💬

˚⊱🔮⊰˚
💬
🎧: Violin Sky, Light In The Dark
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
6. BÖLÜM
💬
“Mahkeme: Kalp Tartmak”
💬
Bir insana ve bir tanrıçaya ait iki ruhu düşünecek olursak, bedeni çürüten ruh mudur ruhsuzluk mu?
💬
Kaşlarımı çatıp elimdeki askıları yatağın üzerine bırakırken Quincy ayağa kalktı ve hızlı adımlarla terasa çıktı. Rowena’nın da ayaklandığını gördüğümde, “Sen bekle,” deyip elimi salladım. “Burada kal. Kimseye görünmemelisin.”
💬
Evet. Özellikle o kırmızı kafalı tanrıya.
💬
Onun sesini duymak bile gerilmeme neden olurken hızlı adımlarla terasa çıktım. Ellerini korkuluğa bastırmış, aşağı doğru bakan Quincy’nin yanına ilerledim. Ben daha ne olduğunu göremeden onun tekrar, “Morwenna!” diye gürlediğini duydum.
💬
Ellerimi korkuluğa bastırıp gözlerimi aşağı indirdiğimde Lior’un sarayın önünde, mermer yolda dikildiğini gördüm. Gözlerini sarayın kapısına dikmişti ve muhtemelen onun sesleri yüzünden sarayın dışına çıkmış birkaç tanrı, ona anlamsız bakışlar atıyorlardı. Bu şekilde büyük bir öfkeyle sarayın önünde durması ve benim adımı seslenmesi beni korkutmalı mıydı? Belki. Sonuçta bildiği şeyleri saraydakiler bilmiyordu ve öfke halinde bunları söyleyecek olması soruna yol açardı.
💬
Kısa bir an gözlerimi yumup bekledikten sonra, “Ne bağırıyorsun?” diye seslendiğimde başını hızla kaldırdı ve gözleri anında yüzümü buldu.
💬
“Hemen aşağı iniyorsun,” dedi sözlerini tasdik etmek ister gibi işaret parmağıyla zemini gösterirken.
💬
Quincy çatık kaşlarla ona bakarken, “Bir sorun varsa Tanrı Cyril ile görüş,” dedi sertçe. “Morwenna’nın seninle konuşacak hiçbir şeyi yok.”
💬
Lior onu duymazlıktan geldi, gözlerini benim yüzümden ayırmadı. “Hemen, Morwenna.”
💬
“Bana emir vermeyi kessen iyi edersin,” dedim dişlerimin arasından. “Neden buradasın sen?” Gözlerim sarayın önünde toplanan gruba kaydı. “Herkes görevinin başına!”
💬
Topluluk bir anda dağılınca gözlerim yeniden Lior’a çevrildi. Yumruklarını sıkıp gevşetti, birkaç adım ileri attı. “Gerçekten bunu açık bir alanda söylememi mi istiyorsun? Bana uyar.”
💬
Konuşmaya devam edeceğini fark edince elimi kaldırıp, “Orada bekle,” dedim öfkeli bir sesle.
💬
“Hayır, içeri gireceğim.”
💬
Cümlesinin ardından hızlı adımlar atmaya başladığında elimi sertçe korkuluğa vurup arkamı döndüm. “Bir sorun çıkarmadan gidip onu bulayım. Biliyorsun, bildiklerini şu an diğerleri duymamalı,” dediğimde Quincy öfkeli olsa da bunu yansıtmamaya çalışarak başını salladı. “Sen Rowena ile kal, yalnız kalmasın, senin yanında güvende olur.”
💬
Quincy, “Seninle gelsem daha iyi olacak,” dediğinde ona baktım. “Nasılsa buraya kimse girip onu bulamaz.”
💬
Başımı iki yana sallayıp, “Olmaz, bu riske atamayacağımız kadar önemli bir konu, Quincy,” dedim ve elimi omzuna koydum. “O aptal tanrıyla kendim de başa çıkabilirim, merak etme.”
💬
“Pekâlâ,” dedi ama gönülsüz olduğu belli oluyordu. Omzunu yavaşça sıktıktan sonra yanından ayrılıp odaya döndüm. İçimdeki öfke öyle büyümüştü ki elbisemin göğsümden omuzlarıma ve boynuma uzanan demir aksesuarı bile tenimin sıcaklığından dolayı ısınmıştı.
💬
Rowena’nın meraklı bakışları bende olsa da ona bir açıklama yapmadan rüzgâr gibi odanın içinden geçip kapıdan çıktım. Nasılsa Quincy ona üstünkörü durumdan bahsederdi, benim vakit kaybetmeden o adamı bulmam gerekiyordu. Kardeşinin ölümünden sonra bile şu birkaç günlük süreçteki kadar karşılaşmamıştık. İlk zamanlar yaşanan karmaşada o ve aile üyelerinin peşime düştüğü günler olmuştu, kendimi bir şekilde korumuş, ailem tarafından da korumaya alınmıştım. Bir süre sonra ise durulmuşlardı. Bu durum da içten içe planlar yaptıklarını düşündürtmüştü. Ki öyle de olmuştu.
💬
Diğerleri kartları açık oynarken Lior daha sinsiydi, bir yılan gibi sessizce, sinsice hareket ediyordu.
💬
Merdivenlerden inerken birçok gözün odağı olsam da onlara bakmamaya özen gösterdim. Tamam, tüm soyların yaşadığı ortak bir sorun vardı ama hiçbiri Lior’un bunun yüzünden burada olduğuna inanmazdı. Özellikle bir aslan gibi benim adımı haykırdığını gördükten sonra. Her adımımız farklı bir dedikoduya dönüşüyorken olanları ne kadar gizli tutabilirdik emin değildim.
💬
“Neler oluyor, Morwenna?”
💬
Ana girişte ilerlerken babamın sesiyle duraksadım, başımı sağa çevirdim. Babam yemek salonunun girişinde dikilmiş bana bakarken annem ve Ansel da hemen yanında duruyorlardı. Annemin bana neden endişeli gözlerle baktığı hakkında teori üretebilirdim fakat Ansel’ın şüpheci bakışları için aklıma bir neden gelmiyordu. Babama bir cevap veremeden Lior yemek salonun çaprazında kalan başka bir kapıdan çıktığında ortam gerildi.
💬
Lior, “Neler olmuyor ki,” dedi gözlerini Tanrı Cyril’dan ayırmadan. Ardından omuzlarını dikleştirip gözlerini de adımları gibi bana çevirdi. “Sonunda gelebildin.”
💬
Tırnaklarımı avuçlarıma batırma isteğiyle yumruklarımı sıktım fakat eldivenin kumaşı buna engel oldu. “Yaygara çıkarmayı bırak, ne konuşacaksak konuşalım,” dedim ve hızlı adımlarla ona yaklaştım. Benim yürümeye başlamamla onun adımları durdu. Yanına ulaştığımda, “Düş önüme,” deyip onun az önce çıktığı kapıya ilerdim.
💬
“Neler olduğunu sordum, Morwenna!” diye bağıran babamla dişlerimi sıkıp adımlarımı durdurdum. Gerçekten işleri zorlaştırmaktan başka bir şey yaptığı yoktu.
💬
Omzumun üzerinden babama bakıp, “Sana bunu daha sonra anlatırım, burada konuşabileceğimiz bir şey değil,” dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak. Bir şey söyleyecekti ama annemin ve Ansel’ın varlığını yeni hatırlıyormuş gibi onlara bakınca sustu.
💬
Lior’la birlikte boş, küçük salonlardan birine girerken babamın Ansel’a bir görev verdiğini, annemi de odasına yolladığını duydum. Zaten bizi yalnız bıraksa, öğrenme işini sonraya ertelese şaşardım. Niyetim bir şeyleri ondan saklamak değildi fakat onun varlığı bazen çoğu şeyi daha da zorlaştırıyordu. Ki Lior’la konuşmak, ortak bir konunun içinde bulunmak bile yeterince zordu.
💬
Küçük salonun kapısını sertçe kapatıp, “Konuş,” dedim ve bedenimi ona doğru çevirdim. Fakat daha onun yüzüne bakamadan kendimi kapıyla onun arasında buldum ve sırtımdaki sızıyla yüzümü buruşturdum.
💬
“Ona ne yaptınız?” diye sorarken kolu boynuma yaslı duruyordu. “Konuşan sen olacaksın ve doğruları söylemezsen gerçekten öleceksin.”
💬
Yüzüme doğru tıslar gibi konuşması ve simsiyah gözlerini gözlerime dikmesi, kolunun boynumda olmasından daha çok öfkelendirdi. “Bir hayvan gibi davranırsan,” dedim, ardından dirseğimi sertçe çenesine vurup onu geri püskürttüm. “Aynı şekilde karşılığını alırsın.”
💬
Onu kendimden çok fazla uzaklaştıramamış olsam da kolu boynumdan ayrılmış, eli çenesine gitmişti. Tekrar bana doğru atak yapacakken yaslandığım kapı güçlü bir hamleyle açılınca bedenim ileri, Lior’a doğru savruldu. Dengemi koruyabilmek için öne doğru uzandım ama Lior kenara çekilince salondaki silindir şeklindeki kolonlardan birine çarptım. Olayın şaşkınlığıyla ellerimi kolona bastırıp başımı çevirdiğimde içeri girenin Tanrı Cyril olduğunu gördüm. Kapının arkasında olduğumu hesap edememiş olmalıydı ki bir anlığına bana şaşkınlıkla baktı.
💬
Tanrı Cyril, üzerindeki şaşkınlığı hızla atıp, “Ne işin var sarayımda?” diye sorarak Lior’a döndü. “Kardeşin geri döndü, daha ne istiyorsun?”
💬
Lior bir anda öyle gür bir kahkaha attı ki babam da ben de duraksadık. Ani gülüşü yine ani bir şekilde kesildi. “Geri dönmek mi?” Sorusuyla kaşlarım çatıldı. Dönmemiş miydi? “Geri döndüğü falan yok.”
💬
“Yalan söyleme, gözlerimle gördüm!” diye bağırdığımda bana alaycı bir tavırla baktı.
💬
“Gözlerinle gördün demek,” derken bana doğru dönüp kollarını göğsünde bağladı. Sesi alaycı olsa da yüzü öfkeden duvara dönüşmüştü. “Onu kaç saniye gördün? Beş mi?”
💬
Ben hızla ona doğru yürürken babam, “Kavga etmeyi kesip durumu anlatacak mısınız yoksa ben mi size yardımcı olayım?” diye sorduğunda kollarımı iki yana açarak, “Ben de ne olduğunu bilmiyorum ki!” diye yükseldim. “Geldiği andan itibaren yaptığı tek şey bağırıp durmak.”
💬
“Geri dönen şey Lance değil.”
💬
Lior’un cümlesiyle duraksayarak ona baktım. Ne demek Lance değildi?
💬
Babam yavaş adımlarla ona yaklaştı. “Lance değil mi?”
💬
“İlk yarım gün her şey normaldi,” dedi Lior uzun, siyah pelerinin boğaz kısmındaki düğmesini sertçe açarken. “Sonra bedeninde iğrenç yaralar çıktı ve saçma sapan konuşmaya başladı.”
💬
Ağırlığımı bir ayağımın üzerine verirken başım omzuma doğru eğildi. “Ee şifacı bulsaydın? Neden buraya kadar geldin?”
💬
“Sen aptal mısın?” diye sorunca duruşumu dikleştirdim. “Anneme de uzun zaman önce öldürülen oğlunun katili tarafından geri getirildiğini bir fincan çay eşliğinde anlatmalıydım.” Ben ağzımı açamadan öfkeyle bana yaklaştı. “Bunu bilerek yaptın, değil mi?”
💬
Kendimi koruma içgüdüsüyle geri çekilip, “Ne saçmalıyorsun? Neyi bilerek yaptım?” diye sordum. Konuşmadan üzerime gelmeye devam edince babam araya girip onu kolundan sertçe tutarak çekti.
💬
Lior, babamı göğsünden iterek onu kendinden uzaklaştırırken, “Onu öldürdün, sonra da hastalıklı bir şekilde geri getirdin!” diye bağırdı. Babamın beklemediği bu hareketle geriye sendelediğini görünce korkarak ona yaklaşmak istedim ama Lior kolumu tutup bana engel oldu. “Bu kez seni yok etmememiz için nasıl gereksiz bir savunma yapacaksın?”
💬
Gözlerimi sessizce sırtını dikleştiren babamdan ayırıp yüzüme doğru bağıran adama çevirdim. “Elimde olan bir durum olsaydı, onu geri getirir miydim sanıyorsun?” Sorum kolumu daha sıkı tutmasına neden olsa da geri çekilmek için bir hamle yapmadım. “Sonsuza dek ölü kalmasını, bedeninin çürümesini istiyorken hem de?”
💬
Lior, tiksintiyle yüzünü buruşturup tuttuğu kolumu hızla ittiğinde geriye doğru birkaç adım sürüklendim. “Tüm ömrümü harcayacak da olsam, seni layık olduğun şekilde mahvetmek için elimden geleni yapacağım, Morwenna.”
💬
Gözlerimi onun yüzünden ayırmadan sağ elimdeki eldiveni hızla çıkardım. Uzun tırnaklarımı belimin kenarına bastırıp elbisemin kumaşına geçirdim, kumaşı hızla yana doğru çektiğimde yırtılma sesi boş salonda yankılandı ve iki tanrının da bakışları yüzüme kilitlendi. Kumaş şerit şeklinde yırtıldığında karnımın bir kısmı açığa çıkmıştı. Dişlerimi sıkarak tırnağımın ucunu karnımın sağ tarafındaki ize bastırıp, “Bak,” dediğimde gözlerini yüzümden ayırmadı. “Sana bakmanı söyledim!”
💬
Tanrı Cyril, “Morwenna,” diye seslense de ona aldırış etmedim.
💬
“Bu izi görüyor musun?” diye sorduğumda Lior’un öfkeli bakışları karnıma, işaret ettiğim kısma indi. “Ben de kardeşinin açtığı bu kapanmayan, her saniye beni kıvrandıran yaranın aynısını her birinizde açmak için elimden geleni yapacağım.”
💬
O güne dair her şeyi unutmak için aylarımı harcamıştım. Bir iz gibi korunan kapalı yaranın aslında sürekli canımı yaktığını, acısını her an hissettiğimi kendime de unutturmuştum. Buna o kadar alışmıştım acısı benden bir parçaya dönüşmüştü. Tanrı Cyril’ın şaşkınca bakmasının sebebi bunu ben hariç kimsenin bilmiyor oluşuydu. Evet, yaralandığımı, karnımda bir iz olduğunu biliyorlardı fakat bana hiç geçmeyen bir ızdırap verdiğinden haberleri yoktu. Bir tanrıyı öldürmenin cezası mıydı? Sanmıyordum. Sonuçta bu yarayı açan kardeşiydi.
💬
“Bu kadar yeterli,” dedi Tanrı Cyril sakin bir sesle. “Lior, sarayına dön. Anneni ve diğer soy büyüklerinizi de alıp buraya gelin. Anlaşılan bu konuyu konuşmamız gerekiyor.”
💬
Lior bomboş bakan gözlerini karnımdan ayırmadan, “Ben aniden parlayan bir ateş değilim, Cyril,” dedi, ardından gözlerini kaldırıp yüzüme baktı. “Ama bilirsin ki annem öyle. Siz daha açıklamaya başlamadan sarayınızı suya gömer.”
💬
“Morwenna, sen çık,” dedi babam Lior’a yaklaşırken. “Herkes toplandığında seni çağıracağım.” Hareket etmediğimi fark edince gözleri bana döndü. “Hadi, kızım.”
💬
Kızım demesi nasıl olurdu da tüm kötü duygularımı bir anda çekip alabilirdi?
💬
Geri çekilen öfkemin ardından sakin bir tavırla, “Tamam,” dedim ve yere fırlattığım eldivenimi alıp salondan hışımla çıktım.
💬
Kolumu karnıma sarıp elbisemin yırtık kısmından görünen tenimi gizlerken başımı eğdim. Zayıf biri değildim, kolayca bu hale gelmezdim ama uzun süredir herkes tarafından bir şekilde suçlanıyor olmak artık beni de yoruyordu. Benden nefret mi ediyorlardı? Edebilirlerdi. Ben de hepsinden nefret ediyordum. Beni anlamak istemeyenlere de kendimi anlatacak değildim. Bir yerde onları da anlıyordum. Arkadaşlarımın dahi başına bir şey gelecek olması beni korkuturken kardeşlerimden birinin ölmesi benim için zor olurdu. Ki hiçbiri öz kardeşim değildi. Bu yüzden bana karşı olan bu nefretlerini anlıyordum.
💬
Onlardan nefret ediyordum çünkü suçu sadece bende buluyor, diğerlerinin de kendileri gibi düşünmesini sağlıyorlardı.
💬
Odaya döndüğümde sessizce yatağın üzerine bıraktığım kıyafetleri alıp banyoya girdim. Onlardan nefret ediyordum çünkü kendime bile unutturduğum bir şeyi bana yeniden hatırlatmışlardı. Şimdi tekrar nasıl unutacaktım? Unutana kadar her an acısını hissetmeye devam edecektim. Belki aileme bu durumdan bahsetseydim bir yolunu bulurlardı fakat bulmalarını istemedim. Bununla yaşamayı kabul ettim.
💬
Çıplak bedenimi ılık suyun altına soktum. Yavaşça yere çöküp sırtımı taş duvara yasladım. Su göğüslerime doğru akarken yüzüm suyun dışında kaldı. Diğer evrendeyken, Rowena’nın ikiziyken nasıl bir hayatım vardı? Mutlu muydum? Hatırlamak istedim. Bir yandan da hatırlamamak. Eğer orada güzel bir hayat yaşamışsam biliyordum ki bu beni üzerdi. Yine de başka bir hayatta da olsa mutlu olduğumu görmek içimi rahatlatırdı. Tanrıça Morwenna’nın hayatından daha kötü bir hayat yaşadığını sanmıyordum.
💬
Başımı öne uzatıp yüzümün ıslanmasını sağladım, ellerimle suyu geriye attım. Bedenime çarparak etrafa sıçrayan damlaların hızı yavaşladı, gözlerim isteğim dışı kapandı. Göğsümde çarpan o tanıdık hisle bir görünün içine çekildiğimi anlayınca panikledim. Gözlerim yeniden açıldığında banyomda değildim, bir gölün kenarındaydım. Bedenimi göle doğru çevirdiğimde gördüklerimle donup kaldım.
💬
Yemyeşil ormanın içindeki göl kan rengindeydi. Yoksa su değil de kan mıydı? Bir kadın kısık sesle bir ilahi mırıldanırken yavaşça suya girdi, beyaz elbisesinin etekleri kana bulandı. Kızıl suyun içinde ilerlerken elindeki bıçağını da suyun yüzeyinde gezdiriyordu. Cerberus Çemberi. Suya giren kadın bendim. Yüzümde buz gibi bir ifadeyle su karnıma gelene dek ilerledim. İlahi bir ezgiye sahip cümlelerime devam ederken başımı kaldırdım ve bir anda sustum. Kan rengi suyun üstünde yüzen cesetlere donuk bir yüzle bakarken artık suyun içinde de ilerlemiyordum.
💬
Başka bir bedendeymişim gibi kendimi korkulu gözlerle izlerken suyun içindeki ben, aniden başını çevirdi ve kendimle göz göze geldim. Beyazına kan oturmuş mavi gözlerimi ve o gözlerdeki ifadeleri gördüğümde kaskatı kesilen bedenimle geriye adımladım. Ben geri çekildikçe görüş açım genişledi, kızıl suyun üstünde yüzen onlarca beden gördüm. Başımı iki yana sallarken daha hızlı bir şekilde geriye adımlamaya başladım, suyun içindeki gözler benden ayrılmadı. Bana bir düşmana bakıyormuş gibi bakıyordu.
💬
Görüden kaçma isteğiyle hızla arkamı döndüm ama yeni bir adım atamadan sert bir bedene çarptım. Kime çarptığımı görmek için başımı kaldıracakken sanki biri kollarımdan tuttu ve beni aniden içine girdiğim görüden çıkardı. Nefes nefese kalmış bir halde gözlerimi açtığımda hâlâ banyoda olduğumu, suyun hızla bedenime aktığını ve yüzüm suyun içinde olduğundan nefes alamadığımı fark ettim. Nefes alma ihtiyacıyla bedenimi öne itip elimi yere bastırdığımda gözlerim karşımda kalan duvardaydı.
💬
“Ben,” dedim nefes almaya çalışırken. “Ben mi yaptım?”
💬
Elimi gördüğüm dehşet verici görüntüler yüzünden hızla çarpan kalbimin üzerine bastırdım. Göldeki o cesetler de neyin nesiydi? İnler gibi bir ses çıkarıp başımı eğdim, nefeslerim hâlâ düzensizdi. Bir kıyıma mı sebep olacaktım? Ben bunu yapmazdım. Ben o şekilde delirmiş gibi bakmaz, kan akıttığım suya girmezdim. Peki o adam da kimdi? Yüzünü görememiştim. Neden görmeme izin verilmemişti? Görmem gerekirdi, görseydim teori üretebilirdim.
💬
“Neden görüler sıklaştı?” diye sordum kendi kendime. Geri döndükten sonra üst üste iki görü görmüştüm. Normalde bu kadar sık olmazdı. Tılsımların kaybolmasından sonra olduğuna göre bunun bir ilgisi olabilirdi. Toparlanmam gerekiyordu.
💬
Derin bir nefesin ardından doğrulup yeniden suyun altına girdim ve hızla bedenimi temizledim. Evren bir kaosa sürükleniyorken burada durup kendi içsel meselelerimle boğuşamazdım. Tam çökme yaşayacağım bir anda görü görmem de bunun en büyük işaretlerinden biriydi. Toparlanmalı, dışarıda neler olduğunu, neler yaşandığını öğrenmeliydim. Hâlâ tılsımlarla ilgili bir şey öğrenememiştik. Tanrı soylarının hepsi tehlike altındaydı. İnsanlar da öyle.
💬
Temizlenip suyun altından çıktıktan sonra bedenimi kuruladım, suyunu akıttığım saçlarıma ipek bir kumaş doladım. Kenara bıraktığım iç çamaşırlarını ve elbisemi giyerken olabildiğince hızlı hareket ediyordum. Giydiğim kırmızı, uzun elbisenin ön ve arka kısmında hiçbir dekolte yoktu, görünen tek yer kollarımdı. Omuz kısımlarındaki vatkalardan bileklerime doğru sarkan altın iplikler, elbisenin omuzlarındaki yakutların arasından süzülüyordu.
💬
Elimi saçlarıma sardığım ipek kumaşa bastırıp banyodan çıktım. Çıplak ayakla odada ilerlerken başım eğikti. Rowena ve Quincy’nin gözlerinin üstümde olduğunu düşünüp başımı kaldırdığımda ikisiyle de karşılaşmamak beni şaşırttı. Ama sanırım asıl şaşırtan onların olmaması değil, babamın odada olmasıydı. Koltukta bacak bacak üstüne atmış otururken büyük pencerelerden dışarı bakıyordu. Onun burada ne işi vardı?
💬
Kumaşı çekip başımdan ayırdığımda nemli saçlarım sırtıma döküldü. Dikkatli gözlerle babama bakarken, “Bir şey mi oldu?” diye sordum.
💬
Normalde hiçbir şey gözünden kaçmazdı fakat sanki içeri girdiğimi fark etmemiş gibi bir an irkilerek bana baktı. Tabii ifadesini toplaması uzun sürmedi. “Hayır, olmadı.”
💬
Kaşlarımı çatıp cam şifonyere doğru ilerledim. “Rowena ve Quincy nerede?”
💬
“Aşağıdalar.”
💬
Durdum, büyük bir şaşkınlıkla ona baktım. “Aşağıdalar mı?” diye sorduğumda başını salladı. “Rowena’yı saklamamız gerekmiyor muydu? Nasıl bunu riske atıp odadan çıkarlar?”
💬
Derin bir nefes aldı ve “Fark ettim ki köşe kapmaca oynayabileceğimiz bir durumda değiliz,” dedi, kollarını oturduğu tek kişilik koltuğun iki yanına koydu. “Bütün kartlarımızı açık oynayacağız. Bu beladan bir anca kurtulmalıyız.”
💬
Bir süre susup öylece ona baktım, sonra sırtımı döndüm ve çekmeceden elmas tarağımı aldım. Nemli saçlarımı yavaşça tararken, “Bir planın var,” diye mırıldandım. “Sen genelde bana planlarından bahsetmezsin. O yüzden bunun için buraya gelmiş olamazsın.”
💬
“Neden onun normal bir iz olmadığından bahsetmedin?”
💬
Sorduğu soruyla tarağı tutan elim hareketsiz kaldı. Karşımdaki parlak aynanın yüzeyine düşen yansımama baktım. “Söylemem neyi değiştirecekti?”
💬
Saçlarımı taramaya devam ettim. Tarağın dişleri saçlarımın arasından geçtikçe saçlarım kurudu ve buklelerim belirginleşti. Babamın koltuktan kalktığını fark etsem de ona bakmadan aynadaki yansımamı izledim. Tarağı şifonyerin üzerine bıraktığım esnada ellerini omuzlarımda hissetmek, bir tanrıçaya ait bedenimi bir insan bedeniymiş gibi tir tir titretecek sandım. Öyle olsaydı bile sebebi korku olmazdı. Ben ondan gerçekten korkmayı uzun zaman önce bırakmıştım.
💬
Omuzlarımı hafifçe sıkınca aynadan ona, başımın hemen üzerinde duran yüzüne baktım. “Seninle ben düşman değiliz, Morwenna,” derken sesi sakin çıktı. “Öyle olmadığımızı biliyorsun.”
💬
“Hayır, bilmiyorum.”
💬
Cümlem onu olduğu kadar beni de şaşırttı. Şaşırdım çünkü hiç düşünmeden bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi.
💬
Kaşlarını çatıp, “Sana bunu düşündürten ne?” diye sorunca dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
💬
Bir adım öne attım, ardından ona doğru döndüğümde omuzlarımdaki elleri iki yana düştü. Kurduğum cümle gibi bu hareketi de benden beklemediği bakışlarından belli oluyordu. “Çok sevdiğimiz misafirlerimiz geldi mi? Eğer geldiyseler onları daha fazla bekletmeyelim, gidip konuşalım ve bitsin.”
💬
“Morwen-“
💬
“Lütfen,” dedim elimi yavaşça kaldırırken. “Şimdi bunları konuşmak istemiyorum.”
💬
Ona sırtımı dönüp çekmecelerden birini açtım. Herkes burada olacaksa biraz özenmem gerekecekti. Onların karşısına yorgun bir şekilde çıkmak istemiyordum. Yakutların süslediği altın tacı cam şifonyerin üzerine bıraktıktan sonra yüzümün iki yanından aldığım saç tutamlarını arkada birleştirdim ve örmeye başladım. Ben saçımı örerken babam gözlerini yüzümden ayırmadı, sessizce beni izledi. Benden şu an ne istiyordu?
💬
Ördüğüm küçük tutamın ucunu altın iplikle bağladıktan sonra tacı alıp aynaya yaklaştım. İki elimle sıkıca tuttuğum tacı alnıma dek kaldırdığım anda ellerini ellerimin üzerine koyup beni durdurdu. Bir şey söylemeden tacı ellerimden alınca duraksadım, aynadaki yansımasına baktım. Tacı yavaşça başımın üstüne koyup başıma oturttuğu sırada bu hareketine şaşırmadan edemedim. Gerçekten onun amacı neydi?
💬
Bir şey söyleyeceğini anlayınca ondan önce davranıp, “Yüzümü biraz renklendireyim, sonra çıkalım,” dedim ve yana kaydım. Malzemeleri bulmak için çekmecemi karıştırırken derin bir nefes aldığını duydum. Sonunda benimle konuşamayacağını anlamış olmalı ki birkaç adım geriye giderek benden uzaklaştı, ardından arkasını döndü.
💬
Onun uzaklaşmasının rahatlığıyla makyaj malzemeleriyle aynaya yaklaştım. Ruh gibi olan yüzümü toparlamak biraz zamanımı almış olsa da sabırla beni bekledi. Neden gitmiyordu? Şimdiye kadar beni odada bırakıp gitmiş, giderken de bana hemen gelmem gerektiğini söylemiş olması gerekirdi. Bu davranışları için iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Onun bana karşı iyi davranışlar sergilemesini yadırgıyordum.
💬
Yüzümle işim bittikten sonra elbisemin eteklerini tutup birkaç adım geri attım ve aynadaki yansımamı inceledim. Hiçbir sorun yokmuş gibi görünüyordum. Bu iyiydi, istediğim buydu. Ellerimi elbisenin etek kısmına sürterken, “Ben hazırım, gidebiliriz,” diyerek ona döndüm.
💬
Sadece başını salladı, konuşmadı. O odadan çıkarken sakin adımlarla onu takip ettim. Kafamı bir anda o kadar çok karıştırmıştı ki Rowena’yı göz önüne çıkardığını bile unutmuş, bunun hakkında düşünememiştim. Birkaç adım önümde yürüyordu. Geniş ve güçlü omuzları aldığı nefesleriyle ritmik bir şekilde hareket ediyordu. Onun aklından geçen şeyleri hiçbirimiz tam olarak anlayamazdık. Yine düşünceleriyle bize bir sürpriz hazırladığını görebiliyordum.
💬
Geniş merdivenleri inerken alt kattan gelen gürültülere kulak verdim. Belli ki herkes bir araya toplanmıştı. Elbette çoğu şeyle yüzleşmemiz gerekeceğini biliyordum fakat düşündüğümden çabuk gerçekleşecekti. Buna sebep olan da Rowena’nın bedeninde oluşan semboller ve Lance’e olanlardı. Açıkçası Lance’e tam olarak ne olduğunu da anlayabilmiş değildim. Sanırım ucu bize dokunmadığı sürece umurumda olmayacağındandı.
💬
“Ne yaptığını sanıyorsun?” diye bağıran Quincy’nin sesi tüm sarayı inlettiğinde babamla bir anlığına göz göze geldik, sonra ikimiz de adımlarımızı hızlandırarak sesin geldiği salona doğru ilerledik.
💬
Herkes toplanma salonundaydı. Ailem ve soy öncülerimiz, Lior’un ailesi ve Basilisk soy öncüleri bir aradaydı. Salonun ortasında bir yığılma olmuştu. Babam tanrıları kenara iterek ilerlerken durup bekledim. Babam ilerledikçe kalabalık dağıldı ve salonun ortasındaki manzarayla karşı karşıya kaldım. Lance buradaydı. Ayakta durmakta zorlandığı belli oluyordu, iki tanrı onu kollarından tutuyordu ve yüzlerinde korkulu bir ifade vardı. Bu korkunun sebebini Lance bakınca anlamak kolaydı. Onu son gördüğümdekinden çok farklıydı. Yüzü, elleri yaralarla doluydu ve bu yaralar açıktı, irin doluydu. Aynı zamanda yüzü de şişmişti.
💬
Tabii asıl donup kalmama sebep olan o ya da ağlayan Arianwen değildi.
💬
Lior, topluluğun tam ortasındaydı, kollarında tuttuğu kadının boğazına Basilisk baltasını dayamıştı. Quincy’nin bağırma sebebi bu olmalıydı. Rowena onun kollarında irileşmiş gözlerle ileri bakarken boğazına dayalı balta yüzünden korkudan titriyordu.
💬
“Lior!” diye gürledim birkaç yavaş adım atarken. “Onu hemen serbest bırak!”
💬
Tüm bakışlar bana dönerken benim gözlerim onun öfkeli bakan siyah gözlerindeydi. Beni gördüğünde dudağının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. Rowena korkuyla yerinde kıpırdanıp bana doğru hareket edecekken Lior onu daha sıkı tuttu. “Senin sebep olduğun şeyler yetmiyormuş gibi,” dedi alaycı bir tavırla, ardından gözlerini Rowena’nın yüzüne indirdi. “Bir de ikizin ortaya çıkmış.”
💬
Beni gören Arianwen bana saldırmak istemişti ama gördüğüm kadarıyla onu tutan kişi babamdı.
💬
“Sana onu bırakmanı söyledim,” dedim bu kez sakin bir sesle. “Kimin sarayında olduğunu unutma.”
💬
Babam, “Seni öldüreceğim!” diye bağıran Arianwen’i kenara çekerken Basilisk soy öncülerine onu tutmaları için komutlar veriyordu.
💬
Lior annesine kısa bir bakış attıktan sonra tekrar bana baktı. “Kollarındaki işaretlere bakılırsa zaten ölmesi gerekiyor ama anlaşılan sizin soyunuz yine alakanız olmayan konulara burnunu sokmakla meşgul,” derken sesi yine alaycı yükseldi. Sanki bu şekilde öfkesini gizlemeyi deniyordu. “Tabii bırakacağım.” Baltanın keskin, parlak yüzeyinin Rowena’nın boğazına daha sert baskı uyguladığını gördüm. “Ama ölü olarak.”
💬
Son kelimelerinden sonra her şey birkaç saniye içinde gerçekleşti. Kopardığım saç telim Cerberus Çemberi’ne dönüştü. Uzun sapını sıkıca kavrayıp hiç düşünmeden ona doğru fırlattım. Çemberdeki bıçakların döne döne ona yaklaştığı ânı gördü, Rowena’yı tam önüne çekti. Ama bunu yaparken hesap edemediği bir şey vardı. Ben onun göğsünü ya da başını hedef almamıştım.
💬
Cerberus Çemberi’nin sivri bıçakları Lior’un üst bacağına saplandığında hayvansı bir hırıltı çıkararak geriye sendeledi. Onun bu boş anından yararlanan Quincy, hızla ilerledi ve Rowena’yı kollarının arasına alarak ondan uzaklaştırdı. Arianwen’in çığlığı sarayı inletti, diğer tanrıların şaşkın bakışları yüzümü buldu. Lior’un devrilmemesi için birkaç tanrının onu tuttuğunu gördüğümde gözlerimi kıstım.
💬
Elimi öne uzatıp, “Onu bırakmanı söylemiştim,” dediğimde bacağına saplanan çemberim hızla etinden ayrıldı ve aynı hızla dönerek bana geldi. Bıçaklara bulaşan kanlar çember döndükçe etrafa sıçradı. Cerberus Çemberi’nin uzun sapını tutup onlara yaklaştım. “Şimdi medenice konuşabiliriz.”
💬
Lior elinde gevşek bir şekilde duran baltasını sıkıca kavrayıp kaldırdı. O baltayı fırlatamadan ortaya çıkan Harrison, elini uzatıp baltasını yere düşürmesini sağladı. Bu kez tüm gözler Harrison’a çevrildi. Hayır, sadece Harrison’a değil, onunla birlikte gelen diğer Bağımsız Tanrılara da. Bağımsız Tanrılardan biri olan Tanrıça Lydia, elini Lior’un yaralı bacağına uzattığında açılan yarası da yırtılan pantolonu da eski halini aldı.
💬
“Siz burada birbirinizi yerken dışarıdaki hayat durdu!” diye bağırdı Harrison. “Hiçbir halta yaramayacaksanız sessizce köşenize çekilin.”
💬
Tanrıça Lydia, bir adım öne çıkıp, “Şu işi çözelim artık,” dedi ve salondaki atmosfer bir anda değişti.
💬
Yan yana dizili olan sandalyelerde arkadaşlarım ve ben oturuyorduk. Karşımızdaki sandalyelerde ise Lior, Lance ve Rowena. Rowena’nın şaşkın bakışları yanımdaki arkadaşlarımdaydı. Onları da mı tanıyordu yoksa? Bağımsız Tanrılar ve soy öncüleri çaprazımızda ayakta dikilirken başımı onlara doğru çevirdim. Mahkeme mi kurulacaktı?
💬
“En başından başlayacağız,” dedi Tanrı Galen. O da Bağımsız Tanrılardan biriydi. “Morwenna ve Lior, ayağa kalkıp buraya gelin.”
💬
Dişlerimi sıkarak Lior’a baktığımda onun da benimkiyle aynı ifadeye sahip gözlerini yüzüme diktiğini gördüm. İkimiz de aynı anda ayağa kalktık. Galen elini salladığında ortada altından, bir insan boyutunda olan terazi belirdi. Teraziyi görünce ne yapacağımızı anladım. İkimiz de tam terazinin önünde durduğumuzda omuzlarımı dikleştirdim. Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu.
💬
Tanrıça Lydia, “Kalplerinizi bırakın,” dediğinde hiç sorgulamadan elimi göğsüme bastırdım. Benim aksime Lior birkaç saniye hareketsiz kaldı. Göğsüme bastırdığım elimin parmaklarını kıvırdım, tenime batırdım. Kalbimin göğsümün altında hareketlendiğini hissettim.
💬
Kalbim hâlâ kaburgalarımın altındaydı fakat kalbime ait o ruh, avucumdaydı. Elimi öne ittiğimde kalp şeklindeki o beyaz ışık hızla terazinin bir koluna yerleşti. Benimkinin ardından Lior’un kırmızı ışık saçan kalp ruhu da terazinin koluna oturdu. Bedenimdeki o eksikliği hissedebiliyordum, sanki uyuşmuştum ama yine de dik durmaya çalıştım.
💬
Harrison, “Evet, Morwenna,” dediğinde gözlerimi ona çevirdim. “Başla.”
💬
“Yeşilbudak töreninden birkaç gün önce bir görüye çekildim,” diye başladım sözlerime. Lior’un bana bakmasa da yüzünün gerildiğini gördüm. “Sonra bu durumu Harrison ile konuşup aklımdaki planı uygulamaya karar verdim.”
💬
Tanrıça Lydia sanki haberdar değilmiş gibi “Nasıl bir plan?” diye sorduğunda bunun tamamen formalite olduğunu biliyordum. Gözlerim terazideki kalp ruhuma kaydı, hâlâ terazide bir oynama olmamıştı.
💬
“Hiçbir şeye müdahale etmeyecektim. Öldükten sonra başka bir evrende yeniden doğacaktım, zamanı geldiğinde de Harrison beni geri getirecekti,” dedim sakince. “Bu süreçte de Obscurora’daki zaman duracaktı.”
💬
Tanrı Galen başını omzuna doğru eğip, “Müdahale etmek istemedin ama evrenimizdeki zamanı dondurttun, öyle mi?” diye sorduğunda yavaşça başımı salladım. Tüm tanrıçalar duyduklarının şaşkınlığıyla bana bakıyordu. Annem de öyle. “Neden peki?”
💬
Derin bir nefesten sonra omuzlarımı dikleştirdim. “Bendeki gücü biliyorsunuz. Ölmemem gerektiğini, burada olmam gerektiğini hissettim. Üstelik,” deyip gözlerimi yanımda tepkisizce duran Lior’a çevirdim. “Onun güç kaynağımızdan taş çaldığını bilirken. Zamanı dondurmasaydık çaldığı güçle birlikte kaçacaktı.”
💬
Tanrılar arasındaki uğultu salonu doldurduğunda Galen elini kaldırıp onları susturdu. “Çaldın mı, Lior?”
💬
Lior gözlerini kaldırıp Galen’a baktı. Terazinin kolları gıcırdadığında gözüm kalp ruhlarına kaydı. Onun kalbi hafif bir ağırlıkla biraz aşağı inmişti ama bu anlıktı. “Evet,” dediğinde kollar yine eşit seviyeye geldi. “Amacım onu ve arkadaşlarını öldürmekti.” Bu açık uçlu cevabı yine terazinin anlık dengesizleşmesine neden oldu. Gücünü terazide kullanabileceğini mi sanıyordu?
💬
Arianwen, “Lior,” diye fısıldadı ama kimse ona bakmadı.
💬
Harrison, “Pekâlâ,” deyip bana döndü. “Devam et, Morwenna.”
💬
Ellerimi önümde birleştirdim. “Biliyorsunuz, başka bir evrenden geldikten sonra hafızamız siliniyor. Buraya geri gelmeden öncesini artık hatırlamıyorum,” dediğimde Bağımsız Tanrılar aynı anda başını salladı. “Biz dönerken Lance de bizimle birlikte gelmiş. Bunun neden ve nasıl olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yok.” Gözler teraziye kaydı, kolların hareket etmediğini gördüklerinde tekrar bana baktılar. “Aynı zamanda hepimizin ikizlerinin öldüğünü sanıyorduk ama benimki ölmemiş. Tılsımlar kaybolduktan sonra Lance ile alakalı olabileceğini düşündüğümüzden ruhu beden ile yeniden bağladık, değişen bir şey olmadı. Sonrasında Rowena’yı, yani diğer evrendeki ikizimi öldürmemiz gerektiğini düşündük.”
💬
“İkiz konusundan, neden burada olduğundan haberimiz var,” dedi Tanrıça Lydia. “Peki onu öldürmekten vazgeçip saklama nedeniniz ne?”
💬
Göz ucuyla babama baktıktan sonra, “Onu öldürecektim fakat kollarındaki sembolleri gördüm,” dediğimde tanrıların hepsinin kaşları çatıldı. Evet, bundan haberleri yoktu. “Kollarında tılsımlarımızın sembollerini andıran dövmeler var.”
💬
Lydia hızla elini salladığında bir tanrıça Rowena’yı kaldırdı ve kolundan tutarak yanımıza getirdi. Rowena korkuyla bize bakarken Tanrıça Lydia, “Göster bize,” dedi ve Rowena’yı tutan tanrıça, Rowena’nın kollarını açtı.
💬
Bu kez salonda oluşan uğultu daha gürültülüydü. Şaşkınlık nidaları havada uçuşuyordu. Tanrı Galen, “Bu çok garip,” diye mırıldandı. “Bunu bizden saklayacak mıydınız?”
💬
Panikle, “Hayır,” dediğimde kalbimin olduğu kol yavaşça aşağı inince herkesin odağı haline geldim. Lior bile sonunda hareket etmiş, gözlerini bana çevirmişti. “Evet, saklama gibi bir düşüncemiz vardı ama bunun sebebi haberinizin olmasını istemememizden kaynaklanmıyordu.” Terazinin kolu eski halini alınca sesli bir nefes vermemek için kendimi zor tuttum. “Sadece ortam yeterince karışıktı, uygun bir zaman bekliyorduk.” Kol tekrar hareketlenecek gibi olunca, “Tılsımları görmeden, beni dinlemeden onu öldürmelerinden korktum,” diye devam ettim. Bu kez salona sessizlik çöktü.
💬
Harrison anlayış bir ifadeyle, “Bilmemiz gereken başka bir şey var mı?” diye sordu.
💬
Gözlerim babama çevrildi ama onun yere baktığını görünce yutkundum. “Onu öldürmeye gitmeden önce biri bana, birinin ölmemesi gerektiğini, buna izin vermememi söyledi.”
💬
Bağımsız Tanrıçalardan biri olan Violet sessizliğini bozarak, “Bunu sana söyleyen kim? Ve neden o kişinin bu insan kadın olduğunu düşündün?” diye iki soru yöneltti.
💬
“Kim olduğunu ben de gerçekten bilmiyorum,” dediğimde herkesin gözü teraziye çevrildi, terazinin kollarında hiçbir hareket olmadı çünkü gerçekten bilmiyordum. “O olduğunu düşünmemin sebebi de hem bu söylenenden sonra onunla yüz yüze gelmem hem de dövmeleri görmem. Herkes o dövmelerin tılsımlarla bağlantılı olabileceğini, Rowena öldükten sonra tılsımların geri gelebileceğini düşünebilirdi. Bu kargaşada kimsenin aklına başka bir seçenek gelmezdi. Sonuçta kimse bir şey bilmiyor, düşünülenin tam tersi de olabilirdi.”
💬
Diğerleri bir şey söylemeden önce Lior, “Lance’e olanlar hakkında ne diyeceksin?” diye sordu sert bir üslupla.
💬
“Hiçbir alakam olmadığını söyledim!” diye bağırdığımda gözleri bende değil terazideydi. Yalan söyleyip söylemediğimi mi anlamak istiyordu? “Üstelik Harrison da benim yanımdaydı, benimle aynı fikirdeydi. Böyle bir şeye sebep olacağımı bilse, Harrison izin verir miydi?”
💬
Harrison onaylar gibi başını sallarken, “Neden Harrison’ın da iyi niyetli olduğuna inanayım?” diye sordu Lior ve benimkinin aksine teraziyi hareket ettiren onun kalbi oldu. Bu ne anlama gelirdi?
💬
Tanrıça Lydia uzun uzun teraziye baktıktan sonra elini salladı ve terazi aniden ortadan kayboldu. Terazinin kaybolmasıyla kalp ruhlarımız da hızla bedenimize dönmüş, ikimizin de geriye doğru sendelemesine neden olmuştu. “Herkes her şeyi gördü,” dedi Lydia kararlı bir sesle. “Artık konuyu masaya yatırıp düşünebiliriz.” Gözlerini Lior’a çevirdi. “Enerji kaynağından güç çalmaya çalıştığın için de bu iş sonrasında cezalandırılacaksın.”
💬
Lior alaycı bir tavırla, “Lydia,” dediğinde Lydia’nın gözleri kısıldı. “Eğer o mağaradan elimde bir taşla çıkmış olsaydım cezayı seve seve kabul ederdim. Görüyorsunuz ki hiçbir şey almadım, alamadan zaman donduruldu ve ben o mağaraya nasıl elim boş girdiysem o şekilde elim boş çıktım.” Muziplikle parıldayan gözleri bir an bana kaydı. “Bir saniye, elim boş değildi, değil mi? Morwenna için bir bıçak götürmüştüm.”
💬
Öfkeyle, “Sen gerçekten canına susamışsın,” diyerek ona doğru atıldığımda Rowena kolumu tutarak beni geri çekti. Lior ise aynı alaycı ifadeyle bana bakıyordu ve bu daha da delirmeme neden oluyordu.
💬
Rowena tüm o korkaklığından sıyrılıp, “Kes artık sesini!” diye bağırınca bu tepkisine Lior bile şaşırdı.
💬
Lior burnundan sert bir nefes vererek güldü. “Belki de gerçekten ikizlerdir. Aynı vahşilik.”
💬
Tanrı Cyril ellerini birbirine vurarak dikkatleri üzerine topladı. “Oturup konuşalım.”
💬
Arianwen, “İlk önce oğlumun durumuyla ilgileneceğiz,” dedi sinirle. “Onu ne hale getirdiğinize bakın.”
💬
“Sakin ol, Arianwen, ilgileneceğiz,” dedi Harrison.
💬
Arianwen dişlerinin arasından, “Zaten sakin olmam için üzerimde güç kullanıyorsunuz,” diye tısladığında ona baktım. Demek ki şimdiye kadar dibimde bitmemesinin nedeni buydu.
💬
Tanrıça Lydia elini yana uzatıp, “Masaya geçelim,” dediğinde herkes aynı anda hareketlendi.
💬
Annem hızlı adımlarla bana yaklaştığı sırada, “Morwenna,” diye fısıldadı. Gözlerindeki korku hâlâ tazeydi. Tüm olanlardan bihaber olmak onu üzmüş olmalıydı. Buz gibi olan elleri ellerimi kavradı. “Başına gelenleri neden bana anlatmadın ki?”
💬
Ellerini sıktım ve “Seni üzmek istemedim,” dedim. “İyiyim ben, merak etme.” Gözlerim salonun bir ucundaki uzun masaya yerleşen tanrılarda takıldı. “Hadi biz de gidelim, önceliğimiz başka konular.”
💬
Annem bir elini çekse de diğeriyle sıkıca elimi tutuyordu. Diğerlerinin arkasından ilerlerken arkadaşlarım da yanıma geldi. Hepsinin yüzünde karmaşık ifadeler vardı. Yaşananların tekrar üzerinden geçmek hepsinin düşüncelerini altüst etmiş gibi görünüyordu. Salondaki işimiz bittikten sonra onlarla da konuşmalıydım, hiç yalnız kalamamıştık.
💬
Masanın bir ucuna, ondan ve ailesinden olabildiğince uzağa oturdum. Bir yanıma annem otururken diğer yanıma Rowena oturdu. Bir insanın, özellikle başka bir evrenden gelen insanın böyle bir ortama düşmesi onun açısından dehşet verici ve korkutucuydu, anlayabiliyordum. Kollarındaki semboller yüzünden de kendini bir nevi akşam yemeği olarak görüyor olabilirdi çünkü herkesin gözleri sık sık ona dokunuyordu.
💬
Harrison ellerini masaya bastırıp, “Bana kalırsa bu işi ancak yardım alarak çözebiliriz,” dediğinde dikkatimi ona verdim. “Yaratıcı Tanrılara ulaşmayı deneyelim.”
💬
“Daha önce yaşadığımız sorunlarda da onlara ulaşmaya çalışmıştık ama işe yaramadığını hepimiz biliyoruz,” dedi Tanrı Cyril. Olumsuz bir cümle kurmuş olsa da düşünceli görünüyordu.
💬
Tanrıça Lydia kollarını göğsünde bağlayıp sandalyesinde geriye yaslandı. “Şu anki durumumuza bakacak olursak şimdiye kadarki sorunların aslında hiç de büyük olmadığını anlayabiliyoruz,” derken babama bakıyordu. “Bu defa hiçbirimizin bir fikri yok ve her soy yok olma tehlikesi altında.”
💬
Tanrıça Violet, “Yine aynı ritüeli mi deneyeceğiz?” diye sorduğunda masada bir sessizlik oluştu.
💬
Tam dudaklarımı konuşmak için aralayacakken Arianwen’in, “Onu bir yere yatırın ve sakın başından ayrılmayın,” dediğini duydum. Gözlerimi ona çevirdiğimde titreyerek tuhaf sesler çıkaran Lance’e baktığını, onların soyundaki iki tanrının Lance’i kollarından tutarak kaldırdığını gördüm. Lior da onları izliyordu. Annesinin yüzündeki hüznün aksine onun bakışlarında ölümcül bir öfke gizliydi. Lance salondan çıkarılana dek de kimse konuşmadı.
💬
Lior gözlerini masaya indirirken, “Bu kez farklı bir şey deneyelim,” dedi. “Şimdiye kadar bizi sonuca çıkarmamış olan bir şeyi tekrar tekrar denemeye gerek yok.”
💬
Zihnimde sayfa sesleri yankılandı. Bir yığın şeklinde duran papirüsleri ilgiyle incelediğim anları düşündüm. Ellerimi masanın üzerine koyup, “Aslında Menta’yı deneyebiliriz,” dediğimde kendi aralarında konuşmayı bırakıp sessizleştiler.
💬
Lydia duruşunu düzeltip sırtını dikleştirdi. “Menta mı?” Yavaşça başımı sallayıp ona baktım. “Daha önce denendi ama iyi bir sonucun aksine kötü sonuçlar alındı.”
💬
Omuz silkip, “Şu anki durumumuz çok mu iyi?” diye sorduğumda gözlerini kıstı ve dikkatle bana baktı. “Evet, tehlikeli yönleri var ama onlarla aramızdaki perdeyi en iyi o ritüelle inceltiriz.”
💬
Babam çenesini ovarken, “Menta ortak bir ritüeldir. Biz kabul etsek dahi diğer soylardan kabul etmeyenler olacaktır,” dediğinde sessiz kaldım. Ben sadece bir öneride bulunmuştum.
💬
Tam karşımda, annesiyle babasının ortasında oturan Quincy, “Kabul etmeyip ne yapacaklar?” diye sorarak araya girdi. “Bizler gibi onlar da tılsımlarını kaybetti. Bulamazlarsa zaten yok olacaklar.”
💬
Ansel başını babama doğru çevirip, “Denenebilir,” dediğinde bana katılmasına şaşırmadım desem yalan olurdu.
💬
Harrison düşünceli bir ifadeyle Arianwen ve Lior’a baktı. “Siz ne düşünüyorsunuz?”
💬
Arianwen oğluna baktı ve “Eğer Lance için de cevap aranacaksa kabul ederim,” dedi. Bu cevabı Lior’un başını kaldırıp ona bakmasına neden oldu.
💬
Lior birkaç saniye sessizce annesinin yüzünü izledikten sonra, “Tamam,” dedi kararlı bir sesle. “Öncü ben olurum.” Annesinin itiraz etmek için hareketlendiğini görünce sağ elini kaldırdı, bu hareketiyle annesi sesli bir nefes verip sustu.
💬
Tanrı Galen ellerini masada birleştirip tek tek yüzlerimize baktı. “O halde biz gidip bu konuyu diğer soylarla da konuşalım. Eğer onlar da kabul ederse yarın gece ritüeli yapabiliriz.”
💬
İlk kez babamı bu kadar sessiz kalırken gördüğümden gözlerim ona kaydı. Masanın üzerindeki ellerini izliyordu. Ne düşünüyordu?
💬
Gözlerimi babamdan ayırmadan, “İkna olmalarını sağlayın lütfen,” diye mırıldandım. “Çünkü şu an hiçbirimizin aklına bir çözüm gelmiyor ve tehlikeli dahi olsa ortaya konan her fikri değerlendirmeliyiz. Zamanımız kalmadı.”
💬
Harrison, “Elimizden geleni yapacağız,” deyip başını yavaşça salladı.
💬
Herkes ayaklanırken masada oturmaya devam eden tek kişi Lior’du. Gözlerimi ondan ayırıp arkadaşlarıma yaklaştım, kendi aralarında konuşuyorlardı. Elimi Lumi’nin koluna koyduğumda bakışları bana döndü. “Bir saniye gelir misin?” diye sorduğumda kaşları çatılsa da soru sormadan onu kenara çekmeme izin verdi.
💬
“Bir sorun mu var?” diye sordu herkesten uzaklaştığımızda.
💬
“Gece çökmeden şehre gidip insanları kontrol edeceğim,” dediğimde yavaşça başını salladı. “Senden rica etsem Lance’e bir de sen bakabilir misin?”
💬
Sorum onu afallattı. “Bunu neden yapmamı istiyorsun ki?”
💬
Burnumdan öfkeli bir nefes verip, “Halini gördün,” diye söylendim. “Bulaşıcı bir şey mi bilmiyoruz. Öyle olsa bile sana bulaşmaz. Bu yüzden senden istiyorum. Eğer bu durumunun bulaşma gibi bir ihtimali varsa bizler de önlem almalıyız. Sarayımıza hastalık yayılsın istemem.”
💬
“Öyle midir ki?” Şimdi o da şüpheyle bakıyordu. “Tamam, ben bir bakacağım. Sonra sizin yanınıza gelirim.”
💬
Kolunu okşayıp, “Teşekkür ederim,” dediğimde gülümsedi. O benim yanımdan ayrılıp salondan çıkarken gözlerimi diğerlerine çevirdim. Eğer diğer soylar da kabul ederse bizi yarın zor bir gece bekliyordu. Şu an bile sarayımızın camlarını, duvarlarını sarsacak şiddetteki rüzgârı düşününce kabul etmekten başka çaremiz kalmıyordu.
💬
Neyse ki şehri koruyan tanrılar, insanları da rüzgârdan koruyordu.
💬
Benim ailem ve Quincy’nin ailesi masadan çok uzaklaşmamış, kenarda küçük bir topluluk oluşturmuştu. Elimi Lea’nın koluna koyup arkadaşlarıma bakarak, “Birazdan geleceğim, birlikte şehre ineriz,” dediğimde başlarını salladılar.
💬
Adımlarımı aileme doğru atarken gözüm hâlâ masada oturan, gözleri masanın yüzeyinde olan Lior’da takıldı. Kuzeni yanındaydı ama annesi yoktu, muhtemelen diğer oğlunun yanına gitmişti. Kaşlarım çatılırken bakışlarımı hızla ondan ayırıp ciddi bir konuşma yapan babama çevirdim. Sarayımıza bu kadar sık gelmeleri ve yüzlerini bu kadar sık görmem canımı sıkıyordu.
💬
Onlara yaklaştığımı gören Tanrı Cyril, “Bizi riskli bir yola soktun, Morwenna,” derken gözlerini bana çevirdi. Sesinde suçlayıcı bir ton yoktu, bu yüzden cümlesi beni öfkelendirmedi.
💬
“Farkındayım,” diye mırıldandım annemin ve Quincy’nin arasındaki boşlukta durup.
💬
Quincy kolunu belime sarıp beni kendine çektiğinde anlık bir duraklama yaşadım. “Riski bizler değil, ritüele katılacak olan alacak,” dedi Quincy sakince. “Menta’ya kim katılacak?”
💬
“Ben,” dediğimde ortamdaki hava bir anda değişti.
💬
Annem hızla başını bana doğru çevirip, “Asla olmaz, Morwenna!” derken sesi yükseldi. “Bunu söylerken ne düşünüyordun?”
💬
“Anne,” dedim sızlanır gibi. “Seni anlıyorum fakat sen de beni anlamalısın. Biz tanrılar bile bu kadar tedirginken insanları düşün. Onları güvende tutmak bizim görevimiz ve bu fikri ortaya atan benim. Belki de seçme hakkı tanınsa soyumuzdaki çoğu tanrı bunu istemeyecek.” Derin bir nefes alıp ona yaklaştığımda Quincy belimdeki kolunu geri çekti. “Bu yüzden bırak da sorumluluğunu alayım.”
💬
Annem bana sıkıca sarıldığında, “Bunu yarın konuşuruz,” dedi babam. Söylediğim şeyden hoşlanmadığı yüz ifadesinden belli oluyordu. “Diğer soyların onaylayıp onaylamayacağını bilmiyoruz henüz.”
💬
Tanrı Kael, “Hızlı karar vermeliler,” diye mırıldandı. “Yarın gece için plan yaptık fakat bu bile geç.”
💬
“Ben arkadaşlarımla şehre ineceğim,” dedim annemden ayrılırken. “Durumu kendi gözlerimle de görsem iyi olacak.”
💬
“Bugün çoğu evlerinden çıkmadı,” dedi Ansel düşünceli bir sesle. “Birçok ev de rüzgâr nedeniyle hasar almış.”
💬
Omuzlarım hüzünle çöktü. “Düzelteceğiz,” derken sesim kısık çıktı. Onların yanından ayrılırken Quincy de benimle birlikte geldi. Bu durumda bile evcilik oyunumuzu sürdürmek ekstra zordu. Biz salondan çıkarken Lior’u da görmemiştim, gitmeleri daha iyiydi.
💬
Arkadaşlarımla salondan çıktık. Biz saraydan ayrılırken de Lumi arkamızdan bizi takip ediyordu. Adımlarımı yavaşlatıp diğerlerinin önden ilerlemesini, Lumi’nin yanıma gelmesini bekledim. Saraydan bizden başka çıkan olmadı, demek ki hâlâ içeridelerdi. Lance’e karşı bir üzüntü duymuyordum, gerçekten bulaşıcı olmasından korkuyordum. Bunca olayın içinde bir de yayılacak olan salgınla uğraşamazdık.
💬
“İnceleyebildin mi?” diye sordum yanıma ulaşan Lumi’ye.
💬
Lumi sesli bir nefes verip ellerini önünde birleştirdi. “Bulaşıcı olduğunu sanmıyorum,” diye mırıldandı. “Bu daha çok onunla ilgili gibi. Kalbi oldukça yorgundu. Bana kalırsa ruhun uzun zaman sonra bedene dönmesinin bir yan etkisi bu, Morwenna.”
💬
Başımı yavaşça sallayıp, “Bana da öyle geldi,” dedim, gözlerimi birkaç metre önümüzde yürüyen arkadaşlarıma çevirdim. “Peki nasıl düzeleceği ile ilgili bir fikrin var mı?”
💬
“Benim haricimde başka şifacılar da onunla ilgilenmiştir diye düşünüyorum,” dedi boynunu esnetirken. “Yaraları için bir iki öneride bulundum ama beni ne kadar ciddiye alırlar bilmiyorum.”
💬
Elimi koluna koyup kolunu okşadım. “Teşekkür ederim yardımcı olduğun için.”
💬
“Ne demek arkadaşım”, dedi gülümseyip ve koluma girdi. “Bu kız,” gözlerini arkadaş grubumun yanında yürüyen Rowena’ya çevirdi, “biraz tuhaf.”
💬
Sarı saçları rüzgârla uçuşan, çekingen bir tavırla diğerlerinin yanında yürüyen Rowena’ya baktım. “Sanırım sizi de tanıyor,” dedim sessizce. “Size olan bakışlarını gördün mü?”
💬
Lumi başını salladı. “Edwin’a ismini, onu hatırlayıp hatırlamadıklarını sorduğunu duydum.”
💬
“Onunla ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok,” deyip derin bir nefes aldım. “Geldiği evrene de dönemez. Şimdi olmasa da ölüm onun yolunda onun için bekliyor.”
💬
Adımlarımızı hızlandırıp diğerlerine yetiştik. Rowena beni görünce gözle görülür bir şekilde rahatlamıştı. Evet, onun yaşamaya devam edeceğini düşünmüyordum. Geldiği evrende onu bekleyen kimse yoktu. Burada da normal bir insan gibi yaşayamazdı. Ki sahip olduğu dövmeleri düşünecek olursak belki de gerçekten bu yüzden ölmesi gerekecekti. İlk kez onun için üzüldüğümü hissettim. Onun hayatını da bu noktaya getiren bendim. Eğer ben olmasaydım bir kardeş acısını tatmayacak, ailesiyle mutlu bir şekilde yaşayacak ve mutlu ölecekti. Şu anki durumu yüzünden ailesinin onu sakladığını söylemişti. O halde evlenip kendi ailesini de kurma şansı olmamıştı.
💬
Rowena’nın, “Siz evlisiniz, değil mi?” diye sorması beni düşüncelerimin arasından çekip çıkardı. İlk birkaç saniye neyden bahsettiğini anlamadığımdan ona öylece baktım.
💬
Quincy ayakkabısının ucuyla yerdeki küçük taşa vururken, “Evet,” diye yanıtladı onu. Rowena’nın bakışları ona çevrildi. “Geçen yıl evlendik.”
💬
Rowena’nın dudakları ilk defa gülümsemek için kıvrıldı. Rowena, “Birbirinize yakışıyorsunuz,” dediğinde Callum gülünce gözler ona çevrildi.
💬
Callum herkesin ona baktığını fark edince omuz silkip, “Ne bakıyorsunuz?” diye sordu, ardından Rowena’ya doğru döndü. “Birbirlerini sevdikleri için değil, aileler böyle istediği için evlendiler.”
💬
Kaida homurdanarak Callum’ın omzuna vurdu. “Aptal, bunu herkesin içinde söyleyemezsin.”
💬
Callum tekrar omuz silkti ve “Sanki herkes farkında değil,” dedi.
💬
Gözlerim Quincy’ye çevrildiğinde onun sessizce yere bakarak yürüdüğünü gördüm. Onun aslında böyle düşünenlerden dolayı rahatsız hissettiğini biliyordum. Hatta birkaç gün önce de yine bu sebeple tartışmıştık. Quincy’ye bakmaya devam ederken, “Boşboğaz herifin tekisin, Callum,” diye mırıldandım.
💬
Quincy başını kaldırsa da bana bakmadı. “Haksız değil,” dedi adımlarını hızlandırarak.
💬
O dar sokağa bizden önce girdiğinde Rowena bana yaklaşıp, “Üzgünüm,” diye mırıldandı.
💬
Ona bakmadım. “Sorun yok.”
💬
Lea’nın dudak bükerek, “Benim bahtsız, yakışıklı tanrım,” dediğini duyunca ona ters ters baktım. “Sen umursamıyorsun pek ama belli ki o bunu dert ediyor.”
💬
Rüzgâr çıplak kollarıma sert vuruşlar yaparken kollarımı göğsümde bağladım, sessiz kaldım. Lea’nın Quincy’ye karşı bir ilgisi olmadığını biliyordum, o hep böyleydi, Quincy’yi de arkadaş olarak severdi. Hatta evlendikten sonra bir süre bana baskı uygulamış, bu evliliğe alışmamı istemiş, belki de ona âşık olabileceğimi söylemişti. Aylarca bir değişiklik olmadığını görünce de ellerini üzerimden çekmişti. Normalde de bunu sorun ettiğim zamanlar olurdu ama nedense şu an daha baskı altında hissetmiştim.
💬
Evet, benim için sorun yoktu ama sanırım artık Quincy’yi bu durumdan kurtarmak için bir şeyler düşünmeliydim. Onu bir arkadaş olarak seviyordum. Hayatı bu şekilde ona zehir mi ediyordum? Adımlarımı hızlandırarak diğerlerinden ayrılıp Quincy’ye yaklaştım. Sanki benim yaklaştığımı arkasında da gözü varmış gibi fark ettiğinde adımları yavaşladı.
💬
Koluna girip ona yaklaştığımda su yeşili gözleri yüzüme indi. “Bakma sen onlara,” deyip başımı kaldırdığımda tacım arkaya doğru meyletti.
💬
Quincy önce gözlerime, sonra da tacıma baktı. Elini uzatıp tacımı düzelttiğinde gülümsedim. “Söylediğim gibi, haksız değiller.”
💬
Ellerini geri çektiğinde yüz ifadem ciddileşti. “Quincy,” dediğimde başını yavaşça salladı. “Sorunlarımızı hallettiğimizde, her şey eski düzenine döndüğünde bizim sorunumuzu da halledeceğim.”
💬
Kaşlarını çatıp, “Bizim sorunumuz?” dedi sorar gibi.
💬
“Evet. Hayatını bu şekilde yaşamanı istemiyorum,” dediğimde kaşları daha sert çatıldı. “Daha iki gün önce yok olmanın eşiğine geldin ve üstelik bıçak benim elimdeydi, bunu ben yapacaktım.” Vadide olanları hatırlamış olmalı ki yüzü gerildi. “Bir tanrı da olsak hayatımızın ne şekilde sonlanacağını bilmiyoruz, daha iyi anladım. Sonunun ne zaman geleceğini bilmediğimiz sonsuz ömrünün böyle geçmesini istemiyorum. Her şey eski haline döndüğünde ailemle konuşacağım.”
💬
Gözlerini kaçırıp önüne döndüğünde yan profilinden yüzünü izledim. “Değişen bir şeyin olacağını sanmıyorum.”
💬
Bedenimi yan çevirip bir adım öne çıktım ve yan bir şekilde yürürken, “Ya gerçekten birine âşık olma ihtimalin varsa ve ben bunu engelliyorsam?” diye sordum. Önce afalladı, sonra su yeşili gözleri yüzümü buldu. “Ya çok mutlu olma ihtimalin varsa da ben buna bilemeden mani oluyorsam?”
💬
“Nasıl mani olacaksın ki?”
💬
Omuz silkip, “Sonuçta evliyiz, bana karşı kendini sorumlu hissediyorsun,” dedim. “Aksini iddia edebilir misin?”
💬
Sorumun ardından tökezlediğimde kolumu tutup, “Dikkatli ol,” diyerek dengemi korumama yardımcı oldu. “Şu an kafanın içini bunlarla doldurmana gerek yok.”
💬
Derin bir nefes alıp yeniden onun yanında yürümeye başladım. “Sen yine de söylediklerimi düşün.”
💬
Bir cevap vermedi. Birlikte karanlık, sessiz sokaklarda ilerledik. Şehirdeki ölü hava beni onunla ilgili düşüncelerden uzak tutmuştu. Bir süre sonra gördüğüm çatıları yıkılmış evlerle tamamen Quincy ile ilgili konudan uzaklaştım. Tanrı ve tanrıçalar halkı şiddetli rüzgârlardan korumak için tüm güçlerini harcasalar da bir yere kadar engel olabiliyorlardı. Sonuçta bu rüzgârların ardında farklı bir güç daha vardı, doğal bir şey değildi. Sokaklarda gezinen tanrıların yorgun hallerini görmek beni iyiden iyiye durgunlaştırdı.
💬
Şu an şehrin bir kısmını görebiliyorduk. Diğer kısımları gezmek hem saatlerimi alırdı hem de göreceğim görüntüler beni daha büyük bir çıkmaza sokardı. Sokakları incelerken arkadaşlarımla sohbet ediyordum ama aklımı tam olarak konuşulanlara veremiyordum. Soylar kabul ederse ve gerçekten ritüeli yaparsak, bir sonuç elde edebilir miydik? Daha da önemlisi, Yaratıcı Tanrılarla iletişim kurabildiğimiz taktirde bize yardım ederler miydi? Bizi kendi halimize bırakma ihtimalleri de yüksekti.
💬
Gördüğüm görüleri hatırladım. Yarın başarılı olsak bile henüz gördüklerim yaşanmamıştı. Bu da bana ümitsizlik aşılıyordu. Yaşanmama gibi bir ihtimali yoktu, biliyordum. Bir gün mutlaka gördüklerim yaşanacaktı. Peki bunlar şu anki sorunumuzla mı ilgili olacaktı yoksa başka bir sorun daha mı çıkacaktı? İşte bu daha kafa karıştırıcı bir noktaydı. O halde yarın gece bu konuyu halledebilsek de bizi bekleyen başka felaketler de vardı.
💬
Nefes alma ihtiyacıyla göl kenarında dururken iki elimle tacımı kavradım, tacı başımdan yavaşça çıkardım. Tektim, tek olmak istemiştim. Tacı sağ elime alıp kollarımı indirdiğim sırada gözlerim şimşek ışıklarının yansıdığı göldeydi. Beyaz sarayımız şimşeklere ait bir parçaymış gibi gölün ortasında ışıldıyordu. Bu ihtişam ne zamana kadar sürecekti? Kalbim ne zaman eskisi gibi huzur içinde olacağımızı düşünürken yavaşlıyordu.
💬
“Morwenna,” diye fısıldadım kendi kendime. “Bir ölü bin can doğuruyorsa senin ölümün neden tüm canların felaketine dönüştü?”
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
Instagram: aycannsariahmet
💬
Tiktok: artemisinuykusuu
💬
Instagram: aycansariahmetkitaplari

[Paragraf: para-45] Bi sorun olacaktı işte ya üfff
[Paragraf: para-49] Ya bu lior öfkeden çok mallaşıyo nasıl yapçaz biz seninle aramızı
[Paragraf: para-55] Tanrıçammmm benim kıyamam ya
[Paragraf: para-69] Bu kitap beni sürekli şoklara sürüklüyor ve her an nooğğlıyoooo diye bağırıyorum
[Paragraf: para-161] Ya kardeşim zaten ölmüş bi adam geri gelmiş neyin öfkesindesin ölüydü ya hani
[Paragraf: para-236] Bahtsız tanrıçam benim 🥺