirdiğimde gördüğüm görüntüydü. Elim kapının kenarında öylece donup kaldım.

💬

Lior, cam kubbenin altındaki yatağın kenarında oturuyordu, yüzü terasa doğru dönüktü. Ayırmış olduğu bacaklarının arasındaki ahşap, dört telli çalgı neredeyse bir insan boyutundaydı. Vela. Çalgının adı buydu. Uzun, ince, bir yay gibi duran parçayı tellerin üzerinde her kaydırışında uğursuz, karanlık bir melodi odaya, hatta saraya yayılıyordu. Başta yavaş olan hareketleri ben içeri girdiğimde hızlanmış, melodi daha ürkütücü bir tona bürünmüştü.

💬

Ay ışığı kırmızı saçlarının üst kısmını parlatıyor, heybetli bedeninden kırmızı, cılız bir ışık yayılıyordu ve velayı tutan ellerindeki kalın damarları içinden mürekkep akıyormuş gibi siyaha dönmüştü.

💬

İşte bu an Lior’un bedenindeki Basilisk soyunun ve yeni soyumuz olan Kızıl Kuğu’nun çatışmasını gördüğüm ilk andı.

💬

Lior’un bedenindeki Basilisk izleri yavaşça siliniyor, Kızıl Kuğu’nun görkemli ışığı teninde parlamaya başlıyordu.

💬

˚⊱🔮⊰˚

💬

← Önceki Bölüm: 17. GÖRÜNMEZ PERDE
Sonraki Bölüm: 19. YAPBOZ →

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık