💬

˚⊱🔮⊰˚
💬
🎧: Tal Barr, The Dragonborn Commess
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
15. BÖLÜM
💬
“Düğün”
💬
Sanki terasımdaki büyük minderlerden birine oturmuşum, saatler hızla akıyor, günler geçiyor, güneş sürekli yerini aya devrediyordu ve ben aynı yerde durmuş kuruyacağım, solacağım günü bekliyordum.
💬
Bir hafta boyunca yedi kez güneşi batırdım, yedi kez ay ışığını doğurdum. Belki hep aynı yerde oturmadım ama bedenim sarayın içinde bir ölü gibi dolanıyorken, sessizce yemek yerken, sessizce arkadaşlarımla otururken, sessizce etrafı izlerken ruhum benimle değilmiş, o aynı yerde bir hafta boyunca oturmuş gibi geldi. Herkes yapılacak şenliklerin ve düğün hazırlıklarının peşinde koşarken ben sadece nefes almaya devam edebildim. İş ciddiye bindiği an kararlılığım beni terk edip kaçtı, yalnız başıma endişelerimle kaldım.
💬
Düğün iki gün sonraydı. Bugün bizim şehrimizde, yarın da Basilisklerin şehrinde şenlik düzenlenecekti. Normalde düğünden bir gün önce olurdu fakat biz iki farklı soy olduğumuzdan bize iki gün gerekmişti. İlk birkaç gün saray arayışı ve seçilen sarayın yaşanabilir hale getirilmesiyle uğraşılmıştı. Saray olarak yüzyıllar önce yok olan bir soya ait sarayı seçmişlerdi. Basilisklerin ve bizim şehrimizin arasında kalan iki şehir daha vardı, ikisi de artık yaşamın olmadığı yerlerdi. En iyi durumdakini seçip temizleme, düzenleme aşamasına geçilmişti. Sarayın nerede olduğunu biliyordum, yolculuk yaptığım sıralarda uzaktan görüyordum ama bu süreçte gidip yakından bakmamış, hazırlıklarla ilgilenmemiştim.
💬
Bugünkü şenliğe Basilisk öncüleri de katılacaktı. Yarınki şenlik için biz de onların şehrine gidecektik. Düğün de şu an hazır halde bekleyen sarayda yapılacaktı. Süreç daha önceki evliliğimden farklı işliyordu çünkü farklı soylardandık. Tüm soy öncüleri gelecek, bu âna şahitlik edeceklerdi. Anlaşma diğer soylar da oradayken sağlanmış olacaktı. Başta söz edilmeyen bir konu ise bu evliliğin iki soyu birbirine bağlayacak olmasıydı. Edeceğimiz yeminler, tılsımlarımızla kuracağımız bağ bizi birleştirecek ve bir soya bir şey olduğu takdirde durumdan diğer soy da etkilenecekti. Bu ailelerimizin oynadığı en riskli ve en aynı zamanda en güven veren kumardı.
💬
Lior bunu duyduğunda deliye dönmüştü çünkü eli kolu tamamen bağlanmıştı.
💬
Sırtımı yatak başlığına yaslamış bir şekilde uzanırken karşımdaki demir askılıkta asılı duran elbiselere baktım. Birini bugün, diğerini yarın, bir diğerini de düğün günü giyecektim. Lea parmaklarını elbiselerin kumaşında gezdirirken Lumi eline vurarak ona kızdı, dokunmamasını söyledi. Beni neşelendirmek için günlerdir ellerinden geleni yapıyorlardı, işe yaramamış olsa da onlara minnettardım.
💬
Lea’ya bakıp, “Senin yapacağın mutsuz evliliği engellemeye çalışırken benim geldiğim duruma bak,” dedim keyifsiz bir gülüşle. “En azından şimdilik seni kurtardık.”
💬
“Öyle demesene,” dedi Lea dudaklarını büküp. Yatağın üstüne çıktı ve emekleyerek yanıma gelip kollarını bedenime sardı. “Seni bu durumdan kurtaracak olsaydı Ansel denilen yakışıklı fakat bir meşe ağacından farksız tanrıyla evlenirdim.”
💬
Kaşlarımı kaldırarak, “Yakışıklı yani?” dedim sorar gibi.
💬
Lea yanağını omzuma sürttü. “Bilirsin, yakışıklıya yakışıklı derim ve kuyruğum sallanmaya başlar.” Yüzünü buruşturdu. “Farkındaysan Ansel’a yapmadım çünkü yakışıklı olmaktan başka meziyeti yok.”
💬
“Sen yine de büyük konuşma,” dediğimde Lea huysuzca homurdandı. “Ben öyle yapınca, büyük konuşunca başıma hiç iyi şeyler gelmedi de.”
💬
Lea kollarını benden ayırıp doğruldu. “Acilen âşık olmam gerekiyor kızlar,” diye söylendi aynı huysuzlukla.
💬
Lumi imalı bakışlar atarak, “Belki Ansel’a olursun,” deyince Lea saçlarını çekiştirerek yanımda resmen tepindi. “Tamam, şaka yaptım, derin nefesler al.”
💬
“Yapma şaka!”
💬
Lumi alaycı bir şekilde güldükten sonra bakışlarını bana çevirdiğinde ifadesi değişti. “Tanrıları saraya alma işi ne oldu? Karar verildi mi?”
💬
Taramadığım için kabaran, birbirine giren saçlarımı parmaklarımla düzeltmeye çalışırken, “Evet,” diye mırıldandım. “Sadece tanrı değil, saraya birkaç insan da gönderecekler. İnsanlar varken uslu dururmuşuz. Hem saray işleriyle ilgilenirlermiş. Soy sarayı olmadığından insanların olması sorun olmazmış.” Gözlerimi devirdim. “Beş tanrıdan fazlasını kabul etmediler çünkü babam söylediklerimden işkillendi.”
💬
Lea, “Ne söyledin ki?” diye sordu merakla.
💬
Gülerek, “Belki yeni bir şehir kurarız, tanrılarımız ve insanlarımız olur dedim,” dediğimde kızlar şaşırdı. “Aslında şaka yapmıyordum da neyse…”
💬
“Peki kimleri alacaksın yanına?” diye sordu Lumi. “Sayı az, hepimiz gelemeyiz.”
💬
“Ne derseniz deyin sizi ailelerinizden ayırma gibi bir isteğim yok zaten,” dedim kesin bir tavırla. “Acelesi yok, sonra da düşünürüm. Ya da düşünmem, babam her şey gibi bunu da kendi ayarlar.”
💬
Lea çenesini ovalarken, “Babanı huzursuz etmen gerekiyorsa bunu sen yapmalısın,” deyince bakışlarımı ona çevirdim. “Ve bence bizlerden birileri de olmalı. Mesela ben! Ne olur…”
💬
“Sarayda kimse olmayacağından âşık olma ihtimalin azalır, aptal,” dediğimde omuz silkti. Aslında onları yanımda istiyordum, varlıkları bana çok daha iyi hissettirirdi ama gerçekten saraylarından, ailelerinden ayrılsınlar istemiyordum.
💬
Lumi ellerini birbirine vurup, “Güneş tepeden ayrılmaya başladı, hazırlanmalısın,” dediğinde başımı geriye atarak sesli bir nefes verdim. “Banyoya gidip temizlen, biz seni burada bekleriz. Kaida da birazdan mücevherleri getirir. Annen odana bırakmayı unutmuş.”
💬
Ellerimi yatağa vurarak ayaklanırken, “Onlar da eksik kalsaymış,” diye söylendim. Sanırım günlerdir ilk kez bu kadar çok konuşmuştum.
💬
Banyoya girip üzerimdekileri çıkardıktan sonra akan suyun altına girerek önce saçlarımı, sonra de bedenimi temizledim. Suyu severdim, bazen günde iki kez duş alırdım, bu bana keyif verirdi. Şu ankinin aksine. Su bile şu an bana iyi hissettirmiyordu. Bir an önce banyodan çıkma isteği uyandırıyordu çünkü buhar boğuluyormuşum hissi veriyordu. Kısa tuttuğum temizlenme işinin ardından bedenime sardığım havluyla banyodan çıktım. Lumi’nin dediği gibi Kaida da gelmişti. Getirdiği mücevherleri yatağın üzerine koyuyordu.
💬
Sadece kız arkadaşlarım odada olduğundan havlumu bedenimden ayırırken utanmadım. İç çamaşırımı giydikten sonra Kaida’nın yardımıyla bir bez parçasını göğüslerime sıkıca sardık. Giyeceğim elbisenin askıları yoktu, üzerime elbisenin bir parçası olan pelerini giyecek olsam da göğüs kısmının sıkı durması gerekiyordu. İşimiz bittiğinde koyu yeşil elbiseyi askısından aldım. Üzerime tam oturan elbiseye bakmak için isteksiz adımlarla aynanın karşısına geçtim.
💬
Elbisenin askıları yoktu, göğüs kısmı düzdü. Lumi uzun, dirseklerimden yukarı uzanacak olan saten eldivenleri giymeme yardım ederken elbiseyi incelemeye devam ettim. Saten elbisenin üst kısmı korse gibi sıkıydı, belden aşağısı da kalıp gibi iniyordu. Belimin iki yanından kasıklarıma doğru uzanan elmaslar, kasığımda bir v şekli oluşturuyordu. Elbiseleri seçen annemdi, ne seçtiğine bugüne kadar bakmamıştım çünkü umurumda olmamıştı.
💬
“O kadar güzel bir elbise ki,” dedi Lea ellerini çenesinin altına koyup elbiseyi incelerken. “Kimse gözlerini senden alamayacak.”
💬
“Çabucak bitmesini ve odaya dönmeyi istiyorum,” diye mırıldandığımda kızlar bana üzgün bakışlar attı.
💬
Lumi arkama geçip ıslak saçlarıma dokunurken, “Saçlarını ben hallederim,” dediğinde ona gülümsedim. Lumi elmas tarağımla saçlarımı tarayıp kuruturken ve sonrasında şekillendirirken sessizdim, öylece durmuş aynadan kendimi izliyordum.
💬
Bir yıldan biraz fazla bir süre önce yine bu şekilde hazırlandığım günü hatırladım. O gün de arkadaşlarım yanımdaydı, o gün de mutsuzluktan ölecekmiş gibi hissederken elbisemi izliyordum. Tabii bir fark vardı, yüzüne bakacağım kişi Quincy’ydi. Şu anki durumumdansa o güne dönmeyi her şeyden çok isterdim.
💬
Lumi ön kısımlardan aldığı saç tutamlarını arkada birleştirip ördükten sonra örgüye küçük, parlak tokalar taktı. Taçtan önce boynumdan omuzlarıma doğru uzanan büyük, elmaslarla bezeli bir aksesuar taktım. Buna kolye demek basit olurdu. Küpeleri de kulaklarıma takıp Kaida’nın uzattığı tacı aldım. Tacı başıma koyup sabitlerken gözlerimin dolmasına engel olmadım, dişlerimi sıktığım için yanaklarım içe çöktü. Birkaç saat dayanabilirdim. Sonra birkaç saat daha ve birkaç saat daha…
💬
Elbiseden daha koyu bir renkte olan pelerini giyip boyun kısmını elmas broşla tutturdum. “Gidebiliriz,” dedim donuk bir sesle.
💬
Pelerinin uzun kollarının altında kalan ellerimi yumruk yapıp sıkarken kızlarla birlikte odadan çıktım. Merdivenleri inerken gözlerim büyük ana girişteydi. Herkes en güzel kıyafetlerini giymiş, şenlik için hazır bir şekilde etrafta süzülüyordu. Basilisk tanrılarının bana nasıl baktığını hatırladım. Saraylarına ne zaman gitsem ya da soylarıyla bir araya gelsem hepsi bana nefretle, öfkeyle bakıyorlardı. Kendi soyum neden bu kadar mutlu görünüyordu? Babamın korkusundan olduğunu düşünmüyordum. Öyle olsa bu mutluluklarını sadece başkalarının önünde gösterirlerdi, kendi saraylarında değil. Ben varken değil.
💬
Belki de çok duygusal düşünüyordum. Soyumdaki tüm tanrıları sever, saygı gösterirdim. Her zaman her konuda birlik olurduk. Önce hep onları ve insanlarımızı düşünürdüm. Şimdi böyle bir manzarayla karşılaşmak hayal kırıklığına uğratıyordu, bu hisse engel olması zordu.
💬
Ailem de dahil herkes beni görünce ana girişe toplandılar. Kızların üzerlerini değiştirmek için yanımdan ayrılmamaları, şu anki elbiseleriyle geleceklerini söylemeleri içten içe iyi hissettirdi. Ben üzgünken ortama ayak uydurma amacıyla bile olsa süslenmeyi düşünmüyorlardı. Merdivenlerin son basamağını da indiğimde babam yanıma yaklaştı. Tam karşımda durup gözlerimin içine baktıktan sonra kolunu uzattığında kusma isteğiyle içim titredi. Ondan da kurtulmak istiyordum.
💬
Uzattığı koluna girip bakışlarımı diğerlerine çevirdim. Kalabalığın aksine annem ve arkadaşlarım gülümsemiyor, üzgün gözlerle bana bakıyorlardı. Onlar için tebessüm etmeye çalıştım. Babam yürümeye başladığında ben de adımlarımı onun gibi kapıya yönlendirdim. Tanrıların arasından geçip saraydan çıkarken babamın kaçamak bakışlarını hissetsem de ona bakmadım. Şu an için tek korkusu insanların arasındayken sorun çıkarmamdı. Sarayda ya da diğer soyların yanında belki idare edebilirdi ama insanların yanında çıkacak bir sorunu örtbas edebilmesi zordu.
💬
Coşkulu bağırışlar daha biz kıyıya ulaşmadan yankılanmaya başladı. İnsanların bir kısmı bizi karşılamak için toplanmış, alkışlayarak sevinçlerini gösteriyorlardı. Onlar açısından bakıldığında bu bir barıştı, iki soy arasındaki iyi ilişkilerin göstergesiydi ve bu barışın onlara getireceği kazançlardı. Yaşadıkları zorlukları düşünecek olursak sevinmekte haklılardı, kızamıyordum.
💬
Benim için buruk, onlar için samimi gülümsememle aralarından geçtim. Şehre uzanan yol boyunca sıralanmışlardı, çocuklar topladıkları çiçekleri önüme atıyorlar ve bana gülümsüyorlardı. İstemsizce babamın kolunu sertçe sıktığımda bakışları bana döndü. Elim pelerinin altında kaldığından dışarıdan yaptığım baskı görünmezdi ama babamın hissetmemesi imkânsızdı.
💬
Çocuklara gülümserken, “Menta ritüeli sırasında bana, bedel ödemesi gereken herkes ödeyecek, dendi,” diye mırıldandım. Babam haricinde söylediğim şeyi duyan kimsenin olmadığına emindim. “Ben ödedim, hâlâ ödüyorum ama sen ödemedin. Bunu sakın unutma.”
💬
Babam bakışlarını benden ayırmadan, “Üç yüz yılı devirdim, neler ödediğim hakkında hiçbir fikrin yok,” dediğinde başımı çevirip ona baktım. Gülümsemem soldu. “Söylediğin gibi ölmeni isteseydim de bunun çok daha farklı yolları vardı.” Gözleri yüzümden ayrıldı, insanlara bakarak gülümsedi. “Sen de en azından bir yüz yılı devirdiğinde anlarsın.”
💬
Babamla konuşmak, boşluğa doğru çığlık atmaktan farksızdı. Kendi doğruları vardı ve başkalarına göre doğru mu yanlış mı önemsemiyordu. Ona ne söylenirse söylensin bildiği şekilde hareket ediyordu. Bu yüzden saatlerce de dil döksem fayda etmezdi. Etmeyeceğini bilmeme rağmen konuşmamın tek nedeni en azından içime atmadan her şeyi yüzüne vurma isteğimdendi.
💬
Şehrin meydanına kurulan upuzun masaya yaklaştığımız esnada kesilen sesler yeniden canlanınca omzumun üstünden arkama baktım ve Basilisk tanrılarının da şehre girdiğini gördüm. İnsanlar onları alkışlarla karşılamamış olsa da kendi aralarında konuşmaları güçlü bir uğultu doğurmuştu. Uzun masanın başköşesinde iki sandalye vardı. Bu kez başköşeye biz oturacaktık. Yani Lior ve ben.
💬
Lior baştan aşağı siyah giyinmişti. Tek renk siyah pelerinin omuz başlarındaki yeşil taşlar ve gömleğin yaka iğnesindeki taştı; yaka iğnesindeki taş da zümrüttü. İnsanlara bakmıyordu, bakışları direkt bizim üstümüzdeydi. Aradaki mesafe azalınca o bakışların hedefi oldum. Beni baştan ayağa süzünce kaşlarım elimde olmadan çatıldı. İfademi düzelmeye çalışırken de çoktan yanımıza gelmişlerdi.
💬
“Şehrimize hoş geldiniz,” dedi babam samimi tutmaya çalıştığı sesiyle. İnsanların gözü bizdeydi, ölçülü davranıyordu. Elini başköşedeki sandalyelere uzatıp, “Morwenna, Lior,” dediğinde Lior’la yeniden göz göze geldim.
💬
Onlara selam vermemem belki dikkat çekerdi ama umurumda değildi. Başköşedeki sandalyelerden birine oturduğumda Lior annesine yandan bir bakış attı, ardından yanımdaki sandalyeye oturdu. Masaya oturana kadar ruhsal olarak hiç bu denli zorlanacağımı düşünmemiştim. Ne yapacağımı bilmiyordum, kaçmakla kusmak arasındaydım. Üzüntü bende her zaman kusma isteği uyandırırdı.
💬
Arianwen, “Teşekkürler,” derken babam gibi kendini gülümsemeye zorladı. Benim olduğum tarafa anne ve babam oturdu, sonra soyumuzdaki tanrılar yan yana dizildi. Diğer taraftaki sandalyelere de Basilisk Tanrıları oturmaya başladı. Onlardan tanıdığım tek kişi Lior’un kuzeni Josh’tı, o da buradaydı.
💬
Babam elini kaldırdığında ortama flüt ve lirin sesi yayılmaya başladı. İnsanlar da gülüşerek onlar için hazırlanmış masalara ilerledi. Tüm sokaklarda masalar kurulmuştu, kurulan masalar tanrılar tarafından hazırlanmıştı. Yemekten sonra ateşler yakılacak, gösteriler yapılacaktı. Evlenecek çiftin yapması gereken rüzgâr dansını düşününce tüylerim ürperdi, bedenim anında kaskatı oldu. İnsanların gözü önündeyken yapmama şansım olmadığını biliyordum.
💬
Tanrılar yemeklerini yerken Arianwen konuştu. “İnsanlarınız hiç kızgın görünmüyor.”
💬
Bakışlarım, “Kızmaları için bir sebep yok,” diyen anneme kaydı. Babamdan önce onun konuşmasına şaşırdım çünkü normalde konuşmaların arasına girmeyi pek tercih etmezdi. “Tanrılar arasında yaşananlar onları ilgilendirmiyor. Hepsi sofralarına koyacakları yemeğin derdinde.”
💬
Babam anneme bakarken gülümsedi. Bu içten bir gülümsemeydi.
💬
“Doğru, kızmak için sebepleri yok,” diyen Josh’tı. “Sonuçta zarar gören onların bağlı olduğu soy değil.”
💬
“Her seferinde bu konuşmaları yapacaksak işimiz var,” diye söylendim tabağıma bakarken. “İstediğiniz gibi burada sakin sakin duruyorum, fitili ateşlemeyin.”
💬
Lior, “Ne sakin ama,” deyince göz ucuyla ona baktım. “Bıçağı nasıl tuttuğuna bak önce.”
💬
Sevimsiz bir yüz ifadesiyle, “Önce kolunu mu yoksa bacağını mı deşsem diye düşünürken kendimi kaptırmışım,” dediğimde Lior alaycı bir tavırla güldü.
💬
Ortamın aniden gerilmesiyle babam, “Tavırlarınıza dikkat edin,” diye araya girdi. “Şehrimde sorun çıksın istemiyorum.”
💬
Yanaklarımın içini şişirerek önüme döndüm. Lior babama baktı ve “Kan içme meselesi ne?” diye sordu. Soruya anlam veremediğimden kaşlarımı çattım.
💬
Babam normal bir konuya geçilmesinin verdiği rahatlıkla arkasına yaslandı. “Yemin sonrası birbirinizin kanını damlattığınız şerbetleri içeceksiniz. Bu yemini güçlendirecek.”
💬
“Ama ben bunu Quincy’yle yapmadım,” demem herkesin duraksamasına, Lior’un bakışlarının bana dönmesine neden oldu. Neden bana baktıklarını anlamadım.
💬
Babam yavaşça öksürüp bana garip bir ifadeyle baktı. “Aynı soydan olduğunuz için soy bağınız zaten güçlüydü,” demesi kaçamak bir cevap gibi geldi. “Farklı soyların evliliği hakkında konuştuk seninle.”
💬
“Ayrıntılardan bahsetmedin,” deyip gözlerimi devirdim. “Başka bilmem gereken ayrıntı var mı?”
💬
Annem işaret parmağını kaldırırken, “Bir de ilk birkaç gün dengesizlik hissedersiniz,” deyince gözlerim merakla kısıldı. “Güçlerinizde dalgalanmalar olabilir, endişe etmeyin, düzeliyor.”
💬
“Umarım birkaç gün sürüyordur,” dedi Lior ağzının içinde homurdanır gibi.
💬
Yan yan ona bakıp, “Sanki normalde kullanıyorsun da,” dediğimde gözlerimin içine baktı. “Annenin kararlarını kolaylıkla değiştirebilirdin.”
💬
Lior sevimsiz bir mimikle, “Ne kadar zekisin,” diye alay etti. “Annem bunu akıl edemeyip kendini savunmasız bırakacak biri sanki.”
💬
“Ne güzel kendinize atışacak saçma sebepler buluyorsunuz, sıkılmazsınız sarayınızda,” diyen babama ikimiz de öfkeyle baktık.
💬
Babamın gözleri, “Tanrıları seçtiniz mi?” diye soran Arianwen’e kaydı.
💬
“Hayır. Morwenna yanına arkadaşlarından birilerini alır sanırım,” deyince şaşırmadım desem yalan olurdu. Kendisinin çoktan seçtiğini düşünmüştüm.
💬
“Bir şifacı kesinlikle olmalı,” dedi annem babamın koluna dokunarak. “Lumi de isterse onu gönderebiliriz.”
💬
Birkaç sandalye ileride oturan Lumi, “Giderim!” diyerek sesini yükseltince arkadaşıma baktım, başımı iki yana salladım.
💬
Babam, “Morwenna?” dedi sorar gibi.
💬
“Arkadaşlarımı sürüklemek istemiyorum.”
💬
“Ha arkadaşların ha başkaları,” dedi babam. “Hepsi tanrı, illaki birileri ayrılacak saraydan.”
💬
Bakışlarım arkadaşlarımın yüzlerinde gezindi. Altısı da bana gülümseyerek bakıyor, bunun sorun olmadığını göstermeye çalışıyorlardı. “Pekâlâ,” diye mırıldandım. “O zaman beş değil altı kişi gelse?”
💬
Babam bu kez bakışlarını Arianwen’e çevirdi fakat cevap Arianwen’den değil, Lior’dan geldi. “Beş diye anlaştık, olmaz. Birini ayırsın sürüsünden.”
💬
Öfkeme hâkim olamayıp masanın altında kalan ayağına sertçe vurduğumda bunu beklemediğinden hafifçe sıçradı, siyah gözleri sinirle parladı. O atakta bulunmadan önce annesi, “Olur,” deyince bu kez şaşkınlıkla annesine baktı. “Ben de ekstra olarak Josh’ı gönderirim.”
💬
“Hani Josh’ın sarayda kalması gerekiyordu?” diye sordu Lior annesine.
💬
Arianwen oğluna yan yan baktı. “Şimdi de böyle olması gerektiğine karar verdim. Bir sakıncası mı var?”
💬
Lior, “İşime gelir,” deyip önüne dönerken öfkeli görünüyordu.
💬
Biz konuşurken herkes yemeklerini yemişti. İnsanlar ve tanrılar ateşleri yakmak için hareketlendiğinde masadan doğru düzgün bir şeyler yemeden kalkacağımı anladım. Yemek faslı bittiğinde masalar tanrılar tarafından hızlı bir şekilde boş araziye taşınmıştı, şenlik bittikten sonra ortadan kaldıracaklardı fakat şimdilik şehirden uzaklaştırmak yeterliydi. Bir başka masa yanan ateşin karşısına kuruldu. Bu kez insanların ve tanrıların ateş etrafındaki gösterilerini ve danslarını izleyecektik.
💬
İçeceklerini içerek dans edenler, gülüşenler ve eğlenenler arasında öylece Lior’un yanında oturmuş onları izliyordum. O sıkılmış görünüyordu, bense belli etmemeye çalıştığım bir üzüntü içindeydim. Şu an onlar gibi dans edebilir, eğlenebilirdim ama bu fırsatın ikinci kez ellerimden alınıyor oluşu mutsuzluğa alışmama neden oluyordu. Kalıcı bir mutsuzluğa sürükleniyormuşum gibi geliyordu.
💬
Gökyüzünde parlayan yıldızları izlediğim sırada alkışlar eşliğinde kenara çekilen insanları ve tanrıları fark ettiğimde bakışlarımı önüme çevirdim. Bize bakıyorlardı ve bu sıranın bize geldiğini fark etmemi sağladı. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemedim. Anne ve babam bana bakarken Arianwen de Lior’un koluna dokundu. Birileri bizi zorla kaldırmadan kalkmayacakmışız gibi göründüğüne emindim.
💬
Lior yavaşça ayaklanınca başka şansım olmadığını bildiğimden ben de sandalyemden kalktım. Yan yana masanın etrafından dolandık, yanan büyük ateşe doğru ilerledik. “Çabucak yapalım bitsin,” diye mırıldandım ateşe bakarken.
💬
“Aa, eğlenmeyecek miyiz Morwenna?” diye alaycı bir şekilde sorduğunda gözlerimi yukarı kaldırdım.
💬
Ateşin önüne geldiğimizde alkışlar ve bağırışlar devam ediyordu. Lior elini uzattığında çok kısa bir an tepkisizce ona baktım, ardından gülümseyerek elini tuttum. Şu an tam da insanların gözünün önündeydim. Halkımızı bir sorun olmadığına inandırmam için son fırsattı. Sonra onlardan da uzağa gidecek, karşılarına çıkamayacaktım.
💬
Lior beni kendine çektiğinde rüzgâr esmeye başladı, bu rüzgâr bir tanrının parmaklarında yaratılmıştı; dans etmemiz içindi. Elbisemin eteği ve saçlarım rüzgârla uçuşurken ateşin etrafında dans etmeye başladık. Senkronize bir şekilde hareket ediyor, dans ederken ateşin etrafında dolanıyorduk. Dikkat çekmemek için etrafıma bakmamaya çalışıyordum fakat Lior’la göz göze dans etmek daha gericiydi. Beni kendi etrafımda döndürdü, sonra yeniden kendine çekti. Bu kez bedenlerimiz birbirine yaslandığından kaşlarımı çatmamak için dilimi ısırdım. O benim aksime daha rahat görünüyordu.
💬
Ateşin rüzgârla harlandığı gibi dansımız da hızlı bir ritme geçti. Savrulan eteğim uzun bacaklarına çarpıyor, bacakları bacaklarıma dolanıyormuş gibi görünüyordu. Belimdeki eli baskısını artırdı, bedenim bir yay gibi arkaya eğilip gerildiğinde bizi kendi etrafımızda döndürdü. Tacım tam kafamdan düşecekken belimi daha sıkı tutup elini elimden ayırdı ve başıma uzandı, tacı düşmeden tutup doğrulmamı sağladı. Eli hâlâ başımın üstünde, tacımda duruyordu ve yüzü yüzüme fazlasıyla yakındı. Şu anki pozisyonumuz insanların ve tanrıların coşkusunu artırırken bizi anlık bir boşluğun içine sürükledi, birbirimize bakakaldık. Fakat bu bizi tamamen durdurmadı, anlamsız hareketini düşünürken yeniden elimi tutup dansı yönlendirmesine izin verdim.
💬
Gözlerini yüzümden ayırmadı, beni birkaç kez durmadan kendi etrafımda döndürdü, alkışlar ve ıslık sesleri artsa da kulaklarıma uğultu gibi geliyordu. Ritim yavaşladı, bedeni bedenime yaslı duruyorken şimdi rüzgâr gibi değil, küçük bir esinti gibi yerimizde hareket ediyordu. Omzu önümü görmemi engelliyordu ama ben onun nefesini saçlarımın arasında hissedebiliyordum. En son ne zaman dans ettiğimi hatırlamıyordum ama bir sonrakinin bu şekilde olmasını istemeyeceğimden emindim.
💬
Dansımız bittiğinde birbirimizden uzaklaştık, elimi geri çekip masada oturan tanrılara doğru döndüğümde insanlar coşkuyla kendi danslarına başlamışlardı. Gözlerim ilk arkadaşlarıma çevrildi. Yan yana oturan Lea ve Kaida’nın şaşkın bir ifadeyle bana baktıklarını görünce kaşlarımı çattım. Masaya doğru ilerledik. Yerime oturmadan babamın karşısında durduğumda başını kaldırıp yüzüme baktı.
💬
“Artık gidebilir miyim?” diye sordum babama. “Yeterince göz önünde durdum.”
💬
Babam bir süre etrafı inceledikten sonra, “Tamam, arkadaşlarınla git,” dedi. “Yorulduğunu düşünürler.”
💬
Bir şey söylemeden geri çekildiğimde Lior’un sandalyesinin boş olduğunu gördüm. Arkadaşlarıma göz ucuyla baktığımda kızlar ayaklandı. Ben insanların arasında ilerlerken kızlar da masanın arka tarafından geçip bana yaklaştılar. Şehrin gürültüsünden uzaklaşana kadar sessizliğimizi koruduk. En azından bugünü atlatmıştım ve artık odama kapanabilirdim.
💬
“İyi misin?” diye sordu Lea tam yanımda yürürken. Lumi ve Kaida da diğer yanımda yürüyorlardı.
💬
“Sorun yok, hallediyorum,” diye mırıldanırken üzerimdeki pelerini çıkardım. Tenim yanıyormuş gibi hissediyordum.
💬
Lumi, “Ver bana,” dediğinde pelerini ona uzattım. Ay ışığı gerdanımdan omuzlarıma uzanan aksesuara çarpıyor, parlak bir ışık yaymasını sağlıyordu.
💬
Kaida dirseklerimden yukarı uzanan eldivenin üzerinden kolumu okşadı. “Bugün iyi idare ettin. İnsanlar bir şey fark etmemiştir, merak etme.”
💬
“İyi idare ettim,” diye fısıldadım kendi kendime. Adımlarım durdu, bakışlarımı arkadaşlarıma çevirdim. “Yanlış anlamazsanız biraz yalnız kalmak istiyorum. Siz de sarayda tek kalmayın, şehre, diğerlerinin yanına dönün.” Kızlar tereddütle birbirilerine baktılar. “Lütfen.”
💬
“Tamam o zaman,” dedi Lea anlayışla. “Zaten şenlik de birazdan biter, döneriz. Seslenmen yeterli, bir alt katındayım.”
💬
Gülümsedim. “Tamam.”
💬
Lumi’den pelerinimi aldıktan sonra kızların yanından ayrılıp göl kenarından saraya doğru yürüdüm. Her şeyin üzerine sesler de eklenince gürültü baş ağrımı artırmıştı. Bugünün bir benzerini yarın da yaşayacaktım. Ertesi gün ise etrafımda insanlar olmayacaktı. Daha rahat hareket edebilecek olsam da sonuç değişmeyecekti. O gün bu saraydan çıkıp yeni saraya gidecektim ve geri dönmeyecektim.
💬
Bir şey boğazımı sıkıyormuş gibi hissedince elimi boynuma bastırdım, boynumu ovalarken yutkundum. Saraya uzanan mermer yola sapacağım esnada biri, “Bekle,” deyince adımlarım durdu. Omzumun üstünden arkama baktığımda Lior’u gördüm.
💬
Bedenimi de başım gibi ona doğru çevirip, “Ne var?” diye sordum. Sorum sert olsa da ses tonum bıkkınlığımı gösteriyordu.
💬
“Bizim şehrimizdeki şenliğin sizinkinden farkı var,” dedi tam karşımda durup gözlerini yüzüme indirerek. “Dans etmiyoruz.”
💬
Bir an kötü bir şey söyleyeceğini düşünüp gerilsem de sonraki cümlesinde rahatladım. “Ne güzel işte, tekrar etmek zorunda kalmayız.”
💬
“Evet, dans etmek zorunda kalmayacağız ama dakikalarca sarılmamız gerekecek,” deyince şaşkınlıkla ona baktım. Tükürüğüm genzime kaçınca öksürdüm. “Dur şimdi ölme, benden bilirler.”
💬
Öksürüklerimin arasından, “Çok komik, aptal,” diye söylendim. “Neden sarılıyoruz ya?”
💬
Gözlerini devirdi. “Bugün niye dans ettiysek o sebepten,” diye yanıtladı. “Biz sarılırken insanlar etrafımızda dualar edip bizim için iyi dileklerde bulunacak. Dakikalarca.”
💬
“Bunu şimdi söyleyip tüm gece kusmama yol açacağın için teşekkürler.”
💬
“Tüh, keşke yarın kendin öğrenseydin de insanların içinde şoka girseydin,” dedi alaycı bir tavırla. “Beni de kendin gibi rezil ederdin.”
💬
Elimi sallayarak, “Başım ağrıyor, daha fazla konuşma,” diye söylendim. “Başka vereceğin saçma bir detay yoksa odama gidip sabaha kadar sabır dileneceğim.”
💬
“Sabaha kadar beni düşünecek olman da bir ilerleme,” dediğinde dişlerimi sıktım.
💬
Ayağımı yere vurup, “Söz konusu ben olduğumda tanrı gerçekten acımasız davranıyor!” dediğimde keyiflendiğini görmek öfkemi artırdı.
💬
“Buradaki tek tanrı benim,” dedi gözlerimin içine dikkatle bakarken. “Buna acımasızlık mı diyorsun?”
💬
Hışımla arkamı dönüp yürürken, “Hâlâ konuşuyor ya!” dedim yüksek sesle. “Tanrıymış! Sen sadece aptal bir adamsın.”
💬
Arkamdan gülmesi beni daha da delirtiyordu. Hızlı adımlarla mermer yolda yürürken ona bakmasam da hâlâ aynı yerde durmuş, gözlerinin bende olduğunu hissedebiliyordum. Sarılmak mı? Tamam, dans ederken de yapışık ikiz gibi göründüğümüze emindim ama bu farklıydı. O an dayanamayabilir, onu itip kaçabilirdim ve bu yaratacağım sorun başımı ciddi şekilde ağrıtırdı. Saraya ayaklarımı yere vura vura girdim. Bir anda yok olup hayatıma girmeden çıkmasını çok istiyordum.
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
Sadece soy öncüleriyle çıktığımız yolda bu kez yanımda arkadaşlarım yoktu. Babam Lumi dışında arkadaşlarımdan kimsenin gelmesini istemedi. Lumi’yi de isteme sebebi şifacı olmasındandı. Aklınca onun yanımda olmasını, bana sakin kalmak konusunda yardımcı olmasını istiyordu. Üzerinde olduğumuz kartal şehre yakın bir noktaya doğru inişe geçerken uçuşan pelerinimin ön kısmını sıkıca tuttum.
💬
Bütün gece terasımda oturup gecenin sessizliğini dinlemiş, kendi düşüncelerimde boğulmuştum. Arkadaşlarım yalnız kalmak istediğimi söylediğimden olsa gerek odama gelmemişlerdi. Beni merak ettiklerini bilsem de ısrarcı olmadıkları için minnettardım. Sabahın ilk ışıklarına kadar yalnız kalmış, sabah uykuya dalmıştım. Yola akşamüzeri çıkacağımızdan kimse beni uyandırmadan öğlen saatlerinde uyanmıştım. Beni ayıltan aldığım soğuk duş olmuştu.
💬
Şimdi ikinci günün elbisesiyle süslenmiş bir şekilde Basilisk şehrine gidiyordum. Saraylarına uğramadan direkt şehirde başlayan şenliğe katılacaktık. Dünden daha gergindim. Muhtemelen bunun sebebi de Lior’un dün gece saraya dönerken söylediği şeydi. Her şehrin farklı bir şenlik anlayışı olduğunu bilmiyordum, ilk kez birinden duymuştum. Acaba babam ya da annem de bunu biliyor muydu?
💬
Pençelerini toprağa geçirerek duran kartalın üzerinden tek tek indik. Diğerlerini beklerken ellerimi pelerinin altına sokup kırmızı elbisemin üst kısmını düzelttim. Bugünkü elbisem daha gösterişliydi ve annemin bunu bilerek seçtiğine emindim. Giyeceğim elbiseleri detaylıca düşündükleri kadar beni düşünselerdi şu an bu halde olmazdım. Anneme de kızamıyordum, elinden geleni yapıyordu. Biraz da onun sayesinde çok kargaşa çıkmadan başka sarayda yaşama işini halledebilmiştim.
💬
Şehre doğru yürürken yine babamın zoruyla koluna girdim. Sağ tarafımda da annem ve Ansel vardı. İkizler de bizimle birlikteydi. Şehrin girişine yaklaştığımızda Basilisk tanrılarının bizi sokağın başında beklediklerini gördüm. Şu an şehrin ne durumda olduğunu merak ediyordum, savaşın üzerinden on gün geçmişti ve tahminimce eski haline döndürmüşlerdi.
💬
Arianwen, “Hoş geldiniz,” deyip selamlarken bakışlarım diğer tanrılardaydı. Çatık kaşlarla beni izliyor oluşları gülme isteği uyandırdı ama arka taraftaki insanların merakla bize baktığını bildiğimden bunu yapmadım.
💬
Anne ve babam aynı anda, “Teşekkürler,” dediğinde Arianwen kenara çekildi, eliyle şehri giden yolu gösterdi.
💬
Babamın kolunda yürüyecekken Lior’un bir anda yanıma gelmesi, babamın uzaklaşınca onun koluma girmesi irkilmeme neden oldu. Şaşkınlıkla onlara bakmamak için dilimi ısırarak önüme döndüm. Tepki olarak pelerinimin altında kalan parmaklarımı koluna bastırdım, tırnaklarımı geçirmiş de olabilirdim. Lior ise hiçbir tepki vermeden bizim için açılan yola yöneldi.
💬
İnsanlar bizi coşkuyla alkışlarken sağ tarafımdaki bir kadının, “Bu o tanrıça,” dediğini duydum. “Şehrimiz için savaştı!”
💬
Lior’un da bunu duyduğunu biliyordum. Babam da duymuş olmalı ki omuzları dikleşti, bana yandan bir bakış attı. Beni kötü karşılayacaklarını düşünmesem de bu kadar iyi karşılanacağımı da hiç düşünmemiştim. Hatta o kadar çok övgü aldım ki yanımızda yürüyen Basilisk soyundaki tanrıların homurdandığını duyabiliyordum. Bu hoşuma gidince sırtımı dikleştirdim, ben bir şey yapmasam da bir şekilde bana sinir olacak yeni konuları oluyordu.
💬
“Hoş geldiniz!” diye bağıran tanıdık sesi duyduğumda bakışlarım sesin geldiği yöne çevrildi ve Basilisk tılsımının, yani bebeğin annesini gördüm. Gülümseyerek bana el sallarken eşi ve çocukları da yanındaydı. Ona sıcak bir gülümseme gönderip başımı hafifçe sallayarak selamladım.
💬
“Hoşuna gittiği ne kadar da belli,” diye mırıldanan Lior’a baktım. “Ben senin şehrinde böyle karşılanmamıştım.”
💬
Dudaklarımın kenarı yukarı kıvrıldı. “Onlara bunun için bir sebep vermedin.”
💬
Tek kaşını kaldırıp, “Verseydim severlerdi yani?” diye sordu.
💬
Bakışlarımı önüme çevirdim ve meydanda yapılan hazırlığı izledim. “Seni sevip sevmemeleri bir şeyi değiştirmez.”
💬
Siyah gözlerinin ağırlığını yüzümde hissetsem de hazırlanan masalara bakmaya devam ettim. Şehirde o savaş enkazlarından geriye hiçbir şey kalmamış, evleri eskisinden daha iyi bir hale getirmişlerdi. Lior ve bana ayırdıkları sandalyeye yaklaşırken gözlerim insanlardaydı. Bana öyle bir bakıyorlardı ki kalbim kırılmak üzereydi. Sebebi kötü baktıklarından değildi, aksine sevgi dolu bakıyorlardı. Kendi şehrimde de sevilirdim ama burada daha büyük bir minnet duygusunu hissetmek garipti.
💬
Lior oturmam için sandalyemi çektiğinde gülümsemeye çalıştım, ben oturduğumda o da yanıma, kendi yerine oturdu. Süreç dünkü gibi işledi. Oturup yemek yedik, sohbet edildi. Sohbetin ana konusu yine aynı şeylerdi, bu yüzden pek katılmadım çünkü aynı şeylerden bahsetmekten sıkılmıştım. Yemekten sonra insanlar bize hediye getirince şaşırdım. Tabii herkes getirmemişti ama önümde o kadar fazla hediye birikmişti ki Arianwen’in emriyle tanrılar hediyeleri almış, saraya götürmüşlerdi. Yarın sabah yaşayacağımız yeni saraya götürüleceğini söylemişti. İnsanlara karşı minnettarlığımı nasıl göstereceğimi bilemediğimden tek yapabildiğim gülümseyerek teşekkür etmek olmuştu.
💬
Hediye faslı bittiğinde eğlence kısmına geçmeden önce Lior ve benim için geniş alanın ortasına iki sandalye koydular. Sandalyelere oturduğumuzda yüz yüzeydik ve dün gece bahsettiği şeyi yapmamız gerektiğini anlamam zor olmadı. İlk hamleyi ondan beklerken o kadar gergindim ki ağlamak üzereydim. Lior gözlerin üzerimizde olduğunu bildiğinden beklemedi, yaklaşıp kollarını belime sararak beni kendine çekti; bacaklarım bacaklarının arasına girdi. Kollarımı kaldırıp boynuna sardım, pelerinimin geniş kolu omuzlarından aşağı döküldü ve yanaklarımız birbirine yaslandı. Ağlamamak için dişlerimi sıkarken eminim ki yanağımdaki hareketliliği hissediyordu.
💬
Biz sarıldığımız anda insanlar hep bir ağızdan dualar etmeye, bizim için iyi dileklerde bulunmaya ve bunları yaparken etrafımızda dönerek üzerimize gül yaprakları atmaya başladılar. Bu dans ettiğimiz andaki gibi bir yakınlık değildi, tamamen iç içe geçmiş gibi görünüyorduk ve rahatsız hissediyordum. Hafifçe yerimde kıpırdandığımda Lior’un parmakları belimde hareket etti. Kendi put gibi duruyordu ve benim de aynı şekilde durmam için küçük bir uyarı yapıyordu.
💬
İnsanların söylediklerini dinlerken, “Ne zaman bitecek?” diye sordum kulağına doğru. Bir yandan da insanlara gülümsüyordum.
💬
“Uzun sürmez,” dedi kısık bir sesle. Konuşurken yanağı yanağıma sürtündüğü için gözlerimi kıstım. Kırmızı saçlarından tutup dağlara doğru fırlatmak istediğim adamla bu şekilde oturmak zoruma gidiyordu. Parmaklarımı ensesine sürttüğümde kasıldığını hissettim ve saçlarımın arasına yayılan o sıcak nefesi bir anda kayboldu. “Ya da bitsin.”
💬
Bir anda geri çekilmesiyle afalladım, insanlar da bunu beklemiyor olmalı ki sustular. Lior ayaklanıp, “Eğlence zamanı!” diye bağırdığında insanlar başta hiçbir tepki vermese de sonrasında coşkuyla bağırmaya başladılar.
💬
Ayağa kalkıp ailelerimizin olduğu masaya baktığımda gözlerini Lior’a diktiklerini gördüm. Özellikle Arianwen büyük bir şaşkınlık ve öfke karışımıyla bakıyordu. Lior hiçbir şey söylemeden insanların arasına karışınca ne yapacağımı bilemeyerek etrafıma bakındım, sonra ailemin yanına gittim. O daha rahatmış gibi gelmişti ama bırakıp kaçan da o olmuştu. Ben her şeye katlanırken onun bu şekilde gitmesi öfkelenmeme neden oldu.
💬
Annemin yanında dikildiğimde annem koluma dokunup, “Bir tanem,” diye mırıldandığında gözlerim yüzüne indi. “Otur yanıma.”
💬
“Biraz uzaklaşıp rahat nefes almam gerekiyor, kalabalıkta bunaldım,” deyip masaya eğildim ve gümüş bardaklardan birini aldım. “Şu an bizi fark edemeyecek kadar kendilerinden geçmişler.”
💬
Kimseye bakmadan ya da bir karşılık beklemeden masadan uzaklaştım. Bardağın içindeki soğuk içecekten bir yudum alarak dudaklarımı ıslattığım sırada meydandan uzaklaştım. Biraz gezindikten sonra geri döner, bir süre daha aralarında durur ve sarayıma dönerdim. Bu gece saraydaki son gecemdi. Arada sırada elbet giderdim fakat artık benim sarayım diyebilir miydim bilmiyordum. Arkadaşlarım da benimle birlikte gelecekti, içten içe onları hâlâ sürüklemek istemesem de artık bu durumu da akışına bırakıyordum. Onlar sık sık saraya gidebilirdi. Benim sık gitmemi bile sorun edecek tanrılar vardı.
💬
İçeceğimi yudumlarken bir evin duvarına yansıyan gölge dikkatimi çekti. Sokakta benden başka kimse yoktu ve duvarda da tek bir kişiye ait gölge vardı. Gözlerim kısılırken bardağı iki avucumun arasına aldım, gölgeye yaklaştım. İlgimi çekme sebebi duvara bir gölgenin yansımış olması değildi, sonuçta insanlardan ya da tanrılardan biri de olabilirdi. Dikkatimi çeken daha çok elinde bir şey sallıyor oluşuydu. Sessiz olmaya özen göstererek ilerdim, birkaç dakika sonra gölgenin sahibinin pelerinini gördüm ve o kişinin Lior olduğunu anladım.
💬
Anlaşılan o da kimsenin olmadığı bir köşeye kaçmıştı. Bedeni hareket ettiğinde ben de uzaklaşmak için arkamı dönecektim ki elindeki baltayı gördüm. Demek ki salladığı şey oydu. Baltasını neden ortaya çıkarmıştı ki? Bilmediğimiz bir durum mu vardı? Merakım artınca ona yaklaştım. Benim farkımda değil gibiydi. Aramızda birkaç metre kaldığında tam seslenecekken baltasını kaldırdı. Baltanın keskin yüzeyini boynuna yaklaştırdığını görünce gözlerim irice açıldı. Ne yapıyordu bu adam?
💬
Balta boynuna dayalıyken omuzları çöktü. Lior’un istemediğini en net anladığım andaydım. Günlerdir o kadar sakindi ki bu boş vermişliği öfkemi artırmıştı. Şimdiyse kendi yaşamına son verecek kadar evlilik işinden nefret ettiğini görebiliyordum. Onu durduracak mıydım? Beni öldüren birine merhamet edecek değildim. Kendini öldürebilir, bu işi kökünden çözebilirdi. Fakat bir yandan da onun ölümünün ardından gelecek olan felaket vardı. Bilerek yapıyor olabilir miydi? Evlenince eli kolu bağlı olacaktı. Belki de bizi bu şekilde savaşa sürüklemeyi düşünüyordu. Kaşlarım çatıldı. Ona izin vermeyecektim.
💬
Koşar adımlarla yanına gittim. Lior’a dönüp arkasına bakma fırsatı vermeden baltayı tutan elini sertçe kendime çekerek boğazından uzaklaştırmasını sağladım. Normalde o istemeden kolunu hareket ettiremeyeceğimi biliyordum, boş bir anına denk gelmem isabetli olmuştu. Beni karşısında görmeyi beklemediği yüzüne yayılan şaşkınlıktan belli oluyordu. Ben çatık kaşlarla ona bakarken o, ne olduğunu algılamaya çalışıyordu.
💬
“Ne yapıyorsun sen?” diye sordum sert bir sesle. “Madem ölmeye isteklisin, bunu daha önce yapacaktın!”
💬
Lior’un yüzündeki şaşkınlık yavaşça kayboldu, o da kaşlarını öfkeyle çattı. Elini hızla geri çekip elimden kurtarırken, “Ölürken de sana mı soracağım?” diye sordu. “Rahat bırak beni.”
💬
“Öl de bu da üstüme kalsın, değil mi?” Ellerimi sertçe göğsüne vurduğumda geriye doğru sendeledi. “Bu durumdan kendini öldürecek kadar nefret ediyorsan başta çözmeye çalışacaktın!”
💬
“Evet, nefret ediyorum!” diye bağırdığında gür sesi kulaklarımı çınlattı. Bir adım geriledim. “Senden de seninle evlenecek olmamdan da elimi kolumu bağlayan her şeyden de nefret ediyorum! Öldüğümde hiç değilse bunu yapmak zorunda kalmayacağım ve vicdan azabı çekmeyeceğim.”
💬
Sesi şehri inletecek kadar gür olduğundan gözlerimi kısarak etrafıma bakındım. “Alçalt o sesini,” derken tekrar ona baktım. “Kardeşini durdurabilmenin bir yolu olsaydı sen de yapardın, onu öldürmezdin.”
💬
“Şunu söyleyip durmayın!” Bağırırken ellerini hızla salladığından baltası yola savruldu. “Ben bilmiyor muyum kardeşimi öldürdüğümü? Söyleyip durmayın!”
💬
Gözlerimi sıkıca yumup burnumdan sert bir nefes verdim. Şehirdeki eğlence devam etse de birilerinin duymasından, duyup başımıza toplanmalarından endişe duyuyordum. Bu işi bozan olmak istemiyordum çünkü suçlanmalardan çok sıkılmıştım. Gözlerimi açtığımda aynı öfkeyle bana baktığını, bedeninin öfkeden titrediğini gördüm. Saçlarını çekiştirerek yerdeki baltasının sapına sertçe vurdu ve baltanın daha ileri savrulmasını sağladı.
💬
“Sana hak vermek istemiyorum! Seninle konuşmak, seni görmek bile istemiyorum,” dedi, elleri hâlâ saçlarındaydı. Gözlerinin beyazı kanlandığı için siyah gözleri daha ürkütücü duruyordu. “Anladın mı beni? Sana katlanamıyorum.”
💬
“Bu da senin cezan olsun,” dediğimde duraksadı. “Bu da senin kardeşini öldürmenin cezası olsun,” dedim bu kez üstüne basa basa. Madem onlar beni her fırsatta suçlayabiliyordu, bunu ben de yapabilirdim. “Ölmeyeceksin, yarın o yemini edeceksin ve tanrı ömrün boyunca beni görmek, sesimi duymak zorunda kalacaksın.” İşaret parmağımı yüzüne doğru salladım. “Ben cezamı çekeceğim ama sen de çekeceksin. Belki o zaman suçsuzken birilerinin sürekli seni suçlamasının, anlaşılmamanın ne demek olduğunu anlarsın.” Elimi indirirken son kez gözlerine baktım, ardından sırtımı döndüm. “Kardeşini elinden hiçbir şey gelmediği için öldürdün ve ben de senin cezan olacağım.”
💬
Hızlı adımlarla sokakta ilerlerken arkamdan delirmiş gibi bağırdığını duyabiliyordum. Eğer öfke sadece bağırarak kusabileceğim bir şey olsaydı ben öfkemi bu kadar yutmak zorunda kalmazdım. Bu işten kolayca sıyrılmasına izin vermeyecektim. Nasıl ki o bana beni gördüğü her an yaşanılanları hatırlatıyordu, ben de fırsatını bulduğum her anda gerçekleri onun yüzüne çarpacaktım. Tek suçsuz kendisiymiş gibi davranmasına göz yumacak değildim.
💬
Ailemin yanına döndüm fakat oturmadım. Onlar da tavırlarımdan ve yüz ifademden bir terslik olduğunu anlamış olsa gerek ayaklandılar. Basiliskler kendi aralarında bu sahte şenliğe devam edebilirlerdi, daha fazla burada durmak istemiyordum. Biz onların yanından ayrılana kadar da bir daha Lior’u görmedim. Hatta ona, onu bıraktığım sokak köşesinde bile rastlamadım. Kartallar bıraktığımız yerdeydi. Oraya ulaşana kadar ailemin bana yönelttiği tüm bakışlara kayıtsız kaldım.
💬
Sarayımdaki son gecem belki sessiz geçer diye düşünsem de saraya döndüğümde ve odama girdiğimde zihnimdeki gürültü bana yetti; birilerinin konuşmasına gerek bile kalmadı. Üzerimdeki kıyafetleri resmen parçalamak ister gibi çıkarıp kendimi suyun altına attım. Sanki sesleri, kokuları, her şeyleri benim tenime sinmişti. Onların izlerinden arınmak için saatlerce buz gibi suyla dolu küvetin içinde uzandım fakat şimdi bunu başarsam dahi bir ömür onlarla yan yana olacaktım. Kurtulmam imkânsızdı.
💬
Üzerimdeki bornozla yatağa uzanıp ıslak saçlarımı yastığa serdim. Lea ve Kaida beni saraya girerken görseler de eminim ki odama gelmezlerdi, tutmaya çalıştığım öfkemi görebilecek kadar beni tanıyorlardı. Parmaklarımı sertçe alnıma bastırarak alnımı ovarken gözlerimi yumdum. Bir gece bile bu tartışmaya katlanamıyorken her gecemizin bu tür tartışmalardan oluşma ihtimali beni geriyordu. Yüzümü yastığa gömüp sesli bir nefes verdim. Yarını da atlatmam, göz önünden çekilmem gerekiyordu.
💬
Ağlamamak için gözlerimi yumarken kendimi uyumaya zorladım. Uyumazsam yine tüm gece ayakta olacak, herkesin keyfi yerindeyken tek baş ağrısı çeken, zorlanan ben olacaktım. Bu yüzden zihnimden uzaklaştım, içimdeki tanrıça enerjime odaklandım. Enerjimi kendi içimde büyütmeyi, iyileştirmeyi ve beni sakinleştirmesi için kontrol etmeyi denedim. Birikmişlik yüzünden biraz zorlansam da bir saatin sonunda bedenim gevşedi, zihnim duruldu ve huzursuz olacağını bilsem de diğer günlere nazaran daha uzun bir uykunun kollarına çekildim.
💬
Öğlene doğru uyanmak beklemediğim bir şeydi. Birileri gelip beni uyandırsa hatırlar, uyanırdım ama kimse gelmemişti. Bu denli uzun bir uykudan dinlenmiş gibi değil, üzerimden tonlarca yük geçmiş gibi uyanmak garip gelmedi. Kabaran kıvırcık saçlarımı parmaklarımla düzeltmeye çalışırken doğruldum. Bornozla ve dağılmış saçlarla berbat görünüyor olmalıydım. Kimsenin gelmemiş olması birazdan kapıma yığılmayacakları anlamına gelmiyordu. Annem erkenden yeni saraya gidileceğini ve hazırlığın orada yapılacağını söylemişti.
💬
Kısık gözlerle etrafıma bakındığımda dün odanın ortasında duran askılığın yerinde olmadığını görmek duraksamama neden oldu. Demek ki odaya giren olmuştu ve benim isteğim dışı girebilecek olan tek kişinin annem olacağını düşünecek olursak erkenden gelip gelinliği almıştı. Normalde birinin varlığını hissederdim, onu nasıl hissedip uyanmadığımı anlayamadım. O kadar derin bir uykuda mıydım?
💬
Banyoya girip elimi yüzümü yıkadıktan sonra bornozdan kurtuldum ve üzerime gün içinde giydiğim elbiselerden birini giydim. Kabaran saçlarımı düzeltirken aynanın önünde duruyordum, ışıltısı azalan yüzüm kötü haldeydi. Donuk bakan gözler, donuk bir cilt ve kıpırdamayan dudaklar. Kendimi bu şekilde görmek hiç iyi hissettirmiyordu. Ben her zaman ışığına güvenen bir kadınken beni sönmüş bir yıldız olmaya mecbur bırakıyorlardı. İzin verecek miydim?
💬
İstediklerini yapacaktım fakat kendime geldiğimde, şu anki ruh halimden kurtulduğum anda çark tersine dönmeye başlayacaktı. Elbisemin eteklerini ellerimle düzeltirken odamdan çıktım. Başım yere eğik olduğundan ilk görüş açıma giren üç çift ayak oldu ve başımı yavaşça kaldırdığımda ikizler ve Ansel’la burun buruna geldim. Ne zamandan beri buradaydılar? Karmaşık bir ifadeyle onlara baktığımda Theron kolunu uzattı ve gülümsedi.
💬
“Neden buradasınız?”
💬
Theron kolunu sallayıp, “Seni almaya geldik,” dediğinde kaşlarım çatıldı, Theron’un koluna girdim.
💬
“Kendim yürüyemiyor muyum?” diye homurdanmam Thaddeus’ın gülmesine neden oldu. “Hem ne zamandır kapımdasınız?”
💬
Koridorda ilerlerken Ansel göz devirip, “Babam sabahın erken saatlerinde bizi gönderdi,” dedi sert sesiyle. “Saatlerce senin homurdanmalarını dinledik.”
💬
“Uyurken homurdanmam,” dediğimde Thaddeus tekrar gülerek, “Emin ol homurdanıyorsun,” dedi. Rüya görmüş olabilirdim, hatırlamıyordum. Muhtemelen rüyamda bile bir şeylerle cebelleşiyordum.
💬
Merdiven basamaklarından inerken, “Babanız ne yapacağımızı da söyledi mi?” diye sordum.
💬
Bizden birkaç basamak aşağıda olan Ansel, “Seni yeni saraya götüreceğiz,” diye yanıtladı. “Herkes çoktan gitti. Hazırlıklar bitmiş bile olabilir.”
💬
“Kurtuluyorsunuz benden,” dedim alaycı bir tavırla.
💬
Theron diğer eliyle yavaşça omzuma vurdu. “Senden kurtulmak istesek birkaç numarayla saraydan postalardık.”
💬
“Ha düşündünüz yani?”
💬
Thaddeus, “Yazık, toparlayamadı kafasını,” deyince ona ters ters baktım. İkizleri severdim, Ansel’la olduğu gibi anlaşmazlıklarımız olmazdı.
💬
Birlikte saraydan çıkarken gerçekten kimsenin sarayda olmadığını fark ettim. Birkaç kişi kalmıştı ama muhtemelen onlar da düğün sırasında gelmiş olurlardı. Kıyıda bizi bekleyen atlara yaklaştık. Atımı görmek dudaklarımın bükülmesine neden oldu. Onu geri götürmemelerini söylemeyi aklıma not ettim. Ben neredeysem o da orada olmalıydı. Hem sık sık onunla gezintiye çıkardım ve birkaç saatliğine de olsa enerjimi tazeleyebilirdim. Evet, kesinlikle bana iyi gelirdi.
💬
Ansel ve ikizler önden ilerlerken onları takip ettim. Hızla ilerlerken yüzüme çarpan rüzgâr kendime gelmemi sağladı. Bitiyordu işte. O sarayın bahçesine girecektim, yeni evime bakacaktım, akşam için hazırlanacaktım ve her şey planlandığı gibi ilerleyecek, düğün faslı bitecekti. Bitti sandığım kâbus aslında yeni başlamış olacaktı ama ben o anın gerginliğiyle bunu unutacak, sadece bu akşamı bitirmeye bakacaktım.
💬
İki saray arasındaki mesafe kısa olsa da yolun yarısında atı yavaşlattığım için normalden daha uzun bir sürede saraya yaklaştık. Yalnızca benim değil, atımın da ayakları geri gidiyor gibiydi. Huzursuzluğumu hissediyordu, ben de onunkini hissediyordum. Blizzard’ı merak etmeden edemedim. Sarayda değildi, olsaydı kokumu takip ederdi. Arkadaşlarım giderken onu da almış olmalılardı. Blizzard da benimle kalacaktı. En azından etrafımda sevdiklerim olacaktı. Belki saray daha yaşanılabilir bir hâl alırdı.
💬
Sarayın yeni çiçeklendirildiği belli olan bahçesine girdiğimizde tüm gözler bize çevrildi. Tam ortada mermer bir havuz ve beş katlı bir fıskiye vardı. Bahçedekilere bakmadan sözlerimi saraya diktim. Temizlenmişti, terk edilmiş halinden eser yoktu. Dikdörtgen formdaki üç katlı sarayın ana kubbesinin dışında üç konik kubbesi daha vardı; kubbeler camdandı. Pencereleri bizim sarayımızdaki kadar büyük değildi, büyük olmadığı için de oldukça fazlalardı. Sarayın girişindeki merdivenleri çevreleyen uzun kolonların önünde duran babamı gördüm. Bahçeden girdiğimiz anda bakışları bize saplanmıştı.
💬
Taşlı yolda atı daha da yavaşlattım ve bakışlarımı babamdan ayırıp bahçeyi inceledim. Devasa bir bahçesi vardı ve tüm bahçede masalar kurulmuş, süslenmişti. Tanrılar hâlâ etrafta koşuşturuyor, hazırlıklara devam ediyorlardı. Basilisk tanrılarının da burada olduğunu yabancı yüzleri gördüğümde anladım. Zaten erkenden gelmemeleri şaşırtıcı olurdu. Arianwen çoktan nerede oturacağını bile seçmiş olmalıydı. Durum ne kadar zoraki olsa da kendinden ödün vermezdi.
💬
Atı havuzun önünde durdurduğumda sıçrayan sular yüzüne geldiğinden atım huysuzlandı, bu yüzden inmeden önce onu merdivenlere yaklaştırdım. Atından inen Theron yanıma gelip inmemde yardımcı oldu. Aslında gerek yoktu ama onu geri çevirmek istemedim. Babamın işaretiyle birleri hızla yanımıza gelip atlarımızı götürürken bakışlarım babama döndü. O çoktan hazır görünüyordu. Bembeyaz kıyafetleri ve beyaz pelerinindeki altın işlemelerle öncü olduğunu belli ediyordu.
💬
“Geç kaldınız,” dedi babam tek tek yüzlerimize bakıp.
💬
Ansel merdivenleri çıkarak babama yaklaşırken, “Morwenna uyandığı anda getirdik,” dediğinde göz devirdim. Ne görev adamı ama!
💬
Babam, Ansel’a yandan bir bakış attıktan sonra bana döndü. “Annen içeride seni bekliyor.”
💬
“Aman ne güzel,” diye söylenerek sert adımlarla basamakları çıktım ve babama bakmadan yanından geçerek saraya girdim.
💬
Kapıdan girdiğim an beni büyük bir ana giriş karşıladı. Dışarıdan üç katlı duran yapının ikinci katı asma kattı ve ana girişteki uzun heykel tavana kadar uzanıyordu. Üst kata çıkan büyük, spiral merdivenler koyu ahşaptı. Heykelin yanında durduğumda bazı kapıları ve koridor girişlerini görebiliyordum. Göremediğim üçüncü kattı. Muhtemelen zamanında üçüncü katı özel olarak kullanıyorlardı, yani öncülerin kaldığı kat olduğunu düşünüyordum.
💬
Ahşap merdivenlerden hızla inen Lea’yı gördüğümde adımlarım durdu. Lea kızarmış bir yüzle, “Sonunda gelmiş,” diyerek merdivenin ortasında durdu, elini salladı. “Gel hadi, Rosalba söylenip duruyor.”
💬
“Sanki bir yere kaçabiliyormuşum gibi,” deyip arkadaşıma yaklaştım. Ben basamakları çıkarken beni beklemeye devam etti.
💬
“Hazırlanman için ikinci kattaki odalardan birini ayarladılar,” dedi yanına ulaştığımda. “Normalde kalacağın oda üst kattaymış.”
💬
Lea’yla birlikte basamakları çıkarken, “Hiç merak etmiyorum biliyor musun?” deyip burnumdan sert bir nefes verdim. “O herifinkinden uzak bir oda olsun yeter.”
💬
“Ortak bir oda da hazırlanmış,” diye fısıldadığında bakışlarım hızla ona döndü. “Telaşlanma, sadece göstermelik. Normalde odalarınız ayrı.”
💬
“Göstermelik odaya ne gerek var?” diye sordum öfkeyle. “Sanki gelip bizi kontrol edecek biri var ya da birilerinden bir şey gizliyoruz. Herkes farkında zaten mecburiyetten olduğunun.”
💬
Lea omuz silkerken bana üzgün gözlerle baktı. Burnumdan solurken sessiz kalıp Lea’nın beni bahsettiği odaya götürmesini bekledim. Merdivenlerin hemen sağındaki koridora girdik, ilk kapının önünde durduk. İçeriden annemin sesi geliyordu, bu gerilmeme neden oldu. Kapıyı açtığımızda tüm sesler kesildi, bakışlar kapıya döndü ve içerideki kalabalıkla göz göze geldim.
💬
“Morwenna!” Annem telaşla yanıma yaklaşırken bakışlarım onun yüzüne kilitlendi. “Bu kadar geç kalacağını bilsem kesinlikle seni uyandırırdım!”
💬
“Bu telaş neden?” diye sorduğumda annem duraksadı, içeridekiler ise birbirine kaçamak bakışlar attı. “Seçtiğin kıyafeti giyeceğim ve bitecek.”
💬
Annem gözlerimin içine baktı, ardından arkasına dönüp, “Lea, Kaida ve Lumi dışındakiler dışarı çıksın,” derken sesi sert çıktı. “Morwenna’nın hazırlanmasına yardım edecekler.”
💬
Herkes başını sallayarak kapıya yaklaşınca çıkmaları için kenara çekildim. Odada biz bize kaldığımızda Lea tedirgince kapıyı kapatıp yanımıza geldi. Lumi benim için büyük aynanın önündeki sandalyeyi çevirdiğinde dilimi ağzımın içinde döndürdüm, sakin olacaktım. Sakin olacaktım ve kimseyle kavga etmeden bugünü bitirecektim. Aksi halde kendimi kontrol etme konusunda zorlanmaya başlamıştım ve ne olacaksa olsun deyip bırakma raddesinde dolanıyordum.
💬
Annem ve Lea gelinlikle ilgilenirken Lumi arkama geçti ve saçlarımı taramaya başladı. Parmakları saçlarımda gezerken bedenimin gevşeme sebebinin o olduğunu, beni şifalı parmaklarıyla dizginlediğini biliyordum. Bunun için ona minnettardım çünkü işe yarıyordu, gerginleşen kaslarım gevşiyordu. Lumi saçlarıma nasıl bir şey yapacağını anlatırken aynadan ona bakıyordum ama tam dinlediğimi söyleyemezdim. O da bunun farkında olmalı ki bana ne istediğimi sormuyor, kendi kafasında gelinliğe yakışacak bir model tasarlıyordu.
💬
Lumi’nin saçımı, Kaida’nın da makyajımı yapması uzun sürmedi. Kaida’dan sadece yüzümü renklendirmesini, daha canlı görünmesini sağlamasını istemiştim, abartı bir şey istemiyordum. Lumi da kıvırcık saçlarımı taramış, üst kısımda yaptığı örgüleri arkada birleştirmiş, iki ince örgüyü de yüzümün iki yanından serbest bırakmıştı. Örgülere gümüş tokalar da takmıştı. Sandalyeden kalktığımda gelinliği askısıyla birlikte bana yaklaştırdılar ve annem gücünü kullanarak önce kıyafetlerimin yavaşça bedenimden çıkmasını, kollarımı kaldırdığımda da havada asılı duran gelinliği hareket ettirerek kılıf gibi bedenime oturmasını sağladı.
💬
Aynaya doğru döndüğümde Lea arkama geçip korsenin iplerini kavradı. Beyaza yakın, buz mavisi bir gelinlikti. Üst kısmı kalıp gibi duran bir korseydi, etekleri ise yine aynı şekilde kalıp gibi duran, kabarık ve çok katlıydı. Korse straplezdi, Lea ipleri sıktığında göğüslerimi sıkıca sarmıştı. Korsenin alt kısmı V şeklindeydi. Korsenin göğüs ve etekle birleşen V şeklindeki ucunda olan işlemelerle kristal taşlar o kadar gösterişli görünüyordu ki normalde bunu bir elbise olarak giysem kendime hayran olabilirdim. İki göğsümün arasında kristal, diğer taşlardan büyük ve elips şeklinde bir taş vardı. Taşın alt kısmından korsenin uç kısmına kadar gümüş ipler çapraz bir şekilde bağlanmıştı ve iplerin bitiminde, korsenin etekle bağlandığı kısımda yine aynı taştan vardı. Benzer gümüş işlemeler ve taşlar gelinliğin eteğini de süslüyordu.
💬
Ben gelinliği büyük bir dikkatle incelerken boynuma değen soğuklukla irkildim. Annem arkamdaydı, parmaklarının arasında boynuma sarkan kolyenin içi ucu vardı. Elmaslarla süslü kolyenin ucundaki büyük elmas gerdanımda parıldamaya başladı. Annem geri çekildiğinde ise bu kez Lumi elindeki küpelerle bana yaklaştı. Sanki cansız bir bebektim, öylece duruyordum ve beni dilediklerince süslemelerine izin veriyordum. Herkesin gözlerini kamaştırırken ışığı kendi içini bile aydınlatmayan bir bebek.
💬
Annem elinde gelinlikle aynı renk, uzun, beyaz kürklü yakası olan pelerinle bana yaklaştı; kürk sırt kısmına doğru sarkıyordu ve aynı şekilde iki ucunda da yakandan başlayıp yerde sürüklenen eteklerine kadar inen beyaz tüyler vardı. “Artık hazırsın,” dedi annem pelerini omuzlarıma bırakırken. “Kızlar, siz de gidip hazırlanabilirsiniz.”
💬
Arkadaşlarım yavaşça başlarını sallayıp bana kaçamak bakışlar atarken odadan çıktılar. Annemle ve aynadaki yabancı görüntüyle baş başa kaldım. “Güzel oldum mu?”
💬
Annem sorumu duyunca duraksadı. “Güzel de ne kelime,” deyip ellerini kollarıma koydu ve arkamda dururken aynada göz göze geldik. “Bugün evrendeki en güzel tanrıçasın.”
💬
“Aynı zamanda en kötü kadere sahip,” diye fısıldadığımda annemin omuzları çöktü.
💬
“Morwenna,” dedi annem beni kollarımdan tutup kendine doğru çevirirken. Tekrar göz göze geldik. “Tek bir kader için bize verilen ömür çok uzun.” Kollarımı okşarken dudaklarında kederli bir gülümseme oluştu. “Yarın daha kötü olabilirsin, sonraki gün çok daha kötü ama senin uzun ve güzel bir hayatın olacak, ben buna inanıyorum. Şimdi değilse de bir gün mutlaka.”
💬
Başımı iki yana sallarken sessiz kaldım. Nasılsa söylenenler de söyleyeceklerim de hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Ona bir volkan gibi patlamak üzere olduğumdan, yaşanılacaklardan ve yaşatacaklarımdan bahsetmedim. Kimseye bahsetmeyecektim. Önce düştüğüm çukurdan çıkmalı, kirden arınmalı, dinlenmeli ve kendime gelmeliydim. Her şeyi o günden sonra düşünecektim.
💬
Annemin yardımıyla eteği tutarak pencere kenarındaki koltuğa oturdum. Annem de hazırlanmak için odadan çıktığında yalnız kaldım. Bahçedeki kargaşa son buldu, diğer soylar bir bir sarayın bahçesinden girdi, herkes onlara ayrılan masalara oturdu, sohbetler büyük bir gürültü oluşturup kulaklarıma doldu ve gökyüzü yavaşça kararmaya başladı. Hiç hareket etmeden öylece durup onları izledim. Ta ki kapım tıklatılana ve babam ben girmesini söylediğimde içeri girene kadar.
💬
Babam içeri girerken gelinliğin eteğini tutup dikkatli hareketlerle ayaklandım. Babam beni baştan aşağı süzdü, yüzündeki o sert ifade kırıldı. Bunun benim için hiçbir anlamının olmaması ne acıydı. “Hazırsan çıkalım mı?” diye sorduğunda bir şey söylemeden ona yaklaştım. “Yemin için sunak hazırlandı. Bittikten-“
💬
“Gidelim,” deyip kapıya doğru ilerledim. Ben kapıyı açana kadar hareketsiz bir şekilde bekledi. Kapıda durup ona bakınca çatık kaşlarla beni izlediğini gördüm. Bense kayıtsızca ona bakıyordum.
💬
Yanıma geldi, birlikte odadan çıktı. Merdivenlerin başında durduğumuzda kolunu bana uzattı ve bekletmeden koluna girdim. Biz basamakları inmeye başladığımız anda lir ve yan flüt sesi birleşti, sarayın içini doldurdu. Basamakları inerken bakışlarım sarayın girişine kaydı ve Lior’un sırtı dönük bir şekilde kapıda beklediğini gördüm. Midem bulanmaya başladı, gerginlikle birkaç kez yutkundum.
💬
Babam beni Lior’un yanında bıraktığında ve bahçeye, ailemizin yanına döndüğünde herkesi ve her şeyi daha net gördüm. Lior bana kolunu uzattığında alkışlar bahçeyi inletti. Dişlerimi sıkarken Lior’un koluna girdim ve beni yönlendirmesine izin verdim. Biz merdivenlerin basamaklarını yavaşça inerken tüm gözler üstümüzdeydi. Harrison’ı gördüm, bir köşeden bana buruk bir gülümsemeyle bakıyordu. Bu yaşlı adam beni herkesin önünde ağlatmak mı istiyordu?
💬
Havuzun etrafından dolanıp arka kısmında durduğumuzda önümüzdeki düz, bahçenin sonuna kadar uzanan çakıl taşlı yola baktım. O kadar büyük bir kalabalık vardı ki gözlerim tek bir noktaya odaklanamıyordu. Ben saraya geldikten sonra yolun ortasına konmuş sunağa doğru ilerlediğimiz sırada iki yanımızda duran tanrılar avuçlarındaki gül yapraklarını üzerimize saçtılar. Herkesin bu kadar normal davranması tenimin de kalbim gibi bumbuz olmasına neden oluyordu.
💬
Sunağın önünde durduğumuzda alkış sesleri ve bağırışlar dindi, müzik aletleri sustu. Lior’un kolundan çıktım ve birlikte yan yana sunağa baktık. Mermerin üzerinde farklı boylarda mumlar vardı, hepsi yanıyordu. Ortadaki büyük, altın kâsenin içi suyla doluydu. Kâsenin yanındaki altından kadehleri ve sapı taşlarla süslü bıçağı gördüğümde farklı soyların evliliği hakkındaki ayrıntılar zihnimde canlandı. Başımı çevirdiğimde Lior’la göz göze geldik, sonra onun bakışları hızla bedenimde kaydı. Bembeyaz giyinmişti, pelerinin ve ceketinin işlemeleri gelinliğimle uyumlu olması için buz mavisi seçilmişti.
💬
Bakışmayı kesip sunağa yaklaştığımda ortam nefes sesimi duyabileceğim kadar sessizdi. Eğilip ellerimi altın kâsenin içine soktum ve temiz suda ellerimi ovaladım. Ben ıslak ellerimi kenara konmuş beyaz, yumuşak bezle kurularken bu kez Lior ellerini kâsenin içine soktu. İkimiz de ellerimizi yıkayıp karşı karşıya durduk. Lior gözlerime bakarken masaya uzanıp camdan küçük kutuyu aldı. Kutunun içinde ikimiz için yapılmış yüzükler vardı. Ellerimizi suyla temizlemiştik, şimdi yüzüğü temiz parmaklarımıza geçirecektik.
💬
Lior yüzükleri alıp kutuyu kenara bıraktığında elimi ona doğru uzattım. Gözleri ilk kez gözlerimden ayrıldı ve ona uzattığım elime baktı. Bu bakış sandığımdan uzun sürünce parmaklarımı hareket ettirip onun duyabileceği tonda, “Hadi,” diye fısıldadım. Yüzlerce tanrının odak noktası olmak, onun bakışlarından daha gerici değildi.
💬
Lior elimi tuttuğunda ve gösterişli altın yüzüğü parmağıma geçirdiğinde bedenimdeki tüm tüyler havaya dikildi, irkildim. Elimi tutmaya devam ederken bakışları yüzümü buldu, gözlerime bakarken bu kez o elini bana doğru uzattı. Onun gibi bu süreci uzatmadan direkt diğer yüzüğü de elinden aldım ve bir elimle benimkini avucunda kaybedecek büyüklükteki elini tutup diğer elimle yüzüğü onun parmağına geçirdim. Alkış seslerini duyabiliyordum, göğsüm yanıyordu.
💬
Lior’a bakarken elimi yana attım ve bıçağı aldım. Bu andan kurtulmak istediğimizi hızlı hareketlerimizle belli ediyorduk. Eminim ki tüm tanrılar da bunun farkındaydı. Parmağımın ucuna küçük bir kesik attığım bıçağı ona uzattım. Bıçağı alırken bana bakmadı. Parmağımdan akan kanı kadehlerden birine damlatırken o da benimle senkronize bir şekilde hareket ediyordu. Kadehleri elimize aldık ve birbirimize uzatırken göz göze geldik. Şimdi sırada kadehlerdeki içeceği içmeden önce edeceğimiz yemin vardı. Yemin sonrası onu öpmem gerekecekti, bunu nasıl yapacaktım?
💬
Uzattığı kadehi elime alıp, “Ben Tanrıça Morwenna,” dedim gür bir sesle. İçimdeki ses ise onu nasıl öpeceğini fısıldıyor, telaşla art arda cümleler kuruyordu. “Beyaz Geyik Boynuzu soyundan bir tanrıça olarak yeryüzündeki tüm nefes alan canlıların şahitliğinde bağlılığımı, yaratılışımdan bugüne kadar topladığım tüm gücümü, sevgimi,” dişlerimi sıkarken kısa bir an duraksadım, “sadakatimi ve saygımı Basilisk Tanrısı Lior’a adayacağım. Bana verilen sonsuz yaşamla Yaratıcı Tanrıların gözü önünde ruh ve beden bağı için söz veriyor, yemin ediyorum.”
💬
“Ben Tanrı Lior,” dedi Lior gözlerimin içine bakarken. “Basilisk soyundan bir tanrı olarak yeryüzündeki tüm nefes alan canlıların şahitliğinde bağlılığımı, yaratılışımdan bugüne kadar topladığım tüm gücümü, sevgimi,” o da benim gibi duraksadı, “sadakatimi ve saygımı Beyaz Geyik Boynuzu Tanrıçası Morwenna’ya adayacağım. Bana verilen sonsuz yaşamla Yaratıcı Tanrıların gözü önünde ruh ve beden bağı için söz veriyor, yemin ediyorum.”
💬
Birkaç saniyelik sessiz bakışmanın sonunda ikimiz de kadehlerimizdeki içeceklerden iki yudum aldık. Alkış sesleri tekrar ortamı sardığında Lior bana doğru bir adım attı ve bedenim kaskatı kesildi. Alkışlar devam ediyordu ve tüm bakışlar üzerimizdeydi. Altın kadehi parçalamak ister gibi sıkarken yüzüme doğru eğilen Lior’un gözlerine baktım. Siyah gözlerinde kendi yansımamı gördüm ve bakışlarımızın ne kadar benzer olduğunu anladım. Son aşamada artık kaçış yolu olmadığını bildiğimden başımı kaldırdım ve Lior’a yaklaştım.
💬
Dudaklarını dudaklarımda hissetmek seslerin benim için bir anda kesilmesine, tüm ışıkların sönmesine ve karanlığa gömülmeme neden oldu. Dudaklarımız aralandı, içeceklerin dudaklarımızda bıraktığı ıslaklık birbirine karıştı. Bir elimde kadehi diğer elimde de gelinliğimin kalın kumaşını sıkarken onu öptüm. Öpüştüğümüz anda da bedenimi tümüyle saran farklı bir enerji hissettim. Mührün ne olduğunu daha önce de deneyimlediğimden artık birbirimize mühürlendiğimizi biliyordum. Aynı anda geri çekildik. Telaşla kadehi sunağın üstüne bıraktım. Birbirimize bakmıyorduk ve açıkçası nereye bakacağımı da şaşırmıştım. Bitmişti, bağlanmıştık.
💬
Alkış ve bağırışların arasından bir uğultu yayılmaya başladığında hepimiz donup kaldık. Bedenim kilitlenmiş gibi hareket edemedim ve Lior’un da aynı durumda olduğunu, çatık kaşlarla ellerine baktığını gördüm. Bahçenin girişinde gözlerimi sızlatan bir ışık belirdiğinde irkilerek başımı o yöne çevirdim ve bedenim tekrar hareket yetisini geri kazandı. Benim gibi bahçedeki herkes de ışığa doğru dönmüştü.
💬
Yaklaşan kadını daha net gördüğümde gözlerim irice açıldı. Gece gibi simsiyah saçları dalgalar halinde çimlere kadar uzanıyordu. Üzerindeki siyah elbisenin etekleri onun gelişiyle var olan rüzgârla birlikte uçuşuyor, uzun ve ince bacaklarının ay gibi parıltısını gözler önüne seriyordu. Kucağında kırmızı tüyleri olan bir kuğu tutuyordu, bir eliyle onun başını okşuyordu ve kuğunun mavi gözleri bizim üstümüzdeydi. Tanrıçanın yaydığı enerji bir dalga gibi ilerleyip bize çarptı.
💬
Yeşil ışık saçan gözleriyle göz göze geldiğimde diğer tüm tanrılar gibi ben de kendimi bir anda dizlerimin üzerinde buldum. Ellerimi çimlere bastırıp başımı kaldırarak büyülenmiş bir şekilde ona bakarken tüm hareketlerim istemsizdi, güçlü bir enerji tarafından yönetiliyordum.
💬
Tuhaf ama tanıdık.
💬
Kudretli.
💬
“Merhaba,” dedi büyüleyici görüntünün sahibi. “Ben Carmenta.”
💬
˚⊱🔮⊰˚
💬
Biz geldiikkk!
💬
Şimdi şöyle ki… İşler artık tılsımların kaybolmasından, bulunmasından ya da diğer sorunlardan çıkıyor, yeni bir konuya doğru sürükleniyoruz. Yeni bir maceraya girişimiz de bu düğünle başlıyor. Hazırsanız Morwenna ve Lior’un kuracağı farklı dünyaya gireceğiz…
💬
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!
💬
Instagram: aycannsariahmet
💬
Tiktok: artemisinuykusuu
